|
Sırlı Olaylara İnanır mısınız? 3 Yıl, 10 Ay önce
|
Karma: 0
|
|
YARDIMSEVER ŞOFÖR
Kendi halinde yaşayıp giden yaşlı bir adamcağız... Bir karısı, bir de
külüstür kamyoneti var. Şehir içinde yük taşıyor, kazandığı üç-beş kuruşla
geçinmeye çalışıyorlar.
Kamyonetini yenilemek bir yana, doğru dürüst bakımını bile
yaptıramıyor."Bari lastikleri yenileyebilseydik" dediği bir zamanda,
kadına bir miktar miras kalıyor.
Yanlış olmasın, 30 milyon civarında; hani o paranın para olduğu zamanda. Rakamda yanılıyor olabilirim, belki de 30 bin lira. O parayla dört lastiği de yenilemek mümkün. Kadın, parayı eşine veriyor lastik alması için.
Adam yolda giderken, genç yasta dul kalmış olan, önceden tanıdığı bir
kadına rastlıyor.Hal hatır sorduktan sonra, iki çocuğuyla perişan bir
durumda olduğunu anlatan o genç kadına elindeki bütün parayı veriyor adam.
"Al kızım" diyor, "senin ihtiyacın benden daha fazla."
Çaresiz kadıncağızın nasıl sevindiğini tahmin edersiniz. Bin türlü dua
ediyor şoför amcaya.
Şoför amca, aksama eve dönünce eşi soruyor :
"Aldın mi lastikleri ?"
Adam ne desin...
- Almadım.
- Neden?
- Lastik yokmuş.
Baştan söylemeyi unuttum, bu tontoncuklar, Anadolu"nun ufak bir şehrinde
yaşıyorlar. Yani lastiğin bulunmaması normal sayılabilir.
- İyi madem... Parayı ne yaptın? Kaybetmedin ya!..
- Yok canım... Para şeyde, lastikçide. Gelince verecek.
Ondan sonra, kadın her aksam aynı soruyu soruyor, adam aynı cevabı veriyor:
- Gelmiş mi lastikler?
- Gelmemiş.
- Gelmiş mi?
- Gelmemiş.
Derken, o meşhur "Körfez Krizi" patlak veriyor. Adam artık her aksam aynı
yalanı söylemekten usanmış, eve gittiğinde diyor ki:
- Hanım, bizim lastikler yurt dışından gelecekti. İşte şimdi
gelmesi imkansız.
- Neden?
- Malûm işte, Körfez Krizi çıktı ya...
Kadıncağız günlerce, aylarca dua ediyor,
"Şu Körfez savaşı bir an önce bitsin de bizim adam, arabanın tekerlerini
yenilesin" diye.
şoför amca kabak lastiklerle yoluna devam ediyor. Günün birinde savaşın
bittiği ilan ediliyor.
Artık adam da söylediği yalanın ağırlığı altında iyice ezildiğini
fark ederek,
"Bu akşam eve gidince doğrusunu açıklayacağım" diye geçiriyor içinden, "ne
olursa olsun, kıyamet mi kopar?"
O kararlılıkla eve gittiğinde,
"Hanım, hani şu bizim lastik meselesi vardı ya..." diye söze başlamak
üzereyken,
Eşi "Hah tamam" diyor,
- Biliyorum.
- Neyi biliyorsun?
- Gelmiş, gelmiş.
- Ne gelmiş?
- Lastikler.
- Ne lastiği yahu?
- Arabanın...
- Nerden biliyorsun?
- Canım, senin lastikçi geldi.
- Benim lastikçi mi?
- Evet, iste şu kartı bıraktı bugün. Muhakkak yarın gelsin alsın
lastikleri dedi.
- Allah!..
Adam şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemiyor. Yemeğini yiyor, namazını
kılıyor, yatıyor ama uyku ne mümkün? Sabahı zor ediyor. Erkenden kalkıp
elinde kart, lastikçinin kapısına dikiliyor.
Lastikçi,
"Nerdesiniz beyim?" diye söze başlıyor, "Allah aşkına gelin alın şu lastiklerinizi !"
Şoför amcamız "Bu neyin nesi?" diye ısrarla sorunca, lastikçi meselenin aslını anlatıyor.
- Geçenlerde rüyamda Efendimizdi gördüm. "Filanca adama git, ona dört
lastik ver." buyurdu. Ben de hayırdır inşallah dedim ama, sonra rüyadır bu
deyip pek önemsemedim. Ne ettiğimi fark edemedim... Cahillik işte,
bağışlayın. Hayatım altüst oldu. Evvelki gece tekrar gördüm. Beni bir
azarladı ki sormayın.Bana şöyle söylendi :
"Senin kurtuluşun o adama vereceğin dört lastikte..."
"Ne olur, su lastikleri alın da kurtarın beni."
|
|
|
|
|
|
|
Kalbinizin Sesini Dinleyin 3 Yıl, 7 Ay önce
|
Karma: 0
|
|
Bu öykü, çiftlikten çiftliğe, yarıştan yarışa koşarak atları terbiye etmeye çalışan gezgin bir at terbiyecisinin genç oğluna kadar uzanır.
Babasının işi nedeniyle çocuğun orta öğretimi kesintilere uğramıştı. Orta 2. sınıftayken, büyüdüğü zaman ne olmak ve yapmak istediği konusunda bir kompozisyon yazmasını istedi hocası.. Çocuk bütün gece oturup günün birinde at çiftliğine sahip olmayı hedeflediğini anlatan 7 sayfalık bir kompozisyon yazdı. Hayalini en ince ayrıntılarıyla anlattı. Hatta hayalindeki 200 dönümlük çiftliğin krokisini de çizdi. Binaların, ahırların ve koşu yollarının yerlerini gösterdi. Krokiye, 200 dönümlük arazinin üzerine oturacak 1000 metrekarelik evin ayrıntılı planını da ekledi.
Ertesi gün hocasına sunduğu 7 sayfalık ödev, tam kalbinin sesiydi.. iki gün sonra ödevi geri aldı. Kağıdın üzerinde kırmızı kalemle yazılmış kocaman bir "0" ve "Dersten sonra beni gör" uyarısı vardı.
"Neden "0" aldım?" diye merakla sordu hocasına, çocuk.
"Bu senin yaşında bir çocuk için gerçekçi olmayan bir hayal..." dedi, hocası.
"Paran yok. Gezginci bir aileden geliyorsun. Kaynağınız yok. At çiftliği kurmak büyük para gerektirir. Önce araziyi satın alman lazım. Damızlık hayvanlar da alman gerekiyor. Bunu başarman imkansız!" dedi ve ekledi:
"Eğer ödevini gerçekçi hedefler belirledikten sonra yeniden yazarsan, o zaman notunu yeniden gözden geçiririm"
Çocuk evine döndü ve uzun uzun düşündü. Babasına danıştı. "Oğlum..." dedi babası.
"Bu konuda kararını kendin vermelisin. Bu senin hayatın için oldukça önemli bir seçim!." Çocuk bir hafta kadar düşündükten sonra ödevini hiçbir değişiklik yapmadan geri götürdü hocasına.
"Siz verdiğiniz notu değiştirmeyin" dedi.
"Ben de hayallerimi..."
O orta 2 öğrencisi bugün 200 dönümlük arazi üzerindeki 1000 metrekarelik evinde oturuyor. Yıllar önce yazdığı kompozisyon ödevi şöminenin üzerinde çerçevelenmiş olarak asılı. Öykünün en can alıcı yanı şu: Aynı öğretmen geçen yaz 30 öğrencisini bu çiftliğe kamp kurmaya götürdü. Çiftlikten ayrılırken eski öğrencisine:
"Bak..." dedi. "Sana şimdi söyleyebilirim. Ben senin öğretmeninken hayal hırsızıydım. O yıllarda öğrencilerimden pek çok hayal çaldım. Allah'tan ki sen hayalinden vazgeçmeyecek kadar inatçıydın"
Kimsenin hayallerinizi çalmasına izin vermeyin. Ne durumda olursanız olun, kalbinizin sesini dinleyin !.
|
|
|
|
|
|
|
Sirk 3 Yıl, 7 Ay önce
|
Karma: 0
|
|
"Bir insanın hayatının en önemli kısmı, iyilik ve sevgi adına yaptığı küçük, isimsiz ve anımsanmayan işlerdir.
"Ergenlik dönemindeydim ve babamla sirk bileti kuyruğunda bekliyorduk. Sonunda bilet gişesiyle aramızda tek bir aile kalmıştı. Bu aile beni çok etkiledi. Hepsi de 12 yaşın altında tam sekiz çocukları vardı. Çok varlıklı olmadıkları her hallerinden belliydi. Üzerlerindeki giysiler pahalı şeyler değildi, ama tertemizdi. Çocukların hepsi babalarının arkasında ikişerli sıra olmuş, el ele ve terbiyeli terbiyeli sıranın kendilerine gelmesini bekliyorlardı. Neşe içinde palyaçolar, filler ve o gece görecekleri değişik şeyler hakkında konuşuyorlardı. Daha önce sirke gitmedikleri konuşmalarından belliydi. O gece hiç şüphesiz yaşamlarının çok önemli bir gecesi olacaktı. Anneyle baba gururla çocukların önünde duruyorlardı, el ele tutuşmuşlardı.
Gişedeki memur babaya kaç bilet istediklerini sordu.
Baba gururla,
"İki tane eşimle kendim, sekiz tane de çocuklarım için bilet istiyorum" dedi.
Gişe memuru biletlerin bedelini söyledi. Annenin eli, babanın elinden ayrıldı ve başı öne düştü. Babanın dudakları titremeye başladı. Baba gişeye biraz daha yaklaştı ve
"Ne kadar dediniz?" diye sordu.
Gişe memuru biletlerin bedelini yineledi. Adamın o kadar parası yoktu. Şimdi nasıl dönüp çocuklarına onları sirke götürecek kadar parası olmadığını söyleyecekti?
Babam olanları görünce elini cebine soktu, cebinden bir 20 dolar çıkarttı ve yere düşürdü (biz de çok varlıklı bir aile değildik). Babam sonra yere eğildi, parayı yerden aldı, adamın omzuna dokundu ve ona,
"Affedersiniz, bu para cebinizden düştü" dedi. Adam olan biteni anlamıştı. Dilenmiyordu ama çok çaresizdi ve utanç duyduğu ve çok üzüldüğü bu durum karsısında yapılan yardımı minnetle karşılamıştı.
Babamın gözlerinin içine baktı, elini iki elinin arasına aldı, 20 doları aldı, dudakları titrerken babama
"Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim, bayım. Bu yaptığınızın benim ve ailem için önemi çok büyük." dedi.
Biz babamla arabamıza bindik ve evimize döndük. O gece sirke gidemedik, ama bunun hiç önemi yoktu"
|
|
|
|
|
|
|