Türkçeyi yeni öğrenenlere yönelik bilgisayar teknolojisini nasıl kullanabiliriz? Y.T.Ö’de (Yabancılara Türkçe Öğretimi) bilgisayar destekli sınav hazırlanması nasıl olmalıdır? Ne tür programlar kullanabiliriz? Bu sınavların yeni öğrenenlere ne gibi faydaları ve zararları vardır? Sahada kullanılan tecrübe edilen bu soruların cevaplarını...
Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde genellikle öğretmen merkezli ve dilbilgisi odaklı geleneksel teknikler kullanıldığı için dilin en önemli işlevlerinden biri olan iletişimsel boyut göz ardı edilebilmektedir. Bu yüzden yabancı öğrenciler Türkçeyi öğrenirken, geleneksel metotların kullanımında kendilerini güvende hissetseler...
Dünyada üç bine yakın dilin bulunmasına karşın ikinci dil olarak öğrenilen dillerin sayısı oldukça azdır. Bir dilin başka milletler tarafından öğrenilmesini önemli kılan ölçütlerin başında o dili konuşan ülkenin politik, kültürel, ticari ve ekonomik durumu gelmektedir. Dünyada en çok öğrenilen diller arasına Türkçe girmektedir....
Yabancılara Türkçe öğretiminde yaklaşım, yöntem ve teknik konuları, çok üzerinde durulmayan ve tartışılmayan hususlardır. Oysa bu yeni ve önemli alanda çok hızlı gelişmeler olmakta ve Yabancılara Türkçe öğreten merkezler hızla çoğalmaktadır. Modern iletişim araçlarının da hızla yer almaya başladığı ikinci dil öğretiminde...
Siteden tam faydalanmak için: Kayıt olunuz-Sign Up
Hatice ÜNLÜ tarafından yazıldı.
21. yy iletiÅŸimin önceki çaÄŸlara oranla daha fazla ön plana çıktığı bir devirdir. İnsanlar, beden dili, iÅŸaret dili gibi kanallarla da iletiÅŸim kurmalarına raÄŸmen teÂmel dil becerileri, iletiÅŸimin en önemli köprüsü olarak güncelliÄŸini korumaktadır. Bu dil becerileri teknoloji ve biliÅŸim çağı olan günümüzde günlük hayatta olÂduÄŸu kadar telefon, televizyon ve internet gibi elektÂronik ortamlarda da kullanılmaktadır. Bu teknolojik imkânlar dolayısıyla dünyanın uzak coÄŸrafyalarındaki bireyler, kolaylıkla haberleÅŸebilmektedir. Bu imkânlar, gün geçtikçe her birey için yabancı dil öğrenme ihtiyaÂcını da beraberinde getirmektedir. Bu durum aslında evrenselleÅŸmenin hem gereÄŸi hem de sonucudur. Fre-deric Jameson'a göre: "KüreselleÅŸme, bir dünya pazarı ufkunun yanı sıra dünyadaki iletiÅŸimin muazzam ölÂçekte geniÅŸlemesi duygusunu da ifade eder. Bu ikisi de modernitenin ilk dönemlerinden çok daha fazla elle tutulur ve dolaysız hâle gelmiÅŸtir." Çünkü yabancı dil, günümüzde sadece ticaret, turizm ve diplomatik iliÅŸkiÂler için bir araç deÄŸil; milletlerin ayakta kalmaları için bir temeldir.
Ülkelerin diÄŸer ülkelere kendi dilini öğretebil-meleri ve kültürünü tanıtabilmeleri için öncelikle bir eÄŸitim politikası oluÅŸturmaları gerekir. Güçlü devletleÂre ve en çok kullanılan dillere bakıldığında ekonomik güç ile paralel ilerleyen eÄŸitim politikasını fark etmek mümkündür. Nitekim Amerika BirleÅŸik DevletleÂri, bunun zirve örneÄŸidir. "(...) EÄŸitim piyasasında ABD' nin lider konumu, Avrupa ulusötesi ÅŸirketlerine eÄŸitim pazarını kaybetme korkusu yaÅŸatmıştır. AvruÂpa ulusötesi ÅŸirketleri, eÄŸitim hizmetlerinin yetersiz kalması, eÄŸitim sisteminin esnek olmaması ve kamu eÄŸitim sisteminin bürokrasi nedeniyle iyi iÅŸlememesi konularını gündeme getirerek eÄŸitim pazarını kayÂbetmemek için AB karar organlarına baskı yapmaya baÅŸlamıştır" (Algan, 2011: 43). Avrupa'da yaÅŸanan bu kriz ve endiÅŸe doÄŸrultusunda Avrupa'nın eÄŸitim ve kültür programlarını oluÅŸturan Avrupa Konseyi, ABD'nin eÄŸitimli, çaÄŸdaÅŸ ve uluslararası iliÅŸkiler vizÂyonu geniÅŸ insan profiline karşılık en az iki yabancı dil bilen, farklı kültürleri öğrenmeye istekli, öğretim sürecinin deÄŸerlendirilmesine bizzat katılan ve eÄŸitiÂmini ömür boyu sürdüren insan profilini oluÅŸturma çabası içine girmiÅŸ; bu profili de "çok dilli ve çok külÂtürlü" ÅŸeklinde tanımlamıştır. Bu insan profiline eriÅŸeÂbilmek için ise Avrupa Konseyi Modern Diller BölüÂmü, Kültürel İş BirliÄŸi Konseyi'nin de desteÄŸini alarak "Diller İçin Avrupa Ortak BaÅŸvuru Metni (Common European Framework)"ni hazırlamıştır. T.C. Millî EÄŸitim Bakanlığı Dış İliÅŸkiler Genel Müdürlüğünün 2009/34 sayılı genelgesinde de belirtildiÄŸi üzere KonÂsey, 2000'de Polonya/ Cracow'da düzenlenen EÄŸitim Bakanları Daimî Konferansı'ndan itibaren bu metnin uygulamasını baÅŸlatmıştır. Bu metin ile Konsey'e üye ülkeler arasında iletiÅŸim ve kültürel zenginliÄŸi arttırma ve dil eÄŸitiminde öğrenme, öğretme ve deÄŸerlendirÂme alanlarına standart getirme amaçlanmıştır. Bahsi geçen amaçlara eriÅŸebilmek için ise Konsey'in hazırÂladığı Sokrates, Leonardo Da Vinci, Grundtvig gibi programlar üye ülkelerde uygulanmaktadır. 5 Mayıs 1949'da Fransa/ Strasbourg'ta kurulan Konsey'e aynı yıl üye olan Türkiye ise Konsey'in eÄŸitim ve kültür alanındaki deÄŸiÅŸikliklerini T.C. Avrupa BirliÄŸi EÄŸitim ve Gençlik Programları Merkezi BaÅŸkanlığı aracılığıyla kendi eÄŸitim sistemine uyarlamaktadır.
Günümüzde çok geniÅŸ bir coÄŸrafyada, iki yüz yirÂmi milyondan fazla insanın ana dili olarak konuÅŸtuÄŸu Türkçe, 1980'de UNESCO tarafından en çok konuÂÅŸulan diller sıralamasında 5. dil kabul edilmiÅŸtir. KülÂtür, devlet ve bilim dili olan Türkçenin resmî alanı ise özellikle 1991'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler BirÂliÄŸi (SSCB)'nin dağılmasıyla bağımsızlığına kavuÅŸan Türk Cumhuriyetleriyle olmuÅŸtur. Bugün Türkçe, TürÂkiye, K.K.T.C., Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan veÖzbekistan'ın yanı sıra Kosava'da da resmî dildir. Ayrıca çeÅŸitli sebeplerden dolayı 19. yüzÂyılda Anadolu'dan Fransa'ya baÅŸlayan; 1950'li yıllarda Almanya'ya; sonrasında Hollanda, İtalya, İsveç, İngilteÂre, Avustralya, Kanada ve ABD gibi ülkelere olan göçler neticesinde Türkçenin kullanım alanı birçok uzak coÄŸÂrafyaya eriÅŸmiÅŸtir. Türkçe sadece göçler ve politik deÄŸiÂÅŸimler sonucunda deÄŸil; yabancı üniversitelerin TürkoÂloji bölümlerinde de yıllardır akademik varlığını devam ettirmektedir. Günümüzde ise Türkçe, Bosna-Hersek ve Gürcistan'da resmî müfredata girerek seçmeli yabancı dil olarak öğretilmektedir. Özellikle 05.05.2007 tarihli ve 5653 sayılı kanunla kurulmuÅŸ Yunus Emre Vakfına baÄŸlı olarak hizmet veren Yunus Emre Enstitüsü, BalÂkanlardan Avrupa'ya; Arap Yarımadasından Kafkasya, Orta Asya ve Uzak DoÄŸuya kadar birçok ülkede açtığı kültür merkezleri ve üniversitelerle imzaladığı iÅŸ birliÄŸi protokolleriyle Türkçenin yabancı dil olarak kullanım alanını geniÅŸleten ve buna ivme kazandıran en önemli kurum olarak karşımızdadır.
8. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar Türkçe, birçok dil ile etkileÅŸim hâlinde bulunmuÅŸtur. Bu baÄŸlamda TürkÂçe Verintiler Sözlüğü incelendiÄŸinde Türkçenin Çince, Farsça, Urduca, Arapça, Rusça, Ukraynca, Ermenice, Macarca, Fince, Romence, Bulgarca, Sırp-Hırvatça, Lehçe, Çekçe, İtalyanca, Arnavutça, Makedonca ve Yunanca ile etkileÅŸimi göze çarpmaktadır. Türkçe kimi zaman bu dillere kelime, deyim ve atasözü verirken kimi zaman da onlardan kelime almıştır. Ancak buraÂda dikkat edilmesi gereken bir husus var ki Türkçenin bahsi geçen dillerle etkileÅŸimi tesadüf deÄŸildir. Türk devletlerinin kurulduÄŸu coÄŸrafyalara bakıldığında göç, iskân, savaÅŸ, ticaret, turizm ve bilim gibi çeÅŸitli sebepÂlerle iletiÅŸim hâlinde bulunduÄŸu milletlerin dilleridir. Bu milletlerden biri de şüphesiz ki Gürcülerdir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin kuzeydoÄŸusunda yer alan ve sınır komÅŸusu olan Gürcistan ile iliÅŸkiler aslında çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı da iliÅŸkileri çok uzun bir geçmiÅŸe dayanan bu iki toplumun ortak ve benzer yönlerini, mümkün olduÄŸu kadar, orÂtaya koymaktır. 27 Nisan 1999'da Avrupa Konseyi'ne katılan Gürcistan ile çok daha önce Konsey'e katılmış Türkiye arasında bu tür ortak ve benzer çalışmaların keÅŸfi önemlidir. Böylece hem Konsey'in toplumların birbirini daha iyi tanıması, kültürel zenginliÄŸin arttıÂrılması ve dostluk iliÅŸkilerin devam etmesi yönündeki amacına hem de Türkçenin yabancı dil olarak öğretiÂminde hedef kitlenin Türkçe ve Türk kültürüne yönelik farkındalığına katkı saÄŸlanacaktır.
Gürcistan'da Türk Edebiyatı ve Türkçe üzeriÂne akademik çalışmalar, 1900'lü yıllarda baÅŸlamıştır. "1919 yılında ünlü bilim adamı İvane CavahiÅŸvili'nin önderliÄŸiyle Tiflis Devlet Üniversitesi kurulunca heÂmen burada Filoloji (Dil-Edebiyat) fakültesinde OsÂmanlıca derslerini öğretmek için hocalar davet edilÂmiÅŸti. 1933'te adı geçen üniversitede DoÄŸu ve Kafkas Dilleri kürsüsü oluÅŸturuldu. Sonra bu birimden TürÂkoloji kürsüsü ayrıldı ve kürsünün ilk baÅŸkanı ünlü Türkolog Sergi Cikia atandı. (.) Üniversitedeki TürÂkoloji kürsüsünün yanı sıra 1960 yılında Gürcistan Bilimler Akademisi Giorgi Tsereteli DoÄŸu Bilimleri Enstitüsü bünyesinde de Türkoloji bölümü oluÅŸtuÂrulmuÅŸtur. Üniversitedeki kürsü faaliyetinde daha çok Türkçe öğretimine, Akademideki bölüm ise daha çok Türklük Bilimi yönünde bilimsel araÅŸtırmalara ağırlık vermiÅŸtir ve vermektedir" (Gocayeva-Memmedova, 2009: 1). "Günümüz Gürcistan'ında Türk edebiyatı genellikle üniversitelerin Türkoloji bölümlerinde ve DoÄŸu Bilimlerinde bağımsız dersler olarak okutulÂmaktadır. Üniversitelerde bağımsız Türk Dili ve EdeÂbiyatı Bölümleri bulunmamaktadır. (.) Gürcü üniÂversitelerinden Tiflis İ. CavahiÅŸvili Devlet Üniversitesi, Uluslararası Karadeniz Üniversitesi (yüksek lisans ve doktora düzeyinde), İlia Çavçavadze Devlet ÜniversiÂtesi, Suhumi Devlet Üniversitesi, Kutaysi Akaki Tsere-teli Devlet Üniversitesi, Özgür Üniversite, Akhaltsikhe Devlet EÄŸitim Üniversitesi ve Batum Åžota Rustaveli Devlet Üniversitesi gibi kurumlarda Türk edebiyatı üzerine (bu daha ziyade Türkoloji, BeÅŸerî-Sosyal BiÂlimler Fakültesi veya Bölümünde) veya dolaylı (DoÄŸu Bilimler ve Türkiye Çalışmaları Bölümlerinde) çalışÂmalar yapılmaktadır" (Üstünyer, 2013: 22).
Türk- Gürcü etkileÅŸimini daha iyi anlamak ve bu etkileÅŸimi verimli tahlil etmek için öncelikle tarihî süreçte yaÅŸananlara eÄŸilmek gerekir. Bu iki toplumun karşılaÅŸması Osmanlı Devleti zamanı olarak bilinse de aslında çok daha öncelere dayanmaktadır. "M.Ö. VII. asrın ortalarında meydana gelen İskit akınlarından sonra Türklerin kuzeyden Gürcistan'a akını daha vazıh ve sistemli bir ÅŸekil almıştır"(akt: PaydaÅŸ, 2006: 420). Yani Türk- Gürcü iletiÅŸimi, ilk Türk topluluÄŸu olarak kabul edilen İskitler (Sakalar) ile baÅŸlamış; sonrasınÂda Gürcü tarihinde önemli bir yere sahip olan KraliÂçe Tamara ile Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı Kılıç Arslan'ın oÄŸlu Rükneddin Süleyman Åžah döneminde bu iletiÅŸim devam etmiÅŸtir. "Pasinler Savaşı, AnadoÂlu Selçukluları ile Gürcülerin karşı karşıya geldiÄŸi ilk savaÅŸ olmuÅŸtur" (Gümüş, 2006: 216). Pasinler Savaşı öncesi ve sonrasında yaÅŸananlarla kimi zaman TürkÂler, bugünkü Gürcistan sınırındaki topraklara sahip olurken kimi zaman da Gürcüler, bugünkü DoÄŸu ve KuzeydoÄŸu Anadolu bölgelerindeki yerlere hâkim olÂmuÅŸtur. Türk-Gürcü etkileÅŸiminin dil ve kültür alanÂlarından günümüze yansıyan tablosu ise asıl Osmanlı Devleti döneminde yaÅŸananlarla çizilmiÅŸtir. "Gürcüler, Fatih Sultan Mehmet'in 1461 yılında Trabzon'u fetÂhetmesiyle Osmanlılar ile sınır komÅŸusu oldular. YaÂvuz Sultan Selim'in Trabzon valiliÄŸi döneminde Os-manlı-Gürcü iliÅŸkileri olumlu yönde geliÅŸmeye baÅŸladı ve Çaldıran seferinde Gürcistan beylerinden Mirza Çubuk, Osmanlı ordusuna lojistik destek vererek OsÂmanlılara dostluÄŸunu bildirdi" (akt. Kasap 1, 2010: 2). Sonraları Gürcistan'a yapılan seferlerle Osmanlı, Kafkas coÄŸrafyasında bazı bölgelere hâkim olmuÅŸ ve buralarda iskân politikası izlemiÅŸtir. "Gürcistan'daki Osmanlı egemenliÄŸi; Rusların 1801'de Tiflis'i, 1804'te Kutaisi'yi, 1810'da bütüm İmereti, 1828'de Ahıska ve 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda ise Batum ve Acara'yı ele geçirmelerine kadar devam etti. Tiflis ve DoÄŸu Gürcistan'da Osmanlı nüfuzu kısa süreli ve sınırlı kalmışken İmereti ve Batı Gürcistan'da üç yüz yıldan fazla sürdü" (akt. Kasap 2, 2010: 4). 1. DünÂya Savaşı sırasında 1917'de Rusya'da çıkan BolÅŸevik İhtilâli ile Çarlık Rusya yıkılmış yerine Sovyetler BirÂliÄŸi kurulmuÅŸtur. Rusya'nın elinde olan Kars, ArdaÂhan ve Batum'a hâkim olan güç de deÄŸiÅŸmiÅŸtir. "Kars, Ardahan ve Batum'un milletlerarası bir antlaÅŸma olan Brest-Litowsk (3 Mart 1918) ile Osmanlılara bırakılÂdığını, hatta yapılan halk oylaması sonunda halkın Osmanlı idaresini tercih ettiÄŸini söyleyerek Mondros Mütarekesi'nin 11. maddesini, bu yerler Türklerde kaÂlacakmış gibi düzenletmeyi baÅŸarmışlardır." (Gündüz, 2012:615-616). Ancak 16 Mart 1921 tarihli MoskoÂva AntlaÅŸması ile Batum Rusya'ya verilmiÅŸ; 13 Ekim 1921'de imzalanan Kars AntlaÅŸması ile de Türkiye'nin bugünkü doÄŸu sınırı kesin olarak çizilmiÅŸtir. SonrasınÂda ise Batum, 9 Nisan 1991'de Sovyetler BirliÄŸi'nden ayrılarak tam bağımsızlığına kavuÅŸan Gürcistan'ın yönetimine geçmiÅŸtir. Bugün Türkiye, Gürcistan>ın toprak bütünlüğünü savunmakta; dostluk iliÅŸkilerini arttırmak için adımlar atmaktadır.
Göçler, dil-kültürün hareketliliÄŸini saÄŸlayan ve diÂÄŸer dil-kültürlerle etkileÅŸimini güçlendiren önemli bir sosyal olgudur. Bu açıdan gerek 93 Harbi gerekse 1. Dünya Savaşı sırasında Gürcistan'dan Türkiye'ye olan göçlerle Türkçe-Gürcüce etkileÅŸimi, bu sosyal olgunun önemli birer örneÄŸi olmuÅŸtur. "Batum ve Artvin göçÂmenleri, Anadolu'nun hemen her yerinde iskân edilÂmiÅŸlerdir. Hopa'dan itibaren sahil boyu göç eden Artvin ve Batum göçmenleri geçtikleri Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Sinop ÅŸehir ve köylerinde uygun yerlerÂde mahallî yöneticiler tarafından yerleÅŸtirilmiÅŸtir. HüküÂmetin talimatı doÄŸrultusunda Orta Karadeniz bölgesinÂde Amasya, Tokat ve Sivas bölgelerinde göçmenler iskân edilmiÅŸlerdir. (...) İstanbul'a gelen göçmenler Adapazarı, İzmit, İzmir, Yalova, Bolu, Bursa, EskiÅŸehir, Balıkesir, Çanakkale bölgelerine yoÄŸun bir ÅŸekilde iskân edildiÂÄŸi gibi Ankara'dan Akdeniz bölgesinde Adana'ya kadar yerleÅŸtirilmiÅŸtir" (Demirel, 2009: 323). Ayrıca bu göçÂler, sadece Gürcistan'dan Türkiye'ye deÄŸil; Türkiye'den, özellikle DoÄŸu Karadeniz'den, de Batı Gürcistan'a doÄŸru olmuÅŸtur. Bahsedilen göçlerin dışında Türkçe-Gürcüce etkileÅŸimini saÄŸlayan sebeplerden biri de daha önce bahÂsedildiÄŸi gibi coÄŸrafi yakınlıktır ve Gürcistan, güneybatıÂda Türkiye ile komÅŸuyken; güneydoÄŸuda da Azerbaycan ile komÅŸudur. "300 bine yakın Azerbaycan Türkçesini kullanmaya devam eden Azerbaycan Türkünün yaÅŸadığı Gürcistan'da, Azerbaycan Türkleri dışında ülkenin güÂney bölgelerinde bulunan Türk köylerinde Türkçeyi koÂnuÅŸma dili olarak kullanmaya devam eden küçük Türk toplulukları (... ) bulunmaktadır" (Özkan, 2007: 286).
Devamını okumak için tıklayınız...
![]() | Bugün | 6940 |
![]() | Dün | 12184 |
![]() | Bu Ay | 97725 |
![]() | Toplam | 9143789 |