Türkçeyi yeni öğrenenlere yönelik bilgisayar teknolojisini nasıl kullanabiliriz? Y.T.Ö’de (Yabancılara Türkçe Öğretimi) bilgisayar destekli sınav hazırlanması nasıl olmalıdır? Ne tür programlar kullanabiliriz? Bu sınavların yeni öğrenenlere ne gibi faydaları ve zararları vardır? Sahada kullanılan tecrübe edilen bu soruların cevaplarını...
Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde genellikle öğretmen merkezli ve dilbilgisi odaklı geleneksel teknikler kullanıldığı için dilin en önemli işlevlerinden biri olan iletişimsel boyut göz ardı edilebilmektedir. Bu yüzden yabancı öğrenciler Türkçeyi öğrenirken, geleneksel metotların kullanımında kendilerini güvende hissetseler...
Dünyada üç bine yakın dilin bulunmasına karşın ikinci dil olarak öğrenilen dillerin sayısı oldukça azdır. Bir dilin başka milletler tarafından öğrenilmesini önemli kılan ölçütlerin başında o dili konuşan ülkenin politik, kültürel, ticari ve ekonomik durumu gelmektedir. Dünyada en çok öğrenilen diller arasına Türkçe girmektedir....
Yabancılara Türkçe öğretiminde yaklaşım, yöntem ve teknik konuları, çok üzerinde durulmayan ve tartışılmayan hususlardır. Oysa bu yeni ve önemli alanda çok hızlı gelişmeler olmakta ve Yabancılara Türkçe öğreten merkezler hızla çoğalmaktadır. Modern iletişim araçlarının da hızla yer almaya başladığı ikinci dil öğretiminde...
Hasker tarafından yazıldı.
Türkçede sık sık birbiriyle karıştırılan kelimeler vardır. Örnek: direk: Ağaçtan veya demirden uzun ve kalın destek / direkt: Doğrudan
Kaynak: Dilset.com
|
SIK SIK BİRBİRİYLE KARIŞTIRILAN KELİMELER |
|
|
âdem |
İnsan |
|
adem |
Yokluk |
|
adet |
Sayı |
|
âdet |
Gelenek |
|
adil |
Adalet |
|
âdil |
Adaletli |
|
Ali |
Özel ad |
|
âli |
Yüce, yüksek |
|
araba |
Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her türlü kara taşıtı |
|
otomobil |
(Fr.)Motorlu taşıt |
|
atak |
Düşüncesizce her işe atılan |
|
atak |
(Fr. attaque) Atılım, akın |
|
ayırt (et-) |
Birkaç şeyi birbirinden ayıran niteliği anlama(k) |
|
ayırtı |
Aynı cinsten olan şeyler arası ince fark, nüans |
|
ayrıcalık |
İmtiyaz |
|
ayrılık |
Ayrı olma durumu |
|
ayrım |
Benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik, fark |
|
ayırım |
Eşit davranışta bulunmama |
|
azımsamak |
Daha fazlasını istemek, az görmek |
|
küçümsemek |
Değer vermemek, küçük görmek |
|
balet |
Bale yapan erkek sanatçı |
|
balerin |
Bale yapan kadın sanatçı |
|
biçim |
Dış görünüş, şekil |
|
biçem |
Üslûp |
|
bilâkis |
Aksine |
|
bilhassa |
Özellikle |
|
bileşik |
Birleşerek oluşmuş, basit olmayan, mürekkep |
|
birleşik |
Bir araya gelmiş, birleşmiş olan |
|
bir takım |
Birbirini tamamlayan şeylerin tümü |
|
birtakım |
Belirsiz çokluk, kimi, bazı |
|
birbuçuk |
1.5 |
|
bir buçuk |
1/2, 0.5 |
|
büküm |
Bir şeyin bükülmüş yeri, kat, kıvrım |
|
bükün |
Gramer görevleri ve yapısı bakımından, kelime köklerinin başında, içinde veya sonunda türlü değişikliklerin olması |
|
çağdaş |
Aynı çağda yaşayan, muasır |
|
modern (Fr.) |
Çağa uygun, çağcıl, asrî |
|
çekimser |
Bir şey yapmaktan kaçınan |
|
çekingen |
Ürkek, sıkılgan |
|
çelişki |
Çelişme, tenakuz |
|
ikilem |
İnsanı istenmeyen durumlardan birini, çoğunlukla iki seçenekten birini izlemeye zorlayan tartışma, sorun veya usa vurma durumu |
|
çözülmek |
Gevşeyip yumuşamak, erimek |
|
çözünmek |
Maddenin sıvı içine karışması |
|
dalâlet |
Sapkınlık |
|
delâlet |
Kılavuzluk; belirti |
|
direk |
Ağaçtan veya demirden uzun ve kalın destek |
|
direkt (İng.) |
Doğrudan |
|
dogma (Fr.) |
Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli yapılan sav |
|
doğma |
Doğma, dünyaya gelme durumu |
|
duygu |
Duyularla algılama, his |
|
duyu |
Görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği, hassa |
|
düş |
Gerçekte olmayan şey, imge, hayal |
|
rüya (Ar.) |
Uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin tümü |
|
ehil |
Bir işte yetkili olan, yeterli, erbap |
|
ehlî |
Evcil |
|
etken |
Faktör, amil |
|
etkin |
İşleyen, aktif, müessir |
|
fiyat |
Bir alım ve satımda bir şeyin para karşılığındaki ederi, pahası |
|
ücret |
İş gücünün karşılığı olan para ve mal |
|
gibi |
...-e benzer |
|
denli |
'kadar' anlamında edat |
|
görelik |
Bağıntı, izafet |
|
göreli |
Bağıntılı, izafî, nispî, rölatif |
|
görece |
Bağıl, izafî |
|
görev |
İş görme yetisi, vazife, bir nesne veya kimsenin yaptığı iş |
|
ödev |
Yapılması, yerine getirilmesi gerekli olan iş |
|
görünmek |
Görülür duruma gelmek; benzemek |
|
görülmek |
Gö yardımıyla bir şey, bir varlık algılanmak, seçilmek |
|
hafriyat |
Kazı, kazma işleri |
|
*harfiyat |
Türkçede böyle bir sözcük yoktur. |
|
hak etmek |
Hak kazanmak |
|
hakketmek |
Ağaç, taş vb. üstüne yazı veya şekil oymak |
|
hal'etmek |
Tahttan indirmek |
|
halletmek |
Çözüm yolu bulmak |
|
halk |
İnsan topluluğu |
|
halk |
Yaratma |
|
hazine |
Değerli eşya yığını; değerli eşyaların saklandığı yer |
|
hazne |
Depo |
|
helâl |
Dinin kurallarına aykırı olmayan |
|
halel |
Bozma, bozukluk |
|
ılgım |
Yalgın, pusarık, serap |
|
ılgın |
Bir ağaç cinsi |
|
ile |
Bağlaç |
|
ilâ (Ar.) |
..dan.....e kadar |
|
kampanya |
Belirli bir süredeki etkinlik dönemi |
|
kumpanya |
Daha çok, yabancı sınaî, ticarî ortaklık, tiyatro topluluğu |
|
kara (< Ar.) |
Toprak |
|
kara |
Siyah |
|
karşı |
Karşılık olarak, mukabil |
|
karşın |
Gerekenin veya mantığın tersine olarak, rağmen |
|
karşı |
Karşılık olarak, mukabil |
|
karşıt |
Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt |
|
karşılık |
Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele |
|
karşın |
Gerekenin veya mantığın tersine olarak, rağmen |
|
karşılık |
Mukabele, cevap, bedel |
|
karşıtlık |
Zıtlık |
|
katil (Ar.) |
Öldürme |
|
linç (İng.) |
Çoğunluğun, birini döverek öldürmesi |
|
kâtil |
İnsanları öldüren kimse |
|
katil |
Öldürme |
|
klinik |
Hasta bakılan yer |
|
poliklinik |
Çeşitli hastalıkların bakıldığı klinik |
|
kerli ferli kelli felli |
Her ikiside kullanılır. |
|
komite |
Alt kurul, encümen, komisyon |
|
komita |
Siyasî bir amaç için silâh kullanan gizli topluluk |
|
kupa (< İt. cuppa) |
Bronz veya kristal kap |
|
kupa (< Fr. coupé) |
Bir tür dört tekerlekli araba |
|
kurum |
Müessese, tesis |
|
kuruluş |
Topluma hizmet amacı ve göreviyle kurulan her şey |
|
küp (< Ar. ku:b) |
Toprak kap |
|
küp (< Fr. cube) |
Altı yüzlü dikdörtgen |
|
lâf |
Lâkırdı; sonuçsuz, yararı olmayan konuşma; konu |
|
söz |
Sözcük, sözcük dizisi |
|
lâik(Fr.) |
Devlet ve din işlerini ayrı tutan |
|
lâyık (Ar.) |
Bir şeyi elde etmeye hak kazanmış olan |
|
mahkeme |
Yargılama yapılan yer |
|
muhakeme |
Yargılama |
|
mahzur |
Sakınca |
|
mahsur |
Sarılmış, kuşatılmış |
|
maiyet |
Üst görevlinin yanında bulunan kimseler |
|
mahiyet |
Nitelik, vasıf, öz, asıl, iç yüz |
|
merhum |
Müslümanlık dinine mensup ölmüş erkek |
|
müteveffa |
Hristiyanlık dinine mensup ölmüş kimse |
|
mevhum |
Gerçekte var olmayan, var sayılan |
|
mefhum |
Kavram |
|
meteor |
Akanyıldız |
|
meteorit |
Gök taşı |
|
müsaade |
1.İzin, icazet, ruhsat 2. Elverişli, uygun olma durumu |
|
izin |
1. Müsaade, ruhsat 2. İş yerince verilen tatil |
|
mütahassıs |
Uzman |
|
mütehassis |
Duygulanmış |
|
mütevazı |
Alçakgönüllü |
|
mütevazi |
Paralel |
|
nicelik |
Bir şeyin azalıp çoğalabilen durumu, miktar |
|
nitelik |
Bir şeyi diğerinden ayıran özellik, vasıf |
|
nüfuz |
Söz geçirme, erk |
|
nüfus |
Toplam insan sayısı |
|
olanaklı |
Olma ihtimali bulunan, mümkün, kâbil |
|
olası |
Görünüşe göre olacağı sanılan, muhtemel |
|
otel |
Geceleme imkânı yanında, yemek ve eğlence imkânı sunan işletme |
|
motel |
Motorlu taşıtlarla seyahat edenlerin barınmaları için yapılmış otel |
|
otomobil |
Motorlu taşıt |
|
taksi |
Ücret karşılığı yolcu taşınan otomobil |
|
öğrenim |
Gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla yapılan çalışma, tahsil |
|
öğretim |
Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, talim |
|
ölçü |
Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine oranlayarak değerlendirme |
|
ölçüt |
Bir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke, kıstas, kriter |
|
öncel |
Sonucun çıkarıldığı önerme ve önermeler |
|
öncül |
Bir tasımda, sonucu hazırlayan ilk iki önermeden her biri |
|
öneri |
Bir sorunu çözmek üzere öne sürülen görüş, düşünce, teklif |
|
önerme |
Kabul edilmesi için öne sürülen düşünce, teklif |
|
önerti (mantık) |
Şartlı bir önermenin şartı anlatan ön bölümü |
|
özel |
Hususî, zatî, devlete değil, kişiye ait olan |
|
özgü |
Özellikleri birine veya bir şeye ait olan |
|
özgür |
Kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olan |
|
bağımsız |
Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, hür |
|
öznel |
Bireyin duygu ve düşüncelerine dayanan, enfüsî; subjektif |
|
nesnel |
Taraf tutmadan inceleme yapan, hüküm veren, afakî; objektif |
|
porte |
Para tutarı; notaların yazıldığı beş paralel çizgi |
|
portre |
Bir kimsenin yağlı boya yapılmış resmi |
|
süre |
Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası |
|
süreç |
Olay veya hareketler dizisi |
|
problem |
Sorun |
|
problematik |
Sorunlu |
|
rakip |
Aynı şeyi elde etmeye çalışan |
|
râkip |
Eski dilde 'binen, binici' |
|
sanal |
Gerçekte olmayan, farazî |
|
edimsel |
Fiilî, aktüel |
|
sanat |
Üstün yaratıcılık |
|
zanaat |
Tecrübe ve ustalık gerektiren iş |
|
sanayi |
Endüstri |
|
sınaî |
Sanayi ile ilgili |
|
sanık |
Suçlu olduğu sanılan kimse, maznun |
|
suçlu |
Suç işlemiş kimse |
|
sanı |
Sanmak durumu ve sonucu, zan |
|
sanrı |
Uyanık bir kişinin, kendi dışında var sandığı, ama gerçekte yok olan olguları algılaması, birsam |
|
savunmak |
Bir kimseye, hareket veya düşünceyi doğru, haklı göstermeye çalışmak, onun yanında olmak |
|
iddia etmek |
Sözünde direnmek, bir iddia ileri sürmek |
|
savap |
Doğruluk |
|
sevap |
Tanrı ödülü |
|
sonuç |
Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice |
|
son |
Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamandan yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı |
|
sorgu |
Sorma işi, sanığın araştırma konusu olan olaylarla ilgili olarak yargıç karşısındaki beyanı |
|
soru |
Bir şey öğrenmek için birine yöneltilen ve karşılık gerektiren söz veya yazı, sual |
|
söylence |
Efsane, meşguliyet |
|
söylem |
Söyleyiş, söyleniş |
|
suç |
Yasalara, törelere, ahlâk kurallarına aykırı davranış |
|
kabahat |
Uygunsuz hareket, çirkin yakışıksız davranış |
|
sükût |
Sessizlik, susma |
|
sukut |
Aşağı inme, düşme |
|
şan (Fr.) |
Ses dizisi |
|
şan (Ar.) |
Ün, şöhret |
|
şantöz |
Kadın şarkıcı |
|
şantör |
Erkek şarkıcı |
|
şok |
Şok |
|
şoke |
'Şoke etmek' veya 'şoke olmak' anlamında kullanılır.
|
|
tahayyül |
Hayalde canlandırma, sembolleştirme |
|
hayal |
Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey; imge, hulya |
|
tasarı |
Bir kimsenin yapmayı düşündüğü şey |
|
tasarım |
Tasarımlamak işi veya tasarımlanan biçim, tasavvur |
|
teamül |
İş, davranış, alışı |
|
temayül |
Meyletme, eğilim |
|
teori |
Kuram, nazariye |
|
hipotez |
Varsayım, faraziye |
|
tevsi |
Genişletme |
|
tevzi |
Dağıtma |
|
tez (Fr.) |
Sav |
|
tez (Far.) |
Süratli |
|
tüm |
Bir şeyin olancası, topu, tamamı |
|
bütün |
Eksiksiz, tam, parçalanmamış |
|
türbin |
Herhangi bir akışkan yardımıyla dönme hareketine giren araç |
|
tribün |
Seyircilerin maç seyretmek için bulundukları yer |
|
uğraş |
İş, meslek, meşguliyet |
|
uğraşı |
Uğraşılan şey, meşgale |
|
vamp |
Erkek peşinde koşan kadın |
|
vampir |
İnsanların kanını emdiğine inanılan hortlak |
|
veya |
Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılır. |
|
ya da |
Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan sözlerden ikincisininönüne getirilir. |
|
yad |
Gurbet, yabancı eller |
|
yâd (Far.) |
Hatırlama |
|
yakından |
Yakın olarak |
|
yakinen (Ar.) |
Sağlam olarak, iyice |
|
yaklaşık |
Gerçek değer ya da miktarına yakın, takribî |
|
yakın |
Uzak olmayan |
|
yaşam |
Hayat |
|
yaşantı |
Hayat tecrübesi |
|
yayın |
Yayımlanan kitap, dergi, gazete vb. |
|
yayım |
Kitap, dergi, gazete vb.nı basıp dağıtma |
|
yetke |
Yaptırma veya yasak etme hakkı veya gücü |
|
yetki |
Bir görevi, bir işi yasaların verdiği imkânlara göre, belli şartlarda yürütmeyi sağlayan hak, salâhiyet |
|
yönetmelik |
Bir kuruluşun çalışma kurallarını belirleyen kuralların tümü |
|
yönetmenlik |
Yönetmen olma durumu |
|
-zade (Far.) |
Oğul, evlât: Asilzade |
|
-zede (Far.) |
Vurmuş, vurulmuş¨Felâketzede |
![]() | Bugün | 19755 |
![]() | Dün | 11854 |
![]() | Bu Ay | 413909 |
![]() | Toplam | 7936268 |