ya da

Kardeşliği keşfetmek ya da Türkçe Olimpiyatları

     İki ağaç parçasını sürterek ya da çakmaktaşlarını birbirine vurarak ateş yakmayı keşfeden insan hâlâ ısınamadı. Kemikten ve çakıl taşından takılar yapmayı akıl etse de bir gün, süslenmeyi başaramadı henüz. Mağaraların duvarlarına avlamayı düşlediği hayvanların resimlerini çizmeyi düşündü, hâlâ düşünüyor, ne çok av var yeryüzünde. Taştan balta, kemikten bıçak, balık kılçığından dikiş iğnesi yaptıysa da; balta taşa vuruldu, bıçak kemiğe dayandı, iğne deliğinden cehennem seyredildi. Yün dokudu önce, iki bin yıl sonra keteni, ardından pamuğu keşfetti. Dolabını açtığında hâlâ üzerine giyecek bir şey bulamıyor. Çamura şekil vermeyi öğrendi, çömlekler yaptı kızıl topraktan. Fakat ne zaman çocuğa şekil vermek istese, elinde yüzünde çamur. Ve tekerleği buldu bir gün insan. En önemli keşfi olarak tanımladı onu. Fakat gitmek istediği yere gidemiyor hâlâ.

     En önemli keşiften mahrum bıraktı insan kendini: Kardeşlik. Keşfedemedi Habil'i Kabil. Peygamberler'in yeryüzüne gelişleri yalnız Allah'ı tanıtmak için değildi. İnsanı insanla tanıştırmak için yaratmıştı evreni Allah: "Ey insanlar! Doğrusu, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır..." (Hucurat, 13) Bu sakınışın adına "Takva" dedi Kur'ân. Takvanın yerini söyledi Peygamber, kalbini işaret ederek: "İşte buradadır takva!" Buradaydı, fakat neydi o? İnsan olma bilinci değil mi! İnsan olma sorumluluğu! Takva, "Biri diğerine zarar veren iki şey arasına engel koyarak zarar göreni zarar verenden koruyan şey" olarak tarif edilebilirdi pekâlâ. "Salih amel" yani "Hayırlı eylem" ya da "Müspet aksiyon" belli ki takvadan doğuyordu ve insan olma bilinci ve sorumluluğuyla hareket edilerek kurulabiliyordu barış. Yoksa kendisi için istediğini başka biri için neden istesin ki insan! Türkçe Olimpiyatları kardeşliğin keşfi olarak tarihe geçmiştir. Ateşin de, tekerleğin de, elektriğin de, telefonun da keşfinden önemli bir keşiftir bu. Zeus adına milattan 776 yıl önce yapılan ilk olimpiyattan bu yana bütün olimpiyatların ateşi söndü. Bedenler fanidir çünkü. Gövdesini daha yükseğe sıçratan atlete kimse ruhunu yükselt, demedi. Büyük ağırlıklar altında ezilen halterciye kimse bahsetmedi yeryüzünde taşıdığı sorumluluktan. Rakibinin sırtını yere getirmek için yanıp tutuşan güreşçiye, gerçek güçlü nefsinin sırtını yere getirendir, diyen olmadı. Ah hiç kimse gerçekten kazanmadı bu olimpiyatlarda. Boyunlardaki altın madalyalara bakmayın. Bedenler yaşlandı, kalan gönüldür. Bu yüzden kasların değil, dilin, aklın ve sevginin şölenini özledi dünya. Özlenen gelir.

135 ülkenin çocuklarını Türkçe şakıtan "bülbül öğretmenleri"ne selam olsun! Türkçeyi sevgi dili yapan muhabbet fedailerine! Türkçe'nin mimarı Yunus Emre'nin "Gelin tanış olalım!" davetini çöllerden buzullara, vadilerden dağlara yeryüzünün her parçasına taşımaya çalışan isimsiz kâşiflere! O kâşiflerin on yıl önce yaktığı olimpiyat meşalesinin alevlerinden düşen kıvılcımlara! O kıvılcımların tutuşturduğu bozulmamış kalplere! O kalplerle yeniden keşfedilecek dünyaya! Gelin, insanlığı kardeş yapmak için gönderilen Sevgili Peygamberimize kulak verelim: "Allah'ın kullarından birtakım insanlar vardır ki, nebi değildirler, şehit de değildirler, fakat kıyâmet gününde Allah katındaki makamlarından dolayı onlara nebiler ve şehitler imrenerek bakacaklardır." Ashâb-ı Kirâm: "Bunlar kimlerdir ve ne gibi hayırlı ameller yapmışlardır? Bize bildir de, biz de onlara sevgi ve yakınlık gösterelim ya Rasûlallâh!" dediler. Rasûlullâh (sav): "Bunlar öyle bir kavimdir ki, aralarında akrabâlık, ticâret ve iş ilişkisi olmaksızın, sırf Allah rızâsı için birbirlerini severler. Vallâhi yüzleri nurdur ve kendileri de nurdan birer minber üzerindedirler. İnsanlar (kıyâmet günü) korktukları zaman bunlar korkmazlar, insanlar mahzun oldukları zaman bunlar hüzünlenmezler." buyurdu ve peşinden şu âyeti okudu: "Bilesiniz ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar ki Allah'a îman etmişlerdir ve hep takva ile korunurlar. Onlara dünyâ hayâtında da, âhiret hayâtında da müjdeler vardır..." (Yûnus, 62-64) (Ebû Dâvûd, Büyû, 76/3527; Hâkim, IV, 170) Sevgili dostlar! Kardeşliğimizi keşfedeceğimiz yeni alanlara koşmaya ne dersiniz! Yeni ameller aksiyonlar/ürünler ortaya koymaya.

Kaynak: http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1167

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...