nedir

Dil Nedir ? -14- Konuşma Nedir?

KONUŞMA NEDİR?

Etkili, güzel bir konuşmanın nasıl yapılabileceğini kavramak için, önce (konuşma nedir?) sorusunu cevaplandırmak gerekecektir.

Konuşmanın, aklı ve bilinci oluşturan ayrıca bir haberleşme aracı olarak insanların toplum ve doğa ile ilişkilerini düzenleyen niteliğine kısaca değinmiştik. Bundan, konuşmanın birden fazla boyutları olduğunu anlıyoruz; Konuşma, insanlar arası haberleşmeyi sağlayan ve anlatıma yarayan bir işaretler sistemi ve örgütüdür, Kuşkusuz, konuşma, günlük eylemlerle ilgili ve bunlara ilişkin olarak başlamış ve pratiğin içinde gelişmiştir. Bununla kalmamış bir aşamada, kendi içine katlanarak, bilinçli bir anlam kazanmış, pratik yaşamın üstünde yön verici, biçimlendirici, oluşturucu niteliklere sahip bulunduğu anlaşılmış, edebiyat, felsefe ve bilim düzeylerinde rol alarak, uygarlıkların en önemli öğesi haline gelmiştir.

Konuşma, bir dil olmaktan fazla bir şeydir. Fakat bu, onun gene de “dil”e dayalı bir tabanı, kaynağına ilişkin bir akışı ve yayılışı olduğu gerçeğini görmemize engel değildir. Bu bakımdan çoğu kez, konuşma ile dili birbirinin tamamlayıcısı olarak anlayacağız. Öyle ki bu anlamda “dil” dediğimiz zaman konuşmayı, konuşma dediğimizde de dili işaret ettiğimiz hatırdan çıkarılmamalıdır.

Bu konuda söylenilecek en önemli şey, konuşmanın yani insan dilinin (karınca dili, arı dili, vb. gibi) biyolojik bir dil olmadığıdır. İnsanda tek bir dil, hayvansal bir işaret dili değil, çok sayıda diller, konuşmalar ve dil öğrenme özelliği vardır.

Hayvanlar, tarih boyunca, artmayan ve eksilmeyen belirli sınırlı taklit seslerle ve hareketlerle işaretleşirler. Konuşmazlar. Yalnız, insan konuşur. Bu yetenek de kalıtımla geçmez, sonradan öğrenilir. konuşmada bilinç işe karışır.

Konuşma ve ona ilişkin olarak geniş anlamda dil, sadece psişik bir olay, ya da sadece sosyal bir olgu değildir. Daha başka boyutları da olan karmaşık bir bütündür. Onun için konuşma veya konuşma dili üzerine yapılan tanımlamaları da, linguistik, sosyoloji, psikoloji, semiotik, semantik ve komünikasyon bilimleri açılarından birleştirerek değerlendirmek gerekir.

Böylece, değerler ve yargılar toplamı olarak ele alınınca, pek de dar olmayan bir tanımlama çerçevesi içinde, “konuşma nedir?” sorusunu şöyle cevaplandırmak mümkündür:

Konuşma, konuşanın, başkalarını ilgilendireceği ön yargısı ile ve onlarla bir anlaşma sağlamak amacıyla, düşündüklerini, dil ve ses kalıpları halinde, haberleşme kanalları aracılığıyla aktarması ve tepkilerini kontrol ederek, bu eylemi geliştirmesidir. Konuşma, sürekli bir dü­şünme alış-verişidir. Aynı zamanda bireyi aşan ve tarih içinde toplumsal birikim sağlayan bir haberleşme örgütüdür. Böyle dinamik bir örgütte düşüncelerin ve duyguların “dile getirilmesi” gibi (aktif) ve bunların “algılanması” gibi (pasif), iki yanlı bir çalışma vardır.

Konuşma, söz (morfem), ses (fonem), jest (işaret), resim (piktografi) ve (yazı) gibi aşamalardan geçmiş ve bugün bunların hepsini birden kullanan bir bütünlüğe kavuşmuştur.

Konuşma sayesinde evren, dünya, sosyal yaşam ve insan belirlenmiş, işaretlenmiş, anlamlandırılmış, seslendirilmiş, kısaca her şey doğal dünyanın yanında ve içinde yeniden kurulmuştur. Konuşma sayesinde insanlar arasında ortak bir “anlaşma”, bir “toplu sözleşme” meydana gelmiştir. Bu, doğal koşullar yüzünden, kendiliğinden olmuş gibidir. Yakın ve uzak çevresel etkenler, insan biyolojisinde var olmuş olan ve psişik-fizik yeteneklerin kesişme noktasındaki dil merkezlerini eyleme geçirmiş ve sonra bilinçli konuşma mümkün olmuştur. Bu yüzden de insan çok yanlı ruhsal-bedensel özelliklere sahip olmuştur.

Konuşmanın esası, “konuşan” ile “dinleyen” arasında konuşulan şeyin (mesaj) anlamında birleşmek olduğuna göre, onu daima bu çok yanlı bütünlüğü içinde düşünmek gerekir.

Karşılıklı bir sözleşme 22 anlamını taşıyan konuşmanın amacı, dile aktarılmış, yani şifrelenmiş “dil dışı nesneler”i ortaya çıkarmak ve anlaşma (uyum) sağlamaktır.

O halde etkili, ya da güzel konuşma tekniği, insanı, daha doğrusu insanları, tarafları bu sonuca rahatça ulaştırabilen bir teknik olmalıdır.

Ancak hemen belirtelim ki böyle bir amacın gerçekleşmesi, yani olumlu bir sonucun alınması, konuşan ve dinleyen tarafların, konuşmanın ne olduğu, neye yaradığı konusunda bilinçli bulunmalarına -özellikle üst düzeydeki konuşmalarda- sıkı sıkıya bağlıdır.

Bunun için güzel ve etkili bir konuşma, uygun bir ortam bir bilinç ortamı hazırlamakla başlamalıdır. Bunun da türlü yolları vardır ve ileride görülecektir.

Bu açıklamalardan sonra bir konuşmanın ne olduğu, nasıl başlayıp nasıl geliştiği konusunu ayrıntılı olarak ele alabiliriz.

Bunun için de yapmak istediğimiz ilk iş, bir konuşmanın anatomisini ele almak, konuşma sürecinin kesitini çıkarmak ve konuşmanın konuşanlar arasındaki işleyişini, işleme halinde incelemektir.

Dil Nedir? -3- Anlatım Düzeyi Bakımından Diller Nasıl Ayrılır?

 

ANLATIM DÜZEYİ BAKIMINDAN DİLLER NASIL AYRILIR?

Anlatım ve bildirişim, kısaca haberleşme (komünikasyon) düzeyleri toplum içinde farklılıklar gösterir. Grupların, mesleklerin, zümrelerin, sınıfların ve kitlelerin kendilerine özgü, ortak düşünce dil ve sembolleri vardır.

1 Günlük haberleşme ihtiyaçlarını karşılayan, genellikle geniş bir alanda ortak kalıplarla işleyen günlük konuşma dili,

2 Toplumun çok büyük çoğunluğunu, hatta tamamını içeren halk dili,

3 Yüksek kültüre, bilime ve sanata dayalı seçkinler dili (bilim dili, edebiyat dili, şiir dili vb.)

ANLATIM BİÇİMLERİNİN ÖZELLİKLERİ, DİL SINIFLANDIRMALARINA NASIL BİR PLAN GETİRİR?

Anlatım biçimlerindeki, yani bildirişim (haberleşme) modellerindeki ayrıcalıklar, özel komünikasyon alanları, dilin kullanılışında şöyle bir şemayı meydana çıkarmaktadır.

1 Bilim dili:

Her bilimin kendi disiplini içinde kullanılan kavramlar, terimler, kalıplarla örgütlenmiş işaretler ve semboller sistemi.

2 Sanat dili

Güzel sanatların her dalında konu ile ilgili ortak bildirişim ve anlatım aracı. Kuralları, ritimleri, ilkeleri, teknikleri, sembolleri kapsayan, örgütlenmiş haberleşme.

3 Teknik dili:

Gün geçtikçe gelişen teknolojinin bilimden ve uygulamadan, aldığı, durmadan zenginleşen mesleki ifade ve ortak iş aracı.

4 Kitlesel haberleşme dili:

Kile haberleşme araçları dediğimiz basın, radyo, televizyon, sinema, v.b. bir kaynaktan geniş alıcı kitlelere yayılan mesajları gönderirken kendilerine özgü, teknik dil kullanırlar. Daha doğrusu konuşma, yazı ve hareket dillerinden çoğu zaman birlikte yararlanırlar ve bunlara kendi teknik olanaklarıyla özel katkılarda bulunurlar:

1- Basında gazete, dergi ve afiş vb. yazı dilini haber, yorum, düşünce kanallarından geçirirken, tespit edilmiş hareket dili olan fotoğraftan da yararlanarak, konuya ve yapmak istediği etkiye göre değişik harf ve yazı biçimleriyle özel bir görüntü tekniği içinde (mizanpaj) sunarlar. Böylece çok ve çeşitli konuların, önem sıralarına göre değerlendirilip, ölçülüp biçilerek, haber, görüş ve yorumları en etkili biçimde yığınlara ulaştıracak yazı biçimleri, harf büyüklükleri, etkili başlıklar, flâş cümleler, özet kalıplar, sloganlar, resim, fotoğraf ve karikatürlerle bir gazete sayfası, ya da bir dergi kapağı adeta sentetik bir dil meydana getirirler. Bir gazete sayfasının tüm öğelerinin birlikte ve bütün olarak konuştukları ayrı dil vardır.

Bildirişim modellerini incelerken göreceğiz; basında verici uç (kaynak), alıcı yığınlara doğru, açabildiği kadar mesaj kanalı açarak bunları kodlar, şifreler (yazı, yazı tekniği harf biçimleri, sayfa ve başlık yapısı, mizanpaj, renk). Alıcı yığınlar bu kodları çözerek kullanılan dil aracılığı ile verilmek isteneni almış olurlar, Burada basın dilinin (verici) ile (alıcı) arasındaki ortak kalıplar, ortak izafet çerçeveleri, ortak kelimeler, sınırlı bir bildirişim düzeyi ve anlaşılır, anlamlı haberleşme biçimleri bakımından ne derece önemli ve dikkat isteyen bir dil olduğunu hatırlamak gerekir.

2- Radyo, televizyon ve sinema, dilin tüm olanaklarından modem biçimlerle yararlanırlar. Konuşma ve yazı diline hareket, müzik, ses görüntü, olay, belge katmak suretiyle sinema ve televizyon sentetik bir dil oluşturmaktadır. Radyo ise konuşma dilini, konuşma biçimi, akustik, ses kanalları, imaj yaratıcı tekniklerle ve yardımcı öğelerle (müzik, olay, vs.)destekleyerek dilin psikolojik ve sosyal, kültürel özelliklerinden yararlanarak ayrı bir dil biçimine doğru geliştirir.

5 Edebiyat, şiir dili:

Dil, her şeyden önce, bir düşünme, konuşma ve yazma aracıdır. Dili, “anlatıma, bildirişime yarayan yapma işaretler sistemidir” diye tanımlamıştık. Dil bu hali ile tam bir araçtır. Bir eylemdir.

Dilin bir eylem, bir araç olmaktan çıkıp bir sonuç, bir amaç haline getirilmesine edebiyat diyoruz. Edebiyatta ve tüm edebiyat sanatlarında (düz yazı, şiir, tiyatro, roman) dil, bir aracı, bir kanal değildir artık. Edebiyatta dil, nesnel bir değer kazanır. Biçim alır, maddeleşir, resim, heykel, müzik, mimari gibi somut bir eser haline gelir.

Bu, artık sanatın ritim ve yasalarına tabi olan ayrı bir dildir.

Edebiyat nedir? konusunu incelediğimiz zaman daha ayrıntılı olanak kaydedeceğimiz özellikler vardır. Şimdilik Jean Cocteau’nun bir sözü ile yetinelim: “Şiir dili öyle ayrı bir dildir ki, başka hiç bir dile çevrilemez, hatta yazıldığı dile bile... “

6 Müzik dili:

Müzik dili derken, özel işaretlerle (nota) ses haline, dönüştürülen bir bildirişim anlatılmaktadır. Burada ses, ya da nota, duyguların (ya da çok soyut düşüncelerin) iletişiminde sistemli, yapma işaretler niteliğindedir. Bu anlamdaki müzik dilini, sözlü müzikteki yazı dili ile karıştırmamak gerekir. Şüphesiz bu ikincisinin de düz yazıdan, hatta şiirden farklı bir yanı vardır. (Edebiyat cümlesinin, müzik cümlesine ritim, anlam ve gramer bakımından uyum sağlaması) gibi. Müzik cümlesi deyimi ile seslerin sağlam ve müzik kurallarına bağlı özel bir sıra içinde birleştirilmesi kastedilmektedir.

7 Mekanik dil (kompüter dili)

Kompüter, elektronik bir araç olarak, (bilgi işlem) programları bakımından mekanik harf ve sembolleri kullanmak suretiyle yeni bir (teknik dil) geliştirmektedir. Makineye verilen emirleri düzenleme (bireşimli dil, çıkış dili, gerçekleştirme dili, işlem dili, kaynak dil, sembollü dil) gibi terimlerle çalışma sonuçlarına ulaşır. Beslenen mekanik hafıza istenen sonuçları hesap ve şema teknikleri halinde aktarır.

Dil Nedir? -8- Edebiyat Nedir?

EDEBİYAT NEDİR?

Edebiyatın ne olduğunu anlayabilmek için onun, dilden, konuşma ve düzyazı dilinden farklı olan yanlarını ortaya koymak gereklidir.

Konuşma ve düzyazı dilinde, dil bir araç, sözcükleri kullanmakla girişilmiş, belli bir amaca dönük eylemdir. Doğruyu araştırma, ortaya koyma, başkalarına iletme aracıdır. Konuşma ve yazı dilinde sözcükler görevini yaptıktan sonra işe yaramaz hale gelir. Önemli olan meydana getireceği sonuçlardır. Sonuç yani amaç, onu okuyan, ya da dinleyendeki değişimdir. Düşüncemizi dile getiren sözcükleri nasıl biçimlendirdiğimizi unuturuz. Onlar aracılığı ile düşüncemizi ilettiğimiz kişi de onların nasıl biçimlendirildiğine dikkat etmez. Unutur. Dil, bizi doğrudan doğruya öteki insanlarla yada eşya ve düşüncelerle karşı karşıya getirir. Konuşma ve yazı dilinde sözcükler saydamdır. Uçarıdır. Aradan kaybolur gider.

Oysa şiir ve edebiyatta bunların tam tersi oluşmaktadır.

Şiir ve edebiyatta dil bir araç değil, biraz amaçtır. Şiir ve edebiyatta dil, sözcükler, cümleler ve biçimler nesnel (objektif) hale gelirler, şeyleşirler.

İnsanla öteki insanların, eşyanın ve düşüncelerin arasına girip saydamlaşmaz şiir. Uçarı hale gelmez konuşma ve düzyazı da olduğu gibi. Tam tersine, karşımıza çıkar. Resim gibi, heykel, müzik, yapı gibi (eşya) değeri kazanır.

Şair cümle kurmaz, bir nesne meydana getirir. Sözcüklerle, güzel, unutulmaz biçimler yaratır. Sözcüklerin bir araya özel biçimler altında getirilişinde derin eğilimler dürtüsü vardır.

Şair, dilde olduğu gibi sözcüklerden yararlanmaz. Onlara yararlı olur. Renk, ses, hacim gibi onları şeyleştirir, kırar, bozar ve yeniden birleştirerek bir şiir dünyası kurar.

Sözlerin ve sözcüklerin nesnelleştirilerek özel işaretler, deyişler, tılsımlı biçimler haline getirilmesi, bunların sihir ve büyü alanında kullanılması, unutulmayan, ezberlenen özel biçimlerle tekrar edilmesi, şiirin doğuşunu hazırlayan en eski etkenlerdir. Bu yönden denilebilir ki, yazı şöyle dursun, tam konuşma dilinin bile gerçekleşmediği, insanın ve insanlığını en eski tarihinde şiir ve şiir dili vardır. Demek ki, edebiyat, dilden önce idi.

Bununla beraber gerçek şiir ve edebiyat yazının bulunup kullanılmasından sonra gelişmiştir.

Sanat dışı konularda (politika, hukuk, mektup vb. alanlarda) bile ilk yazılı metinler, edebiyata yakın, destanî, güzellik iddiası ile yüklü oldukça nesnel eserler olmuşlardır.

EDEBİYATTA AKIM DENİLİNCE NE ANLAŞILIR?

Akım, insan düşüncesinin ve yaşamının, tarih içinde değişik dünya görüşlerinin birbirini izleyerek devam etmesidir.

Tarih boyunca insanlar her çağda bilim ve felsefe verilerinden, sosyal, ekonomik, siyasal gerçeklerden esinlenerek, ileriye doğru atılımlar yaparak, eskiyen düşünce ve biçimlerin yerine yenilerini ve başkalarını koyarlar.

İyiye, Güzele ve Doğruya” sloganı ile ifade edilen bu atılımlar yeni ahlâk, estetik ve bilim değerleri getirirler.

Sanat ve edebiyat akımları her çağın kendine özgü gerçekleri ve değerleri açısından ortaya atılan güzellik anlayışları, estetik görüşleri ve ölçüleridir.

Edebiyat ve sanat akımları, milli ve milletlerarası bilimsel, felsefi, sosyal, ekonomik, siyasal, ahlâki, dinsel yaşamın ürünleri olurlar ve tarihsel değerlerin uzantısı içinde eskiye ve kurulu düzene varolan edebiyat ve sanat anlayışına karşı ihtilâlci karakter taşırlar.

Ama bu devrimci karakter çoğu kez yöntemlerde ve yöntemlerin uygulanışında göze çarpar. Oysa edebiyat ve sanat akımları tarih içinde klâsik görüşlere zaman zaman dönerek tazelemeler, tekrarlar, yeniden değerlendirilişler yapmaktadırlar.

Her toplumun edebiyatında, kendisine özgü milli akımlar, aşamalar vardır. Fakat bunlardan bir kısmı ulusal sınırları aşarak uluslararası değer ve kapsam kazanırlar. Sonra bunlar ulusal sanatları etkiler.

Edebiyat ve sanat akımlarına ekol, okul, meslek ve çığır da denilmektedir.

DÜNYA ÇAPINDA ETKİLER YAPMIŞ OLAN SANAT VE EDEBİYAT

AKIMLARININ EN ÜNLÜLERİ HANGİLERİDİR?

Uluslararası değer taşıyan etkili edebiyat akımlarını şöyle sıralayabiliriz:

1-     İlkel edebiyat

2-     Doğu edebiyatı

3-     Anadolu edebiyatı

4-     Arap edebiyatı

5-     Batı edebiyatı

6-     Mistik edebiyat

7-     Hıristiyan edebiyatı

8-     İslâm edebiyatı

9-     Hümanist edebiyat

10- Rönesans

11- Klasisizm

12- Romantizm

13- Realizm

14- Natüralizm

15- Parnassizm

16- Sembolizm

17- Kübizm

18- Fütürizm

19- Dadaizm

20- Sürrealizm

21- Egzistansiyalizm

Dil Nedir? Dilin Türleri

 

Çok geniş anlamıyla dil, düşünce, duygu ve güdüleri, doğrudan doğruya  ya da dolaylı olarak bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracıdır. Bu tanım bütün canlıların kendi aralarındaki bildirişimlerle ilgili işaret sistemlerini olduğu kadar, insanlar tarafından doğanın ve eşyanın ortak kalıplar halinde manalandırılması olgularını da kapsamaktadır.

İnsanlar ve hayvanlar bir takım sesler ve işaretlerle düşünce, duygu ve güdülerini anlatmaktadırlar. Bunlar birer (dil)dir. Yaprakları solmaya başlayan bir bitki de (susadım) veya (hastayım) demektedir. O halde bitkilerin bile doğaya dönük dilleri vardır. Demek ki tüm canlıların, kendilerini ve hallerini anlatabilme olanakları vardır. Buna dolaysız (doğrudan doğruya) bildirişim diyoruz.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...