nasrettin

Yabancılara Türkçenin Öğretiminde Nasrettin Hoca Fıkralarının Yeri

          Yabancılara Türkçe öğretimi, Türk kültürünün öğretilmesi amacını taşımaktadır. Çünkü, dil kültür aktarıcısıdır. Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinin ana dil olarak öğretilmesinden farklı ve zor yönü; Türkçeyi öğrenen yabancıların Türk kültürüne olan uzaklığıdır. Yabancı dil öğrenen kişi o dile ait kültürün içine girmektedir. “Kültür, onun çevresinde yaşayan insanları, hem diğer insanlarla münasebetlerinde hem de tabiat karşısında uyumlu hâle getirmeye çalışan, değerler, normlar ve sosyal kontrol unsurlarının bütünüdür.” (Tural 1990 : 52). Kişi, kültür ögelerini ne kadar iyi algılarsa yabancı dili de o oranda iyi öğrenebilmektedir. Dolayısıyla kültür ögelerinin, yeri geldikçe, bir yabancının öğrenebileceği ölçüde ve doğru biçimde verilmesi önem taşımaktadır.Nasrettin hoca fıkralarının Türkçe ve yabancı dil öğretiminde kullanılmasının temel yararları şunlardır:

1. Dil öğretiminde fıkraların kullanımı öğrencilerin motivasyonunu ve ilgilerini artırır, derslere daha etkin bir biçimde katılmalarını sağlar.

2. Hikâyelerin kısa olması sıkılmadan dinlenmesini, okunmasını, anlatılmasını ve yazılmasını kolaylaştırır. Bu yolla, öğrencilerin dört temel dil becerisini geliştirmek için gerekli olan öğrenci katılımı sağlanır.

3. Öğrenciler her fıkrada yeni kelime ve terimlerle karşılaşır. Öğrenciler anlamını bilmedikleri kelimeyi bazen hikâyenin genel anlamından çıkarırken bazen de bu kelimeyi sözlükten öğrenir. Bu şekilde kelime hazineleri hızlı bir şekilde gelişir.

4. Türkçe ve İngilizce öğretiminde fıkraların kullanılması, öğrencilerin dil bilgisi kurallarını öğrenmelerine ve iletişimde kullanmalarına yardımcı olur.

5. Fıkralarda bizim ahlakî değerlerimizle karşıtlık içeren durumların olması, bizim konunun dışına çıkmamıza ve konuya objektif bakmamıza yardımcı olur. Böylece, öğrenciler eleştirel okuma ve eleştirel  düşünme becerilerini daha etkili bir şekilde geliştirebilir. (Asilioglu ; 2008)

Yabancı dil öğrenenler, ruhsal ve sosyo-kültürel çeşitli sebeplerle o dili öğrenmeye karşı ön yargılar taşır ve dil öğretim ortamı ile sunulan dil malzemesi de kişiyi dili öğrenmeye karşı güdüleyecek biçimde düzenlenmemişse iş daha da zorlaşır. “Yazılı ve sözlü ürünler, bir milletin edebiyat tarihi için olduğu kadar kültür ve değerler tarihi için de önemlidir. Bu ürünlerin tamamı dilin ve kültürün taşıyıcısıdır. Nasrettin Hoca fıkraları bu yönüyle kültür hayatımızda oldukça önemli bir yere sahiptir.” (Özbay 2005 : 313).

Yabancı dil öğrenenleri sıkmadan, onların ihtiyaç duydukları söz kalıplarını öncelikle öğretebilmek, öğrenciyi güdülemek ve dolayısıyla dersi zevkli hâle getirmek açısından önemlidir. Dersi zevkli kılan ögeler ise sınıf ortamında yapılan etkinlikler ve öğrenciyi günlük hayatında karşılaşacağı durumları oyunlaştırarak canlandırma tekniğidir. Nasrettin Hoca fıkraları, bu uygulama alanı için biçilmiş kaftandır. Çünkü, “Hoca, bağlamına uygun olarak kadıdır, hocadır, satıcıdır, kocadır, yöneticilerin sohbetçisidir, borçludur, babadır, komşudur, konuktur, davacıdır, palavracıdır, oduncudur, avcıdır, davacı vekilidir, atışmacıdır… Bu da, özelde Anadolu’nun genelde bütün dünyanın insan haritasını verir bize.” (Çotuksöken 1996 : 118). Hocanın kılıktan kılığa girmesi ve eleştirici bakış açısı, okuyan kişide dikkati en üst düzeye çıkarmaktadır.

Gerek Türk kültür unsurlarının verilmesi yönüyle gerekse Türkçenin söz varlığını zenginleştirici bir unsur olması sebebiyle Nasrettin Hoca fıkralarının yabancılara Türkçenin öğretiminde çok önemli bir işlevi vardır. Nasrettin Hoca fıkralarının kısa olması ve çarpıcı sözler içermesi, dil öğretimi açısından önemli bir unsurdur. Çünkü, dile yabancı olanlar, özellikle temel düzeyde Türkçeyi öğrenirken uzun metinlerden hoşlanmazlar. Kısa ve iletişime dayalı metinler, dil öğrenenlerde öğrenme isteğini artırır.

Nasrettin Hoca gibi bir bilge kişiliğe, yabancılara Türkçe öğretimi için hazırlanan ders kitaplarında yer vermek, dil öğreticisinin işini kolaylaştıracaktır. Bu fıkralarda yer alan deyim ve atasözlerinin, dil öğretiminde çok önemli bir yeri olan kelimelerin yan ve mecaz anlamı gibi ifadelerin Türkçenin yabancılara daha kolay kavratılmasındaki işlevi de gözden uzak tutulmamalıdır.

Bu durumu, deyimlerin öğretiminde kullanılabilen Nasrettin Hoca fıkralarından güzel bir örnekle somutlaştıralım:

“İPE UN SERMİŞLER

Bir gün, bir komşusu gelir Hoca’ya, çamaşır ipi ister: ‘İşim biter bitmez getiririm!’ diye de yemin üstüne yemin eder ama, bu kaçıncı yemin! Hoca, vermemek için, bin dereden su getirir, olmaz; nihayet başka bahane bulamaz:

‘Bizimkiler ipe un serdi!’ der. Komşusu:

‘İşte kuyruklu, kulaklı bir yalan! Hiç ipe un serilir mi?’ deyince, gayrı Hoca baklayı ağzından çıkarır:

‘Vermeye gönlü olmayınca, öyle bir serilir ki..’ ” (Güney 1995 : 59).

Yukarıdaki fıkrada “bin dereden su getirmek”, “ipe un sermek” ve “baklayı ağzından çıkarmak” gibi kültürümüzde önemli bir yeri olan üç deyimin art arda kullanıldığını görmekteyiz. Görüldüğü gibi; yabancılara kavratabilmek için uzun süre gerektiren deyimlerin birkaçını birden aynı anda düşündürebilmek ve öğretebilmek mümkün hâle geliyor.

Nasrettin Hoca fıkraları, bize günlük hayatımızda karşılaşacağımız sorunları hatırlatıp bizi güldürürken düşündürmeye sevk eden ve dolayısıyla eğitici yönü çok kuvvetli olan eşsiz ders malzemesi niteliğindedir. “Hoca, her soydan insanlara umut aşılar. Yaşamı iyimserlik yönünden yorumlayarak, fıkralarıyla tüm insanlığın kişisel ve toplumsal üzüntülerini, kısa bir süre bile olsa, gidermeyi amaçlar. İşte bu özellikleriyle de yerellik ve güncellik çizgilerinden sıyrılıp ulusal değerler bağlamından, evrensel bir aşamaya ulaşmış durumdadır.” (Aydın 1996 : 33). Dolayısıyla, yabancılara Türkçe öğretimi için hazırlanan ders kitaplarında da Nasrettin Hoca fıkralarına yer verilmektedir. Ancak, burada önemli sorunlarla karşı karşıyayız. Bu sorunlardan birincisi, Nasrettin Hoca fıkralarının, bu ders kitaplarındaki öğretilen dil bilgisi yapılarına dikkat edilmeden kitaplarda gelişigüzel yer almasıdır. İkinci bir sorun ise; yabancı öğrencilerin  Nasrettin Hoca fıkralarındaki iletiyi anlayabilecek düzeye gelmeden bu metinlerle karşılaşmasıdır. Oysa; işlenen bir metinle ilgili olarak öğrencinin düşüneceği ve kültürün kimi boyutlarına uzanabileceği anda ve anlayabileceği fıkranın ders veya çalışma kitabında yer alması gerekir.

Dil eğitiminde görme ve işitmeye dayalı araçların yeri ve önemi yadsınamaz. “Bu sebeple özellikle yabancılara Türkçe öğretirken;

  • kısa filmler
  • reklam filmleri
  • Türk kültürünü yansıtan belgeseller veya konulu filmler
  • Türk kültürünü yansıtan şarkı ve türküler

gibi görme ve işitmeye dayalı malzemelerden yararlanmak gerekir.” (Barın 2008 : 109). Yerinde verilen Nasrettin Hoca fıkralarının Türkçeyi öğrenen yabancıları güdüleyeceğini belirtmiştik. Bu durum hem dersin daha akıcı ve zevkli hâle gelmesini sağlayacak hem de öğrenilenlerin akılda kalıcılığını artıracaktır. Nasrettin Hoca fıkralarının yabancılara Türkçe öğretimi için sıraya konması, çizgi film ya da kısa filmler hâline getirilmesi ve derste işlenmek üzere filmden önce, film izlenirken ve film izlendikten sonra öğrencilere yaptırılacakların hazırlanması ile dil eğitimi hem etkin hem de kısa zamanda birçok kelime ve kavram öğretebilme özelliğine kavuşacaktır.

Nasrettin Hoca fıkralarındaki değişik zaman ve kip ekleri, öğrencinin düzeyine uygun olarak ayarlandığında iletişim biçimlerinin pratiğe dönüşmesinde önemli bir işlev yüklenmektedir. Batı dillerinde karşılığı pek bulunmayan “mişli” geçmiş zamanın kullanımı açısından da Nasrettin Hoca fıkraları önem taşır. Örnek:

“ALLAH VERSİN

Hoca bir gün evinin damında çalışıyormuş. Aşağıya bir dilenci gelmiş. Hoca, adamın kim olduğunu, ne istediğini anlamamış. Yine de işini bırakarak adamın yanına inmiş. Hoca’nın yanına geldiğini gören adam:

- Allah rızası için bir sadaka! demez mi? Hoca dilencinin bu davranışına çok sinirlenmiş. Bir ders vermek için adama:

-   Yukarı gel! demiş.

Dilenci yukarı çıkınca kulağına eğilip:

-   Allah versin! diyerek başından savmış.” (Koza 2007 : 16).

Görüldüğü gibi; duyulan zamanı tanımlama, örnekleme ve kullanma açısından bakıldığında dilimizde edebî metinlerde çok sıkça rastlanmayan bu kipin kullanımı, yabancılar açısından önceleri zor gibi gözükse de fıkralarla bu kullanım biçimine alışmak kolaylaşmaktadır. Ayrıca Nasrettin Hoca fıkraları, seslenme edatlarını kullanma açısından da çok zengindir.

Sonuç

Dil öğretiminde empatinin önemi çok büyüktür. Nasrettin Hoca fıkralarını dinleyen veya okuyan öğrenciler, kendilerini fıkradaki kahramanların özellikle de Nasrettin Hoca’nın yerine koymaktadırlar. Nasrettin Hoca fıkralarının yer aldığı Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesine yönelik kitaplara öğrenciler sempatiyle yaklaşmaktadırlar. Yabancılara Türkçenin öğretiminde Nasrettin Hoca fıkralarının kullanılması, hem öğrencilerdeki öğrenme isteğini artırmakta hem de telaffuz ve kelime hazinesi açısından öğrenene önemli katkılar sunmaktadır. Önemli olan bu fıkraların, öğrencilerin Türkçedeki söz dağarcığı ve dil bilgisi düzeylerine uygun olarak seçilmesi, sınıf içindeki oyunlaştırarak canlandırma etkinliklerine katkıda bulunması ve kültürümüze açılan birer pencere olarak düşünülmesidir.

Yrd.Doç.Dr. Erol BARIN

Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü

Kaynaklar

Asilioglu, Bayram;  (2008) “The Educational Value of Nasreddin Hodja’s Anecdotes”,

Children’s Literature in Education 39:1–8.

Aydın, Mehmet; (1996) “Güldürü Ustası Nasreddin Hoca’da Fıkraların Kaynakları Ve Bu

Fıkraları Başkalarından Ayıran Özellikler”, V. Milletlerarası Türk Halk

Kültürü Kongresi Nasreddin Hoca Seksiyon Bildirileri, Kültür

Bakanlığı, Ankara.

Barın, Erol; (2008) “Türkçenin Yabancılara Öğretiminde Motivasyon”, 1.Uluslararası Türk

Dili Ve Edebiyatı Sempozyumu(23-26 Ekim 2007) Bildirileri, Süleyman Demirel Üniversitesi, Isparta.

Çotuksöken, Yusuf; (1996) “Bir Anadolu Ve Dünya Bilgesi : Nasreddin Hoca”, Nasreddin

Hoca’ya Armağan (Haz.M. Sabri Koz), Oğlak Armağan Kitaplar, İst.

Güney, Eflatun Cem; (1995) Nasrettin Hoca Fıkraları, Milliyet-Varlık Türk Ve Dünya

Klasikleri, İstanbul.

Koza Yayınları (2007), Nasrettin Hoca (1), Koza Yayın Dağıtım, Ankara.

Özbay, Murat; (2005) “Türkçe Öğretimi Açısından Nasreddin Hoca Fıkraları”, I. Uluslararası

Akşehir Nasreddin Hoca Sempozyumu (Bilgi Şöleni), Akşehir.

Tural, Sadık K.;  (1990 “Nekre Ve Nükte Kavramlarının Kültür İçindeki Yeri Ve

Fonksiyonları”, Fikrî Ve Felsefî Yönüyle Nasreddin Hoca

Sempozyumu Bildirileri, Konya Valiliği İl Kültür Müdürlüğü, Akşehir.

Yabancılara Türkçe Öğretimi Kapsamında Fıkralar: Nasreddin Hoca Fıkraları

           Dil öğretimi, kültür öğretimiyle özdeşleşmiş bir kavramdır; çünkü dil, kültürün aktarıcısı ve yansıtıcısıdır. Kültürü en iyi yansıtan ürünler ise onu yaşatan halkın ürettiği masal, efsane, fıkra gibi türlerdir. Bu türlerin dil öğretiminde kullanılması, hedef dilin kültürel farkındalığını kolaylıkla artırabilir. Fıkra türünün özellikleri düşünüldüğünde, fıkraların diğer halk anlatılarından farklı oldu­ğu düşünülebilir. Bu araştırmanın amacı, W. Burckhardt Barker'ın İngilizlere Türkçe öğretmek için yazdığı "Turkish Reading Book and Vocabulary and Grammar" (1854) isimli kitabının okuma metinleri kısmındaki Nasreddin Hoca fıkralarından hareketle genelde fıkraların, özelde ise Nasreddin Hoca f!k-ralarının yabancılara Türkçe öğretimindeki işlevini belirlemektir. Bu amacı gerçekleştirmek için W. B. Barker'ın kitabında yer alan 72 Nasreddin Hoca fıkrası incelenmiş ve bunların 14'ü sadeleştirile­rek bunlara belgesel tarama uygulanmıştır. Belgesel taramanın sonunda, Nasreddin Hoca fıkralarının gülmece ögelerini bolca barındırdığı, kısa olduğu, deyimlerin ve atasözlerinin bağlamıyla ilişkili akta­rıldığı, sözcük, sözcük grubu ya da cümle tekrarlarının sıkça olduğu ve bunların kültürel unsurlarla sunulduğu görülmüştür. Fıkraların bu özellikleri, dil öğretiminde önemli olan sözcük öğretimini ko­laylaştırır. Fıkraların bir dilin temel söz varlığını (organlar, sayı sistemi gibi) içermesi, günlük hayatı yansıtması, her zaman güncel olması, temel dil becerilerini geliştirmesi de fıkraların bir dili yabancı dil olarak öğrenenlere diğer yararlarıdır. Bununla birlikte, Nasreddin Hoca fıkralarında örtük bir dilin kullanılması gibi özellikleri düşünüldüğünde, bu metinlerin yabancılara Türkçe öğretiminde B2-C1 seviyesinde dil öğrenenlerin yararlanacağı metinler olduğu düşünülebilir.

GİRİŞ

Kültürü yansıtması ve aktarma­sı özelliğiyle kültürle özdeşleşmiş olan dil öğretimi, temel düzey dil kullanımı seviyesinde genellikle günlük hayatta kullanılan dili önemseyen metinler ara­cılığıyla yapılır. Kültür, dil öğretiminde öğrencilerin yeterlik düzeyi arttıkça (ara düzey kullanıcı-ileri düzey kullanıcı) kültürel ayrıntıları, tarihî birikimleri, hedef dilin anlatım inceliklerini (me­cazlar, aktarmalar vb.) önemseyen şiir, bilmece, fıkra gibi yazınsal türler aracı­lığıyla aktarılmaktadır.

Halk hikâyeleri, masallar, efsaneler ve fıkralar gibi folklor ürünleri, eğitim-öğretimde kullanılan oldukça önemli un­surlardır. Bascom'a göre, folklorun dört işlevinden biri "özellikle okuma yazması olmayan kültürlerdeki eğitim işleridir." Karabasanların çocukları düzene sok­mak için kullanılması ya da onların iyi bir kişiliğe sahip olabilmeleri için nin­niler söylenmesi buna örnektir (Bascom 2005: 140). Tekerlemelerin, sözcüklerin doğru seslendirilmesinde işlevsel olarak kayda değer bir yere sahip olması ise bir başka işlevdir. Folklor metinlerinin bu işlevleri düşünüldüğünde, özellikle Türk halk kültürü içinde yer alan fık­ralar, kısa oluşları nedeniyle yabancı­lara Türkçe öğretiminde kullanılmaya çok uygun metinlerdir. Düşündürücü ve gülünç insanlık durumları üzerine kurulmuş bu kısa metinlerle karşılaşan öğrenciler, genellikle bu tür fıkraların sonunda yer alan mizah yüklü cümleyi anladıklarında, kendilerini metni kavra­mak için ortaya koydukları tüm zihinsel çabanın ödülünü de almış gibi hisseder­ler (Özdemir 2013: 161). Bununla birlik­te masal, efsane, fıkra gibi halk anlatıla­rı toplumsal kültürü de yansıttıkları için yabancılara Türkçe öğretiminde vazge­çilmez bir işlev üstlenirler. Fıkralar sa­dece kültür hazinesi değil, aynı zaman­da ilgi çeken ve merak uyandıran bir içeriğe de sahiptir. Mizahî yapısı gereği yaratıcı ve üretici çalışmalarla temel dil becerilerini geliştirmeye oldukça uygun­dur. Nasreddin Hoca fıkraları, özellikle "Avrupa'da yabancı ortak bir yabancı dil öğretim programı ve yabancı dil öğ­retiminde ortak bir standart, ortak öl­çütler geliştirmeyi amaçlayan" (Mirici 2000) Diller İçin Avrupa Ortak Başvu­ru Metni'nin genel ölçütlerinden "Diğer ülkelerdeki bireylerin düşünce yapıları­nın, kültürel miraslarının yaşam biçim­lerinin daha geniş ve ayrıntılı anlaşıl­masını sağlamak." (2001: 2) maddesi ile Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Programı ve Avrupa Dil Portfolyosu'nda sıklıkla geçen "kültürel çeşitlilik" kavra­mıyla örtüşen kültür karşılaştırmaları yapmaya da oldukça elverişlidir.

Dilin en iyi işlendiği ve kültür biriki­minin en iyi yansıdığı sözlü anlatılardan biri fıkralardır. Genellikle gerçek hayat olaylarından hareketle "hisse" kapmayı hedef tutan ve temelinde az çok nükte, mizah, tenkit ve hiciv unsuru bulunan sözlü, kısa, mensur hikâyeler olan fıkra­lar (Elçin 2010: 566) içerisinde geçmişten günümüze kadar en çok derlenip yazıya geçirilenlerinin başında Nasreddin Hoca ile ilgili olanlar gelmektedir (Aça 2004: 15). Türk milletinin mizah dehasını tem­sil eden Nasreddin Hoca fıkraları, sözlü anlatım ürünü oldukları için yüzyıllar­ca ağızdan ağıza dolaşmıştır. Hem sözlü anlatımda hem de sözlü kültürün yazı­ya geçirilmiş anlatımlarında Nasreddin Hoca'nın sıkça işlenmesi, onu imgesel bir şahsiyet hâline getirmiştir. Sadece Türkler arasında değil, bütün dünya ta­rafından da tanınan Nasreddin Hoca, Batılı birçok aydının kitabına da konu olmuştur. Bunun en güzel örneklerin­den biri, William Burckhardt Barker'ın 19. yüzyılda İngilizlere Türkçe öğretmek için yazdığı "Turkish Reading Book and

Vocabulary and Grammar" (1854) isimli kitabının okuma metinleri bölümündeki Nasreddin Hoca fıkralarıdır. Barker'ın Nasreddin Hoca fıkralarını yabancılara Türkçe öğretiminde metin olarak seç­mesi, UNESCO'nun 1996 yılını Nasred­din Hoca'nın ölümünün 700. Yılı olarak Anma ve Kutlama Yıldönümleri arasında yer vermesi (http://unesco.org.tr/doku-manlar/ anmakutlama/anma_kutlama. pdf) Nasreddin Hoca'nın yerel olmaktan çıkarak uluslararası alanda Türk bilge imgesine dönüştüğünü gösterir.

Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın amacı, W. Burc-khardt Barker'ın İngilizlere Türkçe öğ­retmek için yazdığı "Turkish Reading Book and Vocabulary and Grammar" (1854) isimli kitabının okuma metinlerikısmındaki Nasreddin Hoca fıkraların­dan hareketle genelde fıkraların, özelde ise Nasreddin Hoca fıkralarının yaban­cılara Türkçe öğretimindeki işlevini be­lirlemektir.

Yöntem

Bu araştırma nitel bir çalışma olup araştırmada belgesel tarama tekniği kullanılmıştır. Belgesel taramada, var olan kayıt ve belgeler incelenerek veriler elde edilir (Karasar 2012: 183). W. Burc-khardt Barker'ın 1854'te yazdığı "Tur­kish Reading Book and Vocabulary and Grammar" isimli kitabından bu araştır­maya konu olan 14 fıkra "metnin okuna-bilirlik düzeyi ile okunan metnin anla­şılma düzeyini artırmak, bu süreçte aynı zamanda hedef kitle üzerindeki bilişsel yükü hafifletmek" (Crossley vd. 2012: 91'den alıntılayan Durmuş 2013: 136) amacıyla sadeleştirilerek incelenmiştir.

Belgesel taramanın W. Barker'ın ki­tabındaki Nasreddin Hoca fıkralarından yapılmasının başlıca nedenleri şunlardır:

Yabancılara Türkçe öğretiminde Nasreddin Hoca fıkralarının tespit edi­len en eski örneğinin Barker'ın kitabın­da yer alması ve bu metinlerin hemen hemen hiç incelenmemesi,

Barker'ın Nasreddin Hoca fıkraları için ayrı bir okuma metni oluşturması­dır.

Veri Toplama

Bu araştırmanın verileri, W. Burc-khardt Barker'ın İngilizlere Türkçe öğ­retmek için yazdığı "Turkish Reading Book and Vocabulary and Grammar" (1854) isimli kitabının okuma metinleri kısmındaki 72 Nasreddin Hoca fıkra­sından 14'ünün sadeleştirilmesiyle elde edilmiştir. 14 fıkranın orijinal metninin Latin esaslı Türk alfabesine aktarımı ise dipnot aracılığıyla sunulmuştur.

Bulgular

Sözcük Öğretimi ve Kültür Ak­tarımı

Sözcük, "bir ya da birden çok ses biriminin oluşturduğu, yazıda iki boşluk arasında yer alan, çoğu kez anlamsal bir birim oluşturan, söylemde belli bir biçimsel birlik sunan, çeşitli dizimsel kullanımlarında biçim olarak hiç değiş­meyen ya da bir bölümüyle değişim gös­teren ses ya da sesler öbeğidir" (Vardar 1998:190). Öğretim sürecinde sözcükler, çoğunlukla anlamı açıklanacak birim­ler olarak görülmekte, böylelikle daha çok anlamın nasıl açıklanacağı üzerinde durulmaktadır (Demircan 1983: 147). Anlamın nasıl açıklanacağı sorunu ise hedef dilin kültürel dinamikleriyle ilinti­lidir. Bu nedenle, sözcük öğretimi kültür öğretimiyle aynı düzlemde ilerleyen iki kavramdır. Kültürü en iyi yansıtan ise halk hikâyeleri, türküler, fıkralar gibi halk anlatılarıdır. William Burckhardt Barker'ın kitabında yer alan "Bilenleri­niz Bilmeyenlerinize Anlatsın" fıkrası­nın sadeleştirilmiş hâli şöyledir:

Hoca Nasreddin Efendi bir gün vaaz için kürsüye çıkıp "Ey Müminler, size ne diyeceğim bilir misiniz?" der. Ce­maat der ki "Hayır, Hoca Efendi bilme­yiz." Hoca "Ya siz bilmeyince ben size ne söyleyeyim." demiş. Bir gün hoca efendi yine kürsüye çıkıp "Ey Müslümanlar size ne diyeceğim bilir misiniz?" Onlar da der ki "Biliriz."Hoca "Ya siz bildikten sonra ben size ne söyleyeyim." deyip kürsüden inip gidince cemaat hayretler içerisinde "Bir daha çıkar ise kimimiz bilir, kimi­miz bilmeyiz" demeye karar kılmış. Hoca yine bir gün kürsüye çıkıp "Ey kardeşler, size ne söyleyeceğim bilir misiniz?" onlar da derler ki "Kimimiz bilir, kimimiz bil­meyiz." Hoca "Ne güzel! Bilenleriniz, bil­meyenlerinize öğretsin."1

Geleneksel dil öğretimi yaklaşım­larından işitsel-dilsel yöntemi araştıran Larsen ve Freeman'a göre tekrar, söz­cük öğretiminin temel taşıdır. Dil öğre­nimi mekanik araştırmalar sistemidir. Birey içinde bulunduğu toplumun dilini alışkanlık kazanarak öğrenmektedir. Alışkanlık kazanmak ise ezber, taklit ve tümce yapılarının sık sık tekrar edilme­siyle mümkündür (Larsen ve Freeman 1986'dan alıntılayan Apaydın 2007: 57­58). Nasreddin Hoca'nın yukarıdaki fık­rası incelendiğinde "bil-" sözcüğü 13 defa benzer ya da farklı yapılarda kullanıla­rak tekrar edilmiştir. Bununla birlikte, kavramların yeni ve aynen tekrarlanma­sı mümkün olmayan eski deneyimlere göre benzer yönleri açısından ilişkilen-dirilerek aynı ulam içine alınıyor olması öğrenmeyi kolaylaştırmakta, böylece bi­lişsel bir tasarruf yapılmaktadır (Apay­dın 2007: 11).

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...