mehmet

Arıyorum

Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum.

Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlanmıştı.
" Bu günden sonra, divanda, dergâhta ,bârgâhta, mecliste,
Meydanda Türkçe'den başka dil konuşulmaya"diye
Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını,
Çarşıyı, pazarı, köyü, şehri,
Fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu,şaşırdım merak ettim,
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere,
Gördüklerine, duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo, sunucunun spiker,
Gösteri adamının showmen, radyo sunucusunun diskjokey,
Hanım ağanın, firstlady olduğuna şaşıranınız var mı?
Dükkanın store, bakkalın market, torbanın poşet,
Mağazanın süper, hiper, gross market,
Ucuzluğun, damping olduğuna kananınız var mı?
İlan tahtasının billboard, sayı tablosunun skorboard,
Bilgi alışının brifing, bildirgenin deklarasyon,
Merakın, uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?
Bırakın eli, özün bile seyrek uğradığı,
Beldelerin girişinde welcome,
Çıkışında goodbye okuyanınız var mı?
Korumanın, muhafızın, body guard,
Sanat ve meslek pirlerinin duayen,
İtibarın, saygınlığın, prestij olduğunu bileniniz var mı?
Sekinin, alanın platform, merkezin center,Büyüğün mega, küçüğün mikro,
sonun final,
Özlemin hasretin, nostalji olduğunu öğreneniz var mı?
İş hanımızın plaza, bedestenimizin galeria,
Sergi yerlerimizi, center room, show room,
Büyük şehirlerimizi, mega kent diye gezeniniz var mı?
Yol üstü lokantamızın fast food,
Yemek çeşitlerimizin menü,
Hesabını, adisyon diye ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi dubleks, üç katlı komşu evini tripleks,
Köşklerimizi villa, eşiğimizi antre,
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?
Sevimlinin sempatik, sevimsizin antipatik,
Vurguncunun spekülatör, eşkıyanın mafya,
Desteğe, bilemediniz koltuk çıkmağa, sponsorluk diyeniniz var mı?
Mesireyi, kır gezisini picnic,
Bilgisayarı computer, hava yastığını air bag,
Eh pek olasıcalar, oluru, pekalayı, okey diye konuşanınız var mı?
Çarpıcı önemli haberler.,flash haber,
Yaşa, varol sevinçleri, oley oley,
Yıldızları, star diye seyredeniniz var mı?
Vırvırık dağının tepesindeki köyde,
Cafe show levhasının altında,
Acının da acısı kahve içeniniz var mı?
Toprağımızı, bayrağımızı, inancımızı
çaldırmayalım derken,
dilimizin çalındığını, talan edildiğini,
Özün el diline özendiğine, içi yananınız var mı?
Masallarımızı, tekerlemelerimizi, ata sözlerimizi unuttuk,
Şarkılarımızı, türkülerimizi, ninnilerimizi kaybettik,
Türkçe'miz elden gidiyor, dizini döveniniz var mı?
Karamanoğlu Mehmet Bey'i arıyorum ,
Göreniniz, bileniniz, duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı...
Hayal meyal hatırlayıp da, sahip çıkanınız var mı?

Balkan Kökenli Mehmet Âkif'in Türkçeye Hizmeti Ve Milliyet Anlayışı

Osmanlı Devletinin Rumeliye yayılmasından itibaren fethedilen topraklara yerleşen Türklerle yerli halkın birlikte yaşamaları sonucunda, dil, din, musiki, sanat, ticaret, evlilik, giyim-kuşam, gelenek, vs gibi sosyal hayatın her alanında etkileşimler oldu. Türkçe bir yandan mekteplerde eğitim ve öğretim yoluyla bir yandan da resmî ve günlük işlerde kullanılarak yayıldı.

Türkçeye hizmeti geçen en başarılı şairlerden biri de Mehmet Akiftir. Akifin anası Buharalı Türk, babası da İpekli bir Arnavut idi. Mehmet Akifi milletin kalbinde en üstlere yerleştiren, onun sadece başarılı bir şair olması değil, aynı zamanda bir insan ve müslüman olarak hayatı boyunca hiç sarsılmayan samimi ve sağlam karakteridir. O bu yönüyle, farklı bir büyüklük ve değer kazanıyor. Akif, şairlerimiz arasında Türkçeyi, akıcı, rahat, güncel ve güzel kullanmaktan başka, yazdıklarında daima sosyal bir meseleye çözüm bulmaya çalışır, kanayan bir yarayı iyileştirmek için ne yapılması gerektiğine işaret eder. Onun dili ve üslubu insanı âdeta büyüler. O, müslüman dünyasının düşünen beyni, sızlayan yüreği ve ağlayan gözüdür.

Osmanlı Devletinin her cephede toprak kaybetmesi ve Balkanlardaki savaşlardan dolayı yüzbinlerce insanın perişan halde Anadoluya göç etmesi karşısında, o zamanki bazı aydınlar milliyetçiliği bir çıkar yol gibi görüyorlardı. Fakat Akif kendi kökenini de belirterek, kavmiyyetin tehlikesine işaret ederek kurtuluşun, inanç birliğinde olduğunu söyler:

"Arnavutluk" ne demek? Var mı Şerîattayeri?

Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri.

Arabın Türke, Lazın Çerkese, yâhud Kürde,

Acemin Çinliye rüchânı mı varmış? Nerde !

Bunu benden duyunuz, ben ki evet, Arnavudum, Başka bir şey diyemem... İşte perişan yurdum !


Akifin 100 yıl önce söylediği bu sözlerin ne kadar doğru ve gerçek olduğu, anlayabilenler ve ibret alabilenler için, bugün apaçık görülmektedir.

1.GİRİŞ

14. Yüzyılın ortalarından başlayarak Osmanlı Devletinin Rumeli'ye yayılmasından itibaren fethedilen topraklara yerleşen Türkler ile yerli ahalinin birlikte yaşamaları sonucunda, dil, din, musiki, sanat, ticaret, evlilik, giyim-kuşam, gelenek, vs gibi sosyal hayatın her alanında etkileşimler oldu. Siyasi hakimiyetin temsilcisi olan Osmanlı devletinin dili olan Türkçe, bir yandan mekteplerde eğitim ve öğretim


yoluyla, bir yandan da resmî ya da gayr-ı resmî günlük işlerde kullanılarak yayıldı. Osmanlı devletinin parçalandığı ve Cumhuriyetin kurulduğu yıllarda Türkçeye önemli hizmeti geçen pek çok şair ve yazardan, Üsküplü Yahya Kemal gibi Türk asıllı olanlar yanında, Şemseddin Sami gibi Arnavut kökenli olanlar da vardı ve bunlardan biri de Mehmet Âkif ERSOY'dur.

2.MEHMET AKİF'İN HAYATI

Mehmet Âkifin anası Emine Şerife Hanım (1836-1926) aslen Buharalı olan Tokatlı bir Türk aileye mensuptur. Babası Tahir Efendi (1826-1888) Arnavutluk'taki İpek kasabasına bağlı Suşişe köyünde doğup küçük yaşta İstanbul'a gelmiş bir Arnavut idi. Mehmed Âkifin babası ve anası İstanbul'da Fatih'te evlenmişler ve Âkif, anasının bu ilçedeki Sarıgüzel semtinde bulunan evinde 1290 yılının Şevval (1873 Aralık) ayında doğmuş, çocukluğu orada geçmiş ve öğrendiği ana dili Türkçedir. Mehmet Âkif'in biyografisine yer veren bütün yayınlarda bu bilgiler bulunmasına karşılık, M. Kaya Bilgegil bir makalesinde Mehmet Âkifin nüfus tezkiresinin klişesini yayımlamış ve oradaki şu kayda dikkati çekmiştir."Mehmed 'Akif Efendi, Fâtih ders-i 'âmlarından İpekli müteveffâ Tâhir Efendi 'nin mahdumudur. Bin ikiyüz doksan sene-i hicriyyesinde, sene-i mâliyye 1289, Kal'a-i Sultâniyye sancağına mülhak Bayramiç kasabasında tevellüd ettiği Tezkire-i 'Osmâniyye sûret-i musaddakasında muharrerdir".

  1. Mehmed Âkif, dört yaşında iken Fatih'te Emir Buharî mahalle mektebine (yuvaya) gönderildi iki sene sonra sırasıyla her biri üçer senelik olan ibtidai (ilkokul), rüşdiye (orta okul) ve mülkiye idadisinde (lisesinde) okudu. Sonra iki senesi nehârî (gündüzcü) olarak Ahırkapı'da ve iki senesi leylî (yatılı) olarak Halkalı'da olmak üzere, dört sene Baytar Mektebine (bugünkü adıyla Veterinerlik Fakültesine) devam etti. 1309'da (1893'te) bu mektebin ilk mezunu ve birincisi olarak diploma aldı. Bir yandan da, bilgili ve şuurlu bir kişi olan babasından ve daha başka âlimlerden özel dersler alarak kendisini yetiştirdi. Dile karşı üstün kabiliyetliydi, Arapça, Farsça ve Fransızca'yı, edebiyatlarını takip edecek ve tercümeler yapacak kadar iyi öğrendi. Çocukken başladığı hâfızlık çalışmasını, bir müddet ara verdikten sonra, yiğirmi yaşında iken kendi kendine tamamladı.
  2. Derslerinde daima başarılı ve okuduğu her okulda hep birinci olan Mehmed Âkif, çeşitli sporlarla da meşgul oldu. Ondört yaşında iken yağlı güreşe başladı. 16­18 yaşlarında, köy düğünlerindeki güreşlere katıldı. Hafta sonları okula giderken, Fatih'ten Halkalı'ya ve bazen güreşmek için Halkalı'dan Çatalca'nın köylerine kadar yürüyerek gittiği olurdu. Ayrıca gülle atar, ata biner ve çok iyi yüzerdi.

Prof. Dr. Mehmet Sağlam, Mehmet Gündem'e Konuştu

"115 ülkeden dünya çocukları Türkiye'ye geliyorlar, ülkemizi, insanımızı tanıyorlar, kendi aralarında Türkçe konuşuyorlar, birbirlerini tanıyorlar, birbirlerini farkediyorlar, dostluk kuruyorlar. Bu çocuklar için büyük bir tecrübe. Kalıcı dostluklar, hatırlı ilişkiler hep küçükken kurulur. İnsan tanıdığına kolay kolay kötülük yapamaz. Bu çocuklar savaşa prim vermezler, barışı, sevgiyi bayraklaştırırlar" diyen Türkçe Olimpiyatları Tertip Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam: Türkiye yeni dünyanın buluşma noktası Türklerin Türkçe sesi...

Türk okulları gittikçe yaygınlaşıyor. Türklerin ümitli yolculuğu sürüyor. Giden Türkler de, geride kalan Türkler de memnun bu yolculuktan. Her yeni günde dünden daha da büyüyerek sürüyor yolculuk.

90'lı yıllarla başlayan Türklerin yeryüzündeki yeni serüveni, üslubunu bulmuş olarak bereketle devam ediyor. Bu yolculukta hem insan anlamını arıyor, hem de Türkiye dünyada gittikçe büyüyor. Her yeri görmek ve her yerden görünür olmak gibi yeni bir devrin eşiğindeyiz şimdi.

115 ülkeden 700 öğrenci bir haftadır Türkiye'de. Hem bizimle hem de birbirleriyle Türkçe konuşuyorlar. Her bilgi yeni bir sorumluluktur. Onlar sorunlu, değil sorumlu olmaya aday bir sevgi yolculuğuna çıktılar.

Dil önemlidir. Anlamak ve anlatmak için önemlidir. Varolmak için önemin Anlaşmak için önemlidir. Değer ve kültür üretmek önemlidir. Medeniyet kurmak için önemlidir. İnsanı sevmek ve insandan yana olmak için önemlidir. Önyargıları kırmak için önemlidir. Korkuları gidermek için önemlidir. Ortak dil varsa, temas, konuşma ve birlikte düşünme de vardır. Dil gönülden paylaşıldığında hayata ait ne varsa onlar da paylaşılır.

Sahne alan 115 ülkenin çocukları sevgi dili Türkçe'de buluşuyorlar. Buradan huzur, barış ve sevgi içinde birlikte yaşama kültürü inşasına yol açılıyor. İnsanlığın en güzel kazançlardan birisidir bu.

Türkçe Olimpiyatları'nda kaybeden yok. Herkes kazanıyor.

Türk okulları var olduğu günden itibaren bitmeyen bir ümit yolculuğudur.

Bu yolculuk içinde olanlara, dışarıdan seyredenlere, yolda kalanlara... herkese iyi geliyor.

İyiliğin herkesi kucaklamak gibi bir gücü vardır. Bu güç yaşıyor orada...

Gönüllü Türklerin, gidişleri mahzundu, sessizdi. Türkçe'nin sesiyle döndüler, dünyalı bir Türkiye, Türkiyeli bir dünya kurdular. Şimdi dönüşleri de sessiz ve mahcup...

Türklerin Türkçe sesi hem içeride hem de dışarıda yankılanıyor. Duymayan var mı...

OLİMPİYATLAR DEVLETE ÖRNEK OLDU

Türkçe bir imparatorluk dilinden, başına gelen talihsizliklerle bir anlamda yerel dil olmaya doğru itildi. Türkçe ile konuşabildiğimiz o geniş coğrafya ile konuşamaz hale de geldik. Bu konuda devlet neden erken davranmadı, neden bir proje geliştirmedi?

Nasıl olsun ki, benden önceki YÖK Başkanı " Türkçe bilim dili değildir " dedi. Türkçe'ye sevgisi, saygısı olmayanlarla nasıl olsun ki... Batı'ya, Batı kültürüne, Batı dillerine öykünen kadrolarla bir şey olmazdı, olmadı. Son dönemlerde devlette de bu anlayış değişiyor. Türkçe Olimpiyatları o kadar etki yaptı ki devlet de bu konuda adım atmaya başladı. Geçen sene bir kanun çıktı. Yunus Emre Enstitüleri kuruluyor. Amacı dünyada Türkçe öğretmek, Türk kültürünü anlatmak, yaygınlaştırmak... ?

Zararın neresinden dönersek kârdır...

Türkçe'nin başına çok şey geldi, yaşayan Türkçe, öz Türkçe tartışmaları ne işe yaradı ki... Türkçe ırkçılığı yapıldı, dilde yozlaşmalar yaşandı.

Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü Deniz Ülke Arıboğan, " Dil ortak çatımızdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin temeli, ortak dile sahip olmasıdır. Ses bayrağımız olan Türkçe'yi dalgalandırmak hepimizin görevi " diyor.

Çok doğru... Önemli olan ortak değer üretebilmek ya da varolan değerlerimizin farkına varmaktır. Atatürk ; " Türk milletinin dili Türkçe'dir. O yüceltilmelidir " diyor... Biz Olimpiyat Komitesi olarak Türkçe'yi yaşatanlara, sahip çıkanlara, yüceltenlere her sene ödül veriyoruz. Türkçe örgün eğitim kurumlarımızda, edebiyatımızda, üniversitelerimizde de hak ettiği ilgiyi ve özeni görmeli ki gelişsin, yücelsin... Biz bu konuda çok iyimseriz.

Türkçe Olimpiyatları'nın bu yıl yedincisi düzenleniyor, 14 ülke ile başlandı, 115 ülkeye ulaştı. Bu noktaya nasıl gelindi?

Benim bu konulara ilgim YÖK Başkanlığımdan başlıyor. Sayın Cumhurbaşkanlarımız Özal ve Demirel'in benim de katıldığım dış gezilerinde gittiğimiz ülkelerdeki Türk okullarım da ziyaret ediyorduk.

90'lardan itibaren...

Evet, o dönemde daha ziyade Türk cumhuriyetlerindeydi okullar. Muntazam giyimli, disiplinli, elinde Türk bayrağı ve Türkçe konuşan öğrenciler karşılardı bizi havalanamnda. Bu tabii başta Cumhurbaşkanlarımız olmak üzere heyeti gururlandırıyordu. Cumhurbaşkanlarımız öğrencilere iltifat ediyor, bana " okullara git, bir ihtiyaçları var mı " diye talimat veriyorlardı. İlgim giderek arttı ve o okullarda çok güzel işler yapıldığını gördüm.

İlk gördüğünüz okul hangi ülkedeydi ?

Moğolistan'da. Şartlar çok zor, bizim kolay kolay yaşayabileceğimiz bir coğrafya değil. İnsanlar evlerin üzerine kurdukları çadırlarda yaşıyor. Dört bin metre yükseklikte bir yer. İki üç ay ot çıkıyor. İklimin keskinliği insanların yüzünde. Tam bir mağduriyet ülkesi... Fakat bizim gençler oraya kadar gitmişler, hayran olmamak mümkün değil...

YERİN DİBİNE GEÇTİM

Nedir orada sizi etkileyen?

Moğolistan'daki okulda öğretmenlik yapan gençle konuşuyoruz ; kendisinin de eşinin de Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun olduğunu anlatıyor. Ben de bu askerlik ne zaman bitecek havasında " Burada ne kadar kalacaksın, Türkiye'ye dönüş ne zaman ? " diye sordum. Yani bu mağduriyet, bu çile senin için ne zaman bitiyor... " Efendim biz buralara geri dönmek için gelmedik " dedi. Ben o genç adamın bu cümlesi, bu inancı karşısında yerin dibine girdim. Yıllar soma o çocuğa başka bir ülkede yine aynı şekilde hizmet ederken rastladım... ?

Türkiye'de değil...

Hayır o öğretmenlerde müthiş bir idealizm var.

O dönemlerde bu işi Türkiye'de konuşmak, anlatmak ne kadar mümkündü?

Biz gördüğümüz bu güzellikleri anlatmaya çalıştık ama çok zorlandık. Sen ne anlatırsan anlat, bu suyun gözü nereden geliyor diye soruyorlardı.

Siz böyle bir soru sordunuz mu kendinize?

Hayır sormadım. Çünkü ben gittim, gördüm, o insanları vazife başında tanıdım, nasıl yaşadıklarına şahit oldum. O gençler gerçek bir idealistti, parayla pulla alakaları yoktu. Alabildiğine sade bir hayatları vardı. Açılan okulların başarılı olması için onların gösterdiği fedakarlık ve gayretleri izahtan varestedir.

Batılılar şaşkınlıklarını; gerçek olamayacak kadar mükemmel diye ifade ediyorlar...

Gerçekten öyle. Görmeyen, tammayan kolay kolay anlayamaz. Ben onlara kahramanlar diyorum. İster Moğolistan isterse dünyanın başka bir ülkesinde herhangi birisini alın hikayesi tek başına bir destandır. Kolombiya'da Hasan'a rastladım. Oraya gitmiş, yerleşmiş, evlenmiş. Bizi bir üniversitenin rektörüne götürdü. Baktım ki ahbaplıkları var. Soma bizi mahallesinde dolaştırdı. Oralara kısa sürede hakim olmuş, kendisini kabul ettirmiş. Konuşurken soyadını sordum " Türk " dedi. Niye dedim, " Ben buraya tek başıma geldim, kaybolmamak için Türk yaptım " dedi. Bizim Hasan 9 milyon nüfuslu Bogota'da, birkaç yıl içinde okul kuruyor, üniversite rektörleriyle ahbaplık edecek derecede itibar kazanıyor. Böyle örnekleri o kadar çok gördüm ki 2325 yaşında giderler üç beş sene sonra karşınızda mükemmel bir okul, mükemmel bir idareci görürsünüz.

DÜNYADA BÖYLE İNSAN DA KALDI MI?

Türkçe Olimpiyatlarına katılan çocuklar da bu okulların neticeleri...

Elbette...

Nedir bu işin sırrı ?

Bunlar müthiş inançlı gençler. Bir de yaşantıları itibariyle idealist adamlar. İlk tanıyanlar yeryüzünde böyle insanlar da var mı diyorlar... Çalışkanlığı ile, terbiyeleri ile, ahlakları ile, tevazuları ile örnek çocuklar bunlar... Budapeşte'de gördüm, iki öğretmen ev tutacaklar, orada da bekara ev vermiyorlar. Bir yolunu bulup ikna eder ve tutarlar. Bizimkiler fırsat buldukça ev sahibinin kapısını çalar, özel günleri kutlarlar, pasta götürürler... Ev sahibi bakar ki bunlar bambaşka insanlar. Bir sene sonraa ev sahibi kadın " ben sizin gibi düzgün gençler görmedim " diye kira da almaz. Bu gençlerden insana hakiki dost çıkar sadece.

115 ülkeden geldi öğrenciler. Yanlarında anne ve babaları yok, öğretmenleri var...

Bu bile başlı başına büyük bir şey. Bizimkiler o kadar büyük bir güven oluşturmuşlar ki dünyanın çocukları onlara emanet edilmiş. Gidip yaşadıkları o toplumda itimat edilir insan olmuşlar. Bizim gençler hem gittikleri ülkeleri seviyorlar, hem o toplumla kaynaşıyorlar hem de öğrencileri seviyorlar. Geceleri gündüzleri yok... Kenya'da bizim öğretmen zenci bir çocuğun başını okşadığında çocuk şok geçiriyor; bir beyaz adam başımı okşadı diye...

Türkçe Olimpiyatları sahnede...

Dünya ülkelerinin yüzde 75'i burada. Hem bütün büyük devletler var, hem de adı sanı duyulmamış ülkeler var.

Bu tablo size ne söylüyor ?

Ortaya çıkan tablo şudur; bir inancın, bir örnek insan idealizminin neler yapabileceğini gösteriyor. Türkiye'nin bugün her alanda itibarı artıyor, yıldızı parlıyorsa bunda bu okulların, Türkçe konuşan çocukların büyük katkısı var. Kenya Eğitim Bakanı ile konuşuyoruz, benim çocuğum da Türklerin okulunda okuyor. "Burada 70 senedir İngiliz okulları var ama ben Türk okullarını çok beğeniyorum" dedi. Kenya bir İngiliz sömürgesi, bizim 5 senelik okullar onlarla rekabet edebiliyor ve Eğitim Bakanı çocuğunu oraya veriyor.

DEVLETTE BU NİTELİKTE ELEMAN YOK ?

Demek ki yeni ilişkiler kuruluyor...

Kesinlikle... Bizim öğretmenler sadece bir dil bilmiyorlar, hem yaşadığı toplumun dilini biliyor hem de o toplumun kültürünü öğreniyor. Öğrenciler de aym geniş perspektiften yetiştiriliyorlar. Çok donanımlı insanlar görüyoruz. Almanya'da üç yıl kalmış Almanca ile birlikte Alman kültürünü de öğrenmiş, oradan Rusya'ya geçmiş dört sene kalmış ve Rusça'yı, Rus kültürünü öğrenmiş, yetmemiş Amerika'ya gitmiş Amerikan kültürüne vakıf pekçok örnek var. Türk devletinin elinde bu kadar nitelikli eleman yok...

115 ülke Türk insanına ne söylüyor ?

Sivil toplumun, inançla, idealizmle imkanlarım birleştirdiğinde neler yapılabileceğini gösteriyor. Bu işin iki kahramanı var, biri idealist öğretmenler, diğeri de bu işe destek veren işadamları. Onlar Türkiye'nin en zengin işadamları olmayabilirler ama gönülleri çok zengin işadamları... Bu öğretmenler ve bu işadamları ne yaptıklarının bilincindeler. Bu bir sivil toplum hareketidir. Amacı, Türkçe'yi dünyanın her köşesine taşımak, bir sevgi ve hoşgörü dili olarak dünya dilleri arasında yerini almasını sağlamaktır.

Dilin aynı zamanda kültürünü de yansıtma boyutu var...

Dünya çocukları Türkiye'ye geliyorlar, ülkemizi, insanımızı tanıyorlar, kendi aralarında Türkçe konuşuyorlar, birbirlerini tanıyorlar, birbirlerini fark ediyorlar, dostluk kuruyorlar. Bu çocuklar için büyük bir tecrübe. Kalıcı dostluklar, hatırlı ilişkiler hep küçükken kurulur. İnsan tamdığma kolay kolay kötülük yapamaz. Bu çocuklar ileride savaşa prim vermezler, barışı, sevgiyi bayraklaştırırlar.

Öğrencilere "Türkiye'nin bir ömür boyu büyükelçileri olmanızı bekliyoruz" demiştiniz...

Öyle oluyor zaten. O çocuklar Türkiye'den pekçok hatıralarla dönüyorlar. Devletin zirvesi kabul ediyor, çocukların başlarını okşuyorlar, sohbet ediyorlar, resim çektiriyorlar, hediyeleşiyorlar. Bunlar unutulur mu hiç... Gidip bunu memleketlerinde anlatıyorlar. Türkiye hepsi için buluşma noktası, ortak adres haline geliyor. Türkiye artık bu çocukların pozitif ilgi alanındadır.

HAMASET DEĞİL GERÇEK?

Türkçe evrensel dil oldu mu, yoksa bu bizim sürdürdüğümüz bir hamaset mi?

Hamasete meraklı bir toplumuz ama bu işte hamaset yok. 115 ülkeden 700 kişi bir araya gelecek ve tek bir dilde tcrcümansız anlaşabilecekler... Bugüne kadar böyle bir olay hiç yaşanmadı, şimdi yaşanıyor. O ortak dilin adı Türkçe'dir. Meslek hayatımda yüzlerce uluslararası toplantıya katıldım, müşterek dil, İngilizce'dir, Almanca'dır, Fransızca'dır, ama sayı arttıkça mutlaka tercümana ihtiyaç duyulur.

Türkiye'de derece alan çocuklar kendi ülkelerinde nasıl karşılanıyorlar ?

Batı için henüz öyle değil ama öteki ülkelerin çoğunda merasimlerle karşılanıyorlar, milli kahraman gibi alkışlanıyorlar. Almanya Başbakanı Merkel, Türkiye'de Almanya'yı temsil edecek öğrencilere başarılar dilemişti. Yani önemseniyor, ileride daha da önemsenecek... Ukrayna'da şahit oldum, Eğitim Bakanlığı Türkçe Olimpiyatı'nı yıllık programına koymuş, ülke takımı seçiliyor. Büyük bir salonda ülke finali yapıldı, bakan da katıldı. Artık birçok ülkede böyle yapılıyor.

Bu kadar Türkçe vurgusu yabancıları rahatsız ediyor mu ?

Sanmıyorum... Etmemesi lazım, çünkü bu hegemonya değil, bir ortak değer arayışı, insanî değerleri, ortak kaygıları paylaşma çabasıdır. Biz kendimizi Türkçe ile daha iyi ifade ederiz... Burada karşılıklı olarak değerlere saygı esası var. Ayrıca Türk girişimciler dünyanın her tarafındalar, büyük istihdam güçleri var. Kendi dillerine sahip çıkmaları doğaldır. Biliyorsunuzdur, bu okullar dışında pekçok yerde gönüllü olarak Türkçe öğrenmeye çalışan insanlar da var.

Türkçe, İstiklal Marşı, bayrak sevgimizden rahatsız olanlar olmuyor mu ?

Kendi başlarına kalsalar sorun yok, ama Türkiye'de az da olsa aleyhte yapılan yayınlardan etkilenerek şüphelenenler, hatta kapatmaya çalışanlar oldu... Vaktiyle bu okulları Türkiye'den birileri şikayet etti... Mesela St. Petersburg'ta bazı sıkıntılar yaşandı ama onlara servis edilen bilgilerin yanlış olduğu anlaşılınca sorun çözüldü...

ORADA OLDUĞU İÇİN BAKAN OLAMADI DİYORLAR

Üç yıldır Komite Başkanı'sınız. Bunun sizin için anlamı nedir ?

Türkçe'nin ve Türkiye'nin bu boyutlarda tanıtılması, ses bayrağımızın 115 ülkede dalgalandırmasında katkım varsa bahtiyar olurum. Büyük bir onur.

Eleştiriler gelmiyor mu ?

Zaman zaman oluyor. En son, bu işin içinde olduğu için bakan yapılmadı şeklinde yazılar da çıktı.

Bakanlık kaçtı mı, pişmanlık var mı ?

Neye sahip çıktığımı biliyorum, hiç önemsemem. İyi şeyler yapıldığında eleştiri hep olur Türkiye'de.

Eleştiri bazen acımasız olur.

İnsanın üzüldüğü fedakar öğretmenlerin, destek veren Anadolu insanının ve işin fikir mimarının haksız yere eleştirilmesi. Eleştiri marjinal kalsa da o kahramanlar bunu dahi hak etmiyor.

115 ülkede Türkçe konuşturuyoruz da problemlerimizi kavgasız konuşma olgunluğu bulamadık.

Zamanla bunu da aşarız, yılmak yok. O tarafa fazla bakmayın, Türkçe Olimpiyatları toplumda kaynaşma, birlik ruhu da oluşturuyor. Gören bu işi yaşatmak için bana ne düşüyor diyor.

Mehmet Gündem
Yeni Şafak

Sarı Çizmeli Mehmet Ağa

Yer ve kimliği bilinmeyen kişi.

Bugün toplumumuzda maalesef yersiz yurtsuz ve kimliksiz çocuklar, gençler ve yetişkinler vardır. Bunun sebebi parçalanmış aileler, sahipsizlik ve sosyo-ekonomik etkenlerdir. Aile toplumun temelidir. Bu temeli sarsmamak çocuklarımızı, gençlerimizi ve insanımızı sokağa terk etmemek gerekir.
Bir köyde ağanın biri pencerenin önüne oturmuş, sokağı, gelip gideni, seyrediyormuş, Sokakta daha önce kendisiyle bir iş yapan birini görmüş ve hemen uşağını çağırmış:
-Oğlum Ahmet, şimdi sokaktan bir tanıdığım geçti. Adı Mehmet. Ayağında sarı çizmeler var, koş, onu çağır gel, demiş.
Uşak aceleyle evden çıkmış. Görmüş ki şehirdeki erkeklerin hepsi sarı çizmeli.
Uşak, bunlardan birinin adını sormuş. Adam, isminin Mehmet olduğunu söyleyince uşak, onu ağasının yanına getirmiş. Ağa, gelenin çağırttığı kişi olmadığını görünce uşağa çıkışmış. Uşak da:
-Ne bileyim ağam, herkesin ayağında sarı çizme var. Birçoğunun adı da Mehmet, demiş.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...