kitapları

Çek Cumhuriyeti’nde Türkçe Ders Kitapları

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.
Çek Cumhuriyeti ile selef devleti olan Çekoslovakya’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çıkarılan Türkçe ders kitapları gözden geçirilmektedir.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Çekoslovakya ile iki halef devletinden biri olan Çek Cumhuriyeti’nde Türkçe öğretiminin yaklaşık olarak elli yıllık bir mazisi var. Bu süre içinde Çek dilinde üç Türkçe ders kitabı ile birkaç tane de Türkçe konuşma kılavuzu yayımlanmıştır.

Daha yayımlanmasından önce, Prag Karlova Üniversitesi’nde yazarınca Türkçe öğretiminde kullanılıp ilk olarak 1964’te üniversite yayınevince Yüksek Okullar Öğrenim Metinleri dizisinde broşür halinde basılmış olan ünlü Çekoslovak Türkoloğu Doç.Dr.Josef Blaskovic’in Türkçe ders kitabının Türkçe’ye Giriş başlıklı birinci cildi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Çek dilinde yayımlanan ilk Türkçe ders kitabıydı. Türkçe ses bilimi ve yazım kurallarına giriş, dersler bölümü, Türk edebiyatından örnekleri de içeren okuma kitabı, derslere anahtar, ekler dizisini, Türkçe-Çekçe ve Çekçe-Türkçe sözlük olmak üzere altı bölümden ibaret olan bu ders kitabı, Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili temel bilgiler ve Türk dillerinin sınıflandırılmasını içerdiği gibi Türkiye’yi tanıtan bir resim ekini de içermekte, derslerden biri ayrıca Türk dilindeki Arap ve Fars sözcük öğelerine ayrılmaktadır.

Kitap, ekler dizini ile derslere anahtar bölümüne içermesi bakımından kullanışlı, ancak bazı kusurları var. Çağdaş dili yansıtan gazete metinlerine hiç yer verilmediği, Türk dil bilgisi terimleri kullanılmadığı gibi Türkçe dil bilgisinin kimi önemli özelliklerinden ad tamlama türleri de yeterince tanımlanmamakta ve koşul (bileşik) zamanının anlam ve kullanım sahaları ise yeterince örneklenmediğinden tam netleşmiş değil. Türkçe’de çok kullanılan –yor/-ar/-miş/-acak+olmak bileşik eylemlerine ise hiç değinilmemekte. Söz dizimine, belki hiç çıkmayan ikinci ciltte yer alacak diye hiç yer ayrılmamaktadır.

Blaskovic’in ders kitabından sonra L.Hrebicek tarafından hazırlanmış olan Türkçe başlıklı kısa bir ders kitabı çıktı. Yeni Doğu dergisinin küçük ders kitapları dizisi çerçevesinde derginin ince bir broşür eki halinde çıkarılmış olan bu ders kitabı, topu topu 56 sayfada Türkçe’nin temellerini öğretmeye çalışmakta. Kitabın avantajı hem sözlükle ekler dizisini hem de çağdaş dili yansıtan gazete metinleri içermesi.

1980’li yıllarda komünist Çekoslovakyasında üniversitede Türkçe öğretimi durduruldu. Türkçe öğretimi sadece Prag Devlet Dil Okulu’nun akşam kurslarında sürdürüldü. Komünist rejimin dağılmasının ardından 1990 yılında Prag Karlova Üniversitesi’nde Türkçe öğretimi yeniden başlatıldı. 1990 yılından sonra Prag Devlet Dil Okulu’nun akşam Türkçe kurslarına da ilgi arttı. Eski Türkçe ders kitaplarının tükenmiş olmasından Türkçe’nin de, Çeklere Türkçe’yi öğreten bu ders kitaplarının yayımlandığı altmışlı yıllardan beri bir hayli değişmiş olmasından dolayı yeni ders kitaplarına gereksinim duyulmaktaydı. Bu gereksinim, ilk safhada piyasaya sürülen birkaç tane kısa Türkçe konuşma kılavuzu ile kısmen giderilmeye çalışıldı.

Daha kapsamlı Türkçe ders kitabı ancak 1999 yılında Radka Hristova tarafından Pratik Türkçe başlığı altında yayımlanmıştır. 250 sayfalık bu ders kitabı 28 derste Türkçe temellerini öğretmek amacını güdüyor. İlk dersler sadece gramatik açıklamalarla araştırmalar içerirken daha ileri derslerde öğrencinin gramer bilgilerinin ilerlemesiyle birlikte konuşmalar ve Türkçe metinlere yer verilmekte. Dersler bölümünü, çeşitli konulu diyaloglar ve metinler, metinlerde geçen yeni sözcük ve konularıyla ilgili soruları içeren Yurt Bilgisi başlıklı bir bölüm izlemekte. Kitabın sonuna Türkçe coğrafi terimler listesi eklenmiş bulunmakta. Dilbilgisel terimler ders kitabında (örneğin çekim, kip, ulaç, fiil gibi) hem Çekçe hem Türkçe sunuluyor. Halbuki Türk dilbilgisel terminolojisinde bir tutarsızlık söz konusu. Öz Türkçe terimlerle Osmanlıca terimler yan yana kullanılmakta. Örneğin bir yandan ulaç, diğer yandan ise hal, fiil gibi.

Türkçe’nin çağdaş durumunun gayet kapsamlı bir şekilde yansıtarak Çek öğrencisine aktarmaya çalışan Hristova’nın ders kitabı Blaskovic’in ders kitabıyla karşılaştırıldığında Türk dilinin kırk yılda kat etmiş olduğu yolu (özellikle söz dağarcığında) görmek mümkün. Ne yazık ki Hristova’nın ders kitabı, yabancı kökenli, özellikle Arapça ve Farsça sözcüklerle onların değişik ses yapısından kaynaklanan gerek ses uyumu gerekse son ek almalarında oluşan istisnalara hiç değinmemekte.

Ders kitabının başlıca kusurları alıştırmaların yetersizliği, kitapta kullanılan tüm sözcükleri içeren alfabetik Türkçe-Çekçe ve Çekçe-Türkçe sözlüğün bulunmaması , bir de Türkçe sözcüklerim Çekçe çevirisinin kimi yanlışlıklarıdır. Buna (sırf Blaskovic’in ders kitabıyla  karşılaştırmada) resimlerin yokluğunu eklemek belki haksızlık olur, çünkü resimler masraflı olup nispeten ucuz kitabın maliyetini belki haddinden fazla arttırmış olacaktı. Eğer altmışlı yıllarda dünyaya, hele de Türkiye’ye kapalı bulunan komünist Çekoslovakya’da ders kitabındaki resimler ülkeyi tanıtmada önemli bir rol oynamış ise, bugünlerde Türkçe’ye ilgi duyan her Çek yurttaş Türkiye’ye serbestçe yolculuk yapabildiği için –ki üniversite Türkçe öğrencilerinin ilk yapmış oldukları şey buymuş- resimlere o kadar gerek yoktur.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Söz konusu kusurlara karşın zevkli, kırmızı, ay yıldızlı kapak, kaliteli baskısı ile dikkat çeken Pratik Türkçe kitabı, hem bu alandaki önemli bir boşluğu doldurmakta hem de hızlı değişen ve gelişen Türkçe’nin yeni, daha kapsamlı ve  ayrıntılı bir ders kitabına Çek Cumhuriyeti’nde çoktan duyulan gereksinimi karşılamakta.


 Doç.Dr. Josef Blaskovic: Ucebnice turectiny, dil 1: Uvod do turectiny, ucebni texty vysokych skol, Statni pedagogicke nakladeteelstvi (Devlet Eğitim Bilim Yayınevi) Praha, 1964, 350 s. II. cildi hiç çıkmadı.

 Ludek Hrebicek, Turectina, male ucebnice Noveho Orientu, Praha 1960, 56 s.

 1993’te T.Lane ile R. Hristova tarafından hazırlanan Türkçe konuşma kılavuzu, seçilmiş gramer bilgileri, kimi teknik terimlerini de kapsayan sözlük ve Türkiye’de en çok kullanılan kısaltmaların açıklamalı listesini de içermekte (Tomas Lane.Radka Hiristova: Cesko-tuurecka konverzace a slovnik.INFOA, 159 s.

 Radka Hristova: prakticka turectina, Praha 1999, 256 s.

Piyasada ayrıca yazarın L. Milkulkova ile birlikte hazırladığı kısa bir Türkçe-Çekçe ve Çekçe Türkçe sözlüğünün bulunmasına karşın.

Hitit Ders Kitapları Örneğinde Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Kültür Aktarımı Sürecine Çözümleyici Ve Değerlendirici Bir Bakış

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

         Son zamanlarda tüm dünya milletleri olarak tanıklık etmekte olduğumuz küreselleşmeyle birlikte kültür olgusu, üzerinde fazlaca konuşulan bir konu haline gelmiştir. Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan birçok devletin gerek politik gerekse ticari anlamda birbirleriyle iletişim içinde bulunmasının gerekliliği, kültür olgusunun bu denli tartışılır hale gelmesindeki önemli bir sebeptir. Her milletin kendine özgü kültür değerlerinin var oluşu gerçeğinden hareketle, çağımızın gerekliliklerinden biri olan kültürlerarası iletişimi sağlamanın tek yolu, farklı ülkelerin sahip olduğu farklı kültürleri tanımak ve bu doğrultuda kendi kültürünü de bir şekilde diğerlerine tanıtmaktan geçer.

         Uygur'a göre ( 1996: 17) kültür, insan varoluşunun nasıl ve ne olduğu, insanın nasıl düşündüğü, duyduğu, yaptığı; kendisine nasıl baktığı, özünü nasıl gördüğü, değerlerini ülkülerini, isteklerini nasıl düzenlediğidir. Kongar ise kültürü insanın yarattıklarının tümü olarak tanımlamıştır ( Kongar 2005:19). Buradan hareketle varılacak nokta, kültürün insanın var oluşunun olmazsa olmaz bir öğesi olduğudur. Kişi, içinde bulunduğu kültür kadar değerlendirebilir etrafında olup bitenleri; yani kültür, insanın içinde yaşadığı toplumun değer sınırlarını belirler. İnsan tanık olduğu veya maruz kaldığı bir durumu ancak kendi kültür değerleri doğrultusunda değerlendirebilir; çünkü doğduğu andan itibaren bu değerlerle yoğrulmuştur.

"Kültür değerleri toplumdan topluma değişir. Bir toplumun sahip olduğu, yarattığı, paylaştığı tüm alışkanlıklar o toplumun kültürüdür" (Güvenç 1997: 55). Burada önemli olan nokta, hiç şüphesiz, kişinin kendi kültürü kadar diğer toplumların da kendilerine özgü kültür değerleri olduğu gerçeğini kabul etmesidir. Aksi takdirde, kendi kültür değerleri dahilinde olmayan her şey ters ya da tamamen yanlış olarak algılanabilir. Kişinin diğer kültürleri de benimsemesi ve kendi kültürüne göre yanlış olan bir şeyin diğer toplumun kültür değerlerine göre doğru olabileceğini de öğrenmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmek öncelikle kendi kültürünü çok iyi tanımak ve her toplumun kendine ait bir kültürü olduğu gerçeğini kabul etmekten geçer. Böylelikle, kişi farklı kültürleri olan insanlara da hiç şüphesiz daha hoşgörülü olacaktır.Kültür bağlamında üzerinde durulması gereken diğer bir konu da kültürün dille olan yakın ilişkisidir. " Dil bize bir toplumun yaşayışını, gelenek ve göreneklerini, davranış biçimlerini, değer yargılarını, sanatını, bilimini, inançlarını, alışkanlıklarını yansıtır; bir toplumun kültürünün aynasıdır dil" ( Tapan 1990: 315). Kültür değerleri dil yoluyla anlam kazanır, söze dökülür ve toplumlara yansıtılır. Bu bağlamda, bir dili biliyor olmak, o dili konuşan insanların kültürünü de biliyor olmak demektir. Çünkü, dil sadece kelimeler ve belirli dilbilgisi yapılarından oluşmaz; dil ve o dilin konuşulduğu toplumun kültür değerleri asla birbirinden ayrılamaz bir bütündür.

Yabancı dil öğretimi ise tüm dünyada son dönemde önemle üzerinde durulan bir konudur. Yabancı dil bilmenin uluslararası arenaya açılmada bir çeşit anahtar niteliği taşıdığını belirten Tapan ( 2006: 313) son yıllarda ülkemiz insanının yabancı dil bilmenin önemini gün geçtikçe daha çok kavradığını ve hatta bununla ilgili olarak toplumca bir uzlaşma içinde olduğumuzu ifade etmiştir. Tseng ( 2002:11) ise dilbilimi ve öğrenme teorilerindeki değişiklikler ve kültürün yabancı dil öğretiminde önemle üzerinde durulması gereken bir konu olduğunun altını çizer. Bu noktadan da hareketle, kültürün yabancı dil öğretiminde vurgulanması gereken bir kavram ve başvurulması gereken önemli bir kaynak haline geldiği söylenebilir.

" Bir dili öğrenmek, kişinin hedef dili ve o dili konuşanları yansıtan yeni bir kültürel bir bakış açısı edindiği bir kültürlenme hadisesidir" (Aktuna 2005: 58). Alptekin'e göre de ( 2002: 58) yabancı dil bilmek birinin hedef dilin kültürü ve onu konuşanları yansıtan yeni kültürel değerler ve yeni bir dünya görüşü edindiği bir çeşit kültürlenme sürecidir. Başka bir deyişle, yabancı bir dili öğrenmek, o dilin yaşadığı kültürü de öğrenmek demektir. Bu gerçeğin göz ardı edilmesi ise kişinin yabancı dil öğrenimini daha da zorlaştıracak; kişi hedef dilde dilbilgisi bakımından çok zor yapıları dahi rahatlıkla yazıp konuşabilecek fakat hedef kültürle karşı karşıya geldiğinde kendini ifade etmekte zorlanacak, hangi durumda neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremeyecektir.

Kültürel farklılıklar bu noktada ön plana çıkmaktadır. Çünkü bir toplumda doğru olarak kabul edilen bir şey diğer toplumda çok yanlış olarak görülüyor olabilir. " Bir kültürün üyeleri genellikle kendi davranışlarını, etrafta olup bitenleri algılama yollarını, kendi şekil ve anlamlandırmalarını doğru olarak kabul ederler. İşte asıl sorun da budur" ( Leather 2001:230). Dolayısıyla, dili öğrenen kişiye o dilin kültürünü de öğretirken öğrencinin kültür karşılaştırması yapması gayet doğal bir süreçtir. Önemli olan bu süreçte öğrencinin hedef kültüre karşı olumsuz bir tutum benimsememesidir. Bunu da sağlayacak olanlar hiç şüphesiz öğretmenlerdir.

Öğrencinin hedef kültüre karşı olumsuz bir tutum sergilememesi öncelikle kendi kültürünü çok iyi tanımaktan geçer. Kendi kültürünü çok iyi tanıyan bir öğrenci diğer kültürlere karşı daha hoşgörülü bakmayı da öğrenecektir. Bu yüzden, dil öğretiminde önceliğin kültürel farkındalığa verilmesi ve daha sonra hedef kültürün tanıtılmasına geçilmesi daha doğru bir yaklaşımdır. Bunun için öğrencilere kendi dillerinde ve öğrendikleri dilde nasıl ve hangi durumda özür dilendiği, kendi kültürlerinde diğer kültüre kıyasla neyin ayıp olarak kabul edildiği, iki dilde farklı durumlardaki topluma göre doğruluk-yanlışlık dereceleri, kişiler arası ilişkilerin özürlere, tekliflere, ricalara veya emirlere nasıl yansıdığı öğrencilere söz-eylemler yoluyla gösterilip kültür farkındalığının gerçekleşmesine katkıda bulunulabilir ( Rasekh 2005: 200).

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Küreselleşme, çok dillilik, çok kültürlülük, dil-kültür ilişkisi ve bir dili öğretirken o dilin kültürünün de öğretilmesinin gerekliliği, bunun en iyi nasıl yapılabileceği gibi konular yabancı dil başlığı altında düşünüldüğünde ilk akla gelen hiç şüphesiz İngilizce'dir. Fakat göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek vardır ki, o da yabancı dil olarak başka dillerin de öğretilmesi gerekliliğidir. Bu diller arasında Türkçe de bulunmaktadır. "Türkçe birkaç bin yılla ifade edilen geçmişe sahip, dünyanın en zengin ve en eski dillerinden biridir" ( Ağar: t.y.). Fakat son dönemlere kadar bu güzellikteki dilimizin yabancılara öğretilmesi için maalesef yeterince çaba sarf edilmemiştir.

Dilimiz dünyanın birçok yerinde ana dili ve resmi dil olma özelliği taşıması, yaklaşık 200 milyon insan tarafından konuşuluyor olmasına rağmen, başka bir deyişle Çince, Hintçe, İspanyolca, İngilizce, Fransızca ve Rusça'nın ardından en çok konuşulan yedinci dil olmasına rağmen eğitimi ve öğretimi, adı geçen diller kadar yaygınlaşmamıştır (Gürser ve diğerleri: t.y.). Bu sebeple, Türkçe'nin yabancı dil olarak öğretilmesi ülkemizde pek köklü bir geçmişe sahip değildir. Halbuki, yukarıda sözü geçenler açısından baktığımızda, Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi, Türk kültürünün de başkalarına tanıtılması süreci olarak algılanabilir. Ülkemiz Avrupa Birliği'ne girme süreci içindedir ve bu sadece ekonomik değil aynı zamanda kültürel bir olaydır. Kültürümüzün yabancılar tarafından öğrenilmesi bizi uluslararası arenada -özellikle bu Avrupa Birliği süreci döneminde- iyi bir yere taşıması ve Türkçe'nin Avrupa'da da yaygınlaşması yolundaki en önemli adımlardan biridir.

Küreseleşme hareketleri ve Avrupa birliği yolundaki gelişmeler son dönemde Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesine de bir ivme kazandırdı. "Güneş bir daha parladı: Yabancı Dil olarak Türkçe. Hem de öyle bir parladı ki ışınları dünyayı aydınlattı ve ısıttı. Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi dil devrimimizin evrensel boyutunu oluşturuyor. Artık biz de ekonomik ürünlerimizin ( televizyon, beyaz eşya, otomobil vb.) yanı sıra dilimizi ihraç ediyoruz. Dilimiz öğretilirken Türkiye'nin ve Türk Kültürü'nün tanıtılmasına yardımcı olunuyor. Türkçe konuşan yabancıları gördükçe insanımızın kendine güveni artıyor" (Demircan: t.y.).

Türkçe'nin yabancı dil olarak öğretilmesi son dönemlerde hız kazanmıştır, ancak bu alanda yapılmış olan çalışmalar yine de yeterlidir diyemeyiz. Bu çalışmanın amacı, yabancı dil öğretiminde kültürün yeri ve önemi, kültür aktarma yolları ve yabancı dil olarak Türkçe alanında kullanılan ders kitaplarındaki kültür aktarımını belirli ölçütler çerçevesinde incelemektir. Çalışmada" Kültür Nedir?", " Yabancı Dil Öğretiminde Kültür Aktarımında Önemli Unsurlar Nelerdir?", "Kültür Aktarımının Yabancı Dil Öğretimindeki İşlevi Nedir?", " Derste Kültür Aktarma Yolları Nelerdir?" ve " Hitit Serisi Ders Kitaplarında Kültür Aktarımı Nasıl Yapılmaktadır?" sorularına cevap aranacaktır. Çalışma, alanın yeniliğinden dolayı derslerde zorluk çeken yabancı dil olarak Türkçe öğretmenlerine çalışmalarında kolaylık sağlamak açısından önemlidir.

Çalışmamızın ilk bölümünde, dil ve kültürün çeşitli tanımlarından yola çıkılarak ikisi arasındaki ilişkiden söz edilecektir. Daha sonra, bu dil-kültür ilişkisinin iletişimdeki rolü örneklerle açıklanacak; iletişimi sağlayabilmek için dil ve kültürün birbirinden bağımsız olarak düşünülmemesinin gerekliliği üzerinde durulacaktır.

Devamını okumak için tıklayınız...

Türkçe Öğretimi Üzerine Yabancı Yazarların Hazırladığı Ders Kitaplarında Söz Dağarcığı Ve Kültürel Unsurlar

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

       Türkçenin anadili olarak Türklere öğretiminin Türkiye ayağıyla birlikte yurt dışındaki Türk çocuklarına ve Türk soylulara öğretiminin yanında yabancı dil olarak öğretimi konusunda da çok sık değişen programın yarattığı sorunlarla birlikte, öğretim elemanı yetiştirilmesi sorunu, dil öğretiminde kullanılan yöntem ve yaklaşımları takip konusunda yetersizliğe, ders araç ve gereçleri özellikle kitaplar konusunda eksikliğimiz de ilave edildiğinde dünyanın en çok konuşanına sahip yedinci dil olmasına rağmen ikinci bir dil olarak günümüzde pek tercih edilmediğini görmekteyiz.

        Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminin yaygınlaşamamasının temelinde yukarıda sıralanan sorunların yanında ekonomik, siyasi ve kültürel etkenlerin de önemli bir rolü olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzün aksine geçmişte Türkçe öğrenmek oldukça rağbettedir. Özellikle ekonomik ve siyasi sebeplerden dolayı Osmanlı İmparatorluğu'nun zirvede olduğu 16., 17. yüzyıllarda Türkçeye yoğun ilgi gösterdiklerini, o döneme ait Türk yazarlarla batılı yazarların kaleme aldığı Türkçe öğretim kitaplarının sayısından ve dil öğretim merkezlerinin varlığıyla ispatlayabiliriz.

         Venedik Cumhuriyeti kendi uyruğundan olan doğu dilleri ve özellikle de Türkçe bilen tercümanlarını yetiştirmek amacıyla 1551 yılında İstanbul'daki elçiliğinin bünyesinde ilk dil oğlanları (giovani della lingua) okulunu kurmuştur. Venedik Cumhuriyeti İstanbul'daki dil oğlanları okulu örneğini, 1669 yılında Fransa, 1754 yılında Avusturya, 1766 yılında Polonya ve son olarak 1814 yılında İngiltere izlemiştir. Papalık siyasî ve askerî nedenlerle 1627'de kurulan Collegiumde Propaganda Fide'nin programına Türkçe öğretimini dâhil etmiştir. Yine Paris'te Louis-le-Grand kolejinde Türkçe ve diğer doğu dillerini öğrenen kişilerin eğitimlerini "Doğu dilleri konusundaki bilgilerini arttırmak ve tercümanlık görevlerinde kullanılmak üzere İstanbul"da Fransız Elçiliği binası içerisinde bulunan Kapüsen Koleji'nde eğitim öğretimlerine devam ettiklerini biliyoruz.

   Türk yazarlar tarafından XI. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar (XX. yüzyıl dâhil) XI. yüzyılda 1 kitap, XIX. yüzyılda 6 kitap, XX. yüzyılda 149 kitap olmak üzere toplam 156 kitap; yabancı yazarlar tarafından ise XVII. yüzyılda 11 kitap, XVIII. yüzyılda 11 kitap, XIX. yüzyılda 34 kitap, XX. yüzyılda 172 kitap olmak üzere toplam 228 kitap yazılmış olması (Hengirmen 1993:7) Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminin uzun yıllar yabancıların tekelinde kaldığının göstergesidir.

         Hem bu okullar hem de adı, sayıları verilen kitaplarla ilgili bazı çalışmalar mevcutsa da yeterli değildir. Bu bildiride yabancılar tarafından yazılmış ders kitaplarından üç örneklem seçilmiştir "A Practıcal Grammar of the Turkish Language", "Turkish Literary Reader" ve "Gramatika Turetskogo Yazıka" adlı kitapların Türkçe öğretiminde hangi yöntem ve yaklaşımları kullanıldığı tespit edilmeye çalışılacaktır. Geçmişte ve hâlihazırda yazılan kitaplarda kullanılan söz dağarcığının tespiti ve hangi kültürel değerlerimizin aktarıldığı konusunda yardımcı olacağı gibi, "Türk" algısının batıda nasıl oluşturulduğu konusunda da bize ışık tutacak veriler kazandıracaktır.

              Batılıların Türklere Bakış Açısı:

             Modern dünyanın olmazsa olmazı imaj ciddi bir iletişim dilidir. Dışarıda Türkiye'ye nasıl bakılıyor? Türkiye ve Türk          denince akıllara nasıl bir tip veya tipler geliyor? Önyargılar nelerden kaynaklanıyor? gibi sorulara cevap aramaya çalışan birçok araştırma, makale ve kitabın varlığından haberdarız.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

            Bu çalışmalardan hayatında bir kez olsun Türk görmemiş insanların bile, Türklerle ilgili bir kısım önyargılarının olduğunu öğreniyoruz. Türkiye hakkındaki olumsuz imajın oluşumunda, karşı tarafın bilgisizliği, yanlış anlaması ve gerçekleri çarpıtması gibi bir kısım etkenlerin rolünün yanında, Türkiye ve Türkler aleyhine batılı devletlerin bilinçli politikalarını ve bizden kaynaklanan nedenleri de göz ardı etmemek gerekir.

           Türk tarihi, edebiyatı, kültürü ve genel olarak Türkiye, dolayısıyla Türkler hakkındaki olumsuz önyargılarda kitapların bunlar arasında özellikle tarih dersine ait kitapların, seyahatnamelerin, gezi yazılarının, şiir, roman, tiyatro türünde yazılmış edebi eserlerin önemli bir rolü olduğunu biliyoruz.

      Türkiye hakkındaki olumsuz imajın oluşumunda bizden kaynaklanan nedenleri başka bir çalışmaya bırakarak; batılı devletlerin tarihteki korkuları, dini bağnazlıkları ve siyasi, ekonomik çıkarları kaynaklı oluşmuş yargılar üzerinde kısaca durmakta yarar vardır.

       Türk kimliği, Avrupa'nın kendi kimliğini tanımlayabilmesi, birlik ve bütünlüğüne zemin teşkil edebilmesi için tehdit olarak gördüğü bir "öteki" olarak algılanmıştır. Yüzyıllar öncesine dayanan Doğu - Batı ayrımının ne zaman oluştuğu ve bu ayrımın kime göre tanımlandığı oldukça önemlidir. Doğu, Antikçağdan beri, gönül maceralarının, egzotik varlıkların, akıldan çıkmayan anılarla görünümlerin, olağanüstü deneyimlerin mekânı olarak Avrupalılar tarafından yaratılmıştır. Ortaçağ'la birlikte Batı kendini, Universitas Christiana (Hıristiyan âlemi) ya da Christianitas (Hıristiyan evreni), İslamiyet'i ise "öteki" çerçevesinde tanımlamıştır. Bu da Doğu'yu Avrupa'nın kültürel rakibi ve karşıtı durumuna sokmuştur (Kılıçbay 1998: 47-53). 18. yüzyılın ortasından itibaren ise Doğu — Batı ilişkilerinin iki temel özelliği olduğu görülmektedir. Bunlardan ilki, Avrupa'nın Doğu üzerinde sistematik, gelişen bir bilgiye sahip olmasıdır. İkinci özelliği de Avrupa'nın üstünlük iddiasında bulunmasa dahi güç dengesini daima kendi tarafında tutuşudur. Politik, kültürel ve hatta dini alanda dahi Doğu - Batı ilişkileri temelde daima zayıf ve güçlü ortaklar arasında olduğu şekli ile kalmıştır. Bununla birlikte Doğulu her zaman düşüncesiz, hain, entrika ve kurnazlığa yatkın, Avrupalı ise buna karşılık, erdemli ve olgun olarak nitelendirilmiş (Uzel 1998: 65).

 Selçuklu Türklerinin yükselişiyle birlikte Türkler diğer İslami unsurların gözünde, "İslam' ın Kılıcı" konumuna erişmişlerdir. Bu dönemde Türkleri ötekileştirici niteliğe sahip belge niteliği taşıyan mektuplar Türk imajının oluşmasında önemli bir rol üstlenmiştir. 14. ve 15. yüzyıllarla birlikte Batı Avrupa'daki Türk imgesini her şeyden önce, Osmanlıların Balkanlarda egemenlik kurmaları ve 1453'te İstanbul'u fethetmeleriyle sonuçlanan savaşlar belirlemiştir. İstanbul'un Türklerin eline geçmesiyle birlikte, Türklerin Batı'ya akınlar düzenleyecekleri ve Hıristiyanlığı yok edecekleri korku ve endişesi belirmeye başlamıştır[1]. Dolayısıyla 15. ve 16. yüzyıllarda süregelen savaşlar Türklerin Avrupa'daki imajını  belirleyen temel unsurlardan biri olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu'nda uzun zaman kaldıktan sonra görüp yaşadıklarınıanlatan seyyahlar da "Türk tehlikesi" imajını pekiştirmişlerdir[1]. Bu yüzyıl içerisinde Türklere karşı Birleşik Avrupa projeleri oluşturulmaya çalışıldığı görülür.

 Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...