kisa

‘Türkçe Mevsimi’ Ne Kadar da Kısa Sürdü

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Artık alıştık, her mayısta açan çiçeklerimize eşlik ediyor onlar. Gönül bahçemizi şenlendirip gidiyorlar. Gözyaşları ve alkışlarla uğurluyoruz ki, hemen yine gelsinler...

Baharı niye bekler insan? Masmavi gökyüzü, rengârenk ağaçlar, mis kokulu çiçekler bir de kuş sesleri için değil mi? Hayır, artık bir sebebi daha var: Türkçe. Zira Türkçe Olimpiyatları ile bahar bir başka yaşanıyor son yıllarda. Mayısı iple çekenler, dünyanın dört bir yanından gelen çiçeklerin binbir rengini görelim, Senegalli kızın billur sesinden Türkçe şarkılar dinleyelim, Akif’ten Bülbül okuyan Türkmenistanlı yüreklerimizi dağlasın, Balkanlar’ın gençleriyle ecdadımızı yâd edelim istiyorlar. İşte bu yüzden sevinç, coşku, umut ve neşe kadar çok yakıştırdık biz bahara ‘Türkçe Mevsimi’ demeyi. Dünya çocuklarının şarkılarıyla coşup şiirleriyle hüzünlendik. Aynı dilde barış mesajları haykırdık dünyaya, köprüler kurduk gelecek adına. Anadolu’ya da yayıldı bu coşku. Öyle ki, statlara sığmadı. Derken veda vakti geldi çattı. ‘Gelecek baharda görüşmek’ dileğiyle ayrıldılar aramızdan geçen cuma, çok değerli hatıralar bırakarak. Yeryüzünü saracak barış ve dostluk esintisi, güzel arkadaşlıklar, bir de marka değerine paha biçilemez olimpiyat. Gelecek sene için geri sayıma başlamış olmak bir kenara, 8. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nda neler yaşandığını öğrenmek isteyen varsa, bu yazı onlara.

Bir itirafta bulunarak başlayayım. Daha 8 yıl önce “Türkçe dünya dili olacak” dendiğinde buna inanmayanlar arasında ben de vardım. İç sesim anlatıyordu her şeyi: “Canım, ütopyaya gerek yok ki! Eyvallah! Dünyanın dört bir yanında okullar açılıyor, öğretmenlerimiz canhıraş çabalıyor; ama… Yok yok, mümkün değil, dünya Türkçe konuşamaz. Hem İngilizce varken, neden Türkçe öğrensinler!..” Evet, yanılmışım, yanılmışız. Bu yılki olimpiyatlara 120 ülkeden 750 öğrencinin katıldığını hatırlatalım da sebebi ortaya çıksın. Ya da şunu düşünün; sarı, beyaz, esmer tenli çocuklar, Togolu, Senegalli, Kanadalı, Fransız bir arada Türkçe muhabbet ediyor. Brezilyalı Julia, Trabzonspor formasıyla dolaşıyor. Kenyalı Richard ‘baklava nasıl yenir’ onu öğretiyor. Hollandalı Tim, ‘Nasılsın?’ diye sorana ‘Çok şükür iyiyim’ karşılığını veriyor. Malili Aminata kulağından düşürmediği MP3 çalarından ‘Buruk Acı’ şarkısını dinlerken gözleri doluyor. Kazak öğrencilerin Kolbastı oyunu parmak ısırtıyor. Hâsılı, 2003’te 17 ülkeden 67 öğrencinin katıldığı Türkçe Olimpiyatları bugün bir hayali gerçeğe dönüştürüyor.

Olimpiyatlar artık tam bir marka hâline geldi. Ona katılmak, katılanları seyretmek çok değerli. 2003 yılında etkinlikler sadece bir televizyon kanalında ve bir iki gazetede haber olmuştu. Ünlü isimler, siyasetçiler, sanatçılar da gelmemişti izlemeye. Programlar İstanbul ve Ankara ile sınırlı kalıyordu. Ya bugün? Şarkı finali Konya’da, halk oyunları finali Bursa’daydı mesela. Trabzon, Samsun, Malatya, Kayseri, İzmir, Erzurum, Gaziantep, Antalya ve Manisa’da ise turneler vardı. Onları izlemek isteyenler statlara sığmadı.

Olimpiyatın reklamını da marka bir isim çekti bu sene: Ali Taran. Sevgi, dostluk, barış ve kardeşlik temalarının işlendiği filmde her biri farklı kıtayı temsil eden çocuk yüzleri Mustafa Ceceli, Aydan Şener ve İclal Aydın gibi ünlü simalarla bütünleşti. Taran, “Türkiye için olumlu gördüğüm her işe el vermeye hazırım.” demişti o gün. Jüri üyeliğini yaptığı şarkı finalinde ise olimpiyat çocukları kendisini mahcup etmemiş olacak ki, “Bu işi yapanları gönülden tebrik etmiştim, gerisi teferruat.” sözleri döküldü ağzından.

Dünya çocuklarının Türkiye’de geçirdiği 15 gün boyunca televizyon kanallarının gösterdiği ilgi markalaşmanın bir başka göstergesiydi. Bir gün Saba Tümer’in, ertesi gün Defne Samyeli’nin, başka gün Beyaz’ın karşısında aldı soluğu gençler. Öyle ki günde iki-üç programa katıldıkları oldu. Sadece eğlence programları değil elbet, Endonezyalı, Arnavut, Afgan çocuklar haber kanallarının da vazgeçilmeziydi. Kanal D Ana Haber’de Mehmet Ali Birand’ın, CNN Türk’te Cüneyt Özdemir’in, Kanal 24’te Fuat Kozluklu’nun, Bugün TV’de Erhan Başyurt’un konuğu oldular. Yazılı basın da ilgiden kendini alamadı. ‘Koca’ gazeteciler çocukların Türkçesi karşısında şaşkına döndü. Habertürk Yazarı Bekir Coşkun, “Urfa türküsü bilen var mı?” diye sorduğunda Iraklı öğrenci “Urfa’nın Etrafı”nı söylemeye başlamıştı. Coşkun’un tepkisi türkü bitiminde “İnanamıyorum, harika bunlar.” olacaktı. Star Gazetesi’nin Gaziantepli Ankara Temsilcisi’nin şaşkınlığına ne demeli! Kenyalı Richard, baklava yemenin tarifini anlattığında Tayyar, “Antepliyim ama bunu bilmiyordum.” diyebiliyordu.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Olimpiyat çocukları, Ankara’nın kasvetli havasını bile dağıtmıştı. Meclis Başkanı, bakanlar, belediye başkanları, yüksek yargı mensupları kâh duygulandı, kâh tebessüm etti ziyaretler boyunca. Devlet Bakanı Faruk Özak mesela; şarkı ve şiirlere eşlik ederken tutamadı gözyaşlarını. Gençlerin en çok duyduğu övgü sözlerinden biri ‘mükemmelsiniz’di. “Bu çocuklar Türkiye ile ülkeleri arasında birer köprü” diyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, bu ifadeyi kullananlardan biriydi. Dedik ya, ‘gri binaları renklendirdiler’ diye. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın sözleri bunun kanıtı: “Bu topluluk, makamıma gelen en güzel topluluk.”

Muhtemelen ülkelerinde birkaç yıldır Türkçe öğreniyor her biri. Ama medeni cesaretlerinin sınırı yok. Binlerce insanın karşısında sanat, halk, pop ve arabesk müziğinin en seçkin eserlerini ustaca seslendirdiler. Sahnede devleşen isimlerden biri Tacikistanlı İsmail’di. Türk sanat müziğinin en okkalı şarkılarından ‘Dönülmez Akşamın Ufkundayız’ı öyle bir söyledi ki, âdeta salon yıkıldı. Peki ya İbrahim Tatlıses’in kopyası Türkmenistanlı Dövran Annamammedov’a ne demeli? Önce bir uzun hava ile salonu sessizliğe gömdü; peşi sıra söylediği hareketli türkülerle coşturdu milleti.

Şiirler yine çok dokunaklıydı. Şiir yarışmasının birincisi Afgan Şaire Osmani, ‘Annem’ şiirini okurken gözyaşlarına hâkim olamadı binlerce kişi. Onlar arasında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan da vardı. Türkmenistanlı Övezmurat Altıyev, Mehmet Akif’in ‘Bülbül’ şiirini ise belki hiç bu kadar içten okuyan olmamıştı.

“Bu çocuklara albüm yapılsa çok satar!” diye aklından geçirenlere sevindirici bir haber de bizden olsun. Jüri üyesi ünlü müzik yapımcısı Şahin Özer, organizasyon ekibinden onay alırsa, olimpiyat çocuklarının şarkılarından bir albüm hazırlayıp gelirinden seçilecek ülkeye okul yaptırmak istiyor.

İşte böyle… Dünya çocuklarının yaşattığı ‘Türkçe Bayramı’ bu senelik bitti. Farklı renk, dil ve dinden 750 öğrenci barış ve dostluk mesajlarıyla uğurlandı ülkelerine. Ancak muhteşem performansları kazındı hafızalarımıza. Biz gelecek yılki ‘Türkçe Mevsimi’ne kadar onları konuşacağımızı taahhüt edip veda için sözü bırakalım Olimpiyat Tertip Heyeti Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam’a: “Şöleni kapatmış olabiliriz; ancak gönüllerimiz dünyanın dört bir yanından gelen çocuklarımıza ebediyen açık.”

Kısa Kes Aydın Abası (Havası) Olsun

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Sözü fazla uzatma!

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Az ve öz konuşmak lazım. Allah, çok dinlemek için iki kulak ve az konuşmak için de insana bir dil ve bir ağız vermiştir. Gereksiz konuşmalarla başkalarını rahatsız etmemek gerekir.
Aba, yünden dövülerek yapılan kalın ve kaba bir kumaş cinsidir. Bu kumaştan yapılmış yakasız ve uzun üstlüğe de aynı ad verilir.
Bu kelime, değişik tür ve anlamdaki deyimlerin doğmasına da sebep olmuştur: Aba altından değnek göstermek, abayı sermek, abayı yakmak gibi.
Balıkesir, eskiden en güzel aba kumaşlarının dokunduğu bir yermiş. Günlerden bir gün Balıkesir'e yolu düşen bir adam, buranın meşhur aba kumaşından bir elbiselik almış, memleketine götürmüş. Elbise diktirmek için doğru terzisine gitmiş. Terzi adamın ölçüsünü aldıktan sonra:
- Bu aba hem üstlük hem de şalvar dikmeye yetmez, deyince tepesi atan müşteri kızgınlıkla terziye bağırmış:
- Yahu nasıl yetmez? Etekleri kısa olsun, kısa kes Aydın abası olsun, demiş.
Bu söz, dükkanda bulunan diğer müşterilerin de çok hoşuna gitmiş ve dilden dile dolaşır olmuş.

Kısa Mesaj Dili Türkçeyi Bozuyor mu?

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Herhangi bir Avrupa şehrinde, karşımı­za çıkan insanlara “Kısa mesajlar dilinizi bo­zuyor mu?” diye bir soru sorsak, alacağımız cevap aşağı yukarı aynıdır: Evet! Türkiye’de olduğu gibi, Av­rupa ülkelerinde de dil ko­nusunda bir endişe hâkim­dir. Fransızlar başta olmak üzere İngilizce kullanan ülkeler hariç, bütün Avrupa ülkeleri, dillerinin İngilizce tarafından istila edilmekte olduğunu korku ve endişey­le izleyip tedbirler almaya çalışıyorlar. Dünya dillerini işgal eden İngilizceyi ana dili olarak konuşanların da, dil içi bozulma­larla benzer korku ve endişeleri var. Diğerleri İn­gilizcenin istilasına karşı tavır belirlemeye, halkı bilinçlendirmeye, meclis kararları alıp kanunlar çıkararak dili korumaya çalışırlarken; böyle bir sı­kıntısı olmayan İngilizler MSN ve SMS’de kullanı­lan yeni dilden şikâyet etmektedirler.

Avrupalı bilim adamları için bu endişe ve şikâ­yetler yepyeni bir araştırma alanı yaratmış; şim­dilerde bu korkunun yerli mi yersiz mi olduğunu tespit etmek için deneyler ve bilimsel çalışmalar yapmaya yönelmişlerdir. Bu çalışmalardan birisi de David Crystal’in txtng the gr8 db8 adlı kitabıdır.

Dünyanın bilişim çağı­na girmesiyle birlikte diller büyük bir değişim yaşama­ya başladı. Özellikle Genel Ağ (İnternet) ve cep telefonu mesajlarında kelimelerde ya­pılan kısaltmalarla yeni bir iletişim dili oluştu ve buna “kısa mesaj dili” adı verildi. Yeni ortaya çıkan bu dili, ki­mileri “mesajca” olarak ad­landırmayı tercih ederken kimileri de “MSN dili” veya “SMS dili” demeyi uygun buldu. Bütün dünyada oldu­ğu gibi, bizde de cep telefo­nu mesajlarında ve Genel Ağ yazışmalarında kelimelerin sesli harfleri atılarak sessiz harflerden oluşan ve bu iletişimi kullanan­ların rahatlıkla anlayabildiği yepyeni bir dil doğ­du. Gençler arasında, tek mesajda çok şey anlatma ve zamandan tasarruf gibi ekonomik bir kaygıdan doğan bu yeni uygulama, zamanla amacını aşarak, konuşma dilini bile bozmaya başladı.

Artık ülkemizde telefon kısa mesajı (SMS) ve Genel Ağ iletişimi (MSN) kullanan yeni neslin “merhaba” yerine “mrb”, “selam” yerine “slm” gibi kısaltmaları kullanmaları yadırganmaz bir hâle geldi. Bu yazışmalardaki ortak noktalar, her ikisinde de başta ve sondaki sesli harflerin kısmen korunması, ortadaki sesli harflerin atılmasıdır. Böylece ortaya kısaltılmış bir Türkçe çıkmaktadır. Aslında bunun bir dil olduğunu ileri sürmek doğ­ru olmaz. Belki, yalnız bu iki sistemde kullanılan “özel bir dil” denilebilir. Gerçi bu durumu yeni bir dil değil, Türkçenin yeni bir varyasyonu (çeşitle­mesi!) olarak nitelemek daha doğru bir adlandır­ma olacaktır. Çünkü Genel Ağ ve cep telefonunda iletişimi hızlandırmak amacıyla kelimeleri kısal­tarak kullanan öğrenciler, yazılı iletişimin diğer alanlarında ve sınav kâğıtlarında bu yola başvur­muyorlar. Yani oluşturulan yeni biçim standart dili doğrudan etkilemiyor. Buna rağmen İngilizcenin, Fransızcanın, Almancanın, Türkçenin bozulduğunu iddia edenler, görüşlerini ispatlamaya çalışırken radyo ve televizyonda kullanılan bozuk dilin yanına, önemli bir malzeme olarak bunu da ekliyorlar. Türkçede kısaltmalar yanında za­man zaman “v”nin yerini “w”nin aldığı da oluyor. Tabii ki bu özel durumda, SMS veya MSN dilinde kullanılan ve 29 harfli Türk alfabe­sinde olmayan bu harfin de gün­lük yazışmalara girdiği iddia edi­lemez. Ülkemizde kısa mesajların Türkçe üzerinde olumlu veya olumsuz etkisiyle ilgili henüz yapılmış bilimsel bir çalışma bulunmamasına rağmen, Türkçe konusunda duyarlı kesimler ve eğitimciler mesajlaşmadaki kısaltma­ları dili bozan sebeplerden birisi olarak görmekte ve tepkiyle karşılamaktadırlar. Bu kesimler, Türk­çenin Genel Ağ ve telefon mesajlarında da kural­lara uygun olarak kullanılması gerektiğinde ısrar etmektedir.

Buna karşılık, mesaj dilini kullanan ve suçlu görülen genç nesil, dilde bozulmadan bahsederek kendilerini suçlayan insanlara şu soruları yönelti­yorlar:

• “ç, ğ, ı, ş, ü” gibi Türkçe harfleri telefon şir­ketlerinin hâlâ çift karakter olarak ücretlendirdik­leri bir ortamda kelimeleri kısaltarak cebimizden çıkacak paradan tasarruf etme hakkımız yok mu? Bazen bir harf yüzünden ikinci kontörümüze göz diken telefon şirketine daha fazla para kazandır­mamak için kelimenin anlaşılırlığını bozmamak şartıyla bir veya birkaç sesli harfi atmanın, dile ne gibi bir zararı olabilir?

• Hızlı yaşadığımız ve zamana çok ihtiyaç duyduğumuz bu çağda, iletişimi daha da hızlan­dırmak hakkımız değil mi? Annelerimizin, babala­rımızın postanede telefon yazdırıp saatlerce bekle­diği, gönderilen bir mektuba en erken bir haftada cevap alındığı dönemler gerilerde kaldı. Birbiri­mizle kelimeleri kısaltarak da anlaşabildiğimize göre, neden elimizdeki imkânları sonuna kadar kullanıp paramızdan olduğu gibi, zamandan da tasarruf etmeyelim?

• İster mektup yazarak veya telefon ederek, ister Genel Ağ veya telefon mesajlarıyla muhatabı­mızla sorunsuz olarak anlaşabildiğimize göre, ile­tişimin nasıl yapıldığı üzerinde niçin duruluyor? Önemli olan anlaşmak değil mi?

Gençlerin bu tarz sorularını çoğaltmak müm­kündür. 1990’lı yıllarda başlayan bilgisayar ve cep telefonu, hayatı­mızın neredeyse ayrılmaz parça­ları oldu. Günümüzde bu aletleri kullanmayan, kullanma gereği duymayan genç, yok denilecek ka­dar az. Bugüne kadar cep telefonu almadığını ve kullanmayı da bil­mediğini söyleyenleri kınamasak da içimizde acıma hissi belirdi­ğini inkâr edemeyiz. Ülkemizde neredeyse nüfusumuz kadar cep telefonu kullanıldığı bir gerçektir. Okuma-yazmasından şüphe ettiği­miz bazı yaşlıların bile, zaman zaman cep telefonu taşıdıklarını ve kullandık­larını görmek bizi hem şaşırtıyor, hem de mutlu ediyor. Telefonun tuşlarını gözüne yaklaştırarak kısa mesaj yazan yaşlıların fotoğrafını çekmek ve gelişen teknolojiye ayak uydurabildikleri için teşekkür etmek istedi­ğim anlar olmuştur.

Şurası bir gerçek ki, millet olarak teknolojiyle son derece barışığız ve onu iyi kullanıyoruz. Ger­çi bazen lüzumsuz kullandığımızı ve zamanımızı boşa harcadığımızı da inkâr etmiyorum. Olur ol­maz her yerde, sınıflarda, ders esnasında bile öğ­rencilerin sıranın altında cep telefonuyla oynadık­ları, mesaj gönderip aldıkları, hatta kopya çekmeye teşebbüs ettikleri de biliniyor. Bu tür olumsuzluk­ları görünce telefona tamamen mesafeli durmak ve onu yasaklamaya kalkmak da mantıklı bir eylem olamaz.

Dünyada Dil Ölümlerinin Arttığı Bir Gerçektir

Gerçekten de Genel Ağ ve cep telefonu me­sajlarının yaygınlaşmasıyla insanlar arasındaki iletişim akıl almaz boyutlarda arttı ve hızlandı. “Mesaj çağı!” başlamadan önce bayramlar ve di­ğer özel günlerde birbirlerini hiç arayıp sormayan insanlar artık mesaj göndererek bu günleri hatır­lamaya başladı. 1990’larda yalnız dinî bayramlar­da eşe dosta 20-30 posta kartı gönderirken, günü­müzde onlarca kişiye telefon edip bir onlarcasına da Genel Ağ veya telefonla mesaj gönderiyoruz. Bu arada bayramların, kandillerin özellikle hazır kısa mesajlarla kutlanmasına öfkelenen ve ken­disine bu tür mesajlar gönderilmesinden rahatsız olan bir kesimin varlığı da inkâr edilemez. Buna rağmen dünyada her yıl, gittikçe artan sayıda cep telefonuyla kısa mesaj gönderiliyor. Bunda yaygın­laşan teknolojinin ucuzlaması ve şebekeler arasın­daki rekabetle kızışan kampanyalar da etkili oldu. 2008 yılında dünyada 2,3 trilyon telefon mesajı gönderildi. Bunun telefon şir­ketlerine kazandırdığı para, yaklaşık 60 milyar dolar (bk. Lily Huang’ın aşağıda belirti­len yazısı). Son yıllarda ortala­ma % 20’lik artışı göz önünde bulundurursak 2009 yılında gönderilen kısa mesaj sayısı 3 trilyona yaklaşacak. Kesin ra­kamı bilmemekle birlikte, ül­kemizde 2008 yılında 50 mil­yar dolayında telefon mesajı gönderildiğini tahmin ediyorum.

Bu yüksek rakamlar dünyada olduğu gibi, ister istemez bizim dilseverleri ve eğitimcileri de endişelendiriyor. Dolayısıyla onlar da "dil elden gidiyor" görüşünü ortaya atıyorlar.

Dünyada dil ölümlerinin arttığı bir gerçektir. Ölen dillerin iletişim dili olmaktan çıktığı ve konu­şan insan sayısının yüzleri, binleri aşmadığı gerçe­ğini göz ardı eden dilseverler, kendi dillerinin de öleceği varsayımından hareket edi­yorlar. Yazdıkları güncel kitap ve makalelerin neredeyse tamamında, dillerinin bozulduğu ve XXII. yüz­yıla ulaşamayacağı endişesini dile getiriyorlar. Oysa konuşan insan sayısı milyonları bulan dillerin yok olması gibi bir durum şimdilik söz konusu değildir. Son yıllarda dile duyarlı geniş kitleleri endişelendi­ren dilde yaşananlar ise, bir deği­şimden ibarettir. Bu değişimin yüz­yıllardır devam ettiğini, günümüzde olduğu gibi gelecekte de devam edeceğini düşünmek ve bilmek gerekir. Şimdiki bir değişim ve gelişim olarak gören bilinçli kesimler de hızla çoğalıyor. Eminim ki bu alanda yapılan bilimsel çalışmalar çoğaldıkça dile yaklaşımımız da duygusal olmak­tan çıkarak bilimsel zemine oturacaktır.

Yeni Bir Kavram, Dile Yeni İfadeler Katar

Türkçenin elden gitmediğini ve yaşananların normal bir gelişme olduğunu düşünenlerden Ekin Genç görüşlerini şöyle dile getiriyor:

“Bir dilin ifade alanı daralıyorsa, işte o zaman o dil bozuluyor demektir. Normal şartlarda, bir dilde kullanılan bazı kelimeler ve ifadeler zaman­la nasıl yok olursa, yeni kelimeler ve ifadeler de benzer şekilde dilde ortaya çıkar. Bundan 15-20 yıl önce doğmuş Türkçe konuşan insanların çoğu sözgelimi gırgır (alet olan) kelimesini anlamazken, modem kelimesini rahatlıkla anlayabilirler. Bu tamamen ihtiyaç meselesidir. Elinizde bir kavram vardır ve bu kav­ramın bir şekilde isimlendiril­mesi gerekir. Eğer o kavram artık elinizde değilse, o ifa­deye de ihtiyaç duymazsınız. Elinize yeni bir kavram geçer­se dile yeni bir ifade de katıla­cak demektir. Yeni ifadelerin ortaya çıkmasını engellemek, dili kısırlaştırmaktır. “Dil Denetçileri” denilen me­kanizmanın baskısı altında olanların, “neolojizm” yapması mümkün değildir; çünkü böyle bir şeyin dilde olmadığı ve bu ifadeyi kullanmanın dili boz­duğu iddia edilecektir. Bu sırada illa ki, bazı ke­limeler ve ifadeler de dilden düşecektir. Türkçeyi korumak isteyenlerin yapması gereken şey, her du­rumda Türkçeyi korumaya “çalışmamak”tır (Ekin Genç, “Bırakınız Yazsınlar, Bıra­kınız Konuşsunlar!”

Dünyanın pek çok ülkesinde, Genel Ağ ve cep telefonu mesajlaş­malarında daha da netleşen “yeni dil” kavramı tartışılıyor ve gerçek­leri ortaya çıkarmak için deneysel çalışmalar yapılıyor. Dil konusunu millî bir mesele olarak görüp duy­gusal yaklaşan ve birçok ülkede hız­la çoğalan “dil elden gidiyor”cular, kısa mesajla ilgili yersiz endişelere kapılıyorlar. Bu alanda deneyler ve bilimsel çalışmalar yaparak ta­mamen farklı sonuçlar elde eden İngiliz yazar ve dil bilimci David Crystal, yeni kitabında bu tür en­dişelere yer olmadığı tezini savunuyor.

David Crystal’ın yeni kitabı:txtng the gr8 db8

Türkiye’de sesli harfler atılarak yazılan cep te­lefonu mesajlarının olumlu veya olumsuz etkileri üzerinde bildiğim bilimsel bir araştırma bulunmu­yor. Oysa İngiltere’de dil bilimci David Crystal bu konuda deneylere dayalı önemli bir bilimsel ça­lışma ortaya koydu. Daha önce “Bir dilin ölümü, bir milletin ölümüdür” alt başlıklı Dillerin Katli isimli kitabı Türkçeye çevrilen (çev. Gökhan Cansız, Profil Yay., İstanbul, 2007) İngiliz dil bi­limci, yazar ve akademisyen David Crystal’ın dille ilgili çok sayıda eseri var. txtng the gr8 db8 adlı son kitabı 2008 yılında İngiltere’de yayımlan­dı ve henüz Türkçeye çevrilmedi. Kitabın adı, içeriğini çağrıştıracak biçimde kısa mesaj diliyle verilmiş. Anlamak için İngilizceyi iyi bilmek gerekiyor. Kısaltma yapılmasaydı adı “Texting: the Great Debate” ola­caktı. Yazar burada texting kelimesinin “e” ve “i” ünlüle­rini attığı gibi Great ve Deba­te kelimelerindeki “-ate” ses­leri yerine 8 yazarak kısaltma yapmış. İngilizce bilenler buradaki kısaltma mantığını hemen kavramış olacaklardır (her ikisinin de okunuşu ay­nıdır). Türkçede kelime için­deki ünlülerin atılmasına kar­şılık İngilizcede daha farklı uygulamalar bulunmaktadır. Bizde olmayan biçimde (ki istisnası “7=yedi”dir), harflerin yerine rakamlar kullanılabilmektedir. Mesela “for” yerine “4”, “straight” yerine “str8” gibi kısaltmalar yaygındır. Türkçede “vb., vs.” gibi kısaltmalarda rastladığımız gibi, kelimelerin ilk harfleri kullanılarak yapılan kısaltmalara İngilizler de çokça başvurur: “by the way” yerine “btw”, “in my humble opinion” yerine “imho” vs. Bazı keli­melerin yerini de “ve” anlamındaki “&” gibi sim­geler almıştır. David Crystal’ın kitabının adında da böyle bir kısaltma kullanılmıştır. Texting: the Gre­at Debate’in Türkçe karşılığı, Mesajlaşma: Büyük Tartışma’dır.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Kitap Türkçeye henüz çevrilmese de Türk ba­sınında hakkında birkaç yazı çıkmış, Newsweek Türkiye’nin 9 Kasım 2008 tarihli sayısında Lily Hu­ang imzalı “İngilizcenin Ölümü” başlıklı bir maka­le yayımlanmıştır. Bu makaleden öğrendiğimize göre, kitap, her ay 6 milyar telefon mesajının gön­derildiği İngiltere’de, kısa mesaj diliyle ilgili tartış­maları irdelemekte ve yazarın deneysel çalışmala­rının sonucunu vermektedir. Kitabın yazarı David Crystal, İngiltere’de hızla artan, kısa mesaj dilinde, yaygınlaşmaya başlayan adıyla “mesajca”da sesli-sessiz harfler ve noktalama işaretlerinin eksildiği, harfler ve rakamlar arasında ayrım yapılmadığı için insanların iletişim kurmayı unutacakları endişesine cevap vermektedir. Kitap, “Kısa mesaj, yeterince okuma yazma bilmeyen nesiller mi yaratacak? Bu, İngiliz dilinin ölümü olabilir mi? (OMG! Oh my god! / Aman Allah’ım!)” gibi sorulara da, cevap vermekte­dir.

İngiltere’de de Türkiye’de olduğu gibi, dil bilimciler değil, öğrencilerin ödevlerindeki saçma yazıları kırmızıyla çizen lise öğ­retmenleri ve ahlaki görevlerinin gramer kitabı yazmak oldu­ğunu düşünen bazı evhamlı vatandaşlar İngiliz dilinin öleceği konusunda alarm ve­riyorlar. Bu sonuncu kitle dik­kat çekici. Aralarında kimler yok ki: Mesela mesajlaşmayı “Vandallık” olarak değerlen­diren, İngiltere’nin tanınmış televizyon habercisi John Humphrys ve mesajlaşmak­tan hiç kısaltmasız yazacak kadar zevk alan Lynne Truss gibi…

David Crystal’in kitabı iki önemli noktaya parmak basıyor:

1. Mesajca insanların sandığı kadar şeytan işi değil.

2. Aslında kısa mesaj gençlerin daha iyi ileti­şim kurmasını sağlıyor.

Crystal birinci noktayı gerçek dil bilimsel kanıtlarla açıklıyor. Önce kısa mesaj dilinin (pik­tograflar; yani imgeresimler, sözcüklerin baş harf­lerinden üretilmiş kısa adlar ya da akronimler, kı­saltmalar gibi) belirleyici ögelerini inceliyor. Sonra eski Mısır’dan XX. yüzyıl yayınlarına kadar dil bilimsel uygulamalarda benzer örnekleri tespit ediyor.

Türkiye’de olduğu gibi İngiltere’de de “me­sajcaya hayır” diyenlerin tahribat olarak gördüğü kısaltmalara, Crystal “dilde gelişme” diyor ve ev­rim olarak niteliyor. Crystal’in (hepimizi) şaşırtan değerlendirmeleri şöyle:

“Dil bilimciler kısa mesaj yazma curcunasına odaklandıklarında, araştırmacılar da kısa mesajın etkilerini deneylerle incelemeye başladı. Sonuçlar genel kanıyı çürüttü. Geçen sene İngiltere’de yapı­lan bir deneyde, kısa mesaj yazan ve çok kısaltma kullanan çocuklar, okuma ve kelime haznesi testin­de yüksek başarı elde etti. Aslında, kısaltma yap­mada uzmanlaştıkça, imla ve yazımda da daha iyi oldular. Kısa mesaj yazımı her ne kadar okuryazar­lığın gelişmesi için araç olmaktan uzak görünse de, bu konuda destekleyici işlevi olduğu söylenebilir. Bu, ebeveynlerin bebekleriyle yaptıkları anlamsız konuşmalar veya çocuklarına kitap okumalarıyla benzer etkiye sahip: Çocuk, anlamlı-anlamsız, dile ne kadar maruz kalırsa, sözsel yeteneği o oranda artıyor.”

Crystal, araştırmaları sonucunda çok önemli iki tespit yapıyor:

Kısaltılmış kelimeleri etkili biçimde yazabil­mek ve onlarla oynayabilmek için önce dilinizin seslerinin harflerle ilişkisi hakkında bir algıya sa­hip olmanız gerekir. Kısa mesaj yazanlar bu algıya sahiptir.

Sınavlarda en yüksek notları alan çocuklar, cep telefonuna en önce sahip olanlardır.

Yazarın şu cümleleri de kısa mesaj hakkındaki yaygın kanaatlerin doğru olmadığını ortaya koyu­yor: “Elektronik iletişim kendine özgü bir dikkat­sizlik yaratsa da bu, akademik dildeki veya gazete­cilerin yaptığı kısaltmalardaki dikkatsizlikten kötü olamaz. Kısa mesaj, kesinlikle aptallığa yol açmı­yor. İngiltere’de metin-şiir rekabetinin galiplerine bakıldığında, metin yazmanın gücünün ardında yenilik tutkusu olduğu, dil bilimsel tembellik ol­madığı anlaşılır.” Crystal, elektronik iletişimin “yazıya yeniden bir yaratıcı ruh sunduğunu” söy­lüyor. Tıpkı tabuları yıkan Shakespeare’in yaptığı gibi… (bk. Huang’ın yazısı).

Dilin İnceliklerini Öğrenme Sürecini Hızlandırmak

Toplumun özellikle genç kesimi Genel Ağ ve cep telefonu sayesinde şimdi daha çok yazı yazı­yor. Çok yazı yazmak, dilin inceliklerini öğrenme sürecini hızlandırır. Bir dil ne kadar çok yazılırsa, o kadar işlenir ve gelişir. Diğer diller gibi Türkçe de bilişim çağında Genel Ağ ve cep telefonu üze­rinden daha çok yazılıyor. “Eskiden mektup yazar­dık, bayramlarda posta kartı atardık” diyenlerin hayıflanmasına ve üzülmesine gerek yok. Onlar, nostalji (geçmişe özlem) olsun diye hâlâ mektup yazıp posta kartı atabilirler. Artık dünyanın hızla değiştiğini fark etmemiz ve bilişim çağına ayak uy­durmamız gerekiyor. Dünyanın değişmesiyle ha­berleşme biçimi de değişti. Telefonla konuşmanın pahalı olduğunu bilen insanlar ya bilgisayarının başına oturup uzun veya kısa e-postalar yazıyor ya da cep telefonunun tuşlarına hızla basarak kısa mesaj gönderiyor. Haberleşmede bir azalma, kısıt­lanma olduğunu söylenemez. Mesajlarda mektu­bun veya posta kartının sıcaklığını bulamayanlar belki de çağa ayak uyduramayanlardır.

David Crystal, anılan kitabında çok önemli sonuçlar ortaya koyuyor. İnsanlar herhangi bir de­neye veya bilimsel çalışmaya değil, gözlemleri so­nucu elde ettikleri düşüncelerinin doğru olduğuna inanıyor. Hâlbuki, devrinden şikâyet ve geçmişe özlem, insanlığın asırlardır süren ortak vasfı değil midir? Yaşadığımız şartlardan her zaman şikâyet ediyoruz ve geçmişi özlüyoruz. Özlediğimiz geç­mişi, günümüzle nesnel olarak karşılaştırma im­kânımız yok. Böyle bir arayışın içinde de değiliz. Crystal, araştırmaları sonucunda kısa mesaj yazan gençlerin daha kolay iletişim kurduğunu söylüyor. Yazar, şimdiye kadar yanlış bildiğimiz veya inan­dığımızın aksine, cep telefonuna erken yaşta sahip olan çocukların dil gelişiminin daha hızlı olduğu­nu, kelime haznelerinin genişlediğini ve derslerde yüksek not aldıklarını da ortaya koyuyor.

Velhasıl, dilseverlerin endişelenmelerine ge­rek yok. Genel Ağ veya telefon mesajlarında sesli harfleri atarak kısaltma yapanlar, dili bozmuyor­lar. Aksine bireysel olarak kendi dillerini geliştiri­yor ve dilin daha yoğun biçimde kullanılarak öm­rünün uzamasına katkıda bulunuyorlar.

Türkçe için hiç endişelenmeyin. İki yüz mil­yon insanın kullandığı bir dilin öleceği endişesini taşımak, bilim insanlarını güldürüyor. Siz gururla Türkçe okuyup yazmaya devam edin yeter ki! Son yıllarda dile duyarlı geniş kitleleri endişelendiren dilde yaşananlar ise bir değişimden ibarettir. Bu değişimin yüzyıllardır devam ettiğini, günümüz­de olduğu gibi gelecekte de devam edeceğini dü­şünmek ve bilmek gerekir.

Yabancı Dil Olarak Türkçenin Öğretiminde Kısa Filmlerin Yeri

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

      Yabancı dil öğretiminde görme ve işitmeye dayalı materyallerin önemi yadsınamaz. Türkçenin yabancılara öğretiminde de kısa filmler yoluyla doğal dil kullanımının sınıf ortamına yansıtılması, Türkçenin doğru, etkili ve iletişime dönük olarak öğretilmesi açısından önem taşımaktadır. Eğitimde uzun süre çok ortamlı öğretimin temelini öğretmen ve ders kitabı oluşturmuştur. Bugün ise çağdaş teknoloji imkânlarından eğitimde yararlanılması sebebiyle öğretmen-ders kitabı ikilisinin yanı sıra değişik kaynaklar sınıf içindeki çok ortamlı öğretimin sağlanmasına yardımcı olmaktadır.

      Bu kaynaklar genelde göze ve kulağa hitap eden araçlar olmaktadır. Sınıf içinde ne kadar çok bu araçlara yer verilirse öğrencilerin güdülenme düzeylerinin de o kadar arttığı belirtilmektedir. (DEMİREL, 2007:59). Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde de bu araçlardan etkin bir biçimde yararlanmak gerekmektedir. 

Uzunluğu ülkeden ülkeye bir ile üç makara (300-1.000 m) arasında değişen kısa filmler eğitim amaçlı kullanıldığında, yabancılara Türkçe öğretiminde çok önemli olan somut ve soyut kelime öğretimi ile özellikle dilin iyi kavranılması için öğrenilmesi gereken deyimlerin duruma dayalı olarak verilmesini sağlamaktadır. Yine buna dayalı olarak atasözlerinin öğretilmesi de mümkündür. Doğal olarak, seçilecek kısa filmlerin yabancılara Türkçe öğretimindeki kurlara göre belirlenmesi ve filmlerin konularıyla ilgili ön çalışmaların yapılmasından sonra sınıf ortamına getirilmesi şarttır.

Dil öğretiminde kültürel ögelerin aktarılması gerekmektedir. Aksi takdirde yabancı dil öğretimi eksik kalır. Çünkü dil, kültürün aynası ve aktarıcısı durumundadır. Yabancılara Türkçe öğretirken kültür unsurlarına yer vererek onların dilin içine girmelerini sağlamak, sosyal ilişkilere yer vermek ve öğrendiklerini sıkça tekrarlatmak gerekir.(BARIN, 1994:55). Yabancılara Türkçe öğretiminde hedef kitlenin özelliklerini de dikkate alarak seçilecek kısa filmler hem derse olan ilgiyi artıracak hem de dilin doğal kullanımının sınıf ortamına girmesiyle birlikte dil becerilerinin daha sağlıklı gelişmesine sebep olacaktır.

Kısa filmler, eğitimin her türünde yararlanılabilecek materyallerdendir. Önemli olan yapılan eğitime uygun filmlerin seçilmesidir. Eğitimde kullanılan her araç-gereç ve belge seçilerek kullanıldığına göre kısa filmler de özenle seçilerek kullanılmalıdır. Eğitimciler, her yönünü kavrayamadıkları bir materyali sevemedikleri ve yararlı bulmadıkları gibi filmlere de kuşkuyla bakarlar. Burada önemli olan işin çerçevesinin doğru çizilmesidir. Sinema filmlerinden neler beklenmektedir? Sinema filmleri seyredilirken her zaman her şeyin anlaşılması mümkün değildir. Bu açıdan ele alındığında konuları karmaşık filmler değil de biraz daha yalın konuları olan filmler seçilmelidir. Yabancıların Türkçeyi bilme düzeyleri ileriyse, elbette konusu biraz daha karmaşık ve dili ağır filmler de seçilebilir. Ayrıca, içinde konuşma olmayan filmler de eğitimde kullanılmalıdır.

Filmler, her düzeyden insanla öğrendikleri dil arasında duygusal bağ kurar. Öğrenciler filmler sayesinde öğrendikleri dile yakınlık duyarlar. Çünkü, filmler aracılığıyla öğrenilen dile ait kültürle, kitaplara göre doğrudan ve daha yakından tanışma fırsatı elde edilir. 
Filmdeki senaryonun güçlü oluşu, sahnelerin çekiciliği, oyuncuların sempatik tavırları, filmin konusu gibi ögeler, bireyleri öğrendikleri dile ısındırabilir.

Bir dilde dil bilgisini bilmekle kurulamayacak ifadeler, söz kalıpları vardır. Bu kalıplar dilin önemli bir bölümünü oluşturur. Bu söz kalıpları, belirli bir bağlam içinde ve görmeye dayalı araçlarla sunulduğunda daha iyi kavranır. Birçok konunun öyle ifade edileceği asla insanın aklınıza gelmez. Sözgelimi “Eli uzun.” deyiminin “hırsızlık” ile ilgisini yabancı öğrencinin  tahmin etmesini beklemek doğru olmaz. “Baba bir hırsız tuttum.-Getir!-Gelmiyor; -Bırak! –Gitmiyor.” sözü de çok ilginçtir. Türkçe burada âdeta bir tiyatro oyunundan bir sahne vermekte, kişilerin kimi zaman rastlanan davranışlarını çok somut bir biçimde ortaya koymaktadır.(AKSAN, 2005:96). Dolayısıyla, özenle seçilmiş kısa filmler izletilerek dil bilgisi öğretimiyle elde edilemeyecek bir dil birikimi daha kısa bir sürede oluşturulabilir.
Film seyretmeyi seven bir öğrenciye, kitap okuma alışkanlığı da kazandırılabilir. Seçilen filmlerde kitap okuma alışkanlığı olan kişiler varsa, bu durum öğrenciyi etkileyecektir. İzletilen bir filmle ilgi kurarak hikâyeler okutulup özetletilebilir. Elbette bu hikâyeler de öğrencilerin Türkçeyi bilme düzeylerine göre uyarlanmış olmalıdır.

Öğretim elemanı, ders programına uygun kısa filmleri de etkinliklerinin arasına eklemelidir. Konular özenle seçildiğinde, kısa filmler öğrencilerin hem dil gelişimine hem de kişisel gelişimine katkıda bulunabilir. Hareketli görüntü ve sesin bir sentez içinde eş zamanlı sunumu öğretimde en iyi imkânı sağlamaktadır. Çünkü başka hiçbir araç gerçekliği bu kadar kapsamlı ve gerçeğe yakın bir biçimde yansıtamaz.(KAYA, 2005:190).  Kısa filmler yalnızca izletilmek için seçilmemeli, bu filmlerle ilgili öğrencilerin düzeyine uygun alıştırmalar ve sınavlar hazırlanmalıdır.

Yabancılara Türkçe öğretimi sırasında en önemli etkinlik, kelime öğretimidir. Kelime öğretiminde kullanılabilecek rol yapma, drama ve gösteri teknikleri, zekâ türlerinin özelliklerine hitap eden öğretim teknikleridir. Çünkü, değişik zekâ alanlarına sahip olan öğrenciler, belli kelimelerin öğretilmesini amaçlayarak hazırlanmış küçük piyesleri veya skeçleri izlemekten hoşlanırlar. Ayrıca, kısa metrajlı filmlerle pandomim filmleri kelime öğretiminde çok yararlıdır. Özellikle Türkçeyi yeni öğrenmeye başlayan yabancılar için pandomim filmleri, isim ve fiil öğretiminde çok önemli bir materyaldir. Çünkü kelime öğretimi, doğrudan yönteme dayalı olarak gerçekleştirilmelidir. Film kareleri de anlatılmak isteneni doğrudan verebilme özelliğine sahiptir.

Kısa Film Etkinlikleri İle İlgili Sınıf Ortamında Yapılması Gerekenler

Kısa filmlerin 20 dakikaya kadar olanları vardır. Ancak, sınıflarda kullanılan kısa filmler genellikle 3 dakikayı geçmez. Ama bu biraz da filmin etkileme gücüne bağlıdır. 6-7 dakikalık kısa filmler de dil öğretiminde rahatlıkla kullanılabilir. Dil öğretiminde kısa filmin uzun filme göre başarısının sırrını şöyle izah edebiliriz:  Uzun filmler arada bir gösterilebilir, her zaman gösterilemez. Uzun filmlerde, film gösterimi dersin önüne geçebilir ve film izletmekteki amaç göz ardı edilebilir. Ayrıca, dil becerileriyle ilgili etkinlikleri aynı ders içinde gerçekleştirmek mümkün olmaz. Kısa filmler ise; dersin içinde dört temel dil becerisini yani dinleme, okuma, konuşma ve yazmayı aynı anda ve daha etkin bir şekilde geliştirmeye yönelik materyaldir. Kısa film kullanımıyla birlikte öğretim elemanının öğrencilerine izleme öncesi, izleme  sırası ve sonrasında yaptıracağı etkinlikleri önceden iyi planlaması gerekmektedir.

İzleme Öncesi Yapılacak Etkinlikler

Kısa filmler için belirtilen bu etkinlikler uzun filmler için de kullanılabilir.

a) Kurlara Göre Film Seçimi : Temel, orta ve yüksek düzeylere uygun, ders kitaplarındaki üniteler de göz önüne alınarak onları destekler mahiyette hazırlanmış olan filmler seçilip gösterim sırasına konmalıdır.

b) Konunun Sezdirilmesi : Filmin konusuyla ilgili bir ön çalışma yapılmalıdır. Sözgelimi, filmden bir ya da iki karenin önceden öğrencilere fotokopi yoluyla çoğaltılıp verilmesi daha sonra izlenecek film hakkında bir ön fikir oluşturur.

c) Çeşitli metinlerle destek : Eğer mümkünse filmi alt yazılı ve alt yazısız olarak göstermeyi denemek gerekir. Bunun sebebi alt yazısız izlenen filmin fazla güdüleyici olmaması ve dil içeriğinin grup için zaman zaman çok zor olmasıdır. Daha önce elde edilen basılı materyaller kısa filmin tekrar izlenmesi esnasında ya da izlenmesinin ardından verilebilir. Öğrencilerin farklı yollarla izleme deneyimi yaşamasını sağlamak gerekir. Eğer neler yapılacağı dersin başında anlatılır, öğrenciler kendilerinden beklenen hakkında kafaları karıştırılmayacak şekilde bilgilendirilir ve izlenecek filmle ilgili bir iki paragraflık bir metin öğrencilere okutulursa yapılacak etkinliğin başarıya ulaşması daha kolay olacaktır.

ç) Sorular hazırlamak : Öğrencilere doğru-yanlış, çoktan seçmeli ve boşluk doldurmalı sorular verilebilir. Öğrencilerin filmden önce bu soruları iki kez okumaları ve anlamadıkları soru varsa öğretim elemanından yardım almaları gerekir. Bu hazırlık, öğrencilerin hem filmi daha rahat anlamaları hem de filmi bir amaç için izlediklerinin bilincine varmalarını sağlamak açısından önem taşımaktadır. Öğrenciler filmi bir eğlence olarak değil, kültürü ve dolayısıyla Türkçeyi daha iyi kavramak amacıyla izlediklerinin farkında olmalıdırlar.

İzleme Sırasında Yapılacak Etkinlikler

Bu filmler oldukça kısadır, ancak öğrencileri son derece etkin kılacak uygulamalarla meşgul edecek kadar zengin bir içeriğe sahiptir.

a) Not alma Kısa filmleri izlerken öğrencilerin kendi çalışma kâğıtlarını hazırlamak için verdikleri mücadele büyük bir zevk olduğu gibi öğrenmede de önemli gelişmeler sağlar. Not alma ve alınan notları yeniden düzenleme unutmayı azaltır. Bu işlem bilginin hafızada pekişmesi açısından yararlıdır.(ÖZBAY, 2005:85). Öğrencilerden film esnasında alabildikleri kadar diyaloğu not almaları istenir. Bu tekniği ilk kez denediklerinde aynı anda film izlemek ve not almak zor gelebilir. Ama zamanla  Bireysel olarak çalışıp daha sonra iki kişilik gruplara ayrılan öğrenciler filmde gördükleriyle ilgili birbirlerini sınayabilirler. Farklı olarak, öğretim elemanı film esnasında doldurulacak bir grup çalışma kâğıdı dağıtabilir. Öğrenciler bunları doldururken olay kurgusuna odaklanacaktır.

Eğer öğrenciler filmle ilgili verilen görevleri yerine getirebilirlerse, özgüvenlerinin arttığını hissedeceklerdir. Ancak öte yandan öğretmen bunun ters tepebileceği konusunda da dikkatli olmalıdır.(RYAN, http://iteslj.org/Articles/Ryan-Films.html). Bu durumda önemli olan hazırlanacak sorular ve seçilecek materyalin doğru olarak kullanılması ve öğrenciler için zorlayıcı ancak başarılabilir etkinlikler geliştirilebilmesidir.

b) Tekrar izleme : Film ilk önce alt yazıyla gösterilebilir. İlk izleme Türkçe alt yazıyla, ikinci izleme ise herhangi bir alt yazı olmadan gerçekleştirilebilir. Bu durum, öğrencilerin dikkatlerini sadece olay yapısını anlama düzeyinden bütün diyalogları anlama düzeyine doğru yükseltmelerini sağlayacaktır.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

c) Anında taklit : Karakterlerin diyaloglarının tekrar ya da  taklit edilmesi öğrencilerin  telaffuz, tonlama ve konuşma hızı gibi unsurlara yoğunlaşmalarını sağlayacaktır.

ç) Tahmin oyunları : Film izlenirken çok can alıcı bir noktada durup öğrencilerden filmin kalanını tahmin etmelerini istemek hem yapılan etkinliği eğlenceli hâle getirir hem de öğrencilerin hayal güçleri ve yaratıcı hikâyeler anlatma yeteneklerini geliştirir.

İzleme Sonrası Yapılacak Etkinlikler

Kısa film sona erip ışıklar yandığında, öğrenciler eğlenceli etkinlikler yapmak için güdülenmiş durumda olurlar. Hemen şu etkinlikler yapılabilir:

a) Rol yapma : Herkes gözlerin kendi üzerinde olmasını sever ve öğrenciler de farklı değildir. Kısa filmlerde öğrencilerin kendilerine uygun bulabileceği, kendi yaratıcılığını da katarak zenginleştirebileceği temeller vardır. Öğrenciler az önce izledikleri sahneyi benzer biçimde tekrar edebilirler. Oyuncuların mimiklerini yapabilir ya da diyalogları ve karakterlerin filmdeki orijinal yapılarını koruyarak bunları yeniden yorumlayabilirler. Aynı zamanda öğrenciler filmin çatışma unsurunu değiştirebilir ve filmdeki çatışmaya başka bir çözüm yolu getirebilirler.

b) Tartışma : Filmle ilgili konuşma etkinlikleri yapılmalıdır. Konuşma sırasında öğrencilerin sorularında artış gözlenmektedir. Bu da dil öğretiminde çok önemlidir. Çünkü, dil öğretim ilkelerinden biri de öğrencileri aktif duruma getirmektir. Kısa filmler doğru kullanıldığında zaman içinde öğrencinin telaffuzu düzelip kelime bilgisi zenginleşmektedir. Eğer filmde ihtilaflı konular varsa bu durum, öğrencilere grup tartışması yapma imkânı tanır ve öğrencilerin bu konudaki görüşlerini ortaya çıkarır. Böylece öğrenciler, kendi yaşadıkları sorunlarla ilgili bakış açılarını açıklama ve geliştirme ya da her gün yaşadıkları durumlarla ilgili düşüncelerini Türkçe aracılığıyla açıklama fırsatı bulurlar.

c) Yazılı Anlatım Çalışmaları : İzlenen filmin konusuyla ilgili özet tutturulmalı, daha sonra bu konuyla ilgili kompozisyon yazdırılmalıdır. Bu etkinlik sırasında öğrencilere konuyla ilgili sınıf içi tartışmalarından da yararlanmaları öğütlenmelidir. Öğrencilerin serbestçe filmi eleştirdikleri yazılı anlatım çalışmalarıyla hem yazma becerileri hem de yorum yapabilme yetenekleri geliştirilmelidir.

Sonuç

Sonuç olarak diyebiliriz ki; kısa filmler yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde mutlaka yararlanılması gereken  önemli bir materyaldir. Kısa filmler aracılığıyla, dil öğretiminde çok önemli olan kelime öğretiminden dört temel dil becerisini kullanmaya, doğal dil kullanımından deyim ve atasözlerinin doğru kavratılmasına kadar birçok etkinlik kısa sürede ve zevkli uğraşlarla gerçekleştirilebilir. En azından öğrencilerin sevecekleri bu etkinlik, onları dil öğrenme konusunda zaman içerisinde daha olumlu tutumlar kazanmaya yöneltecektir. Dil öğrenme konusunda olumsuz tutumları ortadan kaldıran bir öge de değersiz görülmemeli ve kısa filmler hazırlanacak dil öğretim setlerinin içinde yer almalıdır.

Kaynaklar

AKSAN, Doğan; (2005). Türkçenin Gücü, Ankara, Bilgi Yayınevi.

BARIN, Erol; (1994 ). “Yabancılara Türkçenin Öğretimi Metodu”, A.Ü. TÖMER Dil

Dergisi, s.17, Ankara, Ankara Üniversitesi Basımevi, s.53-56.

DEMİREL, Özcan; (2007). Öğretme Sanatı, Ankara, PegemA Yayınları, 12. Baskı. KAYA, Zeki; (2005).Öğretim Teknolojileri Ve Materyal Geliştirme, Ankara, PegemA

Yayınları.

ÖZBAY, Murat; (2005). Bir Dil Becerisi Olarak Dinleme Eğitimi, Ankara, Akçağ

Yayınları.

RYAN, Stephen; (1998). “Using Films to Develop Learner Motivation”, The Internet

TESL Journal, Vol. IV, No. 11, November http://iteslj.org/ (Erişim tarihi 13.11.2007).

 

 Yayımlandığı yer: Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türkiye’de Yabancı Dil Eğitimi Ulusal Kongresi, Kongre Bildiriler Kitabı s.191-195. (22-23 Kasım 2007)

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...