kelimeler

27-harfli-turkce-kelimeler

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Zambak-Dilset’in bu sene üçüncüsünü gerçekleştirdiği “Uluslararası Yabancılar İçin Türkçe Yarışması”nda onur konuğu olarak bulunan Belçikalı Türkolog Prof. Dr. Johan Vandawalle ile Belçika’da görüşmemiz sırasında pek çok mesele üzerinde durduk.

O, Türkçenin matematik ilmi gibi açık ve berrak bir yapıya sahip olduğunu, satranç oyunundaki birleştirmeler gibi mantıkî birleştirmeler imkânına sahip olduğunu söylüyor. “Türkçede bazı fiil köklerinden iki yüz bin civarında biçim türetilebilir. Ayrıca mesela bir görmek fiiline yapılacak eklemelerle, ‘görüştürülemeyebilecekmişiz’ kelimesinde olduğu gibi 27 harf bulunabilir. Bunu başka bir dilde yapamazsınız. Diğer dillerin ayrı yazılan müstakil ekleri ve kaidesizlikleri, hatta kaideleri olsa bile istisnaları hatta istisnaların da istisnaları çok kafa karıştırıcı. Yani onlarda Türkçedeki berraklık yok.”

35 dili bilmenin verdiği geniş ufuk ve tespitlerle Türkçemiz hakkında görüşlerini beyan eden bu ilim adamı, aksansız konuşması, hoş telaffuzu ve detayları ifade eden Türkçe kelimeleri seçişleriyle dikkatimizi çekiyor. Bu durumu nasıl kazandığını sorduğumuzda “Türkçeyi tanıyıp hayran olduğum ilk günlerden itibaren hep Türkleri bulup onlarla Türkçe konuşmaya başladım. Mesela, Aydınlı bir arkadaşla tanışmıştık, ben mutlaka her hafta, hafta sonları evlerine gider, akşam yediden öbür gün sabah beşe kadar onunla Türkçe sohbet ederdim. Bunun için de Türk dili, kültürü ve sanatı ile ilgili on tane mühim soru hazırlar öyle giderdim.” diyor.

O sırada Belçikalı Türk Parlamenter Cemal Çavdarlı ile telefonla görüşme imkanı oluyor. O, bize, Johan Vandawalle ile senelerdir tanışıp görüştüğünü söylüyor.

Türkçe, Türk sanatı ve mutfağı hayranı Prof. Dr. Johan, Büyük Millet Meclisi Başkanı Bülent Arınç Bey’in himayelerinde yapılan bu Türkçe yarışmasının gelecek sene bir de akademisyenler boyutunun olmasını arzuluyor. Dilimizin dünya dili olmasından dolayı sürur duyuyor. Hatta Türkiye’den Belçika’ya döndüğünde aile bu durumu fark ederek kendisine “Sîmân değişmiş, mutluluğun her halinden belli oluyor!” dediklerini ifade ediyor.

Kendisine bir rüya gibi gelen bu program için “Her sene daha görkemli olmalı... Halkınızın ilgisi çok güzel. Ben Ankara’da Maraş vs. illerden gelmiş arabaların plakalarını gördüm!” diyor.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Arkadaşlarından kendisine e-posta ile pek çok tebrik gelmiş. O, bilhassa Türkolog olan akademisyen arkadaşlarına, “Ben sizden artık, tebrik ve takdir yerine Türkçe ile ilgili ufuk açıcı yazı ve tebliğler bekliyorum.” karşılığını yazmış.

Türkçe öğrettiği öğrencilerinin, kendisinin tavsiyesi ile Türkiye’ye gittiklerini sonra da “Bizim ülkemiz, artık havası gibi bize soğuk geliyor. Türkiye’de insanlar ve insanî münasebetler sıcak!” dediklerini hatta bazılarının gidip yerleştiklerini, bazılarının da yerleşmek istediklerini söylüyor.

Türkçenin durum eklerinin çok mühim olduğunu, bunu öğrenmek istemeyip ‘ne lüzum var’ diye direnen öğrencilerinin Türkçeyi öğrenemediğini; ama teslim olanların kısa zamanda kavrayıp bellediklerini; kelimelerin doğru öğrenilip telaffuz edilmesinin çok mühim olduğunu hatta annesinin bir Türk lokantasında “bir” kelimesini yanlış kullanıp “Bana bira kola getiriniz” deyince garsonun kola yerine bira getirdiğini; Aydın taraflarında bir öğrencisinin meyve alırken satıcıya “Yıkar mısınız?” diyeceğine yanlışlıkla “Yıkanır mısınız?” deyince, “Ben pis miyim? Kirli miyim?” diye kızgın bir karşılık aldığını söylüyor.

Ayrıca kelimelerde isim seçimlerine de dikkat çeken Johan, “Napolyon, Hollanda’nın güney bölgesini alınca, ‘Herkes kendisine bir soyadı alsın’ diye emretmiş. Onlar da bu nasıl olsa geçici bir şey olur diye kendilerine gülünç soy isimleri seçmişler. Sonra da öylece yerleşip kalmış. Bu yüzden Güney Hollanda’da çok komik soy adları ile karşılaşırsınız.” diyor.

ABDULLAH AYMAZ

Birbiriyle Karıştırılan Kelimeler

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Türkçede sık sık birbiriyle karıştırılan kelimeler vardır. Örnek: direk: Ağaçtan veya demirden uzun ve kalın destek / direkt: Doğrudan

 

SIK SIK BİRBİRİYLE KARIŞTIRILAN KELİMELER

âdem

İnsan

adem

Yokluk

adet

Sayı

âdet

Gelenek

adil

Adalet

âdil

Adaletli

Ali

Özel ad

âli

Yüce, yüksek

araba

Tekerlekli, motorlu veya motorsuz her türlü kara taşıtı

otomobil

(Fr.)Motorlu taşıt

atak

Düşüncesizce her işe atılan

atak

(Fr. attaque) Atılım, akın

ayırt (et-)

Birkaç şeyi birbirinden ayıran niteliği anlama(k)

ayırtı

Aynı cinsten olan şeyler arası ince fark, nüans

ayrıcalık

İmtiyaz

ayrılık

Ayrı olma durumu

ayrım

Benzer şeyleri birbirinden ayıran özellik, fark

ayırım

Eşit davranışta bulunmama

azımsamak

Daha fazlasını istemek, az görmek

küçümsemek

Değer vermemek, küçük görmek

balet

Bale yapan erkek sanatçı

balerin

Bale yapan kadın sanatçı

biçim

Dış görünüş, şekil

biçem

Üslûp

bilâkis

Aksine

bilhassa

Özellikle

bileşik

Birleşerek oluşmuş, basit olmayan, mürekkep

birleşik

Bir araya gelmiş, birleşmiş olan

bir takım

Birbirini tamamlayan şeylerin tümü

birtakım

Belirsiz çokluk, kimi, bazı

birbuçuk

1.5

bir buçuk

1/2, 0.5

büküm

Bir şeyin bükülmüş yeri, kat, kıvrım

bükün

Gramer görevleri ve yapısı bakımından, kelime köklerinin başında, içinde veya sonunda türlü değişikliklerin olması

çağdaş

Aynı çağda yaşayan, muasır

modern (Fr.)

Çağa uygun, çağcıl, asrî

çekimser

Bir şey yapmaktan kaçınan

çekingen

Ürkek, sıkılgan

çelişki

Çelişme, tenakuz

ikilem

İnsanı istenmeyen durumlardan birini, çoğunlukla iki seçenekten birini izlemeye zorlayan tartışma, sorun veya usa vurma durumu

çözülmek

Gevşeyip yumuşamak, erimek

çözünmek

Maddenin sıvı içine karışması

dalâlet

Sapkınlık

delâlet

Kılavuzluk; belirti

direk

Ağaçtan veya demirden uzun ve kalın destek

direkt (İng.)

Doğrudan

dogma (Fr.)

Doğruluğu sınanmadan benimsenen, bir öğretinin veya ideolojinin temeli  yapılan sav

doğma

Doğma, dünyaya gelme durumu

duygu

Duyularla algılama, his

duyu

Görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği, hassa

düş

Gerçekte olmayan şey, imge, hayal

rüya (Ar.)

Uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin tümü

ehil

Bir işte yetkili olan, yeterli, erbap

ehlî

Evcil

etken

Faktör, amil

etkin

İşleyen, aktif, müessir

fiyat

Bir alım ve satımda bir şeyin para karşılığındaki ederi, pahası

ücret

İş gücünün karşılığı olan para ve mal

gibi

...-e benzer

denli

'kadar' anlamında edat

görelik

Bağıntı, izafet

göreli

Bağıntılı, izafî, nispî, rölatif

görece

Bağıl, izafî

görev

İş görme yetisi, vazife, bir nesne veya kimsenin yaptığı iş

ödev

Yapılması, yerine getirilmesi gerekli olan iş

görünmek

Görülür duruma gelmek; benzemek

görülmek

Gö yardımıyla bir şey, bir varlık  algılanmak, seçilmek

hafriyat

Kazı, kazma işleri

*harfiyat

Türkçede böyle bir sözcük yoktur.

hak etmek

Hak kazanmak

hakketmek

Ağaç, taş vb. üstüne yazı veya şekil oymak

hal'etmek

Tahttan indirmek

halletmek

Çözüm yolu bulmak

halk

İnsan topluluğu

halk

Yaratma

hazine

Değerli eşya yığını; değerli eşyaların saklandığı yer

hazne

Depo

helâl

Dinin kurallarına aykırı olmayan

halel

Bozma, bozukluk

ılgım

Yalgın, pusarık, serap

ılgın

Bir ağaç cinsi

ile

Bağlaç

ilâ (Ar.)

..dan.....e kadar

kampanya

Belirli bir süredeki etkinlik dönemi

kumpanya

Daha çok, yabancı sınaî,  ticarî  ortaklık, tiyatro topluluğu

kara (< Ar.)

Toprak

kara

Siyah

karşı

Karşılık olarak, mukabil

karşın

Gerekenin veya mantığın tersine olarak, rağmen

karşı

Karşılık olarak, mukabil

karşıt

Nitelik ve durumları birbirine büsbütün aykırı olan, zıt

karşılık

Bir davranışın karşı tarafta uyandırdığı, gerektirdiği başka davranış, mukabele

karşın

Gerekenin veya mantığın tersine olarak, rağmen

karşılık

Mukabele, cevap, bedel

karşıtlık

Zıtlık

katil (Ar.)

Öldürme

linç (İng.)

Çoğunluğun,  birini döverek öldürmesi

kâtil

İnsanları öldüren kimse

katil

Öldürme

klinik

Hasta bakılan yer

poliklinik

Çeşitli hastalıkların bakıldığı klinik

kerli ferli

kelli felli

Her ikiside kullanılır. 
1.Kılığı kıyafeti düzgün, olgun ve gösterişli kimse.
2.Güngörmüş

komite

Alt kurul, encümen, komisyon

komita

Siyasî  bir amaç için silâh kullanan gizli topluluk

kupa (< İt. cuppa)

Bronz veya kristal kap

kupa (< Fr. coupé)

Bir tür dört tekerlekli araba

kurum

Müessese, tesis

kuruluş

Topluma hizmet amacı ve göreviyle kurulan her şey

küp (< Ar. ku:b)

Toprak kap

küp (< Fr. cube)

Altı yüzlü dikdörtgen

lâf

Lâkırdı; sonuçsuz, yararı olmayan konuşma; konu

söz

Sözcük, sözcük  dizisi

lâik(Fr.)

Devlet ve din işlerini ayrı tutan

lâyık (Ar.)

Bir şeyi elde etmeye hak kazanmış olan

mahkeme

Yargılama yapılan yer

muhakeme

Yargılama

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

mahzur

Sakınca

mahsur

Sarılmış, kuşatılmış

maiyet

Üst görevlinin yanında bulunan kimseler

mahiyet

Nitelik, vasıf, öz, asıl, iç yüz

merhum

Müslümanlık dinine mensup ölmüş erkek

müteveffa

Hristiyanlık  dinine mensup ölmüş kimse

mevhum

Gerçekte var olmayan, var sayılan

mefhum

Kavram

meteor

Akanyıldız

meteorit

Gök taşı

müsaade

1.İzin, icazet, ruhsat 2. Elverişli, uygun olma durumu

izin

1. Müsaade, ruhsat 2. İş yerince verilen tatil

mütahassıs

Uzman

mütehassis

Duygulanmış

mütevazı

Alçakgönüllü

mütevazi

Paralel

nicelik

Bir şeyin azalıp çoğalabilen durumu, miktar

nitelik

Bir şeyi diğerinden ayıran özellik, vasıf

nüfuz

Söz geçirme, erk

nüfus

Toplam insan sayısı

olanaklı

Olma ihtimali bulunan, mümkün, kâbil

olası

Görünüşe göre olacağı sanılan, muhtemel

otel

Geceleme imkânı yanında, yemek ve eğlence imkânı sunan işletme

motel

Motorlu taşıtlarla seyahat edenlerin barınmaları için yapılmış otel

otomobil

Motorlu taşıt

taksi

Ücret karşılığı yolcu taşınan otomobil

öğrenim

Gerekli bilgi, beceri ve alışkanlıkların elde edilmesi amacıyla yapılan çalışma, tahsil

öğretim

Belli bir amaca göre gereken bilgileri verme işi, talim

ölçü

Bir niceliği, o nicelik için kabul edilmiş birimlerden birine oranlayarak değerlendirme

ölçüt

Bir yargıya varmak veya değer vermek için başvurulan ilke, kıstas, kriter

öncel

Sonucun çıkarıldığı önerme ve önermeler

öncül

Bir tasımda, sonucu hazırlayan ilk iki önermeden her biri

öneri

Bir sorunu çözmek üzere öne sürülen görüş, düşünce, teklif

önerme

Kabul edilmesi için öne sürülen düşünce, teklif

önerti (mantık)

Şartlı bir önermenin şartı anlatan ön bölümü

özel

Hususî, zatî, devlete değil, kişiye ait olan

özgü

Özellikleri birine veya bir şeye ait olan

özgür

Kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olan

bağımsız

Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, hür

öznel

Bireyin duygu ve düşüncelerine dayanan, enfüsî; subjektif

nesnel

Taraf tutmadan inceleme yapan, hüküm veren, afakî; objektif

porte

Para tutarı; notaların yazıldığı beş paralel çizgi

portre

Bir kimsenin yağlı boya yapılmış resmi

süre

Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası

süreç

Olay veya hareketler dizisi

problem

Sorun

problematik

Sorunlu

rakip

Aynı şeyi elde etmeye çalışan

râkip

Eski dilde 'binen, binici'

sanal

Gerçekte olmayan, farazî

edimsel

Fiilî, aktüel

sanat

Üstün yaratıcılık

zanaat

Tecrübe ve ustalık gerektiren iş

sanayi

Endüstri

sınaî

Sanayi ile ilgili

sanık

Suçlu olduğu sanılan kimse, maznun

suçlu

Suç işlemiş kimse

sanı

Sanmak durumu ve sonucu, zan

sanrı

Uyanık bir kişinin, kendi dışında var sandığı, ama gerçekte yok olan olguları algılaması, birsam

savunmak

Bir kimseye, hareket veya düşünceyi doğru, haklı göstermeye çalışmak, onun yanında olmak

iddia etmek

Sözünde direnmek, bir iddia ileri sürmek

savap

Doğruluk

sevap

Tanrı ödülü

sonuç

Bir olayın doğurduğu başka bir olay veya durum, netice

son

Şimdiki zamana en yakın zamandan beri olan veya bu zamandan yapılmış, olmuş olan, ilk karşıtı

sorgu

Sorma işi, sanığın araştırma konusu olan olaylarla ilgili olarak yargıç karşısındaki beyanı

soru

Bir şey öğrenmek için birine yöneltilen ve karşılık gerektiren söz veya yazı, sual

söylence

Efsane, meşguliyet

söylem

Söyleyiş, söyleniş

suç

Yasalara, törelere, ahlâk kurallarına aykırı davranış

kabahat

Uygunsuz hareket, çirkin yakışıksız davranış

sükût

Sessizlik, susma

sukut

Aşağı inme, düşme

şan (Fr.)

Ses dizisi

şan (Ar.)

Ün, şöhret

şantöz

Kadın şarkıcı

şantör

Erkek şarkıcı

şok

Şok

şoke

'Şoke etmek' veya 'şoke olmak' anlamında kullanılır.

tahayyül

Hayalde canlandırma, sembolleştirme

hayal

Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey; imge, hulya

tasarı

Bir kimsenin yapmayı düşündüğü şey

tasarım

Tasarımlamak işi veya tasarımlanan biçim, tasavvur

teamül

İş, davranış, alışı

temayül

Meyletme, eğilim

teori

Kuram, nazariye

hipotez

Varsayım, faraziye

tevsi

Genişletme

tevzi

Dağıtma

tez (Fr.)

Sav

tez (Far.)

Süratli

tüm

Bir şeyin olancası, topu, tamamı

bütün

Eksiksiz, tam, parçalanmamış

türbin

Herhangi bir akışkan yardımıyla dönme hareketine giren araç

tribün

Seyircilerin maç seyretmek için bulundukları yer

uğraş

İş, meslek, meşguliyet

uğraşı

Uğraşılan şey, meşgale

vamp

Erkek peşinde koşan kadın

vampir

İnsanların kanını emdiğine inanılan hortlak

veya

Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olursa kullanılır.

ya da

Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan sözlerden ikincisininönüne getirilir.

yad

Gurbet, yabancı eller

yâd (Far.)

Hatırlama

yakından

Yakın olarak

yakinen (Ar.)

Sağlam olarak, iyice

yaklaşık

Gerçek değer ya da miktarına yakın, takribî

yakın

Uzak olmayan

yaşam

Hayat

yaşantı

Hayat tecrübesi

yayın

Yayımlanan kitap, dergi, gazete vb.

yayım

Kitap, dergi, gazete vb.nı basıp dağıtma

yetke

Yaptırma veya yasak etme hakkı veya gücü

yetki

Bir görevi, bir işi yasaların verdiği imkânlara göre, belli şartlarda yürütmeyi sağlayan hak, salâhiyet

yönetmelik

Bir kuruluşun çalışma kurallarını belirleyen  kuralların tümü

yönetmenlik

Yönetmen olma durumu

-zade (Far.)

Oğul, evlât: Asilzade

-zede (Far.)

Vurmuş, vurulmuş¨Felâketzede

 

Seyyah Kelimeler

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.
Bütün dillerde, birçok kelime başka dillere geçmiş, denizler aşırı ülkelere seyahat etmiştir. Bazıları gittikleri yerlerde vatan tutup kalmış âdeta evlenip çoğalarak bir kelime topluluğu meydana getirmişlerdir. Bazıları kök atıp bir aile meydana getiremedikleri için yok olup kaybolmuş, arkalarından bir nesil bırakamamışlardır. Bir kısım kelimelerin, kendileri veya torunları tekrar kendi memleketlerine döndüklerinde öyle bir hüviyet değişikliğine uğramışlardır ki, artık tanınmaz bir hâl almışlardır...

Bu gerçek bütün dil âlimlerince bilindiği halde, bizde bilinmemezlikten gelinmiştir. Bu fıtrî kanuna karşı, bilerek veya bilmeyerek gözlerini yumanlar, dilimizde yerleşip kökleşmiş, renk renk meyve vermiş binlerce kelimeyi, yabancı sayarak lügatlarımızdan ve dillerimizden atmak istemişlerdir. Fakat yepyeni sürgünlerle, taptaze fidanlarla en ücrâ yerlerimize kadar giren bu kelimeleri ve onlardan meydana gelen kelime ailesini sürüp çıkarmanın imkânsızlığını görünce bu sefer, bütün kelimelerin bizim dilimizden çıktığını bütün dünya dillerinin Türkçeden doğduğunu iddia etmeye başlamışlardır.

Bunun neticesinde meydana gelen garabetleri önceki sayılarda arzetmeye çalışmıştım. Bu sayıda da bir başkasına işâret ettikten sonra, bir çok ülkeyi gezip dolaşan bazı kelimelerden bahsetmek istiyorum.

"Yafetik Okul"u kuran Rus dil bilginlerinden Nikola Marr (1865 - 1934)'dan "rahmetli Marr" diye "Arapçanın Türk Diliyle Kuruluşu" isimli eserin 1. cildinin 5. sayfasında bahseden Prof. Naim Hâzım Onat, imparatorluğumuzun hâkim olduğu dönemlerde Türkçeden Arapçaya ister istemez giren kelimeleri delil getirerek aslında Arapçanın Türkçeden doğduğunu isbata kalkışmış ve bu mevzuda 1944'de büyük hacimde adı geçen eseri neşretmiştir. Bu eserden gâye güneş dil teorisini desteklemekti....

Otobüs kafilesiyle hacca giderken bir kavga ile karşılaşan bir hoca efendi şöyle demişti. "Ayıralım diye Arapça bağırıp çağırarak kavga eden bir kalabalığın içine girince, oradaki vatandaşlarımızdan birisi bana —"Lâ tükarışhâ!"Yani kavgaya karışma diye engel olmak istemişti..." Burada karışmak masdarından gelen kelimenin Arapça kalıba uydurularak "neni hâzır" siğasına nakledildiğini görüyoruz. Şimdi bunun gibi Arapça "telfene" "telefon etti" demektir. O zaman Arapçanın Yunanca'dan doğmuş olduğunumu iddia edeceğiz. Araplar telefona "hâtif derler ama, "tilifun" diye de kullanırlar. Nitekim "mibsâr" dedikleri yunanca asıllı televizyona da "tilifizyun" derler. Hatta bu kökten olmak üzere kullandıkları "Telfeze" kelimesi uzaktan görüş demektir.

Gorci Zeydan diyor ki: "Arapça fiillerden büyük bir kısmının câmid isimlerden çıktığı ve aslında yabancı bir kelime olup sonradan arapçalaştırıldığı gözden gizli kalmıyacak bir hakikattir. Meselâ, Felsefe, tefelsefe gibi... Bunların aslı Philosofia kelimesidir ki Philia "sevgi", Sofia, "hikmet" köklerinden birleşmiştir. Bu çeşit kelimeler Arapçada çoktur, bunlardan en çoğu Farsça, Yunanca, Lâ-tinceden alınmıştır. Diller eğreti kelime almak ihtiyacından hiçbir zaman kurtulamaz. Halkın "istif etti" yerinde kullana-geldiği"settefe" kelimesini sözlüklerde göremeyiz. Anlaşıldığına göre bu da, her ikisi de aynı köke dayanan "Stow" "Stuff'tan alınmıştır. Halkın bunu ingilizlerden aldığı büyük bir ihtimalle söylenebilir. Biz kelimelerin göç hikâyelerini dinlerken, göçmen insanların kıssalarını duyar gibi oluruz.

Meselâ "şah" kelimesinin başına gelenler İran şahlarının başına gelmemiştir. Satranç oynasın oynamasın hemen herkes "şah mat" tâbirini bilir. Muârız şâha hücum ettiğiniz zaman "şah" diye ikaz e-der, gidecek yeri olmazsa "mat " der, oyunu bitirirsiniz. Arapça "mâte" öldü demektir. Ama artık kalıp halinde "şah mat" "şah öldü" demektir. Bir satranç tabiri olarak bunların birbirinden ayrılamıyacağı gibi, dilimize geçerken de böylece kalıplaştığı için kimse onun yerine "şah öldü" demez. Ortaçağ'da satranç oyunu Acem diyarından kalkıp Frenk diyarına göç ettiği zaman "şah mat" sözünü de beraber götürdü. Satranç bugün belki oyunların kralıdır, ama Ortaçağ Avrupasında ancak kralların oyunu idi. Şu var ki, "şah mat'taki "şah" sözü, "zarar, ziyan, mağlubiyet" mânâsıyle şatolardan aşıp halka karıştı. "Şah" kelimesi eski Fransızca'da "escheque, eschec" yazılıp "eşek" diye okunmuştur. (Bunun satrançtaki "at"la bizim "merkeb"le, hiç bir alâkası yoktur.) Orta İngilizce'de "escheque" baştaki harflerin düşmesiyle "checque" haline gelmiştir. Derken "check" (çek) diye yazılmaya başlanmış, mânâsı da "zarar ziyan"-dan "kontrol, tevbîh'e intikal etmiştir.

Arkası çorap söküğü: "check" kontrol demek olduğuna göre, "kontrol altındaki para" için" chekkere" denmiştir. Derken "kontrol, murabeke" altındaki paranın veya bir kısmının ödenmesi için verilen yazılı emre de "check" adı verilmiştir. Ve bugün yalnız İngiliz bankalarında değil, bütün dünya bankalarında harıl harıl çekler alınıp veriliyor. İnsan şah adını düşünüyor da şu "çekilenler" pişmiş tavuğun başına gelmez diyor.

Şimdi soralım: Bu kelimelerin aslı, hâlis muhlis Farsçadır diye İranlılar para yerine geçen kâğıt parçasını hükümdarlarının adı ile mi çağırsınlar? Alış-verişlerinde "çek" yerine "şah"mı istesinler?

Birinin kalkıp "üstad"ın aslı Türkçe "usta"dır. Acemler "usta" demeyi beceremedikleri için "üstad" demişlerdir. Öyleyse biz de onların kelimesini dilimizden atalım demesi uygun değildir. Bir kere "usta" ile "üstad" yapışık kardeşler gibi birbirinin aynı değildir; aralarında ince bir fark vardır. "Usta" belki Acemistana buradan gitmiştir. Ama üstad olarak vatana dönmüştür. "Usta" diye bir "zanaaf'ta mâhir olana denir. "Üstad" ise bir ilim veya sanatta üstün yeri olan kimsedir.

Diğer yandan, aslında "zanaat", "sanat"ın taşra ağzı ile telâffuzundan ibarettir. Fakat aralarında mânâca bir nüans mevcuttur. "Türkçe sözlük'e göre "zanaat", "maddeye dayanan ihtiyaçları karşılamak üzere yapılan ve az çok el mahâreti isteyen muayyen bir iş''tir. Demircilik, marangozculuk, gibi "Sanat" bu mânâya gelmekle beraber bir mânâ daha taşır; hoşa gidecek, hayranlık uyandıran bir âhenk veya ifâde kullanma işi: Selimiye Camii, yüksek bir sanat eseridir. Selimiye kışlasında hiç sanat yoktur. Şu halde, "zanaat" yerine "sanat" diyebiliyoruz, fakat sanat yerine her zaman "zanaat" diyemiyoruz.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Bazı kelimelerin hakiki etimolojilerine indiğimiz zaman, bunlar bazen birer heyecanlı tarih sayfası kadar insanı cezbederler. Meselâ, Almancaya, Lehçe'ye, Fransızcaya, İngilizceye ve daha pek çok dillere girmiş olan "horde" kelimesi Türkçe "ordu"dan gelmedir. İnsan ne zaman bu kelimeyi bir ecnebi dilde görse, gözünün önüne, başlarında tolgaları, ellerinde kılıçlarıyla heybet ve haşmet saçan atlı akıncılarımız gelir.

"Hakî" kelimesi Hintçe'dir. 1850 yıllarında Hindistan'daki "İngiliz Guide Corps"u beyaz üniformalarını kamufle etmek maksadıyle onları toz toprağa bularlardı. Yerliler İngilizlerin bu kılıklarına bakıp "tozlu" manasına "khaki" dediler. Demeleriyle tutması bir oldu. Yalnız İngilizler değil bütün dünya bu Hintçe kelimeyi kendi öz diline mâl etti.

I. Dünya Harbi'nin en kritik devresinde İngilizler zafer ümitlerini gizli bir silâha, tanka bağlamışlardı. Fakat bu silaha daha bir ad bile bulamadan onu Fransa'ya sevketmek gerekiyordu, —seri ve gizli olarak düşmanı avlamak şarttı— Alman ajanlarını aldatmak için tahta ambalajların üzerine iri puntolarla "su haznesi" mânâsına "TANK" diye yazdılar. Ajanlar yanıltıldı, ithilaf devletleri cepheyi yardı, savaş kazanıldı ama isimsiz silahın adı "tank" kaldı. İngiliz gemicisi Kaptan Cook 1770'de Avustralya'ya çıkıp ta önden cepli, yandan kollu, uzun bacaklı, hop hop giden garip hayvanlarla karşılaşınca hayretler içinde kalır, yerlilerden birisine hayvanın adını sorar. O da "ne söylüyorsun, anlamıyorum" mânâsına "kan—gu—ru" diye cevap verir. Öteki (Cook) memnun, hayvanın adını İngilizce imlâsı ile "kangaroo" şeklinde deftere geçirir. Halbuki Avustralya yerlilerinin kendi dillerinde kangurunun adı. "wallabi"dir.

Arapça'da "şafak" "güneş batmasından sonraki alacakaranlık" mânâsınadır. Halbuki Türkçe'ye "tan zamanı" yani güneş doğmadan evvelki alacalık diye geçmiştir. Böyle tam ters mânâsıyla dilimize geçmiş başka kelimelerden bahsederken İsmail Habib Şevük şöyle der: "Farsça'da "ön" mânâsına gelen "piş''i biz "peşimden gel" diye "arka" mânâsına kullanırız. Arablar "hala"yı "teyze" mânâsına kullandıkları halde biz onu ananın kız kardeşliğinden çıkarıp babanın kardeşi yaptık. Farsça, "serbest'in "başı bağlı" demek olduğu meydanda iken biz onu tam tersine "başı boş" hale getirdik."

"Poyraz"ı "şimal rüzgarı" mânâsına "boreas"tan dilimize aktardığımız gibi daha nice yabancı kelimeleri böyle asıl veya değişik mânâlarıyle alıp söylenişiyle dilimize uydurmuşuzdur. O kadar ki, o dilin sahihleri bile anlayamaz. Meselâ: Çamaşır (câme—şuy); "çorap"(çeyrep); "patlıcan" (bâdingâh); "çarşaf (çadır—şeh); "çapraz" (çeburast); "sarnıç" (sihriç); "tandır" (tennur); "mahmuz" (mihmaz); "perşembe" (penç—şenbeh); "hoşaf (hoş—ab); demektir. Şimdi "hoş—ab"a bakalım. Farsça "hoş su" demeye geliyor. Ama biz hoşafı içerken ne etimolojisini ne de başka bir dilden geldiğini düşünürüz. Çünkü icabında "hoşafın suyu" sözünü bile söyleriz. Halbuki bu "hoş su suyu" demek olur. Bizim tabirimiz hoştur ama bazan haşivlerin hoşa gitmeyeni de olur.

Bazı kelimeleri fonetik bakımdan olduğu gibi bırakmışız, yani şekil ve telâffuzlarına dokunmamışız da, semantik değişikliğe uğratmışız. İsmail Habib Sevük: "Farsça'da "pehl" asker, "vân" ise muhafız mânâsına geldiği için ikisinin birleşmesinden hâsıl olan "pehlevan" onlarda "kumandan" demekken biz kispeti giydirip onu güreş meydanına çıkardık" diyor. İsmail Hamu Danişmend de yazılarından birinde şu enteresan misalleri verir: "Bizdeki (itibar) Arapça'da (ibret almak), bizim (hile) onlarda (çâre,tedbir) bizdeki "imzâ" orada (geçirmek)tir. Arapça'da "halt", karıştırmak demektir. Halbuki biz "halt karıştırmak" şeklinde yeni bir ifade ortaya koymuşuz.

Bütün bunlardan çıkan netice şudur ki, milletimizin şu veya bu yollarla başka dillerden devşirdiği lisan değirmeninde öğüttüğü, milli zevk süzgecinden geçirdiği ve seve seve kullandığı bütün kelime ve tabirleri Türkçe saymak mecburiyetindeyiz. 

http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/seyyah-kelimeler.html

Derleyen: Safvet Senih 

Tabeladaki Yabancı Kelimeler

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

 

Alışveriş merkezlerinden hastanelere, lokantalardan apartman ve sitelere kadar hayatımızın neredeyse bütünü yabancı isim istilasına uğradı. Dünyada en çok konuşulan 5. dil olan Türkçenin zenginliği neden tabela ve markalara yansımıyor?

 

Sabahleyin işe gitmek üzere erkenden kalkıyorsunuz. Çayınız ocağın üzerinde demini alırken siz kumanda ile Star, Show, Skytürk, CNBC-E, Flash isimli televizyon kanalları arasında geziniyorsunuz. "Keşke bugün pazar olsaydı, ne güzel ‘brunch’ yapardım." diye aklınızdan geçirmeden edemiyorsunuz. Peki, nerede? Bulka Patisserie’de mi yoksa Monopoly Cafe’de mi? Chrysantheme Cafe, Felix yahut Barcelona Patisserie de olabilirdi pekâlâ? Neyse, bunu şimdiden düşünmenin gereği yok. Üzerinize hemen Bisse marka takım elbisenizi giyerek, oturduğunuz Arterium Residence’den çıkıp yine yabancı marka otomobilinizle yola koyuluyorsunuz. Power Türk, Joy Türk, Show Radyo, Radyo Klas, Slow Türk, Capital Radyo kanalları arasında bir süre dolaşıyorsunuz. Yolunuzun üzerindeki Astoria AVM’ye uğrayıp siparişini verdiğiniz Seven Hill gömleğinizi alıyorsunuz. İşlem tamam, şimdi Maslak Mashattan’da bulunan işyeriniz Polaris Plaza’ya, ‘Cengiz Car Wash’, ‘Adnan Showroom’, ‘İsmet Marketing’ ve ‘İpek Dry House’u geçerek ulaşabilirsiniz. Ha, gün ortasında atıştırmak için yol üzerindeki Börekhci’ye uğramayı da unutmayın.

 

Her ne kadar aktardığımız hadise bir senaryo olsa da birçoğumuzun hayatı bu türden yabancılaşma ile karşı karşıya ve insan "Burası Türkiye mi kardeşim?!" diye sormadan edemiyor. Giydiğimiz giysilerimizden tedavi için gittiğimiz hastanelere, oturduğumuz sitelerden yemek yediğimiz lokantalara, hafta sonları vakit geçirdiğimiz alışveriş merkezlerinden tıraş olduğumuz Musta’fa Coiffeur’a kadar hayatımızın geçtiği her yeri yabancı kelimeler istila etmiş durumda. Dillerini sonsuza kadar yaşatmak üzere Orhun Kitabeleri’ni yazan, Bengü-taşlara bu zengin dili kazıyan bir milletin torunları, bugün led ekranlara, ışıltılı tabelalara yabancı isimleri yazmayı bir marifet sayıyor. Öyle ki herhangi bir yabancı isimli alışveriş merkezinde konumlanan mağazalar arasında Türkçe tabelalı işyerine rastlamak çoğu kez mümkün olmuyor. Yeni yapılan tower, plaza, residence gibi hayat ve iş alanlarının isimleri de bu yabancı kelimelerden hissesine düşeni alıyor. Köşe başına açılan küçücük bir dönerci kendine ‘Dönerchi’ ismini seçmekte, bir oto satıcısı tabelasına Pasha Auto yazdırmakta, bir kafe işletmecisi adına Dervish Cafe demekte, bir fotokopici Can Copy Center ismini almakta bir mahzur görmüyor. İşin tuhafı, İstanbul’un lüks semtlerinde Cevahir, İstinye Park, Kanyon, Akmerkez gibi Türkçe isimler tercih edilirken gelişmemiş semtlerinde açılan alışveriş merkezleri nedense hep yabancı isim seçiyorlar. Sonuçta ne oluyorsa güzel Türkçemize oluyor.

 

Bu hassasiyeti romantik bir dil seviciliği olarak görenlere karşı Konfüçyus’un şu sözleriyle karşılık vermek icap eder: "Bir ülkenin yönetimini ele alsaydım, yapacağım ilk iş, hiç kuşkusuz dilini gözden geçirmek olurdu. Çünkü dil kusurlu ise kelimeler düşünceyi iyi ifade edemez. Düşünce iyi ifade edilmezse, görevler ve hizmetler gereği gibi yapılamaz. Haliyle âdet, kural ve kültür bozulur. Âdet, kural ve kültür bozulursa adalet yanlış yollara sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki hiçbir şey dil kadar önemli değildir!" Eğer Konfüçyus yeterli gelmediyse Ziya Gökalp’a kulak verelim: "Başka dile uymaz annenin sesi / Her sözün ararsan vardır Türkçesi." Ama arayıp kendimizi yormaya ne hacet! Genç müşteri kitlesi için yabancı isim hem albenili hem cazip. Öyleyse ‘Hello Türkche!’

 

Yabancı İsim Almak Niye?

 

Yabancı kelime istilası, işyeri tabelalarında, tekstil ürünlerinde, kafe, restoran, hastane isimlerinde, alışveriş merkezlerinde ve yeni yapılan sitelerde her geçen gün artarak sürüyor. Dünyada en çok konuşulan 5. dil olan Türkçe ve bu güzel dilin zenginliği yabancı isim koyma çılgınlığına kurban ediliyor. Peki, ürettiğimiz ürünlere, açtığımız dükkânlara neden ‘Türkçe’ isim koymuyoruz? Ülkemize mi, dilimize mi yoksa kendimize mi güvenmiyoruz? Dünya piyasasında saygın bir yeri olan markalar üreten bir ülke olarak Türkçe ismi tabelalarımızda neden gururla taşıyamıyoruz?

 

Florya’da faaliyet gösteren Flyinn Alışveriş Merkezi’nin Genel Müdürü Zafer Canoğlu, muhit itibariyle yani havaalanına komşu olması hasebiyle alışveriş merkezlerine havaalanını çağrıştıracak yabancı bir isim koyduklarını belirtiyor. "Turistlere hitap ediyoruz. Çevremizdeki müşteriler de üst segmentten. Bir de akıllarda kolay yer etmesi için bu markayı tercih etmiş olduk." diyen Canoğlu, alım gücü yüksek müşterilerin yabancı markayı daha çok tercih ettiğini kaydederek önemli olanın bir ismi marka yapmak olduğunu söylüyor.

 

Damat Tween ADV’nin Genel Koordinatörü Osman Arar ise Damat ismini Orka Group olarak bilinçli seçtiklerini belirtiyor: "Türkiye’de tüketicilerin özellikle ilk algısında markanın yabancı isimli olmasının avantajı var gibi görünüyor maalesef. Ancak bu durumu basitleştirmemek gerekiyor. Yıllardır tüketici gözünde belli bir konuma ve duruşa sahip olan ‘Damat’, koleksiyonlarının içeriği ve niteliği ile Türkiye’de ve dünyada hak ettiği noktaya geldi. Bugün hiç kimse ‘Damat’ isminin Türkçe mi, yabancı mı olduğunu sorgulamıyor." Damat dışındaki diğer markasını Tween olarak seçen firma yola Türkçe bir isimle devam etmemelerini ise şöyle izah ediyor: "Damat’tan farklı bir koleksiyon ve dünya modasına yön veren, ulaşılabilir tasarım markası olarak konumlandırdığımız için, uluslararası pazarda hedef kitle algısını daha kolay elde etmek başlıca maksatlarımızdandı. Markamızı pazara sunmadan önce, ajanslarla yaptığımız konkurlar sonucu öne çıkan alternatifler içerisinden özenle seçilmiştir. Bugün baktığımızda, Tween isminin, uluslararası alanlarda, söylenişi ve yazılışının kuvveti sayesinde başarılı bir tercih olduğunu görebiliyoruz. Dolayısıyla global bir dil olarak İngilizceyi baz alırsak, markanın isminin Türkçe veya başka bir dilde olması bir anlam teşkil etmiyor. Tween kendine özgü bir isimdir."

 

Türkçe İsim Kullanmak

 

Benzer durum Kayseri menşeli firmalardan İstikbal için de geçerli. Mobilya ustası olan Hacı Mustafa Boydak ile Hacı Sami Boydak’ın çalışma heyecanı ile ortaya çıkan İstikbal, 1957’den bu yana, yabancı bir kelime olmadığı hâlde, dünyanın pek çok ülkesinde faaliyetlerini başarıyla sürdürüyor. Ancak İstikbal de Bellona isimli yabancı bir ismi markalaştırmayı ihmal etmiyor. Peki ama neden? "Markalarımızın ürün gruplarında pek çok yabancı isim kullanabiliyoruz. Bellona da İstikbal markasının ürün gruplarından birinin adıydı. Ancak tüketiciler tarafından çok beğenilen Bellona’yı ayrı bir marka olarak konumlandırdık. Hâlen gerek yurtiçinde gerekse yurt dışında tüketicilerimizin beğenerek takip ve tercih ettiği marka konumunu koruyor. Bunların yanı sıra, Bellona isminin ses ve görünüm özellikleri de tabii ki markaya ayrı değerler katıyor." açıklamasını yapan Boydak Grup da sadece Türkçe isme odaklanmadıklarını teyit etmiş oluyor. İstikbal isminin ülkeye katma değer oluşturarak geri dönmesi açısından önemli olduğunu belirten yetkililer, "Türkiye’nin yurt dışındaki itibarı açısından Türk markaları oluşturmanın önemine inanıyoruz. Bugün İstikbal markasının geldiği nokta da bunu ispatlıyor. Çünkü ülkeler sahip oldukları markalarla zihinlerde kalıyor artık. Türkçe isim kullanmayı ülkemize yapılan bir yatırım olarak görüyoruz." diyorlar.

 

Ülkemizin ve dünyanın önemli markalarından biri hâline gelen Mavi’nin Genel Müdürü Cüneyt Yavuz ise Mavi ismini bilinçli bir tercih ile belirlediklerini ve markanın kurucularının, devler arenasına etkili, kişilikli, kalıcı bir markayla girmek gerektiği konusunda hemfikir olduklarını belirtiyor. "O yıllarda ve hatta şimdi bile, blue jean gibi doğasında ‘Amerikanlık’ olan bir ürünün adının da İngilizce olması gerektiği kanısı hâkimdi. Piyasada çıkış yapmaya çalışan diğer yerli markalarda da hep bu eğilim görülüyordu. ‘Blue jeans’in Türkçesi olarak hem evrensel alanda kendini belli eden hem de Türkçe bir marka adı olduğu için Mavi herkesin içine sindi." diyen Yavuz, o dönemde pek çok kişinin kendilerine "Bu isimle batarsınız!" dediğini hatırlatıyor. Türkçe isimlerin yeterince ‘havalı’ olmadığı görüşü yaygınken kendilerinin buna inanmadıklarını ve Time dergisi tarafından "Dünyanın En İyi 16 Jean Markası" arasında gösterilmelerinin kendilerini haklı çıkardığını söylüyor.

 

Türkçe bir ismin markanın geldiği noktada kesinlikle belirleyici rol oynadığını düşündüklerini belirten Cüneyt Yavuz, "Mavi, yabancı markaların hâkim olduğu blue jean sektöründe Türkçe isim kullanma cesaretini gösteren ilk marka olarak, daha en başında, tüketici zihninde ayrı bir yerde konumlandı. Daha ilk günden başlayarak ‘markanın özü’ kavramını sahiplendi ve Türkiye’de 16 yıldır sektörünün lideri oldu. 2008’den itibaren ise jean odaklı moda markası olma yolundaki gelişimi sonucu logodan ‘Jean’ çıktı ve Mavi oldu. Başlangıçta birçoğu için dezavantaj gibi görünen marka ismini avantaja çevirmeyi başardı." diyor.

 

Kesinlikle Değiştirmeyiz

 

1943’te Bingöl’e bağlı Kiğı ilçesinde doğan ve dedelerinin Kiğılı soyadını taşımasından dolayı söylemesi ve telaffuzu zor olan bir isim olsa da soyismini bir marka yapan Kiğılı Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Kiğılı, 213 mağazası ile Türkiye’nin her köşesinde hizmet veriyor. "Bugün Türkiye’de birçok kişinin söyleyemediği birçok marka bulunuyor. Söylenmesi zor gibi görünse de biz öz Türkçe ismimizle bu markalara nazaran çok daha iyi biliniyoruz. 45 yılda markamıza çok fazla yatırım yaptık. Kaliteli ürünlerimizi müşterilerimize cazip fiyat seçenekleri ile sunduk. Zaman zaman yurt dışında isim değişikliğine gidecek misiniz şeklinde sorular alıyoruz. Bu soruya cevabımız ‘kesinlikle hayır’dır." diyen Abdullah Kiğılı, isimlerdeki yabancı imajının bizdeki yabancı hayranlığından ileri geldiğini ifade ederek tüketicilerin yabancı markaların çok daha iyi olduğuna inandırıldığını belirtiyor ve ekliyor: "Türkiye’nin her konuda olduğu gibi marka oluşturma adına da çok büyük potansiyeli var. Bundan 10 yıl önce markalarımız ve dolayısıyla Türkçe isimler telaffuz bile edilmezken şu anda yurt dışından tekstil devleri Türkiye’deki potansiyeli görüp Türk markalarını satın alma veya ortaklık oluşturma girişimlerinde bulunuyorlar. Türkiye’nin markaları belki yeterli değil; ama önümüzdeki yıllarda daha prestijli algılanacağımıza yürekten inanıyorum."

 

Kiğılı gibi marka ismini Türkçe bir kelimeden seçen Adana merkezli Süvari Giyim’in Kurumsal İletişim Müdürü Yusuf Bal ise markalarının özellikle Türkçe bir isim olmasına dikkat ettiklerini ve Türkçe bir ismi dünya markası yapmak için yola çıktıklarını söylüyor. "Bir markanın yabancı isimli olmasından ziyade erişilebilir ve istenilen kriterlere uygun olması gerekir. Son 10 yılda tekstil sektörümüz dünya ile yarışır hâle geldi. Artık Türk markaları da dünyanın birçok ülkesinde kendi mağazalarını açıyor. Türkçe isim tercih etmek bizim açımızdan dezavantajlı değil, avantajlı oldu. Süvari birçok dilde ‘atlı asker’ anlamına geldiği için herkes kendisinden bir parça buldu. Özellikle yurt dışında Türk insanının sıcakkanlılık ve samimiyetini markamıza yansıtarak olumlu bir imaj oluşturduk." diyen Bal, dünya tarihinde çok uzun yıllar liderlik yapmış bir ülkenin evlatları olarak kendi değerlerimizin kendimize ve tüm dünyaya yeteceğine dikkat çekiyor.

 

Hasılı kelam, memlekette en az bilinen, sarf u nahvi her gün hırpalanan bir lisan varsa o da Türkçe. Yabancı marka hayranlığının ve kullanımının sonu ne zaman gelecek diye merak etmeyi bırakmalı ve caddelerde gördüklerimiz, günlük konuşmalarımız, gazetemiz, dergimiz, yiyip-içtiğimiz pek çok şeyin yabancı olmasını kabullenmeli miyiz? Çünkü bizler artık yabancı isimlere hiç de yabancı değiliz. Türkçeyi eğip bükmeye devam ediyoruz.

 

Alışveriş Merkezleri Türkçe Satmıyor!

 

İstanbul’da devlet eliyle açılan ilk alışveriş merkezinin adı Galleria olursa devamı nasıl olur dersiniz? Buyrun: Atrium, Capacity, Flyinn, Airport, Town Center, Mayadrom, Metro City, Atirus, Carium, Optimum, Deposite, Grenn Mega, Colony, Olimpa, Optimum, G-Mall, Maxi City, Olivium, Upda, Capitol, Carousel, City’s Nişantaşı, Addres, Astroia, Kadir Has Center, Aquarium, Atirus, Autopia Otomobil, Beyaz City, Beylicium, Blackout, Fabulist, Foxcity, Historia, Kardiyum, Kemermall, Lilyum, Maxi, Metronom, Metroport, Neocity, Neomarin, Palladium, Paradise, Parkway, Polcenter, Prestige, Sapphire, Tepe Nautilus, Verde Molino, Viaport, World Atlantis...

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

 

Konut Projelerine Yabancı İsim Koyma Zorunluluğu mu Var?

 

İstanbul’daki konut ve yaşam alanı isimlerinden birkaç örnek: Uphill Court, Kentplus Ataşehir, Incity, Fîbalife, Evidea, Sunflower, Millenium Park, İstanblue, Antrium Residence, Elysium Residence, Arterium Residence, Pelican Hill, Rings İstanbul, Agena Park, Nev İstanbul, Adanus Park, Anthill Residence, İstanbul Lounge, Nish İstanbul, Airport Hill, Yooİstanbul, Terrace Hill, Spradon Teras Evler, City Forever, Atirus Hill, Konformist Residence, G Plus, Plis Flats, Kent Palas, Elite City, Academia Apartments, Merihome, Parkone, Avenue Residence, Lavinya City, Fi-Yaka Fi-Tower, Crown Residense, Rose Marine, Citycourt Konutları, Home Art, Evviva Yaşam Merkezi, Ukra City, İstanbloom, İnnovia Evleri, Orion Park, Astrum Towers, Hera Clup Residence, Spine Kule Tower, Colorist, Mimarhill Residence, Green Garden City, Miyansera Evleri, Beyaz City Residence, Çınar Olimpia Park Konutları, Middleist, L’ist İstinye Suites, Mors Vizyon, Gloria Evleri, Sunflower Evleri, Fantasia Elite Residence, Garage Zekeriyaköy Evleri, Ka Green Konutları, Allgreen Village, Makrom City, Blox Haliç, Filife, Perla Vista, Elysium Fantastic Bomonti, Astera Park Evleri, AgenaPark Evleri, Uni Konut Ispartakule, Spradon Evleri, Luxist, Silver House, Kemer Corner, Capital Courtyard, Sunset Park Evleri, Misstanbul, Spradon Teras Evler, Ginza Residence, Selenium Twins, Ağaoğlu My World, My Towerland, My City, My Home, My Europe, My Roseville, My Office 212...

 

Ortaya Karışık Türkilizce İsimler

 

Laila, Kiosk, Mardini, Ramsey, Yu-Ma-Tu, Weber Jeans, Benson Jeans, Efendy, Cotton Shop, Rainbow Kasabı, Groseri Market, Coiffeur Angle, Galila Restaurant, Dürüm Land, CoonDra, Velini, Eskidji, Bems, Polaris, King Paolo, Crispino, Asorti, Wenice, Twist, Flo, Collezione, My Moon, Seven Hill, Eastpak, Galvani, Asortie, Pritt Kırtasiye, Jimmy Key, Allu’re Koçak Aksesuar, Homend, Rubberduck, Bernardo Mutfak, Stabilo Kırtasiye, Theorie Giyim, Silver Tarak Berber, Köftechi, Börekchi...

 Dil Giderse Her Şeyimiz Gider (Ahmet Turan Alkan)

– Nedir bu yabancı isim çılgınlığı? Kompleks mi, ticari kaygı mı, özenti mi?

Galiba birkaç asırlık aşağılık komplekslerinin baskı altına aldığı ticari endişeler en doğru cevaptır. "Ecnebi malı" kavramı, Tanzimat’tan beri kalitenin, sağlamlığın alamet-i farikası gibi anlaşıldı. Araya ‘Dil Devrimi’ni de koymayı başardık; Türkçe kelimeler parlaklığını kaybetti. Şundan eminim ama: Firmalar, Türkçe isimle daha çok ciro yapacaklarını bilseler, Türkçeye o saat döneceklerdir.

– Yeni açılacak işyerlerine Türkçe adlar konulması konusunda devlet neler yapmalı?

Akla ilk gelen yasak ama çıkar yol değil. Daha etkili bir yol bulmalı. Birkaç misli ağır vergilendirme geçici bir çare olabilir; en kesin çözüm vatandaşın dükkândan içeri girip "Yabancı kelimeyi firma adı yaptığınız için sizden alışveriş etmiyorum." diyerek kınamasıdır. Bir firma, ayda 30 kere böyle şahsi ve nazik protestoya uğrasa, bundan etkilenir.

– Bazıları da diyebilir ki "Ee yabancı dil olsa ne olacak, bu kadar abartmayın." Sizce bu konuyu yeterince abartıyor muyuz?

‘Lisan varlığın evidir’ diyor bir ecnebi filozof ve doğru söylüyor. Türkçe giderse, Türk’e dair her şey, hatta İslam bile onunla gider bizim için. Anavatanımız Orta Asya, Anadolu veya Rumeli değil, Türkçedir.

– Sizce dilimizden utanıyor muyuz?

Türkçe, bazılarımız için evdeki anne gibi. Esas oğlan zenginleşmiş, zengin ve tahsilli bir kızla evlenmiş ama ana evinde bir değişiklik yok. Onları, yeni dünyasına tanıtmaya çekiniyor. Yerli filmlerde çoktur böyle sahneler...


Türkçenin Korunmasına İlişkin kanun Çıkarılmalı (Doğan Ceylan Müfettişler Derneği Başkanı)

TBMM Araştırma Komisyonu’na sunulmak üzere bir rapor hazırlayarak dilimizin korunmasına yönelik önemli önerilerde bulunduk. ‘Televizyonun olumsuz etkilerini gidermek için sunucu ve seslendirme sanatçılarının eğitime alınması, yerli çocuk programlarının sayısının artırılması, yabancı marka reklamlarına sınırlama getirilmesi, denetimin artırılması, dilimizin korunmasına yönelik millî bir şuur oluşturulması için öğretim programlarına kazanımlar eklenmesi, halka eğitimler verilmesi, yabancı kelimeler Türkçeye yerleşmeden karşılık bulunması için TDK’nın daha etkin çalışması, TSE patentli ürünlere Türkçe isim koyma zorunluluğu getirilmesi gibi birçok öneri. Önemli olan raporda yer alması değil, hayata geçirilmesidir tabii ki! Önerilerimiz arasında yer alan TDK tarafından sesli sözlük hazırlanması, Türk Cumhuriyetleri’ne yönelik ortak bir televizyon kanalının kurulması (TRT AVAZ kuruldu), Dil Bayramı’nın etkin kutlanması gibi bazı öneriler ilgili kurumlarca yerine getirildi. Ancak rapora alınan birçok öneri temenni olarak kaldı. Apar topar kurulan TRT AVAZ da amacına hizmet etmedi. Dil bir milletin benliğidir. Dilinizi kaybederseniz millet olma özelliğinizi de kaybedersiniz. Yüzlerce yıldır yok edilemeyen Türk milleti, yavaş yavaş dilini kaybetmektedir. Bu yüzden Türkçenin korunmasına ilişkin bir kanunun çıkarılmasını istiyoruz. "Türk Dilinin Kullanılmasına İlişkin Kanun Tasarısı" 15 yıldır yasalaştırılamadı.

İşyerine veya ürüne yabancı isim koymak özentiden ibaret. Gayrimenkul projeleri ve alışveriş merkezleri belki de yabancı yatırımcıyı çekmek için yabancı isim koyuyor olabilir. Bu sektörde işler çığırından çıktı, neredeyse Türkçe isim göremez olduk. Avrupa’nın en yüksek binasını yaptık diye övünüyoruz ama binanın adı yabancı. Memleketimizde bir alışveriş merkezine gideceğiz ama adını okuyup söyleyemiyoruz. İçeri giriyoruz, satılan markaların çoğu yabancı. Üstelik mağazada sürekli yabancı müzik çalıyor. Hastaneler deseniz onlar da aynı. Önünde dolmuştan inmek isteyen vatandaşların alfabemizde yer almayan harflerden oluşan hastane adını söylemekte ne sıkıntılar çektiğini görüyorsunuz. Bu hastaneye giden insanların tamamı Türkçe konuşuyor ama hastanenin adı yabancı. Sömürge bir ülke izlenimi veriyoruz. Dilimizin korunması için temenniden öteye giden tedbirler acilen alınmalı. Yoksa vekillerimizin temsil edecekleri bir millet kalmayacak!


İsmimizin Türkçe Oluşu Ayrıcalığımız Değil, Sorumluluğumuzdur (Doç. Dr. İlyas Akdemir Sema Hastanesi Başhekimi-Kardiyoloji Uzmanı)

– Birçok hastane yabancı bir ismi seçerken siz neden Türkçe tercih ettiniz?

Millî birlik ve beraberliğimizin en temel unsurlarından biri de ana sütü kadar duru, temiz dilimiz Türkçemizdir. Bizi biz yapan ve bir arada tutan değerlerden aldığımız güçle çıktığımız insanlığa hizmet yolculuğunda, bu değerlere sadakat ölçüsünde muvaffak olabileceğimize inanıyoruz. Bu sebeple ismimizin Türkçe oluşu ayrıcalığımız değil, sorumluluğumuzdur. Ayrıca dünyanın dört bir yanında açılan Türk okulları ile insanlığa Türkçe öğretilir, kendi kültürümüzü tanıtmak, sevdirmek için dünyayı bir köye dönüştürmüş binlerce gönüllü, fedakârlıklarının sözünü bile etmeden, tek sermayeleri olan ömürlerini verirken ismimizi başka diyarlarda aramamız ne kadar dünyayı iyi okumak, anlamak olabilir ki. Analar çocuklarına sütünü helal etse de evlatlar edepte kusur etmemeli.

– Tüketicilerin zihninde bir markanın ismi yabancı olunca daha cazip bir algı oluşuyor sanırım ve daha kaliteli hizmet verildiğine inanılıyor. Buna katılıyor musunuz?

Tabii ki katılmıyoruz. Verilen hizmet, sunulan kalite, konfor, ürüne olan güven ismin çok önünde önemsenmesi gereken konulardır. Artık uluslararası ilişkilerin bu kadar güçlü olduğu, ürün ve hizmetlerimizin dünyanın dört bir yanına ulaştığı bir dönemde bize bir ismin arkasına sığınmak değil, daha çok çalışıp biz de varız demek düşer.

– Hastanenize Türkçe isim vermenin dezavantajını yaşadınız mı? Avantajları neler?

İsmimizden kaynaklanan bir olumsuzluk yaşamadık. Zaman içinde bizden hizmet alanların bu isimle bizi kendilerine daha yakın hissettiklerini gördük. Bu arada entelektüel manada Türkçeyi dert edinmiş bir hastamızın "Sema ismini koymakla tam da kendinize yakışanı yapmışsınız." ifadesi bizi ferahlattı.

– Kendilerine yabancı bir ismi seçen firmalara karşı bir çağrınız olacak mı?

Nasıl çocuklarımıza güzel isim koymak için çaba sarf ediyor, anlamına, telaffuzuna önem veriyorsak, hizmet vereceğimiz şirket ve kurumlara da güzel anlamı olan Türkçe isimler koymak, mazi ile ati arası sağlam bir köprü olmanın, kendi köklerine güvenmenin gereğidir.


Türkçe İsmin Dezavantajını Yaşamadık (Ahmet Said Kavurmacı - Aydınlı Grup Yürütme Kurulu Başkanı)

"Aydınlı Grup, Aydın ilimizden gelen Kavurmacı ailesinin 1965 yılında Kavurmacı Kardeşler Koll. Şti. adıyla kurduğu bir şirket. "Aydınlı Yerli Mallar" adıyla İstanbul Fatih’te ilk mağazamızı açtık. Firmaya "Aydınlı" adının verilmesinde, hem Kavurmacı ailesinin Aydınlı bir aile oluşu hem de firmanın kurucusu Mustafa Şevki Kavurmacı’nın rahmetli başbakanlarımızdan Adnan Menderes’in başına gelen olaylardan üzüntü duyarak onun anısına hürmeten bu ismi tercih etmesi etkili olmuştur. Bugüne kadar Türkçe bir isme sahip olmanın herhangi bir dezavantajını yaşamadık. Bilakis firmanın bir hikâyesi olduğunu anlatan, köklerine işaret eden bir addır. Marka mirası bugün hem ülkemizde hem de dünyada çok sayıda firma-markanın eğildiği, sahiplendiği, öne çıkardığı bir unsurdur. Aydınlı Grup olarak Türkçemizi sahiplenmeye, Türkçe kullanmaya ayrı bir özen gösteriyoruz. Örneğin sunumlarımızda, iç iletişim materyallerimizde Türkçe kullanmaya, yabancı kelimeler katarak dilimizi kirletmemeye dikkat ediyoruz. Bu anlayışa olan inancımızla her yıl düzenlenen Türkçe Olimpiyatlarını da sponsoru olarak destekliyor ve yakından takip ediyoruz."


Yabancı İsim Kullanmak Aşağılık Kompleksidir (Doç. Dr. Şahin Köktürk - 19 Mayıs Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, Halk Edebiyatı Anabilim Dalı Başkanı)

"Yabancı kelime salgını, aşağılık kompleksinden kaynaklanmaktadır. Dil, dile savaş açmaz ama onu konuşanlar dil adına hasmane tutum takınıyor. Dünya küreselleşirken niçin Türkçe etkin bir rol sahibi olmasın? Türkçenin buna hakkı yok mu? Orhun Âbideleri’nin yazıldığı yüzyılda daha doğmamış olan İngilizce ile yan yana getirildiğinde Türkçe sadece korunmayı değil, kendine mahsus yapısıyla dünya dili olmayı da hak ediyor. Diller atarak değil, alarak zenginleşir. Biz ise kültürümüzün parçası olmuş kelimeleri atmaya çalışıyoruz. Başka dillerden aldığımız kelimeleri hem onlar gibi yazmak hem onlar gibi söylemek bir zaaftır. Mesela İngilizler Türkiye kelimesini Turkey yazar Törki okurlar, biz ise Shakespeare yazıp Şekspir okumaya çalışıyoruz.

Türk Dili Kelimeler Harmonisi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Türk dili birçok eski kelimesini yerlerine daha güzellerini buldukça, terketmiş, fakat eskiden beri her güzel kelimesini de yaşatmıştır. Türkçe’nin çağlar boyunca süren macerası, bu güzeli aramak duygusundadır.


Ali Şir Nevaî, Türkçe’nin, bir fiiller ve mecazlar lisanı olduğunu anlatır. Bir tarih boyunca at üstünde yaşayarak, engin Asya bozkırlarını Gel ! Git ! Vur ! Kır ! Çık ! İn ! Koş ! Dur ! vb. gibi tek heceli kelimelerle çınlatan Türkler, devamlı hareket halinde oldukları için, bütün fiillerini kendileri şekillendirmişlerdir. Madencilik, ziraat, binicilik ve savaşla ilgili kelimelerin yanı sıra Türk sanatına ait pek çok kelimeyi de yine kendileri oluşturmuşlardır. Fakat İslâm dinine ait kelime ve kavramların mühim bir kısmını, Arapça ve Farsça’dan almışlardır.

Türk milleti gibi, büyük ve fatih bir milletin dili öz dil olamaz. Her şeyin ilme bağlı olduğu çağımızda bilgi ve teknoloji transferi ile çağın varidatının benimsenmesi ve bunun insanlığa sunulması; beyandaki eda vasıtasıyla olacaktır.

Dillerin, kelimeleri değil fakat sesleri millîdir. Her dilin kendi iç ve dış mûsıkîsi millîdir. Hiçbir medeniyet dilinin bütün kelimeleri millî olamaz, fakat sesi mutlaka millî olur.

Bir de mimarisi millî olur. Yani, kelimelerin yan yana gelmesinden doğan söz istifi bu yan yana gelişlerin meydana getirdiği ifade abidesi millîdir. Kısaca, cümle yapısı millîdir. Mesela, Türkçe’deki Özne-Tümleç-Yüklem (Fiil) sıralanışındaki mantık, millîdir.

Bir dilin kelimelerini hor görmek, hakir görmek, hele şu veya bu politik, ideolojik sebeple bazı kelimeleri dilden atılabilir görmek, büyük yanılgıdır. Çünkü, milletlerin olduğu gibi kelimelerin de tarihi vardır.

Bir milletin ataları, asırlarca o kelimelerle duymuş, onlarla düşünmüş; birbirlerini ve evlatlarını o kelimelerle sevmiştir. Onlar bu kelimeleri millî bir sanatla işleyip Türk yapmışsa, evlatları, artık o kelimelere düşman kesilemezler.

Bu itibarla, başta edebiyatçılar olmak üzere, herkese ciddî sorumluluklar düşmektedir. Sadece mevcudu öğrenip-öğretmekle kalmayıp; büyük istidatları teşhis ederek onlara ciddi sorumluluklar vermemiz ve dilimizin gelecekte çok ileri bir seviyede temsil edilmesini sağlamamız gerekmektedir. Bunun için de, ben bir taraftan dilin kendi kurallarına uygun kelime üretirken, diğer taraftan da asırlardan beri kullanıla kullanıla dilimize mâlolmuş kelimelerin muhafazasının zaruretine inanıyorum. Milletimize mâlolmuş bu kelimeler artık bizimdir ve zenginliğimizin bir buududur.


İngilizler:

" Bahtiyardır o İngilizce ki, onda her dilden kelime vardır." derler.
Bugün İngilizce’ye Hristiyanlaşma döneminde giren, yüzde yetmiş beş nispetinde Latince ve Fransızca kelime vardır. Bu kelimeler İngilizce'ye, Fransız / Norman istilası "döneminde girmiştir. İki asırlık Fransızca hakimiyetinden sonra İngilizce ancak l6. asırda devlet dili olabilmiştir. Orta İngilizce'de de Latin/Germen ağırlığı vardır. Sömürgecilik döneminde Uzakdoğu dillerinden de binlerce kelime girmiştir.

Mehmet Çalışkan adlı gayretli bir araştırmacı İngilizce'de sırf A harfinde 200'den fazla Arapca, Farsça ve Türkçe kökenli kelime tespit etmiştir. Fakat bu kelimelerde öyle bir ses değişikliği yapılmış ve kelimeler öylesine İngilizce olmuştur ki, bunlar, bir milletin kelimelere millî bir mûsıkî verişindeki sihiri, coğrafya tesirini ve kavmî dehayı gösterir.

Meselâ, aslı Latince olan ‘cultura’ kelimesinin Fransızcası ‘kültür (culture)’ İngilizcesi ‘kalçır’dır. ‘Kalçır,’ İngilizcedir. ‘Final’ kelimesi Fransızca, fakat aynı şekilde yazılan ve aynı mânâda kullanılan ‘faynıl’ İngilizcedir. İngilizce'de böyle 90.000 kelime vardır.

Türkçe'de ‘altın, gümüş, demir, çelik’ vb. gibi, sesli maden adları, Türk dili var olalıdan beri yaşayan ve yaşatılan kelimelerdendir. ‘Gönül’ kelimesi de böyledir. Bu kelimenin en eski Türkçe'de söylenişi, ‘könkül’dü, zamanla ‘köngül’ şeklini aldı. Yüzyıllarca da bu biçimde kullanılmıştır. Ona gönül sesini veren Oğuz Türkçesi ve onun devamı olan Türkiye Türkçesi’dir.

‘Gönül'e önce VIII. asırda rastlıyoruz. Kelimeyi, taşa kazdıran adını bildiğimiz ikinci Türk yazarı,

Yolluk Tiğin :

Taş tokıtdım, könğültegi sabımın... bitidim:

(Taş yontturdum, gönüldeki sözümü yazdırdım) diyor Ardından, Kutadgu Bilig yazarı Yusuf Has Hacib ona, aruz'la mâniler söyletmiştir ;

Köngül kimni sevse korur közde ol.

(Gönül kimi sevse gözünün önünde (hep) onu görür.)

Yunus Emre'nin;

“Taşdın yine deli gönül, Sular gibi çağlar mısın?” mısralarıyla şahlanan kelime, Nihayet Yahya Kemal'de vecizeleşip ya tam neş'e, ya tam ızdırap; ya hep ya hiç manasındadır: “Ya şevk içinde harap ol, ya aşk içinde gönül! Ya lâle açmalıdır göğsümüzde yahut gül” seviyesine yükseltmiştir.

Türkler Arapça'dan ‘kalb’i almış, ‘yürek’ sözüyle birlikte kullanmıştır. Fârisî’den (yine ‘gönül’ demek olan) ‘dil’i seçmiş; dilber, dilâra, gibi dilşâd, dildâde, ve dilrubâ gibi söyleyişlerden de hoşlanmışlardır. Fakat başka dillerden değişik kelimeler aldı diye ‘gönül’ü terketmemiş, aksine onu bütün gönlüyle sevip hayatının her döneminde belki de her anında kullanmışlardır.

Bir millet neden önce ‘yalab (yalav)’ dediği söze, sonradan ‘alev’ deme ihtiyacını duyar? ‘Yınanç’ kelimesine ‘inanç’ sesini verir. Niye, fethettiği ‘Salanıkos’ isimli şehre ‘Selanik’ deme inceliğini gösterir? Niçin, Yunanca ‘adamas’ sözünü, Farisî ahengi daha güzel bularak ‘elmas’ diye kullanır? Neden, Farsça ‘badam’ sözünü kaba bulur da onu ‘badem’ diye değiştirir? Ne diye, Yunanca ‘kastanon’ sözünü Türkçe'de ‘kestane’ ahenginde kullanır? Hatta neden Yunanca yoluyla aldığı ‘elektrik’ kelimesine ‘elektirik’ şeklini verir ?

Daha sayalım mı ?

Bir dilde binlerce istisnası olan bir kaide olur mu ? Olursa ona kaide, hem de dilin temel kaidesi denir mi?

Dilcilik taassupla olmaz. Cehaletle hiç olmaz.

Dilin farkına, dilin zevkine, dilin dehasına varmakla olur, dili sevmekle olur. Şimdi sen, madem ki bu tarihin çocuğusun; eski zafer ve şeref asırlarının bugünkü evladısın; atalarının sana miras bıraktığı her güzel şeyi seveceksin.

Ataların bize miras bıraktığı en güzel iki şeyden biri bugünkü Türk vatanı ise, ikincisi Türkçe'dir.

Günümüzde, her zamankinden daha geniş imkânlara sahip bulunuyoruz. Bugün, Türkçe'ye hâkim insanlar, konferans, seminer, panel ve sempozyumlarla meselenin önemini vurgulayabileceği gibi, gazete, dergi gibi yazılı ve görsel medya, bu önemli neticeye ulaşmada vasıta olarak kullanılabilir. Milletimizin kendini bütün dünyaya anlatabilmesi, kabul görmesi, bir açıdan Türkçe'nin "dünya dili" haline getirilmesine bağlıdır.

Burada, son olarak, eski bir Türk dili aşığını anacağım: Bu Türk dili âşığı, Divanü Lugati't-Türk yazarı, Kaşgarlı Mahmut'tur. Kaşgarlı Mahmut, bundan dokuz asır evvel, -Bağdat'ta -Türk dili için şunları söylüyordu:

“Türk Dili'ni öğreniniz ! Çünkü Türklerin uzun sürecek saltanatları olacaktır.”

Onun dediği oldu.

Bu söz bugün için de doğrudur; ve şöyle bir değişiklikle, bugün de söylenebilir: Türk dilini seviniz! Çünkü Türklerin en az geçmişleri kadar büyük geleceği olacak ve bu gelecek o geçmişe dayanacaktır.

Hasılı, geleceğe emin adımlarla yürüyen, Türk dünyası, Türkçe'yi mutlaka dünya dili hâline getirme mecburiyetindedir.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Mustafa TÜRK - yağmur dergisi - Sayı: 24 Temmuz - Ağustos - Eylül 2004

KAYNAKÇA:

*Karaman Türk Dili Dostu Çalışanlar İletişim Demesi Yönetim Kurulu Başkanı
1.Mehmet Kaplan, Kültür ve Dil, İstanbul 1982
2.N.Sami Banarlı, Türkçe'nin Sırları, İstanbul,1975

Yol Kesen Kelimeler

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

“Düşkü”, “yapıntı” gibi “özel imalât kelimeler”in Türkçe karşılıklarını aramak, insanı okuduğu metinden koparıyor. Bu durumda yazar veya tercümeyi yapan kişi -istemeden de olsa- “Türkçe’yle bilim yapılmaz!” kanaatinin yaygınlaşmasına yardım etmiş oluyor.

Hobi olarak isimlendirdiğimiz amatör meşguliyetler, belki de gerçek mesleğimize dönüş yolunda yaptığımız anlamlı faaliyetlerdir. Kim bilebilir? Kaçımız gerçek mesleğimizi seçebilme şansına sahibiz ki? Bana kalırsa insanın, o işi yapmak için yaratıldığı bir mesleği icra ediyor olması, nimet ve lütufların en büyüklerinden biridir. Öyle bir lütuf ki çoğumuz, sevdiğimiz ve gönül verdiğimiz işi yaptığımızı sandığımız halde kendimizi aldatıyor bile olabiliriz; meslek seçimi galiba evlilik gibidir, nasibimiz nisbetinde araştırma yapıp sebebe yöneldikten sonra bahtımıza çıkanı benimser ve onunla mutlu oluruz.

 

Düşkülerinizi en son ne zaman düşlemiştiniz?

Ama evvela bir kavram araştırması yapalım: “Hobi” deyip geçtik; peki bu kelimenin Türkçesi nedir? “Bir insanın asıl mesleğine ilaveten amatör bir gayretle ve sadece zevk için sürdürdüğü ikinci meşgale” manasına gelen Türkçe bir kelime hatırlıyor musunuz? Ben hatırlamıyorum; bizde “birden fazla sahada veya ilimde hüner sahibi olan kişi” manasına gelen bir “hezar-fen” tâbiri vardır ki, anlam itibariyle hobi’yi karşılamaktan uzaktır. “Meraklı” kavramı, olsa olsa “amatör” manasına gelir ki, kelimenin “her işe burnunu sokan” anlamı, daha yaygın bir kullanılış alanına sahip. “Meşgale” olmaz; “hususî zevk” karşılamaz; kısacası, düşünebildiğim kadarıyla “hobby”i, anlam itibariyle Türkçe’de tek kelimeyle karşılayan bir kelime yok. Peki, dün veya bugün bizim gündelik hayatımızda “hobby” olarak nitelenen paralel meşgaleler yok muydu? Elbette vardı ama galiba çiçek yetiştirmek, bir şey biriktirmek, ince marangozlukla veya musiki ile uğraşmak gibi faaliyetlerin hepsini birden niteleyecek bir isim koymakta ihmâl göstermiştik.

Ama bir dakika, bilgisayarımın sözlüğü “hobby” kelimesine ilginç bir karşılık veriyor: Düşkü! Düşkü? Acaba üzerine çok düşülen şey mi? “Düş” kelimesini genellikle rüya ile irtibatlarız; siz hiç “benim en büyük düşküm, karasakız plak toplamaktır” diye bir cümle duydunuz mu?

Dil Kurumu’nun çaresizliği

Belki konu dışına çıkacağız ama yeridir. Modern hayat, kelimelerin, kavramların, âletlerin, fonksiyonların ve her nevi bilginin hızla hareket ettiği, bir çırpıda dünyayı dolanıverdiği bir tempoda cereyan ediyor; bu durumda elbette âlete, kuruma veya kavrama isim veren kültürün kelimeleri daha çok tekrarlanıyor ve bu gibi kelimelere her zaman tek kelimelik bir karşılık bulabilmek mümkün olmuyor. Bizde Türk Dil Kurumu, özellikle teknojik yenilikler aracılığı ile sınırlarımızı devirerek anlam dünyamıza giren kelimelere karşılık üretmeye gayret gösteriyorsa da, bu istilânın hızına yetişebilmesi neredeyse imkânsız. Meselâ “fax” cihazı yerine teklif edilen “belgegeçer” karşılığı tutmadı. Bugünlerde fax, internetin pratikliği sebebiyle eskiyen bir teknoloji haline gelmiş olsa bile hâlâ “fax” ismiyle biliniyor ve kullanılıyor. Belgegeçer dört hecelik bir kelime, üstelik tam ortasında “ge” hecesinin iki defa tekrarıyla meydana gelen kakafonik bir ses tınısı var; belki de bu yüzden belgegeçer başarısız bir teklif olarak hatırlanacaktır. Hobi’yi birkaç kelimeyle tarif edip anlatmak mümkün ama insanlar konuşurken bu gibi kavramları tek, hatta kısa bir kelimeyle kullanmayı tercih ediyorlar. İsim, tercihen tek kelime olmalıdır; aksi takdirde iki veya daha fazla kelimeden oluşan karşılıklar tek kelimelik isme yenik düşeceklerdir. Türkçe’nin İngilizce karşısında hergün defalarca yenilgiye uğramasının başlıca sebebi işte budur.

Didindik ama nafile

Teknoloji üretemeyip onunla sadece kullanıcı sıfatıyla yüzyüze geldiğimiz için isim koyma hakkımızı kaybediyoruz. Bu biraz da bir başkasının evlâdını, ismi hoşumuza gitmediği için bir başka isimle çağırmaya benzer. Türk Dil Kurumu, daha tâ başında yabancı dillerden teknolojik transfer yoluyla gelen saldırılara göğüs germesi gerektiği halde, yüzyıllardır Türkçeleştirdiğimiz Arapça ve Farsça asıllı kelimelere musallat olarak onlara yeni karşılık vermeye çabaladı durdu. Yine de Dil Kurumu’nun kısmen başarıya ulaştığını kaydedelim; matematik ve geometri terimlerinde, “açı, açıortay, kenar, üçgen, dik, çember, kare, bölü, düzlem, uzay, çarpı, artı, eksi vb” gibi karşılıklar artık yerleşmiştir; teknolojik yenilikler bünyesinde gelen yeni kavramlarda da kısmi başarılar sağlandı: Ne yazık ki, “bilgisayar, yazılım, fare, minder, iletişim, bilişim, ağ, im, yükleme, yenileme, kırma, bağlantı” gibi örnekler sayıca artmadı; artması mümkün değildi çünkü sadece bilgisayar ve internet teknolojisi bile yüzlerce (üstelik yakın zamanlarda o teknolojiyi yapanlar tarafından uydurulmuş) İngilizce kelimenin Türkçe’ye girmesine sebep oldu. Teknoloji yarışına ayak uydurmakta gösterdiğimiz zaafiyet, teknoloji tabirlerinde de hissedildi. Örnek ister misiniz? Telefon, kablo, otomat, robot, numaratör (o bile eskidi, artık “counter” deniliyor), klavye, ekran, hard disk, disk, walkmen, adaptör, digital, buton, flaman, conta, karter, egzoz, distribütör, batarya, direksiyon, jant, buji vb...

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

En iyisi orijinal kelimeyi kullanmak olabilir mi?

Eğri oturup doğru konuşalım; bir teknolojiyi satın almak, o teknolojinin kavramlarını da doğru ve elbette yerinde kullanmayı gerektirir; doğru kullanım için en seri ve kesin çözüm, o teknolojiyle birlikte gelen kavramları tercih etmektir. Yukarıda çok cüz’i bir kısmını misallendirdiğim kelimeleri Türkçeleştirmek için artık çok geç; buji bujidir, jant da jant. Sadece teknolojiyle kalsa iyi fakat batı kaynaklı bilimlerde de aynı problemle karşı karşıya kalmaktayız. Sosyal bilimlerde kısmen daha iyi durumdayız ama mesele, sosyolojiyi “toplumbilim” yapmakla çözülmüyor; sosyal bilimlerde, özellikle felsefe sahasında Türkçe’ye tercüme edilen metinleri,

a- Esasen Türkçe’yi etraflı ve yüksek anlamlar ihtiva eden bir metni kaldırabilecek altyapıdan mahrum kıldığımız ve zaafa uğrattığımız,

b- O bilim dalında sıkça kullanılan temel kavram ve terimleri “illâ ki Türkçe karşılık bulmalıyız” inadıyla ve tercüme eden kişiden başka kimsenin anlamadığı özel karşılıklarla göğüslemek endişesiyle değiştirdiğimiz için anlayamaz hale gelmiş bulunuyoruz.

Problem o kadar büyük ve vahim hale geldi ki, “dialektik” kelimesini “eytişim”le karşılamak yerine İngilizce’deki haliyle kullanmanın daha doğru olduğunu düşünmeye başladım. Sebebi şu: En azından İngilizce bir sözlüğe baktığımızda “dialectic” kelimesinin tarifini ve ne manaya geldiğini bulabilme şansına sahibiz ama aynı kelimenin “özel imalât” Türkçe karşılıklarını bulmak, bazen insanın sabrını zorluyor ve insan okuduğu metinden kopup gidiveriyor. Bu durumda tercümeyi yapan kişi, aslında öyle niyet etmesine rağmen Türkçe’ye hizmet etmiş, onu savunmuş olmuyor, tam aksine şu kanaatin yaygınlaşmasına -istemeden de olsa- yardım etmektedir: “Türkçe’yle bilim yapılmaz!”

Birkaç örnek vermek isterim; “yapıntı” kelimesinin anlamı nedir meselâ; acaba “zahirî” manasına gelen “fictiv” midir, yoksa “imâl olunmuş, mâmul” demek olan “made” midir? Ne yazık ki karşılığı malûm ve mâruf olmayan çok sayıda kelime, “çeviri Türkçesi” dediğimiz alanda anlam bulanıklığını yoğunlaştırıyor. Bu noktada ister istemez, metnin orijinalinde müellifin hangi kavramı kullandığını merak ediyoruz ve bu merak bir adım sonrasında Türkçe’den soğumamıza yol açıyor. Bir metni okurken anadilinize güvenemezseniz ne yapabilirsiniz ki? Türkçe karşılık uydurmak, zannedildiği kadar kolay değil zira bugünün Türkçesi, yapı itibariyle İngilizce’nin nüans zenginliği ile boy ölçüşmek kabiliyetinden mahrum bırakıldı. Eski Türkçe’yle yani, Osmanlıca ile tercümede mütekabiliyet sağlanabiliyordu halbuki.

Kelimeler bayrak gibidir

Halbuki “hobby”den bahsediyorduk ve diyorduk ki, belki de hobi diye bildiğimiz ve sevdiğimiz şeyler, fıtratımızda saklı duran asıl mesleğimizin ruha aksetmiş bir yansımasından ibarettir; öyledir çünkü hobilerimizi seçerken gönlümüzle hareket ederiz, geçim endişesi, “ne derler” baskısı yaşamayız. Hobi, zevk değil meslektir belki de. İşte bu meseleyi ağız tadıyla irdeleyemeden, kelimenin Türkçe karşılığına takılıp kalmak bizim kaderimiz; anlama sahip olmak yetmiyor, anlamı temsil eden sembole de sahip olmak lâzım; bayrak gibi, kelimeler bayrak gibidir. Bez parçası deyip geçemeyiz. Onlar hem sembol, hem sembolün ardındaki mana olarak düşüncemizi idare eder ve yönlendirirler veya şahit olduğunuz üzere düşünceyi sekteye uğratırlar.

Ve siz, “hobby”nizle meşgulken, aslında hangi anlam dünyasına ait bir faaliyette bulunduğunuzu önemsemez misiniz?

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...