kültür

Araplara Türkçe Öğretmek Amacıyla Hazırlanmış Kaşgarlı Mahmut Türkçe Öğretim Seti'nde Kültür Aktarımı

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

      Dil, en basit tanımıyla bir iletişim aracıdır. Kültür ise bir toplumun simgesi hâline gelmiş ve millî değeri olan her şey olarak tanımlanabilir. Dil ile kültür arasındaki ilişkinin varlığı da dil ve kültür var olduğundan bu yana bilinmektedir. Dil, kültürü beslerken kültür de dili beslemektedir. Dil ile kültür arasında bu şekilde bir alışveriş vardır. Bu ilişkiye dil ve kültürden söz edilen her alanda dikkat edilmesi gerekir. Bu alanlardan olan dil öğretiminde dil ile kültür arasındaki ilişki her aşamada göz önünde bulundurulmalıdır. Çünkü dil öğretimi aynı zamanda kültür aktarımı demektir. Bu sebeple Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Metni'nde de dil öğretiminde kültür aktarımının önemi üzerinde durulmuştur.

Bu çalışmada dil öğretiminin kültürlerarası etkileşimde bir araç olduğu düşüncesinden hareketle, öncelikle Türkçe öğretimi amacıyla hazırlanmış olan ders kitaplarının kültür aktarımı sürecindeki yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Daha sonra Araplara Türkçe öğretimi amacıyla hazırlanmış olan Kaşgarlı Mahmut Türkçe Öğretim Seti kültür aktarımı bağlamında ele alınmış ve belirli ölçütlere göre değerlendirilmiştir. Bu incelemeler sonucunda temel seviye metinlerinde orta seviye metinlerine göre daha fazla aktarımın yapıldığı ve yapılan aktarımların da genellikle doğrudan olduğu anlaşılmıştır. Orta seviye metinlerinde ise daha çok edebî ve tarihsel aktarımların yapıldığı görülmüştür. Bu sonuçlara göre Türk yaşantısı ve gelenek-görenekleriyle ilgili ögelere daha fazla yer verilmesi gerektiği düşüncesi oluşmuştur.

1.1. Dil ve Kültür İlişkisi

Dil ve kültür ilişkisi insanlığın var olmaya başladığı bilinmeyen zamanlardan bu güne kadar süregelen bir süreci kapsamaktadır. Yüzyıllar içerisinde dil ve kültür birbirini beslemiş ve birlikte anılmışlardır. Dil üzerinde çalışma yapan her bilim adamı dil ve kültür ilişkisi üzerinde ısrarla durmuş, var olan ilişkileri her yönüyle ortaya koymaya çalışmıştır. Timurtaş'a (1980: 42) göre dil, uzun bir zaman içerisinde ve çeşitli tarih, coğrafya ve kültür şartları altında meydana gelmiş; içtimai yönü ağır basan tabii bir varlıktır. Ergin'e (1999: 3) göre ise dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık, milleti birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese, seslerden örülmüş muazzam bir yapı, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli bir anlaşmalar ve sözleşmeler sistemidir. Dilin temel tanımlarından sayılan bu her iki tanımda da dil ve millet, dolayısıyla da dil ve kültür ilişkisi üzerinde önemle durulduğu görülmektedir.

Kültür olarak ileri seviyede olan milletlerin dilleri de taşıdığı değerler bakımından gelişmiş bir içeriğe sahiptir. Dil, bir kültür taşıyıcısı olarak bir milletin yaşantısı hakkında kültür ve toplum araştırmacılarına geniş bir bakış açısı sunabilir. Aksan'a (2003: 67) göre kimi zaman dildeki bir sözcük bile ulusun inançları, gelenekleri, bireylerin kendi aralarındaki davranış ve ilişkileri, maddi ve manevi kültürü hakkında fikir verebilir. Diğer yandan bir milletin dilinin gelişmişlik düzeyi o milletin sosyal, siyasi ve teknoloji alanlarında kaydettiği gelişmeleri de yansıtır. Akarsu (1998: 88) da gelişmiş bir kültüre sahip olan milletlerin dillerinin, kültürlerindeki ilerlemelere paralel olarak geliştiğini söyleyerek milletin düşünce hayatındaki ilerlemeleri, dilin ilerlemesine bağlamıştır. Uygur (2006: 21) dil ve kültür ilişkisi üzerine, dilde kültürün belirgin damgasını taşımayan hiçbir dilsel kuruluşa, hiçbir sözcüğe rastlanmaz, diyerek dil ve kültür ilişkisini daha ileri boyutlara taşımıştır.

Dil ve kültür ilişkisinin en önemli boyutu ise dilin kültür aktarımında temel araç görevi görmesidir. Milletler, kültürlerini yüzyıllar sonrasına taşırken dilin gücüne ihtiyaç duyarlar. Nesillerden nesillere kültür aktarımı ve iletimi ancak dilin imkânları dâhilinde gerçekleşebilir. Kaplan (2001: 10) anne ve babaların, çevrenin, okulun çocuğa dil vasıtasıyla cemiyetin asırlar boyunca biriktirdiği hayat tecrübesini ve kültürü aktardığını vurgulayarak dilin kültür aktarımı noktasındaki taşıyıcılığına değinmiştir. Temizyürek (2001: 404) de dil, toplumun dünü bugünü ve yarını arasındaki bağı kurabilecek en kuvvetli kültür unsuru olduğunu belirtmiştir.

Kısacası bir ulusun yaşayış biçimi, inançları, gelenekleri, dünya görüşü, çeşitli nitelikleri ve hatta tarih boyunca bu toplumda meydana gelen çeşitli olaylar üzerinde elde hiçbir bilgi olmasa, yalnızca dilbilim incelemeleriyle, bu dilin söz varlığının, söz hazinesinin derinliğine inerek bütün bu konularda çok değerli bilgiler ve güvenilir ipuçları edinilebilir. Aynı biçimde tek başına dili ele alarak, belli bir dilin belli bir dönemdeki bir metnini, yalnızca yabancı ögeler, yabancı etkiler açısından inceleyerek dili konuşan toplumun o süre içinde hangi kültür hareketlerine sahne olduğu, hangi dış etkiler altında kaldığı da belirlenebilir (Aksan, 2003: 65).

1.2. Dil ve Kültür İlişkisi Bağlamında Yabancı Dil Öğretimi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Dünyada var olan milletlerin sayısı kadar farklı kültürden bahsedilebilir. Bir toplumun kültürel değerleri başka toplumlara göre farklılıklar gösterir. Ayrıca kültür çatısı altında yapılan uygulamalar da farklılaşmaktadır. Mesela Avrupa toplumlarında aynı cinsten olan insanların selamlaşırken öpüşmeleri normal karşılanmazken bazı doğu toplumlarında bu durum normal bir selamlaşma ritüeli olarak görülmektedir. Dil öğretimi içerisinde kültürel farklılıkların önemi de bu noktada açığa çıkmaktadır. Türkçeyi öğrenen bir yabancı, Türk toplumuna ait gelenek, görenek ve uygulamaları öğrenmezse, Türkçenin taşıdığı kültürel ögeleri tanımazsa komik durumlara düşebilir.

Dil öğretiminin gerçek amacı, dili her yönüyle o dili öğrenen bireylere aktarmaya çalışmak ve kavratmaktır. Bu noktada dilin kültürle olan ilişkisi göz önüne alınınca, öğretilmek istenen dilin dâhil olduğu kültürün hedef gruba tanıtımı da gereklidir. Çünkü bir dili öğrenmek aynı zamanda o dilin konuşucuları gibi yaşamaktır. Dil toplumdaki gelişmelerle beraber geliştiği için yabancı dile hâkim olabilmenin temel şartı o toplum gibi düşünebilmektir. Eğer yabancı dil öğrenen kişi dilin bu yönünü göz ardı ederse o dili öğrenmede çok sıkıntı yaşar. Demircan'ın (1990: 26) da belirttiği gibi yabancı dil öğrenen kişi, hedef dilin iletişim açısından gerekli olan kültürel verilerini öğrenmeli, iletişim becerilerini edinmelidir.

Her dilde kavramlar dokusu bulunduğundan ve her dil insanlığın bir bölümünün tasarlama biçimini ele aldığından, kısacası her dil özel bir dünya görüşünün yankısı olduğundan, yabancı bir dilin öğrenilmesi de insana yeni bir görüş kazandırır, görüş açılarını çoğaltır (Akarsu, 1998: 64). Türkçeyi öğrenen bir yabancı, Türk yaşayış şeklini ve düşünüş biçimini de öğrenme sürecinde elde edebilirse süreci hızlandırmış olur.

Diller arasında kültüre bağlı önemli yorum ve algılama farklılıkları vardır. Bunlar kelimelere de yansımıştır. Söz gelimi, inanışlara ait kelimelerin çoğu böyledir. Bu nedenle ikinci dil öğrenenlerin sadece gramer bilgilerini ve bir sözlük maddesi olarak kelimeleri değil, metinler aracılığıyla bunların ait oldukları kültürel ögeleri de kavramaları gerekmektedir (Çifci, 2010: 124). Çünkü kelimeler metin içerisinde, özellikle de yazılı ve sözlü iletişimde tamamen farklı anlamlara bürünebilir. Bağlam denilen yapı işin içerisine girince kelimelerin sözlük anlamları var olan durumu kavramakta yetersiz kalabilir. Bu durumda göz önünde bulundurulması gereken temel faktör de kültürdür. Meselâ bir deyimi veya atasözünü anlamak, kelimelerin sözlük anlamlarını bilmekle mümkün olamaz. Bunların yanında o kelimelerin yan anlamlarının, mecaz anlamlarının da bilinmesi gerekmektedir.

Yabancı dil öğretiminde kullanılan ders malzemelerinden en önemlisi ders kitaplarıdır. Kitaplar temel malzeme olduğu gibi aynı zamanda belirli bir programın takip edilmesini de sağlar. Ders kitaplarında kültürün yeri ve önemi ise tartışılmazdır. Çünkü kültür aktarımında ders kitaplarındaki metinlerin çok büyük payı vardır. Dili öğrenen bireyler, o dilin konuşulduğu topluma ait gelenek ve görenekleri en iyi metinler aracılığıyla edinebilir. Diğer yandan metinler yardımıyla öğrenilen dilin toplumuna ait gündelik yaşam hakkında fikir sahibi olunabilir. Bu ise yabancı dil öğrenim sürecini olumlu yönde etkiler ve yabancı dilin etkin olarak kullanımına zemin hazırlar.

Yabancı dil öğretimine yönelik kitap yazarken kitap yazarlarının çıkış noktası hedef kültüre özgü bağlamları harekete geçirerek temaları seçip dil öğretim ve öğrenim etkinliklerini bu çerçevede yürütmektir. Böylece öğrencilerin tanıdık temalar ve bağlamları kullanarak hedef dilde karşılarına çıkan yeni kavram ve yapıları daha kolay ve iyi bir şekilde öğrenecekleri düşünülmektedir (Bayyurt, 2009: 36).

Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Metni, yabancı dil öğretimi için hazırlanan ders kitaplarının temel dil seviyesindeki öğrencilere yönelik A1 ve A2, orta dil düzeyindeki öğrencilere yönelik B1 ve B2, ileri dil düzeyindeki öğrencilere yönelik ise C1 ve C2 seviyelerinde hazırlanması gerektiğini öngörmektedir. Bu amaç doğrultusunda hazırlanmış olan yabancılar için Türkçe öğretim setlerinde de dil öğretimini gerçekleştirebilmek adına kültürel ögelere yer verilmesi gerekmektedir. Seviyelerden dolayı, bu kültürel ögeler temel kitaplarda başlangıç seviyesindeki ifadelerle sunulurken, orta ve ileri seviyedeki kitaplarda biraz daha örtük ifadelerle sunulabilir. Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Metni'ne bakıldığında dil öğretiminde öncelikli hedeflerden birinin yabancı dile ait olan sosyokültürel değerlerin aktarılması olduğu görülmektedir. Bu bildirgede aynı zamanda söz konusu edilen sosyokültürel değerlerin neler olması gerektiği üzerinde de durulmuş ve bu değerler şu şekilde sunulmuştur:

Devamını okumak için tıklayınız...

Dil ve Kültür İlişkisi: Bosna’da Türk Dili Öğretimindeki Yeri

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Kültür ve dil kavramlarının birbirleriyle sıkı sıkıya ilişkili olduğu bilinmektedir. Kültür ile dil arasındaki ilişkiler, iki ayrı açıdan düşünülmüştür. Bir görüşe göre bir milletin dili, kültür tarafından tayin edilir. Diğer bir görüşe göre ise, dil kültürü tayin eder veya ona şekil verir. İki farklı açıdan ortaya konan bu görüşleri  aslında, şu şekilde birleştirmek mümkün: Bir yandan dil, kültürün içinde yaşayıp gelişiyor, öte yandan kültür, ifadesini dilde buluyor. Her kültürün bir dili olduğu gibi her dilin de bir kültürü vardır.

Dil ile kültür arasındaki ilişki, anlam bilimi düzeyinde, diğer deyişle o dilin söz varlığında en belirgin biçimde kendini göstermektedir. Bir dilin söz varlığı, o dili konuşan halkın gelenekleri, inanışları, yaşama bakışı hakkında bilgileri de içermektedir. Dolayısıyla bir halkın yaşayış tarzında ortaya çıkan değişmeler, o halkın konuştuğu dili - onun söz varlığını - doğrudan etkiler.

Bu hususun ışığında geçmiş yüzyıllarda Türklerle Balkan halkları arasında yaşanmış olan doğrudan teması ve bu çerçevede Türk kültürüyle Balkan kültürlerinin temasını yerli diller açısından şu şekilde değerlendirmek mümkün: Türklerin Balkanlara gelmesiyle gelişen yaşam koşulları, Türk dilinin yerli diller üzerinde güçlü bir etkisine yol açmıştır. Öte yandan, bundan sonraki dönemlerde yeni yaşam tarzı, yerli dillerdeki bu Türkçe unsurlara farklı bir değer kazandırmıştır.

Bilindiği gibi, geçmiş yüzyıllarda Türklerin beraberinde getirdikleri kültür – kavramın geniş anlamında – Balkanların Bosna bölgesinde yaşayan halkın önemli bir kısmı tarafından benimsenmiştir. Bununla birlikte Türk dili, bir “lingua franca” niteliğini kazanmamıştır; yerli halk, ana dilini korumaya ve gündelik yaşayışta kullanmaya devam etmiştir. Böylece Türklerle aynı gelenekleri ve önemli bir ölçüde aynı yaşayış tarzını paylaşan yerli halk için Türkçe yabancı dil, ya da en azından ikinci dil durumunda bulunuyordu.

Aynı zamanda Türkçe’nin etkisi, hayatın her kesiminde hissediliyordu. Nitekim yeni kültürün getirdiği yeni kavramları karşılayacak sözcük birimlerinin yerli dilde bulunmaması Türkçe’den kelime ödünç alınmasına yol açmıştır. Öte yandan yeni  kültürün yoğun bir şekilde halk arasında yaşanması, bilinen bir kavram için sözcük biriminin ödünç alınmasına, onun ana dilde var olan Slav kökenli kelimeyle birlikte yaşamaya devam etmesine sebep olmuştur. Bu gelişmelerin neticesinde Türkçe kelimelerin büyük bir bölümü Bosna dillerine geçmiştir.

Zaman içerisinde Türk kültürünün, dolayısıyla Türk dilinin, Bosna bölgesindeki doğrudan etkisi ortadan kalkmıştır. Bu gelişmelerin ardından geri kalan kültür unsurları ise, Boşnaklar başta olmak üzere halk arasında az ya da çok yaşamaya devam etmiştir. Boşnaklarla bir arada yaşayan öteki halklar ise, bu unsurları kendi yaşam tarzlarında doğrudan benimsemedikleri hâlde en azından onlara yabancı kalmamışlardır. Belki de Türklerden miras kalan kültür unsurlarından Bosna’da yaşayan halklar arasında en çok ortakça paylaşılanı, Türkçe’den ödünç alınmış kelimelerdir.

Bugün Bosna ve Hersek’te konuşulan dillerin söz varlığında Türkçe’den ödünç alınmış kelimeler - yerel deyişle “turcizmi” - önemli bir tabakayı oluşturmaktadır. Boşnakça’da, Hırvatça’da, Sırpça’da zaman içerisinde gelişen dağılmanın sonucu, bütün bu kelimeler günümüz dilinde aynı değerlere sahip değiller. Bu bakımdan, onları en az dört gruba ayırmak mümkündür.

Bunlardan birinci grupta, Slav kökenli karşılıkları bulunmayan, dolayısıyla Bosna ve Hersek’te konuşulan standart dillerin ayrılmaz bir parçasını oluşturan Türkçe kelimeler yer almaktadır. Bunlar, Boşnakça, Hırvatça, Sırpça’da kökenleri açısından sahip oldukları belirtililiği (marked) kaybederek bu dillerin içinde öteki leksik ögeler gibi yaşamaktadır; bunlar ana dili Boşnakça, Hırvatça veya Sırpça olan vatandaşlar tarafından bilinip gündelik yaşayışta yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu grubu temsil eden birkaç örnek verelim: badem, čarapa (>çorap), čekić, čizme, ćup (>küp), fenjer, katran, kesten (>kestane), kreč (>kireç), sapun (>sabun), top, tepsija (>tepsi), turpija(>törpü). (>fener)

İkinci grupta Slav kökenli karşılığı var olan Türkçe kelimeler yer almaktadır. Konuşan kişinin, eş anlamlı iki kelimeden Slav kökenli ya da Türkçe kökenli olanı seçmesi, onun geldiği dil topluluğuna bağlıdır. Bu gruptaki Türkçe kelimeler Boşnaklar arasında hâlen yaygın olarak kullanılmaktadır. Birkaç örnek verelim: bakšiš (>bahşiş), bašta (>bahçe), čaršaf, čoban, durbin (>dürbün), džigerica (ciğer), ekser, kajsija (>kayısı), kašika (>kaşık), kat, makaze (>makas), mušterija, pamuk, peškir (>peşkir), sanduk (>sandık), sirće (>sirke), šećer (>şeker). (>müşteri)

Üçüncü gruba, değişen hayat koşulları sebebiyle kullanım sıklığı düşük olan kelimeler alınabilir. Bu grup kelimelerle ilgili olarak iki durumun ileri sürülmesi gerekir. Birincisi, bunların Slav kökenli karşılıkları bulunmamakta. İkincisi, bunlar standart dillere dahil edilmişlerdir. Örnek olarak bugünkü hayat koşulları sebebiyle Boşnakça’da olduğu gibi Türkçe’de de nadir rastlanan ya da sadece belli durumlarda kullanılan đerđef (>gergef) veya mangala (>mangal) kelimelerini gösterebiliriz. Bu örneklerin yanı sıra Türkiye Türkçe'sinde yaygın olarak kullanılan čakšire (>çakşır), đugum (>güğüm), ibrik, saz gibi kelimeler, Bosna halklarının dillerinde anlam daralmasına uğrayıp bugün kullanımda bunlara nadir rastlanmaktadır. Bu gruba alınan kelimeler, standart dillere dahil edildikleri halde konuşanın bilincinde bulunmayabilirler. Diğer deyişle, konuşan gösterileni bilmediği durumda göstereni de bilemeyecektir.

Dördüncü gruba, kullanımdan çıkıp dilin arkaik ögeleri olarak bilinen Türkçe kelimeleri toplamak mümkün. Bunların Slav kökenli karşılıkları standart dilde yer almaktalar, Türkçe kökenli eş anlamları ise supstandard olarak nitelendirilmektedir. Meselâ: avlija (>avlu), baksuzluk (>bahtsızlık), bećar (>bekâr), bošča (>bohça), ćeif (>keyif), dembel (>tembel), dert, dušmanin (>düşman), fukara, hasta, hevta (>hafta), kapija (>kapı), kavga, mahala (>mahalle), mejhana, pazar (>pazar yeri anlamında), raf, sokak. Yalnız, belli sosyal ve kültür özelliklerine işaret eden bu tür kelimeler, üslûp açısından belirtili (marked) olarak nitelendirilir. Bunlar, düz anlamlarının yanı sıra yan anlamlarını da taşıyorlar; böylece farklı bir üslûp kalitesi sağlayarak dilin niteliğine olumlu katkıda bulunmaktalar. Bu sebeple onların yazı dilinde önemli bir rolü vardır.

Bu makalede biz, Balkanların Bosna ve Hersek bölgesinde konuşulan dillerde yer bulan sözcük birimlerinin, günümüzde sürdürülen Türkçe öğretimiyle nasıl bir ilişkisi olabilir konusuna değinmek istiyoruz.Aslında çok genel yazdığımız bu makalede konu ile ilgili birtakım şahsi görüşlerimizi ileri sürmek istiyoruz. Umarız ki ilgilenen kişiler kendi görüşlerini de bunlara katacaklardır.

Türkçe derslerinde geçen Türkiye Türkçesi kelimeleri arasında, doğal olarak, Bosna’da konuşulan dillerin söz varlığında yer alan Türkçe kelimelere de rastlanmaktadır. Fakat bu tür kelimelerle karşılaştığı zaman öğrenci, genel olarak, bunların iki dilin ortak öğeleri olduğunu düşünmüyor. Bunun başlıca sebebi şu ki herkes, öğrenmekte olduğu  yabancı dile “dışarıdan” bakıyor ve yeni karşılaştığı her bir dil unsurunu “yabancı unsur” olarak kabul ediyor. Öte yandan kendi ana diline “içeriden” bakıyor ve ana dilinin unsurlarını - kökenlerini düşünmeden - “yerel” olarak algılıyor. Nitekim, öğrenmekte olduğu Türkçe’yi öğrenci, yabancı dil olarak görüyor, hatta uzak geçmişte kalan Türkçe’nin ana diline olan etkisinin bilincinde olmayabiliyor. Böylece, ana dilinde öteki Slav kökenli kelimelerle aynı değere sahip olan mesela, badem, cep, çekiç gibi Türkçe kökenli kelimeler, öğrencinin bilincinde “yabancı unsurlar” kavramıyla bağdaşmıyorlar.

İkinci bir sebep ise, Boşnakça’da, Hırvatça’da, Sırpça’da bulunan Türkçe’den alıntı kelimelerin çoğu, Türkiye Türkçesindeki biçimlerine göre birtakım fonetik farkları göstermektedir. Tabiî ki buna anlam farklarını da eklemek gerekir. Nitekim, Slav dillerine yüzyıllar önce giren Türkçe kelimeler, o zamanki biçimleri ve anlamlarıyla ödünç alınmıştır. Bunların bir kısmı o dönemin yazı dili yoluyla girdiği halde büyük bir kısmı konuşma dilinden, dolayısıyla Balkanlar bölgesinde konuşulan Türk ağızlarından alınmıştır. Türkoloji çalışmalarında bu duruma daha önce dikkat çekilmiştir.[8] Ödünçlenen kelimeler, geldiği dilin (Türkçe’nin) bünyesinde gelişen değişmelerin etkisi dışında kaldılar, girdiği dilin (Boşnakça’nın, Hırvatça’nın, Sırpça’nın) bünyesinde yeni hayata başladılar. Böylece Slav dillerinde varlığını sürdüren Türkçe kelimelerin, Türkiye Türkçesinde kullanılanlardan biçim, hatta anlam bakımından farklı olmaları, dil gelişmelerinin doğal neticesidir. Buna örnek olan birçok kelime var, burada bir tanesini göstermekle yetinilmiştir. Öğrenci, bir Türkçe metinde düğme kelimesiyle karşılaştığı zaman onunla ana dilindeki dugme biçimi arasında bağlantı kurmayı düşünemiyor. Bu sebeple, Türkçe ile Bosna dilleri arasındaki bağlantıyı öğrencinin yararına anlatmak gerektiği kanaatindeyim. Bunun çerçevesinde etkileşimin ne şekilde gerçekleştirildiği, alıntı kelimelerin özellikleri hakkında kendisine bilgi vermek gerekir. Bunun başlıca amacı ise, Türkoloji öğrencisinin, kendi dilinin ve kendi kültürünün bilinçli değerlendirilmesine ileride katkıda bulunabilmesi olmalı.

Nihayet, yaşayış koşullarının değişmesi sebebiyle kullanımdan düşmüş  ya da standart dilde nadir rastlanan Türkçe kelimeleri öğrencinin bilmesinde yarar var diye düşünmekteyim, şu açıdan: Geçmişte bütün bu kelimeler, o dönemde yaşayan dilin – yani onun söz varlığının – birimleriydi. Bu dil, o zamanki biçimiyle bugün yaşamadığı halde (zaman içerisinde özellikle söz varlığını önemli derecede etkileyen değişmelere uğradığından dolayı) Bosna’nın sosyo-kültür ortamında o, bir kültür dili olarak halen yaşamaktadır.Bunu belirgin bir şekilde sözlü edebî ürünler göstermektedir. Bugün konuştuğumuz dil, geçmişte konuşulan dilden gelişmiştir. Dolayısıyla geçmişin dili, bugün vazgeçilmez bir kültür mirası niteliğini taşımaktadır (Peti, 1995 : 124).

Bir deneme yapmak amacıyla Boşnakların sözlü edebiyatı antolojisinden aldığım bir destan ve günümüzün Boşnak yazarlarından İrfan Horozoviç’in üç kısa öyküsünü son sınıf öğrencilerine verip Türkçe kökenli kelimeleri tespit etmelerini istedim. Seçilen metinlerin biri çağdaş yazı dilini, ötekisi nispeten arkaik konuşma dilini yansıtırken her ikisi, öğrencinin  içinde yaşadığı kültürün birer parçasıdır.  Bu sefer öğrenci “içeriden” gördüğü ana dilinden hareket ederek onun kültüründe yer bulan Türkçe kökenli leksik unsurlarını tanımaya ve anlamaya çalışıyordu.

Kolay tanınanlar arasında Türkiye Türkçesinde ve öğrencinin ana dilinde  aynı fonetik özelliklerini gösteren ve aynı anlamları taşıyan kelimeler oldu. Meselâ: akşam, at, bayrak, cep, demir, haber, hayr, hayvan, hizmet, ibrik, kadifa, kahva, kavga, konak, mavi, padişah, pencer, rezil, sabah, sanduk (>sandık), saray, selâm, sokak, sultan, yaziya (>yazı), zurna.

Kolayca tanınıp tespit edilen kelimeler arasında, birtakım ses değişmelerini gösteren kelimeler de vardı. Bunlar, Bosna’da “supstandart”ta yer aldıkları halde bu bölgede bugün bile nispeten sıkça duyulur, meselâ: avliya (>avlu), bakšiš (>bahşiş), čador (>çadır), daidza (>dayı), dova (>dua), dušek (>döşek), dušmanin (>düşman), gazija (>gazi), kandžija (>kancı), kapija (>kapı), lakrdija (>lakırdı), merdevine (>merdiven), mejdan (>meydan), odaja (>oda), šeher (>şehir).

Göz ardı edilmemesi gereken husus şu ki sayılan bu kelimeler Türkiye Türkçesinde yaygın olarak kullanılır, yani dördüncü sınıf öğrencisinin Türkçe derslerinde öğrenebildiği kelimelerdir.

Bunların yanı sıra alaybeg, asker, bayraktar, beg, çauş, dabulhana, ferman, haznadar, mekterhanapaşa, spahiya, telal, timar-tefterdar, topuz, vezir, yamak gibi aynı ses ve anlam özelliklerini koruyan tarihî terimleri öğrenciler kolayca tespit edebildiler. (>sıpahi)

Öte yandan Türkiye Türkçesinde yeni anlamlara bürünen fakat Boşnakların sözlü edebiyatında eski anlamlarını taşıyan kelimelerin algılanmasında öğrenci zorluk çekiyor. Böylece çelenk, ocak, surudzija, tatar, yedek gibi kelimelerin etimolojik açıdan Türkçe olduklarını bilen öğrenci, bunların metnin içindeki anlamlarını tespit etmekte zorlanıyor. Kendisi, sürücü kelimesinin “motorlu taşıt süren kimse, şoför” anlamını biliyor, ancak bunun aynı zamanda “hayvan, at arabasını süren kimse” anlamına da geldiğini düşünemiyor. Benzer bir durum yedek kelimesinde görülmüştür. Yedek anahtar, yedek parça gibi sıfat tamlamalarından yedek kelimesinin anlamı ve kullanımını öğrenen öğrenci, bunun aynı zamanda  “hayvanı yedeğe alan ip, yular” anlamına geldiğini bilmiyor. Bu durum, doğal olarak günümüzün yaşayış koşullarıyla ilgilidir.

Nihayet öğrencilerin zor tespit edebildikleri örneklere işaret edelim. Bunları şu şekilde gruplandırmak mümkün:

- mahrama, murtat, şevak gibi Türkiye Türkçesinde kullanımdan düşmüş ya da eski sayılan kelimeler.

- günümüzün hayat koşulları nedeniyle ya da günümüzün Türkçe metinlerinde  yaygın olmayan aynı zamanda ses ve şekil bakımından öğrencinin ana diline uygun olan kelimeler, meselâ: hurç, raht srma.

- ses değişmelerine uğramış kelimeler: buljukbaša (>bölükbaşı), ćejif (>keyif), ćuhejlan (> küheylan), dorat (>doru at), hiyanet (>ihanet),  kurşum.

İsim türü bir Türkçe kelimenin, “yapmak/etmek” anlamındaki Slav kökenli učiniti fiiliyle bir araya getirilip türetilen fiiller öğrencilere, esasında yabancı geldiler.  Bunların birkaç örneğini verelim: asi učiniti, hazur (>hazır) učiniti, idaru učiniti, ilum (>ilim) naucitikayil učiniti, surgun (>sürgün) učiniti. Bu örneklerin arasında Türkçe kelime üzerine bir Slav ekinin getirilmesiyle türetilen fiiller de yer alırlar, meselâ: harčiti (>harcamak), osejriti (>seyretmek). Nitekim, bu tür türemeler artık öğrencinin ana dilinde kullanılmamakta, sadece sözlü edebiyat ürünlerinde bunlara rastlanmaktadır.

Benzer bir durum, Türkçe’nin bir yandan sırça kelimesi, öte yandan şık kelimesi üzerine isimden sıfat yapan –lI ekinin getirilmesiyle türetilen srçali ve şikli sıfatlarında da görülmüştür. Bu sıfatlar srčali durbin (<sırçalı dürbün) ve šikli odaja (<şıklı oda) tamlamalarında geçmektedir.

Her bir sosyokültürel ortam, konuştuğu dile zaman perspektifinden baktığında kendi dilini değerlendirebilir; bir yandan kendi dilinin özelliklerini, öte yandan onun diller arasındaki yerini görebilir. Aynı zamanda konuştuğu dille etkileşim sürecinde bulunan dil veya diller hakkında bir takım bilgilere sahip olur. O ikinci dili yabancı dil olarak okuyan öğrencinin etkileşimin bilincinde olması iki yönlü yararlı olmuş olur.

ÖZET

Geçmiş yüzyıllarda Balkanlarda yaşamış olan Slav dilleri Türkçe’nin etkisine açık kalmışlardır. Diller arasındaki bu etkileşim, genel olarak farklı kültürlerin temasta bulunmasının doğal bir neticesidir.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Slav dilleri, yapıları bakımından Türkçe’nin yapı ve işleyişi ile bağdaşmayan dillerdir. Bu durum, aslında, Slav dilleri ile Türkçe’nin farklı ailelere bağlı olmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Türkçe’nin Slav dilleri üzerine olan etkisi, Slav dillerinin ses, yapı ve cümle yapısı alanlarından çok kelime verme alanında güçlü bir şekilde kendini göstermiştir.

Bir dile yabancı kelimelerin girmesi, o dilde beliren bazı kavram boşluklarını doldurma amacına dayanmaktadır. Türk kültürüyle birlikte Balkanlara gelen yenilikler, o zamana kadar  bilinmeyen kavramları kendisiyle birlikte getirmiştir. Bu yeni kavramları karşılayacak Slav kökenli kelimelerin bulunmaması yüzünden Türkçe kelime ve terimler Slav dillerine aktarılmıştır. Dil bilimi ifadesiyle bölge dilleri Türkçe’den "gösterilen"le birlikte "gösteren"i de ödünç almıştır. Bu tür ödünçleme dil bilimsel sebeplere dayanmaktadır. Bölge dillerinde ihtiyaç duyulan bu kelimelerle terimlerin yanı sıra, Slav kökenli karşılığı var olan kelimeler de Türkçe’den ödünç alınmıştır. Diğer deyişle, bilinen bir "gösterilen" için "gösteren" ödünç alınmış, bir süre sonra alışkanlık kazanıp ana dilde var olan "gösteren"le birlikte yaşamaya başlamıştır. Dolayısıyla ödünçlemenin sebepleri sadece dil bilimsel (linguistik) özelliklere değil dil dışı (extralinguistik) özelliklere de dayanmaktadır.

Bilindiği gibi, bir dile ödünç alınmış yabancı kelimelerin bir kısmı günümüze kadar varlığını sürdürmektedir, bir kısmı ise zaman içerisinde ya “arkaik” unsurlar niteliğinde yaşamaya devam ederler, ya da tamamen kullanımdan düşerek yerini yeni kelimelere bırakırlar. Öte yandan geçmiş yüzyıllarda halkın içinden doğan, nesilden nesile nakledilen sözlü edebiyat, meydana çıktığı dönemin dilini içermektedir. Destanlar, masallar, halk öyküleri, fıkralar halkın konuştuğu dille anlatılmıştır. Dolayısıyla günümüz standart dilinde varlığını sürdürmemekte olan kelimelere bile sözlü edebiyatta rastlamak mümkündür.

Bir halkın, vazgeçilmez kültür değerini oluşturan sözlü edebiyatı doğru bir biçimde değerlendirmesi ve koruması, onu doğru bir biçimde anlamasına bağlıdır.

Bütün bunları göz önünde tutarak bu çalışmamızda Sarajevo Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde sürdürülmekte olan Türkçe eğitiminin, Boşnakların çağdaş kültürü açısından yerini ve önemini değerlendirmeye çalıştık.

Kerima FİLAN - Sarajevo Üniversitesi 

 

KAYNAKÇA

Adamović, Milan (1973.): “O poreklu srpskohrvatskih osmanizama”, Južnoslovenski filolog 30/1-2/, Beograd, s. 229-236.

Bugarski, Ranko: Lingvistika u primeni, Zavod za udžbenike i nastavna sredstva, Biblioteka “Tumačenje književnosti”, Beograd.

Filipović, Rudolf (1986.): Teorija jezika u kontaktu, Zagreb.

Glibanović-Vajzović, Hanka (1986.): “O turcizmima u srpskohrvatskom jeziku sa sociolingvističkog stanovišta”, Književni jezik 15/2, Sarajevo, s. 141-147.

Güngör, Nevin (1991.): Kültür-Eğitim-Dil Üzerine Görüşleri ile Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları 1290, Kültür Eserleri 167, Ankara.

Hadžiefendić, Remzija (1984.): ”Turcizmi u funkciji imenovanja likova u ‘Dervišu i smrti’ i ‘Na Drini ćuprija”, Književni jezik 13/4, Sarajevo, s. 199-217.

Nikolić-Hoyt, Anja (1994.): “Kulturne i povijesne komponente značenja riječi”, Filologija, knjiga 22-23, Zagreb, str. 253-257.

Peti, Mirko (1995): Jezikom o jezik – studije, Zagreb 1995.

Škaljić, Abdulah (1985.): Turcizmi u srpskohrvatskom-hrvatskosrpskom jeziku, “Svjetlost” Sarajevo.

Vajzović, Hanka: Orijentalizmi u književnom djelu – Lingvistička analiza, Sarajevo 1999.


 

 Peter I. Rose and Myron Glayer, Sociology, New York, Harper and Row 1977, s. 62. Nevin Güngör, Kültür-Eğitim-Dil Görüşleri ile Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, Kültür Bakanlığı/1290, Kültür Eserleri/167, Ankara 1991, s. 62’ye göre verilmiştir.

 Bosna bölgesinde Türkçe’nin, gündelik yaşayışta ne derecede kullanıldığı, yani yerli halk arasında ne derecede yaygın olduğu sorusuna bugüne kadar bir bilimsel yanıt ortaya konmuş değildir. Konu ile ilgili farklı görüşler ortaya konmuştur. Bazı görüşlere göre Türkçe’nin o dönemde Bosna’da yaygın olduğu ileri sürülürken diğer görüşler halkın Türkçe’ye hakim olmadığı düşüncesini savunmakta. O dönemde Türk dilinin bir kültür dili niteliğine sahip olduğu şüphesizdir. Bunu kanıtlayan birçok yazılı anıtlar günümüze kadar ulaşmıştır. Şüphesiz bu konu, çok etraflı bir araştırma ister. Umarız ki bundan böyle bu konuya ilgi gösterilir, bilimsel bir çalışma çerçevesinde değerlendirilir.

Bu kelimelerin büyük bir bölümü Arapça ve Farsça kökenli, bir kısmı da Yunanca kökenlidir. Yalnız bunların dilimize Türkçe vasıtasıyla geçmiş olması sebebiyle bölgemizde yayımlanan çalışmalarda ‘turcizmi’ terimi alışkanlık kazanmıştır. Bu yüzden biz de bu makalede ödünçlenen kelimelerin kökünü ikinci planda bırakarak “Türkçe kelimeler” kavramını kullanmaktayız.

“Bosna’da konuşulan diller” ifadesiyle Bosna ve Hersek’te yaşamakta olan Boşnak, Hırvat ve Sırp halklarının konuştukları ana dillerini, Boşnakça, Hırvatça ve Sırpçayı kastetmekteyiz.

Günümüze kadar yapılan çalışmalarda, Bosna halklarının dillerinde 10.000 kadar Türkçe kelimenin bulunduğu tespit edilmiştir. Bunlardan sekiz bini, bilim dünyasında iyi bilinen Abdulah Škaljić tarafından hazırlanmış Turcizmi u srpskohrvatskom-hrvatskosrpskom jeziku (Srpça-Hrvatça dilinde Türkçe kelimeler) başlıklı sözlükte toplanmış bulunmaktadır. Geri kalan iki bini, Orijentalizmi u književnom djelu – Lingvistička analiza (Edebî Eserlerde Şark Dilleri Kökenli Kelimeler– Dil Bilimsel İnceleme) başlığı altında 1999 yılında yayımlanmış çalışmada yer almaktadır. Bu son çalışma, 80’li yıllarda Bosna ve Hersek’in Saraybosna şehrinde Dil Enstitüsü tarafından yürütülmüş projelerden birinin çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. (a.g.e., s. 9) Hanka Vajzoviç tarafından hazırlanan bu çalışmada, edebi eserlerden derlenen Türkçe kelimeler, ses, şekil, cümle ve anlam bilgisi açısından ele alınarak incelenmiştir. Çalışmanın sonunda derlenen bütün kelimeler dizilip anlamlarıyla etimolojileri verilmiştir. Škaljić’in sözlüğünde yer alan kelimeler, genel olarak Boşnakların sözlü edebiyatından ve kısmen konuşma dilinden derlenmiştir. Buna karşın, ikinci kitapta toplanan Türkçe kelimeler, Bosna ve Hersek’te iki dünya savaşı arasında Boşnak, Hırvat, Sırp ve Yahudi yazarları tarafından kaleme alınmış edebî eserlerden derlenmiştir. Bu iki değerli çalışmanın gösterdiği gibi, Bosna ve Hersek sözlü ve yazılı edebî ürünlerde Türkçe'den ödünç alınmış kelimelere çok rastlanmaktadır.

 Sarajevo Üniversitesinde sürdürülen Türkçe öğretimi, Türkiye Türkçesine yönelik olup dil bilimi ilkelerine dayanmaktadır. Esas ders kitabımız sayın Prof. Dr. Ekrem Čaušević’in hazırladığı Gramatika savremenoga turskog jezika (Çağdaş Türk Dilinin Grameri). Bunun yanı sıra yabancı dillerde yazılmış Türkçe gramer kitaplarından da faydalanıyoruz. Türkçe gramer kitapları, üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerine tavsiye edilir. Öğrencilerin büyük çoğunluğunu Türkçe konuşmayan Bosna ve Hersek vatandaşları oluşturmaktadır. Bu sebeple, üniversitemizdeki Türkçe öğretimi alfabeden başlıyarak dört yıl içinde devam etmektedir.

M. Adamović, “O poreklu srpskohrvatskih osmanizama”, Južnoslovenski filolog 30/1-2/, Beograd 1973, s. 229-236.

 Bir dilin “kültür dili” olarak yaşaması hakkında bkn. Peti, 1995 : 244.

Kullanılan metinler şunlardır: Đ. Buturović, Antologija bošnjačke usmene epike, “Gazi Husrev-beg vodi svatove u Stambol”, Alef, Sarajevo 1997, s. 87-111. Esad Duraković, Antologija bošnjačke pripovijetke XX vijeka, Alef  Sarajevo 1995, s. 419-431.

Dil-Kültür İlişkisi Ve İran'da Türkçe Öğretimine Etkisi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Kültür ve dil kavramlarının birbiriyle sıkı sıkıya ilişkili olduğu bilinmektedir. Dil ve kültür arasındaki bu ilişki, anlam bilimi düzeyinde, o dilin söz varlığında en belirgin şekilde kendini göstermektedir. Bir dilin söz varlığı, o dili konuşan halkın gelenekleri, inançları ve yaşama bakış ları hakkında genel bilgiler verir. Bu nedenle bir halkın yaşayışında meydana gelen değişiklikler o halkın konuştuğu dili ve söz varlığını doğrudan etkiler. Bu hususun ışığında geçmiş yüzyıllarda Türkler ile Farslar arasında doğrudan ve dolaylı iletişim yaşanmıştır. Bu çerçevede Türk kültürüyle Fars kültürünün birbirleriyle olan münasebetinin sonucu olarak da Farsça ile Türkçe arasında ciddi bir ilişki ve kültür, dil, bilgi alış verişi ortaya çıkmıştır. Öyleki bu ilişki islamiyet öncesi dönemden günümüze kadar sürmüştür. Bu ilişkinin en etkili olduğu alanlardan biri de dildir. Farsça ile Türkçe arasındaki ilişki sadece kelime alış verişi ile sınırlı kalmamış aynı zamanda dillerin söz dizimi bile bu ilişkiden etkilenmiştir. Bu çalışmada İranda yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde, bu ilişkiden nasıl yararlanabilineceğini, İran'da Türkçe öğretiminin diğer ülkelere göre farklı yanlarının neler olduğunu, Türk ve Fars kültürünün ortak yönlerinin, yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin en çok zorlandığı atasözü ve deyimlerin öğretimini nasıl kolaylaştırdığını, Farsça ve Türkçe arasındaki ortak kelime, deyim ve atasözlerinin neler olduğunu, farklı kurlarda Türkçe öğrenen İranlı öğrencilerin bildikleri ve kullandıkları kelime, atasözü ve deyimlerden örneklerle ortaya koymaya çalıştık.

1. Giriş

Dünyada dil öğretimi çok eski tarihlere dayanmaktadır. Her milletin, her kavmin kendine göre bir anlaşma sisteminin var olduğu gerçeğinden yola çıkarak dil öğretiminin asırlar boyunca var olduğunu söyleyebiliriz. Tarihi çok eskilere dayanan ve dünyanın en büyük dilleri arasında yer alan diller, bu durumunu ait olduğu milletlere borçludur. Çünkü tarihte iz bırakan milletler dillerini geliştiren, koruyan ve başka toplumlara öğreten milletlerdir. Bu bağlamdan hareketle bu büyük dillerden biri de Türkçedir. Türkçenin yabancı dil olarak öğretim tarihi ise ilk yazılı kaynak olarak bilinen Kaşgarlı Mahmud'un yazdığı Divan u Lügati't-Türk'e dayanmaktadır. Türkçe bugün ortalama 200 milyon insan tarafından kullanılmakta ve dünyada en çok kullanılan diller arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Fakat ülkemizde yabancı dil olarak Türkçenin öğretimi 1970'li yıllardan itibaren önem kazanmaya başlamıştır. Türkçenin yabancılar tarafından öğrenilmek istenmesi ve ülkemizin ekonomik ve politik ilerlemelerine paralel olarak yurt dışında açılan Türk liseleri ve üniversitelerde okutulan Türkçe dersleri sayesinde birçok yabancı, Türkçeyi öğrenme ve tanıma fırsatı bulmaktadır. Bu gelişmeler ışığında bugün dünyanın birçok yerinde Türkoloji kürsüleri, Yunus Emre Enstitüleri açılmakta ve buralarda Türk dili, Türk kültürü öğretilmekte ve Türkçe dersleri verilmektedir. Bu bağlamdan hareketle yabancı dil olarak Türkçenin öğretildiği yerlerden biri de İrandır. Fakat İran'da Türkçe öğretimini diğer ülkelere göre farklı kılan-kolaylaştıran- bir etken vardır. Bu etken ise Türk kültürü ve Fars kültürü arasındaki ilişki ve buna bağlı olarak gelişen Türkçe ile Farsça arasındaki dil ve kültür alış verişidir.

İslamiyet öncesi dönemde başlayan ve günümüze kadar devam eden Türkler ile Farslar arasındaki ilişki ortalama ondört yüzyıllık bir geçmişe sahiptir. Çeşitli sebeplerle Orta Asya'dan Anadolu'ya göç eden Türkler ile Farslar arasında birçok alanda olduğu gibi kültür alanında da yüzyıllar boyunca etkili bir iletişimin varlığı gözlemlenir. Bu etkileşimin temelinde ise müşterek din ve komşuluk unsurlarının etkileri bulunmaktadır.

"Tatsız Türk bolmas - Başsız börk bolmas"

Kaşgarlı Mahmud'un 11. yüzyılın son çeyreğinde yazdığı Divan u Lügati't -Türk adlı eserinde yer alan bu atasö zü, Türklerle İranlıların, Türkçe ile Farsçanın tarihî ilişkisini göstermek bakımından son derece önemlidir. Türklerle İranlıların, tarihin çeşitli dönemlerinde ortak bir coğrafyada uzun zaman bir arada yaşadıkları, bu birlikteliğin zaman zaman siyasî çekişmelere ve savaşlara dönüştüğü bilinmektedir. Bu anlamda, Türk-İran ilişkilerinin, İslamiyet öncesi ve sonrası dönemlerde, başta siyasî, tarih ve coğrafya olmak üzere din, dil, edebiyat, felsefe, sanat, mimari, bilim tarihi, halkbilim gibi pek çok bilim alanına konu olabilecek şekilde günümüze dek kesintisiz olarak sürdüğü söylenebilir. (ÖRS : 2006).

DİL- KÜLTÜR İLİŞKİSİ

Evren derinlemesine incelendiğinde birbiriyle bağlantısı olmayan hiçbir şey gösterilemez. Şüphesiz her şey doğrudan ya da dolaylı olarak birbiriyle ilişki içerisindedir. Kavramlar arasındaki bu ilişkilerin bazıları kimi zaman hiç görünmezken, bazıları ise çok derin ve sınırları birbirinden ayrılamayan bir ilişki içerisindedir. Bu bağlamdan hareketle bu ilişkilerden biri de dil ve kültür ilişkisidir. Öyle ki dil ve kültürü birbirinden ayırmak mümkün değildir. Örneğin bir yerde dilden bahsediliyorsa orada doğrudan ya da dolaylı olarak kültürden de bahsediliyordur. Günümüze kadar dil, kültür ve dil-kültür ilişkisi üzerinde çeşitli tanımlar ve yorumlar yapılmıştır. Bu çerçevede;

' 'Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendi kanunları içinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık, millet birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese, seslerden örülmüş muazzam bir yapı, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar ve sözleşmeler sistemidir'' (Ergin 1982:14). Aksan'a göre ise; (Aksan 1977: 13) Dil, düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü, çok gelişmiş bir dizgedir.

Demirel (2004:2) ise yapılan dil tanımlarının ortak yönlerini şöyle özetlemiştir:

  • Dil, bir sistemdir.
  • Dil, seslerden oluşur.
  • Dil, bir iletişim aracıdır.
  • Dil bir düşünme aracıdır.
  • Dil insanların oluşturduğu toplumlarda kullanılır.

"Dil, uzun bir zaman içerisinde ve çeşitli tarih, çoğrafya ve kültür şartları altında meydana gelmiş; içtimaî yönü ağır basan tabiî(canlı) bir varlıktır."(Timurtaş1980:13).

Kültür ise: En genel ve en nesnel tanımı ile kültürün, insanın yarattıklarının tümü olduğunu belirten Kongar (2005:19), insanın yarattığı bütün araç ve gereçleri maddî kültüre; yine insanın bütün anlamları, değerleri, kuralları manevî kültüre örnek olarak göstermektedir. Kongar'a göre kültür, doğanın ya da Tanrının yarattıklarına ek olarak, insanoğlunun yarattıklarının tümüdür. Her türlü araç gereç, makine, giyim kuşam, inançlar, değerler, tutumlar, kültürü oluşturan öğelerdir. (Kongar, a.e., s.38)

Kültür sözcüğü, Latince coleri kökünden gelir. Coleri, bakmak, işlemek demektir. Hayat gibi kültür de bireyleri birbirine bağlar, onların kendi içlerine kapalı olan bilinçleri arasında bir köprü kurar. Kültür, kendini kalıtlamaz, aktarır, geçirtir. Oluşumlarını, değerlerini bireylerin birbirlerine vermeleri ile kuşaktan kuşağa geçer. Kültürün kalıtlanan değil de, alınan verilen, geçen bir şey olması, onu edinmek için öğrenmeyi, dünyasına yükselebilmek için bir kavrama ve işleme  davranışının  gösterilmesini   gerektirir. (Gökberk

2004:65,66,67).

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Sadık Tural ise kültüre yapılan pek çok tanımı ihtiva eden kapsamlı bir tanım yapar: "Kültür, tarih bakımından mevcudiyeti kesin olarak bilinen bir toplumun, sosyal etkileşme yoluyla nesilden nesle aktardığı manevî ve maddî yaşayış tarzlarının temsil ve tecelli bakımından yüksek seviyedeki bir bileşiği olan, sebebi ve sonucu açısından ise ferde ve topluma benlik, kimlik ve kişilik ile mensubiyet şuuru kazandırma, bütünleşmiş kılma, yaşanan çevreyi ve şartları kendi hedefleri istikametinde değiştirme arzu ve iradesi veren değer, norm ve sosyal kontrol unsurlarının belirlediği bir sistemdir."(Tural 1992b:109).

Dil ve kültür bir elmanın yarısı gibidir. Bu yüzden bu iki kavram birbirinden ayrı düşünülemez. Dil, kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan en önemli araçtır. Bu yüzden dil kültürün taşıyıcısı konumundadır. Dil olmadan kültürün var olması, gelişmesi, değişmesi ve geleceğe aktarılması düşünülemez. Bu bağlamda yapılan tanım ve yorumlara baktığımızda;

Bazen dildeki bir sözcük bile milletin inançları, gelenekleri, kişilerin kendi aralarındaki davranış ve ilişkileri, maddî ve manevî kültürü üzerinde fikir verebilir (Aksan 1977:67).

Her dilde mefhumlar örgüsü bulunduğundan ve her dil insanlığın bir bölümünün tasarlama biçimini ele aldığından, kısacası her dil özel bir dünya görüşünün yankısı olduğundan, yabancı bir dilin öğrenilmesi de insana yeni bir görüş kazandırır, görüş açılarını çoğaltır (Akarsu 1998:64).

Kültür, insan davranışlarının, bu davranışları etkileyen düşünce biçimlerinin, inançlarının, törenlerinin, dilinin ve tüm maddî manevî birikimlerinin oluşturduğu bir bütündür. Kültür bir milletin hayat tarzıdır. Milletin ortaya koyduğu kültürün bütün unsurları dilin söz varlığı içinde değer bulmaktadır. Dil, beden; kültür ise kan ölçüsündedir (Jiangn 2000:328).

Dilin içinde kültürün bütün özellikleri ve tarihi, sosyal birikimlerin hepsi bulunur (Bölükbaş ve Keskin: 2010).

Dil öğretimi kelime veya dil bilgisi öğretimi değil, aynı zamanda o dilin içinde geliştiği kültürün de öğretimidir. Hem yabancı dil öğretiminde hem de Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde kültür öğretimi, üzerinde önemle durulan bir konudur. "Dil kültürüyle birlikte öğrenilir" ifadesi kültürün dilden ayrılamayacağını ve dil öğretimindeki yerini açıkça ifade eder.

YABANCI DİL ÖĞRENİMİNDE VE ÖĞRETİMİNDE KÜLTÜRÜN YERİ

Yabancı bir dili öğrenmek demek o dilin dil bilgisini bilmenin yanında hangi durumlarda dilin hangi yapı ve sözcüklerinin de kullanılacağını bilmek demek olan iletişimsel beceriye de sahip olmak demektir. İletişimsel beceriyi kazanabilmek ise öğrenilen dilin kültürünü bilmekle olur. Bu nedenle dil öğrenimi ve öğretiminde kültür kavramı asla unutulmamalıdır. Bu bağlamda yapılan tanımlara baktığımızda: Sayısız tanımı olan kültür kavramı, yabancı dil öğretiminde de çok tartışılan, yabancı dil öğretimiyle ilgili teori, yöntem ve teknikleri etkileyen, yabancı dil eğitiminde de çağın hızlı akışına uymak için her zaman hesaba katılması gereken, sürekli değişen ve gelişen bir kavramdır ( Aytekin 2009:3).

Yabancı bir dil öğrenme uğraşı aynı zamanda yabancı bir kültürü de anlama /tanıma uğraşı demektir. Yabancı dilde öğrendiği her yeni sözcük, anladığı her yeni tümce, çözebildiği her yeni metin yabancı dil öğrenen kişinin bilincinde, o dili konuşan kişilerle, o kişilerin yaşadığı dünyayla ilgili yeni düşünceler, yeni imgeler oluşmasına neden olur (Tapan 1990: 55). Pehlivan ise; "Yabancı dil öğretimi, aynı zamanda kültür öğretimidir. İnsanlar ait oldukları toplumun ve o topluma ait kültürün kelime ve kavramlarıyla kendilerini ifade ederler. Bütün kelime, kavramların arkasında bir kültür geçmişi vardır. Bu sebeple öğretilen dilin toplumunun yapısı ve sosyal değerleri dikkate alınmalıdır." (Pehlivan 2007:12) demiştir.

Yabancı dil öğretimindeki süreçlerde uygulanan metodlara baktığımızda karşımıza hep yeni yöntemler çıkmıştır. Her yeni yöntemin, bir önceki yöntemin eksiklerini kapatmaya çalıştığını görüyoruz. Bu yüzyılın gözde öğretim metodu ise globalleşen dünyada sadece kelime veya gramer öğretiminin yeterli olamayacağını; çünkü bu kelime ve gramer öğretiminde farklı ülkelerin kültürel farklılıklarından doğan anlama problemlerini çözmenin de zorunlu olduğunu savunmaktadır (Çetinkaya 2008:3).

Yabancı bir dil öğrenilirken, yalnızca öğrenilen dilin dilbisisi kuralları değil, o dilin derin anlamları da öğrenilir. Bu da hem öğrenilen dili hem de öğrenilen dilin kültürünün daha kolay öğrenilmesini sağlar. Sonuç olarak, yabancı dil öğretiminde öğretilen dilin kültürel ögelerine yer vermek, dilin gramer kurallarının yanı sıra, temel kültürel özelliklerini de öğrencilere aktarmak hem öğrenilen dili öğrenciler için daha anlamlı hale getirecek hem de yabancı dil öğrenmenin, zor, sıkıcı ve uzun zaman alan bir uğraş yerine daha zevkli ve kısa sürede ögrenilen bir uğraş olarak algılanmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca, öğrencilerin başka kültürleri tanıması, dünyada başka yaşam tarzında insanların da olduğunun farkına varması (özellikle küçük yaşta dil ögreniminde), öğrenenleri dil ögrenmeye karşı motive ederek öğrenme hızlarını arttırırken, başka kültürlere sahip insanlar ile arasında empati kurmasına ve yabancı dil öğrenmeye karşı olumlu tutum geliştirmesine de yardımcı olacaktır (ER 2006:11).

Devamını okumak için tıklayınız...

 

Dil-Kültür İlişkisi: Folklor Ürünlerinin Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Yeri Ve İşlevi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

        Dil-Kültür İlişkisi: Folklor Ürünlerinin Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Yeri Ve İşlevi Folklorun işlevlerinden birisi, bireylerin toplumda kabul edilmiş kültürel değerlere uyumunu sağlamasıdır. Öte yandan folklor, eğitimde oynadığı rol ve toplumsal kültürü yansıtması dolayısıyla kültürel değerlerin kuşaktan kuşağa sürekliliğini de temin eder. Bu özellikleri dolayısıyla, yabancı­lara Türkçe öğretimi sürecinde folklor malzemelerinin kullanımı, Türkçe ile Türk kültürü öğretimi arasında bir köprü işlevi görebilir. Türkçe öğretmenleri, dil öğretiminde kendiliğinden ortaya çıkan folklor malzemelerini kullanma fırsatlarını değerlendirerek, yabancı öğrencilerin dikkatlerini Türk kültür değerleri, dünya görüşü, tarih ve edebiyatına çekebilir. Bilindiği gibi, yabancı dil öğretiminde dilin ait olduğu kültür ortamının tanıtılması, dil öğretiminin hedefleri arasında sayılmaktadır. Dola­yısıyla, Türkçeyi yabancı veya ikinci dil olarak öğretenlerin, öğrencilerini dilimizin içinde yer aldığı Türk kültür sistemi hakkında da aydınlatması gerekmektedir. Bu makalede, yabancılara Türkçe öğre­timinde folklor ürünlerinin işlevsel kullanımına dair bir yaklaşım sunmaya ve bazı örnekler vermeye çalışacağız.

      Folklor araştırmaları alanında yaptığı önemli çalışmalarla bilinen William R. Bascom'a göre, "Folklor, toplumda kabul edilmiş kültürel de­ğerlere uyumu sağlama işlevinin yanı sıra, eğitimde oynadığı rol ve toplum­sal kültürü yansıtması dolayısıyla ku­şaktan kuşağa sürekliliği temin eder. (Bascom 1954: 348-49). Folklorun bu özelliklerini göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki, Türkçenin yabancılara öğretiminde, folklor malzemelerinden yararlanarak dilimizin ait olduğu kül­tür ortamının tanıtılması, dil öğretimi

hedeflerimiz arasında sayılmalıdır. Zaten 'Avrupa Dil Portfolyosu'nun esasını teşkil eden üç temel görüşten birisini de yabancı dil öğretiminde kültürel değerlere yer verilmesi ilkesi oluşturmaktadır. Dolayısıyla, Türkçe-yi yabancı ya da ikinci dil olarak öğ­retenlerin, dil düzeylerini göz önünde bulundurmak kaydıyla tedrici bir şe­kilde öğrencilerini Türkçenin içinde yer aldığı kültür sistemimiz hakkında da aydınlatması gerekmektedir. Ancak bu hedef, özellikle, öğrencilerin henüz dilin en temel yapı ve kurallarını öğ­renme çabası içinde oldukları başlan­gıç düzeyinde, öğretmenlerin dikkati dışında kalabilir. Bu aşamada öğren­ciler, muhtemelen, şimdiki zaman ile geniş zaman, şahıs zamirleri ile iyelik zamirleri arasındaki farkı anlamaya çalışmakla; şahıs ekleriyle iyelik ek­lerini ayırt edebilme mücadelesi ver­mekle meşgul durumda olacaklardır. Türkçe öğretmenlerinin bu düzeyde, dilin kurallarına ve kullanımına dair bilgiler verirken, basit iletişim biçim­lerini öğretmeye çalışırken, folklor, sa­natın çeşitli alanları ve edebiyat gibi kültürel değerleri tanıtma aşamasına geçemeyecekleri açıktır.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Bu zorlukları kabul etmekle bir­likte, yine de diyebiliriz ki, Türkçe öğ­retimi sürecinde folklor malzemeleri­nin kullanımı, Türkçe ile Türk kültürü arasında bir köprü işlevi görebilir. Türkçe öğretmenleri, dil öğretiminde tabii şekilde ortaya çıkan folklor mal­zemelerini kullanma fırsatlarını de­ğerlendirerek, öğrencilerin dikkatleri­ni kültürel değerlere, bize özgü dünya görüşümüze, tarihimize ve edebiyatı­mıza çekebilir.

Devamını okumak için tıklayınız...

Dil-Kültür Münasebeti

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

KÜLTÜR

Sözlük anlamıyla “1. Tarihî, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddî ve manevî değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere ilet­mede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü, hars, ekin, 2. Bir topluma veya halk topluluğuna özgü düşünce ve sanat eserlerinin bütünü, 3. Muhakeme, zevk ve eleştirme yetenekle­rinin öğrenim ve yaşantılar yoluyla geliştirilmiş olan biçimi, 4. Bireyin kazan­dığı bilgi, 5. Uygun biyolojik şartlarda bir mikrop türünü üretme, 6. Tarım” şeklinde tanımlanan kültürün farklı alanlar için değişik tanımları ve yorumları da vardır. Atatürk’ün ifadesiylekültür; okumak, anlamak, görebilmek, görebil­diğinden anlam çıkarmak, uyanık davranmak, düşünmek, zekayı terbiye etmektir.

Prof. Dr. Zeynep Korkmaz kültür konusunda şunları söyler: “Kültür, insanı öteki yaratıklardan ayıran, dolayısıyla da yalnızca insana vergi olan bir özelliktir. En ilkel topluluklardan başlayarak en gelişmiş insan topluluklarına varıncaya kadar, bütün toplumların kendilerine göre birer kültürlerinin bulunduğu inkâr kabul etmez bir gerçektir. Ne var ki, toplumların hayat karşısındaki tutum ve davranışları biribirinden farklı olduğu, yaşayışlarında, eğitim ve düşünce tarzlarında, yaratıcılıklarında biribirini tutmayan başkalıklar bulunduğu için bu başkalıklar, kültürleri toplumdan topluma değişik ve çeşitli yapılarda karşımıza çıkarmıştır. Bir kültür için vazgeçilmez önem taşıyan unsurlar, başka bir kültür için önemsiz sayılabilir. Toplumların ve dünyadaki milletlerin mozayik hâlindeki farklı görünümleri de genellikle kültür yapılarındaki bu farklılıktan kaynaklanmaktadır.”[2][2]

Kültür, milletin fertleri arasında sosyal akrabalık bağını oluşturan (başta dil olmak üzere, tarih, din, örf ve âdetler, hukuk sistemi, müzik, güzel sanatlar, ekonomi, ahlâk anlayışı ve dünya görüşü... gibi) maddî ve manevî değerlerin tümüdür ve bu değerler kültürün başlıca unsurlarını oluşturur. Bunlar o milletin fertlerini birbirine bağlarken, diğer milletlerden ayırır; içeride birleştirici, dışarıya karşı ayırıcı rol üstlenir.

Bu açıklamalardan sonra kültürün özellikleri şöyle özetlenebilir:

Kültürün özellikleri

Kültür;

1. Millîdir,
2. Tarihîdir,
3. Özgündür,
4. Milletin ortak malıdır,
5. Canlı ve tabiî bir varlıktır,
6. Ahenkli bir bütündür,
7. Özü değiştirilemez.

Devletler; milletlerin kendilerini korumak, yaşatmak ve yükseltmek için kurdukları sosyal organizasyonlardır. Devletin varlığı milletle mümkündür. Milleti ayakta tutan, ona dinamizm ve ruh veren temel güç ise millî kültürdür. Bu tarihî ve sosyal gerçek, Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür.” özdeyişinde veciz ifadesini bulmuştur.

DİL-KÜLTÜR İLGİSİ

Dil, millî kültürün temel unsuru ve taşıyıcısıdır. Maddî-manevî kültürel değerlerin oluşmasında ve aktarılmasında dilin inkar kabul etmez bir rolü vardır. Edipler, kendi dönemlerindeki olayların, anlayışların, geleneklerin... izlerini ister istemez, yazılı veya sözlü olarak ortaya koydukları eserlerine yansıtırlar. Bu eserleri okuyan yeni nesil, kendi kültürünü, kendi değerlerini öğrenir ve sosyal bir miras olarak kendinden sonra gelenlere aktarır. Bütün bunlar dil sayesinde gerçekleştiği için dil ve kültür birbirini tamamlayan birbirinden ayrılmayan unsurlardır.

Yeryüzündeki Diller

 

Her milletin, her kavmin kendine göre bir anlaşma sistemi olduğu gerçeğinden yola çıkarak, dünyada ne kadar kavim varsa o kadar dil vardır diyebiliriz. Nitekim, bugün ölü olan dillerle birlikte yeryüzünde yaklaşık olarak üç bin civarında dilin varlığından bahsedilmektedir. Ancak nüfus itibariyle yüz milyondan fazla kişi tarafından konuşulan dilleri saymak istersek bu sayının parmakla sayılabilecek kadar azalacağı görülecektir.

Dilin nasıl doğduğu ve konuşmanın nasıl ortaya çıktığı konusunda dil bilimciler tarafından birtakım teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan bazılarına göre konuşma, insanın tabiattaki sesleri taklidinden ortaya çıkmıştır. Bazılarına göre ise bütün dünya dilleri tek kaynaktan doğmuştur. Bu ve bunun gibi teorilerin her birinin kendine göre bazı mantıklı gerekçeleri olmakla birlikte dil araştırmaları için gerekli olan metinlerden en eski yazılı belgelerin günümüzden ancak 5500 yıl kadar öncesine ait olması, ilk insanların ise bundan binlerce, belki de milyonlarca yıl önce yaşamış olmaları, dillerin doğuşu hakkında kesin bir yargıya varılamayacağını gösteriyor.

Yeryüzündeki dillersöz dizimi, zaman,yapı, canlı olma – ölü olma, kaynak olma ve türeme , edebî dil, konuşma dili gibi çeşitli prensiplere göre sınıflandırılmaktadır. Biz burada dilleriyapı vekökenakrabalığına göre sınıflandırma geleneğine uyarak iki başlık altında inceleyeceğiz:

A. YAPILARINA GÖRE DİLLER

Dünya dilleri, dili oluşturan kelimelerin, eklerin, bu eklerin kuruluş ve işleyişleri gibi yapı bakımından gösterdikleri benzerliklerine göre üç gruba ayrılır:

1. Tek heceli diller

Bu gruptaki dillerde, kelimeler, bir heceden oluşmaktadır. Cümleyi meydana getiren kelimeler, ek almazlar ve şekil değişikliğine uğramazlar. Bu dillerde kelimenin görevi cümle içindeki sırasından ve vurgusundan anlaşıldığı için çok zengin bir vurgu ve tonlama sistemi vardır. Kelime çeşitleri özel seslerle ayırt edilmediği için aynı kelime yerine göre hem isim , hem sıfat, hem fiil, hem edat,... olabilmektedir. Çince ve Tibetçe bu grubun tipik dillerindendir. Bazı Himalaya ve Afrika dilleriyle Endenozya dilleri ve Vietnam dili de bu gruba dahil edilir.

Bu dillerde “birleşik kelimeleri oluşturan kelimeler bile biri birinden ayrı yazılır: Vo yav kan şu.Çince bu cümle kelime kelime şöyle çevrilebilir:Ben istemek bakmak kitap. Bu cümleyi Türkçe olarak söyleyecek olursak şöyle düzenleriz:Ben kitap okumak istiyorum. Dien sı ci: Elektrik görme cihaz.Bu üç kelimeden kurulmuş söztelevizyonanlamındadır.”

2. Eklemeli diller

Bu gruptaki dillerde tek veya çok heceli kelime kökleriyle ekler vardır. Bu dillerde, kelime köklerinden yeni kelimeler türetilirken veya kelimelerin geçici durumları yapılırken kelime köklerine ekler getirilir. Türetme veya çekim sırasında kökte bir değişme olmaz. Köklerle ekler birbirinden kolaylıkla ayrılabilir. Anlam ve görev değişikliği yapan ekler kelime sonuna getirildiği gibi kelime başına getirilen ekler de vardır. Türkçemiz bu grubun en belirgin örneğidir. Dilimizde ön ekler olmadığı hâlde kelime sonuna getirilen eklerde bir zenginlik ve çeşitlilik vardır. Bu özelliğiyle dilimiz, sondan eklemeli bir dildir. Moğolca, Mançuca, Tunguzca, Macarca, Fince ve Samoyetçe bu grupta yer alan diğer dillerdendir.

3. Çekimli diller

Çekimli dillerde de kelime kökleriyle ekler vardır. Fakat yeni kelimeler türetilirken veya çekim yapılırken kelime kökünde değişiklikler olur. Hint-Avrupa dillerinde kelime kökünde görülen değişiklik kökü tanınmayacak bir şekle sokar, ortaya çıkan yeni kelimede kökü hatırlatacak bir ses, bir işaret bulunmaz. İngilizce’dekiuzanmakfiilininlie / lay / lain,  yapmakfiilinindo / did / done, gitmekfiiliningo / went / gone;Almanca’dakiatmak, fırlatmakfiilininwerfen / warf / geworfen; seinyardımcı fiilininbin, ist, sind, war, waren...şekillerine girmesi gibi.

Arapça gibi çekimli dillerin bazılarında ise kökteki ünlüler değişirken türetilen yeni kelimeyle kök arasındaki ilgiyi koruyan bir bağ, kendisini hissettirir. Çekimli dillerin tipik bir örneği olan Arapçada, kelimenin çekirdeğini oluşturan ünsüzler değişmezken belli kalıplarla yeni kelimeler türetilir. Aynı kökten olanders, medrese, müderris, tedrisat kelimelerinded, r, sünsüzleri sabit kalırken ünlüler ve bazı gramer unsurları değişmektedir.

B. KÖKENLERİNE GÖRE DİLLER

Köken bakımından birbirine yakın, aynı kaynaktan çıkan akraba diller  dil ailelerini oluşturlar. Dillerin birbirleriyle bir dil ailesi oluşturacak şekilde akrabalıklarının saptanmasında o dillerin ses yapısı, şekil yapısı, cümle yapısı, köken bilgisi ve ortak kelimeleri bakımlarından benzerlikleri araştırılır. Bir dil ailesindeki dillerin kökenini oluşturan ana dile ait metinler pek bulunmasa da  gruptaki diller arasında yukarıda sayılan noktalar bakımından benzerliklerin bulunması, zamanla birbirinden uzaklaşan dillerin, bilinmeyen bir yerde ve zamanda konuşulan ana dilden ortaya çıktığını göstermektedir. Bir ana dile ait metinler olmasa bile, bu ana dilin bir çok özelliğini, kendisinden türeyen, ailedeki dilleri birbirleriyle karşılaştırarak tespit etmek mümkündür.

Dil ailesi ifadesi, dillerin köken akrabalığını belirtmeye yarar. Bu terim, akraba dilleri konuşan milletlerin aynı soydan geldikleri anlamını taşımaz. “Aynı soydan gelen ve dilleri akraba olan milletler bulunduğu gibi, ırk bakımından birbirleri ile hiçbir ilişkisi bulunmayan fakat aralarında kültür ilişkisi ve kültür bağı görülen milletler de vardır. Nitekim,Hint – Avrupadil ailesi içinde yer alan diller, birbirleri ile soy bağı bulunmayan birçok millet tarafından konuşulmaktadır. Bu diller herhangi bir soy ve ırk birliğine bağlı olmaksızın, temelde ortak bir ana dile dayanan, birbirinden türemiş; fakat zaman içinde değişip başkalaşmış olan dillerdir. FransızveRumendillerininLâtinceden türemiş olmaları gibi.

Aynı dil ailesinden gelen diller arasındaki akrabalık da derece derecedir. Bir ana dilin ayrı ayrı kollarından gelen diller,İngilizceileFarsçada olduğu gibi uzak akrabalardır. Aynı ana dilin aynı dalından gelen kollar iseAlmancaveİngilizcede olduğu gibi yakın akrabalardır.”

Köken akrabalığına dayanan belli başlı dil aileleri şunlardır:

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Hint – Avrupa Dilleri Ailesi:

Avrupa Kolu:

Germen dilleri:İngilizce, Almanca, Felemenkçe, İskandinav dilleri.

Roman dilleri:Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Portekizce, Rumence. Bu kolun ana dili, Lâtincedir.

İslâv dilleri:Rusça, Sırpça, Lehçe, Bulgarca.

Yunanca, Litvanca, Arnavutça ve Keltçe, Hint- Avrupa dil ailesinin Avrupa kolundaki diğer dillerdendir.

Asya Kolu:Bu kolda Hint – İran dilleri yer almaktadır: Tarihî Sanskritçe ile başlıca Hint dilleri; eski, orta ve yeni Farsça.

Bu grupta yer alan diğer bir dil de Ermenicedir.

Hami - Sami Dilleri Ailesi:

Sami dilleri:Arapça, İbranice, Aramca, eski Suriye, eski Tunus dilleri, Habeş – Zenci dilleri ve ölü bir dil olan Akadca.

Mısır dilleri:Eski Mısır dili, Kıptî dili.

Libya ve Berber dilleri:Libya’da konuşulan dil, çağdaş Berber lehçesi.

Çin – Tibet Dilleri Ailesi:

Çin ve Tibet dilleri bu dil ailesini oluşturur.

Bantu Dil Ailesi:

Orta ve Güney Afrika’da konuşulan Bantu dilleri.

KafkasDilleri:

Abaza, Çerkez, Çeçen, Lezgi, Gürcü, Lâz dilleri. Bu dillerde ses sistemleri ve iç yapıları bakımından öteki dil ailelerine göre büyük farklılıklar vardır.

Ural Dil Ailesi:

Ural – Altay dil grubunun Ural kolunu oluşturan bu dil ailesi kendi içinde iki kola ayrılır:

Fin – Ugur kolu:Fince, Lapça, Macarca, Ugurca.

Samoyet kolu:Samoyet dilleri.

Altay Dil Ailesi:

Bu dil ailesindeTürkçe, Moğolca, Mançuca ve Tunguzca, vardır. Altayistik çerçevesindeki çalışmalarda Korece ve Japoncanın da bu dil ailesinden olduğu düşünülmektedir. Korecenin Altay dilleriyle akrabalığına kesinleşmiş gözüyle bakılmakla birlikte Japoncanın akrabalığı henüz kesinleşmemiştir.

Dünya Dili Türkçe ve Kültür Elçisi Öğretmenlerimiz

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Türkçe, şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın deyişiyle “bizim ses bayrağımız”dır. Bugün bu bayrak dünyanın dört bir tarafında gururla dalgalanmaktadır. Türkçe UNESCO’nun verilerine göre en çok konuşulan diller arasında beşinci durumdadır. Bugün 88 ayrı ülke üniversitelerinde ilgili bölümlerde Türkçe öğretilmektedir. Bunun dışında yurt dışında açılan Türk okulları ve kurslarla bu sayı 180’e ulaşmıştır. Eldeki veriler dünyada Türkçe öğrenenlerin hızlı bir şekilde arttığını göstermektedir. Yakın zamanda dünyanın bütün ülkelerinde Türkçe kurslarının bulunduğu, Türkçe konuşanların olduğunu görmek bizleri şaşırtmayacaktır.

Türkçe tarihte imparatorluk dili olmuş bir dünya dilidir. Türkçemiz zengin kelime ve kavramlarıyla, eski dönemlere ait sözel ve yazılı metinlere sahip olmasıyla ve çok geniş bir coğrafyada konuşulmasıyla ‘dünya dili’ sıfatını elde etmek için gerekli olan niteliklere sahiptir. Dünyanın farklı kıta ve ülkelerinde öğretilmesi, konuşulması dolayısıyla Türkçe üzerine güneş batmayan bir dil olma özelliğine sahiptir. Özellikle yurt dışındaki okullarımız sebebiyle İstiklal Marşı’mız başta olmak üzere Türkçemizin en güzel şiirleri, en içli şarkıları yirmidört saat boyunca farklı milletlerin dillerinde sevgiyle çağlamaktadır.

Yahya Kemal Beyatlı’nın “ Bu dil ağzımda annemin sütüdür” veciz ifadesindeki Türkçemizi bugün başka milletlere annelerimizden aldığımız sevgiyle birlikte öğretiyoruz. Türkçe ile gönüllere giriyor, Türkçe ile Yunus’un sevgisini, Türkçe ile Mevlana’nın hoşgörüsünü, Türkçe ile Hacı Bektaş Veli’nin insana dikkat çeken felsefesini anlatıyor, Türkçe ile dünya insanlığına Nasreddin Hoca’nın hikmetli nüktelerini aktarıyoruz. Türk diline eserleriyle hizmet etmiş daha nice şair ve yazarlarımızın yazdıkları edebi metinler bugün farklı ırk,dil ve dinlere mensup kişilerin dilinde beş kıtada yankılanmaya devam ediyor.

Dilimizin gelişmesinde hiç kuşkusuz şair ve yazarlarımızın önemli katkıları bulunmaktadır. Bugün Yunus Emre’siz, Karacaoğlan’sız, Arif Nihat Asya’sız, Sait Faik’siz, Ömer Seyfettin’siz bir Türkçe düşünemeyiz. Şairlerimiz en içli duygularını Türkçemizle ifade etmişler, dilimizi şiirleriyle estetikleştirmişlerdir. Yine ediplerimizin kaleminde hadiseler derin bir anlam kazanmış, dilimizin en güzel cümleleri bir hikayede bir romanda nakış nakış işlenmiştir.

Diller işlendikçe gelişir yeni kelime, kavram ve deyimlerle zenginleşirler. Özellikle şair ve yazarlara bu konuda büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Dilimiz için halkın dağarcığındaki kelime ve kavramlar bizim için öncelikli referans olmalıdır. Yazılı metinlerden çok sözel kültür ürünlerindeki kelime ve kavramlar yazılı metinlerde işlenilerek bu kelimelere canlılık kazandırılmalıdır. Bu sözel ürünler annelerin dilinden akan ninnilerden, sonraki dönemlerde anlatılan masallara; çocuk oyunlarından tekerlemelere; bilmecelerden efsanelere; destanlarımızdan kahramanlık hikayelerine; atasözlerinden deyimlere; bilmecelerden fıkralara; manilerden türkülere; dualardan ağıtlara; Karagözden kuklalara; meddahtan ortaoyunu kadar bütün bu türleri içine almaktadır.

Türkçe yapısı itibariyle yeni kelimeler türetmeye elverişli bir dildir. Sondan eklemeli bir dil olması türetilen kelimeler arasındaki anlam bağıyla kavranmakta dolayısıyla bu durum Türkçeye kısa zamanda öğrenilen sistematik bir dil özelliği kazandırmaktadır. Son yıllarda sayıları hızla ihtiyaca parelel olarak artan Türkçe öğrenim setleriyle son teknikler, görsel araçlarla Türkçe öğrenmek daha zevkli ve daha kolay bir hale gelmiştir.

Dil zenginliği kültür zenginliğinin bir sonucudur. Atasözlerimiz bu zenginliğin temel bir göstergesidir. Bir milletin hayat görüşüne ve kültür birikimine dayanan atasözleri iç kuruluş ve dış yapı yönünden taşıdıkları özelliklerle edebî türler arasında ciddî bir yere sahiptir. Atasözleri sözlü gelenekte olduğu kadar kültür hareketini geliştiren zümreler tarafından da bilhassa olaylar karşısında görüşlerine kuvvet kazandırmak için sıkça başvurulan bir ifade vasıtası olmuştur. Aynı şekilde Türkçemizdeki zengin ve çeşitliliğiyle deyimler de dikkat çekmektedir. Deyimler milletin keskin zekası ile söz üretme gücünün bir göstergesidir. Az sözle çok şey ifade etmemizi sağlayan kalıp ifadeler olan deyimler Türkçemizde işlek olarak kullanılmaktadır.

Türkçemiz nesnelere verilen isimler açısından da oldukça zengindir. Bu zenginlikte Anadolu başta olmak üzere Türklerin tarih boyunca farklı kültürlerle beraber yaşamasının rolü büyüktür. Türkçe zaman içinde bir çok dile kelime vermiş tabii olarak da başka dillerden kelimeler almıştır. Dikkate değer bir husus da dilimizin kısa sürede alınan kelimelere yüklediği anlamlarla bunları Türkçeleştirmesidir.

Türkçe evrensel bir sevgi dilidir. Son yıllarda yapılan Türkçe olimpiyatlarında bu sevginin tezahürü açıkça görülmüştür. Dünyanın beş kıtasından 120 ülkeden gelen öğrenciler söyledikleri şiir ve şarkılarla kabiliyetlerini sergilemişler halkımızın yüksek takdir ve beğenisini kazanmışlardır. Türkçe olimpiyatlarının o renkli cıvıl cıvıl bakışları tatlı aksanlarıyla okudukları şiir ve şarkıların bizlerde uyandırdığı heyecanın gölgelememesi gereken asıl unsur onları yetiştiren fedakar öğretmenlerdir. Her biri bir destan kahramanı olmaya aday bu mütevazi öğretmenler ideal bir öğretmen olarak dünyanın dört bir tarafına ardına bakmadan gitmiş, sevgiyle inançla vazifesini yerine getirmiştir. Zaman olmuş bir nehre düşen öğrencisini kurtarmak için yüzme bilmediğini unutarak suya atlamış, öğrencisini kurtarmış ama kendisi oracıkta boğularak şehit düşmüş, zaman olmuş bir öğrencisini ziyaretten dönerken geçirdiği trafik kazasında şehitlik mertebesine ulaşmış, zaman olmuş mayına basan kan kaybından inleyen öğrencisini kurtarmak için mayına basma riskini göze alarak “Ya Allah” diyerek ileri atılmış onu kucaklayıp kurtarmıştır. Bütün bunlar bir kurgu değil bir abartma değil bir hakikattir. Tarih bunları kaydetmektedir ve bu tablolar ileride daha da anlam kazanacak, belki bir edibin keleminde belki bir senaristin kurgusunda edebi ve estetik karelere dönüşecektir.

Öğretmenliğin ne denli zor olduğunu ancak öğretmenler bilir. Hele bir de yabancı bir ülkede, yabancı bir çocuğa öğretmenlik yapmak, dilleri farklı olan öğrencilere telaffuzun önemsendiği bir Türkçe öğretmek, yokluklar, sıkıntılar zinciriyle görev yapmayı da eklediğinizde bunu başaranların değeri daha iyi anlaşılacaktır.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Sevgi dili Türkçe ancak sevgiyle öğretilebilir. Bir Yunus sevgisi mayalanacaksa bunu mayalayan öğretmen ancak Yunuslaşırsa bunu başarabilir ve başardığı da görülmektedir. Burada öğretilen sadece bir dil değildir. Tabii olarak her dilde olduğu gibi bizim kültürümüz, hadiselere, insana bizim bakış bakışımızdır.

Yurt dışında görev yapan öğretmenler arasında senaryoya dayalı ders anlatma yarışmasında jüri olarak görev yaptığımda bir öğretmenimizin elbiseler konusunu anlatırken dersin sonunda öğrencilerine evlerindeki fazladan olan elbiseleri getirmelerini söyleyerek hafta sonu yetimhaneye götürüp oradaki çocuklara bağışlatması bize gösteriyor ki oralarda öğretilen sadece dil değil, dil vesilesiyle kazandırılan belki dünyanın bir çok yerinde unutulmuş önemli insani değerlerdir.

Anadolu insanının civanmertliğiyle dişinden tırnağından artırarak gönülden desteklediği bu okullarda yine Anadolu’nun bağrından çıkan bu öğretmenler dil, din, ırk ayrımı yapmadan gittikleri her yerde ruh ve mana köklerinden gelen aynı şevk ve heyecanla vazifelerini yapıyorlar. Zaman zaman hasretlerini belki farkına varmadan bu öğrencilere öğrettikleri vatan temalı, anne temalı, gurbet temalı şiir ve şarkılarla dile getiriyorlar.

Geçmişte savaşmış, hala savaşan ya da hala siyasi sebeplerle kavgalı olan devletlerin çocukları Türkçe olimpiyatları vesilesiyle bir araya geliyorlar, çocukluk masumiyetiyle folklor oynuyorlar, koro oluşturup şarkılar söylüyorlar. Burada Amerikalı bir çocuğun Vietnamlı bir çocuk ile yan yana yolculuk yaparken birbirlerine dayanmış uyurlarken oluşturdukları manzara anlamlı bir tablo oluşturmaktadır. Yine bu öğrencilerin ayrılırken gözyaşlarına hakim olamadıklarına da çoğu zaman şahit olmuşumdur. Olimpiyat sonrası her çocuk bütün dünyaya uzanan barış köprüsünün bir basamağını oluştururken bir barış gönüllüsü olarak buradan ayrılıyor, bu barışın bu sevginin iletişim dili de tabii olarak Türkçe oluyor. Ayrıca her Türkçe öğrenen çocuk bir Türkiye sevdalısı haline geliyor. Ülkesinde yakınlarına bu sevdayı aşılıyor.

Medyada daha çok şiir ve şarkıların yer alması sebebiyle bir çok insanımız Türkçe olimpiyatlarının sadece şarkı ve şiir yarışmasından ibaret olduğunu sanabilir. Oysa burada öğrenciler konuşma, yazma, dilbilgisi, sunum, genel kültür, özel beceriler, sunum, ülke stantları, halk oyunları, deneme, okuma alanlarında da yarışmaktadırlar.

Sunum yarışmasında iki Afrikalı öğrenci yıllarca batılıların atalarını nasıl toplayıp mağaralarda olumsuz şartlarda istif edip köleleştirdiklerini resimlerle göstererek anlattıktan sonra nihayet Türkçe konuşan beyaz adamların geldiğini onlara değer verdiğini, başlarını şefkatle okşadıklarını anlatmaları, hele bunu tatlı Türkçeleriyle anlatmaları kelimelere sığmayacak tarifi imkansız bir duygu oluşturuyor.

Dilimizi, kültürümüzü dünyanın dört bir yanında adanmışlık ruhu içinde öğreten öğretmenlerimiz Türkçe olimpiyatları vesilesiyle Ankara’da düzenlenen törende hediyelerini almak için sahneye çıktıklarında salonda bulunan vefakar Türk insanı toplu halde ayağa kalkarak onları alkışladılar. Bu sahne bir anda kendiliğinden gelişen önemli, anlamlı bir hareketti. Mütevazi öğretmenlerin gözyaşları onları muhabbetle alkışlayan Anadolu insanının gözyaşlarına karışırken hadiseyi yaşayanlar unutulmaz bir ana tanıklık ediyorlardı.

Dünya insanlığının geleceğinin teminatı olacak aydınlık nesilleri, büyük bir özveriyle beş kıtanın dört bir köşesinde yetiştiren, bütün felaketlerin kaynağı cehaleti yok etme adına kutsal bir görev üstlenen, her türlü zorluk ve sıkıntılar karşısında yılmadan evrensel değerleri sevgi ve şefkatle öğreten, fedakarlığın timsali bütün öğretmenlerimizi ve onlara destek veren civanmerd Anadolu insanımızı bu vesileyle gönülden tebrik ediyorum.

Bu yazı Gönüllü Eğitim Dergisi'nin 15. sayısında yayınlanmıştır.

Hacivat Karagöz Oyunları İle Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi Ve Kültür Aktarımı

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

              Dil toplumun hem anlaşma aracı hem de toplumlararası bir kültür aktarıcısıdır. İnsanlar ikinci bir dil öğrenirken aynı zamanda o dilin kültürünü de öğrenmek isterler. Kültür aktarımı dil öğretimi sırasında öğrenciye kazandırılabilirse birey dilini öğrendiği toplumu daha kolay tanıyabilir ve o kültüre karşı daha hoşgörülü hale gelir. Türk dilinin ve kültürünün kendine has özellikleri ve kuralları vardır. Bu kuralları ve özellikleri aktarmada Hacivat-Karagöz oyunları kendine önemli bir yer edinebilir. Çünkü bu oyunlar konularını doğrudan Türk kültüründen, inanışlarından ve günlük yaşamından alır. Dolayısıyla içerisinde bolca kültürel unsurlar içerir. Bu nedenler onu yabancılara Türkçe öğretiminde ve kültür aktarımında önemli bir materyal olmasını sağlayabilir. Bu çalışma Hacivat-Karagöz oyunları taranarak "Karagöz-Hacivat ile dil öğretimi ve kültür aktarımı" olarak iki ana konu bağlamında incelenmiştir. İnceleme yapılırken literatür taraması yöntemi kullanılarak hangi dil bilgisi konularının öğretilebileceği ve dil öğretimi sürecinde hangi kültürel öğelerin aktarılabileceği tespit edilmiştir.

            "Dil toplumda bir anlaşma vasıtası olduğu gibi aynı zamanda bir kültür taşıyıcısı ve kültür aktarıcısıdır (Özbay, 2002: 115). İkinci bir dili öğrenme başka bir kültürü öğrenmenin ve algılamanın en kolay ve etkili yoludur. Yabancı dili öğrenmek; yalnızca o dilin sistemini, dil bilgisi yapılarını öğrenmek değil aynı zamanda yeni bir kültürü tanımak ve o kültürü öğrenmektir. Dil öğrenen birey karşılaştığı hedef kültürdeki bireylerle iletişim kurmak için çaba sarf eder ve karşılaştırmalar yapar. Doğaldır ki bu şekilde o kültüre karşı daha hoşgörülü ya da olumsuz tutumlar da sergileyebilir hale gelir. Bu da kültür aktarımının istediği ortamın gerçekleşmesi anlamına gelir. Nitekim dil ve kültür arasındaki sıkı ilişki dile kültürünü öğrenmeden hâkim olunamayacağı olgusunu ortaya çıkarmıştır.

            Kültür aktarımının önem kazandığı günümüz yabancı dil eğitim sürecinde dil öğretiminde kullanılan birçok materyalin o toplumun kültüründen doğduğu ve o kültürün taşıyıcılığını yaptığı açıkça gözlenebilir. Dil öğretiminin aynı zamanda bir kültür öğretimi olduğu bilinmektedir. Modern dil öğretim yaklaşımlarında dil öğretiminin yanında o dili kullanan insanların kültürünün de öğretiminin başarıya ulaşmada önemli olduğu belirtilir.

"Yabancı dil öğretimi kültür öğretimidir. İnsanlar ait oldukları toplumun ve o topluma ait kültürün kelime ve kavramlarıyla kendilerini ifade ederler. Bütün kelime ve kavramların arkasında bir kültür geçmişi vardır. Bu sebeple toplumun yapısı ve sosyal değerleri dikkate alınmalıdır" (Avcı, 2002: 2). Ünlü halkbilim araştırmacısı Bascom (1954: 333) halkbilimin dört işlevi adlı çalışmasında "halkbilimin kültür içerisindeki dört temel işlevinden bahsetmektedir: 1. Halkbilimi insanların toplum tarafından kendilerine uygulanan baskılardan kaçmalarına sebep olur. 2. Halkbilimi kültürü, ritüelleri ve gelenekleri sürdüren ve gözlemleyen kişiler açısından destekler. 3. Halkbilimi ahlaki değerleri destekleyen ve onu oluşturan pedagojik bir araçtır, 4. Halkbilimi, sosyal baskıları uygulayan ve sosyal kontrolü sağlayan bir araçtır" der.

"Dil öğretimi işi kişinin kültürel yeteneğinde çeşitli kültürel özellikler (ulusal, yerel, sosyal) ayrı ayrı değil, karşılaştırılmış, etkileşmiş, zenginleşmiş, bütünleşmiş çok dillilik yeteneği bileşenini oluşturur ve bu bileşen de diğer bileşenlerle etkileşim içindedir." (Demirel 2012: 4) ifadesi dil öğreniminin kültürleşme sürecini vurgulamaktadır. Kültürel ögeler ile genel anlamda hedef dilin konuşulduğu ülkenin önemli tarihi olayları, gelenek, görenek ve âdetleri, edebiyatı, mimarî yapısı, günlük hayata dair genel davranış tarzları, yemek ve alışverişle ilgili alışkanlıkları, hayata ve olaylara bakış açıları kastedilmektedir (Kalfa, 2013: 169).

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince hazırlanan Tavsiye Kararları R(82) 18'in önsözünde belirtilen "Avrupa'daki dil ve kültür çeşitliliğinin, zengin mirasının korunması ve geliştirilmesi gerekir. Ortak bir kaynaktır ve bu çeşitliliği iletişim yolunda bir engel olmaktan çıkarıp karşılıklı bir zenginleşme ve anlayış hâline getirmek için eğitim alanında büyük çabaya ihtiyaç vardır."(MEB, 2009: 2) maddesi kültürün dil eğitiminde tüm Avrupa için bir zenginleşme faaliyeti olduğuna vurgu yapmıştır. Kültür- dil ilişkisinin önemi Avrupa Dil Ortak Çerçeve Metni'nde sıkça vurgulamıştır.

Brooks'a (1986:128 akt. Okur ve Keskin, 2013:1626) göre kültür ögeleri aktarılmazsa öğrencinin yabancı dili konuşması, kendi kültür çevresinden gördüğü kavramları farklı sembollerle dile getirmesinden başka bir şey olmaz. Bu nedenle yabancı dil öğrenen kişinin o dile tam olarak yetkin olması için sadece dilin yapısını bilmesi yeterli değildir. Öğrencinin, o dilin hitap, teşekkür, kabul etme, reddetme, önerme gibi kullanımları hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Yabancı dil öğretiminde kültürel ögelerin aktarılmasının birçok sebebi vardır. Tomalin ve Stempleski'ye (akt. Kılınç ve Şahin, 2012:4) göre kültür ögelerinin aktarılmasının yedi amacı vardır.

Öğrencilerin her insanın davranışında kültürün etkisi olduğunu anlamalarına yardımcı olmak. İnsanların konuşmalarında ve davranışlarında etkisi olduğunu anlamalarına yardımcı olmak. Öğrencilerin hedef kültürdeki ortak durumlarda gösterilen ortak davranışların farkına varmalarına yardımcı olmak.

Öğrencilerin, bazı kelime ve cümleciklerin, kültürün bir sonucu olarak, hep aynı şekilde birbiri ardına geldiğinin farkına varmalarına yardımcı olmak.

Öğrencilerin hedef kültürle ilgili genellemeleri objektif gözle değerlendirmelerine yardımcı olmak.

Öğrencilerin hedef kültürle ilgili bilgi toplama becerilerinin gelişmesine yardımcı olmak. Öğrencilerde hedef kültürle ilgili merak uyandırmak ve onların o kültürdeki insanlara empati duymalarını sağlamak.

Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde özellikle Türk toplumuna has özellikte olan bazı unsurların ana başlıklarının verilmesi gerekir. Bu unsurları belli başlı maddeler halinde şu şekilde sıralanabilir:

Karşılaşmalar, selamlaşmalar ve tanıştırmalar

Kişilerin sohbetleri esnasında kullandıkları yaşa, yakınlığa ve toplum içindeki statüsüne bağlı

yaklaşımlar

Yemekler ve içecekler

Aile içinde gerçekleşen yaşam

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.


Hacivat Karagöz Oyunları ile Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi ve

Kültür Aktarımı

Yaşanılan yer, komşuluk ilişkileri, şehir ve kırsal kesim arasındaki yaşayış farklılıkları Giyim ile ilgili unsurlar, Çalışma ve çalışma ortamları, Siyaset ile ilgili unsurlar, Randevular ile ilgili unsurlar,

Eğitim ve eğitim ortamları ile öğrenme ortamları ile ilgili unsurlar, Oynanan oyunlar, dinlenen müzikler ile ilgili unsurlar, Din ile ilgili yaşanmışlıklar,

Bayramlar, kutlama ve anma günleri, evlenme ve ölüm ile ilgili unsurlar,

Evlere yapılan davetler misafirlikler,

Sağlık ve tedaviler ile ilgili unsurlar,

Temizlik ile ilgili unsurlar,

Tepkileri dile getirme yöntemleri,

Toplum içinde anlatılan hikâye, masal, efsane,

Günlük hayatta kullanılan atasözleri ve deyimler,

Günlük hayatta duyguları ifade etmek veya bir durumu anlatmak için kullanılan jest ve mimikler ile ilgili unsurlar (Demir, Açık, 2011: 71).

Bir dili öğretmenin aynı zamanda o kültürün ögelerinin de öğretilmesi amacı doğrultusunda yabancılara Türkçe öğretirken bizim kültürümüzden doğup büyümüş Hacivat ve Karagöz metinlerinin kullanılması, bu metinlerle ve etkinliklerle hem dil kurallarının kavratılması hem de kültür ögelerimizin aktarılması oldukça etkili bir yöntem olacaktır. Hacivat-Karagöz metinlerinde yukarıda saydığımız unsurların tamamına yakınından örnekler bulunmaktadır. Bu da, kültür aktarımı açısından bu metinlerin ne denli etkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Hacivat ve Karagöz, taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan, iki boyutlu tasvirlerle bir perdede oynatılan gölge oyunudur. Karagöz oyunları konularını halk hikâyelerinden, günlük yaşamdan almıştır. Dolayısıyla içerisinde bolca kültürel öge içerir. Karagöz oyunundaki kişiler tip özelliği taşımaktadır. Olaylar ve kişiler ayrıntıları ile değil yüzeysel olarak işlenir ama tipik ve önemli özellikler vurgulanarak izleyiciye mesajlar verilir. Oyunun başkişileri Hacivat ve Karagöz'dür. Karagöz halkı, Hacivat ise biraz daha üst tabakayı temsil ederler. Karagöz oyunlarında her konu, her olay komedi tarzında anlatılır. Aytaş (2006:288)'ın da belirttiği gibi Karagöz metinleri sosyal bir konuyu ele alarak, bunu göstermeci ve imgesel bir tarzda yansıtır. Bu yüzden hem tarihsel süreç içerisinde yüklendiği görev hem de taşıdığı değer oldukça önemlidir. Kültürün maddi ve manevi olarak iki boyutu vardır. Maddi boyutu giyim-kuşam, yemek, eşya vb. iken, manevi kültür unsurları ise algılarımız, inançlarımız, değerlerimizdir. Karagöz'de bunların hepsini görme imkânına sahip olmamız da Karagöz'ün değerini ortaya çıkarmaktadır. Karagöz, 2009 yılında UNESCO İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirasının Temsili Listesi'ne kayıt ettirilmiştir Yabancı dil öğrenenleri sıkmadan, onların ihtiyaç duydukları söz kalıplarını öncelikle öğretebilmek, öğrenciyi güdülemek ve dolayısıyla dersi zevkli hâle getirmek açısından önemlidir. Dersi zevkli kılan öğeler ise sınıf ortamında yapılan etkinlikler ve öğrenciyi günlük hayatında karşılaşacağı durumları oyunlaştırarak canlandırma tekniğidir (Akkaya, 2013:175). Hacivat-Karagöz diyalogları canlandırmaya ve etkinlik oluşturmaya oldukça elverişli halk kültürü unsurlarındandır.

Devamını okumak için tıklayınız...

Hitit Ders Kitapları Örneğinde Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Kültür Aktarımı Sürecine Çözümleyici Ve Değerlendirici Bir Bakış

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

         Son zamanlarda tüm dünya milletleri olarak tanıklık etmekte olduğumuz küreselleşmeyle birlikte kültür olgusu, üzerinde fazlaca konuşulan bir konu haline gelmiştir. Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan birçok devletin gerek politik gerekse ticari anlamda birbirleriyle iletişim içinde bulunmasının gerekliliği, kültür olgusunun bu denli tartışılır hale gelmesindeki önemli bir sebeptir. Her milletin kendine özgü kültür değerlerinin var oluşu gerçeğinden hareketle, çağımızın gerekliliklerinden biri olan kültürlerarası iletişimi sağlamanın tek yolu, farklı ülkelerin sahip olduğu farklı kültürleri tanımak ve bu doğrultuda kendi kültürünü de bir şekilde diğerlerine tanıtmaktan geçer.

         Uygur'a göre ( 1996: 17) kültür, insan varoluşunun nasıl ve ne olduğu, insanın nasıl düşündüğü, duyduğu, yaptığı; kendisine nasıl baktığı, özünü nasıl gördüğü, değerlerini ülkülerini, isteklerini nasıl düzenlediğidir. Kongar ise kültürü insanın yarattıklarının tümü olarak tanımlamıştır ( Kongar 2005:19). Buradan hareketle varılacak nokta, kültürün insanın var oluşunun olmazsa olmaz bir öğesi olduğudur. Kişi, içinde bulunduğu kültür kadar değerlendirebilir etrafında olup bitenleri; yani kültür, insanın içinde yaşadığı toplumun değer sınırlarını belirler. İnsan tanık olduğu veya maruz kaldığı bir durumu ancak kendi kültür değerleri doğrultusunda değerlendirebilir; çünkü doğduğu andan itibaren bu değerlerle yoğrulmuştur.

"Kültür değerleri toplumdan topluma değişir. Bir toplumun sahip olduğu, yarattığı, paylaştığı tüm alışkanlıklar o toplumun kültürüdür" (Güvenç 1997: 55). Burada önemli olan nokta, hiç şüphesiz, kişinin kendi kültürü kadar diğer toplumların da kendilerine özgü kültür değerleri olduğu gerçeğini kabul etmesidir. Aksi takdirde, kendi kültür değerleri dahilinde olmayan her şey ters ya da tamamen yanlış olarak algılanabilir. Kişinin diğer kültürleri de benimsemesi ve kendi kültürüne göre yanlış olan bir şeyin diğer toplumun kültür değerlerine göre doğru olabileceğini de öğrenmesi gerekmektedir. Bunu yapabilmek öncelikle kendi kültürünü çok iyi tanımak ve her toplumun kendine ait bir kültürü olduğu gerçeğini kabul etmekten geçer. Böylelikle, kişi farklı kültürleri olan insanlara da hiç şüphesiz daha hoşgörülü olacaktır.Kültür bağlamında üzerinde durulması gereken diğer bir konu da kültürün dille olan yakın ilişkisidir. " Dil bize bir toplumun yaşayışını, gelenek ve göreneklerini, davranış biçimlerini, değer yargılarını, sanatını, bilimini, inançlarını, alışkanlıklarını yansıtır; bir toplumun kültürünün aynasıdır dil" ( Tapan 1990: 315). Kültür değerleri dil yoluyla anlam kazanır, söze dökülür ve toplumlara yansıtılır. Bu bağlamda, bir dili biliyor olmak, o dili konuşan insanların kültürünü de biliyor olmak demektir. Çünkü, dil sadece kelimeler ve belirli dilbilgisi yapılarından oluşmaz; dil ve o dilin konuşulduğu toplumun kültür değerleri asla birbirinden ayrılamaz bir bütündür.

Yabancı dil öğretimi ise tüm dünyada son dönemde önemle üzerinde durulan bir konudur. Yabancı dil bilmenin uluslararası arenaya açılmada bir çeşit anahtar niteliği taşıdığını belirten Tapan ( 2006: 313) son yıllarda ülkemiz insanının yabancı dil bilmenin önemini gün geçtikçe daha çok kavradığını ve hatta bununla ilgili olarak toplumca bir uzlaşma içinde olduğumuzu ifade etmiştir. Tseng ( 2002:11) ise dilbilimi ve öğrenme teorilerindeki değişiklikler ve kültürün yabancı dil öğretiminde önemle üzerinde durulması gereken bir konu olduğunun altını çizer. Bu noktadan da hareketle, kültürün yabancı dil öğretiminde vurgulanması gereken bir kavram ve başvurulması gereken önemli bir kaynak haline geldiği söylenebilir.

" Bir dili öğrenmek, kişinin hedef dili ve o dili konuşanları yansıtan yeni bir kültürel bir bakış açısı edindiği bir kültürlenme hadisesidir" (Aktuna 2005: 58). Alptekin'e göre de ( 2002: 58) yabancı dil bilmek birinin hedef dilin kültürü ve onu konuşanları yansıtan yeni kültürel değerler ve yeni bir dünya görüşü edindiği bir çeşit kültürlenme sürecidir. Başka bir deyişle, yabancı bir dili öğrenmek, o dilin yaşadığı kültürü de öğrenmek demektir. Bu gerçeğin göz ardı edilmesi ise kişinin yabancı dil öğrenimini daha da zorlaştıracak; kişi hedef dilde dilbilgisi bakımından çok zor yapıları dahi rahatlıkla yazıp konuşabilecek fakat hedef kültürle karşı karşıya geldiğinde kendini ifade etmekte zorlanacak, hangi durumda neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremeyecektir.

Kültürel farklılıklar bu noktada ön plana çıkmaktadır. Çünkü bir toplumda doğru olarak kabul edilen bir şey diğer toplumda çok yanlış olarak görülüyor olabilir. " Bir kültürün üyeleri genellikle kendi davranışlarını, etrafta olup bitenleri algılama yollarını, kendi şekil ve anlamlandırmalarını doğru olarak kabul ederler. İşte asıl sorun da budur" ( Leather 2001:230). Dolayısıyla, dili öğrenen kişiye o dilin kültürünü de öğretirken öğrencinin kültür karşılaştırması yapması gayet doğal bir süreçtir. Önemli olan bu süreçte öğrencinin hedef kültüre karşı olumsuz bir tutum benimsememesidir. Bunu da sağlayacak olanlar hiç şüphesiz öğretmenlerdir.

Öğrencinin hedef kültüre karşı olumsuz bir tutum sergilememesi öncelikle kendi kültürünü çok iyi tanımaktan geçer. Kendi kültürünü çok iyi tanıyan bir öğrenci diğer kültürlere karşı daha hoşgörülü bakmayı da öğrenecektir. Bu yüzden, dil öğretiminde önceliğin kültürel farkındalığa verilmesi ve daha sonra hedef kültürün tanıtılmasına geçilmesi daha doğru bir yaklaşımdır. Bunun için öğrencilere kendi dillerinde ve öğrendikleri dilde nasıl ve hangi durumda özür dilendiği, kendi kültürlerinde diğer kültüre kıyasla neyin ayıp olarak kabul edildiği, iki dilde farklı durumlardaki topluma göre doğruluk-yanlışlık dereceleri, kişiler arası ilişkilerin özürlere, tekliflere, ricalara veya emirlere nasıl yansıdığı öğrencilere söz-eylemler yoluyla gösterilip kültür farkındalığının gerçekleşmesine katkıda bulunulabilir ( Rasekh 2005: 200).

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Küreselleşme, çok dillilik, çok kültürlülük, dil-kültür ilişkisi ve bir dili öğretirken o dilin kültürünün de öğretilmesinin gerekliliği, bunun en iyi nasıl yapılabileceği gibi konular yabancı dil başlığı altında düşünüldüğünde ilk akla gelen hiç şüphesiz İngilizce'dir. Fakat göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek vardır ki, o da yabancı dil olarak başka dillerin de öğretilmesi gerekliliğidir. Bu diller arasında Türkçe de bulunmaktadır. "Türkçe birkaç bin yılla ifade edilen geçmişe sahip, dünyanın en zengin ve en eski dillerinden biridir" ( Ağar: t.y.). Fakat son dönemlere kadar bu güzellikteki dilimizin yabancılara öğretilmesi için maalesef yeterince çaba sarf edilmemiştir.

Dilimiz dünyanın birçok yerinde ana dili ve resmi dil olma özelliği taşıması, yaklaşık 200 milyon insan tarafından konuşuluyor olmasına rağmen, başka bir deyişle Çince, Hintçe, İspanyolca, İngilizce, Fransızca ve Rusça'nın ardından en çok konuşulan yedinci dil olmasına rağmen eğitimi ve öğretimi, adı geçen diller kadar yaygınlaşmamıştır (Gürser ve diğerleri: t.y.). Bu sebeple, Türkçe'nin yabancı dil olarak öğretilmesi ülkemizde pek köklü bir geçmişe sahip değildir. Halbuki, yukarıda sözü geçenler açısından baktığımızda, Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi, Türk kültürünün de başkalarına tanıtılması süreci olarak algılanabilir. Ülkemiz Avrupa Birliği'ne girme süreci içindedir ve bu sadece ekonomik değil aynı zamanda kültürel bir olaydır. Kültürümüzün yabancılar tarafından öğrenilmesi bizi uluslararası arenada -özellikle bu Avrupa Birliği süreci döneminde- iyi bir yere taşıması ve Türkçe'nin Avrupa'da da yaygınlaşması yolundaki en önemli adımlardan biridir.

Küreseleşme hareketleri ve Avrupa birliği yolundaki gelişmeler son dönemde Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesine de bir ivme kazandırdı. "Güneş bir daha parladı: Yabancı Dil olarak Türkçe. Hem de öyle bir parladı ki ışınları dünyayı aydınlattı ve ısıttı. Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi dil devrimimizin evrensel boyutunu oluşturuyor. Artık biz de ekonomik ürünlerimizin ( televizyon, beyaz eşya, otomobil vb.) yanı sıra dilimizi ihraç ediyoruz. Dilimiz öğretilirken Türkiye'nin ve Türk Kültürü'nün tanıtılmasına yardımcı olunuyor. Türkçe konuşan yabancıları gördükçe insanımızın kendine güveni artıyor" (Demircan: t.y.).

Türkçe'nin yabancı dil olarak öğretilmesi son dönemlerde hız kazanmıştır, ancak bu alanda yapılmış olan çalışmalar yine de yeterlidir diyemeyiz. Bu çalışmanın amacı, yabancı dil öğretiminde kültürün yeri ve önemi, kültür aktarma yolları ve yabancı dil olarak Türkçe alanında kullanılan ders kitaplarındaki kültür aktarımını belirli ölçütler çerçevesinde incelemektir. Çalışmada" Kültür Nedir?", " Yabancı Dil Öğretiminde Kültür Aktarımında Önemli Unsurlar Nelerdir?", "Kültür Aktarımının Yabancı Dil Öğretimindeki İşlevi Nedir?", " Derste Kültür Aktarma Yolları Nelerdir?" ve " Hitit Serisi Ders Kitaplarında Kültür Aktarımı Nasıl Yapılmaktadır?" sorularına cevap aranacaktır. Çalışma, alanın yeniliğinden dolayı derslerde zorluk çeken yabancı dil olarak Türkçe öğretmenlerine çalışmalarında kolaylık sağlamak açısından önemlidir.

Çalışmamızın ilk bölümünde, dil ve kültürün çeşitli tanımlarından yola çıkılarak ikisi arasındaki ilişkiden söz edilecektir. Daha sonra, bu dil-kültür ilişkisinin iletişimdeki rolü örneklerle açıklanacak; iletişimi sağlayabilmek için dil ve kültürün birbirinden bağımsız olarak düşünülmemesinin gerekliliği üzerinde durulacaktır.

Devamını okumak için tıklayınız...

İleri Seviye İçin Hazırlanan İstanbul Yabancılara Türkçe Öğretim Setinin Kültür Aktarımı Açısından İncelenmesi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Dil, insanlar arasında iletişim sağladığı gibi bireyin toplumsallaşmasını da sağlayan önemli bir araçtır. İkinci bir dili öğrenme, o dili sadece gramer yapısıyla, kurallarıyla, kelimeleriyle öğrenmek değildir. Yabancı bir dili öğrenmek; o dilin ait olduğu milletin; kültürel kodlarını çözmek, kültür hazinesini ayrıntılarıyla tanımak ve bunu dilin temel kurallarıyla bütünleştirici bir bağlamda anlamlandırmaktır. Bir milletin sahip olduğu maddi ve manevi kültür ögeleri dilde yerini bulur. Dilde yerini bulan bu ögeler dil aracılığıyla aktarılır. Bu açıdan dil öğretiminde kültürün aktarımı önemli bir hususu oluşturmaktadır. Yabancı dil öğretiminde kaynak dile ait kültürel kodların aktarılmasında metinler önemli bir görevi üstlenir. Başta ders kitapları olmak üzere, bu ders kitaplarında yer alan metinler kültürün asıl aktarıcısı ve öğreticisiolduğudur. Yabancı dil öğretim sürecinde öğrenilen kültür, o kültürde konuşulan dili de öğrenmektir.

İletişimin başarılı bir şekilde gerçekleşmesi için mesajı veren ile mesajı alan kişi arasında tam ve doğru bir anlama gerçekleşmektedir. Mesajı veren ve alan arasında tam ve doğru bir anlama için ilk şart dilin anlama ve anlatma becerilerine yönelik uygun bir yeterliğe sahip olmaktır. Yaygın olan bir görüşlere göre; kültürsüz bir dil düşünülemez aynı zamanda dilsiz bir kültür de düşünülemez" ( akt. Kavanoz, Ökten, 2014).Dolayısıysa bir dilin yabancı dil olarak öğretiminde, kültürel ögelere yer vererek tam ve doğru bir anlama süreci ortaya koymak gerekir.

Ders kitapları yabancı dil öğretiminin temelini oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu kitaplarda yer alan metinler, kültür aktarımında önemli bir görevi üstlenmektedir. A1 ve A2 gibi daha düşük seviyelerindeki ders kitaplarında kültürel öğelere çok yer verilmemiştir (Okur ve Keskin, 2013). Çünkü temel seviye olarak adlandırılan A seviyesi, öğrencinin temel cümle kurma ve cümle yapısını öğrenme seviyesidir. Kültür ögelerinin öğretimi ise ilerleyen seviyelerde kendini daha çok hissettirmelidir. Hedef dile ait temel yapıyı öğrenen kişi, artık hedef dile ait kültürel kodları da öğrenmelidir. Dilin inceliği olarak adlandırılan kültür öğrenimi, hedef dile ait inceliklerin öğretimi özelliğini de taşıdığından ileri seviyede kendini daha çok hissettirmelidir.

Türkçe öğretiminde kültür aktarımı gerçekleştirilirken en önde gelen söz varlıkları, atasözleri ve günlük hayatta sık kullanılan söz kalıplarıdır. Örneğin kolay gelsin, darısı başına, yolun açık olsun vb. Bu söz varlığı dersin temelini oluşturan ders kitaplarındaki metinler aracılığıyla öğretme sürecine katılır. Özellikler ileri seviyede dil öğrenen yabancılar için önemli bir kültür ögesi olan atasözleri ve deyimler, öğretilirken temel alınan ders kitabından oldukça yararlanılır.

Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi için hazırlanan ders kitaplarında kültür boyutu dil öğretiminin derin yapısını ortaya koyar. Avrupa Ortak Diller Başvuru Metni'ne göre dil öğretim seviyeleri A1, A2, B1, B2, C1, C2 olarak belirlenmiştir. Bu seviyelerden C1 ve C2 ileri seviyedeki bir dil öğretim durumunu ortaya koyar. Dolayısıyla bu seviyelerde aktarılan ve öğretilen kültür unsurları daha derin bir yapıya sahip olmalıdır.

YÖNTEM

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

BULGULAR ve YORUM

Bu araştırmada doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. Doküman incelemesi, bir araştırma problemi hakkında belirli zaman dilimi içerisinde üretilen dokümanlar ya da ilgili konuda birden fazla kaynak tarafından ve değişik aralıklarla üretilmiş dokümanların geniş bir zaman dilimine dayalı analizini olanaklı kılmaktadır (Yıldırım ve Şimşek, 2002:140-143). Bu çalışmada kullanılan ders materyali İstanbul Yabancılara Türkçe Öğretim Seti C1 seviyesindeki ders kitabıdır.

Çeşitli dil merkezlerinde kaynak kitap olarak kullanılan İstanbul Yabancılara Türkçe Öğretim Seti'nin C1 seviyesi için hazırladığı kitap kaynak olarak kullanılmıştır. Yapılan bu çalışma, sadece belirtilen kaynak kitap ile sınırlı tutulmuştur.

Bu çalışmadan elde edilen incelemelerle ortaya konulan aşağıdaki tabloda görüldüğü üzere C1 seviyesindeki kitapta yoğun bir kültürel aktarımın olduğu görülmektedir. İleri seviyede dil öğrenenler için oluşturulan bu kitapta derin bir kültürel yapıya işaret edilmektedir.

Devamını okumak için tıklayınız...

Türk-Gürcü Etkileşiminin Dil-Kültür Alanlarına Yansımaları Ve Bunun Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimindeki Önemi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

  21. yy iletişimin önceki çağlara oranla daha fazla ön plana çıktığı bir devirdir. İnsanlar, beden dili, işaret dili gibi kanallarla da iletişim kurmalarına rağmen te­mel dil becerileri, iletişimin en önemli köprüsü olarak güncelliğini korumaktadır. Bu dil becerileri teknoloji ve bilişim çağı olan günümüzde günlük hayatta ol­duğu kadar telefon, televizyon ve internet gibi elekt­ronik ortamlarda da kullanılmaktadır. Bu teknolojik imkânlar dolayısıyla dünyanın uzak coğrafyalarındaki bireyler, kolaylıkla haberleşebilmektedir. Bu imkânlar, gün geçtikçe her birey için yabancı dil öğrenme ihtiya­cını da beraberinde getirmektedir. Bu durum aslında evrenselleşmenin hem gereği hem de sonucudur. Fre-deric Jameson'a göre: "Küreselleşme, bir dünya pazarı ufkunun yanı sıra dünyadaki iletişimin muazzam öl­çekte genişlemesi duygusunu da ifade eder. Bu ikisi de modernitenin ilk dönemlerinden çok daha fazla elle tutulur ve dolaysız hâle gelmiştir." Çünkü yabancı dil, günümüzde sadece ticaret, turizm ve diplomatik ilişki­ler için bir araç değil; milletlerin ayakta kalmaları için bir temeldir.

Ülkelerin diğer ülkelere kendi dilini öğretebil-meleri ve kültürünü tanıtabilmeleri için öncelikle bir eğitim politikası oluşturmaları gerekir. Güçlü devletle­re ve en çok kullanılan dillere bakıldığında ekonomik güç ile paralel ilerleyen eğitim politikasını fark etmek mümkündür. Nitekim Amerika Birleşik Devletle­ri, bunun zirve örneğidir. "(...) Eğitim piyasasında ABD' nin lider konumu, Avrupa ulusötesi şirketlerine eğitim pazarını kaybetme korkusu yaşatmıştır. Avru­pa ulusötesi şirketleri, eğitim hizmetlerinin yetersiz kalması, eğitim sisteminin esnek olmaması ve kamu eğitim sisteminin bürokrasi nedeniyle iyi işlememesi konularını gündeme getirerek eğitim pazarını kay­betmemek için AB karar organlarına baskı yapmaya başlamıştır" (Algan, 2011: 43). Avrupa'da yaşanan bu kriz ve endişe doğrultusunda Avrupa'nın eğitim ve kültür programlarını oluşturan Avrupa Konseyi, ABD'nin eğitimli, çağdaş ve uluslararası ilişkiler viz­yonu geniş insan profiline karşılık en az iki yabancı dil bilen, farklı kültürleri öğrenmeye istekli, öğretim sürecinin değerlendirilmesine bizzat katılan ve eğiti­mini ömür boyu sürdüren insan profilini oluşturma çabası içine girmiş; bu profili de "çok dilli ve çok kül­türlü" şeklinde tanımlamıştır. Bu insan profiline erişe­bilmek için ise Avrupa Konseyi Modern Diller Bölü­mü, Kültürel İş Birliği Konseyi'nin de desteğini alarak "Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metni (Common European Framework)"ni hazırlamıştır. T.C. Millî Eğitim Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 2009/34 sayılı genelgesinde de belirtildiği üzere Kon­sey, 2000'de Polonya/ Cracow'da düzenlenen Eğitim Bakanları Daimî Konferansı'ndan itibaren bu metnin uygulamasını başlatmıştır. Bu metin ile Konsey'e üye ülkeler arasında iletişim ve kültürel zenginliği arttırma ve dil eğitiminde öğrenme, öğretme ve değerlendir­me alanlarına standart getirme amaçlanmıştır. Bahsi geçen amaçlara erişebilmek için ise Konsey'in hazır­ladığı Sokrates, Leonardo Da Vinci, Grundtvig gibi programlar üye ülkelerde uygulanmaktadır. 5 Mayıs 1949'da Fransa/ Strasbourg'ta kurulan Konsey'e aynı yıl üye olan Türkiye ise Konsey'in eğitim ve kültür alanındaki değişikliklerini T.C. Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi Başkanlığı aracılığıyla kendi eğitim sistemine uyarlamaktadır.

Günümüzde çok geniş bir coğrafyada, iki yüz yir­mi milyondan fazla insanın ana dili olarak konuştuğu Türkçe, 1980'de UNESCO tarafından en çok konu­şulan diller sıralamasında 5. dil kabul edilmiştir. Kül­tür, devlet ve bilim dili olan Türkçenin resmî alanı ise özellikle 1991'de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Bir­liği (SSCB)'nin dağılmasıyla bağımsızlığına kavuşan Türk Cumhuriyetleriyle olmuştur. Bugün Türkçe, Tür­kiye, K.K.T.C., Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan veÖzbekistan'ın yanı sıra Kosava'da da resmî dildir. Ayrıca çeşitli sebeplerden dolayı 19. yüz­yılda Anadolu'dan Fransa'ya başlayan; 1950'li yıllarda Almanya'ya; sonrasında Hollanda, İtalya, İsveç, İngilte­re, Avustralya, Kanada ve ABD gibi ülkelere olan göçler neticesinde Türkçenin kullanım alanı birçok uzak coğ­rafyaya erişmiştir. Türkçe sadece göçler ve politik deği­şimler sonucunda değil; yabancı üniversitelerin Türko­loji bölümlerinde de yıllardır akademik varlığını devam ettirmektedir. Günümüzde ise Türkçe, Bosna-Hersek ve Gürcistan'da resmî müfredata girerek seçmeli yabancı dil olarak öğretilmektedir. Özellikle 05.05.2007 tarihli ve 5653 sayılı kanunla kurulmuş Yunus Emre Vakfına bağlı olarak hizmet veren Yunus Emre Enstitüsü, Bal­kanlardan Avrupa'ya; Arap Yarımadasından Kafkasya, Orta Asya ve Uzak Doğuya kadar birçok ülkede açtığı kültür merkezleri ve üniversitelerle imzaladığı iş birliği protokolleriyle Türkçenin yabancı dil olarak kullanım alanını genişleten ve buna ivme kazandıran en önemli kurum olarak karşımızdadır.

8. yüzyıldan 21. yüzyıla kadar Türkçe, birçok dil ile etkileşim hâlinde bulunmuştur. Bu bağlamda Türk­çe Verintiler Sözlüğü incelendiğinde Türkçenin Çince, Farsça, Urduca, Arapça, Rusça, Ukraynca, Ermenice, Macarca, Fince, Romence, Bulgarca, Sırp-Hırvatça, Lehçe, Çekçe, İtalyanca, Arnavutça, Makedonca ve Yunanca ile etkileşimi göze çarpmaktadır. Türkçe kimi zaman bu dillere kelime, deyim ve atasözü verirken kimi zaman da onlardan kelime almıştır. Ancak bura­da dikkat edilmesi gereken bir husus var ki Türkçenin bahsi geçen dillerle etkileşimi tesadüf değildir. Türk devletlerinin kurulduğu coğrafyalara bakıldığında göç, iskân, savaş, ticaret, turizm ve bilim gibi çeşitli sebep­lerle iletişim hâlinde bulunduğu milletlerin dilleridir. Bu milletlerden biri de şüphesiz ki Gürcülerdir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin kuzeydoğusunda yer alan ve sınır komşusu olan Gürcistan ile ilişkiler aslında çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bu çalışmanın amacı da ilişkileri çok uzun bir geçmişe dayanan bu iki toplumun ortak ve benzer yönlerini, mümkün olduğu kadar, or­taya koymaktır. 27 Nisan 1999'da Avrupa Konseyi'ne katılan Gürcistan ile çok daha önce Konsey'e katılmış Türkiye arasında bu tür ortak ve benzer çalışmaların keşfi önemlidir. Böylece hem Konsey'in toplumların birbirini daha iyi tanıması, kültürel zenginliğin arttı­rılması ve dostluk ilişkilerin devam etmesi yönündeki amacına hem de Türkçenin yabancı dil olarak öğreti­minde hedef kitlenin Türkçe ve Türk kültürüne yönelik farkındalığına katkı sağlanacaktır.

Gürcistan'da Türk Edebiyatı ve Türkçe üzeri­ne akademik çalışmalar, 1900'lü yıllarda başlamıştır. "1919 yılında ünlü bilim adamı İvane Cavahişvili'nin önderliğiyle Tiflis Devlet Üniversitesi kurulunca he­men burada Filoloji (Dil-Edebiyat) fakültesinde Os­manlıca derslerini öğretmek için hocalar davet edil­mişti. 1933'te adı geçen üniversitede Doğu ve Kafkas Dilleri kürsüsü oluşturuldu. Sonra bu birimden Tür­koloji kürsüsü ayrıldı ve kürsünün ilk başkanı ünlü Türkolog Sergi Cikia atandı.(.)Üniversitedeki Tür­koloji kürsüsünün yanı sıra 1960 yılında Gürcistan Bilimler Akademisi Giorgi Tsereteli Doğu Bilimleri Enstitüsü bünyesinde de Türkoloji bölümü oluştu­rulmuştur. Üniversitedeki kürsü faaliyetinde daha çok Türkçe öğretimine, Akademideki bölüm ise daha çok Türklük Bilimi yönünde bilimsel araştırmalara ağırlık vermiştir ve vermektedir" (Gocayeva-Memmedova, 2009: 1). "Günümüz Gürcistan'ında Türk edebiyatı genellikle üniversitelerin Türkoloji bölümlerinde ve Doğu Bilimlerinde bağımsız dersler olarak okutul­maktadır. Üniversitelerde bağımsız Türk Dili ve Ede­biyatı Bölümleri bulunmamaktadır.(.)Gürcü üni­versitelerinden Tiflis İ. Cavahişvili Devlet Üniversitesi, Uluslararası Karadeniz Üniversitesi (yüksek lisans ve doktora düzeyinde), İlia Çavçavadze Devlet Üniversi­tesi, Suhumi Devlet Üniversitesi, Kutaysi Akaki Tsere-teli Devlet Üniversitesi, Özgür Üniversite, Akhaltsikhe Devlet Eğitim Üniversitesi ve Batum Şota Rustaveli Devlet Üniversitesi gibi kurumlarda Türk edebiyatı üzerine (bu daha ziyade Türkoloji, Beşerî-Sosyal Bi­limler Fakültesi veya Bölümünde) veya dolaylı (Doğu Bilimler ve Türkiye Çalışmaları Bölümlerinde) çalış­malar yapılmaktadır" (Üstünyer, 2013: 22).

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Türk- Gürcü etkileşimini daha iyi anlamak ve bu etkileşimi verimli tahlil etmek için öncelikle tarihî süreçte yaşananlara eğilmek gerekir. Bu iki toplumun karşılaşması Osmanlı Devleti zamanı olarak bilinse de aslında çok daha öncelere dayanmaktadır. "M.Ö. VII. asrın ortalarında meydana gelen İskit akınlarından sonra Türklerin kuzeyden Gürcistan'a akını daha vazıh ve sistemli bir şekil almıştır"(akt: Paydaş, 2006: 420). Yani Türk- Gürcü iletişimi, ilk Türk topluluğu olarak kabul edilen İskitler (Sakalar) ile başlamış; sonrasın­da Gürcü tarihinde önemli bir yere sahip olan Krali­çe Tamara ile Anadolu Selçuklu Devleti Sultanı Kılıç Arslan'ın oğlu Rükneddin Süleyman Şah döneminde bu iletişim devam etmiştir. "Pasinler Savaşı, Anado­lu Selçukluları ile Gürcülerin karşı karşıya geldiği ilk savaş olmuştur" (Gümüş, 2006: 216). Pasinler Savaşı öncesi ve sonrasında yaşananlarla kimi zaman Türk­ler, bugünkü Gürcistan sınırındaki topraklara sahip olurken kimi zaman da Gürcüler, bugünkü Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu bölgelerindeki yerlere hâkim ol­muştur. Türk-Gürcü etkileşiminin dil ve kültür alan­larından günümüze yansıyan tablosu ise asıl Osmanlı Devleti döneminde yaşananlarla çizilmiştir. "Gürcüler, Fatih Sultan Mehmet'in 1461 yılında Trabzon'u fet­hetmesiyle Osmanlılar ile sınır komşusu oldular. Ya­vuz Sultan Selim'in Trabzon valiliği döneminde Os-manlı-Gürcü ilişkileri olumlu yönde gelişmeye başladı ve Çaldıran seferinde Gürcistan beylerinden Mirza Çubuk, Osmanlı ordusuna lojistik destek vererek Os­manlılara dostluğunu bildirdi" (akt. Kasap 1, 2010: 2). Sonraları Gürcistan'a yapılan seferlerle Osmanlı, Kafkas coğrafyasında bazı bölgelere hâkim olmuş ve buralarda iskân politikası izlemiştir. "Gürcistan'daki Osmanlı egemenliği; Rusların 1801'de Tiflis'i, 1804'te Kutaisi'yi, 1810'da bütüm İmereti, 1828'de Ahıska ve 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı sonunda ise Batum ve Acara'yı ele geçirmelerine kadar devam etti. Tiflis ve Doğu Gürcistan'da Osmanlı nüfuzu kısa süreli ve sınırlı kalmışken İmereti ve Batı Gürcistan'da üç yüz yıldan fazla sürdü" (akt. Kasap 2, 2010: 4). 1. Dün­ya Savaşı sırasında 1917'de Rusya'da çıkan Bolşevik İhtilâli ile Çarlık Rusya yıkılmış yerine Sovyetler Bir­liği kurulmuştur. Rusya'nın elinde olan Kars, Arda­han ve Batum'a hâkim olan güç de değişmiştir. "Kars, Ardahan ve Batum'un milletlerarası bir antlaşma olan Brest-Litowsk (3 Mart 1918) ile Osmanlılara bırakıl­dığını, hatta yapılan halk oylaması sonunda halkın Osmanlı idaresini tercih ettiğini söyleyerek Mondros Mütarekesi'nin 11. maddesini, bu yerler Türklerde ka­lacakmış gibi düzenletmeyi başarmışlardır." (Gündüz, 2012:615-616). Ancak 16 Mart 1921 tarihli Mosko­va Antlaşması ile Batum Rusya'ya verilmiş; 13 Ekim 1921'de imzalanan Kars Antlaşması ile de Türkiye'nin bugünkü doğu sınırı kesin olarak çizilmiştir. Sonrasın­da ise Batum, 9 Nisan 1991'de Sovyetler Birliği'nden ayrılarak tam bağımsızlığına kavuşan Gürcistan'ın yönetimine geçmiştir. Bugün Türkiye, Gürcistan>ın toprak bütünlüğünü savunmakta; dostluk ilişkilerini arttırmak için adımlar atmaktadır.

      Göçler, dil-kültürün hareketliliğini sağlayan ve di­ğer dil-kültürlerle etkileşimini güçlendiren önemli bir sosyal olgudur. Bu açıdan gerek 93 Harbi gerekse 1. Dünya Savaşı sırasında Gürcistan'dan Türkiye'ye olan göçlerle Türkçe-Gürcüce etkileşimi, bu sosyal olgunun önemli birer örneği olmuştur. "Batum ve Artvin göç­menleri, Anadolu'nun hemen her yerinde iskân edil­mişlerdir. Hopa'dan itibaren sahil boyu göç eden Artvin ve Batum göçmenleri geçtikleri Rize, Trabzon, Giresun, Ordu, Samsun, Sinop şehir ve köylerinde uygun yerler­de mahallî yöneticiler tarafından yerleştirilmiştir. Hükü­metin talimatı doğrultusunda Orta Karadeniz bölgesin­de Amasya, Tokat ve Sivas bölgelerinde göçmenler iskân edilmişlerdir. (...) İstanbul'a gelen göçmenler Adapazarı, İzmit, İzmir, Yalova, Bolu, Bursa, Eskişehir, Balıkesir, Çanakkale bölgelerine yoğun bir şekilde iskân edildi­ği gibi Ankara'dan Akdeniz bölgesinde Adana'ya kadar yerleştirilmiştir" (Demirel, 2009: 323). Ayrıca bu göç­ler, sadece Gürcistan'dan Türkiye'ye değil; Türkiye'den, özellikle Doğu Karadeniz'den, de Batı Gürcistan'a doğru olmuştur. Bahsedilen göçlerin dışında Türkçe-Gürcüce etkileşimini sağlayan sebeplerden biri de daha önce bah­sedildiği gibi coğrafi yakınlıktır ve Gürcistan, güneybatı­da Türkiye ile komşuyken; güneydoğuda da Azerbaycan ile komşudur. "300 bine yakın Azerbaycan Türkçesini kullanmaya devam eden Azerbaycan Türkünün yaşadığı Gürcistan'da, Azerbaycan Türkleri dışında ülkenin gü­ney bölgelerinde bulunan Türk köylerinde Türkçeyi ko­nuşma dili olarak kullanmaya devam eden küçük Türk toplulukları (... ) bulunmaktadır" (Özkan, 2007: 286).

Devamını okumak için tıklayınız...

 

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...