ilgili

Gramer İle İlgili Sorular

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

 

"Eski Devlet Bakanı" mı yoksa "Devlet Eski Bakanı" mı doğru bir kullanımdır? Benzer bir örnek olan "Yüksek İnşaat Mühendisi " ve "İnşaat Yüksek Mühendisi" tamlamalarından hangisi doğrudur?

Belirtisiz isim tamlamasında tamlayan ile tamlanan arasına herhangi bir sıfat girmez. Örneğin kapı kolu belirtisiz isim tamlamasıdır. Buna eski sıfatını getirirsek şöyle bir tamlama meydana gelir: eski kapı koluEski sıfatını tamlayan ile tamlanan arasına getirip kapı eski kolu şeklinde bir tamlama yapamayız. Ancak bu tamlama kapının kolu şeklinde belirtili isim tamlaması olsaydı kapının eski kolu diyebilirdik. Yani belirtili isim tamlamalarında tamlayan ile tamlanan arasına sıfat girebilir, ancak belirtisiz isim tamlamalarında araya sıfat girmez. Sormuş olduğunuz devlet bakanı ibaresi de belirtisiz isim tamlamasıdır ve araya herhangi bir sıfat girmez, sıfat başa getirilir. Dolayısıyla bu tamlamanın doğru şekli de eski devlet bakanı'dır. Unutmamak gerekir ki burada eski sözü devlet'i değil, devlet bakanı ibaresini nitelemektedir.

Ayrıca belirtisiz isim tamlaması şeklinde olan inşaat mühendisi ibaresi için de aynı kural geçerlidir. Araya herhangi bir sıfat girmez, sıfat başa getirilir. Dolayısıyla bu tamlamanın doğrusu yüksek sıfatının başta olduğu yüksek inşaat mühendisi şeklidir.

"Personel Dairesi Başkanlığı" mı yoksa "Personel Daire Başkanlığı" mı gramer kurallarına göre doğrudur?

Bu tamlamalardan "Personel Daire Başkanlığı" şekli doğrudur. Dilimizde "daire başkanlığı" şeklinde kalıplaşmış bir ibare vardır. Belirtisiz isim tamlaması şeklindeki "daire başkanlığı" ibaresi, diğer bir belirtisiz isim tamlamasında tamlanan olarak kullanılmıştır.

"Demir yelek" isim tamlaması mı yoksa sıfat tamlaması mıdır?

Demir yelek ibaresi bir sıfat tamlamasıdır. Çünkü yelek'in neden yapıldığını yani bir niteliğini belirtmektedir. İsim tamlamalarında ilk kelime, ikinci kelimenin bir niteliğini belirtmez, söz konusu iki kelime arasında birbirlerini tamamlama özelliği söz konusu olur. Genellikle bu özellik de parça - bütün ilişkisi şeklindedir. Dolayısıyla demir yelek örneğine isim tamlaması diyemeyiz.

"ellemek" fiili, belirtme yönelme durumu ile mi yoksa belirtme durumu ile mi kullanılır?

Ellemek fiili, belirtme durumu eki alan nesne ile kullanılır. Yani doğru olan şekil "Beni elleme."dir.

"-sal/-sel" eki Türkçe midir?

-sal/-sel, Arapça nispet eki 'nin yerine Dil Devrimi sırasında kullanılmaya başlanan bir ektir. Örneğin ilmî yerine bilimselşahsî yerine kişisel. Dil bilimcilerin bu ek hakkında değişik görüşleri vardır. Yaygın olan görüş ise -sal/-sel ekinin Fransızca national sözü göz önünde tutularak yapılan ulusal'ın sonundaki -sal'dan türetilmiş olmasıdır. Daha açık bir ifadeyle -sal/-sel Fransızca -al/-el ekine benzetilerek oluşmuş bir ektir. -al/-el ekinden -sal/-sel biçimine geçiş ulusal örneğinden hareketle olmuştur.

"Gramer" ile "dil bilgisi" terimleri aynı kavramı mı ifade eder?

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Dil bilgisi ve  gramer terimleri birbiriyle tam olarak örtüşmemektedir. Gramer anlam olarak daha kapsamlıdır.

Prof. Dr. Zeynep Korkmaz tarafından hazırlanan ve Kurumumuzca 1992 yılında yayımlanan Gramer Terimleri Sözlüğü'nde, adı geçen terimler şöyle tanımlanmıştır.

dil bilgisi: Çeşitli düzeydeki okullarda, Türkçenin ses, şekil ve cümle yapısı ile cümlenin ögeleri arasındaki anlam ilişkilerini öğreten bilgi dalı; bu bilgileri veren dersin ve kitapların adı.

gramer: Bir dili ses, şekil ve cümle yapıları ile dilin çeşitli ögeleri arasındaki anlam ilişkileri açısından inceleyerek bunlarla ilgili kuralları ve işleyiş özelliklerini ortaya koyan bilim.

Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere dil bilgisi ve gramer sözleri terim olarak biraz farklı anlamlar yüklenmiştir.

Özne ile yüklem arasında teklik-çokluk bakımından nasıl bir uyum kuralı söz konusudur?

Özne ile yüklem arasında teklik - çokluk bakımından uygunluk olması gerekir. Bunun belli kuralları vardır. Özne teklik olursa yüklem de teklik olur. Ancak bu durumun bir istisnası vardır. Söze saygı, resmiyet katmak amacıyla teklik özne, çokluk fiille kullanılabilir. "Sayın Cumhurbaşkanımız geldiler." örneğinde olduğu gibi. Özne çokluk olunca yüklem teklik de olabilir çokluk da. Ancak bu durumda daha çok yüklemin teklik şekli kullanılmaktadır: "Çocuklar okula gitmiş." Cansız varlıklar, bitki ve hayvan adları özne olduğu zaman, özne çokluk da olsa yüklem teklik olarak kullanılır. Ancak bitki, hayvan ve cansız varlıklardan meydana gelen öznelerin çokluk biçimi kullanılırken, bu varlıklar o cümlede şahıslaştırılmak isteniyorsa yüklem çokluk da olabilir. "İlkbaharın tatlı rüzgârıyla sarhoş olan martılar, çılgın naralarla havayı çınlatıyorlardı." cümlesinde çınlatıyordu şeklini de, çınlatıyorlardı şeklini de kullanmak mümkündür. Bu, yazarın tercihiyle ilgilidir. Yaptığımız açıklamalardan da anlaşılacağı üzere "Yetkililer, üç gün boyunca havanın sıcak geçeceğini belirtti." şekli tercih edilmekle birlikte "Yetkililer, üç gün boyunca havanın sıcak geçeceğini belirttiler." şekli kullanılabilir.

"Taşucu, Kırlareli, Adapazarı" gibi belirtisiz isim tamlaması yapısındaki yer adlarıyla tek kelimeden oluşan yer adları, durum eklerini aynı şekilde mi alır? Bunun kuralı nedir?

Ünlüyle biten bir kelimeye belirtme veya yönelme durumu eki getirilirken araya kaynaştırma harfi y girer. Kediyi, örtüye, masayı vb. İsim tamlamalarına durum ekleri getirilirken de tamlamanın sonundaki iyelik ekinden dolayı araya zamir n'si girer. Masa örtüsünü, kalem kutusuna, kitap dolabında vb. Yer adlarına ek getirirken de bu duruma dikkat ederiz. Yani yer adı tek kelimeden oluşuyor ve ünlü harfle bitiyorsa yer adıyla belirtme veya yönelme durumu eki arasına kaynaştırma harfi y girer. Ankara'yı, Ankara'ya örneklerinde olduğu gibi. Yer adı bir isim tamlamasından oluşuyorsa tamlama ile durum ekleri arasına zamir n'si girer. Taşucu'nu, Kırklareli'ne, Adapazarı'nda örneklerinde olduğu gibi. İyelik ekinin iyice kalıplaştığı birkaç örnekte ise kelime ile durum eki arasına zamir n'si yerine kaynaştırma harfi y'nin girdiğini görüyoruz: Rumeli'yi, Tunceli'ye.

-lar/-ler çokluk eki mi önce gelir, -dır bildirme eki mi?

Çokluk eki -lar/-ler fiil çekimlerinde genellikle sonda yer alır. -dır bildirme ekinin bulunduğu çekimlerde ise genellikle -dır en sonda yer alır. Ancak  -makta/-mekteadlandırılmaktadırlar şeklindeki örnek doğrudur. Ayrıca gereklilik kipinin çekiminde normal şekil bilmelilerdir olmakla birlikte bu az kullanılmakta, genellikle bilmelidirler şekli tercih edilmektedir. ekinin kullanıldığı fiil çekiminde bildirme eki, çokluk ekinin önüne geçer. Dolayısıyla

"Oluyormuştu" fiil çekimi Türk dili kuralları açısından doğru mudur?

Oluyormuştu şeklindeki fiil çekimi standart Türkiye Türkçesinde yoktur. Ancak bu şekil bazı Anadolu ağızlarında kullanılmaktadır. Standart Türkiye Türkçesinde olmayan, sadece bazı ağızlarda kullanılan bu şekli yazı dilinde kullanmak doğru değildir.

Gürcistan’da Türkçe’nin İkinci Dil Olarak Okutulması İle İlgili Sorunlar

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Değerli Oturum Başkanımız, Baylar ve Bayanlar,

Öncelikle beni bu muhteşem sempozyuma davet eden sayın düzenleyicilere teşekkür etmek istiyorum. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin kuzeydoğu komşusu olan Gürcistan’dan gelmekteyim.

Bilindiği üzere Türkiye ve Gürcistan arasında politik, ekonomik ve kültürel  ilişkiler yüzyıllardır devam etmektedir. Dolayısıyla ülkemizde Türk dili öğretimine karşı duyulan büyük ilgi normal karşılanmaktadır. 18. yüzyılda bile Gürcistan’da “Gürcüce-Türkçe Ders Kitabı”nın olduğu bilinmektedir.

Gürcistan’da Türk dili 1918 yılından beri öğretilmektedir. Bu konuya büyük bir önem veren Tiflis Devlet Üniversitesi’nin kurucuları, üniversitenin ilk mezunlarından olan, sonradan ise Gürcü Türkoloji ekolünün kurucusu ve baş temsilcilerinden biri olan akademisyen Sergi Cikia’yı 1928 yılında İstanbul Üniversitesine gönderdiler. Sergi Cikia Türk dili ve edebiyatı alanında ünlü Türk bilim adamı Mehmet Fuat Köprülü’nün sınıfında eğitim görmüştür. Gürcistan’da Türkçe eğitimi yaygın olarak 1945 yılında Tiflis Devlet Üniversitesi içerisinde Doğu Bilimleri Fakültesi’nin açılmasından sonra başladı. Birçok kuşak Türkolog yetiştiren fakültemiz, Gürcistan Bilimleri Akademisi’nin bünyesinde, Doğu Bilimleri Enstitüsünü de kurmuştur. Sözü edilen Enstitü ise 1990 yılında kendi bünyesinde Tiflis Asya ve Afrika Enstitüsü oluşturup kısa süre sonra Doğu Dilleri Eğitim Merkezi’ne dönüştü. Burada başarıyla faaliyetini sürdüren Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Türk Dili ikinci yabancı dil değil, esas yabancı dil olarak öğretilmektedir. Gürcistan’daki Türkiye Büyükelçiliği de Türk dili eğitimi konusunda büyük bir katkıda bulunmaktadır. Onlara saygıyla minnet ve şükranlarımızı sunmayı borç biliriz. Ama yine de  öğretmen ve öğrencilerimizin staj yapmak için Türkiye’ye gönderilmesinin çok önemli ve gerekli olduğuna inanıyoruz. Bu konuda sizlerin ve Büyükelçilik Eğitim Müşavirliği’nin destek ve yardımına ihtiyaç duymaktayız.

Eğitim programlarımızda Türkiye, Gürcistan, Rusya ve Almanya’da yayımlanmış ders kitapları kullanılmaktadır. Bunun dışında akademisyen Sergi Cikia tarafından hazırlanmış “Ders Kitabı” ve Devlet Üniversitesi’nin araştırmacıları tarafından düzenlenen “Okuma Kitabı” da vardır. Ama eskiden hazırlanmış bu tür ders kitaplarımızda klasik edebiyat yazarlarına yer verilmiştir. Şimdi ise çağdaş yazarların eserlerinden yararlanarak hazırlanacak yeni bir ders kitabı üzerinde çalışmalar sürdürülmektedir. Her türlü dersin kendi eğitim ve bilim değeri olduğuna inanarak Gürcü öğretmenler Türkçe öğretirken Gürcü dilinin özelliklerini de göz önüne alarak ders vermektedirler.

Gürcü dilinin Acara ve Guria lehçelerinde, Türk dilinden ya da Türkiye yoluyla girmiş olan çok sayıda alıntı kelime bulunmaktadır. Bunun nedeni Gürcistan’ın Acara ve Guria bölgelerinin Türkiye ile en yakın coğrafya konumuna sahip olmasıdır. Türk ve Gürcü dilleri tamamen farklı dil ailelerine girmelerine rağmen dil bilim bakımından çok sayıda kelimelerde ilginç benzerlikler göstermektedirler.

Örnekler

1. Sesbilgisinde:

  1. Türk dilinde telaffuz edilmeyen çeşitli pozisyonlarda bazen yarım sesli harf olarak ünlü, sızmalı, katı, damak sesdeşi olan tarihsel “ğ” Gürcü dilinde esas bir sestir. Bu harf Türkçe’den geçmiş veya Türkiye üzerinden geçme yoluyla Gürcü diline yerleşmiş, alıntı kelimelerde tamamen kalmıştır. Örneğin: Türkçe kâğıt (kyayıt), Gürcüce kağaldi; Türkçe Kurgan, Gürcüce Korğan-i v.s.

b) Türkçe güvercin, Gürcüce lehçelerinde gogarçin-i şekliyle girip kalmıştı.

c) Bütün Türk dilleri için tarihsel ses kompleksi olan (nğ, ng) sağır nun veya sağır kâf Türkçe’de kelimelerin orta ve son pozisyonlarında tamamen değişmiştir.

Lehçelerde değişme süreci henüz bitmemiş ve “hala devam etmektedir.” Ama tamamen farklı bir dil sisteminde yer alan Gürcü dilinde ve lehçelerinde Türkçe’den girmiş alıntı kelimelerde de aynı sürecin olduğunu ve Osmanlıca’da kabul edilmiş durumun korunmasını görmekteyiz. Örneğin: Ed. Türk: çene, eski Türk: çenge, Gürcüce: çenge; Ed.Türk: ben, eski Türk: beng, Gürcüce: beng-i; Ed. Türk.: yanlış, eski Türk: yanglış, Gürcüce: yanğliş-i (i gürcü dilinde yalın halin ekidir). Örnekler,  özel isimlerden; Ed. Türk: deniz, eski Türk: dengiz, Gürcü:öz.is Tengiz-i; Ed Türk: Songur, eski Türk: Songur, Gürcüce: soyadı sonğul-a-şvil-i (Gürc. şvili=oğul-demektir).

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

2. Fiile gelince:

Bilindiği gibi Türk fiili soneklerle yapılmaktadır. Avrupa ve Türk dillerinde kaynak olan infinitif ise Gürcüce’de yoktur. Onun yerine fiilden oluşan isim-masdar geçmiştir. Masdar ise bazen önek-soneklerden yapılır. Gürcü fiilin her türlü şekli 18 sıra içerisinde dizilmiştir. Türk fiilin her şekli ise bu 18 sıra içine alınmıştır (zaman, çatı v.s.).

Bundan ötürü Türk fiili güçlük çekmeden öğretilir. Lehçelerimizde ise Türkçe’den girmiş alıntı sözlerden Gürcüce’ye özgü olan önek ve soneklerle fiillerin türemesi gibi ilginç olaylar görülmektedir. Örneğin Türk: ar. hazır, f. hazırlamak, Gürc: f. ga-hazir-eb-a (ga-eb-a) Gürcü fiili yaratılan önek ve sonekleridir; ed. Türk dilim f. Dilimlemek, Gürc. da-dilim-eb-a; Türk f. Zengin, zenginlemek, Gürc.ga-zengil-eb-a v.s.

Çatıların türetiminde de durum aynıdır. Bu durumda eğitim verildiğinde tasviri metot uygulamasına ihtiyaç duyulmaktadır.

3. Dikkatinizi bir ilginç noktaya çekmek isterim:

Bir dilden öbür dile tam kopyalaşma dillerin birbirlerini etkilediğinin bir göstergesidir.

Gürcü lehçelerine Türkçe’den geçmiş bir çok örnek gözükmektedir. Örneğin:

  1. Ed. Gürcü: “Ori tvalit brma”, Acara lehçesinde; “ori tvalidan brma”; Bu deyimin her kelimesi Gürcüce’dir ama Türkçe’ye göre çıkma haliyle yapılmıştır.
  2. Türk: kurttan korkuyorum, Gürc: mglidan meşinia. Türk: Kızdan utanıyorum, Gürc: gogodan mrixvenia v.s.
  3. Türk: dile gelmek, Gürc: Acara Lehçesinde  enaze mosvlaenaze movda- kelime kelimesine tercüme edilmiştir. Bunun gibi örnekler oldukça çoktur.

Türk dili öğretiminde bu tür sorunlara ağırlık verilerek öğrencilerimizin yıl ödevleri, mezuniyet ve diploma tezleri olarak sıkça Gürcü diline ya da lehçelerine Türkçe’den girmiş alıntılar, onların ses bilgisi, morfolojik açıdan analizi gibi konular üzerinde durulmaktadır.

Bunun dışında ilkokul, okul ve liselerde bile seçmeli olarak Türkçe dersi verilmektedir.



 Gürcistan Üniversitesi

Kazaklardan Türkçeye büyük ilgi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Kazakistan'ın Almatı şehrinde faaliyet gösteren Türkiye Türkçesi Eğitim Öğretim Merkezi (TÖMER)'deTürkçe öğrenen 151 kursiyere, sertifikaları törenle teslim edildi.

Törene Türkiye'nin Astana Büyükelçili Eğitim Müşaviri Dr. Kadir Çetin, TÖMER yetkilileri, öğretmenler ve kursiyerler katıldı. Sertifika töreninde konuşan Çetin, dört buçuk aylık süre sonunda sertifika almaya hak kazandıkları için kursiyerleri kutladı. Öğrenilen dilin canlı tutulması için mutlaka pratik yapılması gerektiğinin altını çizen Çetin, Türkçe filmler izlemenin ve Türkçe yazılı metinleri okumanın faydalı olacağını belirtti.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Törende temel Türkçe kursunu bitiren Janar Bolegenova okuduğu "Sevdiğin Kadar Sevilirsin" adlı şiir büyük beğeni topladı.

Törende, kursu birincilikle bitirenlere çeşitli ödüller verildi.

Kedi İle İlgili Deyimler

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Hayvanlar arasında, insana en yakın, en sıcak duran hayvan kedi olmalı. Bu yakınlık, biraz da karşılıklı. Kedi, insana yakın durduğu kadar, insanoğlu da kendini ona yakın hissetmiş. Bu yakınlığın en net yansıması konuşmalarımıza yansıyan kedili deyimler, kedili atasözleri ve kedili cümleler. Öyle ki, hayatta hiç kedi beslememiş, bir kediyi sıvazlamamış, bir kedi tarafından tırmalanmamış insanlar bile, günlük konuşmalarında, “kedi gibi...” diyerek başlayan çok sayıda benzetme kalıbını kullanmaktadırlar. “Kedi şiiri” yazan şairlerimizin sayısı hiç de az değil. “Kedi şiiri” yazmasa bile, şiirlerinde “kedi”yi kullanmayan şair de yok gibi. “Kedi”li benzetmeler, sokak konuşmalarından en edebi metinlere, akademik çalışmalardan argo konuşmalara kadar kendine yer bulmuş.

Dikkat edin, hepimiz, bir olayı daha iyi anlatmak, bir kişinin davranışını daha iyi betimlemek, bazen sevgimizi bazen kızgınlığımızı, bazen de nefretimizi anlatmak için, olayı, davranışı, özneyi “kedi”ye benzettiğimiz çok olur.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.


Kedi severler, kedilerin nankörlüğünü kabul etmeseler de, dilimizde en çok yer edinmiş kedili deyim, “nankör kedi”dir. Şarkılara da girmiş bu deyim, nerede bir vefasızlık olsa, durumu en iyi anlatan deyim olarak kullanılmaktadır.

Çok sızlanan birine hemen “kedi gibi mızıktama” deriz. Suçundan dolayı bir kenarda sessizce oturanın durumunu ise “süt dökmüş kedi gibi” deyimi anlatır. Şımaran, bize yakın durmaya çalışan insanları da kedi tavırlarıyla açıklarız: “kedi gibi şımarmak”, “kedi gibi sırnaşmak”. İnsan suçlu olduğunda da kedi gibidir, masum olduğunda da. Çünkü, o bazen “kedi gibi suçlu” başı eğik, bazen “kedi gibi masum” ve utangaçtır.

Uykudan kalkmış keyifle gerinen biri de aslında “kedi gibi geriniyor”dur, elbette uyumanın da kedi gibi olanı var. Mesela Can YÜCEL Murakabe şiirinde “kedi gibi uyumak”tan bahseder. “Gebe bir kedi gibi / Uyukluyorum güneşte / Neyi nasıl nerde doğuracağımı / Düşünerek değil sade / Lohusa / atağımı kafamda kurarak... / Düşün düşün düşün

İşi hep rast gelen, her sıkıntıdan kurtulan ve her olaydan karlı çıkan da “dört ayağı üzerine düşen kedi gibi”dir. Her beladan kurtulan, her ölümden sıyrılan da “kedi gibi dokuz canlı”dır. Bazı insanlar hareketlidir, yerinde duramazlar, o zaman “kedi gibi tırmanmak”,kedi gibi sıçramak”, “kedi gibi oynamak” zamanıdır. Tabii insan her zaman dört ayağı üzerine düşmez, her zaman hareketli olamaz. O zaman da “kedi gibi korkak”, “kedi gibi ürkek”, “kedi gibi uyuşuk” olursunuz. Ama bir insanın çok fazla üzerine giderseniz, karşınızdaki “kedi gibi köşeye sıkıştırılmış” olur, bu da onu savunmaya zorlar, ve “köşeye sıkışmış kedi gibi” üzerinize saldırabilir.

Başarı kedicedir ama başarısızlık da. Onun için kırk yılda bir defa tuttuğu işi koparana ya da şanssız birisi iyi bir fırsat yakaladığı zaman, hemen “kedi olalı bir fare yakaladın” deriz.

Bakmanın da kedice olanı vardır. “Kedinin ete baktığı gibi” bakarsanız, aç olduğunuz ya da ihtiraslı olduğunuz anlaşılır. Ve eğer çok güzel bir haber alırsanız “gözleriniz kedi gibi parlar”. Geceleri yolarda size rehberlik eden, yol sınırlarınız çizen beyaz ve kırmızı parlak uyarıcıların adı da “kedi gözü”dür.

Hafif tombul dostumuza “ciğerci kedisi gibi” semiz deriz. Çok gezenin, her tarafa girip çıkanın adı da “sokak kedisi”dir. Ama en kötüsü “kara kedi” olmaktır. İnsanoğlu, sevgisini, aşkını anlatmak için kediden yardım istediği gibi, arayı bozan, ikilik sokan birini tarif ederken de ondan medet diler. Çok iyi dost olan iki kişinin bozuşmuş olduğunu gördüğümüz zaman, aralarına “kara kedi girmiş” diye düşünürüz. Bazılarıda “kara kedi” görmek uğursuzluk getirir demişlerdir.

İnsan eşine, sevgilisine, kadınına da, nedense kedi gözüyle bakar. Sevgilisine yakın duran, ona yaklaşan kadın “kedi gibi sokulur” ve “kedi gibi koyna girer”. Ama bazen de “kedinin fare ile oynaması gibi”dir aradaki ilişki. O zaman da bir taraf, “kedi gibi hırçınlaşır”. Ama çoğu zaman “kedi gibi değişken ve kaprisli tavırlar”ı kadın ortaya koyar. İlişkilerde “kedi gibi mırlayan” da, “kedi gibi numaralar” yapan da kadındır. Çünkü o, “kedi gibi kadın”dır. Ama en çok da sevgililere yakışan birbirlerine “kedi gibi sığınma”larıdır. Afşar Timuçin, İSTERSEN AL GÖTÜR BENİ başlıklı şiirinde, “Ölümsüz gülüşünle başlıyorum / Her güzelliğe her sevince / Bir yağmur ince ince / Sürerken beni başka zamanlara” dedikten sonra şu çağrıda bulunur sevglisine, “Sıcaklığın beni alıştırıyor / Soğuk ve yağmurlu akşamlara / Üşümüş bir kedi gibi sığınıyorum / Ellerine ayaklarına saçlarına”. Kadına karşı güç gösterisi de kedi ile yapılır. “Kedinin bacaklarını ayırmak” ilk gecenin adetidir.

Mart Kedisi” ise yaramaz erkeklerin adıdır. İşleri, güçleri çapkınlık olan erkeklere “yine ortalıkta ‘mart kedisi gibi’ dolaşıyorsun” derler. Mart ve kedi arasındaki ilişki herkesin zihninde vardır. Mart gelir ve kediler dama çıkar... Orhan Veli, şiirinde bu ilişkiye dokunur. “Neden liman deyince / Hatırıma direkler gelir / Ve açık deniz deyince yelken? / Mart deyince kedi, / Hak deyince işçi..” Kışın şiddetini anlatmak için de yine kedilerden örnek veririz. Evliya Çelebi’nin Erzurum soğuğunu anlatmak için Seyahatnamesi’nde anlattığı hikayenin orijinal metnini de buraya alayım. “... Hatta bir kere bir kedi, bir damdan bir dama pertâb iderken (atlarken) muallakda donup kalır. Sekiz aydan nevrûz-i Harzemşâhî (ilkbahar) geldikte mezkûr kedinin donu çözülüp ‘mırnav’ deyüp yere düşer.” Kedi damdan dama atladığına göre aylardan mart olmalı.

Kediye benzetilen en olumuz insan tavrı yalakalıktır. Bazen birinin size yakınlaşma çabasını “kedi gibi yalakalık yapmak” gibi algılayabilirsiniz. Kim bilir belki de o size sadece “kedi gibi sürtünerek” bir sevgi gösterme çabasındadır.

Çocuklarında kedilikleri vardır. Çünkü onlarında büyükleri gibi “kedi karakteri” vardır. Ve o zaman “kedi gibi yaramaz” , “kedi gibi hırçın”, “kedi gibi atik” olurlar. Mutfakta çok dolaşan, ne pişiyor diye gözleyen çocuk da olsa, bey de olsa yaptığı iş “mutfak kedisi gibi ayak altında dolaşmak”tır.

Su içmenin de kedi gibisi olur mu demeyin. Konuşma özürlü çocuklar için doktorların önerilerinden biri de, özürlü çocuğun, “kedi gibi su içmesi”dir. Küçük bir tabaktan dil ile “kedi gibi su içme” egzersizleriyle çocuk konuşma özrünü atabilirmiş.

Kedi kelimesi isim tamlamalarına da girmiştir.Kedi gözü(yol kenarlarındaki uyarıcılar),kedi dili(bisküvi),kedi ayağı(bitki-çiçek).

Kedili ata sözlerin en meşhuru “Kedi uzanamadığı ciğere murdar” dermiş. Daha çok sayıda atasözü var. Sevdiklerim şunlar: “Kedinin usluluğu sıçanı görünceye kadardır”, “Kedinin boynuna ciğer asılmaz” ve “Avcı kedi mırlamaz. 

İnsan hep kedi ile iç içe. Sevgilisini de kediye benzetmiş, düşmanını da. Çocuğunun davranışları açıklarken de “kedi gibi” diye cümleye başlamış, kendini tanımlarken de. İnsan kediye yakın bulmuş kendini. Kendini onda bulmuş. Kendini ona benzetmiş. Hatta, kedi zannetmiş. İnsan, ne kadar da kedi. Aslında kediyi anlatan insan hep kendini anlatmış.

Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi İle İlgili Çalışmalara Genel Bir Bakış

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

ÖZET

Türkiye'nin birçok açıdan dünyaya açıldığı son dönemde Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi daha fazla önem kazanmıştır. Yabancılara Türkçe Öğretiminin ilk eseri Divanü Lugati't-Türk adlı eserdir. Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde her ne kadar uzun bir süre geçmiş olsa da henüz bu alanda tam bir kuramsal bir çerçeve oluşturulamamıştır. Bu durum da çalışmaların sistemli bir şekilde yürütülememesi gibi birtakım zorlukları ortaya çıkarmaktadır. Bu alanyazın taramasında, yabancılara Türkçe öğretimiyle ilgili çalışmalara genel bir bakışla değinilmiş ve bu alandaki gelişmeleri dikkate alarak karşılaşılan sorunlara ve çözüm önerilerine işaret edilmiştir.

Giriş

Bilginin hızla yenilendiği çağımızda, bireyin ve toplumun bilgiye ulaşması, bilgiyi kullanması ve yeniden üretmesi öncelikle bireylerde temel dil becerilerinin gelişmiş olmasıyla olanaklıdır (Girmen, vd., 2010: 133). Dil, insanların yaşamlarını düzenleyen, onları bir arada tutarak milletleşme çizgisine taşıyan, düşünmeyi, anlamlandırmayı ve anlamlandırılanın aktarılmasını sağlayan bir beceridir. Bu bağlamda dil, bireysel ve toplumsal yaşantının yaratıcısı ve yansıtıcısıdır.

Her dil, evreni kendine özgü bir biçimde algılar, kendine özgü bir biçimde yorumlar. Her dilin dünyayı anlama ve anlatmada tuttuğu yol birbirinden değişiktir. Çocuk gözünü, kendisini çepeçevre kuşatan bir dil içinde açar. Bu onun anadilidir. O dilin ses dizgesini edinir, o dilin anlama, anlatma yoluyla bilinci uyanır (Adalı, 1983: 31). Dünya zihnimizde anadilimize göre biçimlenir. Biz çevremize anadilimizin penceresinden bakar; varlıkları, olayları, durumları hep onun anlama ve anlatma yolundan giderek kavrayıp dile getirebiliriz. Dilin taşıdığı büyük önem ve işlev Türkçe öğretimine ne kadar önem verilmesi gerektiğini göstermektedir (Özbay, 2002: 116).

Günümüz dünyasında ikinci dil / yabancı dil büyük bir önem kazanmıştır. İnsanlar hangi sektörde çalışıyor olurlarsa olsunlar bir yabancı dil hatta ikinci bir yabancı dil öğrenme ihtiyacını duymaktadırlar. Bir yabancı dil bilmenin ayrıcalık olmaktan çıkıp, herkesin sahip olması gereken bir özellik olduğu günümüzde yabancı dil eğitiminin önemi de artmıştır (Göçer, 2009b: 28).

Bu günün dünyasında yaşamın har alanında olduğu gibi eğitimde, de hızlı bir değişim ve dönüşüm görülmektedir. Bunun doğal bir sonucu olarak insanlar kendilerini küresel bir etkileşim çemberinin içinde bulmaktadırlar. Bu durum bir yabancı dil öğrenme ihtiyacını doğurmaktadır. Bu küresel etkileşim içerisinde etkin olan ulusların dilleri de doğal olarak önem kazanmaktadır. Bu bağlamda Türkiye ve Türkçenin öneminin artması Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminin önemini ortaya çıkartmaktadır.

 Yöntem

Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanında yaşanan gelişmelerin akademik çalışmalara dayalı olarak belirlenmesini amaçlayan bu çalışmada alanyazın taraması yapılmıştır. Ele alınan akademik çalışmalardaki çıkarımlar, bu akademik çalışmalara dayalı olarak sorunlar, gelişmeler diye ikiye ayrılmış ve konu başlıklarının altında yapılan açıklamalarla beraber işlenmiştir. Bazı temel sorun ve gelişmelerden yola çıkılarak çeşitli öneriler oluşturulmaya çalışılmıştır.

Bu araştırmada, Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi ile ilgili alanyazın taranarak alanla ilgili çalışmalara yönelik durum tespiti yapılaması amaçlanmıştır. Bu genel amaç doğrultusunda Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi ile ilgili çalışmalar üç ana başlık altında ele alınmıştır. Bunlar: Yabancılara Türkçe Öğretiminin Tarihsel Gelişimi. Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi ve Türkiye'deki Durum. Türkiye dışında Yabancılara Türkçe Öğretimi Çalışmaları.

Yabancılara Türkçe Öğretiminin Tarihsel Gelişimi

Tarihin bilinen ilk dönemlerinden beri gelişmiş, işlenmiş ve zenginleşmiş bir dil olarak karşımıza çıkan Türkçenin hem ana dili olarak hem yabancı dil olarak öğretimi konusunda yapılmış somut örnekler vardır (Karakuş, 2006: 12). Bu konuda söylenecek ilk örnek herkesin tartışmasız kabul edeceği Divanü Lugati't-Türk adlı başyapıttır.

Divanü Lugati' t-Türk Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılan Türkçe-Arapça bir sözlüktür. Kaşgarlı Mahmut'un bu eseri Türkçe-Türkçe tek dilli bir sözlük yazıp Türkçenin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu göstermekten ziyade Türkçe-Arapça iki dilli bir sözlük yazıp Araplara Türkçeyi öğretmeyi amaçlamaktadır (Adıgüzel, 2010: 28-29).

Muhatabı yerli veya yabancı kim olursa olsun Türkçenin öğretilmesi amacıyla yazılan ilk eser olarak Kaşgarlı Mahmut'un Divanü Lugati't-Türk (1068-1072) adlı eserini kabul etmek gerekir. Çünkü Türkçenin bir devlet ve millet dili olarak kurallarının tespit edildiği ve öğretim amacıyla yazılan gramer nitelikli ilk eser Divanü Lugati't-Türk'tür. Kaşgarlı Mahmut, Araplara gelişmiş, bir bilim, kültür ve edebiyat dili halini almış olan Türkçeyi öğretmek amacıyla Bağdat'ta 8624 kelimenin yer aldığı Divanü Lugati't-Türk adlı eserini Arap alfabesiyle yazmıştır. Divanü Lugati' t-Türk'ün Türkçenin zenginliğini ispat eden; Araplara da Türkçeyi öğretmeyi amaçlayan üstün bir eser olarak ortaya konulması, dil öğretimi ve dil şuuru açısından oldukça önemlidir (Karakuş, 2006: 16-17).

Yabancılara Türkçenin öğretimi için yazılan eserlerden ilki Kaşgarlı Mahmut'un Divanü Lugati't-Türk adlı eseridir (Barın, 2009: 122). Akyüz, Kaşgarlı Mahmut'un eserinde dil öğretimi konusunda başarılı bir yöntem izlediğini belirterek yöntemin başlıca özellikleri şu şekilde sıralamıştır (1994: 35):

  1. Önce ve hemen her zaman sadece kural verme değil, ilkin çok sayıda örnekten hareket edip kurala ulaşma yolunu izlemiş ve günümüz yabancı dil öğretiminde benimsenen bir yöntem uygulamıştır.
  2. Dil öğrenmede örneklerin, metinlerin önemini çok iyi görmüş, örneklerini günlük hayattan, atasözlerinden, şiirlerden derlemiştir.
  3. Dil öğretirken Türk kültürünü de tanıtma amacı gütmüş, bu konuya özel bir önem vermiştir.
  4. Dil öğretiminde tekrarın önemini çok iyi kavradığından, önceden geçen bir kuralı gerektiğinde hatırlatmaktan çekinmemiştir.
  5. İzlediği bu başarılı yöntemleri buluncaya kadar çok çaba harcayan yazar, iki yıl içinde eserini üç kez yazıp beğenmemiş, dördüncü kez yazmıştır.

XI. yüzyıl (Karahanlı) Türkçesiyle yazılan bu yapıtta Türkçe deyim ve atasözlerine yer verilmiş, Türk ses, biçim ve anlam açısından incelenmiş, Türkçenin sözvarlığı üzerinde durulmuş, Türkler hakkında önemli bilgiler verilmiştir. Türkçenin XI. yüzyıldaki durumu ve tarihi gelişimini izleyebilmemiz açısından bu yapıt son derece büyük bir önem taşımaktadır (Hengirmen, 1993: 5). Köprülü de Divanü Lügati't Türk'ün temel birkaç özelliğini şu şekilde dile getirmektedir: Bu sadece bir lügat değil, Türk lehçeleri ve lehçelerin ses özellikleri, şekil bilgisi, kelimeler hakkında uzun uzun incelemeler yapılacak bir bilgi kaynağıdır. Tarihi coğrafya, tarih, mitoloji folklor bakımından emsalsiz bir vesikalar hazinesidir.'

Divanü Lugati't Türk'ten sonra Türkçenin öğretilmesi amacıyla yazılmış ikinci bir eser olduğu bilinen Codeks Comanicus'tur. Codeks Comanicus, hem Kıpçak Türklerine ve diğer topluluklara Kıpçak Türkçesini öğretmek hem de Kıpçaklar arasında Hiristiyanlık dinini yaymak amacıyla Latin alfabesiyle 1303-1362 yılları arasında (tahminen) Alman ve İtalyan misyonerler tarafından yazılmış bir eserdir. Eserde, sözlükten başka, İncil'den parçalar bulunan dinî metinler, atasözleri ve bilmeceler, tercümeleri ile birlikte yer almıştır ki bu durum Türk dilinin öğretimi maksadıyla yazıldığını gösterir. Codeks Comanicus, misyonerlerce, onların amaçları için yazılmıştır. Misyonerler, Kumanlar arasında Hıristiyanlığı yayabilmek için onların dillerini öğrenmişler, Hıristiyan dualarını Kuman Türkçesine çevirmişlerdir. Bu çevirileri Latin harfleriyle kaleme almışlardır.   Bunun dışında Türkçe sözcüklerin Almanca karşılıklarını da yazmışlardır (Karakuş, 2006: 20-21).

Eski Anadolu Türkçesi döneminin dil tarihi açısından en önemli olayı Karaman oğlu Mehmet Bey'in 15 Mayıs 1277 Perşembe günü yayımladığı "Bugünden sonra divanda, bargâhta, dergâhta, Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır" buyruğudur. Karaman oğullarının aksine Selçuklu ve Osmanlılarda sanatçılar ve devlet adamları Türkçeye rağbet göstermemiştir. Eski Anadolu Türkçesi döneminde Türkçenin ana dil olarak öğretimi önem kazanmış ve medreselerde ders kitabı olarak okutulmaya yönelik birçok eser yazılmıştır. Eski Anadolu Türkçesi kapsamına girebilecek yabancılara Türkçe öğretimiyle ilgili bilinen tek eser İbn ü Mühennâ Lûgati olarak da bilinen Hilyetü'l-İnsân ve Heybetü'l-Lisân'dır (Açık, 2008: 2).

Kitâbü'l-İdrak Li Lisanü'l Etrak (Esirü'd-din Ebu Hayyan tarafından 18 ralık 1312 tarihinde tamamlanmıştır. Türkçenin bilinen ilk gramer kitaplarından biridir. Alfabe sırasına göre düzenlenmiş bir sözlük ve gramer olmak üzere iki kısımdan oluşmuştur (Karakuş, 2006: 21). Yabancılara Türkçenin öğretimi için yazılan eserlerden birkaçını şu şekilde sıralamak mümkündür: Arapça-Türkçe bir lügat mahiyetinde olan ve Cemalü'd-din Ebi Muhammed Abdullahi't-Türkî tarafından yazılan Kitâbu Bug atü'l-müştâk fi Lugati't-Türk ve'l-Kıfçak (Karamanlıoğlu, 1994 : XXIV) adlı eser önemli çalışmalar arasındadır.

Türkçe öğretiminin tarihi, genel olarak Kaşgarlı Mahmud'un Divanü Lügâti 't-Türk adlı eseriyle başlatılır. Türkçe öğretimi açısından başyapıt sayılabilecek olan eser yöntem, plan ve tür olarak ortaya koyduğu çizgisiyle kendisinden sonra Kıpçak, Çağatay ve Orta Asya gibi sahalarda uzun süreli bir etki yaratmıştır. Bu etki altında bulunan İslamiyet' in kabulünden sonraki dönemde öne çıkan Türkçe öğretimi eserlerinden biri de Araplara Kıpçak Türkçesi öğretmek amacıyla yazılmış bir sözlük ve konuşma kılavuzu olan Ed-Dürretü'l-Mudiyye fi 'l-Lügati 't Türkiyye'dir (Tiryaki, 2011: 1).

Mısır'da yazılan ve yazarı bilinmeyen El Kavani 'l Külliye Li-Zabiti 'l Lugati 't-Türkiye (Türk dilinin öğrenilmesi için bütün kurallar) Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazılmış bir dil bilgisi kitabıdır. Bir diğer eser Kıpçakça üzerine yazılmış bir dil bilgisi çalışması olan Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fi'l-Lügati't-Türkiyye''dir. Ali Şir Nevai'nin 15. Yüzyılda Türkçe sözlük olarak yazdığı, Türkçe ile Farsçayı karşılaştırdığı ve Türkçenin Farsçadan üstün olduğunu kanıtlamaya çalıştığı Muhakemetü'l Lugateyn eseri de zikredilmesi gereken önemli bir çalışmadır (Barın, 2009: 122­123). Nevai Muhakemetü'l Lugateyn adlı eserinde Türkçenin terim, kelime serveti, fiillerin çokluğu, eklerin işlerliği ile ifade gücü bakımından Türkçenin Farsçadan üstün olduğunu ispat etmeye çalışmış ve eserinde Türkçenin öğretimiyle ilgili önemli metotları da vermiştir (Karakuş,2006: 23-24).

Bu eserlerin kaleme alındığı dönemlerden sonra fazla ağırlık verilmeyen bu alan Osmanlı döneminde canlansa da asıl önemini geçen yüzyılın başlarında kazanmaya başlamıştır.

Pek çok yabancı bilim adamının Türkoloji alanında çalışmaya başlaması ve bu bilim adamlarının Türkoloji alanındaki çalışmaları sayesinde Türkçeyi öğrenmiş ve Türkçeye önemli hizmetler yapmışlardır. Mesela; yazılı ilk Türk kaynakları olan Orhun Abideleri'nin alfabesini çözümleme şerefi, W. Tohmsen'e aittir (Erdem, 2009: 890).

Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi ve Türkiye 'deki Durum

Türkiye, dünyaya açılan, dış ticaret hacmini gün geçtikçe artıran ve her yıl ülkesine milyonlarca turist çeken görüntüsüyle her vatandaşına ikinci bir dili öğretme mecburiyetindedir. Türkiye yabancılara Türkçe öğretimi hususunda bazı konularda oldukça geri kalmıştır. Bu gün üniversitelerin Türkoloji Bölümleri ve hatta Eğitim Fakültelerinin Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Anabilim Dalları, Türkçe Bölümleri, Türk dilinin öğretilmesi hususunda değil, tarihî ve kültürel çalışmalara ve eski edebî örneklere yoğunlaşmışlardır. Türk Dilinin standart bir gramer yapısının belirlenmesinde geç kalınmıştır (Ungan, 2006: 223).

Dünyada geniş coğrafyada konuşulan diller arasında önemli bir yeri olan Türkçenin ana dil olarak kullanıldığı ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. Türkiye'de Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi için önemli çalışmalar yürütülmektedir. Gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında Türkçenin yabancı dil olarak öğretimini üstlenen kurum, kuruluş ya da merkezler bulunmaktadır.

Türkiye'de 1950 yılından sonra üniversiteler bünyesinde Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi ciddi biçimde ele alınmaya başlanmıştır. Türkçenin öğretimi konusu aslında son yıllarda çok büyük bir önem kazanmıştır. Türk dünyası öğrenci projesi kapsamında 1991 yılından itibaren gençler lise ve üniversitelerde okumak, yüksek lisans ve doktora yapmak amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ülkemize getirilmektedir. Bu projenin amaçlarından biri; bağımsızlığını yeni kazanmış Türk Cumhuriyetleri ile Türk ve Akraba topluluklarındaki gençlere Türkiye Türkçesini öğretmek, Türk kültürü ve eğitim sistemini tanıtmaktır. Bu gençler aracılığı ile Türkçenin ve Türk kültürünün yeni nesillere aktarılmasını ve Türkiye Türkçesinin yaygınlaştırılmasını sağlamak amaçlanmıştır. Böylece bu ülke ve topluluklarla İsmail Gaspıralı'nın hedeflediği dilde, fikirde, işte birlik ilkesinin dilde birlik kısmıyla ilgili ilk adımlar atılmış olmaktadır (Açık, 2008: 2).

Birçok üniversite bünyesinde Türkçenin yabancı dil olarak öğretimine yönelik lisansüstü eğitim vermeye başlamıştır. Gazi, Ankara vb. üniversitelerin bünyesinde kurulan Türkçe Öğrenim Merkezleri (TÖMER), eğitimlerinde kullanılmak üzere kitap seti hazırlatmışlardır. TİKA'nın (Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı) yabancılara Türkçe öğretiminde kullanılmak üzere hazırlattığı ve temel, orta, yüksek ve ileri düzeyde sekiz kitaptan oluşan Güneş-Türkçe Öğreniyoruz adlı dil öğretim seti Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde kullanılan önemli çalışmalar arasındadır (Göçer, 2009a: 1301).

Son zamanlarda yabancılara Türkçe öğretimi konusunda önemli çalışmaları dikkati çeken Yunus Emre Enstitüsü'nden de söz etme gerekir. Yurt içinde açtığı yaz okulları ile farklı ülkelerden gelen yabancı gençlere Türkçe öğretimi etkinlikleri düzenleyen Yunus Emre Enstitüsü'nün yurt dışında bu alanda yaptığı önemli çalışmaları bulunmaktadır.

2001 Avrupa Diller Yılı dolayısıyla Millî Eğitim Bakanlığı'nca Ankara'da düzenlenen 'Avrupa'da Yabancı Dil Olarak Türkçe Eğitimi' konulu uluslararası sempozyumun kapanış bildirisinde şöyle bir açıklama yer almaktadır: Uzun yıllardan beri Avrupa'da Türkçe konuşan toplumların, özellikle Avrupa demokratikleşme süreci çerçevesinde dil, edebiyat ve kültür mirasını genç kuşaklara aktardığı belirtilerek genç Avrupalı kuşaklar tarafından Türkçenin yabancı dil olarak öğrenilmesi Avrupa'nın kültür dokusuna yeni bir boyut katacaktır (Bölükbaş, 2004: 20). Doğal olarak Türkçe Öğretimi eskiye nazaran ihtiyaç haline gelmekte ve daha ciddi bir değer kazanmaktadır. Bunun en önemli nedeni Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının ortasında yer alan Türkiye'nin bu coğrafi konumu itibariyle farklı kültürlere, farklı medeniyetlere beşiklik etmesi dolayısıyla çok büyük avantajlara sahip olmasıdır. İşte bu avantajlar diğer komşu ülkelerin gözünde Türkiye'yi değerli kılmaktadır. Bu nedenle tüm dünyadan olduğu gibi özellikle bölge ülkelerden Türkiye'ye gelen yabancı sayısı gitgide artmaktadır. Gerek Türkiye'nin kültürünü ve insanlarını yakından tanımak amacıyla gerek burada ticaret yapmak ya da eğitim görmek amacıyla gün geçtikçe daha çok insan Türkiye'yi ziyaret etmekte, hatta burada yaşamaya başlamaktadır. Bu insanlar Türkiye'ye geçici ya da kalıcı olarak her ne sebeple gelmiş olurlarsa olsunlar Türk dilini bilmemek onların Türkiye'de karşılaştıkları en büyük zorluk olmuştur. Bu durum özellikle Türkiye'de kalıcı olanlar için Türk dilini öğrenmeyi zorunlu kılmıştır (Özyürek, 2009:3 ).

Türkiye'de Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde üniversitelerin Türkçe öğretim merkezleri açmaları ve bu merkezlerde okutulacak kitapları hazırlatmaları yanında lisansüstü çalışmalar da yürütmektedirler. Bu gün Türkiye'de birçok üniversitenin bünyesinde Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesi ile ilgili anabilim dalları açılmış ve çok sayıda yüksek lisans ve doktora çalışması yaptırılmaktadır. Örnek olması açısından bu çalışmalardan bazıları aşağıda sıralanmıştır:

Erol Barın (1992). Yabancılara Türkçenin öğretiminde bir metod denemesi (Yüksek Lisans Tezi). Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Gülser Akdoğan (1993). Yabancıların Türkçe Öğretiminde Ad Durum ve Çekim Açısından Sık Rastlanan Yanlışlar ve Nedenleri (Yüksek Lisans Tezi). Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Sami Balcı (1994). Türkçe'nin anadili ve yabancı dil olarak öğretimi üzerine bir araştırma (Yüksek Lisans Tezi). İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Ramazan Zengin (1995). Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde alıştırmalar (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Şükran Dilidüzgün (1995). Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde yazınsal metinler (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

İbrahim Dilek (1995). Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde özgün metinlerle çalışma yolları. (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul: İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Sergül Ersoy (1997). Türkçe öğrenen Yabancıların Yazılı Anlatım Yanlışlarının Dil Bilgisi Açısından Değerlendirilmesi (Yüksek Lisans Tezi). Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Erol Barın (1998). Grameri Türkçe olan topluluklara Türkiye Türkçesinin öğretimi (Doktora Tezi). Ankara: Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Mehmet Hâdi Benhür (2002). Türkçenin Yabancılara Öğretiminde Tartışılmayan Ana Kavramlar (Doktora Tezi). Ankara: Gazi Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.

Derya Yaylı (2004). Göreve dayalı öğrenme yönteminin Türkçe'nin yabancı dil olarak öğretiminde uygulanması ve bu uygulamaya ilişkin öğrenci görüşleri (Yüksek Lisans Tezi). İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Betül Tarhan (2005). Kendi kendine dil öğrenme modeli ve Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul: Yıldız Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Didem Apaydın (2007). Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Sözcük Öğretimi Üzerine Bir Yöntem Denemesi (Yüksek Lisans Tezi). Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Hüseyin Duru (2009). Atasözleri ve Deyimlerin Yabancılara Öğretilmesinde Yöntem ve Teknikler (Yüksek Lisans Tezi). İstanbul: Fatih Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Başak Uysal (2009). Avrupa Dilleri Öğretimi Ortak Çerçeve Metni Doğrultusunda Türkçe Öğretimi Programları ve Örnek Kitapların Değerlendirilmesi (Yüksek Lisans Tezi). Bolu: Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Neslihan Küçükler (2010) Türkçenin yabancı dil olarak öğretimine yönelik, sanatsal uyaranlarla yapılandırılmış etkinlikler üzerine bir model önerisi (Yüksek Lisans Tezi). Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.

Serpil Özdemir (2010). Yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde halk hikâyelerinden yararlanma (Yüksek Lisans Tezi). İzmir: Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.

Duygu Nihal Eker (2010). Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde öğrenen özerkliği (Yüksek Lisans Tezi). Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü.

Türkiye'de Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi için hazırlanan Ders Kitapları

Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde kullanılan birçok çalışma bulunmaktadır. Erdem, yaptığı bir kaynakça denemesinde (2009) ve Açık, sunduğu bir bildiride (2008) bu konu ile ilgili o ana kadar yapılan çalışmaları toplu vermişlerdir. Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi ile ilgili temel çalışmalardan bazıları aşağıda sıralanmıştır:

Ana Dilim Türkçe (6 kitap), Dilset Yayınevi, İstanbul.

Çağdaş Yöntemlerle Yabancılar İçin Türkçe I-II (Mehmet Yılmaz; Fazilet Yalçın Özenç,

2005-2006, İstanbul.

Easy Turkish Course (Fono Yayınları).

Ebru Türkçe Öğretim Seti (8 kitap), Dilset Yayınevi, İstanbul.

Elemantary Turkish (Kurtuluş Öztopçu).

Gökkuşağı Türkçe Öğretim Seti (21 kitap), Gökkuşağı Türkçe Öğretmen Kitabı, Dilset Yayınevi, İstanbul.

Güneş - Türkçe Öğreniyoruz Ders Kitabı 1-4 (Temel, orta, yüksek, ileri düzey); Güneş -Türkçe Öğreniyoruz Çalışma Kitabı 1-4 (Temel, orta, yüksek, ileri düzey). (Özbay Murat ve Temizyürek Fahri). 2007. Ankara: Özel Matbaası (TİKA Yayını).

Güzel Türkçeyi Öğreniyorum Öğrenci Kitabı 1, 2, 3 (Nurettin Koç (1988). İstanbul, İnkılâp Kitabevi Yayınları.

Hitit Yabancılar İçin Türkçe 1-2; Hitit Çalışma Kitabı1-2, Ankara Üniversitesi TÖMER Yayını (Ankara Üniversitesi Basımevi), Ankara 2002.

Makedonlar İçin Türkçe (Çiğdem Ülker, 2008. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları).

Modern Turkish Yabancılara Türkçe Dersleri (CD'li) (Orhan B. Doğan, 1999), İstanbul, Beşir Yayınevi.

Practical Course in Turkish ( Mufit Yıldırımsalp).

Samanyolu Türkçe Öğretim Seti (4 kitap), Dilset Yayınevi, İstanbul.

Sevgi Dili Türkçe (2 kitap), Dilset Yayınevi, İstanbul.

Turkish For Foreigners: Yabancılar İçin Türkçe 1, 2 (Hikmet Sebüktekin; İstanbul, 2006, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları).

Turkish Grammar. (Lewis, G. L., 1967). Oxford: Oxford University Pres.

Turkish Language Course for Complete Beginners (Mirici, İ. Hakkı, Saka, Özlem, Genç, Binnur, Glover, Philip, 2007, Ankara, Gazi Kitabevi.

Turkish. (Karnfilt, J., 1997. London: Routledge.

Türk Dilleri Araştırmaları Dizisi (Revised Edition in 2 volumes) (Kurtuluş Öztopçu, 2009, Santa Monica-İstanbul).

Türkçe Dinleyelim (Boğaziçi Üniversitesi Dil Merkezi).

Türkçe Konuşmak İstiyorum: Yabancılar İçin İngilizce Açıklamalı Türkçe Dersleri, Yakup Kavas, 2004), İstanbul, Alfa Yayınları.

Türkçe Öğrenelim 1, 2, 3, 4, Let's Learn Turkish (Mehmet Hengirmen, Ankara, 2009).

Türkçe Öğreniyoruz 1, 2, 3, 4, 5, 6 (M. Hengirmen, N. Koç; Engin Yayınları).

Türkçe/Turkish (Boğaziçi Üniversitesi Dil Merkezi).

Türkçe'nin Kapıları / Yabancılar İçin Türkçe (Cd Ekli) (Yusuf Polat,2008, İstanbul, Kurmay Basım Dağıtım.

Türkçenin Yapısı Dizisi (Boğaziçi Üniversitesi Yayınları).

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Türkçenin Yapısı- I Sesbilimi (Sumru Özsoy B.Ü. Dil Merkezi).

Türkçeye Doğru 1, 2, 3 (Gürkan Vural, Selt publishing).

Türkofoni Türkçe Öğren 1, 2, 3, 4, 5, 6 (Turkofoni Yayınları).

Yabancı Dil Olarak Türkçe Dil Bilgisi Öğretimi (Özgür Aydın, 1996).

Yabancı Dil Olarak Türkçe Dizisi (Sumru Özsoy; Boğaziçi Üniversitesi Yayınları).

Yabancılar İçin Betimlemelerle Türkçe Dilbilgisi Alıştırmaları, (Polat, Yusuf, Abeş, Gökay, Akgüner Bulut Ebru, 2006, İstanbul, Multilingual Yabancı Dil Yayınları.

Yabancılar İçin Dilbilgisi (N. Koç, İnkılap Kitabevi).

Yabancılar için Türkçe - Türkçenin Kapıları (Alıştırma Kitabı, İkinci Baskı; Yusuf Polat, Ankara: Kurmay Yayınları).

Yabancılar İçin Türkçe 1, 2, 3, 4 (Şeref Yılmaz, Halil Aslantaş; Sürat Yayınları).

Yabancılar için Türkçe 1-2; Türkçe Dil Bilgisi; TCS - YÖS Türkçe Deneme Sınavları, Gazi Üniversitesi TÖMER Yayını, (Uyum Ajans / Gözdem Ofset), Ankara 2006.

Yabancılar için Türkçe Dersleri : konuşma okuma (Kenan Akyüz,  1965). Ankara Üniversitesi Yayınları, Ankara.

Yabancılar için Türkçe Dersleri: Gramer (Selahattin Olcay, 1963). Ankara Üniversitesi Yayınları, Ankara.

Yabancılar İçin Türkçe Dil Bilgisi - Temel Seviye (Hüseyin Duru, 2008. İstanbul: Ebruli Ajans Yayınları).

Yabancılar İçin Türkçe Dilbilgisi (Zülfikar, Hamza (1969), Ankara Üniversitesi Türkçe Kursu Yayınları: IV (Genişletilmiş 2. baskı 1976, 3. baskı 1980) Ankara.

Yabancılar İçin Türkçe Dilbilgisi, Turkish Grammar For Foreign Students (Mehmet Hengirmen, Ankara, 1999). Ankara, Engin Yayınevi.

Yabancılar için Türkçe-İngilizce Açıklamalı Türkçe Dersleri (Kaya Can, 1983. Ankara:

ODTÜ Yayınları).

Yabancılara Türkçe Dersleri (2. Cilt, Sermet Sami Uysal, 1979), İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Okulu Yayınları, İstanbul.

Yabancılara Türkçe Dersleri (S. Sami Uysal; Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş.).

Yabancılara Türkçe Öğretim Kılavuzu - Temel Seviye (Mustafa Arslan, 2010. Sarajevo:

IBU Publications).

Yabancılara Türkçe Öğretimi (Yaylı, Derya ve Bayyurt, Yasemin vd. 2009). Ankara: Anı Yayıncılık.

Yeni Öğrenenler için Gökkuşağı Türkçe Ders Kitabı 1-2; Türkçe Çalışma Kitabı 1-2; Türkçe Dil Bilgisi 1 -2. (Öztürk Tuncay; Akçay Sezgin; Yiğit Abdullah; Taşdemir Ercan; Başak Serkan, 2005). İstanbul: Dilset Yayınları.

Yurt Dışındaki İşçi Çocukları İçin Türkçe - Türk Kültürü ile Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretim Programı. (MEB: Millî Eğitim Bakanlığı, 1986). Ankara: Millî Eğitim Basımevi.

Türkiye dışında Yabancılara Türkçe Öğretimi Çalışmaları

Türkiye'nin dünya üzerindeki etkinliklerinin yaygınlaşması ve Türkçenin Türkiye sınırlarında olduğu gibi yurt dışında da Türk uyruklu öğrencilerle birlikte yabancılara Türkçe öğretimi her geçen gün canlanmaktadır. Yabancılara Türkçe öğretimi çalışmaları yukarıda da ifade edildiği gibi bir yandan Türkiye Cumhuriyeti resmî kurumları tarafından, diğer yandan da özel kurum veya kuruluşlar aracılığıyla açılan okullar tarafından yürütülmektedir.

Osmanlı Devleti'nin genişlemesi, büyümesi, güçlenmesi, yükselmesi ve bir cihan devleti olması dolayısıyla batılılar da Türkçe öğrenme ve kendi kullandıkları Latin alfabesiyle Türkçe okuyup yazma ihtiyacı duymaya başlamışlardır. Avrupa'da Türkçenin öğrenilmesi ve öğretilmesi için araç olarak Türkçe öğretimiyle ilgili eserler yazılıp basılmaya başlamıştır. 1533 yılında Filippo Argenti adlı bir İtalyan yabancılara Türkçe öğretmek üzere Regola delnparlare turcho adlı bir Türkçe konuşma kitabı hazırlamıştır. 1611 yılında Pietro Ferraguta adlı bir başka İtalyan Grammatica turca adlı bir Türkçe dil bilgisi kitabı yazmıştır. Ama bu çalışma bastırılmamıştır. 1612 yılında Hieronmus Megiser adlı bir Alman papazı Leipzig'de Institutionum linguage turcicae libri quatuor adlı kitabı yayımlamıştır. Avrupa'da basılmış ilk Türkçe grameri sayılan bu kitapta Türkçe yazmak için oldukça kolay anlaşılabilen bir çeviriyazı kullanılmıştır. Fransa 1699 yılında, her üç yılda bir 6-9 yaşları arasında çocuklardan Türkçe öğrenmek üzere İstanbul'a göndermeye karar vermiş ve İstanbul'daki Fransız Elçiliği, Fransızlara Türkçe öğretmek üzere yeni bir kitap (Grammarie turque ou Methode courte et facile pour apprendre la langue turque, Türkçe gramer. Türkçeyi kısa yoldan ve kolayca öğrenme metodu) hazırlatmıştır (Karakuş, 2006: 25-27).

20. yüzyılın başlarında gelişen siyasî ve askerî olaylar Türklerle Avrupalıları daha fazla münasebete zorlamıştır. Türkolojiyi ilim sahası olarak seçen Julius Nemet'in Turkische Grammatik (1916) adlı eseri ile Jean Deny'in Grammaire de la Langue Turque (1921) adlı eseri, Birinci Dünya Savaşı'nda yoğunlaşan Türk-Avrupa ilişkileri sonucunda ortaya çıkan ihtiyaçtan dolayı yayımlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında Nemet'in, Almanlara Türkçeyi öğretmek üzere hazırladığı Turkische Grammatik, Turkisches Ubungsbuch, Turkisches Lesebuch, Turkisches-Deutsches Gesprachbuch adlı dört eseri 1916-1917 yıllarında yayımlanmıştır (Karakuş, 2006: 48).

Avrupa'da Türkçenin ikinci dil ortamında anadili olarak öğretimi iş göçünden sonra başlamıştır. Dil öğretimi alanında birtakım gelişmeler sonucunda Fransa ve Hollanda gibi bazı Batı Avrupa orta öğretim kurumlarında Türkçe yabancı dil olarak öğretilmektedir. Batı Avrupa'da anadili Türkçe olmayan çocuklar arasında Türkçenin çok yüksek bir statüsü vardır. Türkçe Almanya'da yaşayan birçok aile için iletişim dilidir. İki dil konuşan ikinci ve üçüncü kuşakların artması Türkçenin statüsünü daha da yükseltecektir (Yağmur, 2006: 32-37).

Orta Asya'dan Batı Avrupa'ya giden yolda bulunan bir ülke olan Polonya'nın jeopolitik konumu, Türkçe konuşan halklarla yakın temas içinde olmasında en büyük etkenlerden biridir.

Polonya ile Türk kabileleri arasındaki erken dönem temaslarda Kıpçak grubu dilleri kullanılıyordu. Daha 14. yüzyılda oldukça büyük Tatar ve Karaim grupları Litvanya ve Polonya topraklarında yerleşmişti. Konuşma ve yazma Türkçesi bilgisi, Osmanlı İmparatorluğu ile yürütülen siyasi temaslarda temel bir unsurdu. Kraliyet elçisi sözlü çevirmen yetiştirmek ve çalıştırmak zorundaydı. Bu sözlü çevirmenleri eğitmek için Kral Sigismund August (1520-1572), Batı Avrupa ülkelerini örnek alarak, Türkiye'ye gençler gönderme kararı aldı. Bu, kraliyet finansmanıyla sözlü çevirmen yetiştirme işi çok iyi sonuçlar verdi. Bu sözlü çevirmenlerin çoğu Türkçeyi çok iyi öğrendiler, hatta bazıları çok iyi Türkologlar oldular. Örneğin Türkçeden pek çok eser çeviren Samuel Otwinowski gibi. Türkçe öğretimi sisteminde önemli bir değişim, hayatının yarısını Polonya'da geçiren François Mesignen, Lehçe adıyla Franciszek Meninski (1623-1698) adlı kişinin çalışmaları sayesinde olmuştur. Kraliyet sefaretinde Türkçe sözlü çevirmen olarak görev yapan, daha sonra Polonya'nın Osmanlı Sarayına elçi olarak gönderilen Meninski, Viyana'da 1680 yılında basılan dünyaca ünlü Türkçe sözlüğün yazarıdır (Türkçe-Arapça-Farsça Sözlük). 1919 senesinde Krakov'daki Jagellon Üniversitesi'nde Profesör Tadeusz Kowalski tarafından ilk Türkoloji kürsüsü kuruldu. Son olarak da 1935 senesinde Varşova'daki Doğu Çalışmaları Enstitüsü açıldı. Türkoloji kürsüsünün başkanlığına, Türkçe çalışmalarının çeşitli alanlarında -Osmanlı Türkçesi ve eski Kıpçak dilleri dâhil- dünyaca ünlü bir uzman olan Profesör Ananiasz Zajaczkowski atandı. Türkçe öğretim programı Zajaczkowski'nin de mezun olduğu Jagellon Üniversitesi'ndeki sisteme dayandırıldı. Türkçe öğretiminde ve öğreniminde kullanılan bilimsel ve didaktik araçlar, öğrencilere hem dilin pratik kullanımları açısından, hem de modern Türkiye üzerine çeşitli uzmanlık alanlarında çalışacak bir temel verme açısından önemli bir eğitim kaynağı olmaktadır (Majda, 2001).

Türk dilinde eğitim, 1912 yılına dek Osmanlı İmparatorluğu döneminde, az çok Bosna-Hersek'te daha çok Türk ulusunun kabarık sayıda yaşadığı Kosova ve Makedonya bölgelerinde sibyan okullarında ve medreselerde yapılmıştır. XIX. yüzyılın sonlarında bu dini mekteplerden başka iptidai (ilkokul), rüştiye (ortaokul), idadiye (lise) ve darülmuallimlerde (öğretmen okullarında) de bu dille eğitim sürdürülmüştür. 1945'te Makedonya Cumhuriyeti'nde Türk dilinde hem "Birlik" gazetesi yayımlanmaya, hem de Türk okulları çalışmaya başladı. 1950 yılında Bosna-Hersek'in başşehri Sarajevo'da Şarkiyat Enstitüsü'nün kurulmasıyla Felsefe Fakültesi'nde Şarkıyat Bölümü de açıldı. 1951 yılından itibaren Makedonya Cumhuriyeti'nde olduğu gibi Kosova Özerk Bölgesi'nde de ilk ve ortaokullarda Türk dilinde eğitim görülmeye başlandı. Daha ileride Türk dilinde Öğretmen ve Yüksek Pedagoji Okulu da açıldı. Daha sonra bu yüksek pedagoji okulları kapatılarak onların yerine 1972 yılında Priştine Üniversitesi Felsefe Fakültesi'nde Şarkıyat Bülümü, Üsküp'te 1976 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, 1988 yılında ise yine Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesi'nde ayrıca Türk Dili ve Edebiyatı Kürsüsü açılıp çalışmalarına başladı. Bu bölüm ve kürsülerde Türk öğrencilere Türk dilinde, Arnavut ve Boşnak öğrencilere ise Arnavut ve Sırp dilinde Türk dili ve edebiyatı dersleri verilmiştir. 2001/02 okul yılında ise Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesi'nde Türk dili, dünya dili olarak öteki dünya dilleri arasına girmiştir. Bu nedenle Kosova'da Türkçenin öğretimi: 1. Ana dil olarak, 2. Yabancı dil olarak 3. Dünya dili olarak üç yönde yapılmaktadır. Kosova'da 'Gora' denilenen bölgede yüzbini aşkın Goralı ve Torbeşler adlarıyla anılan Slavlaşmış Pomaklar da yaşamaktadır. Bunların ana dilleri Sırpça, Makedonca ve Bulgarca karışımından oluşan bir Slav dilidir. Fakat bunların çoğu kendilerini -Hun, Avar ve Kumanlar'dan kaldıklarını bildikleri için- Türk hissetmektedirler ve "Biz o ulustanız ama o ulusun dilini bilmiyoruz" demektedirler. 50 yıl öncesine dek yaşlı Goralılar Türkçeyi iyi konuşanlar idi. Bu nedenle bu yıl Goralıların çoluğu çocuğu Türkçeyi öğrenmeye hevesliler ve böylece Prizren'de bulunan BAL-TAM (Balkan Türkoloji Araştırmaları Merkezi) girişimi ile bu merkez Priştine Üniversitesi Filoloji Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ve AKV (Anadolu Kalkınma Vakfı) İşbirliğiyle bu yıl Gora'nın Brot ve Restelitca köylerinde I. Sınıftan VIII. Sınıfa dek öğrencilere sekiz grupta Türkçe kursu açılmıştır. Priştine Üniversitesi, Filoloji Fakültesi

Dekanlığı'nca Türk Dili dünya dili olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden bu okul yılında ve sonraki yıllarda hangi bölümde olursa olsun öğrenciler Türk dilini seçip öğrenebilirler. Bu her öğrencinin isteğine bağlıdır (Hafız, 2001 ).

Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla bağımsızlıklarını ilân eden beş Türk Cumhuriyeti (Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan) dünya devletlerince tanınarak uluslar arası arenada yerlerini aldılar. Bağımsızlık sonrası, Türk dünyası aydınları arasında ortak alfabe ve daha ileri bir aşama olarak ortak dil fikirleri gün ışığına çıkarılır ve bu yolda yeniden çalışmalar başlar. Bu gün Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinden sadece Kazakistan ve Kırgızistan, Lâtin harflerini kabul etmemiş durumdadır (Özyürek, 2009: 5).

2005 yılından itibaren Kazakistan Eğitim Müfredatında yer almasıyla Türkçe, Kazak mekteplerinde planlı olarak seçmeli ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Türkçe 5. sınıftan itibaren seçmeli ders olarak seçilebilmektedir ve şu an Türkçe 3 kurda öğretilmektedir (Özbal,2010):

I.                Temel   kur   bu   düzeydeki   temel   hedef  öğrencinin   günlük ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde Türkçeyi kullanabilmesidir.

II.                Orta kur bu düzeyde hedef çevreyle iletişim kurabilme, soyut konulardan konuşabilme, film, sinema, tiyatro izleme ve anlama hedeflenmektedir.

III.                Yüksek kurda öğrencinin çok rahat bir şekilde konuşabilmesi, ülke sorunları hakkında fikir alışverişi yapabilmesi gerekmektedir.

İran'da resmî olarak Türkçe öğretimi, Türkiye Cumhuriyeti Tahran Büyükelçiliği'nin öncülüğünde 1993 yılında Tahran'da Türkçe Öğretim Merkezi'nin kurulmasıyla başlar. Türkçe Öğretim Merkezinin Kütüphanesi bulunmaktadır ve bu kütüphaneden daha çok Türkiye ile ilgilenen öğrenciler, Türkiye hakkında yüksek lisans ve doktora düzeyinde çalışma yapan araştırmacılar, gazetelerde makale yazan ve Türkçe kitapları Farsçaya çevirmek isteyen İranlılar, istifade etmektedir. Türkçe öğretim merkezinde ders araç ve gereçleri olarak TÖMER'in Hitit ve TİKA'nın Orhun Serisi Türkçe öğrenim kitaplarından yararlanılmaktadır (Temizel, 2009: 549) İran'da resmî olarak Türkçe ve Türk edebiyatının öğretiminin yapıldığı ikinci mekân, Tahran Allame-i Tabatabâî Üniversitesi Fars Edebiyatı ve Yabancı Diller Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümüdür (Temizel, 2009: 548-549).

2001 yılında yapılan Avrupa'da Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Sempozyumu'nda (25-26 Ekim 2001 ) farklı ülkelerde yapılan Türkçenin yabancı dil olarak öğretimiyle ilgili çok sayıda bildiri sunulmuştur. Melikli (2001) Rusya; Kopatcheva (2001), Belarus; Lane (2001), Çek Cumhuriyeti; Gurgenidze (2001), Gürcistan; Filan (2001), Bosna; Duindam (2001), Hollanda; Celnarova (2001), Slovakya ve Halymonenko (2001) bunlar arasında sayılabilir. Bu çalışmalara http://www.turkceogretimi.com internet erişim adresinden erişilebilir.

SONUÇ VE ÖNERİLER

Mehmet Hengirmen, Türkiye 'de Türkçeyi Yabancı Dil Olarak Öğreten Kurumlar ve Eğitim Araçları adlı makalesinde yabancılara Türkçe öğretiminde karşılaşılan problemlerin temelinde, Türkçenin problem ve sıkıntılarını; hangi kural ve yöntemler çerçevesinde dil öğretiminin yapılabileceğini belirleyen bir dil akademisinin Türkiye'de olmayışının yattığını belirtir (Özyürek,2009: 6).

Ülkemizdeki uygulamaya göz attığımızda, Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesinde bir yöntem sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu alan genellikle üniversitelerin yabancı dil bölümlerinde, yabancı dil öğrenimi görmüş kişilerle ya da Türk dili ve edebiyatı okumuş ama yabancı dil bilgisi olan kişilerle doldurulmaktadır. Bugün Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde bilişim teknolojilerinden yararlanabilen eğitimcilere ihtiyaç olduğu açıktır (Büyükaslan, 2007: 4).

Yusuf Çotuksöken, 'Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretilmesi' adlı makalesinde Türkçeyi öğreten kişilerin yeterince profesyonel olmadıklarını belirtmiştir. Yabancılara Türkçeyi öğreten ders kitaplarının yeterli olmayışından ve değişen, gelişen dil öğretim yöntemlerinin takip edilemiyor olmasından yakınmıştır.7 Aslında bu problem de yine Türkiye'de bir dil akademisinin olmayışından kaynaklanmaktadır. Metin Şahin'e göre, yabancılara Türkçeyi öğreten kadronun genellikle eğitimden geçmemiş kişiler olması ve bunların bu görevi geçici olarak üstlenmeleri Türkçe öğretim işinin bilinçli bir şekilde yapılamayışına neden olan bir başka problemdir (akt.Özyürek, 2009: 6).

Türkiye'nin içinde bulunduğu konum itibariyle Türkçenin yabancılara öğretilmesi ihtiyacı her geçen gün biraz daha artmaktadır. Bugün bu ihtiyaç gerek Türkiye'de bulunan yabancılar için gerekse Türkiye dışında Türkçe öğrenmek isteyen yabancılar için daha da belirginleşmiştir. Bu nedenle Türkçenin yabancılara öğretimi konusu, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bunun için yabancı dil olarak Türkçe öğretimine yönelik kayda değer araştırma ve incelemeler yapılmalıdır.

Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi, ayrı bir disiplin olarak görülmeli ve bu alanda kullanılacak bir eğitim programının hazırlanmalıdır.

Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde görevlendirilecek eğitimcilerin donanımlı olmasına ve verilen eğitimin çağdaş dünyadakine paralel yürütülmesine önem verilmelidir.

Bu gün yabancı dil olarak Türkçe, geleneksel yöntemler bir kenara bırakılarak çağdaş yaklaşım, yöntem ve tekniklerin kullanımına dayalı, uygun materyallerle zenginleştirilmiş ve kültürel unsurlarla desteklenmiş çok uyaranlı öğretim ortamlarında gerçekleştirilmesi sağlanmalıdır.

 

KAYNAKÇA

AÇIK, Fatma (2008). Türkiye'de Yabancılara Türkçe Öğretilirken Karşılaşılan Sorunlar ve Çözüm Önerileri. Uluslararası Türkçe Eğitimi ve Öğretimi Sempozyumu Bildirisi. Doğu Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü, Lefkoşa.

ADALI, Oya (1983). Ana Dili Olarak Türkçe Öğretimi Üstüne. Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi. 379, 31-35.

ADIGÜZEL, M. Sani (2009). Kaşgarlı Mahmut'un Türkçe Öğretim Yöntemi. Türklük Bilimi Araştırmaları, 27, 27-35.

AKYÜZ, Yahya (1994). Türk Eğitim Tarihi (5. Baskı). İstanbul: Kültür Koleji Yayınları.

BARIN, Erol (2009). Yabancılara Türkçe Öğretimi Amacıyla Yazılan 'Ecnebilere Mahsus' Elifbâ Kitabı Üzerine. Türklük Bilimi Araştırmaları, 27, 121-136.

BAYRAKTAR, Nesrin (2003). Yabancılara Türkçe Öğretiminin Tarihsel Gelişimi. Dil Dergisi, 119, 58-71.

BÖLÜKBAŞ, Fatma (2004). Yansıtıcı Öğretim ile Yabancı Dil olarak Türkçe Öğretimi. Dil Dergisi, 126, 19-28.

BÜYÜKASLAN, Ali (2007). Yabancı Dil Türkçenin Öğretilmesinde Yeni Yöntemler: Bilisim

Uygulamaları, Çözüm Önerileri. Department D'etudes Turques Turcologue u-strasbourg, Strasbourg.

ERDEM, İlhan (2009). Yabancılara Türkçe Öğretimiyle İlgili Bir Kaynakça Denemesi. Turkish Studies, 4/3, 888-937.

GİRMEN, Pınar; KAYA, M. Fatih ve BAYRAK, Emel (2010). Türkçe Eğitimi Alanında Yaşanan Sorunların Lisansüstü Tezlere Dayalı Olarak Belirlenmesi. 9.Ulusal Sınıf Öğretmenliği Eğitimi Sempozyumu. s.133-138, Elazığ,

(http://usos2010.firat.edu.tr/bildiriler/pdfs/201.pdf).

GÖÇER, Ali (2009a). Türkiye'de Türkçeyi Yabancı Dil Olarak Öğrenen Lise Öğrencilerinin Hedef Dile Karşı Tutumlarının Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi. Turkish Studies, 4/8, 1288-1313.

GÖÇER, Ali (2009b). Türkiye'de Türkçeyi Yabancı Dil Olarak Öğreten Öğretmenlerin Uygulamalarına Yönelik Nitel Bir Araştırma. Dil Dergisi, 145, 28-47.

HAFIZ, Nimetullah (2001). Eski Yugoslavya Bölgelerinde Türkçe'nin Öğretimi. Avrupa'da Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Sempozyumu - 25-26 Ekim 2001. (İnternet erişim adresi: http://www.turkceogretimi.com/yabancilara-turkce-ogretimi/polonya-da-turk-dili-ogretimi-tarihcesi. Erişim tarihi 26.06.2011).

HENGİRMEN, Mehmet (1993). Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi. Dil Dergisi, 10, 5-9.

KARAKUŞ, İdris (2006). Atatürk Dönemi Eğitim Sisteminde Türkçe Öğretimi. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

KARAMANLIOĞLU, Ali Fehmi (1994). Kıpçak Türkçesi Grameri. Ankara : Türk Dil Kurumu Yayınları.

MAJDA, Tadeusz (2001). Polonya'da Türk Dili Öğretimi Tarihçesi. Avrupa'da Yabancı Dil Olarak Türkçe   Öğretimi   Sempozyumu   -   25-26   Ekim   2001.   (İnternet   erişim adresi: http://www.turkceogretimi.com/yabancilara-turkce-ogretimi/polonya-da-turk-dili-ogretimi-tarihcesi. Erişim tarihi 26.06.2011).

ÖZBAL, Mehmet (2010). Kazak Mekteplerinde Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi. Ahmedi İskakof'un Doğumunun 100. Yılında Millet ve Pedagoji Konulu Uluslararası Konferans Bildirisi,    Kazakistan    Almatı    Abay    Üniversitesi.    (İnternet    erişim adresi: http://www.belgeler.com/blg/29vk/kazak-mekteplerinde-yabanci-dil-olarak-turkce-ogretimi, erişim tarihi: 04.05.2011.

ÖZBAY, Murat (2002). Kültür Aktarımı Açısından Türkçe Öğretimi. Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, 602, 112-120.

ÖZYÜREK, Rasim (2009). Türk Devlet Ve Topluluklarından Gelen Türk Soylu Yabancı Öğrencilerin Türkçe Öğreniminde Karşılaştığı Problemler. Turkish Studies, 4/3, 1819­1861.

TEMİZEL, Ali (2007). İran'da Türkçe Öğretimi. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 17, 547-560.

TİRYAKİ, Esra Nur (2011). Yabancılara Türkçe Öğretiminde Tarihî Bir Kaynak: "Ed-dürretü'l-mudiyye fi'l-lügati't türkiyye. Türkçe Eğitimi ve Öğretimi Araştırmaları Dergisi, 2011,

1(1).

TÜM, Gülden (2010). Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Drama Tekniğinin Rolü. Turkish Studies, 5/3, 1898-1920.

UNGAN, Suat (2006). Avrupa Birliğinin Dil Öğretimine Karsı Tutumu ve Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretilmesi. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 15, 217-226.

YAĞMUR, Kutlay (2006). Batı Avrupa'daki Türkçe Öğretiminin Sorunları ve Çözüm Önerileri. Dil Dergisi, 134, 31-48

Vücudumuzla İlgili Deyimler

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

AĞIZ

Ağız ağza vermek: İki kişinin başkaları işitmeyecek şekilde konuşması.

Ağız yaymak: Dürüst davranmaktan kaçınmak.

Ağız dalaşı: Bağrışma derecesini geçmeyen kavga.

Ağız değişikliği: Yemeğin çeşidinde değişiklik.

Ağız kahyası: Birinin söyleyeceği veya söylemeyeceği sözlere karışan kimse.

Ağız kalabalığı: Çabuk söylenen ve birbirini tutmayan sözler.

Ağız kavafı: Satıcılar gibi, insanı kandırmak için çok lakırdı söyleyen.

Ağız satmak: Yüksekten atarak kendini övmek.

Ağzı gevşek: Sır tutmayan.

Ağız tamburası çalmak: Sözle avutmaya çalışmak.

Ağza alınmaz: Söylenmesi ayıp, çirkin söz.

Ağzının mührü ile: Oruçlu olarak.

Ağza tat,boğaza feryat: Miktarı pek az olan yiyecek şey.

Ağzı açık ayran delisi: Yeni gördüğü her şeye alık alık bakan kimse.

Ağzı çiriş çanağına dönmek: Ağzı kuruyup acılaşmak.

Ağzı kara: Kötü haber vermekten hoşlanan, şom ağızlı.

Ağzı kulaklarına varmak: Çok sevinmek.

Ağzı pis: Sövmeyi huy edinmiş olan.

Ağzı teneke kaplı: Çok sıcak veya çok soğuk şeyleri kolayca içebilen kimse.

Ağzı var,dili yok: Pek sessiz bir kimseyi övmek için söylenir.

Ağzına baktırmak: Kendini beğeni ile baktırmak.

Ağzına bir kemik atmak: Susturmak için az bir şey vermek.

Ağzına bir zeytin ver, altına tulum tutar: Küçük iyiliğe, büyük çıkar beklemek.

Ağzına burnuna bulaştırmak: Bir işi beceremeyip batırmak.

Ağzına taş almış: Lakırdıya karışmayıp susanlar için kullanılan söyleyiş.

Ağzına vur, lokmasını al: Uysal ve sessiz kimseler için söylenir.

Ağzında bakla ıslanmamak: Hiç sır saklamamak.

Ağzından baklayı çıkarmak: Sabrı tükenip sakladığı şeyleri söylemek.

Ağzından bal akmak: Çok tatlı konuşmak.

Ağzından çıkanı kulağı duymamak: Sözleri tartmadan ağır söylemek.

Ağzından dirhemle çıkmak: Sözünü sanki kıskanırcasına söylemek.

Ağzından girip burnundan çıkmak: Diller dökerek birini kandırmak.

Ağzından kaçırmak: İstemediği halde boş bulunup söyleyivermek.

Ağzını açıp gözünü yummak: Öfkelenip ağır sözler söylemek.

Ağzını bıçak açmamak: Üzüntüsünden söz söyleyecek halde olmamak.

Ağzının payını vermek: Haddini bildirmek, paylayıp susturmak.

Ağzını kiraya vermek: Kendini de ilgilendiren bir durumda düşüncesini  söylemek.

Ağzını poyraza açmak: Umduğunu elde edememek.

Ağzını toplamak: Söylemekte olduğu kötü söz veya küfürleri kesmek.

AYAK

Ayak atmamak: Bir yere hiç uğramamak.

Ayak basmak: Bir yere varmak.

Ayak bağı: Bir yere veya işe gidilmesini engel olan kimse.

Ayak sürümek: Üstüne aldığı bir işten kaçınma çareleri aramak.

Ayağı dolaşmak: Şaşırıp, yanlış bir davranışta bulunmak.

Ayağı düze basmak: Güçlükleri savarak ilerisinden korkmayacak duruma gelmek.

Ayağı suya ermek: Bir gerçeğin önemini  sonra anlayıp, aklı başına gelmek.

Ayağına bağ vurmak:Bir engele çarptırmak.

Ayağına kadar gelmek: Alçak gönüllük gösterip birinin yanına gelmek.

Ayağına kara su inmek:Uzun süre ayakta kalarak yorulmak.

Ayağına pabuç olamamak:Değerce ondan çok aşağıda olmak.

Ağına sıcak su mu dökelim soğuk su mu?: Uzun bir zamandan beri gelmediği bir yere günün birinde çıkagelen kimseye yarı sitem yarı sevinçle söylenen söz.

Ayağında donu yok,fesleğen ister başına: Yoksulluğuna bakmayarak süs ve

gösteriş yapmak isteyenler için söylenir.

Ayağını denk almak: Uyanık ve sakıngan davranmak.

Ayağını kesmek: Bir yere gitmez olmak.

Ayağını yorganına göre uzatmak: Giderini,gelirine uydurmak.

Ayağını bastığı yerde ot bitmez: Uğradığı yeri yakar yıkar.

Ayağının altına karpuz kabuğu koymak: Bir kimseyi düzenle yerinden etmek.

Ayağının tozu ile: Gelir gelmez,henüz dinlenmeden.

Ağanın türabı olmak: Biri ötekine kul gibi bağlanıp onun her türlü kahrını çekmek

Ayaklar baş, başlar ayak oldu: Değersizler başa geçti, değerliler ise geride kaldı.

Ayakları geri geri gitmek: Bir yere giderken istemeye istemeye gitmek.

Ayakları yere değmemek: Çok sevinmek.

BAŞ

Baş başa vermek: Birkaç kişi, bir işi aralarında konuşmak üzere toplanmak.

Baş çekmek: Önayak olmak.

Baş göstermek: Belirmek.

Baş kaldırmak: Karşı gelmek veya ayaklanmak.

Baştan savma: Üstünkörü.

Baş sallamak: Karşısındakinin her sözünü uygun bulur görmek.

Baş üstünde yeri olmak: Baş tacı gibi değerli görülmek.

Başa geçmek: En üstün yeri almak.

Başı dinç: Kaygısı ve tasası olmayan.

Başı göğe ermek: Umulmayan bir mutluluğa ermek.

Başı kazan olmak: Başında uğultulu bir sersemlik olmak.

Başı nara yanmak: Başkası uğruna büyük bir zarara uğramak.

Başı sıkılmak: Herhangi bir güçlük karşısında kalmak.

Başına çalsın: Birine verilmek istenilen bir şeyin öfke ve tiksinme ile geri

çevrildiğini anlatmak için söylenir.

Başına dolamak: Musallat etmek.

Başına devlet kuşu konmak: Büyük bir nimeti ele geçirmek.

Başına hal gelmek: Pek çok güçlüklerle karşılaşmak.

Başına iş açmak: Uğraştırıcı ve üzücü bir işin çıkmasına yol açmak.

Başına taç etmek: Çok değer verip ilgi göstermek.

Başında kavak yeli esmek: Toyca hülyalarca beslemek.

Başından atmak: Yapılması güç bir işi yapmaktan kendini kurtarmak.

Başından büyük işlere girişmek: Gücünün üstünde işlere karışmak.

Başından korkmak: Canında veya ağır suçlu düşmekten korkmak.

Başını bir yere bağlamak: Birini işe koymak yolu ile alaverelikten kurtarmak.

Başını ezmek: Bir daha kötülük edemeyecek duruma sokmak.

Başını koltuğunun altına almak: Ölümü göze alarak bir işe karışmak.

Başını taştan taşa vurmak: Çaresiz kalarak çok pişman olmak.

Baştan çıkartmak: Ayartmak, kötü yola sürüklemek

BURUN

Burun kıvırmak: Önem vermeyip alay etmek.

Burun bükmek: Aşağısamak.

Burun şişirmek: Kibirlenmek.

Burun yapmak: Üstünlük taslamak.

Burnu havada: Kendini pek beğenmiş.

Burnunda tütmek: Çok özlemek.

Burnu sürtülmek: Büyüklenme huyundan vazgeçip uysal bir hale geçmek.

Burnundan kıl aldırmaz: Kendisine söz söyletmez, huysuz ve gururlu kimse.

Burnundan yakalamak: Hiçbir bahane ile kaçınamayacağı bahane ile yakalamak.

Burnunu kırmak: Büyüklenmesini önlemek.

Burnunu sokmak: Gerekmediği halde bir işe karışmak.

Burnunun dikine gitmek: Öğüt dinlemeyerek  kendi bildiği gibi davranmak.

Burnunun direği kırılmak: Pis bir koku duyarak tedirgin olmak.

Burnunun direği sızlamak: Çok acı sızlamak.

Burnunun ucunu görmüyor: Çok sarhoş.

Burnunun yeli harman savuruyor:Çok büyüklenenler hakkında söylenir.

DİŞ

Diş bilemek: Öç almak için elverişli durum kollamak.

Diş geçirmek: Güçlü bir kimseye sözünü geçirebilecek durumda olmak.

Diş gıcırdatmak: Öfkesini haliyle göstermek.

Dişine göre:Gücü göre olan.

Diş kirası: Eskiden iftardan sonra çağrılılara verilen armağan.

Dişine değmemek: Pek az gelmek.

Dişinden, tırnağından artırmak: Yiyecek ve giyeceğinden keserek biriktirmek.

Dişini tırnağına takmak: En zayıf çarelere bile baş vurmak.

Dişten artırmak: Giderleri kısarak tutum sağlamak.

EL

El altından: Gizlice.

El atmak: Karışmak.

El çekmek: Vazgeçmek.

El ayak çekilmek: Herkes uykuya dalıp ortalık sessiz kalmak.

El bebek gül bebek: Nazlı, şımarık.

El kadar: Küçücük.

Eli açık: Cömert.

El elden üstün: Herkesin kedinden üstün biri bulunacağını anlatan deyim.

El ermez, güç yetmez: Bir iş karşısındaki güçsüzlüğü anlatmak için kullanılır.

El etek öpmek: Bir işi yaptırmak için yalvarmak.

El koymak: Yetkili olanlar, bir sorun veya olayı ele almak.

El pençe divan kurmak: Saygı için ellerini birleştirip ayakta beklemek.

El üstünde tutmak: Bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek.

Elde, avuçta bir şey kalmamak: Hiç malı, parası kalmamak.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Elden ağza yaşamak: Günlüğü ancak günlük kazancını karşılayacak kadar olmak.

Ele avuca sığmamak: Söz dinlememek, baskı altına alınmamak.

Ele bakmak: Avuç içindeki çizgilere bakıp kişinin geleceğini okumak.

Ele vermek: Suçlu bir kimseyi haber verip yakalatmak.

Eli ağır: Yavaş iş gören.

Eli ayağı bağlı: İstediğini yapamayacak durumda olan.

Eli boş: O sırada işi olmayan.

Eli sıkı: Çok tutumlu.

Eli uz: Usta,becerikli.

Eli böğründe kalmak: Bir işi yapmaya meydan bulamamak.

Eli darda: Geçimini sağlayacak parası olmayan.

Eli hafif: Acıtmadan iş gören.

Eli dursa ayağı durmaz: Kıpırdak, hareketli.

Eli ekmek tutmak: Geçimini kendi emeğiyle sağlayacak hale gelmek.

Eli genişlemek: Bolca paraya kavuşmak.

Eli kalem tutar: Düşündüğünü yazabilir.

Eli kolu bağlı kalmak: Bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz hale gelmek.

Eli uzun: Fırsat buldukça öteberi aşıran.

Eli maşalı: Şirret, edepsiz.

Eli varmamak: Bir işi yapmaya gönlü razı olmak.

Elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi: Bir işaretim üzerine dilediğim kadar

ve dilediğim gibi istek çıkarabilir.

Eline eteğine sarılmak: Çok yalvarmak.

Elinden hiçbir şey kurtulmamak: Her şeyi becerebilmek.

Eline eteğine doğru: Temiz, her türlü kötülükten uzak olan.

Eline kalmak: Ondan başka yardımcısı olmamak.

Elini ayağını kesmek: Uğramaz olmak.

Elini çabuk tutmak: Çabuk davranmak.

Elini eteğini çekmek: Uzun zaman yapageldiği bir işten çekilmek.

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: Pek nazlı yetişmiş olmak.

Elinin körü!: Ortaya sürülen saçma bir düşünceye karşı azar olarak söylenir.

Elden vefa,zehirden şifa: Zehirden şifa beklenemeyeceği gibi,  yabancılardan da vefa beklemek boştur.

GÖZ

Göz almak: Göz kamaştırmak.

Göz aşinalığı: Birbirini ara sıra uzaktan görmekle doğan tanışıklık.

Göz atmak: Kısaca bakıvermek.

Göz boyamak: Gösterişle aldatmak.

Göz dikmek: Bir şeyi ele geçirmek arzusuna kapılmak.

Göze gelmek: Bakışları karşılaşmak.

Göz önüne getirmek: Tasarımlamak.

Göz hakkı: Görülüp de imrenilebilecek ufak şeylerden görenlere çıkarılan pay.

Göz hapsine almak: Bakışlarını üzerinden ayırmamak.

Göz kamaştırmak: Hayran etmek.

Göz kesilmek: Bütün dikkatiyle bakmak.

Göz koymak: Bir şeyi ele geçirme isteğini gütmek.

Göz önünde tutmak: Hesaba katmak,dikkate almak.

Göz yummak: Kusurları görmezlikten gelmek.                                                                  Gözden düşmek: Sevgi ve ilgiyi kaybetmek.

Gözü açık: Uyanık ve becerikli.

Gözden sürmeyi çekmek: Çalamayacağı hiçbir şey bulunmayacak derecede                                                  becerikli hırsız olmak.

Gözden uzaklaşmak: Ayrılıp başka yere gitmek.

Göze almak: Gelebilecek her türlü zararı önceden kabul etmek.

Göze batmak: Bakanları tedirgin edebilecek gibi aykırı, uygunsuz görünmek.

Göze çarpmak: Üzerine dikkati çekmek.

Gözü keskin: Çok iyi gören.

Gözleri bayılmak:  Uyku, arzu gibi herhangi bir hal gözlerine vurmak.

Gözleri çakmak: Ateşli hastalıkta gözleri kızarmış ve parlak.

Gözleri fal taşı gibi açılmak: Hayretten gözleri fırlamak.

Gözleri kan çanağına dönmek: Gözleri çok kızarmak.

Gözleri velfecri okuyor: Gözlerinden kurnaz bir zeka belli oluyor.

Gözlerinin içi gülmek: Çok sevindiği yüzünden,gözlerinden belli olmak.

Gözlerinin içine kadar kızarmak: Utancından yüzü çok kızarmak.

Gözü aç: Kanmak bilmez, açgözlü.

Gözüne kestirmek: Başarabileceğini ummak.

Gözü açılmak: İyiyi kötüyü veya kendine yarayanı ayırt eder hale gelmek.

Gözü arkada kalmak: Arkada bırakılan bir şeye merak ve ilgi ile bağlanmak.

Gözü doymak: Çok istenen bir şeyin yeter miktarını elde ettikten sonra artık çoğunu istememek.

Gözü gönlü açılmak: Ferahlamak.

Gözü ısırmak: Bir kimseyi tanır gibi olmak.

Gözü kaymak: İstemeyerek bakıvermek.

Gözü sönmek: Kör olmak.

Gözü toprağa bakmak: Ölmek üzere olmak.

Gözünü korkutmak: Yıldırmak.

Gözü yüksekte: Yüksek emel peşinde olan.

Gözünde büyümek: Bir şey birine olduğundan büyük veya önemli görünmek.

Gözünde tütmek: Çok özlemek.

Gözünü doyurmak: Bol bol vermek.

Gözünü dört açmak: Çok dikkatli ve uyanık olmak.

Gözünü kan bürümek: Adam öldürecek derecede öfkelenmek.

Gözünün kuyruğu ile bakmak: Belli etmemeye çalışarak yandan bakmak.

KAŞ

Kaş göz etmek: Kaşlarını,gözlerini oynatarak işaret etmek.

Kaş yapayım derken göz çıkarmak: İşi düzelteyim derken hepsini bozmak.

Kaşla göz arasında: Kimsenin sezmesine meydan vermeyecek kadar kısa bir

zaman içinde.

Kaşlarını çatmak: Öfkelenmek üzere bulunmak.

Kaşlarının altında gözün var dememek: Doğru ve zararsız da olsa, hiçbir   şey söylememek, her yaptığını hoş görmek.

KOL

Kol atmak: Etrafa yayılmak.

Kol gezmek: Karakol dolaşmak.

Kol kanat olmak: Yardım etmek ve korumak.

Kol vurmak: Dolaşmak.

Kollarını sallaya gelmek: Hiçbir şey getirmeden gelmek.

Kolu kanadı kırılmak: Bir şey yapamayacak hale gelmek.

KULAK

Kulak asmamak: Önem vermemek.

Kulak kabartmak: Belli etmemeye çalışarak dinlemek.

Kulak kesilmek: Büyük bir dikkatle dinlemek.

Kulak kesilmek: Büyük bir dikkatle dinlemek.

Kulak misafiri olmak: Yanında konuşulan bir şeyi dinlemek.

Kulak vermek: Merak edip dinlemek,işitmeye çalışmak.

Kulağı delik: Olup bitenleri çabuk haber alan.

Kulağı kirişte: Ne söyleneceğini işitmek için çok dikkatli.

Kulağına kar suyu kaçmak: Sıkışık bir duruma düşmek.

Kulağına koymak: Bir hale veya söze hazırlamak üzere önceden anlatmak.

Kulağına küpe olmak: Başa gelen bir halden alınan dersi hiç unutmamak.

Kulağını bükmek: Bir sorun karşısında dikkatli davranmasını söylemek.

Kulakları dolmak: Aynı şeyleri dinlemekten usanç gelmek.

Kulakları paslanmak: Çoktan beri müzik dinlememiş olmak.

Kulaktan dolma: Şurada burada işitilerek edinilen bilgi.

PAKMAK

Parmak atmak: Mesele çıkarmak.

Parmak bozmak: Ahbaplığı bozmak.

Parmak basmak: O nokta üzerine dikkati çekmek.

Parmak ısırmak: Şakalaşmak.

Parmak yalamak: Kendine, hakkı olmaksızın bir çıkar sağlamak.

Parmağı ağzında kalmak: Şaşakalmak.

Parmağı var: İlgisi var.

Parmağına dolamak: Bir şeyi ele alıp ilgilileriyle sürekli uğraşmak.

Parmağında oynatmak: Ona her zaman istediğini yaptırmak.

Parmağını bile oynatmamak: Hiç aldırış etmemek.

Parmakla gösterilmek: Eşi az bulunmak.

Parmaklarını yemek: Bir yiyeceğin çok lezzetli olması.

SAÇ

Saç ağartmak: Uzun süre emek vermek.

Saçı başı ağarmak: Yaşlanmak.

Saç saça baş başa: Sıkı bir kavgaya tutuşarak.

Saç sakal ağartmak: O işte uzun zaman çalışmış olmak.

Saçı bitmedik: Doğalı çok olmamış.

Saçına ak düşmek: Saçı ağarmaya başlamak

Saçını başını yolmak: Üzüntüsünü gürültülü olarak açığa vurmak.

Saçları iki türlü olmak: Yaşı ilerlemiş bulunmak.

Saçını başını süpürge etmek: Özveri ile çalışıp hizmet etmek.

TIRNAK

Tırnak göstermek: Gözdağı vermek, tehdit etmek.

Tırnak sürüştürmek: Kavgayı körüklemek.

Tırnak takmak: Musallat etmek.

Tırnaklarını sökmek: Elindeki güçten yoksun bırakmak

Yabancılara Türkçe Öğretimiyle İlgili Bir Kaynakça Denemesi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

            Türkçe, yaklaşık 250 milyon insanın kullandığı yaygın bir dildir. Bu derece yaygın bir şekilde kullanılan bir dilin yabancılar tarafından öğrenilmek istenmesi doğaldır. Türkçeyi öğrenmek isteyen yabancıların bunu öğrenmekteki amaçları çeşitlilik gösterir. Akademik çalışmalar, ticari faaliyetler, diplomatik temaslar, Türklere olan sevgi, Avrupa Birliği'ne üyelik aşamasındaki bir Türkiye'yi tanıma vb. amaçlarla Türkçe öğrenilmek istenmektedir.

Ankara Üniversitesi bünyesinde TÖMER'in kurulması yabancılara Türkçeyi öğretmede kurumsallaşmanın ilk adımıdır. Günümüzde de TÖMER görevini layıkıyla yerine getirmektedir.

Yabancılara Türkçeyi öğretmek öncelikle kaynaklarla olmaktadır. Ayrıca akademik anlamda Türkçenin daha iyi nasıl öğretileceği ile ilgili çalışmalar da önemlidir. Türkçenin ne kadar köklü bir dil olduğunu da ispatlayan tarihsel kaynaklardan günümüze Türkçenin öğretilmesinde pek çok kaynak bulunmaktadır. Bu araştırmada kaynak ve araştırmalarla ilgili bir kaynakça denemesi yapılmıştır.

GİRİŞ

           Türkçe, günümüzde pek çok bölgede kalabalık bir nüfus tarafından konuşulan bir dildir. Yaygın olarak kullanılan bir dilin, yabancılar tarafından öğrenilmesi doğal bir hadisedir. Türkçeyi öğrenmek isteyen yabancıların bunu öğrenmekteki amaçları çeşitlilik gösterir. Akademik çalışmalar, ticari faaliyetler, diplomatik temaslar, Türklere olan sevgi, Avrupa Birliği'ne üyelik aşamasındaki bir Türkiye'yi tanıma vb. amaçlarla Türkçe öğrenilmek istenmektedir.

Yabancıların Türkçeyi öğrenme istekleri, Türklerinİslamı kabulüyle ortaya çıkmıştır. Bu istek ve Türkçenin Arapçadan geride olmadığı gerçeğinin ifadesi, Divanü Lügat-it-Türk gibi birşaheserin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. AliŞir Nevâî'nin Türkçenin Farsça ile mukayesesini yapmasıyla da yabancılara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmış ikinci bir şaheser olarak Muhakemetü'l-Lügateyn ortaya çıkmıştır.

Yabancıların, özellikle Avrupalıların, Türkçeyi öğrenme istekleri, Osmanlı Devleti zamanında yoğunluk kazanmıştır. Bu isteklerinin temelinde bilimsel amaçlar olduğu gibi bazen de siyasi amaçların da olduğu görülmektedir.

Pek çok yabancı bilim adamının Türkoloji alanında çalışmaya başlamasıyla bu bilim adamları Türkçeyi öğrenmişlerdir. Türkoloji alanındaki çalışmalar sayesinde pek çok yabancı bilim adamı Türkçeyi öğrenmiştir ve bu bilim adamları Türkçeye çok önemli hizmetler yapmışlardır. Mesela; yazılı ilk Türk kaynakları olan Orhun Abideleri'nin alfabesini çözümleme şerefi, W. Tohmsen'e aittir.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Cumhuriyet döneminde yabancılara Türkçe öğretimi çeşitli üniversitelerin önderliğinde gelişmiştir. Boğaziçi Üniversitesi, Ankara Üniversitesi bu faaliyetlerin öncüleridir. Yabancılara Türkçe öğretimine öncülük eden bu kurumlar yabancılara Türkçe öğretimi ile ilgili ilk kaynakların yazılmasına öncülük eden kurumlardır. Boğaziçi Üniversitesi'nda Hikmet Sebüktekin ve Ankara Üniversitesi'nden Kenan Akyüz bu işe öncülük eden araştırmacılardır.

Ankara Üniversitesi bünyesinde TÖMER'in kurulmasıyla yabancılara Türkçe öğretmek kurumsallaşmıştır. Önce Ankara'da kurulan TÖMER, daha sonra Gaziantep ve İzmir'de de kurumsallaşarak yaygınlaşmıştır. Ayrıca Ankara TÖMER tarafından Mart 1988 yılında ilk sayısıyla yayın hayatına başlayan TÖMER Dil Dergisi, bu alana apayrı bir canlılık katmıştır. Araştırmamızda ulaştığımız makalelerin büyük bir çoğunluğu bu dergide yayımlanan makalelerdir. Yine İzmir TÖMER tarafından da Ana Dili Dergisi çıkmaya başlamıştır.

Gazi Üniversitesi TÖMER'in kurulması, yabancılara Türkçe öğretimi alanına farklı bir bakış kazandırmıştır.

Yabancılara Türkçe öğretiminin bir başka boyutu da Almanya'ya Türk işçilerinin yerleşmesiyle başlamıştır. Almanların ve Avrupalıların çeşitli vesilelerle Türkçe öğrenme arzuları ortaya çıkarak bu alanda da kitaplar yazılmıştır.

1990'lı yıllardan sonra yabancılara Türkçe öğretimi akademik çalışmaların da konusu olmaya başlamıştır. Araştırmalarımızın sonunda bu alanda gerek yüksek lisans gerekse doktora çalışması olarak 25 tez belirledik. Kuşkusuz yabancılara

Türkçe öğretimiyle ilgili akademik çalışmaların yapılması, bu alanda bilimsel kriterlerin kullanılması sonucunu getirecektir.

Araştırmamızı kitaplar, tezler, makaleler ve sempozyum bildirileri olmak üzere dört başlık altında yaptık. Kitapları da tarihî kitaplar, set halinde hazırlanmışkitaplar ve diğer kitaplar olarak sınıflandırdık. Bugüne kadar Ankara Üniversitesi TÖMER tarafından yapılan sempozyum bildirileri de bildiri başğıyla verilmiştir.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...