dillerin

Dillerin Doğuşu

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Dillerin Doğuşu

Dillerin doğuşuyla ilgili birçok teori vardır:

1) Tanrısal Teori: Allah Adem'i yaratmıştır ve Adem'in seslendirdiği her canlının ismi o olmuştur. Birçok dinde insanların lisanları ile yaratıldıkları inancı vardır. Teoriye göre insan denilen varlık tek bir atadan gelmişse, insanla birlikte gelişen dil de tek bir kökenden gelmiş olmalıdır

2) Yansıma Teorisi: İlk insanlar, çevrelerindeki sesleri taklit ederek ilkel dilleri oluşturmuşlardır. Modern bütün dillerde doğal ses yansımalarına karşılık gelen kelimeler bulunmaktadır. Bu da yansıma teorisini desteklemektedir. Türkçede vızıltı, mırıltı, fısıltı, gürültü, çatırtı, patırtı, havlama, horlama... gibi kelimeler yansıma kelimelerdir. Buna rağmen somut olmayan, ses olgusuna sahip olmayan kelimelerin oluşumunu bu teori ile açıklamak zordur.

3) Ünlemler Teorisi: İlk insanlar, korkularını, acılarını, sevinçlerini, ruh hâllerini dışa vuran sesler oluşturmuşlar, böylece dil oluşmuştur.

4) Birlikte İş Teorisi: İlk insanlar, işleri birlikte yapmaya başlamışlar, birlikte tempo oluşturmuşlardır.

KAYNAKÇA

Prof. Dr. Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, Bayrak Basım, İstanbul, 2008, s. 3 Konuşma Dili, Yazı Dili

Dilin Bilimsel Tanımı [1]

Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Atatürk Döneminde Türkçe ve Türk Dil Kurumu Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi


Dil Nedir ? -15- KONUŞMANIN ANATOMİSİ

konusmanin-anatomisi

KONUŞMANIN ANATOMİSİ

Bir konuşma, her şeyden önce dinamik bir bildirişim (communica­tion) modelidir. Böyle bir modelde aşağıdaki diyagramda da görüleceği üzere en az iki kişi vardır. Bunlar, “konuşanlar”dır. Konuşma halinde bu iki kişi, (ya da kişiler ve kitleler) hem “kaynak” (verici, source), hem de “dinleyici” (alıcı, receptor) durumundadırlar. Bu halde ilk konuşan “kaynak”, (Kl), ilk alıcıya (Al)’e aktarmak istediği “düşünce”yi (bildiri, message), konuşma dili ile şifreleyerek (code) ve iletişim kanallarına yükleyerek (ses, mimik, jest ile) varsa, verici araçlara (telefon, radyo, televizyon mikrofonlarına, kameralara) yoksa, doğrudan doğruya dinleyicilerine yöneltir. Alıcı (Al), (Kl )‘in kodladığı şifreyi kulak, hoparlör, ekran aracılığı ile çözerek bildiriyi (message) almaya ve anlamaya (semantics) yönelir. Ve cevap vermek üzere bir karşı kaynak (K2) durumuna dönüşür. Böylece cevabını (ya da karşı bildiriyi) aynı yollarla kodlayarak, bu kez alıcı (Al) haline geçen öteki tarafa iletir.

Konuşma, demek ki konuşanlar arasında, yani karşılıklı olarak “alıcı-verici”, (konuşmacı-dinleyici) arasında gidip gelen ve konuşmacıları, devamlı bildiriler (message) alış-verişi ilişkisi içinde her iki halde (K-A) ve (A-K) durumlarına dönüştürerek oluşturan düşünsel bir eylem olarak gelişiyor.

Kaynak    K1

Alıcı         A2

Kaynak    K3

Alıcı          A4

Kaynak     K5

_____________

_____________

_____________

_____________

_____________

Alıcı        A1

Kaynak   K2

Alıcı        A3

Kaynak   K4

Alıcı        A5

KİŞİ

KONUŞMA

KİŞİ

Bu, aynı zamanda bir etki (stimulus) ve tepki (reaction) ilişkisidir. Tamamen zihinsel ve bedensel bir haberleşme (communication) düzeyinde kurulan bu ilişkide ilk konuşanın etkisine verilen cevap, “geriye dönen besleyici yankı” (feed back) niteliğindedir. Yani, dinleyicinin konuşmacıya verdiği tepki (karşı bildiri), konuşmacının bildirisini de kısmen içermektedir. Bu kez onun geriye göndereceği bildiri de her iki bildiriyi içermiş bir “feed back” olmaktadır.

Basit bir konuşma modeli gelişirken, konuşmacılar arasında bildiri ve anlam alış-verişi olurken, her iki taraf da düşündüklerini, birbirlerine en güzel, en etkili biçimde, en kolay şifrelerle aktarmaya ve en yakıp kanalları seçmeye çaba sarf ederler ve devamlı olarak, karşılıklı, besleyici tepkileri kontrol ederler. Bu kontrol ve oto kontrol, genellikle yarı bilinçli, otomatik olarak işlemektedir. Etkili, güzel bir konuşma bu kontrolü tam bilinçli hale getirmektir.

KONUŞMA TÜRLERİ

Konuşma türlerini sınıflandırmak, konuşmanın ne olduğu, niteliği, biçimi ve etkisi bakımından konuya daha derin yaklaşma olanağını verecektir. Konuşmaları:

1)   Konularına

2)   Biçimlerine

3)   Sürelerine

4)   Taraflarına

5)   Niteliklerine

göre genel bir sınıflandırmayla inceleyeceğiz:

I)   Konularına göre, konuşmaları kendi aralarında şöyle ayırmak mümkün olabilir:

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

1)   Bilimsel konuşmalar

2)   Sanat konuşmaları

3)   Politika konuşmaları

4)   Dinsel konuşmalar

5)   Teknik konuşmalar

6)   Ticari konuşmalar

7)   Sosyal konuşmalar

8)   Günlük konuşmalar

Bu konuşmalar iki kişi arasında olduğu gibi, çok sayıda insanın bulunduğu, geniş gruplar içinde de yapılabilmektedir. Bu konuşma türleri üst dil düzeyinde (bilim, sanat, felsefe, vb.), ya da normal dil düzeyinde (günlük işler, sohbetler, alış-veriş, vb.) olabilir. Örneğin nükleer enerji fiziği üzerine atom bilginlerinin kendi aralarında, bir hasta üzerine konsültasyon yapan hekimlerin kendi aralarında, sanatçıların, filozofların, din bilginlerinin, büyük ticari firma yetkililerinin kendi düzeylerinde yaptıkları konuşmalar, özel terimlerin, yüksek kavramların çok sık olarak kullanıldığı bilim dilleriyle sürdürülür. Örneğin "aşkın metafiziği" üzerine, ya da “yüksek estetik değerleri” konusunda konuşmakta olan kişiler, normalin üstünde bir düzeyde derin, duygusal ve bazılarına göre anlaşılmaz bir dil (meta - lingua) konuşuyor olabilirler.

Çoğu zaman politikacıların, teknokratların terimleri, kavramları, dilleri de bu konularla fazla ilgilenmeyenlere yabana gelebilir.

Birbirinden başka mesleklerin, ya da dalların insanları herhangi bir toplantıda bir araya geldiklerinde, ilk üç kişinin kendi konularında (üst-dil düzeyinde) konuşmaları grubun öteki üyelerini sıkar. Böyle durumlarda “ukalâlık yapıldığı” “akıl satıldığı” “bilgiçlik taslandığı” iddiaları haklı olarak ortaya atılabilir.

II)  Konuşmaların biçimlerine göre sınıflandırılması, hazırlanan ve sunulan konuşma biçimine göre yapılır. Bunlar:

1)   Yazısız konuşma

2)   Yazılı konuşma

3) Karma konuşma biçimleridir. Konunun, zamanın, yerin ve tarafların durumuna göre biri ya da öteki seçilebilir. Genellikle bilimsel, felsefi, ticari, teknik konuşmaların yazılı, hukuki politik, artistik, dinsel konuşmaların karma, tören konuşmalarının sohbetlerin, politik polemiklerin yazısız konuşma türünde olmaları doğal ve olağandır. Bu ölçülere uyulmaması halinde konuşmacı, dinleyiciler üzerindeki etkisini kaybetmektedir.

III) Sürelerine göre konuşmaları “uzun” ve “kısa” konuşmalar diye ikiye ayırmak mümkündür. Nutuk, konferans, bilimsel konuşmalar uzun konuşma türüne girer. Törensel konuşmalar, açış konuşmaları, iş konuşmaları, ayaküstü sohbetler ise kısa konuşmalardır.

Süre bakımından konuşmaların çok uzun olmaları, ya da çok kısa olmaları konuşmanın etki gücünü arttırıp azaltmaz. Her konuşmanın süresi, zamanı, yere ve konuya göre değişir. Ama hepsinde belirli bir ölçüyü tutturmak, sınırı aşmamak, dinleyicileri sıkıntıya düşürmemek gerekir.

Bazı kısa konuşmalar tarihte son derece etkili izler bırakmışlardır. Askeri konuşmalar çoğu kez kısa konuşmalardır. Ama öz ve özlü konuşmalar sayılırlar. Napolyon Bonapart’ın çok kritik bir anda: “Askerler, içinizde, eski komutanına kurşun sıkabilecek bir kimse varsa durmasın!.” diyerek göğsünü açması, kendisinin ve ülkesinin tarihinde bir yeni yaprak açmıştır. Fransız tarihçisi Michele, diyor ki: “Böyle bir nutuktan sonra insanın göğsü ya yüzlerce kurşunla delinir, ya da “Yaşa imparator!” sözleriyle o adam tahta çıkabilirdi. Nitekim Napolyon için ikincisi oldu...”

Çaldıran seferinde bir ara morali bozulmuş gibi olan askerlerine Yavuz Sultan Selim’in: “Savaştan korkmayanlar benimle kalsın, korkaklar karılarının yanlarına dönsünler.” sözü, tarihte ün yapmış bir kısa konuşmadır.

Atatürk’ün birçok konuşmaları kısa, kesin ve özlü konuşmalardır.

Osmanlı akıncılarının, at üstünde bir araya gelerek yaptıkları “özengi divanı” konuşmaları da özlü, kısa konuşmalardan sayılır.

Uzun konuşmalarda da ölçünün korunması, sabır ve tahammül sınırlarının aşılmaması konuşmanın etkisini arttırır. İçinizde uzun konuşmalar dinlemekten sıkılmamış insan hemen hemen yok gibidir.

IV)            Taraflarına göre, yani konuşmalara ve dinleyenlere göre konuşma türlerini de şöyle sınırlandırıyoruz:

1)   İki yanlı konuşmalar

2)   Grupsal konuşmalar

3)   Kitlesel konuşmalar

4)   Üç yanlı konuşmalar.

Bunları ayrıntıları ile görelim:

İki Yanlı Konuşmalar: Bunlara diyalog da diyoruz. Bu tür konuşmada genellikle karşı karşıya iki kişi, ya da iki taraf vardır. Bazen da iki taraf adına “sözcüler” konuşurlar. İki kişinin konuşması, iş konuşmaları, satıcı ile müşterinin, memur ile amirin, öğretmen ile öğrencinin, banka memuru ile müracaatçının, kitle sözcülerinin, dışişleri diplomatlarının konuşmaları bu tür konuşmalardır. Kimi zaman törenler dolayısıyla (kutlama, diploma, görev, v.b.) ve de araya uzun mesafe girmesi yüzünden araçlar aracılığı ile (telefon, telgraf) yapılan konuşmalar iki yanlı olurlar. Bazen bunların çok önemli olanları üçüncü ve dördüncü yanlara da mesaj verir: Kurtuluş Savaşında İnönü Muharebeleri dolayısıyla Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa ile Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü arasındaki ünlü telgraflar hem iki yetkili sözcü arasında bir gerçeği ortaya koymak ve zaferi kutlamak anlamını taşımakta, hem de millete ve bütün dünyaya karşı büyük bir mesaj vermektedir:

“Düşman, binlerce yaralı vererek savaş meydanına kahraman silâhlarımıza terk etmiştir”

“Siz orada sadece düşmanı değil, Türk milletinin ters talihini de yendiniz!..”

Amerika Birleşik Devletleri Başkanlarından müteveffa John F. Kennedy ile o zamanki Sovyet Başbakanı N. Kruşçev arasındaki Washington ile Moskova’yı bağlayan “kırmızı telefon”, dünya barışını tehlikeye düşürebilecek ve nükleer savaşa sebep olabilecek diplomasi hatalarını önleyebilmek amacı ile kurulmuş bir sistemdir. Bu, ikili konuşmalarda bazen dünya ve tarih çapında önem taşıyabilecek “mesaj”lar, konuşmalar üzerine çok ilginç bir örnektir.

Hatalı bir konuşmanın nelere, ne felâketlere sebep olabileceği ve konuşmanın değeri hakkında bu örnek, düşünmeye değer bilgiler vermektedir. İki büyük imparator Yıldırım Beyazıt ile Timur arasındaki tatsız, öfkeli konuşmanın, özel ulaklarla iletilen ikili mesajların tarihimizde açtığı yara, bu konuda çok acı bir hatıradır.

Hemen her çağda ve dünyanın hemen her ülkesinde siyasal partiler sözcülerinin ikili konuşmalarla çok şey yaptıkları ve de çok şey yıkabildikleri görülmektedir. Bunlara, konuşmanın önemli öğesi olan mesajın iyi hazırlanamamış olması, gereken etkiye sahip bulunmaması, olumlu ya da olumsuz nitelik taşıması veya mesajın iyi anlatılamaması sebep olmaktadır.

Büyük çapta ikili konuşmaların kitleleri ilgilendiren mesajlarının aynı zamanda üç yanlı, dört yanlı konuşmalar olduğunu söylemiştik.

V) Grupsal konuşmalar: Bunlar çoğunlukla çok yanlı dinleyicisi ve konuşmacısı ikiden fazla olan konuşmacılardır. Çay, kokteyl, brifing, seminer, sempozyum, panel, yönetim kurulu, sergi, gibi toplantılarda yapılan konuşmalar bu sınıfa girer.

Bunlarda da konuşmanın özel teknikleri ve kuralları, konuşmacının uyması gereken ilkeler vardır. Uygulama ve örnekler bölümünde görülecektir.

VI) Kitlesel konuşmalar: Bu tür konuşmaların bir kısmı “yalın”, bir kısmı da “kitle” haberleşme araçları ile yapılır. Genellikle tek bir kaynak., fakat kitle, ya da kitleler halinde “alıcı”lar vardır.

Konferanslar, hutbeler, miting, kongre ve parlamento konuşmaları yalın kitlesel konuşmalardır. Sahne, film, radyo ve televizyon konuşmaları ise kitle haberleşme araç ve olanaklarından yararlanılmak suretiyle yapılırlar.

Araçlı veya yalın, kitlesel konuşmaların da kendilerine özgü teknikleri vardır ve farklılıklar gösterir. Uygulama bölümünde ayrıntılı olarak anlatılacaktır.

VII) Niteliklerine ve etkilerine göre de konuşmaları çok çeşitli türde sıralamaktayız: İnandırıcı, kandırıcı, öğretici, duygulandırıcı, temellendirici, harekete geçinici, güldürücü, ağlatıcı, yapıcı, heyecanlandırıcı, yatıştırıcı, körükleyici konuşmaların her çeşidine hemen her yerde rastlamaktayız. Uygar toplumlarda konuşmalar, etkileri ve sonuç alma hedefleri bakımından daima olumlu, yapıcı, inandırıcı karakter taşırlar. İleri Batı toplumlarında “kim”in “ne” konuştuğu ve “nasıl” konuştuğu çok önemli hususlardır.

Dillerin Doğuşu

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Filolojiye, dil mevzuuna alâka duysun veya duymasın her insanın aklına zaman zaman "Dil acaba nasıl doğmuştur, dünyada en eski dil hangisidir?" soruları takılmıştır. Yine hemen hemen her insan "Diller tek bir kaynaktan mı, yoksa başka başka kaynaklardan mı gelişmiştir? " sorusuna cevap aramıştır ve bu mevzu filolojinin de (dilbilim) temel meselelerinden biri olmuş, yıllardan beri bir çok filolog bu sorulara cevap bulmaya çalışmıştır.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.


Son senelerde bu mevzuda yapılan en enteresan araştırmalardan biri Richard Fester'in yaptığı çalışmadır. Karl-Heinz Farni'nin Almanca P.M. Dergisinde yazdığı uzun makalede Fester'in bu ilgi çekici çalışmaları anlatılmaktadır.

Richard Fester 25 senedir 200 muhtelif dünya dili üzerinde incelemeler yapmış ve bu dillerdeki ortak kelimeleri tesbit etmeye çalışmıştır. Bu çalışmada kendisine 30 filolog yardımcı olmuştur. Fester ve arkadaşlarının modern filolojinin metodlarına uygun olarak yaptığı incelemeler, birbirleriyle ilgisi yokmuş gibi görünen muhtelif dillerin (*), müşterek tarafları olduğu gerçeğini ortaya koymuştur.

Bu çalışmalarda Fester'in bilhassa kelimeler arasındaki ses benzerlikleri dikkatini çekti. İlk olarak coğrafik isimleri ele aldı. Bunun neticesinde diller arasında inşanı şaşırtan bir benzerlik meydana çıkıyordu: Federal Almanya'da Ren nehri vardı. Fransa'da Rhone, Garonne ve Roanne, İtalya'da Reno, Norveç'te Rena, İsveç'te ise Ronne nehri bulunuyordu. Burada isimlerden başka bir müşterek taraf ta bunların hepsinin akarsu oluşudur. Verilen misâllerin tamamının Hint-Avrupa dilleri ailesine ait olduğu düşüncesi ileri sürülebilir. Fakat yapılan araştırmalar, Hint-Avrupa dilleri ailesine girmeyen dillerde de buna benzer isimlerin olduğu gerçeğini ortaya koydu. Meselâ, Amerika'da Washington yakınlarında bir nehrin ismi Kızılderili dilinde Raanoke'dir. Buradaki Mepucha yerlileri "çağıldamak, akmak" kelimesini rinun ile karşılamaktadırlar. Bu kelime Almanca'da rinnen'dir. Binlerce kilometre uzaklıkta Hindistan'da buna rina, Tibet'te ran, Japonya'da ryu Afrika'da baharini denmektedir.

Richard Fester'in tesbitlerine göre Japonlar, Amerika yerlileri ve Afrikalılar birbirleriyle münasebet kurmayan topluluklardır. Fakat bu kavimler nehri ve onunla alâkalı "akmak, çağıldamak" kelimesini aynı şekilde ifade etmektedirler.

Fester'e göre genç kadını ifade eden kelime ise bu mevzuda ayrı bir delildir. İskoçya'da genç kadına cwen denmektedir. Kuzey Germenler'de Kwinn, İngilizce'de queen, Ortaçağ Almanya’sında ise kvenne denirdi. Grekçe'de kadın gyne kelimesiyle anlatılır. Indo-Germen dil gruplarına girmeyen Baskca'da Gune ve Norveç dilinde Kuna kelimesiyle ifade edilir. Asıl şaşırtıcı olan Peru'daki Inkalar'da kadın Kuna, Avustralya'da 40.000 seneden beri yasayan yerlilerin dilinde Guna diye adlandırılır.

Fester "yuvarlaklığı" ifade eden Kail kelimesi üzerinde de durarak birçok dünya dilinde bu kelimenin de ortak olduğunu ispatlamıştır. İspanyolca'da Callao yuvarlak demektir. İbranice'de gal'gal tekerlek mânâsına gelir. Tibet dilinde Kyal yuvarlaklığı karsılar.

Ayrıca birinci teklik şahıs zamiri (ben) Almanca'da leh, İngilizce'de I, Latince'de ego, Avustralya dilinde ygo, Arapçada “ene”dir. Yine Latince tintinnare veya tintinnere fiili Türkce'de tınlamak veya ses vermek şeklinde karşılanır. Arapçada ise tanin tınlama, tannan tınlayan demekdir.

Bu birbirleriyle hiç bir münasebeti olmayan muhtelif dillerin bazı nesneleri ifade etmekteki paralelliği, bir çok araştırmacıyı şaşırtmaktadır. Bugün filologların bir kısmına göre bütün dünya dillerinin hepsi aynı kaynaktan, bir tek dilden ayrılmış, ortaya çıkmıştır. Yani bütün dünya dillerinin menşei birdir.

İşte Richard Fester bugünkü ve yok olmuş bütün dillerin hepsinin tek bir dilden geldiği görüsüne katılmakta ve yaptığı araştırmalar, verdiği misâllerle bunu ispatlamaktadır. O zaman da zaruri olarak müşterek orjin, yani bütün insanların aynı anne babanın çocukları olduğu fikri akla gelmektedir. Böyle, orjin i (menşei) bir olan ve hiç bir nakil vasıtasına sahip olmayan o zamanki insanların bütün yeryüzüne nasıl yayıldığı sorusuna Richard Fester, zaman ağırlığıyla ikna edici bir cevap vermektedir. Ona göre devamlı büyüyen ve lisanı ile üstün bir grup, her nesilde sadece 3 km. uzaklaşsa 100 000 sene sonra bulunduğu yerden 10 000 km. uzaklaşmış olur. Böylece zaten dünyanın yarısı iskan edilmiş olur.

Fester sonunda "Lisan insanın kendisi kadar eskidir." hükmünü veriyor ve onun bu araştırmaları en tanınmış filologları bile düşündürüyor. Zaten Yüce Beyan'da öyle demiyor mu: "Siz aynı anne babanın çocuklarısınız. "


______________

(*) Filoloji (Dil ilmi), yeryüzündeki dilleri menşe bakımından başlıca dört büyük âilede toplar:
1— Hint-Avrupa Dilleri Ailesi: Bu ailenin iki büyük kolu vardır. I. Avrupa Kolu; Avrupa kolu da kendi içinde üç kola ayrılır, a. Germen Kolu (Almanca, İngilizce, Flemenkçe), b. Romen Kolu (Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Romence), c. İslav Kolu (Rusça, Sırpça, Bulgarca), II. Asya Kolu (Farça ve Hindistanda konuşulan diller).
2— Sami Dilleri Ailesi (Arapça, Akatça, İbranice).
3— Bantu Dilleri Ailesi (Güney ve Orta Afrika dilleri).
4— Çin - Tibet Dilleri Ailesi (Çince, Tibetçe ve Uzak - Doğu dilleri). Bunun dışında Amerika'daki Avustralya'daki diller bu aileler dışında; aileden küçük dil gruplarını meydana getirirler. Türkçe ise, Macarca, Fince, Moğolca ile birlikte Ura) - Altay dilleri grubuna girer.

Dillerin Özellikleri

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Dillerin Özellikleri

1) Dolayımsallık: Dil hem bir malzeme, hem de bir araçtır. İhtiyaç, duygu, düşünce vb. bildirirken kullandığımız dil; kelime hazinesi, söz dizimi gibi ögelerle kendi malzemesini sunar.

2) Toplumsallık: Dillerin varoluşu toplumlarla mümkündür. Diğer bir deyişle dil, toplumsallığın, birlikte yaşayışın bir sonucudur.

3) Bireysellik: Dilleri geliştiren, zenginleştiren, bu dili konuşan "insan" faktörüdür ve dili kullanma tarzları bireylerde farklılık gösterebilir.

4) Göstergesellik: Ses boyutu ve içerik boyutu olarak ikiye ayrılabilir. Ses boyutu gösteren, içerik boyutuysa gösterilendir.

5) İletişimsellik: Diller, iletişim ihtiyacını gidermek için önemlidir.

6) Ereksellik: Diller, çeşitli ihtiyaçların bildirilmesi için önemlidir.

7) Süreçsellik: Diller süreç içerisinde zenginleşebilir veya yok olabilir. Dilin canlılığı, bu süreçle doğrudan ilgilidir.

8) Birikimlilik: Diller birikimlidir. Yüzyıllar öncesinde kullanılan söz dizimleri, kurallar üzerine yenileri eklenerek zenginleşir.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Dilin Belirleyici Özellikleri

Bir dildeki konuşma dili ve yazı dili o dil sisteminin çeşitlenişleridir. Her şeyden önce konuşma dilimiz, yazı dilinin morfolojik ve sözdizimsel kurallarına dayanır. Bu durumların çoğunluğunda kuralların bazılarının dil bilgisi ve sözdizimsel açıdan yerine getirilmesi göze çarpmaktadır. Özne, yüklem ve nesne gibi belirli standartlaşmış sözcük sıralamalarına uyulur. Ama konuşma dili başka koşullar altında meydana geldiği için bir dizi kendine özgü özellik durumları söz konusu olmaktadır. Bu özellik durumları doğal dil edinimi ile öğrenilir ve konuşma süreci esnasında bilinçli olarak algılanamaz. Bu özellikler, özellikle dilsel durumun algılanmasına bağlıdır. Sesbilimsel anlama, nüanslamanınve duyguların ifadesinin kendilerine özgü olabilirliklerini sunmaktadır.

Konuşma dili, kalıcılığı olmayan bir araçtır. Bundan dolayı konuşmacı tarafında kısıtlı bir öngörü kapasitesi ve devam eden iletişimdeki katkıyı sağlamlaştırma zorunluluğu doğmaktadır. Bu durum ara vermeksizin konuşma hakkı kaybedilmeden gerçekleştirilir. Ayrıca anlama ve anlaşılır olma konusunda başka talepler olacaktır. Bu talepler zaman baskısı olmaksızın kaleme alınmış ve keyfi olarak sık sık okunabilen yazılı metinler olabilir. Kendiliğinden oluşan bir dil karşılıklı iletişime dayalıdır. Dinleyici, konuşmacının katkılarının gerçekleşmesine geri bildirimler aracılığıyla sanki konuşmacının kendisiymiş gibi katılır, örneğin bu geri bildirimler "hımm" gibi ünlemler veya mimikler olabilir. Konuşmacının yaşı, sosyal statüsü, cinsiyeti, lehçe bölgesi, tutumu ve davranışı gibi durumlarda iletişim için "Konuşma durumu" büyük oranda etkilidir. Buradaki "konuşma durumu" hangi bağlamda kim ile konuşulduğunu ifade eder. Birçok sözlü açıklama, sözlü olmayan eylemler ve ortak tecrübeler üzerine uyarılar aracılığıyla arttırılabilir. [4]

"Algısal Çerçeve" ve Düzeltim Olgusu

Konuşmacı sadece kısıtlı bir öngörü kapasitesine sahiptir. Zamansal çerçeve yaklaşık olarak 3 saniye içerisinde harekete geçebilir. Sinir sistemive beyin araştırmacısı ve biçim ruhbilimcisi Ernst Pöppelbu noktada bir "algısal çerçeve"den söz etmektedir. Bu "algısal çerçeve" içerisinde dürtülerin bütünleşmesi meydana gelebilir. Konuşma esnasında yardımcı olan ve zamansal olarak ardı ardına gelen bilgiler eşzamanlı olarak algılanabilir. Bu zaman çerçevesinde nadiren bir cümle "nokta ve virgül" ile ayrılır. Bu durumdan, az da olsa güzel konuşma sanatı olan retorik bakımından eğitimli ve büyük bir ifade repertuarına sahip bazı insanları ayrı tutmak gerekir. Genellikle konuşmacının görüşlerinin başlangıcında kesin bir sözdizimsel yapı mevcut değildir. Bu yüzden çoğunlukla, önceden başlatılan dillerin yarıda bırakılması için bir zorunluluk ortaya çıkar. Düşünceler yeniden bir başlangıç için yeniden yapılandırılır veya var olan yapılar "konuşma sırasında düşüncelerin kademe kademe üretilmesi"nin (Heinrich von Kleist) doğruluğu konuşulabilsin diye bir başka yapıya dönüştürülür.

Sözlü bir ifade yazı dilinin aksine düzeltmeler aracılıyla bile geri alınamayabilir ama dil üretiminin yolu yeniden izlenebilir. Sık sık artık bilgiler söz konusu olduğundan düzeltmeler de önemli bir amacı yerine getirir. Bu amaçlar, anlamlılık oluşturma, açıklama ve niteliklerin belirtilmesi, içeriksel olarak zayıflama veya uzak kalmadır. Kendiliğinden düzeltme, yani onarım anlayış güvencesine ve nadiren de görünüm güvencesine hizmet eder. Düzenlilikler, "Zifonun / Hoffmann / Strecker" (1997:443ff.) gibi araştırmacılarda tasvir edilir. İletişim arkadaşınız tarafından bir dinleyici sinyali aracılığıyla, şüpheli bir bakış veya baş sallama gibi sözlü olmayan etkenlerle ve basit şekilde bazı sinyallerin gerçekleşmemesiyle düzensizlikler ortaya çıkabilir. Telefon etmede bilinen bir olay dinleyicinin sinyallerinin "hımm", "evet" gibi sözcüklerle ahize sinyallerinin bastırılmasıdır. Bu, kısa bir süre meydana gelir.

KAYNAKÇA

Prof. Dr. Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, Bayrak Basım, İstanbul, 2008, s. 3 Konuşma Dili, Yazı Dili

Dilin Bilimsel Tanımı [1]

Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Atatürk Döneminde Türkçe ve Türk Dil Kurumu Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi

Dillerin Sınıflandırılması / Doğal Diller

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Dillerin Sınıflandırılması / Doğal Diller

Beyinde dil sürecinde devreye giren kısımlar

İnsanlar tarafından konuşulan bir dil veya tarihi ve art zamanı bulunan bir dil olan işaret dili Linguistik çerçevesinde doğal dil olarak tanımlanır. Bilişimsel dilbilim içerisinde "doğal bir dilin" karakteristik özelliği, dilsel bir konuşma sistemi yeterliliği ve dilsel ifadeleri benimsemek olarak tanımlanır. Bu ifadeler tam bir cümleden oluşmalıdır ve tek bir cümleden birçok anlam çıkarılmalıdır. Bunun yanı sıra "doğal dilleri anlama" ve "karşılıklı ses verme" arasında fark vardır. Her bir sözcüğün ve tonların anlaşılması sınırlıdır.

Dilin ve dil kullanımının bütün yönleriyle ve tek tek somut diller ile uğraşan bilim dalı Linguistik veya dilbilimdir. Bunun yanı sıra, genel dilbilim insana özgü dilleri bir sistem olarak araştırır, ayrıca dilin genel ilkelerini, kurallarını ve koşullarını araştırır. Uygulamalı dilbilim, dilin somut kullanımı bağlamında ortaya çıkan konuları ele alır. Tarihsel dilbilim, dillerin tarihsel gelişimini ve genetik akrabalıklarını araştırır, bunu genel anlamda dil değişimi gibi tek tek dillerin öğelerinin tarihini göz önünde bulundurarak yapar. Karşılaştırmalı dilbilim, diller arasındaki farklılıkları ve ortak özellikleri araştırarak elde eder ve bunları belirli kriterlere göre sınıflandırır. Ayrıca dil önermelerini yani bütün dillerde veya birçok dilde ortak olan özellikleri araştırarak ortaya çıkarmaya çalışır.

Doğal diller, özellikle yapısal ve sözcükle ilgili anlaşılmazlıklar ve belirsizlikler bakımından doğal olmayan dillerden farklıdır. Bu doğal olmayan dillere programlama dilleri örnek gösterilebilir. Böyle bir tanımlamaya göre Esperanto gibi yapay diller doğal olmayan dil olarak sınıflandırılır, çünkü bu gibi dillerin bağımsız tarihÎ bir gelişimi söz konusu değildir. Doğal diller de yapay diller de jest, mimik ve iletişimdeki ton değişimleri için ses melodisi gibi aksan ve şiveleri kullanır.

Dil biliminin içinde, dilin özel yönleriyle uğraşan çok sayıda büyük ve küçük alanlar vardır. Bunlar; dil ve düşünce, dil ve gerçeklik veya dil ve kültür arasındaki ilişki ile sözlü ve yazılı dillerdir. İnsanlığın ana dili üzerine varsayımlar özellikle kurgusaldır, söylentiye dayanır; bu paleo dilbilim alanının araştırma konusudur. Dilin kullanımı, kural değeri taşıyan bakış açıları altında sözlüklerde (imla kılavuzlarında, yazı biçimi sözlüklerinde) ve dil bilgisi kullanımlarında tanımlanır.

Belirli dilbilimsel alanların yanı sıra, dilin etkisini, yaratıcı gelişimini ve anlamını yoğun olarak özellikle açıklayan bilimsel alanlar vardır. Bu alanlara; söz sanatlarını inceleme bilgisi (retorik), edebiyat bilimi, hem felsefenin hem de dilbiliminin alt alanı olarak dil felsefesi ve etnoloji dâhildir.

Biçimsel Diller

Doğal dillerin aksine biçimsel diller mantık ve kitle öğreniminin araçlarıyla tanımlanabilir (temel ifadelerin sayılabilir çokluğu, düzyazı kuralları, biçim olarak güzel ifadeler). Biçimsel mantığın tanımlama ilkeleri de doğal dilleri kullanır; bu alandaki öncü çalışmaları Amerikan Mantıkçı Richard Montague yapmıştır. Tamamıyla bir yeniden oluşturma elbette mümkün değildir. Çünkü mantık da doğal dillerden türemiştir. Sonuç olarak doğal dillerdeki her şeyi kararlaştırmak zorundayız (Ludwig Wittgenstein).

Tek Tek Diller

Dil, özel anlamda Almanca, Japonca veya Svahili dili (asıl adıyla Kiswahili, Doğu Afrika'da kullanılan bir dildir) gibi belirli tek tek dilleri belirtir. İnsanlığın sözlü dilleri, dil aileleri içerisindeki genetik akrabalıklarına göre sınıflandırılır; bu sınıflandırma dil kodlamaları aracılığıyla her ayrı dile göre uluslararası alanda ISO 639"a göre yapılır (ISO=Uluslararası Standart Organizasyonu 639 standartlarına göre). 2005 yılında yayımlanan "National Geographic" dergisine göre dünya genelinde 6912 dil aktif olarak kullanılmaktadır. Fakat günümüzde var olan aşağı yukarı 6500 dilin neredeyse yarısından fazlası yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır, çünkü bu diller artık ya hiç konuşulmuyor ya da artık yeni nesillere aktarılmıyorlar. Bu durum muhtemelen, günümüzde halen var olan dillerin büyük bir kısmının önümüzdeki 100 yıl içerisinde yok olmasına sebep olacaktır. Toplum, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan dillerle ilgilenmeyi ve insanlığın mirası kabul edilen bazı dilleri belgelendirmeyi destekliyor. Ayrıca bu dillerin, üzerinde çalışılan özellikleri vasıtasıyla sınıflandırılmasını da destekliyor.

Dil yaşayan bir canlıdır. Dil doğar, zaman içerisinde değişir ve tekrar yok olur gider, ama bu yok oluş biyolojik anlamda değildir, aksine gelecek kuşaklara aktarılma anlamında bir yok oluştur; burada canlı olma, işlevlerin çeşitliliği için mevcuttur. Günlük hayatta artık kullanılmayan yani ölü diller olarak kabul edilen diller kendi yerlerini alan dillerde izlerini bırakırlar; örneğin Roman dillerinde (İtalyanca, Fransızca, Rumence vb.) ve diğer başka dillerde de çoğunlukla dilsel ifadelerin alınması yoluyla Latincenin izleri görülür.

Diller, kökenlerine göre etnik diller ve yapay diller diye sınıflandırılırlar. Bir etnik dil veya halk dili, örneğin bir kök dil Peru ve Bolivya arasındaki Titikaka (Titicaca) gölü kıyısındaki "Aymara" olabilir. Örneğin bir yapay dil ise Martin Luther tarafından yapılan İncil çevirisi zamanındaki Almancadır, çünkü ondan önce çok sayıda, tamamen farklı Almanca kök diller vardı ve bu kök diller de kelime dağarcığında birçok farklılıklar gösteriyordu. En çok tanınan, kendine özgü ve çok yaygın bir yapay dil örneği Esperantodur ama Esperanto dünya dili olarak kabul edilmeye henüz çok uzaktır. (Orijinal adı "Lingvo Internacia" olan "Esperanto", kendini "Dr. Esperanto" olarak tanıtan Polonyalı göz doktoru "Ludwik Lejzer Zamenhof" tarafından, farklı dilleri konuşan kişiler arasındaki iletişim zorluklarının, öğrenilmesi kolay bir ortak dil ile aşılabileceği düşüncesiyle 1887 yılında üretilen bir yapay dildir.)

Konuşulan Diller

Konuşulan diller, var olan bir dilin sözlü ifadelerinin bütünüdür. Konuşulan dillerin yazılı dillerden farklı olarak görsel ve el ile oluşturulmuş işaret dilive konuşma dışı iletişim (Parasprache) gösterilebilir. Konuşulan diller insanlığın dilinin ilk ve temel biçimidir. Bazı kültürlerde yazı dili geçmişte yoktu ve hâlâ da yok.

Konuşulan diller kendiliğinden ve özgür biçimde ifade edilen konuşmalardır. Bu konuşmalar düzenlenmemiş ve gözlemlenmemiş iletişim durumlarıdır ve bu konuşmalar iki veya daha fazla konuşmacı arasında gerçekleştirilir. Bu durum yazılı olarak önceden ifade edilen konuşmalarda hariç tutulur. Konuşulan dillerin özel oluşum durumları, kısıtlı normalleştirmesinin yanı sıra konuşmanın duruma bağlılığına, etkileşimliliğine ve az da olsa işleme zamanına aittir. Konuşulan dillerin özelliklerine elips oluşturma da dâhildir. Bu sözdizimsel olarak tamamlanmamış cümleler anlamına gelmektedir. Ayrıca ünlemlerin kullanımını ve dinleyici ve konuşmacı işareti gibi sınıflandırma işareti olarak adlandırılan farklı düzeltilmiş olguları da ifade eder.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Yapay Dil

Diğer birçok dilin aksine yapay diller kaynağı belli olan dillerdir. Yapay diller, o dili oluşturan kişi ya da komisyonun adı bilinir olan dillerdir. Yapay dillerin dil bilgisi yapıları tarihin akışı içerisinde insanların günlük kabulleri ya da yönelimleriyle belirlenmiş ve tamamen insan eliyle yapılandırılmış olan dillerdir. Örnekler: Esperanto, Elfçe, Kiril Türkçesi, İdo dili, Kotava, Toki Pona, Torozek, Futsch, Apotamkin.

Halk Dili

Halk dili bir halkın her yerde konuştuğu dile verilen isimdir. Halk dili, eski bir dil biçimi veya dinde, bilimde veya sahnede kullanılan bir yabancı dildir. Bu durum birçok kültürçevresinde eskiden de böyleydi, bugün de böyledir.

Halk Dili Terminolojisine Dair

Halk dili kısmen ülke diline ve ana dile anlamca yakın kullanılır. Halk dili kavramı öncelikle şu şekilde ortaya çıkmıştır: yöresel dil yabancı bir dile karşı oluştu veya halk dili "daha düşük bir dil seviyesi" bağlamında yüksek dil seviyesinden ayrılış olarak görülür. Halk dili özellikle dinin ve bilimin dili olarak görülür.

Halk Dillerinin Rolü

Orta ve Batı Avrupa'da ayrı ayrı halk dilleri yüzyıllar boyunca dinî ayinlerin ve edebiyatın dili olan Latince karşısında ortaya çıkmıştır. "Şarlman" (Karl der Große) zamanında Almanca, inançların arabuluculuğu için halk dili olarak büyük anlam kazandı. Ayrıca Martin Luther'in İncil çeviriside bu amaca hizmet etmişti, çünkü bu İncil çevirisi de konuşma dilinden basit bir aktarım değildi. "Halk dillerine yönelmede", Yeni Çağ'ın başlarında bütün Avrupa'da gözlemlenen bir eğilim söz konusudur.

Halk Dilinin Diğer Safhaları

Helenizm çağında Yunan dili Koini'nin yanı sıra başka birçok halk dili ortaya çıkmıştır. (Koini, Helenistik Dönemde Attik Diyalekt'ten sonra gelişmiştir. Koini ayrıca Yunanistan dışındaki bölgelerde de kullanılmıştır, bu yüzden de sadece Yunanların değil, Yunan olmayanların da kullandıkları bir halk lehçesidir. Aynı zamanda Koini, Romalıların Yunanlarla anlaşmak için kullandığı lehçedir.)

Hindistan'da halk dilleri kutsal Sanskritçedenoldukça uzaklaşmıştır.

Arapça yazı dili sadece camilerde, yazışmada ve uluslararası alanlarda kullanılır. Arap yazışma dili, Arap halk dillerinin farklı türlerinden belirgin bir biçimde ayrılmaktadır.

Eski Doğu'ya ait Hıristiyanlar günümüzde hâlâ dini ayinler için İsa tarafından konuşulan Süryanice (Aramice ya da Aramca) dilini kullanmaktadırlar.

Avrupa'nın kültür ve yazışma dilleri, sömürgecilik sonrası Afrika'da, yöresel halk dillerinin yanı sıra ve hatta bu halk dillerinin üzerinde resmî dil olarak büyük ölçüde kullanılmaktadır. İngilizce, Fransızca, Portekizce gibi.

KAYNAKÇA

Prof. Dr. Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, Bayrak Basım, İstanbul, 2008, s. 3 Konuşma Dili, Yazı Dili

Dilin Bilimsel Tanımı [1]

Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Atatürk Döneminde Türkçe ve Türk Dil Kurumu Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...