deyimler

Esnek Yapılı Deyimler Üzerine

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Sözvarlığında kavramları renkli bir şekilde ifade eden deyimler, söz dizimi ve anlam yönünden sınırlandırılmış birlikteliklerdir. Barındırdığı sözcükler arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Fakat dilde bazı deyimlerde bu sıkı ilişki aynı ölçüde değildir. Özellikle kullanımları sırasında bazı deyimler, sözcük ve sözcüklerin dizimi yönünden farklı görünümler sergilemekte ve esnek yapılı deyimler olarak adlandırılmaktadır.

Dilde sözcüklerin yanında kavramların karşılanmasında önemli vazifeler yüklenen deyimler, bir hareketi, bir durumu daha canlı, daha etkileyici şekilde ifade ederler. Barındırdığı sözcüklerin anlamlarının toplamından farklı bir kavramı karşılaması, deyimi dildeki diğer sözcük gruplarından farklı kılmaktadır.

Deyimler ile ilgili olarak araştırmacıların özellikle deyimlerin anlam ve söz dizimi yönlerini esas alarak tanımlama ve açıklamalarda bulundukları görülmektedir. Deyimi oluşturan sözcüklerin anlamlarıyla deyimin anlamı arasındaki farklılık, deyimdeki sözcüklerin yerini başka bir sözcüğe bırakıp bırakamayacağı, deyimin söz diziminin değişmezliği deyim tanımlamalarında öne çıkmaktadır.

Ömer Asım Aksoy deyimi "Bir kavramı, bir durumu ya çekici bir anlatımla ya da özel bir yapı içinde belirten ve çoğunun gerçek anlamlarından ayrı bir anlamı bulunan kalıplaşmış sözcük topluluğu ya da tümce." şeklinde açıklamaktadır (Aksoy, 1993:52).

Hadumod Bussmann (2006:533) da deyimleri, sözvarlığının birden fazla sözcükten oluşan unsurları olarak kabul eder ve deyimlerin şu vasıfları taşıdıklarını belirtir:

  1. Deyimin anlamı, barındırdığı sözcüklerin ayrı ayrı anlamlarına bakılarak çıkarılamaz.
  2. Deyimdeki sözcük, yerini başka bir sözcüğe bıraktığında deyimin anlamında düzenli, sistemli bir değişim olmaz.
  3. Deyimi sözcüklerin gerçek anlamlarına göre yorumlamak, deyim olmayan eşsesli başka bir biçimini ortaya çıkarır.

Alan Cruse (2006:82-83) deyim tanımında, deyimlerin birden fazla biçimbirim barındıran çok sözcüklü birliktelikler olduğunu söyler. Cruse, tipik deyimlerin iki temel özelliğe sahip olduğunu belirtir: Deyimler, parçaların bütünü (İng. compositional) değildir. Yani anlamı, barındırdığı parçalara bakılarak tahmin edilemez. Diğer bir özelliği ise söz dizimi yönünden donmuş yapılardır.

Yapılan tanımlarda ve açıklamalarda deyimler belirli sınırlılıklara sahip, donmuş yapılar olarak ele alınmasına karşın bazı deyimler, kullanımları sırasında, söz dizimi, barındırdığı sözcükler yönünden esneklikler gösterebilmektedir. Hatta esneklik gösteren deyimlerin bu farklı şekilleri zamanla sözlüklerde bir madde veya parantez içerisinde alternatif biçimler olarak yer alabilmektedir.

Türkçede Esnek Yapılı Deyimler

Dilin söz dizimi kurallarına uygun olarak birden fazla sözcüğün kalıplaşarak oluşturduğu deyimler, cümle içerisindeki kullanımlarında tek bir sözcük gibi muamele görürler.

Türkçede genel olarak deyimin son sözcüğü, cümle içerisindeki kullanımlarında, diğer sözcüklerle olan bağlantıyı sağlamaktadır. Bu sebeple deyimin çekimlenmesi sırasında deyimin en hareketli, en çok farklılaşan yeri deyimin özellikle son sözcüğüdür:

...adalet dağıtma konusunda, kılı kırk yarıyordu. (Y. Bahadıroğlu)

Bu savunmasız melek yarın bir cadı kazanırca düşecek ve orada yapayalnız olacaktı. (H.T.Akarsu) .. .bu adamların çoğu devletin kilit noktalarında vazifeli idiler. (Y.Bahadıroğlu)


Deyimlerin son sözcüğü yanında diğer sözcüklerinde de çekim ekleri yönünden farklılıklar olabilmektedir. Daha çok parça-bütün ilişkisi içerisinde belirli uzuvlar, nitelikler ön plana çıkarılarak kavramlar karşılanmak istendiğinde cümledeki şahsa bağlı olarak iyelik ekleri değişiklikler arz edebilmektedir:

Durun durun, kafa/n karıştı, beni nereden izliyorsunuz? (M. Mungan) Böyle olduğu halde ben, gene istif/mi bozmuyordum. (R.N.Güntekin) Bazı şeyler vardır, canımızı sıkar. (S.Ali).

Her ağır bombardımandan sonra askerlerin yürekleri ağzına geliyordu. (T.Özakman)

Bu örneklerde cümledeki şahsa bağlı olarak iyelik eklerinin değişmesi, sözcüklerin deyim içerisindeki hâl münasebetlerini etkilemediğinden deyimin kalıplaşmış yapısı için herhangi bir sorun teşkil etmemektedir.

Deyimlerin kalıplaşmış yapısının bozulmadığı bu kullanımlar yanında bazı deyimler, cümlelerde söz dizimsel ve sözcüksel yönden farklılıklar arz edebilmektedir.

Ömer Asım Aksoy'un hazırladığı Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü ve deyimlerin kullanımlarını takip edebilmek için oluşturduğumuz derlem dikkate alınarak barındırdığı sözcük(ler) ve söz dizimi yönlerinden farklı şekillere sahip esnek yapıdaki deyimler tespit edilmiş ve deyimlerde görülen esneklik çeşitleri 4 başlık altında gruplandırılmıştır:

-         Biçimbirimlerde değişim

-         Yer Değiştirme

-         Eksiltme

-         Ekleme

1. Biçimbirimlerde Değişim

Biçimbirimlerde değişimi sözlüksel biçimbirimlerde değişimler ve dilbilgisel biçimbirimlerde değişimler olarak ikiye ayırmak mümkündür.

1.1. Sözlüksel Biçimbirimlerde Değişim

Genel olarak sözcük değişimlerinde deyimdeki bir sözcüğün yerini, yakın anlamlı başka bir sözcüğün aldığı görülür. Bu değişimlerin bazıları sözlüklerde de yer almaktadır:

deliye dönmek ---      çılgına dönmek

gözünü korkutmak ---      gözünü yıldırmak

hafife almak --- basite almak

kalbini kırmak - gönlünü kırmak - hatırını kırmak

ortadan kaybolmak --- ortadan yok olmak

ödü kopmak --- ödü patlamak

üstü kapalı --- üstü örtülü

yerin dibine girmek - yerin dibine batmak - yerin dibine geçmek
yüzü kıpkırmızı olmak -----      suratı kıpkırmızı olmak

Bunun yanında yakın anlamlı olmadıkları halde aynı kavram alanı içerisinde olan sözcüklerin de, kurulan dizisel ilişki neticesinde birbirlerinin yerine geçebildikleri belirlenmiştir:

Peşin yargılarında keçiler gibi direniyor, bana hak vermemek için bin dereden su getiriyordu.

(R.Ilgaz)

Sabahtan beri kırk dereden su getiriyor, yetmiş dilden yalvarıyordu. (K. Tahir)

... şeytana külahı ters giydiren bir iş adamı... (R.H.Karay)

Dürüst müydü, yoksa şeytana pabucu ters giydirebilecek biri mi? (T.Buğra)

Biraz evvel bana silah çekmiş olan bu çocuğu peşime takıp sürüklemiş olmak.. .(RN.Güntekin) .. .Türkmen çobanına kılıç çekmek kanun değil! (K.Tahir)

Boğaz tokluğuna anam orada senelerce çalıştı, verem oldu. (P. Safa)

... Osmanlı bir insanı karın tokluğuna çalıştırmayı aşağılayıcı bulmuş olmalı. (İ. Pala)


Sebep, mekan, mazhariyet gibi yönlerden kurulan ilişkiler sonucu ad aktarması yapılarak deyimdeki bazı sözcükler değişebilmektedir:

hayata gözlerini kapamak/yummak------------ dünyaya gözlerini kapamak/yummak

gözünden kaçmak--------- dikkatinden kaçmak

yüzünü/suratını buruşturmak---------- yüzünü/suratını ekşitmek

yüzüne kan gelmek--------- yüzüne renk gelmek

1.2. Dilbilgisel Biçimbirimlerde Değişim

Yaptığımız taramada ek ve son çekim edatları yönünden farklı görünümlere sahip deyimlerle de karşılaşılmıştır. Ek-ek, edat-ek, edat-edat etkileşimleri deyimlerin farklı şekillerde tekrar yapılandırılmasına sebep olmaktadır:

Bu sözler de kulağına küpe olsun. (O.Pamuk)

...sana bir kıssa anlatayım da kulağında küpe olsun! (F. Baykurt)

Her zaman enine boyuna düşünen Tuğrul Beyin, baskından başka bir şey düşünemediği belliydi (M.N. Sepetçioğlu)

Enini boyunu düşündüm. Her işi hesapladım. (H.N. Atsız)

Kendini elimden geldiği kadar teskine çalıştım. (Y.K.Karaosmanoğlu) Onları elinden geldiğince ağırladı. (T. Buğra)

Gündüz bardaktan boşanırcasına yağan (O.Kemal)

...koltuğuma yaslanıp bardaktan boşanır gibi yağan...(O. Pamuk)

Sicilimi yazanların yerden göğe kadar haklı olduklarını kabul ederim.(R.N.Güntekin) Apartmanda oturanlar yerden göğe dek haklılar.(M.N.Sepetçioğlu)

2. Yer Değiştirme

Dilin söz dizimi özelliklerine uygun olarak sözvarlığında yer edinen deyimlerin bazıları, kullanımları sırasında sözcüklerin sıralaması bakımından esneklikler gösterebilmektedir. Sözcükler, içinde bulundukları deyimin söz dizimi yapısını bozmadan sadece yerlerini değiştirmektedir. Taradığımız eserlerde yer değiştirmenin gerçekleştiği esnek yapılı deyimler, genellikle ikiden fazla sözcükten oluşmakta ve birleşik fiil yapısındadır:

Herif bize taktı kancayı. (Y.Kemal)

.. .dayım o yüzden mi Ermiş Yusuf'a kancayı takmıştı? (M.C.Anday)

...vilâyetlerde Dahiliye Nezareti'ne göz dikmiş nice valiler var... (H.E.Adıvar) Balat'ın, Kuledibi'nin palazlananları gözünü Ada'ya dikmiştir. (Y. Karakoyunlu)

Sonra tekrar hayal aynı vuzuh ile gözünün önüne geliyor.. .(A.H.Tanpınar) .çocuğu büyük mermer havuza fırlattığı sahne geldi gözünün önüne. (R.E. Koçu)

Önünden geçen kadın, kendine mi güldüğünü sandı ne, ters ters baktı. (Y.Atılgan) Selâmeddin Beyin yüzüne baktı ters ters. (M.N.Sepetçioğlu)

O hengâmeden kaşla göz arasında sıyrılıp...(M.N.Sepetçioğlu) Bak eloğluna, gözle kaş arasında emrini verdi. (R.N.Güntekin)

ağzından baklayı çıkardı ----- baklayı ağzından çıkardı

başını alıp gitti ---- alıp başını gitti

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

bir şeyden gözlerini kaçırmak ------        gözlerini bir şeyden kaçırmak

eli ayağı kesildi ---       kesildi eli ayağı

göz ucuyla baktı ----       baktı göz ucuyla

gözünün önünden geçti -----        geçti gözlerinin önünden

gözünün önüne getirdi ----       getirdi gözünün önüne

kağıt kaleme sarıldı ----- kalem kağıda sarıldı

kaşlarını çattı --- çattı kaşlarını


kendini tutamadı--------- tutamadı kendini

uyku gözünden akıyordu ---------- gözünden uyku akıyordu

yüreği cız etti-------- cız etti yüreği

  1. Eksiltme

Andre Martinet (1998:201), insanın iletişim sırasındaki ihtiyaçları ile zihinsel ve fiziksel faaliyetlerini en aza çaba harcayarak ortaya koyma çabasının, dilde değişimlere yol açtığını belirtir. Bilinen ve sık kullanılan ikiden fazla sözcükten oluşan bazı deyimlerimizin bir sözcüğü düşürülerek kullanıldığını görmek mümkündür. Düşen sözcüklerin daha çok tamlama grubunun bir unsuru olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında benzer anlamlı sözcükleri barındıran tekrar grubundaki sözcüklerden birinin de düşürülebildiği görülmüştür.

Tavşanın suyunun suyu... (R.Ilgaz)

Şöyle suyunun suyu bir akrabalık gibi... (S.F.Abasıyanık)

Bunu söylerken yanımda vücudunun kaskatı kesildiğini ve isyana hazırlandığını hissediyordum. (R.N.Güntekin)

.. .hazırlanmış cesedi görmüş, başında kaskatı kesilmişti.. .(A.H.Tanpınar)

Hele şu dilinin altındaki baklayı çıkarsın bakalım!... (P.Safa) Söyle söyle, dedi, dilinin altındakini çıkar bakalım! (O.Kemal)

.. .büyük arzularla beslemek ve böylece hepsini avcumun içine almak daha kolay... (S.Ali) Demek beyi avucuna almış, şehirde apartman katı tutturup dayatıp döşetecekti? (O. Kemal)

Bi gün, babacığım, kafamın tası atacak, bak ki o zaman.. .(Y.Bahadıroğlu) .. .bir haftadır aramayışına kılıf uydurmaya kalkışınca kafam atıyor. (C.Tan)

.. .ses seda çıkmıyordu.--------- .. .ses çıkmıyordu.

...iki elim yakanda...----------...elim yakanda...

aklım başımdan gitti.---------...aklım gitti.

.. .elini ayağını bağladı. —... elini bağladı.

  1. Ekleme

Bazı deyimlerin kullanımlarında belirli bir anlamı karşılamak için sözcüklerin arasına sözcük girebildiği tespit edilmiştir. Deyimin aslî unsurları olmamasına rağmen eklenen sözcüklerin deyime kattığı anlam ve deyimlerde sıkça görülmeleri bazılarının, sözlük maddesi olarak, sözlüklerde yer almasını sağlamıştır. Eklenen bu sözcüklerin çoğunun, miktar zarfları ve pekiştirme bağlaçları olduğu belirlenmiştir.

... o yüzyıllar boyu iliklerimize işlemiş geleneksel otoriter anlayış.. .(A.Kulin) Şu ormanın rutubeti, iliklerime kadar işledi. (S.Kocagöz)

Gözünü aç muhtar, hükümetin maksadı, kıvılcımı ateş olmadan söndürmek.. .(Y.Bahadıroğlu) .. .ülkeyi büsbütün dağılmaktan korumaları için gözlerini dört açmaları gerekir. (H.Topuz)

.. .hiç kimsenin de kılı kıpırdamamış. (H.Topuz)

...olaydan haberi oldu, kılı bile kıpırdamadı...(S.K.Aksal)

...kendilerini kıskanmak aklımın köşesinden geçmemiştir. (A.Ağaoğlu) Bunun böyle olacağı aklının köşesinden bile geçmemiş.... (Y. Kemal)

Amcamın babamla barışmak istediği rivayeti kulağımıza geldiği zaman.. .(S.Ayverdi) Bu sözler Kara Ahmed Paşa'nın kulağına kadar gelmiş... (F.F.Tülbentçi)

Nedamet eden herkese kapımız açıktır. (Y.Bahadıroğlu)

Dile benden ne dilersen. Tüm kapılarım ardına kadar açık senin için... (C.Tan)

Ağzı süt kokmak                                                          

Ağzı daha süt kokmak

Aklı yatmak

Aklına gelmemek Canı sıkılmak Elini sürmemek

Gözünü kırpmamak

Hali kalmamak İstifini bozmak Kafası karışmak

Kılına dokunmamak

Kulağını açmak Kuş uçmamak Merakı artmak Oralı olmamak

Ortalıkta çıt çıkmamak Üzerine düşeni yapmak Yüreğine su serpti

Aklı iyice yatmak

Aklına bile gelmemek

Canı çok sıkılmak

Elini bile sürmemek

Gözünü bile kırpmamak

Hali bile kalmamak

İstifini bile bozmamak

Kafası iyice karışmak

Kılına bile dokunmamak

Kulağını iyi açmak

Kuş bile uçmamak

Merakı büsbütün artmak

Oralı bile olmamak

Ortalıkta çıt bile çıkmamak

Üzerine düşeni fazlasıyla yapmak

Yüreğine biraz su serpmek


Sonuç

Deyimler, anlam ve söz dizimi yönünden tutucu, değiştirilemez özellikler taşımasına rağmen bazılarının dilde farklı şekillere sahip olmasını çeşitli sebeplere bağlayabiliriz:

-  Deyimlerin dildeki diğer kavram karşılama yollarından farklı olarak sahip oldukları dikkat çekici, renkli özelliklerinin nedensizleşme süreciyle birlikte azalması ve bireyin anlatımdaki bu dikkat çekiciliği tekrar sağlamak için deyimi yeniden farklı bir şekilde kurgulaması.

-  Anlatılmak istenen durum veya eylemi daha iyi, daha ayrıntılı anlatma isteği.

-  Kültür ve dildeki değişim.

-  Deyimin dildeki uzlaşılmış şeklinin dili kullananlarda tam yerleşmemiş olmaması.

Burada ele aldığımız esnek yapı arz eden deyimler, dilde farklı görünümlere sahip olmasına rağmen yine de belirli sınırlılıklara sahip, yarı kalıplaşmış yapılardır.

 Yrd. Doç. Dr. Bayram ÇETİNKAYA

Afyon Kocatepe Üniversitesi

Kaynaklar

  1. Aksan, Doğan (1998). Her Yönüyle Dil, Ana Çizgileriyle Dilbilim. Ankara:TDK Yay.
    1. Aksoy,  Ömer Asım  (1993). Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü I-II (Yedinci Basım). İstanbul: İnkılap Kitabevi.
    2. Bilgegil, Kaya (1989). Edebiyat Bilgi ve Teorileri (Belâgat). İstanbul: Enderun Kitabevi.
      1. Bussmann, Hadumod (2006). Routledge Dictionary of Language and Linguistics. Taylor & Francis e-Library.
      2. Chomsky, Noam (1993). Lectures on Government and Binding: The Pisa Lectures. Mouton de Gruyter:New York.
      3. Cruse, Alan (2006). A Glossary of Semantics andPragmatics. Edinburgh:Edinburgh University Press.
      4. Demir, Celal (2008). "Türkçede Deyimlerin Söz Dizimsel Özellikleri", Türk Dili, S.677, 428­444, Ankara:TDK Yayınları.
      5. Gülsevin, Selma (2002). "Yüklemi 'Deyimleşmiş Birleşik Fiil' Olan Cümlelerde Özne", Türk Dili, S.609, 612-618, Ankara:TDK Yayınları.
      6. Hatiboğlu, Vecihe (1963). "Kelime Grupları ve Kuralları", TDAYBelleten 1963. Ankara:TDK

Yay.

  1. Kahraman, Tahir (1996). Çağdaş Türkiye Türkçesindeki Fiillerin Durum Ekli Tamlayıcıları. Ankara:TDK Yay.
  2. Karahan, Leyla (2009). Türkçede Söz Dizimi. Ankara: Akçağ Yayınları.
  3. Korkmaz, Zeynep (2003). Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi). Ankara:TDK Yay.
  4. Martinet, André (1998). İşlevsel Genel Dilbilim (Çev. Berke Vardar). İstanbul:Multilingual.
    1. Uzun-Subaşı, Leyla (1991), "Türkçedeki Deyim Yapılarında Biçimbilimsel ve Sözdizimsel Özellikler", Dilbilim Yazıları 1990, 57-64, Ankara:USEM Yay.

Kedi İle İlgili Deyimler

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Hayvanlar arasında, insana en yakın, en sıcak duran hayvan kedi olmalı. Bu yakınlık, biraz da karşılıklı. Kedi, insana yakın durduğu kadar, insanoğlu da kendini ona yakın hissetmiş. Bu yakınlığın en net yansıması konuşmalarımıza yansıyan kedili deyimler, kedili atasözleri ve kedili cümleler. Öyle ki, hayatta hiç kedi beslememiş, bir kediyi sıvazlamamış, bir kedi tarafından tırmalanmamış insanlar bile, günlük konuşmalarında, “kedi gibi...” diyerek başlayan çok sayıda benzetme kalıbını kullanmaktadırlar. “Kedi şiiri” yazan şairlerimizin sayısı hiç de az değil. “Kedi şiiri” yazmasa bile, şiirlerinde “kedi”yi kullanmayan şair de yok gibi. “Kedi”li benzetmeler, sokak konuşmalarından en edebi metinlere, akademik çalışmalardan argo konuşmalara kadar kendine yer bulmuş.

Dikkat edin, hepimiz, bir olayı daha iyi anlatmak, bir kişinin davranışını daha iyi betimlemek, bazen sevgimizi bazen kızgınlığımızı, bazen de nefretimizi anlatmak için, olayı, davranışı, özneyi “kedi”ye benzettiğimiz çok olur.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.


Kedi severler, kedilerin nankörlüğünü kabul etmeseler de, dilimizde en çok yer edinmiş kedili deyim, “nankör kedi”dir. Şarkılara da girmiş bu deyim, nerede bir vefasızlık olsa, durumu en iyi anlatan deyim olarak kullanılmaktadır.

Çok sızlanan birine hemen “kedi gibi mızıktama” deriz. Suçundan dolayı bir kenarda sessizce oturanın durumunu ise “süt dökmüş kedi gibi” deyimi anlatır. Şımaran, bize yakın durmaya çalışan insanları da kedi tavırlarıyla açıklarız: “kedi gibi şımarmak”, “kedi gibi sırnaşmak”. İnsan suçlu olduğunda da kedi gibidir, masum olduğunda da. Çünkü, o bazen “kedi gibi suçlu” başı eğik, bazen “kedi gibi masum” ve utangaçtır.

Uykudan kalkmış keyifle gerinen biri de aslında “kedi gibi geriniyor”dur, elbette uyumanın da kedi gibi olanı var. Mesela Can YÜCEL Murakabe şiirinde “kedi gibi uyumak”tan bahseder. “Gebe bir kedi gibi / Uyukluyorum güneşte / Neyi nasıl nerde doğuracağımı / Düşünerek değil sade / Lohusa / atağımı kafamda kurarak... / Düşün düşün düşün

İşi hep rast gelen, her sıkıntıdan kurtulan ve her olaydan karlı çıkan da “dört ayağı üzerine düşen kedi gibi”dir. Her beladan kurtulan, her ölümden sıyrılan da “kedi gibi dokuz canlı”dır. Bazı insanlar hareketlidir, yerinde duramazlar, o zaman “kedi gibi tırmanmak”,kedi gibi sıçramak”, “kedi gibi oynamak” zamanıdır. Tabii insan her zaman dört ayağı üzerine düşmez, her zaman hareketli olamaz. O zaman da “kedi gibi korkak”, “kedi gibi ürkek”, “kedi gibi uyuşuk” olursunuz. Ama bir insanın çok fazla üzerine giderseniz, karşınızdaki “kedi gibi köşeye sıkıştırılmış” olur, bu da onu savunmaya zorlar, ve “köşeye sıkışmış kedi gibi” üzerinize saldırabilir.

Başarı kedicedir ama başarısızlık da. Onun için kırk yılda bir defa tuttuğu işi koparana ya da şanssız birisi iyi bir fırsat yakaladığı zaman, hemen “kedi olalı bir fare yakaladın” deriz.

Bakmanın da kedice olanı vardır. “Kedinin ete baktığı gibi” bakarsanız, aç olduğunuz ya da ihtiraslı olduğunuz anlaşılır. Ve eğer çok güzel bir haber alırsanız “gözleriniz kedi gibi parlar”. Geceleri yolarda size rehberlik eden, yol sınırlarınız çizen beyaz ve kırmızı parlak uyarıcıların adı da “kedi gözü”dür.

Hafif tombul dostumuza “ciğerci kedisi gibi” semiz deriz. Çok gezenin, her tarafa girip çıkanın adı da “sokak kedisi”dir. Ama en kötüsü “kara kedi” olmaktır. İnsanoğlu, sevgisini, aşkını anlatmak için kediden yardım istediği gibi, arayı bozan, ikilik sokan birini tarif ederken de ondan medet diler. Çok iyi dost olan iki kişinin bozuşmuş olduğunu gördüğümüz zaman, aralarına “kara kedi girmiş” diye düşünürüz. Bazılarıda “kara kedi” görmek uğursuzluk getirir demişlerdir.

İnsan eşine, sevgilisine, kadınına da, nedense kedi gözüyle bakar. Sevgilisine yakın duran, ona yaklaşan kadın “kedi gibi sokulur” ve “kedi gibi koyna girer”. Ama bazen de “kedinin fare ile oynaması gibi”dir aradaki ilişki. O zaman da bir taraf, “kedi gibi hırçınlaşır”. Ama çoğu zaman “kedi gibi değişken ve kaprisli tavırlar”ı kadın ortaya koyar. İlişkilerde “kedi gibi mırlayan” da, “kedi gibi numaralar” yapan da kadındır. Çünkü o, “kedi gibi kadın”dır. Ama en çok da sevgililere yakışan birbirlerine “kedi gibi sığınma”larıdır. Afşar Timuçin, İSTERSEN AL GÖTÜR BENİ başlıklı şiirinde, “Ölümsüz gülüşünle başlıyorum / Her güzelliğe her sevince / Bir yağmur ince ince / Sürerken beni başka zamanlara” dedikten sonra şu çağrıda bulunur sevglisine, “Sıcaklığın beni alıştırıyor / Soğuk ve yağmurlu akşamlara / Üşümüş bir kedi gibi sığınıyorum / Ellerine ayaklarına saçlarına”. Kadına karşı güç gösterisi de kedi ile yapılır. “Kedinin bacaklarını ayırmak” ilk gecenin adetidir.

Mart Kedisi” ise yaramaz erkeklerin adıdır. İşleri, güçleri çapkınlık olan erkeklere “yine ortalıkta ‘mart kedisi gibi’ dolaşıyorsun” derler. Mart ve kedi arasındaki ilişki herkesin zihninde vardır. Mart gelir ve kediler dama çıkar... Orhan Veli, şiirinde bu ilişkiye dokunur. “Neden liman deyince / Hatırıma direkler gelir / Ve açık deniz deyince yelken? / Mart deyince kedi, / Hak deyince işçi..” Kışın şiddetini anlatmak için de yine kedilerden örnek veririz. Evliya Çelebi’nin Erzurum soğuğunu anlatmak için Seyahatnamesi’nde anlattığı hikayenin orijinal metnini de buraya alayım. “... Hatta bir kere bir kedi, bir damdan bir dama pertâb iderken (atlarken) muallakda donup kalır. Sekiz aydan nevrûz-i Harzemşâhî (ilkbahar) geldikte mezkûr kedinin donu çözülüp ‘mırnav’ deyüp yere düşer.” Kedi damdan dama atladığına göre aylardan mart olmalı.

Kediye benzetilen en olumuz insan tavrı yalakalıktır. Bazen birinin size yakınlaşma çabasını “kedi gibi yalakalık yapmak” gibi algılayabilirsiniz. Kim bilir belki de o size sadece “kedi gibi sürtünerek” bir sevgi gösterme çabasındadır.

Çocuklarında kedilikleri vardır. Çünkü onlarında büyükleri gibi “kedi karakteri” vardır. Ve o zaman “kedi gibi yaramaz” , “kedi gibi hırçın”, “kedi gibi atik” olurlar. Mutfakta çok dolaşan, ne pişiyor diye gözleyen çocuk da olsa, bey de olsa yaptığı iş “mutfak kedisi gibi ayak altında dolaşmak”tır.

Su içmenin de kedi gibisi olur mu demeyin. Konuşma özürlü çocuklar için doktorların önerilerinden biri de, özürlü çocuğun, “kedi gibi su içmesi”dir. Küçük bir tabaktan dil ile “kedi gibi su içme” egzersizleriyle çocuk konuşma özrünü atabilirmiş.

Kedi kelimesi isim tamlamalarına da girmiştir.Kedi gözü(yol kenarlarındaki uyarıcılar),kedi dili(bisküvi),kedi ayağı(bitki-çiçek).

Kedili ata sözlerin en meşhuru “Kedi uzanamadığı ciğere murdar” dermiş. Daha çok sayıda atasözü var. Sevdiklerim şunlar: “Kedinin usluluğu sıçanı görünceye kadardır”, “Kedinin boynuna ciğer asılmaz” ve “Avcı kedi mırlamaz. 

İnsan hep kedi ile iç içe. Sevgilisini de kediye benzetmiş, düşmanını da. Çocuğunun davranışları açıklarken de “kedi gibi” diye cümleye başlamış, kendini tanımlarken de. İnsan kediye yakın bulmuş kendini. Kendini onda bulmuş. Kendini ona benzetmiş. Hatta, kedi zannetmiş. İnsan, ne kadar da kedi. Aslında kediyi anlatan insan hep kendini anlatmış.

Osmanlı Dönemi İngilizlere Türkçe Öğretiminde Deyimler Ve Atasözlerinin Önemi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Atasözleri ve deyimler kültürümüzün dildeki tezahürü ve edebiyatımızdaki zengin ürünler olarak karşımıza çıkmaktadır. Üzerlerine yapılan onlarca araştırma ve Türkçe Öğretim Programlarında kendilerine ayrıca yer açılması bu anonim ürünlerin dilimiz açısından önemini gözler önüne sermektedir. Atasözleri ve deyimler sağlıklı kültür aktarımının olmazsa olmazı konumundadır. Bu çalışmada Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretiminde atasözleri ve deyimlerden ne derece yararlanıldığı incelenmiştir. Bu nedenle Osmanlı döneminde İngilizlere Türkçe öğretmek amacıyla yazılmış kitapları kaynak olarak ele aldık.

1. Giriş

Teknolojinin gelişmesi ile büyük bir köy haline gelmiş olan modern dünyada yabancılara Türkçe öğretiminin öneminin de her zamankinden çok hissedildiği aşikârdır. Bu öneme binaen yapılacak çalışmalarda belli bir öğretim tekniği ve çeşitli öğretim yöntemlerinin kullanılması amaca ulaşılması açısından gereklidir. Bununla beraber öğretim sürecinde kültür aktarımına da ayrıca değinmek ve kültürel özelliklerimizi en doğru şekliyle anlatmak dil öğretiminin getirilerinden bir tanesidir.

Atasözleri ve deyimler; anlatımı etkili kılma, söyleneni açıkça, kolay, anlaşılır bir şekilde dile getirme ve bunları yazılı olarak ifade edebilme konusunda çok önemli etkilere sahiptir (Bulut, 2013). Dil öğretiminin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesi için atasözleri ve deyimlerden de mümkün olduğunca yararlanmak gerekmektedir. Ancak bu şekilde dil öğretimi tamamlanmış olur.

Atasözleri için çeşitli tanımlar yapılmıştır; Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte söz, deme, mesel, sav, darbımesel (Tdk, 2014), Atalarımız tarafından uzun yaşam deneyimi sonucunda, bilgece birtakım öğüt verici düşüncelerin mahsulü, güzel ve özlü söyleyiş kalıplarına sahip, kesin yargılar bildiren, söyleyeni belli olmayan, anonim geleneksel sözlü kültür ürünleridir (Bulut, 2013). Deyim için ise, genellikle gerçek anlamından az çok ayrı, kendine özgü bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği, tabir (Tdk, 2014) tanımı yapılır. Tüm bu tanımlara baktığımızda deyimler ve atasözlerinin kalıplaşmış oldukları, deneyimler sonucu halk tarafından ortaya çıkarıldıkları ve kültürümüzün bir parçası oldukları görülür.

Öğretim sürecinde kültür aktarımına da ayrıca değinmek ve kültürel özelliklerimizi en doğru şekliyle anlatmak dil öğretiminin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi açısından elzemdir.

Osmanlı döneminde yazılan İngilizlere Türkçe öğretim kitapları içerisinde en kaliteli ve kapsamlı olanlarının Redhouse'nin eserleri olduğu görülmektedir. Bunda Redhouse'nin ülkemizde uzun süre yaşayıp çalışması ve dilimize yeteri kadar aşina olması önemli bir etkendir. Redhouse, gerek lügatleriyle gerekse yabancılara Türkçe öğretmeyi hedefleyen eserleriyle Türk kültürü açısından önemli bir şahsiyettir. Onun bilhassa Türkçe-İngilizce lügatleriyle İngilizlere Türkçe öğretmek maksadıyla yazdığı Vade-Mecum ve OTL'ye, İngilizlere Türkçe öğretimi seti nazarıyla bakılabilir (Karagöl, 2011) Ayrıca karagöl (2011)'ün Redhouse'un Türkçe öğretimiyle ilgili tezinde Redhouse'nin Türkçe öğretimine katkıları ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır.

1.1.              Problem Durumu

Ülkeler arasındaki iletişimin son elli yılda hızla artması, ekonomi alanında yapılan anlaşmalar ve ülkemizin avrupada ve dünyada varlığını gösterme çabasının artması yabancılara Türkçe öğretiminin önemini daha da arttırmıştır. Bu durum devlet kurumları ve özel kuruluşların bu konudaki çalışmalarını hızlandırmalarını sağlamıştır. Bu çalışmalar, Türk dilinin özelliklerini, yapısını gözeten ve bunlara uygun, Türk kültürünün de sağlıklı aktarımını sağlayacak materyallerin hazırlanmasının gerekliliğini gözler önüne sermiştir (Akpınar, 2010). Hazırlanacak materyallerde göz ardı edilmemesi gereken maddelerden biri de atasözü ve deyimlerin kullanımıdır. Bu çalışmada Osmanlı döneminde yazılan İngilizlere Türkçe öğretim kitaplarında atasözleri ve deyimlerden ne derece yararlanıldığını tespit etmeyi amaçlanmıştır.

1) Osmanlı Dönemi İngilizlere Türkçe Öğretiminde Kullanılan Atasözleri

a.       Anton Tien'in "Turkish Grammar" adlı eserinde kullanılan atasözleri dilin kemiği yok (s. 365)

dost bin ise azdır, düşman bir ise çoktur (s. 365) ummadığın taş baş yarar (s. 365) it iti ısırmaz (s. 365)

iki kaptan bir gemiyi batırır (s. 365)

ayağını yorganına göre uzat (s. 365)

gülü seven dikenine katlanır (s. 366)

akıllı düşman akılsız dosttan hayırlıdır (s. 366)

doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar (s. 366)

at ölür meydan (nalı) kalır, yiğit ölür şan (namı) kalır (s. 366)

kendi düşen ağlamaz (s. 366)

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

ayıpsız yar arayan (dost isteyen), yarsız (dostsuz) kalır (s. 367)

el elin aynasıdır (s. 367)

bal bal demekle ağız tatlanmaz (s. 367)

bahşiş (beleş) atın dişine (yaşına) bakılmaz (s. 367)

hastaya döşek sorulmaz (s. 367)

doğru söz acıdır (s. 367)

dost (akraba) ile ye, iç, alışveriş etme (s. 367)

gözden ırak olan gönülden de ırak olur (s. 367)

adam adamı bir kere aldatır (s. 367)

ne verirsen elinle o gider seninle (s. 369)

herkes kendi ayıbını bilmez (s. 369)

eğri oturup doğru konuşalım(s. 370)

bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir (s. 370)

kâr, zararın kardeşidir (ortağıdır) (s. 371)

çok bilen (söyleyen) çok yanılır (s. 371)

komşunun tavuğu, komşuya kaz görünür (karısı kız görünür) (s. 371)

cefayı çekmeyen sefanın kadrini bilmez (s. 371)

Devamını okumak için tıklayınız...

Pratik Deyimler Sözlüğü

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

-A-


Abacı kebeci : Olur olmaz kimseler,ne olduğu belirsiz kişiler 
Abanmak : Birine yük olmak,onun sırtından geçinmek
Acemilik etmek : Düşüncesizce hareket etmek
Açık bono vermek : Bir kimseye,istediği gibi davranma yetkisi vermek 
Adama benzemek : Düzelmek,göze hoş görünmek 
Af buyurunuz : Özür dilemeyi ifade eden bir deyim 
Agop'un kazı gibi yutmak : Önüne konulan her yemeği çabuk yemek 
Ağız gevşekliği : Sır tutmak hali
Ah edip eh işitmek : Daima feryat etmek
Ak sakaldan yok sakala gelmek : Çok yaşlanmak 
Alavere dalavere,Kürt Mehmet nöbete : Bir işte bütün yükü, sorumluluğu yetersiz kişiye bırakma durumunda söylenir. 
Allah hakkı için : Doğruyu söylemesi istenen kimseye verilen söz
Amma da yaptın : Olmayacak bir şey söyledin anlamında. 
Arabayı düze çıkartmak : Sonunda işini kolaylaştırmak 
Astarı yüzünden pahalı : Gerçek değerinden fazlaya mal olmak 
Aşüftelik etmek : Hafif ve işveli davranmak 
Atma Recep din kardeşiyiz : Biz birbirimizin ne olduğunu biliriz' anlamında kullanılır. 
Ayvaz kasap hepsi bir hesap : Hepsi aynı hesaba geliyor anlamında. 
Azrail olmak : Çok korkulu ve zorba olmak

-B-
Baba,baba değil iskele babası : Saygı duyulmayan,hayırsız baba 
Başına feleğin tokmağı inmek : Bir felakete uğramak 
Bela aramak : Kavga sebebi yaratmak. 
Ben sarhoş,yolcu sarhoş : Herkesin garip bir tutum içinde bulunduğunu anlatmak için kullanılır. 
Beyni sulanmak : Bunamak. 
Bıyıkları balta kesmez olmak : Güçlü olmak,kimseden korkmamak 
Bızdık : Ufak çocuk 
Binin yarısı beş yüz o da ben de yok : Düşünceli kimseleri avutmak için teselli mahiyetinde söylenir. 
Bir avuç toprak olmak : Ölmek 
Bir çırpıda : O anda 
Boşlamak : İlgisiz davranmak,ilgiyi kesmek 
Boyunun ölçüsünü almak : Biri tarafından ağzının payı verilmek 
Bulanık suda balık avlamak : Karışıklıktan yararlanıp menfaatini kollamak 
Burnu kokuyu iyi almak : Her şeyi önceden sezmek 
Büyüklük göstermek : Bağışlamak 
Büyük söylemek : Övünmek

-C-
Cafer ağanın abdest suyu : Tatsız,tuzsuz 
Caka yapmak : Gösteriş yapmak 
Cana işlemek : Çok tesir etmek 
Can atmak : Çok istemek 
Can ciğer : Samimi 
Candan yanmış : Adamakıllı tutulmuş 
Canı burnuna gelmek : Bir işte çok eziyet ve sıkıntı çekmek 
Canını şeytana satmak : Kötü işlerle uğraşmak 
Canın sağ olsun : Bir ziyan için söylenen teselli sözü 
Ceddine okumak : Soyuna sövmek 
Ceffel kalem etmek : Hemen hüküm vermek 
Cephe almak : Düşmanca hal takınmak 
Cıcığı çıkmak : Çok hırpalanmak 
Ciğeri beş para etmez : Değersiz kişi 
Cihan alem bilmek : Herkes tarafından bilinmek 
Cin fikirli : Çok zeki,açıkgöz 
Cumbadak dalmak : Ani olarak girmek,dalmak 
Curcuna koparmak : Gürültüyle çevreyi karıştırmak 
Curcunaya kalkmak : Kavga ve gürültü çıkarmaya kalkmak

-Ç-
Çabalama kaptan ben gidemem : Boşuna çabalama anlamında. 
Çaçaron : Kavgacı,şirret 
Çağı geçmek : Yaşlanmak 
Çala kalem : Durmaksızın yazarak 
Çehresi atmak : Rengi sararmak 
Çehre uzatmak : Küsmek,somurtmak 
Çek arabanı : Defol anlamında 
Çeşnisine bakmak : Lezzetine bakmak 
Çevir kazı yanmasın : Sözünü çeviren kimseler için söylenir. 
Çıkmaz ayın son çarşambası : Belirsiz ve uzak zaman 
Çiğ süt emmiş olmak : Soysuz ve namussuz olmak 
Çileden çıkmak : Hiddetlenerek sabrın taşması 
Çizmeden yukarı çıkmak : Haddini bilmemek 
Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek : Durumuna uygun düşmeyen büyük ve olmayacak hayallere kapılmak 
Çorbada tuzu bulunmak : Emeği geçmiş olmak 
Çömlek hesabı : Baştan savma hesap 
Çöpçatan çatmak : Kısmet olmak 
Çürük tahtaya basmak : Umduğunu bulamamak,aldanmak

-D-
Dağarcıkta bir şey kalmamak : Her şeyi yitirmek 
Dalavere : Oyun,hileli iş 
Davulu yarık : Sır saklamayan,önüne gelene içini döken 
Dekbaz : Hileci 
Demir gibi olmak : Sağlam ve sıhhatte olmak 
Devede kulak : Kıyaslanan şeyler arasındaki orantısızlığı belli etmek için kullanılır. 
Dırdır etmek : Yerli yersiz söylenip durmak 
Dikili ağacı olmamak : Malı mülkü olmamak 
Dili çetrefilli olmak : Rahat ve düzgün konuşamamak 
Dilini zaptetmek : Konuşmamak 
Dişini sökmek : Zararsız hale getirmek 
Dokuz doğurmak : Korkudan ve heyecandan bitmek 
Dolmaları yutmak : Kanmak,aldanmak 
Dostlar alışverişte görsün : Laf olsun diye iş yapanlar için söylenir. 
Döner taşım yok,öter kuşum yok : Hiçbir şeye sahip olmamak 
Dört dirhem bir çekirdek : Şık giyimli kimse 
Dudukuşu : Geveze 
Dümen suyundan gitmek : Karşısındakinin huyuna göre davranmak 
Dünyaya kazık kakmak : Ölmemek

-E-
Ebussuut Efendi'nin gelini : Eski moda giyinen kadın 
Eceline susamak : Tehlikeli işlere girişmek 
Edepsizliği gündeliğe takılmak : Edepsizliği alışkanlık haline getirmek 
Efendilik yapmak : Saygılı hareket etmek 
Efendizadem : Beyim anlamında bir hitap 
Eğrisi doğrusuna gelmek : Uygunsuz yapılan işin tesadüfen uyumlu bitmesi 
Ekmeği dizinde : Nankör 
Elemtere fiş kem gözlere şiş : Nazar değmesin anlamında 
Eli çabuk : Tez iş gören 
Emeği geçmek : Bir işin yapılmasında yardımcı olmak 
Ensesinde boza pişirmek : Çok eziyet çektirmek 
Ermeni gelini gibi : Daima kırıtan,süzülen kadınlar için yapılan benzetme 
Ervahlarına yuf olsun : Sövgü 
Eski çamlar bardak oldu : Şartlar değişti anlamında kullanılır 
Eşek hoşaftan ne anlar : Anlayışsız,zevksiz insanlar için söylenir. 
Etek belde : Kıvrak ve becerikli 
Ev açmak : Ayrı ev tutmak 
Eyere de gelir semere de : Bütün işlere yarar anlamında 
Ez ez de suyunu iç : Hiç yararı olmayan bir işi tenkit etmek için kullanılır. 
Ezilip büzülmek : Aşırı sıkılgan davranmak

-F-
Fahiş faize batakçı müşteri : Benzer kişilikteki insanlar birbirini kolay bulur manasında 
Faka basmak : Güç duruma düşmek 
Falcı değilim ya : Ben olacağı bilemem anlamında 
Fare düşse başı yarılır : Bir yerin yoksulluğunu anlatmak için kullanılır. 
Farfara : Ağzında sır tutamayan kimse 
Fasulye gibi kendini nimetten saymak : Kendine olduğundan fazla değer vermek 
Feleğin çemberinden geçmiş : Tecrübeli,bilmiş 
Felekten bir gün çalmak : Eğlenceli bir gün geçirmek 
Ferteği çekmek : Kaçmak 
Fesat kumkuması : Hep kötülük düşünen 
Fıkırdamak : Kesik kesik gülmek 
Fıldır fıldır aramak : Israrla ve telaşla aramak 
Fırın süpürgesi : Zayıf,uzun boylu kimse 
Fincancı katırlarını ürkütmek : Kötü niyetli kişileri ürkütecek hareketlerde bulunmak 
Fitil almak : Öfkeyle parlamak 
Fol yok yumurta yok : Herhangi bir sebep veya ilişki bulunmaması 
Forsu kırılmak : İtibar ve onuru sarsılmak 
Fukara babası : Fakirleri kollayan kimse 
Fütur getirmek : Umutsuzluğa ve çaresizliğe düşmek

-G-
Gafil baş,düşmana eş : İşlerinde hazırlıksız olan insan her zaman zor duruma düşebilir 
Gagasından yakalamak : Zayıf noktasından yakalamak 
Gavur ölüsü : Oldukça ağır 
Gavurun tembeli keşiş,Müslüman'ın tembeli derviş : Kendini büsbütün ibadete verip,dünyadan elini eteğini çeken kişiler için kinaye yollu söylenir. 
Gazali rana : Güzel,hoş ceylan gibi sevgili anlamında 
Geçmişi kandilli : Sövgü 
Gemi aslanı : Gösterişli,işe yaramayan adam 
Geyik etine girmek : Erginleşmek 
Gırtlağından kesmek : Yiyecek parasını kısıtlamak 
Giderayak : Gitmek üzereyken 
Girye bana hande sana : Önce karşısındakini düşünen kimsenin kullandığı bir deyim 
Giydirmek : Azarlamak 
Gök demir,yer bakır : İmkansızlıklar ve umutsuzluklar içinde bulunuşu anlatır. 
Gömlek değiştirmek : Tutum ve görüşlerini değiştirmek 
Göründü Sivas'ın bağları : Gerçekleşmesi beklenen bir şeyin ortaya çıktığına dair olanaklar belirdiğinde kullanılır. 
Göz nuru dökmek : Yapılan işte göz emeği bulunmak 
Güvendiği dağlara kar yağmak : Güveni sarsılmak

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

-H-
Habbeyi kubbe yapmak : Önemsiz bir şeyi büyütmek 
Haber vermek : Bildirmek 
Hak getire : Yoktur anlamında 
Halep ordaysa arşın burada : Yapacağını yap anlamında sitem 
Ham ervah : Kara ruhlu kimse 
Hangi peygambere ümmet olacağını şaşırmak : Kimin sözünü ve yolunu tutacağını,ne yapacağını şaşırmak 
Hat çekmek : Önemsememek 
Hatun : Eski zaman beylerinin,hanımlarına olan hitabı 
Haymana öküzü : Hımbıl ve tembel kimse 
Hazır mezarın ölüsü : Hep hazıra konmak isteyen tembel kimseler için kullanılır.
Her gün papaz pilav yemez : Hep aynı şeyler yapılamaz 
Her işin hakkından gelmek : Her işi başarır olmak 
Her tarakta bezi olmak : Her işle ilgili olmak 
Hesaptan düşmek : Yok saymak 
Hır gür : Kavga 
Hiçe saymak : Hiç değer vermemek 
Hindi gibi kabarmak : Övünmek,böbürlenmek 
Hokka gibi oturmak : Dikilen elbisenin tam üzerine uyması 
Hoşbeş etmek : Sohbet etmek 
Hödük : Görgüsüz,anlayışsız kimse 
Hükümet sürmek : Ülkeyi yönetmek 
Hüt dağı gibi şişmek : Karnı şişmek

-I-
Icığını cıcığını sormak : Bütün ayrıntıları öğrenmek 
Ikına sıkına : Güçlükle 
Ikınıp sıkınmak : İş yapmak için kendini zorlamak 
Ilıca ördeği : Sıcağa ve rahata düşkün 
Irağı yakın etmek : Güçlükleri ortadan kaldırmak 
Irgat gibi çalışmak : Çok çalışmak 
Irgat pazarına döndürmek : Bir yeri dağınık ve karışık hale sokmak 
Isınmak : 1-Alışmak,2-Sevmek 
Isıtıp ısıtıp önüne koymak : Bir konuda ikide bir söz açmak 
Iska geçmek : Atlamak 
Iskartaya çıkmak : Eskimek 
Islak tavuk : Miskin kadın 
Islatmak : Dövmek 
Işık göstermek : Yol göstermek 
Ivır zıvır : Önemsiz şeyler

-İ-
İbibullah sivri külah : Yapayalnız,varlıksız olan kimse 
İbiş gibi : Alığa benzer 
İcabına bakmak : 1-Gerekeni yapmak,2-Ortadan kaldırmak 
İç fırtınasına tutulmak : Morali bozulmak 
İç güveysinden hallice : Durumu şöyle böyle 
İfrit yardağı : Kötülüğe yardımcı olan 
İğne yutmuş : Çok bitkin ve sıkıntılı kişi 
İkisini bir kazana koysan kaynamazlar : Birbirine zıt insanları anlatmak için kullanılır. 
İki yakası bir yere gelmez : Bir türlü düzene kavuşamaz 
İlk göz ağrısı : İlk sevilen 
İmana gelmek : Merhamete gelmek 
İngiliz tabancası gibi kurulmak : Çalım satmak,kasılmak 
İpe un sermek : Gevşemek,bahane uydurup işten kaçınmak 
İp korkusunu boynuna almak : Ölümü göze almak 
İpliği pazara çıkmak : Herkese rezil olmak 
İstemem yan cebime koy : Rüşvet konusunda alay yollu söylenir 
İşi sıkışık olmak : İşi çok ve külfetli olmak 
İtsiz köye dönmek : Sakinleşmek,tenhalaşmak 
İyiden iyiye : Adamakıllı 
İyi gün dostu : İyi günlerde ortaya çıkan 
İzi belirsiz olmak : İz bırakmadan kaybolmak

-K-
Kabak tadıvermek : Devamlı,ısrarlı bıktırmak 
Kabasını almak : Bir yerin temizliğini üstünkörü yapmak 
Kaçın kurrası : Birinin hiçbir oyuna gelmeyecek kadar açık göz, akıllı olduğunu anlatmak için kullanılır. 
Kağıt üzerinde kalması : Bir anlaşmanın resmiyette kalması,tatbik edilmemesi 
Kaleyi içinden fethetmek : Meseleyi karşı taraftan birinin yardımıyla halletmek 
Kalp ağrısı : Aşk acısı 
Kamburu çıkmak : Çok çalışmış olmak 
Kan akıtmak : Kurban kesmek 
Kan çanağı gibi : Çok kızarmış 
Kan ter içinde kalmak : Çok yorulmak 
Kapağı atmak : Gitmek,yerleşmek 
Kapısını aşındırmak : Çok gidip gelmek 
Kara gün dostu : İnsana sıkıntılı günlerinde yardım eden gerçek dost 
Kaşının altında gözün var dememek : Yaptığını beğenmemek,takdir etmemek 
Kedi ile harara girmek : Geçimsiz biriyle ortaklık etmek 
Kendine yontmak : Karşısındakileri düşünmeden kendi çıkarına göre davranmak 
Kıç atmak : Pek istemek 
Kınalar yakmak : Çok sevinmek 
Kimi kimsesi : Yakınları 
Kimseye eyvallah etmemek : Kimseye minnettar kalmamak 
Kimya gibi : Az bulunur 
Kont gibi : Yakışıklı ve şık giyinmiş 
Korkuluk : Gereksiz ve yararsız kimse 
Körün istediği bir göz,Allah verdi iki göz : Hayal ettiğinden daha fazlasına kavuşan kişiler için kullanılır. 
Kör şeytanın işi yok : Hep aksilikle karşılaşan kişiler tarafından sitem yollu olarak kullanılır. 
Kurdu koyunla barıştırmak : Kötü biriyle saf birini uzlaştırmak 
Külçe gibi oturmak : Yorgunlukla çökmek 
Kül yutmak : Kandırılmak,oyuna gelmek

-L-
Laçka olmak : Eskimek,işe yaramaz halde olmak 
Laf altında kalmamak : Karşısındakinin sözünün altında kalmamak 
Laf ebesi : Çok konuşan kimseler için kullanılır. 
Lakke yapmak : Başkasının hakkını çalmak 
Lala paşa eğlendirmek : Nazik kişileri eğlendirmeye çalışmak 
Lamı cimi yok : Bir konu üzerinde itiraz kabul etmediğini bildirmek için kullanılır. 
Leb demeden leblebiyi anlamak : Anlayışlı,zeki olmak 
Leke sıçratmak : Bulandırmak 
Leşini çıkarmak : Kıyasıya dövmek 
Leyleği havada görmek : Çok dolaşanlara söylenir 
Limoni tabiatlı : Mızmız 
Lodosa tutulmuş gibi bocalamak : Ne yapacağını kestirememek 
Lokman hekimin ye dediği : Güzel,tatlı şey 
Lop yumurta : Kaynamış yumurta 
Lügat paralamak : Anlamını bilmediği halde,bilgiç konuşmak 
Lülüye gelmek : Aldanmak 
Lüpe konmak : Değerli bir şeyi emek harcamadan ele geçirmek

-M-
Maça beyi gibi kurulmak : Saygısızca,kasılarak oturmak 
Madrabaz : Çıkarını hileli yollardan sağlayan kimse 
Mahalle çocuğu : Eğitimsiz çocuk 
Makaraya takmak : Alaya almak 
Marsık : Çok esmer kimse 
Merak getirmek : Kara sevdaya tutulmak 
Meryem Ana kandili gibi : Soluk (belirsiz) anlamında 
Meşe odunu : Kaba,anlayışsız adam 
Meydan vermek : Fırsat vermek 
Mısır'daki sağır sultan bile duydu : Duymayan kalmadı anlamında 
Mızrağı çuvala sığdıramamak : Gerçeğin asla saklanamayacağı anlamında kullanılır. 
Mis gibi burnunda tütmek : Çok özlemek 
Miskinler teknesi : Tembellerin toplandığı yer 
Mürai : Art düşünceli kimse 
Mürekkebi kurumamak : Daha pek yeni olmak 
Mürekkep yalamış : Okuyup,yazmış kimse 
Mürüvvetini görmek : İyi ve mutlu günlerini görmek 
Müslüman adam : 1-Dindar kişi,2-Doğruluktan ayrılmayan kimse

-N-
Nabzını yoklamak : Karşısındakinin ne düşündüğünü anlamaya çalışmak 
Nalına mıhına vurmak : Ne yapacağını kestirememek 
Namı nişanı kalmamak : Yok olmak,unutulmak 
Nanpareye muhtaç olmak : Pek yoksul olmak 
Nargile suyu : Tatsız içecek 
Nazı geçmek : İsteği geri çevrilmeyen kimse 
Ne ala memleket : Uygunsuz yapılan işleri kınamak için söylenir 
Neci oluyor : Ne karışıyor anlamında 
Nefsine yedirememek : Bir şeyi hazmedememek,kabul etmemek 
Nevri dönmek : Çok sinirlenip,bunun yüzünden belli olması 
Ne yüzle : Ne cesaretle anlamında 
Nispet vermek : Onu üzecek şekilde gösteriş yapmak 
Nobran : Kaba,sert,kırıcı(kimse) 
Noktası noktasına : Tastamam 
Nuh gemisi : Her çeşit insanın toplandığı yer 
Nuh nebiden kalma : Çok eskiden kalma 
Nur topu gibi : Güzel,şişman,beyaz (çocuk) 
Nur yüzlü : Temiz yüzlü kimse 
Nutku tutulmak : Üzüntüden,korkudan konuşamamak

-O-
O bir düşeş : O talih sonucu ele geçirilmiştir anlamında 
O gün bugün : O gündenberi 
Oh demek : Rahat etmek 
Ok gibi ciğerine işledi : Yapılan bir hareketin çok üzmesi 
Ok yaydan çıktı : Vazgeçemeyeceği bir işi yapmak 
Olmuş armut gibi eline geçmek : Kolaylıkla,yorulmadan elde etmek 
Onun ipiyle kuyuya inilmez : Güven olmaz anlamında 
Oralı olmamak : Önemsememek 
O saat : O anda 
O tarakta bezi olmamak : İlişkisi olmamak 
Oynak : Hafif meşrep kadın 
Oyun etmek : Hile yapmak,aldatmak 
Oyunun sakalı bitmek : Bitmiş olayları anlatan bu deyim,genellikle Karagöz oyunlarının sonunda kullanılır.

-Ö-
Öbür dünyayı boylamak : Ölmek 
Öfke topuğa çıkmak : Çok öfkelenmek 
Öksüz babası : Öksüz ve yoksulları koruyan adam 
Öküz boyunduruğa bakar gibi bakmak : İstemeden,mecburen bakmak 
Ölçüsünü bildirmek : Haddini bildirmek,cezasını vermek 
Ömür adam : Hoşsohbet adam 
Önünü almak : Durdurmak 
Öp babanın elini : Sürpriz bir durum karşısında yaşanan şaşkınlığı anlatmak için kullanılır 
Örümcek kafalı : Eski kafalı,yeniliklere uyum gösteremeyen 
Ötmek : Durmadan anlamlı,anlamsız konuşmak 
Öve öve göklere çıkarmak : Çok övmek 
Öyle başa böyle traş : Alakasız durumları belirtir. 
Özü sözü bir : Verdiği sözleri tutan dürüst kimse

-P-
Pabucuna kum dolmak : Engelle karşılaşmak 
Paçaları sıvamak : Hazırlanmak 
Paha biçmek : Değerini ölçmek 
Pancar kesilmek : Mahcup olup kızarmak 
Paparayı yemek : Paylanmak,azar işitmek 
Paraya para dememek : Kazancı bol olmak 
Para peşin kırmızı meşin : Alışverişin peşin olduğunu anlatır 
Patentasının altına almak : Egemenliği altına almak 
Pestil gibi olmak : Çok yorgun ve halsiz olmak 
Peşkeş çekmek : Bir iş yaptırmak için,kendine ait veya başkasına ait bir şeyi hediye etmek 
Pılı pırtı : Eski püskü,değersiz eşya 
Piç etmek : Bozmak,işe yaramaz hale getirmek 
Pişmiş aşa soğuk su katmak : Yapılmakta olan bir işi bozmak 
Piyasaya düşmek : 1-Çok bulunur olmak,2-Orta malı olmak 
Postal : Düşkün kadın 
Put kesilmek : Sessiz ve hareketsiz kalakalmak 
Püsküllü bela : Kişinin başını derde sokan kişi veya durum

-R-
Rabbime emanet : Herhangi bir şeyin,kimsenin korumasını tanrıya bırakmak 
Rafta kurabiye var ama size göre değil : İşinize yaramaz anlamında 
Rahat yüzüne hasret kaldı : Huzursuz olmak,rahat edememek 
Ramazan keyfi : Oruç tutanlardaki sinirlilik hali 
Rengi atmak : Çok heyecanlanıp solmak,sararmak 
Rengi olmamak : Silik olmak 
Renk senfonisi : Birbiriyle uyuşan renkler bütünü 
Rest çekmek : Kesinlikle kabul etmemek 
Rızkını taştan çıkarmak : En zor şartlarda bile geçimini sağlamak 
Rufailer karışır : İşin karmaşıklığını anlatır 
Ruhu bile duymaz : Yapılan bir işten hiç haberi olmaz anlamında 
Ruhuna hitap etmek : Herhangi bir şeyden çok etkilenmek 
Rüya gibi : Gelip geçici şeyleri anlatmak için kullanılır 
Rüyasında görse hayra yormaz : Olacağına ihtimal vermemek 
Rüzgar ekip fırtına biçmek : Yapılan kötülüğe karşı daha büyük kötülüğe uğramak 
Rüzgar gelecek delikleri tıkamak : Her türlü tedbiri almak

-S-
Saat gibi : Düzgün çalışan 
Saat on bir buçuğu çalmak : Yaşı çok ilerlemek 
Sacayak olmak : Üç kişi bir araya gelip çok samimi olmak 
Saçı uzun,aklı kısa : Düşüncesiz,aptal 
Sağlam ayakkabı değil : Güven duyulacak kimse değil, doğruluğu konusunda şüphe duyulur 
Sakala soğan doğramak : 1-Aldatmak,2-hakaret etmek 
Saman gibi : Tatsız,tutsuz 
Sapı silik : Serseri 
Sarı Yahudi : Paraya düşkün kişi 
Sazına bülbül koymak : Çok güzel çalmak 
Sefalar getirdiniz : Eskiden çok kullanılan,hoş geldiniz sözü 
Sel önünden kütük kapmak : Zor bir iş başarmak 
Sen sağ ben selamet : Yapacak bir şey kalmamak 
Sıtma görmemiş ses : Gür ve kalın sesli 
Sidik yarışı : Gerekli gereksiz rekabete girmek 
Söyleye söyleye dilimde tüy bitti : Çok öğüt verdiği halde sözü dinlenilmeyen insanların içinde bulunduğu durumu anlatır. 
Sütüne havale etmek : Karakterine,insanlık duygusuna bırakmak

-Ş-
Şafak atmak : Korkmak,şaşırmak 
Şahbaz : Becerikli ve çevik 
Şapa oturmak : Çaresiz kalmak 
Şaşkın bakkal : Hesabını şaşıran kimse 
Şerbetli : Kötü işler yapmayı huy edinmiş kimse 
Şeşi beş görmek : İyi görmemek,yanılmak 
Şeytan çekici : Sevimli ve akıllı çocuk 
Şeytan diyor ki : İçinden zararlı bir şeyler yap diyen ses 
Şifayı kapmak : Hastalanmak 
Şimşek gibi : Büyük bir hızla 
Şirret karı : Geçimsiz,huysuz,yaygaracı kadın 
Şom ağızlı : Kötümser,olayları devamlı kötüye yoran kimse 
Şöhreti afakı tutmak : Herkes tarafından bilinir hale gelmek 
Şöyle bir bakmak : 1-Üstünkörü,2-İnceler gibi manalı bakmak 
Şunu bunu bilmem : Mazeret kabul etmem,özür dinlemem

-T-
Taban çekmek : Gitmek 
Tabanvayla gitmek : Yürümek 
Tadını kaçırmak : Zevkini bozmak 
Takıp takıştırmak : Çok süslenmek 
Talihi yar olmak : Şansı yardım etmek 
Tantuna gitmek : 1-Öldürülmek,2-Belaya uğramak 
Tasamın on beşi : Umrumda değil anlamında 
Taş yağar,kıyamet kopar : Felaketli,korkunç zaman 
Taş yürekli : Acıması olmayan kimse 
Tavşan boku : Ne faydası,ne de zararı olan kimse 
Tebeşire peynir bakışlı : İyi göremeyen,şaşı 
Tencere yuvarlanmış,kapağını bulmuş : Birbirine uygun,eşit şeyleri anlatmak için kullanılır. 
Tiği teber şahı levent : Her şeyini tüketmiş kimseleri anlatmak için söylenir. 
Tosunum : Gürbüz kimseler için kullanılır 
Tut kelin perçeminden : Boşuna uğraşma,onda yok anlamında… 
Tüy dikmek : Kötü bir durumu daha çok kötüleştirecek harekette bulunmak

-U-
Ucu dokunmak : Herhangi bir işten zarar görmek 
Uç vermek : Görünmek,yetişmek,belirmek 
Ufağını tefeğini toplamak : Kendine ait ne varsa toplamak 
Ufuk açılmak : Yeni imkanlar belirmek 
Ulan : Nefret,öfke ifade eden bir hitap şekli 
Ulu orta konuşmak : Düşünmeden söylemek,rastgele söylemek 
Ununu elemiş eleğini duvara asmış : Yapacağını yapmış 
Utandınsa yüzüne kalbur tut : Utanmanın gereksizliğini anlatır 
Uyku ölümün kardeşidir : Uyuyan kimsenin dünya ile ilgisi kesilir. Olup bitenden haberi olmaz. 
Uzağı görmek : Bir işin sonucunu,nasıl gelişeceğini önceden tahmin edebilmek.Tedbirli hareket etmek.
Uzun boylu : Ayrıntıları hesap ederek,etraflıca düşünmek. 
Uzun uzadıya : Çok ayrıntılı olarak 
Uzun yaşın ahiri ölüm : Ne kadar uzun yaşanırsa yaşansın,bütün canlılar bir gün mutlak öleceklerdir

-Ü-
Ücüğünden cücüğüne : Bütün yönleriyle 
Üç aşağı,beş yukarı : Belirlenmiş bir sayıdan biraz fazla veya biraz az olarak
Üçe beşe bakmamak : Çok fazla pazarlık etmeden alışveriş yapmak 
Ümidi boşa çıkmamak : Beklediğini,umduğunu bulmak 
Üsküdar dolmuşu gibi birbirinin üzerine : Çok kalabalık yer 
Üst perdeden başlamak : Ağzını bozmak 
Üstünde durmak : Israr etmek 
Üstüne almak : Ödev olarak kabul etmek,bilmek
Üstüne basmak : Konuya değinmek 
Üstüne varmak : Öfkelendirecek söz veya harekette ısrar etmek 
Üstüne vurmak : Eklemek 
Üstünüze iyilik sağlık : Hastalıkla ilgili konuşurken söylenir 
Üvey evlat muamelesi görmek : Ayrı ve hor görülmek 
Üzerine tuz biber ekmek : Bir kimsenin acısını fazlalaştıracak, derdini derinleştirecek davranışlarda bulunmak
Üzerinize afiyet : Ben hastayım.Sizi etkilememesini dilerim. 
Üzüm üzüm üzülmek : Çok üzülmek 
Üzüm yemek değil,bekçi dövmek : Önemli işler dururken vakit öldüren kişiler için kullanılır.

-V-
Vadesi gelmek : Ömrünün sonuna gelmek 
Vakit geçirmek : Gereksiz işlerle uğraşmak 
Vakit nakittir : Zaman en değerli varlığımızdır
Vara yoğa karışmak : Her şeye karışmak 
Vardığın yer körse,sen de gözünü kapa : İnsanlar,çevresindekiler ile iyi ilişkiler kurmak isterlerse onlara uymak zorundadırlar
Var kuvveti pazuya vermek : Kolunun kuvvetine güvenmek. 
Vebali boynuna : Günahı ona ait anlamında 
Veledizina : Babası belli olmayan 
Verilmiş sadakası olmak : Bir belayı,kazayı zarar görmeden atlatmak 
Vık dedirtmemek : Ses bile çıkarttırmamak 
Vız gelip tırıs gitmek : Hiç aldırmamak 
Vız gelmek : Önemsiz görünmek,aldırış etmemek
Vidin kalesi gibi metin olmak : Dayanıklı ve sabırlı olmak
Voli vurmak : Vurgun vurmak 
Voyvoda kesilmek : Zalim olmak. 
Vur abalıya : Sessiz ve sakin kimselere yapılan zulüm ve haksızlığı belirtmek için kullanılır. 
Vur patlasın çal oynasın : Büyük eğlenceler için söylenir.
Vurucu güç : Çok etkili silahlarla donatıldığı için savaş gücü yüksek askeri birlik
Vuslat kıyamete kalmak : Kavuşma ümidi olmamak 
Vücuda getirmek : Var etmek
Vücudunu ortadan kaldırmak : Öldürmek

-Y-
Yabana atmak : Dikkate almamak 
Yabana söylemek : Saçma ve yersiz konuşmak 
Ya bu deveyi gütmeli,ya bu diyardan gitmeli : Mecburi durumlarda bir işin mutlaka yapılması gerektiğini belirtmek için söylenir.
Ya devlet başa,ya kuzgun leşe : Büyük bir zafer için her tehlikenin, hatta ölümün bile göze alındığını belirtir. 
Yağmur olsa kimsenin tarlasına yağmaz : Kimseye faydası ve yardımı yoktur anlamında. 
Ya herro,ya merro : Seçim yapılması gereken durumlarda söylenir. 
Yahudi pazarlığı : Kıyasıya yapılan pazarlık 
Yakadan geçirmek : Evlat edinmek
Yaka paça : Hırpalayarak 
Yalancı pehlivan : Sözde kahraman 
Yalova kaymakamı : Değersiz olduğu halde çalım satan kişilere söylenir.
Yangın var diye bağırmak : Bir şeyden çok bıkmak,bezmek
Yaptığını bilmemek : Aklı başında olmamak 
Yediği naneyi kokutmak : Uygunsuzluğunu ortaya koymak
Yel kayadan ne alır : İmkansız bir durumu belirtmek için kullanılır. 
Yıldırım gibi : Büyük bir hızla. 
Yıldızı parlamak : Şans yüzüne gülmek 
Yiyip bitirmek : 1-Onmaz hale getirmek, 2-Devamlı eziyet etmek 
Yobaz : Kaba,sofu. 
Yolu düşmek : Bir rastlantı sonucu gelmek. 
Yosma : Güzel ve süslü kadın 
Yuf ervahına : Lanet olsun anlamındaki bir karşı çıkma sözü. 
Yüreği geniş olmak : Gamsız olmak,her şeyi kaldırabilmek
Yürekte var,elde yok : Yetenekli olup,imkansızlıklar yüzünden bunu geliştiremeyen insanlar için söylenir.
Yüz yüze gelmek : Karşılaşmak

-Z-
Zahmet çekmek : Eziyet ve yorgunluğa düşmek 
Zahmet etmek : Yorulmak. 
Zartalos : Yellenmek 
Zebunu olmak : Birine çok düşkün olmak 
Zehir etmek : Tadını kaçırmak 
Zehir zemberek : Çok acı 
Zembereği boşanmak : Uzun uzun gülmek 
Zerre kadar : Yok denecek kadar 
Zevahiri kurtarmak : Bir işi yarım yamalak yapıp eleştiri almamak 
Zeval bulmak : Yok olmak. 
Zıvanadan çıkmak : Çok öfkelenmek 
Zihne dank etmek : Uzun zamandır anlaşılamayan bir şeyi,herhangi bir olayın araya girmesiyle birdenbire anlamak
Zil gibi : Parasız ve aç 
Zilleri takıp oynamak : Çok sevinmek 
Zilsiz oynamak : Çok sevinmek 
Zokayı yutmak : Aldatılmak 
Zurnacının karşısında limon yemek : Uygunsuz bir davranışta bulunarak,çalışamaz hale getirmek
Zurnayı biz çaldık,parsayı o topladı : Haksızlık edip hazıra konanlar için söylenir.
Züğürt tesellisi : Boş,yersiz avutma 
Zümrüt gibi : Yemyeşil

Vücudumuzla İlgili Deyimler

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

AĞIZ

Ağız ağza vermek: İki kişinin başkaları işitmeyecek şekilde konuşması.

Ağız yaymak: Dürüst davranmaktan kaçınmak.

Ağız dalaşı: Bağrışma derecesini geçmeyen kavga.

Ağız değişikliği: Yemeğin çeşidinde değişiklik.

Ağız kahyası: Birinin söyleyeceği veya söylemeyeceği sözlere karışan kimse.

Ağız kalabalığı: Çabuk söylenen ve birbirini tutmayan sözler.

Ağız kavafı: Satıcılar gibi, insanı kandırmak için çok lakırdı söyleyen.

Ağız satmak: Yüksekten atarak kendini övmek.

Ağzı gevşek: Sır tutmayan.

Ağız tamburası çalmak: Sözle avutmaya çalışmak.

Ağza alınmaz: Söylenmesi ayıp, çirkin söz.

Ağzının mührü ile: Oruçlu olarak.

Ağza tat,boğaza feryat: Miktarı pek az olan yiyecek şey.

Ağzı açık ayran delisi: Yeni gördüğü her şeye alık alık bakan kimse.

Ağzı çiriş çanağına dönmek: Ağzı kuruyup acılaşmak.

Ağzı kara: Kötü haber vermekten hoşlanan, şom ağızlı.

Ağzı kulaklarına varmak: Çok sevinmek.

Ağzı pis: Sövmeyi huy edinmiş olan.

Ağzı teneke kaplı: Çok sıcak veya çok soğuk şeyleri kolayca içebilen kimse.

Ağzı var,dili yok: Pek sessiz bir kimseyi övmek için söylenir.

Ağzına baktırmak: Kendini beğeni ile baktırmak.

Ağzına bir kemik atmak: Susturmak için az bir şey vermek.

Ağzına bir zeytin ver, altına tulum tutar: Küçük iyiliğe, büyük çıkar beklemek.

Ağzına burnuna bulaştırmak: Bir işi beceremeyip batırmak.

Ağzına taş almış: Lakırdıya karışmayıp susanlar için kullanılan söyleyiş.

Ağzına vur, lokmasını al: Uysal ve sessiz kimseler için söylenir.

Ağzında bakla ıslanmamak: Hiç sır saklamamak.

Ağzından baklayı çıkarmak: Sabrı tükenip sakladığı şeyleri söylemek.

Ağzından bal akmak: Çok tatlı konuşmak.

Ağzından çıkanı kulağı duymamak: Sözleri tartmadan ağır söylemek.

Ağzından dirhemle çıkmak: Sözünü sanki kıskanırcasına söylemek.

Ağzından girip burnundan çıkmak: Diller dökerek birini kandırmak.

Ağzından kaçırmak: İstemediği halde boş bulunup söyleyivermek.

Ağzını açıp gözünü yummak: Öfkelenip ağır sözler söylemek.

Ağzını bıçak açmamak: Üzüntüsünden söz söyleyecek halde olmamak.

Ağzının payını vermek: Haddini bildirmek, paylayıp susturmak.

Ağzını kiraya vermek: Kendini de ilgilendiren bir durumda düşüncesini  söylemek.

Ağzını poyraza açmak: Umduğunu elde edememek.

Ağzını toplamak: Söylemekte olduğu kötü söz veya küfürleri kesmek.

AYAK

Ayak atmamak: Bir yere hiç uğramamak.

Ayak basmak: Bir yere varmak.

Ayak bağı: Bir yere veya işe gidilmesini engel olan kimse.

Ayak sürümek: Üstüne aldığı bir işten kaçınma çareleri aramak.

Ayağı dolaşmak: Şaşırıp, yanlış bir davranışta bulunmak.

Ayağı düze basmak: Güçlükleri savarak ilerisinden korkmayacak duruma gelmek.

Ayağı suya ermek: Bir gerçeğin önemini  sonra anlayıp, aklı başına gelmek.

Ayağına bağ vurmak:Bir engele çarptırmak.

Ayağına kadar gelmek: Alçak gönüllük gösterip birinin yanına gelmek.

Ayağına kara su inmek:Uzun süre ayakta kalarak yorulmak.

Ayağına pabuç olamamak:Değerce ondan çok aşağıda olmak.

Ağına sıcak su mu dökelim soğuk su mu?: Uzun bir zamandan beri gelmediği bir yere günün birinde çıkagelen kimseye yarı sitem yarı sevinçle söylenen söz.

Ayağında donu yok,fesleğen ister başına: Yoksulluğuna bakmayarak süs ve

gösteriş yapmak isteyenler için söylenir.

Ayağını denk almak: Uyanık ve sakıngan davranmak.

Ayağını kesmek: Bir yere gitmez olmak.

Ayağını yorganına göre uzatmak: Giderini,gelirine uydurmak.

Ayağını bastığı yerde ot bitmez: Uğradığı yeri yakar yıkar.

Ayağının altına karpuz kabuğu koymak: Bir kimseyi düzenle yerinden etmek.

Ayağının tozu ile: Gelir gelmez,henüz dinlenmeden.

Ağanın türabı olmak: Biri ötekine kul gibi bağlanıp onun her türlü kahrını çekmek

Ayaklar baş, başlar ayak oldu: Değersizler başa geçti, değerliler ise geride kaldı.

Ayakları geri geri gitmek: Bir yere giderken istemeye istemeye gitmek.

Ayakları yere değmemek: Çok sevinmek.

BAŞ

Baş başa vermek: Birkaç kişi, bir işi aralarında konuşmak üzere toplanmak.

Baş çekmek: Önayak olmak.

Baş göstermek: Belirmek.

Baş kaldırmak: Karşı gelmek veya ayaklanmak.

Baştan savma: Üstünkörü.

Baş sallamak: Karşısındakinin her sözünü uygun bulur görmek.

Baş üstünde yeri olmak: Baş tacı gibi değerli görülmek.

Başa geçmek: En üstün yeri almak.

Başı dinç: Kaygısı ve tasası olmayan.

Başı göğe ermek: Umulmayan bir mutluluğa ermek.

Başı kazan olmak: Başında uğultulu bir sersemlik olmak.

Başı nara yanmak: Başkası uğruna büyük bir zarara uğramak.

Başı sıkılmak: Herhangi bir güçlük karşısında kalmak.

Başına çalsın: Birine verilmek istenilen bir şeyin öfke ve tiksinme ile geri

çevrildiğini anlatmak için söylenir.

Başına dolamak: Musallat etmek.

Başına devlet kuşu konmak: Büyük bir nimeti ele geçirmek.

Başına hal gelmek: Pek çok güçlüklerle karşılaşmak.

Başına iş açmak: Uğraştırıcı ve üzücü bir işin çıkmasına yol açmak.

Başına taç etmek: Çok değer verip ilgi göstermek.

Başında kavak yeli esmek: Toyca hülyalarca beslemek.

Başından atmak: Yapılması güç bir işi yapmaktan kendini kurtarmak.

Başından büyük işlere girişmek: Gücünün üstünde işlere karışmak.

Başından korkmak: Canında veya ağır suçlu düşmekten korkmak.

Başını bir yere bağlamak: Birini işe koymak yolu ile alaverelikten kurtarmak.

Başını ezmek: Bir daha kötülük edemeyecek duruma sokmak.

Başını koltuğunun altına almak: Ölümü göze alarak bir işe karışmak.

Başını taştan taşa vurmak: Çaresiz kalarak çok pişman olmak.

Baştan çıkartmak: Ayartmak, kötü yola sürüklemek

BURUN

Burun kıvırmak: Önem vermeyip alay etmek.

Burun bükmek: Aşağısamak.

Burun şişirmek: Kibirlenmek.

Burun yapmak: Üstünlük taslamak.

Burnu havada: Kendini pek beğenmiş.

Burnunda tütmek: Çok özlemek.

Burnu sürtülmek: Büyüklenme huyundan vazgeçip uysal bir hale geçmek.

Burnundan kıl aldırmaz: Kendisine söz söyletmez, huysuz ve gururlu kimse.

Burnundan yakalamak: Hiçbir bahane ile kaçınamayacağı bahane ile yakalamak.

Burnunu kırmak: Büyüklenmesini önlemek.

Burnunu sokmak: Gerekmediği halde bir işe karışmak.

Burnunun dikine gitmek: Öğüt dinlemeyerek  kendi bildiği gibi davranmak.

Burnunun direği kırılmak: Pis bir koku duyarak tedirgin olmak.

Burnunun direği sızlamak: Çok acı sızlamak.

Burnunun ucunu görmüyor: Çok sarhoş.

Burnunun yeli harman savuruyor:Çok büyüklenenler hakkında söylenir.

DİŞ

Diş bilemek: Öç almak için elverişli durum kollamak.

Diş geçirmek: Güçlü bir kimseye sözünü geçirebilecek durumda olmak.

Diş gıcırdatmak: Öfkesini haliyle göstermek.

Dişine göre:Gücü göre olan.

Diş kirası: Eskiden iftardan sonra çağrılılara verilen armağan.

Dişine değmemek: Pek az gelmek.

Dişinden, tırnağından artırmak: Yiyecek ve giyeceğinden keserek biriktirmek.

Dişini tırnağına takmak: En zayıf çarelere bile baş vurmak.

Dişten artırmak: Giderleri kısarak tutum sağlamak.

EL

El altından: Gizlice.

El atmak: Karışmak.

El çekmek: Vazgeçmek.

El ayak çekilmek: Herkes uykuya dalıp ortalık sessiz kalmak.

El bebek gül bebek: Nazlı, şımarık.

El kadar: Küçücük.

Eli açık: Cömert.

El elden üstün: Herkesin kedinden üstün biri bulunacağını anlatan deyim.

El ermez, güç yetmez: Bir iş karşısındaki güçsüzlüğü anlatmak için kullanılır.

El etek öpmek: Bir işi yaptırmak için yalvarmak.

El koymak: Yetkili olanlar, bir sorun veya olayı ele almak.

El pençe divan kurmak: Saygı için ellerini birleştirip ayakta beklemek.

El üstünde tutmak: Bir kimseye çok saygı ve sevgi göstermek.

Elde, avuçta bir şey kalmamak: Hiç malı, parası kalmamak.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Elden ağza yaşamak: Günlüğü ancak günlük kazancını karşılayacak kadar olmak.

Ele avuca sığmamak: Söz dinlememek, baskı altına alınmamak.

Ele bakmak: Avuç içindeki çizgilere bakıp kişinin geleceğini okumak.

Ele vermek: Suçlu bir kimseyi haber verip yakalatmak.

Eli ağır: Yavaş iş gören.

Eli ayağı bağlı: İstediğini yapamayacak durumda olan.

Eli boş: O sırada işi olmayan.

Eli sıkı: Çok tutumlu.

Eli uz: Usta,becerikli.

Eli böğründe kalmak: Bir işi yapmaya meydan bulamamak.

Eli darda: Geçimini sağlayacak parası olmayan.

Eli hafif: Acıtmadan iş gören.

Eli dursa ayağı durmaz: Kıpırdak, hareketli.

Eli ekmek tutmak: Geçimini kendi emeğiyle sağlayacak hale gelmek.

Eli genişlemek: Bolca paraya kavuşmak.

Eli kalem tutar: Düşündüğünü yazabilir.

Eli kolu bağlı kalmak: Bir engel dolayısıyla hiçbir iş yapamaz hale gelmek.

Eli uzun: Fırsat buldukça öteberi aşıran.

Eli maşalı: Şirret, edepsiz.

Eli varmamak: Bir işi yapmaya gönlü razı olmak.

Elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi: Bir işaretim üzerine dilediğim kadar

ve dilediğim gibi istek çıkarabilir.

Eline eteğine sarılmak: Çok yalvarmak.

Elinden hiçbir şey kurtulmamak: Her şeyi becerebilmek.

Eline eteğine doğru: Temiz, her türlü kötülükten uzak olan.

Eline kalmak: Ondan başka yardımcısı olmamak.

Elini ayağını kesmek: Uğramaz olmak.

Elini çabuk tutmak: Çabuk davranmak.

Elini eteğini çekmek: Uzun zaman yapageldiği bir işten çekilmek.

Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak: Pek nazlı yetişmiş olmak.

Elinin körü!: Ortaya sürülen saçma bir düşünceye karşı azar olarak söylenir.

Elden vefa,zehirden şifa: Zehirden şifa beklenemeyeceği gibi,  yabancılardan da vefa beklemek boştur.

GÖZ

Göz almak: Göz kamaştırmak.

Göz aşinalığı: Birbirini ara sıra uzaktan görmekle doğan tanışıklık.

Göz atmak: Kısaca bakıvermek.

Göz boyamak: Gösterişle aldatmak.

Göz dikmek: Bir şeyi ele geçirmek arzusuna kapılmak.

Göze gelmek: Bakışları karşılaşmak.

Göz önüne getirmek: Tasarımlamak.

Göz hakkı: Görülüp de imrenilebilecek ufak şeylerden görenlere çıkarılan pay.

Göz hapsine almak: Bakışlarını üzerinden ayırmamak.

Göz kamaştırmak: Hayran etmek.

Göz kesilmek: Bütün dikkatiyle bakmak.

Göz koymak: Bir şeyi ele geçirme isteğini gütmek.

Göz önünde tutmak: Hesaba katmak,dikkate almak.

Göz yummak: Kusurları görmezlikten gelmek.                                                                  Gözden düşmek: Sevgi ve ilgiyi kaybetmek.

Gözü açık: Uyanık ve becerikli.

Gözden sürmeyi çekmek: Çalamayacağı hiçbir şey bulunmayacak derecede                                                  becerikli hırsız olmak.

Gözden uzaklaşmak: Ayrılıp başka yere gitmek.

Göze almak: Gelebilecek her türlü zararı önceden kabul etmek.

Göze batmak: Bakanları tedirgin edebilecek gibi aykırı, uygunsuz görünmek.

Göze çarpmak: Üzerine dikkati çekmek.

Gözü keskin: Çok iyi gören.

Gözleri bayılmak:  Uyku, arzu gibi herhangi bir hal gözlerine vurmak.

Gözleri çakmak: Ateşli hastalıkta gözleri kızarmış ve parlak.

Gözleri fal taşı gibi açılmak: Hayretten gözleri fırlamak.

Gözleri kan çanağına dönmek: Gözleri çok kızarmak.

Gözleri velfecri okuyor: Gözlerinden kurnaz bir zeka belli oluyor.

Gözlerinin içi gülmek: Çok sevindiği yüzünden,gözlerinden belli olmak.

Gözlerinin içine kadar kızarmak: Utancından yüzü çok kızarmak.

Gözü aç: Kanmak bilmez, açgözlü.

Gözüne kestirmek: Başarabileceğini ummak.

Gözü açılmak: İyiyi kötüyü veya kendine yarayanı ayırt eder hale gelmek.

Gözü arkada kalmak: Arkada bırakılan bir şeye merak ve ilgi ile bağlanmak.

Gözü doymak: Çok istenen bir şeyin yeter miktarını elde ettikten sonra artık çoğunu istememek.

Gözü gönlü açılmak: Ferahlamak.

Gözü ısırmak: Bir kimseyi tanır gibi olmak.

Gözü kaymak: İstemeyerek bakıvermek.

Gözü sönmek: Kör olmak.

Gözü toprağa bakmak: Ölmek üzere olmak.

Gözünü korkutmak: Yıldırmak.

Gözü yüksekte: Yüksek emel peşinde olan.

Gözünde büyümek: Bir şey birine olduğundan büyük veya önemli görünmek.

Gözünde tütmek: Çok özlemek.

Gözünü doyurmak: Bol bol vermek.

Gözünü dört açmak: Çok dikkatli ve uyanık olmak.

Gözünü kan bürümek: Adam öldürecek derecede öfkelenmek.

Gözünün kuyruğu ile bakmak: Belli etmemeye çalışarak yandan bakmak.

KAŞ

Kaş göz etmek: Kaşlarını,gözlerini oynatarak işaret etmek.

Kaş yapayım derken göz çıkarmak: İşi düzelteyim derken hepsini bozmak.

Kaşla göz arasında: Kimsenin sezmesine meydan vermeyecek kadar kısa bir

zaman içinde.

Kaşlarını çatmak: Öfkelenmek üzere bulunmak.

Kaşlarının altında gözün var dememek: Doğru ve zararsız da olsa, hiçbir   şey söylememek, her yaptığını hoş görmek.

KOL

Kol atmak: Etrafa yayılmak.

Kol gezmek: Karakol dolaşmak.

Kol kanat olmak: Yardım etmek ve korumak.

Kol vurmak: Dolaşmak.

Kollarını sallaya gelmek: Hiçbir şey getirmeden gelmek.

Kolu kanadı kırılmak: Bir şey yapamayacak hale gelmek.

KULAK

Kulak asmamak: Önem vermemek.

Kulak kabartmak: Belli etmemeye çalışarak dinlemek.

Kulak kesilmek: Büyük bir dikkatle dinlemek.

Kulak kesilmek: Büyük bir dikkatle dinlemek.

Kulak misafiri olmak: Yanında konuşulan bir şeyi dinlemek.

Kulak vermek: Merak edip dinlemek,işitmeye çalışmak.

Kulağı delik: Olup bitenleri çabuk haber alan.

Kulağı kirişte: Ne söyleneceğini işitmek için çok dikkatli.

Kulağına kar suyu kaçmak: Sıkışık bir duruma düşmek.

Kulağına koymak: Bir hale veya söze hazırlamak üzere önceden anlatmak.

Kulağına küpe olmak: Başa gelen bir halden alınan dersi hiç unutmamak.

Kulağını bükmek: Bir sorun karşısında dikkatli davranmasını söylemek.

Kulakları dolmak: Aynı şeyleri dinlemekten usanç gelmek.

Kulakları paslanmak: Çoktan beri müzik dinlememiş olmak.

Kulaktan dolma: Şurada burada işitilerek edinilen bilgi.

PAKMAK

Parmak atmak: Mesele çıkarmak.

Parmak bozmak: Ahbaplığı bozmak.

Parmak basmak: O nokta üzerine dikkati çekmek.

Parmak ısırmak: Şakalaşmak.

Parmak yalamak: Kendine, hakkı olmaksızın bir çıkar sağlamak.

Parmağı ağzında kalmak: Şaşakalmak.

Parmağı var: İlgisi var.

Parmağına dolamak: Bir şeyi ele alıp ilgilileriyle sürekli uğraşmak.

Parmağında oynatmak: Ona her zaman istediğini yaptırmak.

Parmağını bile oynatmamak: Hiç aldırış etmemek.

Parmakla gösterilmek: Eşi az bulunmak.

Parmaklarını yemek: Bir yiyeceğin çok lezzetli olması.

SAÇ

Saç ağartmak: Uzun süre emek vermek.

Saçı başı ağarmak: Yaşlanmak.

Saç saça baş başa: Sıkı bir kavgaya tutuşarak.

Saç sakal ağartmak: O işte uzun zaman çalışmış olmak.

Saçı bitmedik: Doğalı çok olmamış.

Saçına ak düşmek: Saçı ağarmaya başlamak

Saçını başını yolmak: Üzüntüsünü gürültülü olarak açığa vurmak.

Saçları iki türlü olmak: Yaşı ilerlemiş bulunmak.

Saçını başını süpürge etmek: Özveri ile çalışıp hizmet etmek.

TIRNAK

Tırnak göstermek: Gözdağı vermek, tehdit etmek.

Tırnak sürüştürmek: Kavgayı körüklemek.

Tırnak takmak: Musallat etmek.

Tırnaklarını sökmek: Elindeki güçten yoksun bırakmak

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...