bosna-hersek

Türkçenin Çekilmeye Direndiği Bir Vatan: Bosna-Hersek

Türkoloji çalışmaları Türk Dili'nin yayılma ve varlık alanlarını tespit etme konusunda çok ciddi mesafeler almıştır. Ancak Türk kültür hinterlandı içinde kalan coğrafyalardaki Türk Dili'nin tarihi bir miras olarak niteliği konusu hâlâ tam olarak gün ışığına çıkarılabilmiş değildir. Oysa Türkoloji çalışmalarını tetikleyecek ve aynı zamanda ona yeni bir ivme de kazandıracak olan -bilimsel temellere dayanmamakla birlikte- bazı inanışlar varlığını sürdürmektedir. Akademik ve bilimsel olmayan bu iddialardan biri Osmanlı Devleti'nin uzun süren hâkimiyetine rağmen yönetimi altındaki coğrafyalarda Türk Dili'ni öğretmediği yönündedir. Bu bildirinin amacı, bahsi geçen iddianın doğru olup olmadığını akademik ve bilimsel olarak tartışmaya açmak ve bunu Bosna-Hersek özelinde ele almaktır. Bu bağlamda Türk Dili'nin Bosna-Hersek'teki varlığı, günlük kullanımdaki yeri, edebî bir dil olma yolunda aldığı mesafe ve buna bağlı olarak süreli yayın dili olma macerası, Osmanlı Devleti ile başlayan ve günümüze kadar uzanan tarihi süreç içerisinde dört evre halinde ele alınacaktır. Bu evreler: 1-Bosna-Hersek'in fethinden Avusturya-Macaristan'ın Bosna-Hersek'i işgaline kadar. 2- İşgalden (1878) I. Dünya Savaşı'na kadar (1914). 3- I. Dünya Savaşı ile Bosna savaşlarının bitimine yani Dayton anlaşmasına kadar. 4-1996'dan günümüze kadarki zaman dilimidir. Yaklaşık 550 yıllık bir dönemin bir bildirinin konusu içerisinde ele alınıp anlatılması elbette pek çok açıdan mümkün görünmemektedir. Bu yüzden Türk Dilinin Bosna-Hersek'teki varlığı, tarihi macerası ve mecrası en çok dikkat çeken tarafları ile ele alınacaktır.

 Giriş

Fatih Sultan Mehmet'in Bosna-Hersek'i fethinden (1463) Avusturya-Macaristan'ın bu ülkeyi işgaline (1878) kadar Osmanlı Devleti dört asırdan daha uzun bir zaman diliminde devlet aygıtıyla birlikte bölgeye yerleşmiş, bu sayede Türkçe de Avrupa'nın içlerine kadar yayılma imkânı bulmuştur. Osmanlı vatan coğrafyasının Avrupa içlerine uzanan bu en uç noktasında, Türkçe sarsılmaz kalelerden biri olmuş ve Osmanlı'nın çekilmesinden sonra da Türkçenin ses bayrağı serhat boylarında dalgalanmaya devam etmiştir.

Bugünden geçmişe doğru yapılan değerlendirmelerde, Osmanlı'nın Bosna-Hersek başta olmak üzere hâkim olduğu diğer coğrafyalarda da Türk dilini öğretip yaygınlaştırmadığı yönünde bazı görüşler ileri sürülmektedir. Ancak bu ve benzer yaklaşım ve değerlendirmelerin doğruluğunu tam olarak kabul etmek mümkün değildir. Her şeyden önce bu coğrafyalarda Türk dilinin varlığı ve yaygınlığı konusu tam olarak araştırılmış değildir. Diğer yandan Osmanlı Devleti'nin imparatorluk kültürü üzerinde yükseldiği, Türkoloji çalışmalarının ve dil bilincinin ortaya çıktığı yüzyılın daha geç dönemlere rastladığı gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda, devlet adamlarının bugünün beklentilerine cevap verememiş olması ve bu bilinçle hareket edememiş olması bu sürecin doğal yansımaları olarak düşünülebilir.

Bilimsel temellere ve herhangi bir araştırmaya dayanmayan bütün bu önyargılı ve olumsuz değerlendirmeler bir yana bırakılacak olursa, Bosna-Hersek özelinde Türkçenin varlığı ve kullanım alanının yaygınlığı açıkça görülecektir. Bu değerlendirmeler ışığında Türk Dili'nin Bosna-Hersek coğrafyasında var olma serüvenini ve tarihi süreç içerisindeki görünümünü dört temel başlık altında ele almak mümkündür.

 1- Bosna-Hersek'te Osmanlı Hâkimiyeti Dönemi (1463-1878)

Fatih Sultan Mehmet'in Bosna-Hersek'i fethiyle (1463) Osmanlı Devlet sınırları Avrupa'daki en uç noktasına ulaşmış bulunuyordu. Hıristiyanlığın bilinen diğer mezheplerinden pek çok yönden farklılık gösteren Bogomil mezhebine bağlı olan Boşnaklar kısa zamanda Müslüman oldular ve Bosna-Hersek Osmanlı Devleti için önemli bir eyalet/vilayet oldu. Fethedilen diğer coğrafyalarda olduğu gibi Bosna-Hersek'te de devlet kurumları yapılanmasını hızla tamamlayarak diğer alanlarda faaliyet göstermeye başladı.

Bosna-Hersek'in Osmanlılar tarafından ele geçirilmesinden sonra bu bölgenin tarihi Osmanlı tarihinin ayrılmaz bir bölümü oldu. İslâmiyet'i kabul eden Boşnaklar, Türklerin sadece örf ve âdetlerini kabul etmekle kalmadı, Osmanlı kültür ve eğitim kurumlarına da katıldı. Sözgelimi, Bosna-Hersek'in Avusturya-Macaristan'a bırakıldığı yılda bu eyalette/vilayette 434 ilkokul ile 43 medrese ve daha birçok lise, askeri idadi, öğretmen okulu ve 12 sanat okulu ile Vilayet Yüksek Okulu vardı (Kaya 2008: 16). Bu okullarda öğretim Türkçe ve Arapça yapılıyor, bunun yanı sıra Farsça da öğretiliyordu. Eğitim dilinin Türkçe ve Arapça yapılıyor olması Boşnak toplumun Sırp ve Hırvatlardan tamamen farklı bir kimliğe ulaşmasına etki etmiştir ve bu süreç Boşnaklar ile Türklerin kolayca kaynaşmalarını sağlamıştır.

Bosna-Hersek'te Osmanlı döneminde Türk Dili sadece eğitim dili ve günlük hayatta iletişim dili olarak kalmamış, Türkçe bunun çok ötesine geçerek bir edebiyat dili seviyesine yükselmiştir. Bu gelişme Boşnak edebiyatı kadar Türk edebiyatı için de dikkatle incelenmesi gereken bir durumdur. Osmanlı dönemi Boşnak edebiyatı içerisinde değerlendirilen ve Türkçe divan tertip eden önemli simalar bu dönemde yetişmiştir. Bu isimlerden bazılarını şu şekilde sıralamak mümkündür: Gazeller şairi Adnî (1420-1474), Nihadî (Ö.1578), Hasan Kafi Pruşçak (1544-1616), Derviş Paşa Blayezidagiç (1560-1603); lirik şiirler yazarı Mecazî (Ö. 1610); tasavvuf konulu şiirleriyle bilinen Lâmekânî (Ö. 1624); Saraybosnalı büyük şair Nergisi (1592-1635); Talık (Ö. 1674); epigraflar yazarı Reşit (1560­1715); divan şairi Hurremi (XVI. yy.); başta Nabi olmak üzere o dönemin pek çok şairleri tarafından güçlü bir şair olarak övülen Ali Alaeddin Sabir (Ö. 1712); Saraybosna'nın mutasavvıf şairi Meyli Derviş Mehmet (1713-1781); seyyah Hacı YusufLivnak (XVI. ve XVII y.y); Ali Rıza Rizvanbegoviç'in kızı Habibe Stoçeviç (1845-1890) ve Bosnalı son divan şairi Hersekli Arif Hikmet (1829-1903) gibi "Bosnavi" ile "Hersekli" lakaplarını kullanmış daha birçok yazar vardır (Kaya 2008: 19).

Türk Dilinin Bosna-Hersek'te bir edebiyat dili seviyesine yükselmesi bu dile olan ilginin artmasına sebep olmuş ve bu durumun tabii bir sonucu olarak da Boşnaklara Türkçeyi öğretmek için sözlük çalışmaları başlatılmıştır. Bunların başında "Üsküfi" mahlasını da kullanan Mehmet Hevayi gelir. 1601-1651 yılları arasında yaşadığı tahmin edilen Hevayi, 1631 yılında "Potur Şahidiye" adlı ilk Türkçe-Boşnakça sözlüğünü manzum biçimde yazmıştır. "Boşnak dilinin manzum sözlük yazarı" olarak Hevayi'yi, Evliya Çelebi de "Seyehatname"sinde saygıyla anmaktadır. Yazar tarafından IV. Murad'a ithaf edilen bu sözlük, 1868 yılında Oto Blau tarafından yayımlanmıştır (Kaya 2008: 20).

Türk dilinin ve kültürünün Bosna-Hersek'te varlık göstermesi ve ilerlemesi Türkler ve Boşnaklar eliyle İstanbul üzerinden olmuştur. Çünkü İstanbul çok önemli bir ilim ve kültür merkeziydi. Bosna-Hersek bu merkeze en uzak Osmanlı coğrafyalarından biri olmasına rağmen kabiliyetli kişilerin eğitimi için büyük öneme sahipti. Bosna-Hersek eyaletinden/vilayetinden İstanbul'a gelerek medrese eğitimini tamamlayanlar memleketlerine döndüklerinde artık hem günlük işlerinde, hem devlet kademelerinde, hem de edebi faaliyetlerinde Türk dilini kullanıyorlardı. Bunun yanında Bosna-Hersek'te faaliyet gösteren medreseler de talebelere Arapça ve Farsçanın yanısıra Türkçeyi öğretiyorlardı. Bu bağlamda Türk hâkimiyeti zamanında Bosna-Hersek'te Türk dilinin gelişmesi iki yoldan olmuştur denilebilir. Birincisi, Bosna-Hersek'ten İstanbul'a gelerek medrese tahsili görenlerin memleketlerine döndükten sonra da Türk dilini ve kültürünü yaşatmaları. İkincisi ise, Bosna-Hersek'te açılan medreseler aracılığı ile Türk dilinin öğretilip yaygınlaştırılmasıdır.

Bosna-Hersek'te Türk dilinin yaygınlaşmasında basının da çok önemli katkıları olmuştur. Türk hâkimiyeti zamanında Bosna-Hersek'te Bosna adında bir gazete çıkarılmıştır. Gazetenin çıkarılabilmesi için Şerif Osman Paşa'nın teşviki üzerine İstanbul'dan eski Türk harfleri yollanmış, İstanbullu Kadri Efendi eski Türk harflerinin mürettibi olarak Saraybosna'ya gönderilmiştir. Bundan sonra Sopron'un basımevinde Bosna adlı gazete çıkmaya başlamıştır (Zaçinoviç 2003: 15). Bosna-Hersek'in ilk Türkçe resmi yayın organı olan Bosna gazetesi 13 Muharrem 1283'te (28 Mayıs 1866) yayın hayatına başlar. Arap harfli Türkçe ve Kiril alfabesinin gelişmiş bir biçimi olan Bosançitsa (Bosna Kiril alfabesi) ile iki dilde yayınlanan gazetenin başlığında Türkçe ibare ile şunlar yer alır: "İş bu gazete dâhiliye ve hâriciye her türlü havâdisi ve menâfi-i umumiyeye dâir enva'-ı mebâhisi şâmil olarak haftada bir defa çıkarılır. Bir seneliği 40 ve 6 aylığı 30 ve 3 aylığı 20 kuruşa ve beher nüshası 40parayadır." (Bosna 1866: Nu: 1; Geçer 2009: 11-12). 1866 yılında yayın hayatına başlayan Bosna gazetesi, Bosna-Hersek'in Avusturya-Macaristan tarafından işgal edilmesinin ardından on iki yıllık yayın hayatına son verir. Böylece Bosna gazetesi Türk hâkimiyeti döneminde Bosna-Hersek'te çıkan ilk süreli yayın olma özelliği ile tarihteki yerini alır.

Osmanlı döneminde Bosna-Hersek'te Türkçe olarak çıkan ikinci gazete ise Gülşen-i Saray'dır. İlk sayısı 26 Aralık 1868 tarihinden itibaren haftada bir defa Perşembe günleri yayınlanan gazete, 10 Ocak 1870 tarihinden itibaren Cumartesi günleri yayınlanmıştır. Gazete üç sene kesintisiz çıkmış, ancak Mehmet Şakir'in hastalığı sebebiyle ara sıra sayıların arasındaki süre uzamıştır. Gülşen-i Saray' ın son sayısı 1 Temmuz 1872 tarihine rastlar. Gülşen-i Saray gündeme dair toplumsal ve iktisadi konuları, Bosna-Hersek'in çeşitli yerlerinden gelen mektupları, Avrupa, Amerika ve Asya'dan gelen haberleri yayımlamıştır (Zaçinoviç 2003: 19).

Neretva gazetesi de Türk hâkimiyeti döneminde Bosna-Hersek'te Türkçe olarak çıkan bir diğer yayın organıdır. 2 Mart 1876 tarihinde çıkmaya başlayan gazetenin dış sayfaları Boşnakça olarak Kiril harfleriyle, iç sayfaları ise Türkçe olarak Arap harfleriyle yazılmıştır. Neretva gazetesinin son sayısı 16 Aralık 1876 tarihlidir. Gazete toplam 38 sayı çıkmıştır. Neretva gazetesinin başyazarı Mehmet Hulusi'dir. (Zaçinoviç 2003: 20).

Bosna, Gülşen-i Saray ve Neretva gazeteleri Osmanlı sonrası Bosna-Hersek'te çıkacak olan Türkçe gazete ve dergilerin habercisi olma özelliği ile ayrıca bir öneme sahiptir.

 2. İşgalden I. Dünya Savaşı'na Kadar Bosna-Hersek'te Türkçe (1878-1914)

1878-1914 yılları arasında geçen zaman Osmanlı Devleti, Bosna-Hersek, Boşnaklar ve özellikle de Türk dilinin bölgedeki kaderi bakımından zor yıllar olmuştur. Osmanlı-Rus savaşının kaybedilmesi (1877-78) Balkanların tarihinde yeni bir dönemin de başlangıcı olur. Berlin Kongresi'nde (1878) alınan kararların bir sonucu olarak, Osmanlı/Türk Devleti, Bosna-Hersek'ten ayrılıp Doğu Rumeli topraklarına doğru geri çekilmek zorunda kalır. Osmanlı Devleti'nin bu zorunlu geri çekilmesiyle, Avusturya-Macaristan Bosna-Hersek'i işgal eder. Boşnaklar başta olmak üzere, bu coğrafyada yaşayan herkes için yeni ve karmaşık bir dönem başlar (Geçer 2009: 11).

Avusturya-Macaristan'ın bölgeyi işgalinden sonra, Bosna-Hersek'te başta siyasi yapı olmak üzere, eğitim, kültür ve basın hayatında ciddi bunalımlar yaşanır. Bazı gazetelerin yayın hayatına son verilir; topluma önderlik eden Türk ve Boşnak aydınların çoğu ülkeyi terk etmek zorunda kalır (Geçer 2009: 11). Böylece, Bosna-Hersek'in kültürel faaliyetlerinde bir duraklama başlar; yazıyla uğraşanların sayısı azalır (Kaya 2008: 22).

Bosna-Hersek'in işgalinden sonraki yedi yıl boyunca Türkçe, yayın hayatında kendine bir yer bulamaz. Bu yedi yıllık dönem hem Bosna-Hersek, hem Boşnaklar ve Boşnak edebiyatı hem de Türkçe için ciddi bir kayıptır. Yedi yıllık bir aradan sonra Mehmet Hulusi, Neretva gazetesinden edindiği birikimlerle Vatan adında haftalık bir gazete ile Bosna-Hersek semalarında Türkçenin ses bayrağını yeniden dalgalandırmaya başlar. Mehmet Hulusi'nin Vatan gazetesi aracılığı ile Türkçenin Bosna-Hersek'te var olma ve geri çekilmeye direnme mücadelesi adeta Yahya Kemal'in, bir hassasiyetin mükemmel ifadesi olan: "Türkçenin çekilmediği yer vatandır." cümlesine de ilham kaynağı olmuş gibidir (Birinci 2000: 407).

Mehmet Hulusi tarafından Vatan adıyla 1884 yılında çıkarılmaya başlanan ve tamamı Türkçe yayınlanan gazetenin ilk sayısında, gazetenin neden Vatan ismiyle ve Arap harfleriyle çıkarıldığı açıklanır (Geçer 2009: 12). 12 Eylül 1884 yılında ilk sayısı ile yayın hayatına başlayan Vatan, gazetenin adının hemen altında ve daha sonraki sayılarda da standart olarak verilen "Şimdilik haftada bir defa Cuma günleri çıkar ve her türlü mevadd-ı hayriyeden bahseder Vatan gazetesidir." ibaresi ile çıkar. İlk sayının birinci sayfasında "Mukaddime" başlığı ile Vatan gazetesinin yayın politikası açıklanır. Aynı sayının ikinci sayfasında "Hasbıhâl ve İcmal-i Ahval" başlıklı yazıda ise önce Bosna gazetesinin neden kapatıldığı açıklanır, sonra da Vatan gazetesinin yayın hayatına başlamasından duyulan mutluluk dile getirilir:

"İşte vatan-ı azizimiz olan Bosna kıtasında Türkçe olarak Bosna namıyla tab' ve neşrolunagelen resmi gazetenin inkılabât-ı maziye sâikasıyla mevki-i intişarından sâkıt olalı çend mâh kadar tam yedi sene oluyor. Lâkin cümlenin ittifak-ara ile işte bu defa yine lisan-i Arabü'l-beyan-ı Türkî üzere ve cümle milletlerin indinde mukaddes olan "Vatan" namıyla işbu gazete çıkmaya başlayıp hayır-hâhân-ı vatan ve milleti yeniden mesrur ve dilşâd eyledi. Filvaki' işbu gazete resmi olmayıp millet ve memleketimize fâide-bahş olacak eserin vücuda gelmesi için bir vasıta-i müessere olmak üzere erkân-ı vilayetten bazı hamiyet-kârânın himmet ve gayretleriyle ve hükümet-i hâzıranın müsaade-i ihsânadesiyle vücuda getirilmiş bir andelib-i şecere-i terakkıyât-ı vatandır." (Vatan 1884: Nu. 1, s.2).

Bu açıklamada yer alan "... erkân-ı vilayetten bazı hamiyet-kârânın himmet ve gayretleriyle ve hükümet-i hâzıranın müsaade-i ihsânadesiyle vücuda getirilmiş... " ifadesi, Vatan gazetesinin çıkarılması için Avusturya-Macaristan yönetiminin hem izin hem de başka bazı destekler verdiğini gösterir. Bu desteği, yeni yönetimin kendisine karşı gelişen muhalif tavırları politik bir manevrayla yok etmek ve Türk hâkimiyeti dönemine duyulan özlemi gidermek amacına yönelik bir tavır olarak değerlendirmek mümkündür. Mehmet Hulusi'nin sahibi ve başmuharriri olan Vatan gazetesinin Avusturya-Macaristan yönetiminin icraatlarını gazete sütunlarına taşıyarak desteklemesi bu görüşü destekleyici niteliktedir.

Vatan'ın yayın hayatına başlamasından itibaren İstanbul'da çıkan gazetelerle karşılıklı gazete değişimi yoluna gidilmiş ve böylece İstanbul ile Bosna-Hersek'in irtibatı da sağlanmıştır. Vatan, Bosna adıyla çıkan resmî gazeteden farklı olarak sayfalarında edebî yayınlara da yer vermiştir. Bu dönemde her ne kadar Türkçe divan tertip eden Boşnak şair kalmamışsa da, yine de yer yer Vatan gazetesinde gazel türünde Türkçe şiirler yayımlanır. Kulovî-zâde Esad, İbrahim Edhem Bey, Bosna Mekteb-i İdâdîsi lisan hocası sabık Yüzbaşı Hayreddîn, Bosna ve Hersek Evkâf Müfettişi Başagiç İbrahim Edhem ve Mostarlı Derviş Paşa'nın Türkçe gazelleri ve tarih düşürmeleri bu dönemde Vatan 'ın sayfalarında hayat bulur. Gazetede yayınlanan gazeller ile ilgili olarak zaman zaman tenkit yazıları da çıkar.

Vatan gazetesinin yayın hayatına başlaması Bosna-Hersek'te büyük bir heyecanla karşılanmış ve başta Boşnaklar olmak üzere gazeteye abone olanların sayısı günden güne artmıştır. Gazeteye abone olanların sayısının 600-700 kişiye kadar ulaştığı tahmin edilmektedir (Zaçinoviç 2003: 22). Vatan'a abone olanlarla ilgili gazeteye ilginç haberler de yansımıştır. Gazetenin 24 Ekim 1884 tarih ve 7 numaralı sayısında yer alan "Şayan-ı Hande Tuhaf Bir Muhabere" başlıklı yazı dikkat çekicidir. Gazeteye yolladığı mektuptan anlaşıldığına göre bir Hırvat, Vatan'a abone olur. Ancak gazetenin Türkçe olduğunu anlayınca gazete idaresine bir mektup yazarak bu durumu anlatır: "Ben sizin gazetenize Latince, yani Hırvatça hurufatıyla yazılı olmak üzere abone oldum. Bu cihetle o yazı ve mealde bana nüshanızı gönderiniz. Zira ben Türkçe ne yazar ve ne de okurum." Gazete idaresi aboneye verdiği cevabi yazıda şunları ifade eder: Bu kişi "... düşüne düşüne neticesinde demiştir ki bu "Vatan" gazetesi Bosna'da çıktığı cihetle Türkçe yazdıkları gibi kendisine mahsus bir de Boşnakça bir gazete çıkarabilirler. Vakıa çıkaramaz değiliz fakat bir nevakısımız var, o da Boşnakça hurufât ve onu işletecek zevattır." (Vatan 1884: Nu. 7, s. 2). Bu ifadeden de anlaşılabileceği gibi, Vatan gazetesinin Arap harfli Türkçe çıkıyor olması, başta matbaa ve klişelerin hazır olmasından, sonra da Türkçe bir gazete çıkarmaya elverişli bir altyapının bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Vatan'a yansıyan bir başka önemli husus ise Türk hâkimiyeti sonrasında Bosna-Hersek'te bulunan okullarda Türkçenin hâlâ öğretiliyor olması ve yapılan imtihanlarda öğrencilerin Türk dilinden de sorumlu tutuluyor olmalarıdır. Bu konuyla ilgili Vatan gazetesine çok sayıda haber yansımıştır. Biz burada bir kaçı ile yetineceğiz. Sözgelimi Vatandın 1885 tarih ve 39 numaralı sayısında çıkan "Rüştiye İmtihanı" başlıklı yazıda "Saraybosna'daki Rüştiye'ye devam eden seksenden fazla öğrenci imtihan edilmiş ve fen bilimleri, Arapça, Farsça, Türkçe ve Boşnakça dillerinde sorular sorulmuştur." denilmektedir (Vatan 1885: Nu. 39, s. 2). 12 Haziran 1885 tarihli 40 numaralı sayıda da "Mekteb-i Rüştiye İmtihanı" balıklı bir haber yer almış ve Mekteb-i Rüştiye'ye giriş sınavında başarılı olan öğrencilerin isimleri yayımlanmıştır. Haberde ayrıca öğrencilerin, Rüştiye'nin birinci sınıfından başlayıp dördüncü sınıfına kadar Arapça, Farsça ve Türkçe derslerini gördükleri anlatılmıştır (Vatan 1885: Nu. 40, s. 2).

 Türk hâkimiyeti sonrasında Bosna-Hersek'in işgalinden itibaren bölgede yaşanan en büyük yıkımlardan biri, belki de en önemlisi göç sorunudur. Bu sorun da Vatan\n sayfalarında tartışmaya açılır. Balkanlar'ın Müslüman ve Türk nüfusundan arındırılması projesinin hangi boyutlarda yaşandığının anlaşılabilmesi için Vatan\n sayfalarına yansıyan göç konulu haber, mektup ve makalelerin çok iyi incelenmesi gerekir. Bu bağlamda Vatan gazetesinde, 1884-1886 yılları arasında "Bosna'da Askerlik", "Vatan Muhabbeti", "Vatan ve Göç Hakkında Birkaç Söz"; toplam 5 sayı boyunca devam eden "Hicret", "Bir İbret Manzarası" ve "Hicreti Teşvik Edenlere Karşı Susturucu Cevap" başlıklı makalelerin yanında, "Hersek'ten Mektup" başlıklı bir de mektup yayımlanmıştır (Geçer 2010: 198).

Göç konulu tartışmalar bu kadarla da sınırlı kalmaz ve göç sorununu ele alan Türkçe telif eserler yayınlanmaya başlar. Bosna-Hersek'te yaşanan göç olgusunu ele alan en eski ve müstakil kaynaklardan biri sayılabilecek olan yayın, 1886 yılında Mehmet Tevfik Azapagic (Azapagiç) tarafından, önce Arapça kaleme alınan ve aynı yıl Osmanlı Türkçesiyle de Vatan matbaasında basılarak neşredilen "Hicret Hakkında Risale" (Risala o Hidzri) isimli eserdir. Azapagic bu risalede "Daha iyi anlaşılsın diye Türkçe olarak da yazmaya karar verdim." ifadesini vurgulu bir biçimde kullanmaktadır. Bu ifade, Türk dilinin o yıllarda Bosna-Hersek'teki etki alanını göstermesi bakımından oldukça dikkat çekicidir (Geçer 2010: 195).

Eğitim, sağlık, günlük olayları konu alan haberler, ekonomi, telgrafla gelen dış haberler, tiyatro ilanları, hikmetli sözlerden derlemeler, edebî faaliyetler (gazeller ve bu alanla ilgili edebi eleştiriler gibi.), Anadolu'dan gönderilen mektuplar ve Osmanlı Devleti hakkında haberler, bilimsel gelişmeler ve icatlar, fikri yazılar ve makaleler, Avrupalı ediplerin eserlerinden tercümeler ve seyahat anıları gibi çok geniş bir yelpazede yayın yapan Vatan gazetesi, 1884 yılından 1897 yılına kadar bu isimle çıkar. 1897'den 1902 yılına kadar ise Rehber adıyla kesintisiz bir biçimde yayın hayatını sürdürür. Vatan ve Rehber, Bosna-Hersek'te en uzun süreyle çıkan Türkçe gazete olma özelliği dolayısıyla da çok büyük bir öneme sahiptir. Böyle bir yayın faaliyetinin Avusturya-Macaristan yönetimi altında bulunan bir ülkede, Türk hâkimiyetinden sonra da devam etmiş olması ise ayrıca dikkate değerdir. Osmanlı hükümeti, gazetecilik faaliyetlerinden dolayı Mehmet Hulusi'ye Paşa unvanı vermiş ve bu sayede onu onurlandırmıştır.

Bosna-Hersek'in, Avusturya-Macaristan devleti tarafından işgal edilmesinden sonra bu ülkede yaşanan en büyük kültürel problemlerden biri, belki de en önemlisi alfabe sorunudur. Ülkede birden fazla alfabe bir arada kullanılır. Bu dönemde, Boşnakçaya uygulanmış bir Arap harfli, bir Latin harfli ve bir de Kiril harfli alfabe vardır. Ne yazık ki, bu süreçte Osmanlı Türkçesinin kullanım alanı yavaş yavaş daralmaya başlar. Bu durum, Bosna-Hersek'te Türkçenin sesini kısmaya ve dolayısıyla Osmanlı/Türk kültürü ile Boşnaklar arasındaki bağları koparmaya yönelik bir programı yansıtır (Geçer 2009: 12). Bu zorlu dönemde Bosna-Hersek topraklarında Bosna-Hersekli aydınların olağanüstü çabaları ile hayata tutunmaya çalışan Türkçe yayınlara yenileri eklenir. Bunlar arasında, 1900'de yayın hayatına başlayan Behar (Çiçek) (1900-1911) mecmuasının 1906 ve 1907'de çıkan sayıları Türkçe yayınlanır (Geçer 2009: 13).

Behar mecmuasının 1906 yılında çıkan XVIII. sayısında, Hilmi imzalı "Memleketimizde Osmanlı Lisanının Tamimine Çare Var mı?" başlıklı bir makale yayımlanır. Bu makale Bosna-Hersek'te yaşanan alfabe değişikliği ve buna bağlı olarak ortaya çıkan karmaşayı yansıtması bakımından oldukça dikkat çekicidir. Bu durum makalede şu cümlelerle ifade edilir: "... bizde "Evkaf­ı İslâmiye" idaresi de vardır. Bunun varidatı iki yüz elli, iki yüz altmış bin kron kadardır. Bu varidatın hemen humsu (beşte biri) demek olan elli bin kron kadar mühim bir meblağı bu idare masrafına gidiyor. Kaideten buradaki muamelâtın Türkçe cereyan etmesi lazımdı. Maatteessüf bu, icra edilmiyor, muhasebesi defterleri, muhaberatı hep Latin veya Kiril hurufuyla Boşnakçadır. Vakıa hükümetle olan muhabere lisan-ı memleket üzere olmak iktiza ediyorsa da idarenin muamelat-ı dâhiliyesi ve mahakim-i şer'iye (şer'i mahkemeler) ile muhaberesi Türkçe olmak icap eder. Bu idarenin reis ve müfettişi ve başkâtibi efendiler hazeratının bu noktaya dikkat etmemeleri şâyan-ı istigrabdır (şaşırtıcıdır). Elli bin kron sarf eden bu idare, Osmanlı lisanının tervici (desteklenmesi) için gayet güzel bir mahaldir. Böyle ve bu gibi vesaitle Türkçenin terviç ve tamimi çaresine bakmalı." (Behar 1906: 69-70).

Aydınların işgal altında bir bakıma bir direnişi yansıtan basın/yayın faaliyetlerini "Arayışlar Dönemi" diye adlandırmak yanlış olmaz. Bu süreçte çıkarılan dini içerikli mecmualardan biri Muallimedir. Bosna-Hersek Muallimin ve Eimme-i İslâmiye Cemiyeti tarafından 1910 yılında çıkarılmaya başlanan mecmua Arap harfli Boşnakça olarak yayınlanır. Muhammed Sait Serdaroviç'in müdürlüğünü yaptığı Muallim, "Ayda bir çıkar, dinî, fennî, edebî, İslâmî" bir mecmuadır. Mecmuanın yayın politikası ve Arap harfli Boşnakça yayınlanma gerekçesi ilk sayıda "Arz-ı Maksat" başlığı altında Osmanlı Türkçesi ile yayımlanır. Muallim, bir mecmua olarak tanıtılmakla birlikte, yayımlanan yazıların bir kısmında "Ceride" (Gazete) ifadesi de kullanılır ve dört sayfalık Türkçe giriş yazısında içerik hakkında verilen şu bilgiler dikkat çeker: "... Ceridemizin münderecâtını, cemiyetimizin umur-ı dahiliye ve hususât-ı saire-i mühimmeden başka dinî, fennî, edebî, tehzibî makalât (eğitici, öğretici yazılar), teşkil edecektir" (Muallim 1910: Nu: 1-2, s. 3). Muallim mecmuası Arap harfli Boşnakça yazıların yanı sıra, yer yer Osmanlı Türkçesi ile çeşitli makaleler ve yazılar da yayımlar. Muallim, Mehmet Âkif Ersoy'un başmuharrirliğini yaptığı Sebilü'r-Reşad mecmuasının içeriğini, yayın politikasını anlatan ve mecmuaya abone olmak isteyenlere bilgiler veren Türkçe yazılara da yer verir. İçerisinde sınırlı sayıda olmakla birlikte, Latin harfli yazıların da yayımlandığı Muallimdin yayın hayatı kısa sürer ve Eylül 1912'den sonra kapanır (Geçer 2009: 14).

Muallim'den sonra İstanbul ile olan gönül bağlarını daha da güçlendirmek isteyen Bosna-Hersek ulemasından birkaç değerli bilim adamı, Muharrem ayının 14'ünde (Ocak 1912) Saraybosna'da toplanır. Bosna-Hersek Cemiyet-i İlmiyesi adıyla bir cemiyetin kurulmasına karar verir. Cemiyet, Arap harfli Boşnakça ve Türkçe olmak üzere iki dilde yayın yapacak Misbah (Lamba) adında bir de mecmuanın çıkarılmasına karar verir. Mecmuanın başlığında "Misbah Ayda İki Defa Çıkar; Dinî, İlmî, Edebî Mecmua-i İslâmiyedir." ifadesi yer alır (Misbah 1912: Nu. 1-2, s. 1). Mecmuanın iki dilde yayın yapma kararı ilk sayıda gerekçeleri ile birlikte açıklanır (Geçer 2009: 15). Buna göre: "Misbah'ın kısm-ı a'zamını Arap hurûfuyla Boşnakça neşrediyoruz. Bu cihetle neşriyatımızı vatan haricinde olup lisanımızı bilmeyen ihvan-ı dinimiz anlamıyor. Bunun için heyet-i idare bazı mühim makaleleri, alelhusus Bosna-Hersek Müslümanlarına müteallik olup hariçteki ihvanımızın bilmesinde faide melhuz olan mevâddı (konuları) Türkçe yazacağı gibi Arapça veya Türkçe olup Bosna-Hersek Müslümanlarının teyakkuz ve intibahına (uyanışına) hizmet edecek makaleleri de tercüme edecektir." (Misbah 1912: Nu. 12, s. 2).

Misbah adıyla Ekim 1912 yılında çıkarılmaya başlanan mecmua, ikinci yılından itibaren (30 Ekim 1913) Yeni Misbah adıyla, hem Latin harfli ve hem de, Kiril harfli başlığı ile I. Dünya Savaşına kadar (1914) yayın hayatını sürdürür. Başmuharrirliğini Salih Safvet Başiç'in yaptığı Misbah ve Yeni Misbah mecmuaları ile Mehmet Âkif Ersoy'un çıkardığı Sebilü 'r-Reşad arasında yayın politikası ve dünya görüşü bakımından büyük benzerlikler görülür. Kendisi de bir Âkif hayranı olan Salih Safvet Başiç MisbaKta yayımladığı makalelerinde sık sık Âkiften ve Sebilü'r-Reşad'dan övgüyle söz eder ve hem Âkifi hem de Sebilü'r-Reşad'ı okuyucularına önerir. Âkifi ve mecmuasını bir kütüphaneye bedel sayan Başiç, eğitimini İstanbul'da tamamlamış bir Boşnak aydını olarak I. Dünya Savaşı öncesinde Bosna-Hersek ile İstanbul arasında manevi bir kültür köprüsü olma vasfını ve Türkçeye olan hayranlığını hep ön planda tutmuştur. Bu bakımdan Başiç'in Misbah ve Yeni Misbah' ta yayımladığı Türkçe makaleler öncelikle Türk dili, kültürü ve edebiyatı, sonra da Bosna-Hersek tarihi ve kültürü için büyük bir öneme sahiptir (Geçer 2009: 22).

Bosna-Hersek'in Avusturya-Macaristan tarafından ilhakından (1908) sonra da bu coğrafyada mektep ve medreselerde Türkçe derslerinin devam ettiği görülmektedir. 1913 tarih ve 15-16 numaralı Misbah mecmuasına Hafız Süleyman imzasıyla yansıyan "Bosna ve Hersek Evkaf ve Maarif-i Umumiye Müdüriyet-i Behiyesine" başlıklı yazıda, Bosna-Hersek'te faaliyet gösteren mektep ve medreselerin modernize edilmesinin gerekliliği vurgulandıktan sonra, buralarda okutulacak derslerin bir de listesi verilir. Bu dersler içerisinde "Muhtasar Kavaid-i Esasiyye-i Türkiye" de vardır. Aynı yazının devamında "İş bu medreselerde Arapça, Türkçe, Boşnakça, Almanca okunacaktır." denilmektedir (Misbah 1913: Nu. 14-15, s. 113). Yeni usulde eğitim verecek olan mektep ve medreselerde okutulacak ders cetvelinde ise, birinci sınıftan sekizinci sınıfa kadar toplam 50 saat Türkçe ders okutulacağı ifade edilmiştir. Ulum-ı Türkiye başlığı altında verilecek dersler; Sarf (Dil Bilgisi), Nahiv (Cümle Bilgisi), Kıraat Temrinâtı, Edebiyat, Kitabet (Yazma), Kavaid-i Farisiyye, Hat ve İmlâ olarak sıralanır (Misbah 1913: Nu. 14-15, s. 114).

Yenilik ve ilerleme adı altında Bosna-Hersek'in yüzünün Türk medeniyetinden Batı medeniyetine çevrilmesi, eskiden temas halinde bulunulan bilgi kaynaklarının da değişmesine neden olmuş; yeni dünya, yeni medeniyet kendi insan tipini yaratmaya ve kendi değerlerini dayatmaya başlamıştır. Böylesine zor bir dönemde Bosna-Hersek Gayret Cemiyet-i Hayriye'sinin maddi yardımlarıyla az sayıda da olsa, Boşnak gençleri başta İstanbul olmak üzere Mısır, Viyana ve Zagreb'e eğitim için gönderilirler. Böylece Bosna-Hersek İstanbul ile bağlarını kesmemiş olur (Geçer 2009: 66-67).

  1. 1914-1995 Arası

Bosna-Hersek'in en büyük talihsizliklerinden biri de I. Dünya Savaşı'nın Saraybosna'da patlak vermiş olmasıdır. Franjo Ferdinand'ın 28 Haziran 1914 yılında Sırp öğrenci Gavrilo Princip tarafından Saraybosna'da Latin Köprüsü üzerinde öldürülmesinden sonra başlayan savaş başta bölgenin ardından da bütün dünyanın kaderini onulmaz bir biçimde etkilemiştir. Benzer yıllarda Osmanlı Devleti de savaşlar dolayısıyla son vatan parçası Anadolu'yu ede tutmanın mücadelesini vermekteydi. Dolayısıyla Anadolu'dan Bosna-Herek'e, Bosna-Hersek'ten de Anadolu'ya ulaşan yollar tıkanmıştı. Böyle bakıldığında I. Dünya Savaşı'nın Türk kültür coğrafyasını günden güne daraltan yıkıcı bir etki yarattığını söylemek mümkündür. Savaşların dil ve kültür coğrafyaları üzerindeki daraltıcı, yıkıcı ve hatta yok edici etkisi üzerinde durulabilirse Türk dilinin, kültürünün ve Türk medeniyetine dair izlerin nasıl silindiği daha net bir biçimde ortaya çıkacaktır.

I. Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan Sırp-Hırvat Krallığı Bosna-Hersek'i de içine almış, bu dönem hem Boşnaklar, hem de Türk dilinin varlık mücadelesi için zor yıllar olmuştur.

Bosna-Hersek'in Yugoslavya topluluğuna katılmasıyla, içten içe yaşatılmaya çalışılan Türk kültürünün izleri silinmeye, hatta Tito'nun güttüğü politikaların tabii bir sonucu olarak Osmanlı'nın Boşnakları yüzüstü bırakarak bölgeden çekildiği ve onları Avusturya-Macaristan Devleti'ne az bir paraya sattığı gibi görüşler yayılmaya başlamıştır. Bu dönemde "Türk gibi yavaş olmak.", "Türk gibi sigara içmek.", "Türk gibi içki içmek." deyimleri Boşnakçaya bilinçli olarak sokulmuş ve Türk imajı günden güne zedelenmiştir. Yugoslavya döneminde yönünü Zagrep ve Belgrad'a çeviren bazı Boşnak yazarlar bu merkezlerden yayılan Türklük aleyhindeki fikirlere kendilerini kaptırmışlardır. Zagreb ve Belgrad merkezli Türkoloji çalışmaları bugün hâlâ politik ve ideolojik yaklaşımlar içermektedir.

Bosna-Hersekliler 1992'de başlayan yeni bir kıyımla Avrupa'dan silinme tehlikesiyle karşı karşıya kalmış ve Bonsa-Hersek adeta yüzyılın canlı soykırım anıtı olmuştur. Bosna savaşları diye isimlendirilen bu dönemde sadece Boşnaklar değil, Türk dönemine ait yazılı belge ve bilgiler, köprüler, camiler ve kütüphaneler de yok edilmiştir. 1992 yılındaki bombalamalar sırsında Şarkiyat Enstitüsü ve Milli Kütüphane yanmıştır. Bu, hedefi çok iyi tespit edilmiş bir bombalamadır. Sırp topçusu buralardaki tarihi belgeleri yok ederek bir bakıma Bosna-Hesek'teki Türk kültür varlığı mirasını da tamamen ortadan kaldıracağını çok iyi biliyordu. Şarkiyat Enstitüsü ve Millî Kütüphane'nin bombalanmasıyla Türk dönemine ait binlerce eser yanarak kül olmuştur. Sırplar Türk dönemine ait pek çok belge ve bilgiyi yakmış, ancak Sırpça, Hırvatça ve Boşnakça dillerinde yaşayan Türkçe kelime, kavram ve deyimleri bir türlü söküp atamamıştır. Bugün hâlâ Boşnakça başta olmak üzere, Sırpça ve Hırvatçada yaşayan binlerce Türkçe kelime varlığını sürdürmektedir. Bu diller içerisinde yaşayan Türkçe kelimeler Tursizma denilen bir kavram alanı içerisinde inceleme konusu yapılmaktadır.

Bugün Bosna-Hersek'e giden bir Türk kendini evinde gibi hissedecektir. Elbette bunun en önemli sebebi, hayatın her aşamasında çok sayıda Türkçe kelime, kavram ve deyimle karşılaşacak olmasıdır. Bosna-Hersek sokaklarında "Bayram Şerif Mübarek Olsun." afişleriyle karşılaşan bir Türkün kendisini evinde gibi hissetmesinden daha doğal ne olabilir.

Bu bilgiler ışığında, Türkçenin başka dillerden kelime aldığı ama vermediği iddiaları boşa çıkmaktadır. Prof. Dr. Günay Karaağaç' ın 2008 yılında yayımladığı "Türkçe Verintiler Sözlüğü", Türkçenin de dünyanın başka dillerine çok sayıda kelime verdiği gerçeğini bilimsel olarak ortaya koymuştur.

  1. 1996'dan Günümüze

Bosna savaşları sonrasında bölgeye ilk gidenler Türk askeri birlikleri olmuştur. Yaraların sarılmasından sonra TİKA, Bosna-Hersek'in yeniden imarı ve kalkınması için önemli adımlar atmıştır, bu çabalar bugün de devam etmektedir. TİKA sadece ekonomik faaliyetlerle kalmamış 13 Haziran 2001 yılında Tuzla Üniversitesi bünyesinde bir Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü açmıştır. Bu bölüm günümüzde de öğretim hizmetlerini sürdürmektedir. Bunun dışında yine TİKA tarafından Zenitsa'da da bir Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü açılmış, ancak çeşitli sebepler yüzünden bu bölüm bugün

 

kapanma noktasına gelmiştir. TİKA'nın bölgeye eğitim ve kültür hizmetleri vasıtasıyla gitmesi, Bosna-Hersek'ten çekilmeye direnen Türk dili için de çok önemli bir adım olmuştur. Yüz yılık uykuya dalan Türk dili bu çabalarla uzun süren uykusundan uyanmıştır. Bosna-Hersek'te açılan Türkoloji bölümlerinde görev yapmak üzere o coğrafyaya giden akademisyenler sadece öğretim hizmetleri vermekle yetinmeyip, Türk kültürünün izlerini de sürmüşler ve bölgenin Türk kültür mirası ile ilgili çok sayıda bilimsel yayın yapmışlardır. Bu çabalar bugün de tüm hızıyla sürmektedir. Ancak Bosna-Hersek için bir eksiğimiz hâlâ giderilememiştir. O da Türkçe-Boşnakça ve Boşnakça-Türkçe bir sözlüktür. Bu yapıldığı takdirde Türk dilinin Bosna-Hersek'teki uyanışı daha çabuk ve kalıcı olacaktır.

Kaynaklar
Behar, VII. Sene, Nu: 18, 1 Zilhicce 1324 (15 Ocak 1906), Saraybosna.
Birinci, Necat (2000), Edebiyat Üzerine İncelemeler, Kitabevi, İstanbul.
Bosna, I. Sene, Nu: 1, 13 Muharrem 1283/28 Mayıs 1866, Saraybosna.
Geçer, G. Osman (2009), Bosna-Hersek'te Bir Osmanlı Aydını: Salih Safvet Başiç, Tuzla Kantonu Arşivi Yayınları, Saraybosna/Tuzla.
Geçer, G. Osman (2010), "İşgal Sonrası Bosna-Hersek'te Göç Olgusunun Vatan Gazetesine Yansımaları.", TÜBAR, XXVIII, Niğde, 191-205.
Karaağaç, Günay (2008), Türkçe Verintiler Sözlüğü, Türk Dil Kurumu, Ankara.
Kaya, Fahri (2008), Çağdaş Boşnak Edebiyatı Antolojisi, YKY, İstanbul.
Misbah, I. Sene, Nu. 1-2, Ekim 1912, Saraybosna.
Misbah, I. Sene, Nu. 14-15, 22 Mayıs 1913, Saraybosna.
Muallim, I. Sene, Nu. 1-2, Zilkade 1328 (Kasım 1910), Saraybosna, s. 1-3.
 Vatan, I. Sene, Nu. I, 12 Eylül 1884, Saraybosna.
 Vatan, I. Sene, Nu. 7, 24 Ekim 1884, Saraybosna.
 Vatan, II. Sene, Nu. 39, 5 Haziran 1885, Saraybosna.
 Vatan, II. Sene, Nu. 40, 12 Haziran 1885, Saraybosna.
 Zaçinoviç, Neira (2003), Bosna Kütüphanelerindeki Eski Türkçe Gazetelerin Dili, (Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara.

XV. Yüzyıldan Günümüze Bosna Hersek'te Türkçenin Durumu Ve Türkçe Öğretimi Çalışmaları

Balkanlar, tarihi boyunca farklı milletlere ve devletlere ev sahipliği yapmıştır. Türklerin bölgeye gelişi Selçuklu Devleti zamanında Sarı Saltuk'la başlar. Fakat Balkanlar ile kurulacak olan kalıcı ve asıl ilişkiler Osmanlı Devleti zamanında gerçekleşir. Osmanlı Devletinin bölgeye gelişiyle birlikte Türkçe de bölgede konuşulan diller arasında yerini alır.

Osmanlı Devleti'nden sonra Bosna Hersek topraklarında sırası ile Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Yugoslav Devleti ve "Tito Yugoslavyası" olarak da bilinen Yugoslavya Federal Demokratik Cumhuriyeti hüküm sürmüştür. Tito'nun ölümüyle Yugoslavya Federal Demokratik Cumhuriyeti parçalanma sürecine girmiş, 3 Mart 1992 yılında yapılan referandumla Bosna Hersek bağımsızlığını kazanmıştır. Bu durum bölgede yaşayan farklı etnik gruplar arasındaki sürtüşmeyi artırmış, 1992 ilkbaharında başlayıp 1995 yılına kadar devam eden savaşın sonunda 14 Aralık 1995 yılında imzalanan Dayton Anlaşması ile Bosna Hersek Devleti kurulmuştur.

Savaş sonrasındaki süreçte Bosna Hersek'te yaraların sarılması adına Türk Temsil Heyeti ile Türk İş Birliği ve Koordinasyon Başkanlığı (TİKA) çalışmalar yapmıştır. Bu kurumların yanı sıra 2009 yılından bu yana Bosna Hersek'te açmış olduğu şubeleriyle faaliyet gösteren Yunus Emre Enstitüsü de gerek Türkçenin gerekse Türk kültürünün tanıtılması amacıyla çalışmalar yürütmekte; devlet üniversitelerindeki Türkoloji ile Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerine destek olmaktadır. Türkçe, başta Yunus Emre Enstitüsü olmak üzere gerek Türk kurumlarının çalışmaları gerekse Türk dizi ve müziklerinin etkisi ile Bosna-Hersek'te günden güne daha da güçlenmektedir.

Bu çalışmada, Bosna Hersek topraklarında Osmanlı Devleti'nden günümüze varlığını devam ettiren Türkçenin atlattığı süreçler ve özellikle son yıllarda Türkçe adına bölgede gerçekleştirilen çalışmalar irdelenmek istenmiştir. Mevcut durumu belirlemeye yönelik olarak hazırlanan bu çalışma betimsel bir çalışma olacak ve bölgede Türkçenin etkinliğini gözler önüne serecektir.

GİRİŞ

"Balkan,kelimesi Türkçe asıllıdır ve dağlık bölge anlamına gelmektedir. Balkanlara bu isim 19. yüzyılın başlarında verilmiştir" (G. S. Bozkurt, 2010: 52). Bosna-Hersek, Balkanların batısında bulunmaktadır. Ülkenin doğusunda Sırbistan, kuzeyinde ve batısında Hırvatistan, güneyinde ise Karadağ yer almaktadır. Ülke coğrafi açıdan iki bölümden oluşmaktadır. Bosna, ülkenin başkenti Saraybosna'yı da içine alan orta ve doğu bölgeler için; Hersek ise, Adriyatik'e yakın olan tarihi Mostar şehrini de içine alan bölge için kullanılmaktadır (İyiyol, 2009: 1).

Osmanlı Devleti bölgeye gelmeden önce Bosna-Hersek bağımsız bir devlet olarak göze çarpmaktadır. Bosna Devletinin bölgede hüküm sürdüğü "XII. yüzyıl ortalarında, muhtemelen Moğol istilâsından kaçan Sarı Saltuk ile sonraları onun adıyla anılan Türkmen aşireti Balkanlar'a geçerek Dobruca dolaylarında ilk İslâmi cemaati meydana getirmiştir" (Gülseren, 2007: 54). Fatih Sultan Mehmed'in şehzadesi Cem Sultan'ın emriyle Ebu'l Hayr-ı Rumî'nin kaleme aldığı Saltık­nâme'nin çeşitli yerlerinde Sarı Saltuk'un yer altından şifalı sular çıkardığı anlatılmaktadır. Bugün Bosna-Hersek'in Blagay şehrinde bulunan Sarı Saltuk Tekkesi, Buna Irmağı kaynağının yeryüzüne çıktığı koca bir kayanın dibinde varlığını sürdürmekte; gerek Saltık-nâme'de geçen rivayetleri gerekse Sarı Saltuk'un Osmanlı Devletinden önce bölgeye geldiğini ispatlamak için delil niteliği taşımaktadır.

XIII. yüzyılda Bosna Devletinin hükümdarı Kulin Ban'dır. Daha sonra Bosna'nın başına geçecek olan Tvrtko kendisini kral ilan eder ve Bosna Kraliyet halinde varlığını sürdürür. Ortaçağ döneminde Bosna Devleti, Balkanlarda toprakları en geniş, siyasi ve iktisadi bakımdan en güçlü olan devlettir (Zacinovic, 2003: 9).

1180-1463 yılları arasında hüküm süren Bosna Krallığı'na bağlı olan Bosna Kilisesi, Osmanlı fetihlerinden önce "Bogomil" adı verilen bir mezhebe bağlıdır. Ortodoks coğrafyası içinde gelişen mezhebin inançları, geleneksel Hristiyan öğretisinden oldukça farklıdır. Bogomillerin inançları arasında; Hz. İsa'nın çarmıha gerilmediği, bunun bir yanılgı olduğu düşüncesi vardır. Dolayısıyla Bogomiller haça itibar etmemiş, hatta yanlış inancın bir ifadesi olduğu için haça tepki duymuşlardır. Osmanlının bölgeye gelişiyle birlikte, bu Hristiyanlar zaman içerisinde İslam'ı kabullenmeye başlamışlardır (G. S. Bozkurt, 2010: 81).

Bölgede Türk dilinin varlığına ilişkin bulgular dönemler halinde ele alınacak, değerlendirmeler bu doğrultuda gerçekleştirilecektir:

1.  OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİNDE BOSNA-HERSEK

Ortaçağ Bosna Devletinin bağımsızlığı Osmanlı Devletinin bölgeye gelmesiyle bozulmuştur. Türkler, Bosna ülkesinin merkezinde Hodidyed ve Vrhbosna olarak adlandırılan bölgelere yerleşmişlerdir. Saraybosna'daki Hodidyed kalesi fethedilince Türklerin Bosna'daki ilk devamlı merkezi olmuş veBosna Nahiyesiolarak adlandırılmıştır. 1463 yılına gelindiğinde Fatih Sultan Mehmed, o dönemde Bosna Kraliyetinin merkezi olan Yayçe şehrini fethetmiş, Ortaçağ Bosna Kraliyeti çökmüştür. II. Sultan Bayezid ise 1482 yılında Hersek bölgesini fethetmiştir (Zacinovic, 2003: 10).

Bosna, Osmanlı Devletinin hâkimiyeti altına girdiği dönemde ortaçağdaki adını korumuş, ilk önce sancak, ondan sonra beylerbeyliği, daha sonra eyalet ve Bosna vilayeti olarak adlandırılmıştır. Bosna-Hersek, Osmanlı hâkimiyetinin sona erdiği 1878 yılına kadar Osmanlı Devletinin ayrı bir idare bölgesi olarak varlığını sürdürmüştür (Zacinovic, 2003: 10).

Osmanlı İmparatorluğu yönetim anlayışı gereği hüküm sürdüğü topraklarda yerli halka baskı uygulamaktan kaçınmış, bölge halkının kendi dininde özgürce ibadet etmesine ve kendi dilinde konuşmasına izin vermiştir. Bu durum şu örnekle somut hale getirilebilir:

Sırp Kralı Lazar'a sorarlar: "Türkleri yener ve Balkanlara hâkim olursanız ne yaparsınız?" Cevabı çok açık ve nettir: "Bütün camileri yıkar, hepsini kilise yaparım." Aynı soru, kendisiyle aynı zamanda yaşayan Osmanlı Sultanı I. Murad'a da sorulur. Cevap farklıdır: "Bir cami yıkılırsa yerine bir cami, bir kilise yıkılırsa yerine bir kilise yaparım" (Uzunçarşılı'dan aktaran G. S.

Bozkurt, 2010: 56)

Devamını okumak için tıklayınız...

Yabancı Dil Öğretimi Açısından Türkçe Ve İngilizcenin Yapısal Özelliklerinin Karşılaştırılması-Bosna-Hersek Örneği

Bu çalışmanın amacı yabancı dil öğretimi açısından Türkçe ve İngilizcenin yapısal özelliklerini karşılaştırmak ve Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminin kolay olup olmadığını belirlemektir. Yabancı bir dili kolay öğrenmek öğrenenlerin anadiline benzerliğinden etkilenmesine rağmen dilin bazı özellikleri öğrenmeyi kolaylaştırabilir. Bu çalışmada Türkçe ve İngilizceyiyapısal özellikleri açısından karşılaştıran bir anket hazırlanmış ve veriler toplanmıştır. Anket ölçeğini hazırlarken kaynaklar taranmış, uzman görüşü alınmış ve pilot uygulaması yapılmıştır. Anket lise 3. ve 4. sınıfta okuyan, Türkçe ve İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilere uygulanmıştır. Anket soruları görüşme yöntemiyle öğrencilere sorulmuş ve alınan cevaplar grafik analizi yöntemiyle incelenmiştir.

Giriş

Yabancı dil öğretiminin yaklaşık beş bin yıllık tarihi vardır (Onursal,2006:86) ve küreselleşen dünyada yabancı dil öğrenme ve öğretmeye daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Eğitimde önemli bir yeri olan yabancı dil öğretimi alanında yapılan çalışmalar her geçen gün artmaktadır. İngilizcenin yabancı dil olarak öğretimi alanında birçok çalışma mevcuttur,Türkçenin de yabancılara öğretiminde hedeflere ulaşmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Dünya dili olma yönünde hızla ilerleyen Türkçe birçok ülkede seçmeli ders olarak verilmekte birçok ülkede de bölümü açılmış olarak öğretilmektedir.

"Dillerin bilimsel çevrelerce benimsenen geleneksel iki tür sınıflamasının ilki biçim ve yapısaldır. Sözcük ve sözcük türlerinin yapım ve biçimsel görünümlerine göre sınıflandırılmaları dilbilim, yabancı dil öğretmen ve öğrencilerine söz konusu dili tanıma, yaklaşım, yöntem ve öteki ve kendi ana dilleriyle karşılaştırma benzer ve benzemezlikleri saptayarak bilinçli öğrenim ve öğretimi gerçekleştirme açısından yarar sağlar" (Tosun,2005:22).

Dil öğretiminde dilin yapısal özelliklerinden faydalanarak öğretim daha verimli bir hale getirilebilir. Dilin yapısal özelliklerinin farkında olan birey bu özellikleri dikkate alarak öğrenim sürecinde daha bilinçli yer alabilir.

"Dünya üzerinde en çok konuşulan 5'inci dil olan Türkçenin kullanımı ve etkinliği gün geçtikçe artıyor. Dünyanın dört bir yanında Türkçeye ilgi büyürken; özel okul ve kurslar haricinde, ortaöğretim düzeyinde 80'in üzerinde, yükseköğrenim düzeyinde ise 60'ın üzerinde ülkede Türkçe dersleri veriliyor. Son yıllarda dünyanın dört bir yanında açılan Türkçe kursları da büyük ilgi görüyor. Yunus Emre Enstitüsü bünyesinde, çeşitli ülkelerde açılmış36 dil ve kültür merkezi mevcut. Ayrıca 140'dan fazla ülkede açılan özel okullarda, Türkçe müfredatla eğitim veriliyor." (Başbakanlık Kamu Diplomasisi,2013a)

Devamını okumak için tıklayınız...

Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğrenen Bosna-Hersekli Öğrencilerin Konuşma Kaygılarının Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi

Bu çalışmada, Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen Bosna-Hersekli öğrencilerin konuşma kaygıları belirlenmeye ve çeşitli değişkenler açısından değerlendirmeye çalışılmıştır. Araştırmaya 63 öğrenci katılmıştır. Araştırmaya temel teşkil eden veriler, Melanlıoğlu ve Demir (2013)tarafından geliştirilen "Konuşma Kaygısı Ölçeği" ve araştırmacılar tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır.

Saraybosna TKM'de Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilerin konuşma kaygılarının çeşitli değişkenler açısından incelendiği bu araştırmada, öğrencilerin Türkçe konuşurken belli bir oranda kaygı duydukları; fakat bu kaygının yüksek olmadığı söylenilebilir. Araştırma sonuçlarına göre, erkek öğrencilerin konuşma kaygısı puan ortalaması bayan öğrencilere göre bir miktar daha fazladır; ancak öğrencilerin cinsiyetleri, yaşları, meslekleri, devam ettikleri kurları, Türkiye'de bulunma ve Türkçeyi sınıf dışında kullanma durumları ile Türkçe konuşma kaygıları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır.

Giriş

Konuşma; insan hayatını doğrudan etkileyen, kişinin diğer bireylerle sağlıklı bir şekilde iletişim kurmasını sağlayan, insanı diğer canlılardan ayıran ve onu farklı kılan bir beceridir. Kişinin özel hayatına yön vermekle birlikte bireylerin sosyalleşmesine ve toplum içinde yer edinmesine imkân sağlayan konuşma becerisi, yine bireylerin iş, eğitim ve özel hayatlarına da büyük ölçüde etki etmektedir. Bu bilgilere paralel olarak kişinin duygu ve düşüncelerini karşı tarafa aktarmasını sağlayan en temel araçlardan biri olan konuşma, hem ana dili hem de yabancı dil öğretiminde üzerinde önemle durulan bir beceridir.

Dil öğretiminde nihai hedef, bireylere hedeflenen dilde anlama ve anlatma becerilerini kazandırabilmektir. Bu çerçevede anlatma becerisinin temel bir ögesi olan konuşma becerisi, diğer becerilerden farklı olarak insanların günlük hayatta kullanımına en çok ihtiyaç duydukları beceridir. Bu nedenle dil öğretiminde konuşma becerisinin kazandırılması sürecinde asıl amaç, dil öğrenen kişilerin o dilde duygu ve düşüncelerini doğru ve akıcı bir şekilde ifade edebilmelerini sağlamaktır.

Dilin temel işlevi bireyler arasında iletişimi sağlamak olduğu için Türkçe eğitiminin en önemli amaçlarından biri de bireyin anlatma becerilerini (konuşma ve yazma) en üst seviyeye çıkarmaktır (Özbay ve Çetin, 2011: 156). Bu çerçevede konuşma, yazmadan farklı olarak hayatın her alanında kullanılan önemli bir ihtiyaçtır.

"En yalın anlamıyla kişiler arasında bilgi, duygu, düşünce, istek ve hayallerin aktarılması anlamına gelen iletişim, toplum içinde yaşayan insanın, kendisini doğru, güzel ve etkili bir şekilde anlatabilmesi için mutlaka gerekli olan bir süreçtir" (Temizyürek, Erdem ve Temizkan, 2013: 1). Bu süreçte en çok ihtiyaç duyulan beceri ise "konuşma"dır.

İnsan hayatında bu denli öneme sahip olan konuşma, Güncel Türkçe Sözlük'te "bir dilin kelimeleriyle düşüncelerini sözlü olarak anlatmak", "belli bir konudan söz etmek", "bir konuda karşılıklı söz etmek, sohbet etmek" (TDK, 2014) şeklinde tanımlanmıştır. Konuşma üzerine yapılan diğer tanımlardan bazıları ise şöyledir: "Konuşma, duygu ve düşüncelerin görülebilir ve işitilebilir simgeler aracılığı ile düzenli bir şekilde iletildiği etkileşimli bir süreçtir" (Özdemir, 2008: 22). "Bir konunun zihinde tasarlandıktan sonra karşıdakilere iletilmesi ve anlaşılmasıdır" (Kurudayıoğlu, 2003: 287). Calp'a (2010: 191) göre konuşma, zihin ve kas gücünün devreye girdiği psiko-motor bir beceri olmanın yanında insanlar arasında anlaşmayı sağlayan en etkili araçtır.

1. Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde konuşmanın yeri ve önemi

Konuşma becerisi, dil öğrenme sürecinde kazanılması zor olan bir beceridir. Bu çerçevede Yaman ve Karaarslan (2012: 547) ülkemizde, ana dili öğretiminin temel basamağı olan konuşma eğitiminde hedeflenen başarıya ulaşılamadığını belirtmektedir. "Göğüş (1978), bu durumun nedenini, eğitimin beceri kazandırma niteliğinin ve amacının dikkate alınmayıp öğrencinin bu amaç ve niteliğe uygun bir yöntemle etkin çalışmaya yönlendirilmemesine bağlamaktadır" (Yaman ve Karaarslan, 2012: 547). Bu durumun, günümüzde de geçerliliğini koruduğunu söylemek güçtür; fakat Türkçenin hem ana dili hem de yabancı dil olarak öğretiminde hedeflenen başarıya henüz ulaşılamadığı söylenilebilir.

Konuşma becerisinin geliştirilmesi, yabancı dil öğretiminde karşılaşılan önemli sorunlardan biridir. Özellikle bireylerin öğrendikleri dili günlük hayatta kullanarak pratik yapma imkânları yoksa konuşma becerilerini geliştirmeleri daha da güçleşmektedir. Yazma ile birlikte anlatma becerisinin diğer ayağını teşkil eden konuşma becerisi, yabancı dil öğrenenlerin günlük hayatta en çok gereksinim duydukları beceridir.

Türkçeyi Türkiye'de öğrenen bireylerin konuşma becerilerini pratik yaparak geliştirme imkânları bulunurken, Türkçeyi kendi ülkelerinde öğrenen kişilerin böyle bir imkânı bulunmamaktadır. İşcan vd. (2013) ile Boylu ve Çangal (2014) tarafından yapılan çalışmalarda Türkçeyi Hindistan'da ve İran'da öğrenen öğrencilerin en çok ihtiyaç duydukları becerinin özellikle konuşma becerisi olduğu tespit edilmiştir. Yeni öğrenilen bir yabancı dilde en zor kazanılan becerilerden biri konuşma becerisi olduğu için kursiyerler bu beceriye daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Her iki çalışmada aynı sonucun çıkması kursiyerlerin Türkçeyi kendi ülkelerinde öğrenmeleri durumuyla ilişkilendirilebilir.

Öyle ki Türkçe öğrenen bireylerin dinleme, okuma ve yazma becerilerini kendi ülkelerinde geliştirme imkânları, konuşma becerisini geliştirme imkânlarından daha fazladır. Bu bağlamda öğrencilerin konuşma becerisi dışındaki diğer üç beceriyi (özellikle dinleme becerisini Türk kanallarının etkisiyle) rahatlıkla geliştirebileceklerini söylemek mümkündür (Boylu ve Çangal, 2014).

Devamını okumak için tıklayınız...

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Dil İhtiyaç Analizi: Bosna-Hersek Örneği

ÖZET

Bu araştırmada, yabancılara Türkçe öğretiminde öğrenir ihtiyaçlarının belirlenmesi; bu ihtiyaçların yaş, cinsiyet, eğitim gibi değişkenlere göre nasıl farklılaştığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Saraybosna Yunus Emre Türk Kültür Merkezi bünyesinde düzenlenen Türkçe kurslarında yapılmıştır. Çalışmada veri toplamak için Iwai ve diğerlerinin (1998)Japanese language needs analysisisimli çalışmalarında kullandıkları anketten Türkçeye uyarlanan ve iki bölümden oluşan anket kullanılmıştır. Araştırmanın evreni; Bosna-Hersek'teki 2 merkez ve 286 kursiyer olarak belirlenmiş, örneklem olarak 2 merkezden Saraybosna'ya ve 286 kursiyerden 168'ine ulaşılmıştır. Verilerin analizinde yüzde, aritmetik ortalama, t-testi ve vaıyans analizi için f testi kullanılmıştır. İhtiyaç analizi ölçeğine göre Saraybosna YETKM'de Türkçe öğrenen kursiyerlerin dil öğrenme ihtiyaçları "ticaret yapma, eğitim ve iş imkânı, bireysel ilgi ve ihtiyaçlar ile sınıf içi iletişim kurma" olmak üzere dört alt boyutta kendini göstermiştir.

     1.giriş

İlk defa 1984 yılında Ankara Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkçe Öğretimi Araştırma ve Uygulama Merkeziyle (TÖMER) başlayan Türkçenin yabancılara öğretimi çalışmaları, o tarihten bugüne farklı üniversiteler bünyesinde oluşturulan TÖMER ve benzeri yapılanmalar ile devam etmiştir. 1999'da Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığının (TİKA) hayata geçirdiği Türkoloji Projesi ve Millî Eğitim Bakanlığının (MEB) yurt dışındaki üniversitelerle imzaladığı protokollerle sürdürülen Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi hususu, 2009 yılında Yunus Emre Vakfına bağlı olarak kurulan Yunus Emre Enstitüsünün yurt dışında açtığı Yunus Emre Türk Kültür Merkezleriyle yeni bir boyut kazanmış; bu bağlamda Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi alanında öğretmen yetiştirme, müfredat hazırlama, ölçme-değerlendirme ve materyal geliştirme çalışmalarının akademik boyutlarda değerlendirilmesi gerekliliği doğmuştur.

1.1. Problem Durumu

İhtiyaç analizi çalışmalarında, öğrencilerin ne bildiklerinin ve neyi öğrenmek istediklerinin tespit edilmesi, çalışmanın temellendirilebilmesi açısından önemlidir. Johns'a göre (1991) ihtiyaç analizi, derslerin düzenlenmesinde ilk adımdır ve sonraki tüm ders tasarım faaliyetleri için ilişki ve geçerlilik sağlar. İhtiyaç analizinin amacı, bir dersin nasıl düzenlenmesi gerektiği hakkında bilgi veren ve ders dışında nispeten teorik düzeyde kalan öğrenen ihtiyaçlarını tespit etmektir.

Graves'e göre (2000) ihtiyaç analizi, yabancı dil öğrenme bağlamında, öğrencilerin ihtiyaçları ve tercihleri hakkında sistematik ve sürekli olarak bilgi toplama, bu bilgileri yorumlama ve ardından bu ihtiyaçları karşılamaya yönelik karar verme sürecidir.

İhtiyaç analizinde; sistematik yaklaşım (Richterich ve Chancerel, 1977), sosyolengüistik model (Munby, 1978), öğrenme merkezli yaklaşım (Hutchinson ve Waters, 1987), öğrenci merkezli yaklaşım (Berwick, 1989 ve Bridley, 1989) ve görev temelli yaklaşım(Long, 2005a, 2005b) olmak üzere başlıca beş yaklaşım vardır.

Richterich ve Chancerel (1977) yabancı dil öğretiminde yetişkin ihtiyaçlarının belirlenmesi içinsistematik yaklaşımıortaya koyar. Bu yaklaşım, esneklik açısından sosyolengüistik modeldeki boşlukları doldurur ve öğrencilere ayrı bir ilgi gösterir. Araştırmanın bağlamına ve çoklu bakış açısına önem verir. Richterich ve Chancerel, ihtiyaç analizi çalışmalarında anketler, röportajlar ve tutum ölçekleri gibi birden fazla veri toplama yöntemini kullanarak daha sağlam veriler elde etmeyi önerir. Bununla birlikte gerçek yaşam durumlarındaki ihtiyaçlara yeterince yer vermemesi bu yaklaşımın açığını oluşturur.

Munby (1978) amaca özgü dil programlarının içeriğini belirlemedesosyolengüistik modeligeliştirir. Sosyolengüistik değişkenlerin kapsamlı analizini yapar. Bu model, iletişimsel yetkinlik içinhedef durumlarıbelirlemede kullanılır. Kişisel farklılıklardan kaynaklanan ihtiyaçları dikkate almaz. Örneğin öğrencilerin bireysel olarak ifade ettikleri ihtiyaçları göz önünde bulundurmaz. Öğrenciden veri toplamaktan ziyade öğrenci hakkında veri toplamayı esas alır. Bu yönüyle eleştirilse de sosyolengüistik değişkenler etkili iletişim için önemlidir.

Hutchinson ve Waters (1987) özel amaçlı İngilizce için sık sık başvurulanöğrenme merkezli yaklaşımıgeliştirir. Diğer yaklaşımlar dil öğrenme ihtiyaçları üzerinde dururken onlar daha çok öğrencilerin nasıl öğrendiklerine önem verir ve öğrenme ihtiyaçları yaklaşımının öğrenenleri başlangıç noktasından hedef duruma iletmek için en iyi yol olduğunu ileri sürer. Bu yaklaşımda öğrenen ihtiyaçları iki yönden ele alınır: hedef ihtiyaçlar ve öğrenme ihtiyaçları. Hedef ihtiyaçları; gereklilikler, eksiklikler ve istekler; öğrenen ihtiyaçlarını ise yaş, cinsiyet, akademik özgeçmiş ve sosyokültürel alt yapı oluşturur. Sistematik yaklaşımda olduğu gibi, Hutchinson ve Waters da ihtiyaç analizlerinin sürekli olarak denetlenmesi gerektiğini ifade eder.

Berwick (1989) ve Brindley (1989), öğrenen ihtiyaçlarınıuzmanlarca belirtilen/öğrencilerce hissedilen, ürün odaklı/süreç odaklı, nesnel/öznelolmak üzere üç farklı açıdan ele alır ve öğrenci merkezli yaklaşımı ortaya atar. Brindley'e göre nesnel ihtiyaçlar, öğrenciler hakkındaki çeşitli olgusal bilgiler, gerçek hayattaki dil kullanım durumları, mevcut dil yeterlik ve güçlüklerinden kaynaklanır. Öznel ihtiyaçlar ise kişilik, özgüven, tutum, öğrenme gereksinimleri, öğrenme beklentileri, bilişsel stil, öğrenme stratejileri gibi duyuşsal ve bilişsel faktörlerden kaynaklanır. Öğrenci merkezli yaklaşımda dil öğrenme ihtiyaçlarının yanı sıra, öğrencilerin tutumları ve hissettikleri açıkça vurgulanır. Hissedilen ihtiyaçların sınıflandırılması, bireyin ihtiyaçları nasıl algıladığına ve yorumladığına bağlıdır.

Long (2005a, 2005b) "Yapılar veya diğer dilsel öğeler (kavramlar, işlevler, sözcüksel ürünler vb.), öğretme ve öğrenmenin odak noktası olmamalıdır." iddiasına dayanan öğretimin yanı sıra ihtiyaç analizi içinhedef görev esaslı yaklaşımıkullanmayı önerir. Bu yaklaşımda, görev analiz birimleri ve hedef görevlerin tipik performansıyla ilgili söylemlerin örnekleri toplanır; ihtiyaçlar hedef görevlerle ilişkilendirilerek ele alınır. Dil öğretiminde ihtiyaçların belirlenmesi ve öğretiminin bu doğrultuda düzenlenmesi amacıyla öne sürülen bu yaklaşımlar farklı yollardan hareket etse de aynı amaca hizmet etmekte, dil öğrenim ve öğretim sürecini aydınlatmakta ve birbirini tamamlamaktadır.

Öğrenciyi merkeze alan öğretim yaklaşımlarında ihtiyaç analizi çalışmalarının yapılması bir zorunluluktur. Bu sayede "Yabancılara Türkçe Öğretimi" alanı için etkili bir program hazırlanması, ihtiyaçlara uygun eğitim-öğretim materyallerinin oluşturulması, öğrencilerin yaş, cinsiyet, meslek ve etnik kökenlerine uygun olarak öğretiminin planlanması ve ölçme-değerlendirme çalışmalarının amaca uygun olarak yürütülmesi mümkün olacaktır.

1.2. İlgili Araştırmalar

Günümüzde özellikle İngilizcenin yabancı dil olarak öğretimi alanında genel ve özel amaçlı öğretim programlarına yönelik çok sayıda ihtiyaç analizi çalışması mevcuttur. Yine İngilizcenin yabancı dil olarak öğretiminde yaklaşımlar ve müfredat geliştirme alanlarında da pek çok çalışma yapılmıştır.

Yalden (1987) "Principles of Course Design for Language Teaching" adlı kitabında; dil öğretiminde kullanılan teoriler, dil çözümlemesi, müfredat, yöntembilim, öğretmenler ve öğrenme durumları üzerinde durmuş; ikinci dil öğretiminde ders tasarımının nasıl yapılması gerektiğine dair bir çerçeve çizmiştir.

Berwick (1989), "Needs Assessment in Language Programming: From Theory to Practice" adlı makalesinde dil müfredat planlamasında öğrenci ihtiyaçları üzerinde durmuştur. Çalışmasında ihtiyaçlarımızla birlikte merak ettiklerimizin kaynağını araştırmış, eğitim planlamasındaki diğer yaklaşımlarla ihtiyaç analizine önem veren yaklaşımların ne ölçüde birleştirildiğine cevap aramıştır.

Burnaby (1997) "Second Language Teaching Approaches for Adults" adlı makalesinde, ikinci dil öğretiminde kullanılan yaklaşımlarla ilgili olarak bazı yazarların görüşlerini ele almıştır. Ayrıca tartışmaların "ikinci dil öğretimi ile ilgili olarak dil üzerindeki temel bakış açıları", "yaklaşımların sınıf içerisinde uygulanması", "dil durumu", "yaş sorunları" ve "gelecek için ortaya koyulan yönergeler" gibi belli başlı yapılar etrafında sürdürüldüğünü tespit etmiştir.

Richards (2005), "Curriculum Development in Language Teaching" adlı kitabında dil öğretiminde müfredat geliştirilirken dikkat edilmesi gerekenleri farklı başlıklar altında ele almıştır. İhtiyaç analizi, bu başlıklardan biridir. Richards, ihtiyaç analizinin amacı, hedef kitle, ihtiyaçları yönetme ve yürütme, ihtiyaç analizinin tasarımı ve elde edilen bilgilerin yararlı biçimde kullanılması konularında görüş bildirmiş; ihtiyaç analizi çalışmalarında kullanılmak üzere anket örnekleri vermiştir.

Songhori (2008) "Introduction to Needs Analysis" adlı makalesinde mevcut durumun analizini yaptıktan sonra eğitimsel ihtiyaç analizi, eksiklerin analizi, strateji analizi, öğrenme ihtiyaç analizi konuları üzerinde durmuş; analiz yöntemleriyle ilgili değerlendirmelerde bulunmuştur.

Kaewpet (2009) "A Framework for Investigating Learner Needs: Needs AnalysisExtended to Curriculum Development" adlı makalesinde ihtiyaç analizi yaklaşımlarına ve öğrenen ihtiyaçları analiz ilkelerine yer vermiş, öğrenen gereksinimlerini araştırmak için bir çerçeve hazırlamıştır.

Dil öğretiminde ihtiyaç analizlerine ilişkin İngilizce dışında çalışmalar da mevcuttur. Chaudron ve diğerleri (2002) "A Task-Based Needs Analysis of A Korean As A Foreign Language Program" adlı makalelerinde, seksen üç öğrencinin katılımıyla gerçekleştirdikleri görev tabanlı Kore dili öğretimi çalışmasının sonuçlarına yer vermişlerdir. Yazarlar, Kore dili öğrenme nedenlerine değindikten sonra materyal geliştirebilmek için hedeflerin ve ihtiyaçların belirlenmesinin önemini ifade etmişlerdir. Çalışmada sokak yönergelerini takip etme, elbise almak için alışverişe gitme gibi etkinlik örneklerine yer vermişlerdir.

Iwai ve diğerleri (1999) Hawaii Manoa Üniversitesi'ndeki iki yıllık Japonca programı kapsamında öğrenim gören öğrencilerin ihtiyaçlarını ortaya koyabilmek amacıyla "Japanese Language Needs Analysis" adlı makaleyi yazmışlardır. Iwai ve arkadaşları tarafından Japonca öğrenmedeki ihtiyaçları tespit edebilmek amacıyla geliştirilen anket Türkçeye uyarlanacak ve bu çalışmada kullanılacaktır.

Selvi (2010), kurumlarda eğitim konuları ve öncelikler belirlenirken ihtiyaç analizinden yararlanmanın sağlayacağı faydaları ortaya koyması ve kurumların bu sayede insan kaynaklarını daha verimli hâle getirerek hizmet kalitesini artırması amacıyla "Eğitimde

İhtiyaç Analizi: Kültür ve Turizm Bakanlığı Örneği" adlı uzmanlık tezini hazırlamıştır. Çalışmada, hizmet içi eğitimde ihtiyaç analizinin önemine değinen Selvi; eğitimde ihtiyaç analizi modelleri, ihtiyaç analizinde kullanılan yöntemler, hizmet içi eğitim-ihtiyaç analizi ilişkisine yer verdikten sonra eğitimde ihtiyaç analizi uygulamasıyla çalışmasına son vermiştir.

İhtiyaç analizi, dil öğretiminin planlanması ve yürütülmesi sürecinde hayati bir öneme sahiptir. Türkiye'de bu çalışmaya kadar Türkçe Eğitimi Ana Bilim Dalı bünyesinde, yabancılara Türkçe öğretiminde belirleyici olan öğrenir ihtiyaçlarının tespit edilmesine yönelik doğrudan bir çalışma mevcut değildir.

Türkçe ile ilgili olarak Balçıkanlı'nın (2010), Florida Üniversitesindeki Çekçe, Yunanca, Macarca ve Lehçe gibi daha az yaygın olan dillerin öğretildiği Avrupa Çalışmaları Merkezinde Türkçe öğrenen öğrencilerin ihtiyaçları hakkında bilgi toplamak amacıyla "A Study on Needs Analysis of Learners of Turkish Language" adlı makalesi bir ilk niteliğindedir. Ancak bu çalışma yalnızca dokuz katılımcının görüşlerine dayalı olarak hazırlandığı için konuyla ilgili derinlemesine bilgi içermemekte, genel bir fikir vermektedir.

Konuyla ilgili nispeten kapsamlı bir çalışma Çalışkan ve Bayraktar'ın (2012) "Yabancılara Türkçe Öğretimi Konusunda Bir İhtiyaç Analizi: Kahire Yunus Emre Türk Kültür Merkezi Örneği" adlı araştırmasıdır. Bu araştırmada, sosyolengüistik nitelikli 11 sorudan hareket edilerek adı geçen kültür merkezi bünyesinde farklı kurlarda öğrenim görmekte olan toplam 146 öğrenciden dil öğrenme ihtiyaçları hakkında bilgi toplanmıştır. Bu çalışma, Mısır'da üniversitelerin Türkoloji bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerin üniversitede gördükleri Türkçe derslerinin yetersizliğini ortaya koyması bakımından dikkat çekicidir. Çalışma, ticaret ve diplomasi ile turizm alanlarında Türkçe öğrenme ihtiyacının kuvvetli bir şekilde kendini hissettirdiğini, teknolojik gelişmeler doğrultusunda dil öğretiminde sosyal medyadan yararlanma ihtiyacının da katılımcılar tarafından sıklıkla ifade edildiğini göstermesi bakımından önemli veriler sunmaktadır.

1.3. Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın temel amacı Saraybosna Yunus Emre Türk Kültür Merkezi (YETKM) bünyesinde verilen Türkçe kurslarına ilişkin dil öğrenme ihtiyaçlarını belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmadaki temel problem şudur:

Saraybosna Yunus Emre Türk Kültür Merkezinde Türkçe öğrenen yabancıların dil öğrenme ihtiyaçları nelerdir?

Araştırmada, bu problem cümlesinin cevabını bulabilmek için şu alt problemlerden yararlanılmıştır:

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...