bilim

Bilim Dili Türkçe - Yazım Dili Türkçe

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Gezegenimizde irili ufaklı 30.000 farklı dil konuşulmaktadır. Bunların bir kısmının 25-30 kişilik kabilelerde geçerli birkaç yüz kelimelik diller olmalarına karşın bir kısmı da dünyaca yaygındır. Dünyaca yaygın dillerden biri de Türkçemizdir. Türkçemiz okunduğu gibi yazılan ya da yazıldığı gibi okunan, grameri kolay ve mantıklı, alfabesinde kafa karıştıran harfleri olmayan bir dildir. Desimal sisteme en mantıklı uyum sağlayan dildir. Bir, iki,... dokuz; on, o bir, on iki,...; on dokuz;... doksan, doksan bir, doksan iki,... doksan dokuz,... Bu uyumlu sayma ve dil sistemi örneğine bir eş daha bulamayız. Bu husus ABD’de son yıllarda en çok satılan Being Digital isimli kitapta teyit edilmekte ve Türkçe, uluslar arası bilgisayar için en uygun dil olarak tanımlanmaktadır.

Bunu göremediği için, “Türkçe bilim değildir...” diyen YÖK başkanımız, neden onu bilim dili yapmak için hiçbir işlem yapmıyor, daha hangi makama yükselmeyi bekliyor?

İngilizce ve Rusça gibi dillerin konuşulduğu ülkelerde, yabancı dillerdeki yayınları anında kendi dillerine tercüme edip, daha 20-25 yaştaki araştırmacılarının yayınları anında kendi dillerine tercüme edip, daha 20-25 yaştaki araştırmacılarının ellerine sunan merkezleri vardır. Böylece, bu merkezi kuramayan ülkelerin gençlerine oranla, onların gençleri, ana dillerinden başka dilleri (ki hepsini öğrenmek zaten imkânsız) öğrenmek için zaman harcamak yerine, gelişmeleri, yenilikleri kendi ana dillerinden takip ederek zaman kazanmaktan başka kendi dillerine yeni kelimeler de kazandırmaktadırlar.

.

Lisan öğrenmeye karşı değiliz, ancak insanlar kendi ana dillerinde daha kolay öğrenirler, yaratıcılık ana dille olur. İnsanlar rüyalarında bile ana dillerini kullanırlar. Bu nedenle ana dilimizde eğitim esastır, böylece ana dilimize yeni terimleri de yerleştirmiş oluruz. Örneğin bir uzay mekiği ile 1.500 yeni kelime İngilizceye girmiştir. Bunların Türkçe karşılıkları bize yasak mıdır? Bunları kim Türkçeleştirecektir? Yabancı dil öğrenmek elbette güzel bir iştir ama, bir yabancı dil bilmek, bilim adamı olmak için, bugünkü koşullarda gerekli koşul gibi görünüyorsa da yeterli koşul değildir.

Yabancı dil hayranlığımız tabelâlarımıza kadar inmiştir. (Hotel, motel, hospital, market, restaurant...) Taşradan gelen sadece Türkçe bilen bir Türk vatandaşını Bilkent Plâza’ya bırakırsak yabancı bir ülkede olduğuna inanır. Bunun yanında gramer yapısı bakımından Türkçemizle mukayese edilemeyecek kadar düzensiz olan ve bilim dili sayılan dillerin sahipleri bizim yaptığımızın aksine, dillerini koruma ve geliştirme kanunları çıkarıyorlar. (Örneğin 1994’de Fransa’nın çıkardığı dil kanunu) Eğer dilimize sahip çıkmazsak, dün bir bilim dili olan ve sahip çıkılmadığı için bugün ölü sayılan Lâtince gibi, yarın bizim 2000 yıllık mazisi olan Türkçemiz de unutulur.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Bu konuda çeşitli ortamlarda (üniversite, TV, konferans, MEB ve YÖK seviyesindeki toplantılarda) yaptığım konuşmalarda bir “Millî Tercüme Merkezinin Kurulması”na işaret ettim, ediyorum. Bu hususa hiç sahip çıkan olmuyor. Böyle bir merkezin kurulması bir kişinin, bir üniversitenin işi olamaz. Ama böyle bir merkezin kurulması dilimize ve milletimize en iyi hizmetlerden biri olur.


“Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını

ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle

çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.”

ATATÜRK

Dil Nedir? -4- Dil Bilim Bakımından Dilleri Nasıl Ayırabiliriz?

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

DİL BİLİM BAKIMINDAN DİLLERİ NASIL AYIRABİLİRİZ?

Dillerin yapı özellikleri, tipoloji açısından yapılan sınıflandırmalarda rol oynamıştır. Genel dilbilgisine ışık tutan mantık prensiplerinin esas teşkil ettiği bu sınıflandırmada özellikle iki ayrım yapılabilir:

1- Benzer Diller

Sözlerin ve fikirlerin doğal sıralanışına göre benzerlik gösteren dillerdir. Fransızca ile İspanyolca’nın benzerliği gibi.

2- Devrik Diller

Bunlarda söz ve fikir akışı paralelliği bulunmaz.

Bu açıdan özel unsurlar katkısıyla gelişen Analitik dil ve iç değişikliklerin gramatikal ilişkilerini belirleyen sentetik dil ayrımı da yapılmıştır.

Bunlardan başka tarihsel kökler bakımından da bazı ayrımlar yapılmaktadır.

DİL NASIL DOĞDU VE NASIL GELİŞTİ?

İlkel insan, başlangıçta herhalde hayvanlar arasındaki bildirişim biçimlerine uygun bir dil kullanıyordu.

Bu sebeple insan dilinin farklılıklarını, özelliklerini iyi anlayabilmek için hayvanlar arası bildirişim sistemini kavramakta yarar vardır.

Hayvan psikofizyolojistleri bütün sosyal hayvanların kendi aralarında düzenli işaretler yardımı ile bilgi alışverişi yaptıklarını, heyecanlarını hareketler, tavırlar, mimikler, sesler vb. ile belirttiklerini ve bir bildirişim sistemi geliştirdiklerini saptamışlardır.

Önce basit bir bildirişim modellinin hayvanlarda nasıl belirdiğini açıklayalım:

Bildirişim, ortak kalıplara sahip iki birey arasında (kaynak) ve (alıcı), aktarılan işaretler (mesaj ), aracılığı ile kurulan ikili ilişkileri (etki-tepki) kapsar.

Bu işaretler, vericiden çıkan dış uyarıcı unsurun alıcıda yol açtığı davranışlarla belirlenen duygusal, çok yakın geçmişe ait hatıralar ya da yakın geleceğe ait uyarılardır.

Hayvanlarda bildirişim işaretleri, çok değişik nitelikler gösteren optik, akustik, elektrik, vb. fiziksel ve kimyasal karakter gösterirler. Çoğunlukla, bu işaretler, ortak kalıplar halinde kalıtımla devam ederler ve doğuşta mevcutturlar.

Hayati ilişkilerin tüm görevlerini kapsayan bu işaretler beyin merkezlerinin kontrolü altındadırlar. Yemeğe çağrı, tehlike işareti, ana-baba ve aile ilişkilerini tanzim gibi görevlere dayalı bu bildirişim sistemi objektif kalıplar ve bölgesel nüanslar (lehçe farkları) göstererek işlemektedir.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Bazı üstün hayvan türlerinde, ses bildirişim sistemi bakımından insanlarınki ile ortak mekanizmalar bulunmuştur. Hele arılanın ve yunus balıklarının bildirişim sistemleri adeta gerçekten bir dil denilebilecek kadar ilginç modeller vermektedir.

Arıların kimsayal bildirimler ve sesli işaretler eşliğinde danslardan meydana gelen bildirişim sistemi oldukça karmaşık, anlamlı mesajlar örgütü halindedir.

Yunus balıklarının çok çeşitli sesler ve ıslıklarla haberleştikleri, gruplara kumanda ettikleri, belli vaziyet alışlara hakim oldukları, arılar gibi, onların da, eğitim ve öğrenim temellerinin insanınkine yakın olduğu bugün bilinen gerçekler arasındadır.

İlkel insanda da hayvanlarla ortak, doğuştan mevcut, kalıtım yolu ile kuşaktan kuşağa geçen. hareket, ses ve öteki işaretlerle başlayıp gelişen ilkel bir bildirişim sistemi vardı. Fakat taklit, öğrenim ve tasvir ile çok gelişen ve orijini kalıtıma dayanmayan çok çeşitli, zengin anlamlı, değişken, uzak geçmişi hatırlatan, yaratıcı bildirişim modelleri insanı hayvandan ayıran en önemli özellik halinde ortaya çıkmıştır.

Gittikçe karmaşık biçimlere girerek, insanın sembolik faaliyetini ifade eden dil, sesler, jestler, davranışlar, tavırlar ve işaretler aracılığı ile düşünceleri, olayları ve somut gerçekleri belirtme yeteneğine dayanmaktadır.

İnsan dili, bildirişim kalıpları, sembolleri, tüm işaretleri ve değişebilirlikleri yönünden de değişmez işaretlerle örgütlenmiş hayvan bildirişimlerinden ayrılır. İnsan dili, iradi alarak gelişen, değişen, çok karmaşık bir örgütlenmeyle oluşmaktadır.

Doğa gürültülerini, hayvan haberleşmelerini, jestleri, mimikleri, sesleri, taklit ile başlayan insan dili, kalıtım ötesi katkılarla ve bizzat insan eseri olan yapma işaretler sistemi ile gelişmiş ve çok zengin anlamlı ortak kalıplar mekanizması aracılığı ile insan ilişkilerinin en önemli bağı olmuştur.

DİLİN EN ÖNEMLİ GÖREVLERİ NELERDİR?

Dil, eşyayı, doğayı, düşünceleri isimlendirmek, onları özellikleri bakımından ayırarak, aynı toplumu meydana getiren bireyler arasında ortak değerlendirmelerle sosyal niteliklere kavuşturmak gibi bir görev yapar. İsimlendirmek de değerlendirip ayırmak yani yüklemlemek de dilin, düzenleyici sosyal görevini belirleyen iki ayrı görünümüdür.

Dil, böylece tek parça halinde görülen çevreyi çok sayıda, âdeta sınırsız olarak (küçük şey) lere böler, isimlendirir ve anlam yükler. Bu faaliyet sosyal yaşamın şartıdır. Onun içindir ki dil, insanla yaşıt bir sosyal örgütlenmenin de ta kendisidir. Çevreyi, şeyler halinde parçalayarak, sosyal, ortak kalıplar içinde isimlendiren ve yüklemleyen insan, bu faaliyet sayesinde alet yapabilmek ve onları kullanabilmek olanağına, yeteneğine ulaşmıştır. Teknik, daima dille paralel olarak gelmiştir. Bilim ve sanat da öyle. Nitekim çok yetenekli hayvanlara dil öğretilemediği için meslek öğretilememiştir. Onlarda güdü, insandaki dil yerine bir sosyal yaşam sağlamaktadır. İnsanın yaratacağı dil sayesinde mümkün olabilmiştir. Aslında sosyal bir bildirişim örgütü olan dil bu yönü ile sosyal hayatı düzenleyici rol oynamaktadır.

DİLİN SOSYOLOJİ VE PSİKOLOJİ AÇILARINDAN GÖRÜNÜMÜ NASILDIR?

Bildirişim sistemi içinde dil, (kaynak) ve (alıcı) olarak yani (uyarın) ve (uyarılan) sujeler arasında bir sosyal olgu, bir sosyal olay niteliği taşıdığı kadar (kaynak) ve (alıcı)nın psişik durumları bakımından da psikolojik bir olay karakteristiği ifade etmektedir.

Dilin bireyden çıkışı, ikinci birey tarafından (alınışı) ruhsal durumlarla, zihinsel mekanizma ile ilgili, algılama sonucu veren bireysel psikoloji olaylarıdır.

Bireysel psikoloji dilin psişik işleyişini, dil ve düşünce, dil ve hareket arasındaki ilişkileri, dile dönük vaziyet alışları, dilin bireyde nasıl başlayıp, nasıl geliştiğini, (dil) ile (öğrenme)nin bağıntılarını vb. araştırır, inceler.

Keza dil bozukluklarının psikopatolojideki yeri çok önemlidir. Aynı biçimde komünikasyondaki dil probleminin sosyal rahatsızlıklardaki önemi açıktır.

Kısaca dil bir yandan psikolojinin, öte yandan sosyolojinin konusu olarak iki ayrı görünüme sahiptir.

Dil Nedir? -6- Dil Ve Bilim Arasındaki İlişkiler Nelerdir?

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

DİL VE BİLİM ARASINDAKİ İLİŞKİLER NELERDİR?

Dilin düşünce ile olan yakın ilişkisini, hatta iç içeliğini görmüştük. Dilsiz düşünce, düşüncesiz dil olmaz. Düşünürken de dil ile yani kelimeler ve imajlarla düşünürüz.

Bilim, doğa ile aklın ortak ürünüdür. Bilim, düşüncesinin, doğaya, olaylara ve insanlara eğilmesiyle bunlardan deneyler sonucu yasalar çıkarmasıyla gerçekleşir.

Başka bir deyişle bilim, aklın, doğaya yönelttiği sorularla aldığı cevaplar üzerine kurulur. Kısaca, insan ve doğa arasında başlayıp, ayrıntılar üzerinde fikir üretimiyle süre gelen bir diyalogdur bilim. Akıl ve zekâ ile doğa arasındaki araç, o halde gene bir (dil)dir. Düşüncenin biçim kazanması, matematiksel şekiller ve kalıplar alması, doğanın, evrenin ve insanın belli yasalarla anlaşılması demek olan bilim, disiplin kurarken, onsuz yapamadığı ve yapamayacağı araç, dilden başka bir şey değildir.

BİLİM DİLİ  VAR MIDIR?

Evet bir bilim dilinden bahsedilir. Bilim dili, yukarda söylediğimiz (bilimin oluşumu) hakkındaki dinamik şemanın bilim adamları arasındaki dolaşımıdır. Her bilim dalının kendisine özgü işaretler sistemi, kavramları, yasaları, sembolleri, anlatım biçimleri, kısaltmaları, özel terimleri, isimleri ve yüklemler sözlüğü vardır. Örneğin bir (fizik dili), bir (matematik dili), bir (hukuk dili) mevcuttur.

DİL NE ZAMAN GÜZEL SANAT HALİNE GELİR?

Dil, anlatım aracı olmaktan yani, anlatıma yarayan işaretler sistemi olmaktan çıkıp da güzel şekiller haline gelince, sanat olur. Bu halde dil iki taraf arasında saydam, uçan, soyut bir iletken değildir artık. Aksine somut ve nesnel bir durum olmuştur. Bir (şey) gibidir. Aramızda değil, hepimizin karşısındadır. Müzik gibi, resim gibi, heykel gibi karşımızdadır. Üçüncü bir şeydir artık.

Normal konuşma ve yazı dilinde dil (araç-dil) durumundadır. Konuştuktan sonra konuşulan sözcükler lüzumsuz hale gelir, dökülür, kaybolur gider. Oysa sanat haline gelen dil, (şiir, edebiyat, tiyatro, roman vb) eskimez. Kullanılıp, bitmez. Devamlı olarak lüzumlu bir nesne gibi kalır. Sanatta dil, araçdil de olduğundan farklı bir sözcükler hazinesi olmuştur. Konuşanın işine yaradığı gibi yararlı olmaktadır. Şair, tiyatro yazarı, edebiyatçı, bir meram anlatmaz. Başkalarına bir düşünceyi aktarmak için yazmaz. O, tıpkı ressam, ya da heykeltıraş gibi bir (şey) yapar, sözcüklerle biçimler kurar.

Dil, genel anlamıyla bir doğruyu araştırma ve anlatma aracıdır. Dil sanatlarının ise böyle bir görevi yoktur. Dil sanatçısı, dünyayı isimlendirmez. Ayrı bir dünya kurar.

DİL VE KONUŞMA SANATLARI NELERDİR?

Dilin sanat haline gelişi olayını, yukarda görmüştük. Dil sanatlarına (edebiyat sanatları) ya da (edebi sanatlar) diyoruz.

Bunları, dilin en geniş anlamından başlayarak hareket dili (jest), yüz işaretleri (mimik), ses dili (ünlem), konuşma dili ve yazı dili aşamalarında sıralayarak (pantomim, retorik, düz yazı, tiyatro, roman şiir) özetleyelim:

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

1) Pantomim: Özel bir eğitimden geçen sanatçıların yüz ve gövde anlatımına yarayan işaretlerle düşünceleri, duyguları sözsüz olarak -genellikle koro ya da müzik eşliğinde, dansla karışık olarak-  yansıtmaya çalıştıkları bir oyun türüdür.

2) Retorik: Söylenecek, anlatılacak olanı, düzgün, etkili, canlı ve sanatlı olarak düzenleme tekniğidir. Bu düzenlemede amaç, dinleyiciyi harekete geçirmektir.

“Güzel konuşma sanatı” diye çevirebileceğimiz retorik kelimesi, bir bakıma hitabet, nutuk modellerini ve konumuz olan bütün konuşma dillerini kapsamaktadır.

Eski Türk Edebiyatında konuşma sanatı (belâgat), maâni, beyan ve bedi olarak sınıflandırılırdı.

3) Edebiyat (yazı dili sanatları): Edebiyat sanatları, sözleri, kelimeleri, kendi anlamları dışında başka anlamlar için kullanılması yolunda yapılan dil sanatlarıdır.

İnsanları, olayları, doğayı özel anlatım biçimleri ve özel kişisel kurgular içinde nesnelleştiren roman, hikâye, çeşitli sanat kolları (edebiyat, müzik, dans, resim, mimarlık) oyuculuk sanatı ile birleşip, belirli kişiler arasında geçen bir olayı sahneye koyan, ışık, müzik ve çeşitli efektleri ile düzenleyerek sahne kurallarına göre kullanan ve oyun kişilerinden ayrı, doğal, rahat, yoğun ve gerilimli bir dile sahip olan tiyatro ve benzer metinleri orkestra ve insan sesi eşliğinde sahneye konan müzikal oyunlar (opera, operet), kelimelerle derin ve güzel şekiller kurma sanatı diye tanımlanan şiir bütün bunlar, yazının icadı ile birlikte başlayıp günümüze kadar gelen edebi sanatlardır.

DİL BİLGİSİ NEDİR? NELERİ İNCELER?

Dillerin bütününü ve bu bütünlük içinde bir dili inceleyen bilim dalına dilbilgisi diyoruz. Kullandığı yöntemlere göre dilbilgisi (genel karşılaştırmalı, tarihsel, tasviri) isimler alır.

Bir dilbilgisi, fonetik, morfoloji ve cümle yapısı (söz dizimi) bölümlerini kapsar.

En eski dilbilgisi kitapları Hindistan’da yazıldı. Batıda ilk dilbilimciler Trakyalılardır.

İlk Türk gramerini XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut yazdı. (Kitabı Cevahir-ün Nahv fi lûgat-it Türk)

Kadri Efendinin 1530’da yazdığı Müyessiret-ül Ulûm (Bilimleri Kolaylaştıran) isimli kitabı Batı Türkçe sinin ilk dilbilgisi kitabıdır.

Dilbilgisini (dilbilim) ile karıştırmamak gerekir. Dilbilim, dillerin gelişimini, belli bir dönemdeki durumunu, dillerin yapısal niteliklerini, dilin sosyal, felsefi, psikolojik özelliklerini araştırır, sınıflandırmalar yapar.

Türkçenin Dünya Dili Oluşunda Türk Devlet Adamları Şair Mutasavvıf ve Yabancı Bilim Adamlarının Düşünceleri Üzerine

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Yahya Kemal‟ in, “Anamın ak sütü kadar saf ve temiz olan Türkçem2 dediği Türkçeyibaşlangıçtan günümüze değin Ses bayrağımız olarak yaşatan, onu, „Anadil- resmî dil-devlet dili-bilim dili‟ hâline getiren, onu kurumsallaştıran ve onu devlet güvencesi altına alan, herkesin Türkçe Öğrenmelerini, Türkçe konuşmalarını, Türkçe eser yazmalarını sağlayan ve bizzat kendileri de Türkçe eserler yazan büyük Devlet ricali ve onu oluşturan Türk millet ‟ dir.

Tarihi veriler içinde bizim ilk yazılı dil yâdigârımız olan Orhun âbideleri; VIII. asrın ilk yarısında Göktürkler‟ in devlet kurduğu Ortaasya‟nın doğusunda bir Bilim Merkezi‟ olmuştur. Bu Orhun âbideleri de, yalnızca Türk varlığını kanıtlayan ilk yazılı belgeler olmayıp, aynı zamanda Türkçenin3; tarihi, sosyal, politik, kültürel, felsefî, dinî-tasavvufi, edebî, millî ..vb özelliklerini ortaya koyan BİLİM DİLİ‟ nin de ilk yazılı âbidesi olmuştur.

Bilindiği gibi, sekizinci asırdan   günümüze değin Türkistan yöresinde Türkçe resmi dil

olur. Taşkent, Semerkand, Buhara, Hive, Herat, Fergana, Merv ve Beykent gibi BİLİM VE KÜLTÜR MERKEZLERİNDE; Tarih, dil, tasavvuf kültür, felsefe, edebiyât, tefsir,hadis, musiki, matematik, Astronomi, Tıp, hukuk, ekonomi dallarında en yüksek derecede dersler verilir, öğrenci yetiştirilir, Türk-İslam âlimleri yetiştirilir, eserler verilir ve bunların eserleri de Avrupa dillerine tercüme edilerek, Türk dünyası şöhret olurlar. Türkçe de Dünya dili Türkçe olarak kendini kabul ettirir. Özellikle bu dönem âlimlerinden İsmâil Cevheri;

Kanat yaparak uçma denemesi yapan ve yaralanarak ölen ilk Türk âlimidir.4

İlk yadigar eserlerimizden olan Kaşgarlı Maghmud‟un Divan-ı Lügati‟t-Türk‟ünde Türkün, Türk milleti‟nin ve Türk Dili‟nin yüceliği anlatılırken, bu milletin adını da Tanrı‟nın verdiği belirtilir ve Hz. Muhammed‟in Türkler ve Türkçe hakkındaki;

Türk dilini öğreniniz! Çünkü onların uzun sürecek bir hâkimiyetleri vardır‟5 Hadisi hatırlatılır.6

Dedem Korkut, Ahmed Yesevi, Süleyman Hakim Ata7Ali şir Nevâi, Mahdumkulu, Bahtiyar Vahabzâde gibi âlimler, mutasavvıflar; bu „Dünya Dili Ses Bayrağım Türkçenin güzelliğini, Türkçenin kolay öğrenilişini, Türkçenin başka dillerden üstünlüğünü, Türkçenin Cennet‟in uçsuz bucaksız gül bahçelerindeki gül kokusu olduğunu, Türkçenin o Cennet bahçelerinde bulunan en güzel hazineler kadar kıymetli olduğunu vurgulamaktadırlar.

26 Ağustos 1071‟de büyük Kumandan Alparslan‟ın zaferi ile, Anadolu‟nun asıl sahiplerine geçmesi sonucunda Anadolu‟da da; Türkçe Bilim-Kültür Merkezleri‟ kuruldu. Buralarda bir yandan Türkçenin öğretimi, diğer yandan yine Orta Asya‟da olduğu gibi; „Tarih, dil, tasavvuf kültür, felsefe, edebiyat, tefsir, hadis, musiki, matematik, Astronomi, Tıp, hukuk, ekonomi..‟ dallarında bilim adamı yetiştirip, eserler verilmeğe, diğer dillerden de tercümeler yapılmağa başlandı. Bu cümleden olarak 1220‟li yıllarda Kırşehir‟de Caca Bey Medresesi ve Rasathanesi kuruldu. Burada özellikle de Astronomi alanında verimli büyük çapta çalışmalar Avrupa‟ya da örnek oldu. Ayrıca Sosyal bilimler alanında da pek çok Türkçe eserler yazıldı. Böylece Anadolu‟da oluşan Oğuzcanın, edebî yazı dili durumuna gelebilmesinde, birbiri ardınca sürekli olarak doğudan gelen Türklerle, doğu Türkçesi geleneğinin buluşması, Anadolu‟da yetişen şairler ve yazarlarla da Anadolu Türkçesi Geleneği‟ daha güçlü bir şekilde oluştu.

Böylece XIII. Asırdan itibaren Anadolu sahasında da Türkçe‟yi koruyan ve Türkçeye hizmet eden Bilim ve Kültür Merkezleri‟ açan pek çok devlet adamlarımız, şâir ve yazarlarımız oluştu. Bunlardan Karamanlı şemseddin Mehmet Bey XIII. asırda Anadolu‟da bir “dil inkılâbı” başlatır. Bu öze dönüş ”le bizzat devlet, kendi ana ve resmi dili olan Türkçesine sahip çıktı ve onu olanca gücüyle de geliştirdi.

Türkçenin Resmi dil oluşunda tarihimizde üç büyük karar vardır. Bunlar da;

a. Birinci olarak Anadolu‟ya dalgalar hâlinde yeni gelen göçebe Türkmenler, Türkmen beyleri

ve bunlardan Karamanoğlu Mehmet Bey, 15 Mayıs 1277‟de Konya‟yı aldığı zaman; Türkçe ‟yi;

“Bu günden sonra, divan ü dergâh ü bârgâhda, meclisde ve meydanda Türkçe ‟den gayri   dil kullanılmayacaktır.. ” fermanını ile devlet dili-bilim dili haline ilk önce getiriverdi. 1

Ancak bazılarının iddia ettiği gibi Türkçene Selçuklu Devleti, ne de Osmanlı Devleti dönemlerinde hiçbir suretle Arapça ve Farscanın esiri olmamıştır. Kelime almış, fakat taviz vermemiştir. Halbuki bugün günümüzde ise; İlk-orta ve Yükseköğretim kurumlarımızın resmi ve özellerinde âdeta yarış halinde bir İngilizce eğitim-öğretim yapılarak yabancılaşma ve yabancılaştırma süreci başlamış ve yarış halinde devam ediyor. Yani günümüzde İngilizce bilirsen Profesör de olursun, her şey olursun. O halde geçmişimize büftan da bulunmayalım.

Beylikler döneminde özellikle „Fâtiha, Mülk, Tebâreke ve İhlâs..vb gibi surelerin çevirileri yapılmıştır. Pratik hayatla ilgili olarak yazılan tıbba ait eserler, hayvan sağlığı ve bakımı ile ilgili baytar-nameler, avcılıkla ilgili bâz-nâme, rüya tabirleri, kıymetli taşlarla ilgili eserler yazılmış ve çevrilmiştir. Bütün bu eserlerin dili Türkçe‟dir. Bu eserler Türkçe‟yi geliştirmiş ve zenginleştirmiştir.

b. İkinci olarak da Sultan Abdülhmâd‟ in Kanûn-i Esâsî” [23 Aralık 1876]nin 18.
Maddesinde:

“Teba-i Osmaniye ‟nin hidemâti devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmisi olan Türkçe‟yi bilmeleri şarttır”2kanuni zorunluluğu getirirken Osmanlı devleti ‟nde resmi dil‟in Türkçe olduğunu bildirir ve bir yandan da „ Latin harflerinin resmen kabulü‟3nü ister, fakat o dönemdeki 1878 Osmanlı-Rus ve1912 Balkan Savaşları bu kararları engeller.

c. Ücüncü olarak da, Mustafa Kemâl Atatürk‟in 1923 Anayasasındaki Türkiye Cumhuriyeti‟nin Resmi Dili Türkçe‟dir‟ hükmü ve 3 Kasım 1927‟deki „Yeni Harflerin kabulü hükümleri bu güzelliklerin ve gerçek devlet adamlarının şuurlarının simgeleridir.

Muhterem Bilim adamları,

Sizleri tekrar biraz tarihin içine ve gerilere doğru götürmek istiyorum. Zira oralarda da „Türkçe‟nin resmi dil oluşu, hemen hemen bütün devlet ricalinin Türkçe eserler yazdığını, kendilerine Türkçe eserler ithaf edildiğini ve bu zevatın her mekan ve zamanda Türkçe‟nin önemini vurguladıkları cümlelerden, mısralardan bir kaçını vermeye çalışacağım.

Bilindiği gibi bu tarihi şahsiyetlerden Germiyân Beylerinden Süleymân şâh ve oğlu II. Yâkub Bey zamanlarında; ilim adamları ve sanatkârlar korunmakta, Türkçe ilmî eserler yazılmakta, Türkçe‟ye tercümeler yapılmakta, şeyhoğlu Sadruddin Mustafa, Kenzü‟l-Küberâ‟sında;

İlim Türk‟dür dil‟üm Türk ‟dür didüm

Eğerçi Tat dil‟üm Türk‟dür didüm

derken mensubu bulunduğu milletinin Türk ve dili‟nin de Türkçe olduğunu;1 söylemektedir.

Yine Mısır Hükümdarı Sultan Bakuk, Erzurumlu Kadı Darîri ye Siyretü‟n-Nebî‟yi Türkçe olarak yazmasını emrederken, O‟nun da „Siyretü‟n-Nebi ‟ yi „Türkçe‟ olarak yazışı ve;

Söylemişdür Darir Türkî dilin

Sec ‟ini şi ‟rine şi ‟ar itmiş

Resul ‟ı sevdügi gayet de siresin anun

Buyurdı Gözsüz‟e kim Türkî dilce söyle sen

beyitlerinde ifade ettiği şekliyle Türkçe söylemesi, Türkçe yazması ile onun seciyesini ortaya koymaktadır.2

Mutasvvıflardan     Yunus‟ un Türkçe‟yi sanatkarane bir üslûpla en üstün bir şekilde kullanması ;

Kaygusuz Abdalın,

Ya Cibril git Âdem ‟e Türki dilince söyle

Duru gelsin Cennetin terkin ursun

derken Tanrı‟yı, Cebr‟ail‟i ve ilk insan Hz. Âdem‟i Türkçe konuşturması ve kendisinin de eserlerinde,

ben Türkiceden başka  dil bilmezem, biz dillerden Türk dilün bilirüz‟ demesi 3dünyanın hiçbir şairinde ve yazarında görülen bir olay değilken;

Yazıcızâde Mehmed Efendi‟nin

Eger Türkî dili‟nce varsa divân Hatipoğlu‟nun;

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Türk dili‟nden ben bu sözi söyledümÂşıkpaşa‟nın

Türk dili‟ne kimsene bakmaz-ıdı

Türkler‟e hergiz gönül akmaz-ıdı .Gülşehrî‟nin:

Türk dilince dahı tâzıdan latif.6

beyitleri o dönemin Türkçeye verdiği önemi vurgulamaktadır.

Osmanlı Beyliğinde Orhan Gâzi‟nin mülk-nâme‟si, Fâtih   Sultan   Mehmed‟in   Avnî

mahlası ile yazdığı Divân'ı; Sultan Bâyezid‟in Adlî mahlası ile yazdığı Divân‟ı, Kanuni Sultan Süleyman‟ın; „kızılelma‟ya sahip olabilmek için gece gündüz durmadan seferler yaptığı dönemlerde bile bir yandan ilim meclisleri kurdurması, diğer yandan da ilim adamlarını bizzat koruması, kollaması ve sonunda da „Muhibbî‟ mahlası ile „aşk, heyecan, kahramanlık ve tefekkür‟ü işleyen bir Türkçe Divan yazması;

II. Murad Han‟ın, “Gönüller ancak açık Türkçe‟den haz zalır. ” ifadesiyle gerek tercüme ve gerekse telif yoluyla birçok Türkçe eser yazdırması;.7

Muiniddin Mustafanın, Türkçe yazdığı Mesnevi-i Muradiyye‟sini   II. Murad Han‟a ithaf ederken

Kavmine kendi lisaniyle nüzûl

Eyledi küllî nebî vü hem resûl

Biz de Türkî dil ile şerh eyledük

Kavmümüze dil ‟leriyle söyledük

beyitlerinde Muiniddinin Türkçenin şuuruna varmış bir şâir olduğu, Türkçenin hiçbir dile üstünlük tanınamayacağını, aslında bunların hepsinin Hakk‟ı anlatmada eşitlik fikrine yer verdiğini görmekteyiz.1

Sultan Abdülhmâd‟in Türkçeciliğinde bir yandan „Latin harflerinin resmen kabulü‟2 konusu, diğer yandan da Kanûn-i Esâsî” [23 Aralık 1876]nin 18. Maddesini bizzat koyması, O‟nun Türkçe‟ye verdiği değeri gerçekten ortaya koymaktadır.

Nitekim Mustafa Kemal Atatürk de, 12 Kasım 1924de „Türkiyât Enstitüsü‟nü, 1926da Konya‟da orta Muallim Mektebi‟nin Türkçe Bölümünü kurması, 1928‟de yeni harflere geçmesi, 1932‟de Türk Dil Kurumunu, 1934‟de de Türk Tarih Kurumu‟nu kurarak bunların yaşaması için de Türkiye İş Bankası‟ndan belirli bir hisseyi bağlaması onun „ Türkçe‟ye yasal olarak ne kadar önem verdiğinin de bir göstergesidir.

Yine o büyük Devlet adamı, Milli birlik ve beraberlik3 konusunda da;

“Türkiye Cumhuriyeti ‟ni kuran Türk halkı, Türk milletidir. Türk milleti demek; “Türk dili” demektir. Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti, geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlakını, an‟anelerini, hatıralarını, menfeatlerini kısacası bugünkü kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir4 Türk dilidillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil, şuurla işlensin.

Türk dili, zengin ve geniş bir dil‟dir; her mefhumun ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız, onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır. Türk milleti‟ni ve Türk dili‟ni, medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz. ”5

Türk milletindenim diyen insan her kişi, her şeyden önce “Türkçe konuşmalı”dır. Türkçe konuşmayan bir insan; Türk kültürüne, Türk milletine bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz” Türk milleti‟nin en bariz vasıflarından biri de Türkçe-dil‟dir.

Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında hâkim ve esas kalacaktır6” derken Atatürk, Türk dili nin diğer dünya diller arasındaki önemini, Türkçe konuşmayanın Türklüğe bağlı olamayacağını da ifade ediyordu. 7

Süleyman Demirel de;

„Türkçe, bir ulu çınar olan büyük Türk Milletinin dilidir. Anlayış ve bilgiye tercüman olan dil TÜRKÇEdir; insanı dil kıymetlendirir ve insan onunla saadet bulur. Büyük Türk dünyasının gerçek atayurdu büyük Türk dilidir, Türkçe‟dir. Bu dilin hangi lehçeyle olursa olsun konuşulduğu her yerde bir Türk, kendini evinde hisseder, saadet bulur.

Türkçe,bilim dilidir, Türkçe, edebiyat dilidir, Türkçe, şiir dilidir. Türkçe, müzik gibidir. Her lehçesiyle güzeldir. Her lehçesinin ayrı güzelliği, ayrı rengi, ayrı şekli vardır. şairler, edipler, yazarlar, Türkçe denen bu sihirli dilin kullanılması suretiyle benim insanımı, doğamı, milletimi,

velhasıl her şeyimi bugünden yarına taşımışlardır.

Türk milleti ve Türk dili dünya üzerinde ebed-müdded varolacaktır.” demektedir.

Yabancı Türkologlardan; Jean Deny: “İnsan bu Türkçenin yüce bir bilim akademisinin dilindeki müzakerelerinden çıkmış olduğu zannına düşebilir. Halbuki Türkçe, Türkistan bozkırları ortasında, kendi başına kalmış insan zekasının sadece kendi yaradılışından ayrılmaz kanunlarla yaratıldığını, hiçbir bilginler kurulunun yaratmadığı düşünülemez. ”

Max  Müler: “Türkçe  insan aklının  üstün kudretini  ürünüdür.   Türkçe kadar kolay anlaşılan, insana her okuyuşunda zevk verici pek az dil vardır. ”

Moliere: “Türkçe, az söz ile çok anlam ifade eden, hayran olunacak mükemmel bir yapıya sahip dildir.”

Hocam Ord. Prof. Dr. Herbert W. Duda da1 “ Türkçe; bütün düşünce ve hisleri en mükemmel bir şekilde ifade eden, o kadar zengin bir söz varlığına sahiptir ki, herkes bu dile hayranlıkla bakmakta ve onu en şanslı bir bilim dili olarak kabul etmektedir. ”

Yine Hocam Herbert Jansky: “Türk dili  Söz varlığı‟ itibariyle son derece zengin ve kolay anlaşılan, kolay öğrenilebilen bir bilim dilidir. ”

Paul Roux: “Türkçe akıl ve düşünce dolu, matematiksel bir dildir”

Sözlerimi Türkçe‟yi, devletimin ve milletimin anasının ak sütü kadar berrak olarak kullanmaları ve yaşatmaları dileğimle, Oğuz Kağan‟ın;

„Tanrım!

„Türkçe konuşulan, Türklere yurtluk yapmış ve yapacak olan bütün coğrafyaları Kıyamete dek, Türkün hükmü altında bırak ve onları ebediyen dilleri, gelenekleri, bayrakları ve vatanları ile beraber koru, onlara yardımını esirgeme Rabbım!.‟ duasıyla tamamlar, hepinizi saygılarımla selamlarım.

1 “ Anadolu Türklerinin Türkçelerinde bulunan birçok kelimelerin Türk edebiyat ve yazı dilini zenginleştireceğine inananlardanım. Fakat bu tekâmül, Türkiye tarafından büyük bir gayretle yükseltilmesine çalışılan Anadolu halkının maddi ve manevi kültürel seviyesi sayesinde kendiliğinden meydana gelecektir…

Anadolu Türkleri, mâzi‟de ve hâlihazırda siyasi ve kültürel başarılarıyla dünyayı hayrete düşürmüştür. Çünkü bu millet, Atatürk‟ün izi üzerinde tekâmmül yolunda ilerlemektedir”1dediği Türkiye Cumhuriyeti ‟nim kurucusu Mustafa Kemal Atatürk; hayatının her döneminde Türk dil‟i ve edebiyatı ile yakından ilgilenmiş, Cumhuriyet‟in ilk yıllarında Çankaya ‟da haftalık ve aylık olmak üzere edebiyatçılarla ve diğer meslek grupları ile toplantılar yapmış , özellikle edebiyatı toplum yararına yöneltmek için direktifler vermiş ve öğretim programlarının da bu yolda düzenlenmesini emretmiştir.

III. Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu (16-18 Aralık 2010 İzmir)

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...