beyin

Beyin Nasıl Dil Öğrenir?

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Araştırmalara göre daha doğmadan bir bebek kendi ana dilinin gramer yapısını diğer dillerden ayırabiliyor. Nasıl mı?

Yaklaşık 8-9 yaşına kadar öğrenilen diller de bu bölgeye kaydediliyor. Ancak bu yaşlardan sonra öğrenilen dil artık farklı bir bölgeye yerleştiriliyor ve işte bu nedenledir ki yaş ilerledikçe bir dil öğrenmek zorlaşıyor.

Çocuklar yaklaşık iki yaşına kadar sınırlı sayıda sözel ifade kullanırlar ancak her şeyi kaydederler. O nedenle dil öğreniminde en önemli kural ailenin çocuğun konuşma çabalarını pekiştirmesi ve desteklemesidir. Çocuk çevresinde konuşulan ana dili ve genel gramer kurallarını kendi yaşam etkinliği içinde yaklaşık 4-5 yaşına kadar öğrenerek kullanma becerisi kazanır.

Eğer çocukta gelişimsel süreçler açısından herhangi bir sağlık sorunu yoksa kendi ana dillerini son derece sağlıklı bir yapı içerisinde öğrenecektir. Yapılan araştırmaların ortaya koyduğu şaşırtıcı sonuçlar var. Sonuçlar 2 yaşındaki bir çocuğun aynı anda 4 ayrı dili öğrenebileceğini gösteriyor. Hep bilinen görüşlerin aksine son araştırmalar çocukların hiç zorlanmadan ve her bir dili kendi gramer yapısı içinde kendi akustiğiyle öğrenebildiğini ve dilleri asla birbirine karıştırmadıklarını gösteriyor. Ancak küçük yaşlardaki çocuklarda yabancı dil öğretimi sırasında hem kendi ana dilinde hem de öğrendiği ikinci dilde bazı gecikmeler yaşanması sık görülüyor. Bunun sebebi de aynı kelimenin farklı dillerdeki karşılıklarını hemen hemen aynı zamanda öğrenmekten kaynaklanıyor. Aynı şekilde yabancı dil öğrenen çocuk diğer çocuklara oranla çok fazla kelime öğrenmek durumunda olduğundan öğrendiklerini pekiştirme ve kullanma süreçlerinde bazı gecikmeler olması da son derece normal karşılanmalıdır.

Çocuklara yabancı bir dili öğretmenin kesin bir kuralı ve yaşı yoktur. Ama genel kabul çocuğun kendi dilini konuşabileceği 2-3 yaşlarına gelmeden başka bir dili öğretmemek yönünde gibi duruyorsa da son araştırmalar bu düşüncenin çok geçerli olmadığını da göstermiş durumda. Eğer bu görüş doğru olsaydı o zaman farklı ülkelerden farklı dilleri konuşan insanların çocuklarının da sorun yaşamaları beklenirdi. Oysa böyle bir problem olmadığını biliyoruz. Üstelik çocuk hangi ebeveyniyle hangi dili konuşacağını bilerek konuşuyor ve asla dilleri birbirine karıştırmıyor.

Eğer ailede yabancı dil bilen kişiler yoksa ve çocuğa yabancı dil öğretilmek isteniyorsa bazı kurallara dikkat etmek gerekir. Öncelikle çocuğun yaşı çok önemlidir. Küçük yaşlarda dil öğretimi çok yararlıdır ancak kendi dilinin de gramer yapısını doğru öğrenmesini sağlamak gerekir. Bu nedenle:

• Çocuğa yaşına uygun dil öğretimine başlamak.

• Bunun için öğretilecek dili iyi bilen bir kişiyle çalışmak.

• Önce oyunlarla dil öğretimine geçmek.

• Asla zorlayıcı olmamak.

• Konuyu bir ders çalışma gibi görmemek çok önemlidir.

Pek çok aile çocuğunun en az bir yabancı dili iyi düzeyde bilmesini ister. Dil öğrenmenin zekâ ve hafıza gelişimi açısından ciddi yararları olduğu da bir gerçek. Ancak yabancı bir dil öğrenmek diğer pek çok öğrenme biçimlerinden farklı bazı süreçler içermektedir. O nedenle gerek kendi ana dilini öğrenirken gerekse başka bir dili öğrenirken ailenin tutumu son derece önemlidir. Çocuklar eğer doğuştan getirdikleri bazı özürler taşımıyorlarsa her şeyi kolaylıkla öğrenebilirler. Tek ihtiyaçları sadece biraz desteklenmek olabilir. Bu nedenle çocuk gelişiminde hep üzerinde durduğumuz gibi en temel kural olan doğru ve olumlu her davranışı pekiştirmek kuralı burada da geçerlidir.
Bu bakımdan ebeveynlere bazı küçük önerilerimiz olabilir:

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

• Bir dil öğrenmeye çalışan çocuğa o dili bilmiyorsanız asla müdahale etmeyin.

• Olayı bir ders gibi görmeyin ve asla ders gibi çalıştırmayın.

• Bir dil konuşularak öğrenilir. Konuşurken yanlışlar yapılacağını da unutmayın.

• Küçük öykü kitaplarıyla dil gelişimine destek verin.

• Dil hâkimiyetine güvendiğiniz bir eğitmenle çalışın.

• Tüm gün dil öğrenmek zorundaymış gibi davranmayın.

• Günlük kısa programlarla başlayın. Daha başında yabancı dilden soğumasına sebep olmayın.

• Dil yavaş yavaş öğrenilir ve önce uzun süre alıcı dil belleğine kaydedilir. Bir anda öğrendiklerinin size geri dönmesini beklemeyin.

 

Kaynak: http://www.e-psikiyatri.com

Beyin Ve Dil: Araştırmaların 150 Yılı

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

  İletişim yetisi ve insanın kendi varlığı ile dış dünyanın özelliklerini algılamasının temelinde yatan dilsel işlevler, beyin lokalizasyonuyla ilgili konular yüzyıllar boyunca çeşitli bilim dallarının ilgi odağı olmuştur. Dilin ve bilincin maddesel altkatmanını bulma arayışları İsa'dan önceki yıllarda Doğulu ve Batılı filozofların çalışmalarıyla başlamıştır. Yeni Çağda da Descartes'ten başlayarak ünlü bilim adamları "dilin beyinsel organını" conariumdan corpus collosuma kadar beynin farklı bölgelerinde bulmaya çalışmışlardır. Zihinsel işlevlerin beyin lokalizasyonuyla ilgili varsayım en kapsamlı şekliyle, ilk kez sağ serebral hemisferin gri maddesinin önemini fark eden ve dönemin en büyük anatomi uzmanlarından biri olan Gall'in çalışmalarında ele alınmıştır. Zihinsel işlevlerin beyin lokalizasyon haritasını oluşturma başarısı ona aittir. Zihinsel faaliyetlerin işleyişinde yer alan korteksi(cortex) beynin en önemli bölgesi olarak ilk kez incelemeye başlayan da Gall'dir.

Doğal olarak, Gall'in bu yaklaşımına karşı çıkan, beynin tek bir organ olduğunu ve beyin bölgelerinin işlev açısından ayrı olmadığını savunan araştırmacılar da vardı. Bu görüşler, günümüzde de kabul edilen beyinsel faaliyetlerin organizasyonuyla ilgili "dinamik yaklaşımların" temelinde yatmaktadır.

Beyni inceleyen bilim dallarının gelişmesiyle kimi zaman "dinamik", kimi zaman da "lokal" yaklaşımlar ön plana çıkmıştır. Yeni yöntemlerin ortaya çıkması sonucunda, beyin hasarı gören hastalar üzerinde yapılan anatomik ve fizyolojik araştırmaların gelişmesiyle birlikte bilişsel işlevlerin beyin lokalizasyonuyla ilgili yaklaşım yeni bir ivme kazanmıştır.

İnsanın üst bilişsel işlevleriyle ilgili fikirlerin gelişimi İ. M. Seçenov, İ.P.Pavlov, A. A. Uhtomskiy,V.M. Behterev, L. S. Vıgodskiy,P.K. Anohin, A. N. Leontiyev, A. R. Luriya ve diğer pek çok ünlü Rus bilim adamının çalışmalarıyla ortaya konmuştur.

Aynı zamanda dilbilimde dizge olan dil ile somut zaman-mekan boyutlu süreç olan söz ayrımının ve sözün deneysel incelenmesinin gereksinimi gündeme gelmeye başlamıştır. Bu yaklaşımın temeliW.Humbold,F.de Saussure, A. A. Potebniya, İ. A. Boduen de Kurtene, A. M. Peşkovskiy, N. S. Trubetskoy,V.O. Matezius ve Prag dilbilim okulunun diğer üyeleri, L.V.Şçerba, R. Jakobson tarafından atılmıştır. Ancak, dilbilimsel ve nörofizyolojik verilerin doğrudan ilişkilendirilmesiyle ilgili düşünceler daha geç dönemde oluşmaya başlamıştır.

1860'lı yılların ikinci yarısında FransızP.Broca ve Avusturyalı K. Wernike tarafından beynin sol hemisferinde bulunan ve sözün üretimiyle sözün tanımından sorumlu bölgeler tespit edilmiştir. Bu tespit, beynin gerçekten de bilişsel işlevlerin altkatmanı olduğunu ispatlaması nedeniyle bilim dünyasında çok büyük bir etki yaratmıştır. Kısa bir süre sonra diğer üst işlevlerin de beynin sol hemisferi tarafından sağlandığı gösterilmiştir. Bundan uzun bir süre sonra ise beynin sol ve sağ hemisferlerinin kendine has özellikleriyle işlevsel asimetrisi ayrıntılı olarak araştırılmıştır. Bunun sonucunda bütün göstergebilimsel faaliyetlerin beynin sol ve sağ hemisferleri arasında paylaştırıldığı gösterilmiştir (R. Sperri'nin Nobel ödülü). Dolayısıyla Homo Loquens, çift hemisferli beyin yapısı sayesinde, sağ ve sol hemisferlerce sağlanan otomatik ve rasgele sözsel işlev, ikili kodlama ve çözümleme yapabilme yetisine sahiptir.Uzun bir evrim sonucu oluşan ve biyolojik tür olarak daha çok insana özgü olan serebral asimetri, büyük bir olasılıkla, insanlığın biyolojik saatlerin hızıyla kıyaslanamayacak bir hızla ilerleyen yoğun ve ani kültürel gelişiminin nöronal temelinde yatmaktadır. Bu oluşum, diğer türlere nazaran insana tartışmasız bir bilişsel avantaj ve uyum sağlama yeteneği kazandırmıştır, ki bunun sürekli değişim gösteren çağdaş dünyada çok büyük bir önemi vardır.

Aslında, L. Vigan'ın sağ ve sol hemisferlerin 'bağımsızlığı' ile ilgili düşüncelerinin yanında büyük hemisferlerin özellikleri ve her hemisfere özgü bilinç türü ile ilgili fikirleri ileri sürdüğü kitabı, 1844 gibi erken bir tarihte ortaya çıkmıştır. Ancak sadece bu önemli çalışmanın değil, aynı zamanda ünlü İngiliz nörologları S. Wilks'in ve H. Jackson'un 1868 yılında yaptığı araştırmanın, Rus M. M. Minasseina'nın ve daha sonra M. İ. Astvatsaturov'un çalışmalarının da üst işlevlerin beyin lokalizasyonu ile ilgili düşüncelerin gelişimini etkilememiş olması hayret vericidir. Aynı zamanda Brocka ve Wernike tarafından yapılan keşifler uzun yıllar boyunca bilim dünyasını meşgul etmiştir (Luriya, 1979; Ahutina, 2002).

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Dil yetisi patolojisi ile ilgili konuşmasında Jackson, dilsel işlevin, önermeyi dile getiren 'entelektüel dil' ve duyguları dile getiren 'duygusal dil' olmak üzere iki özel şekli olduğunu ileri sürmüştür. Jackson'a göre 'duygusal dil', stereotip, argo, küfürler ya da basit yapılar gibi dil birimlerinin yanı sıra mimikler, jest ve ses benzetmelerini içermektedir. Bu yaklaşımda günümüzde bilinen ve beynin onlarca deneyle ispatlanmış sol ve sağ hemisferlerinin özellikleri rahatça görülebilmektedir. Jackson, sözün çizgisel yapısını; sesbilgisel, sözcüksel, dilbilgisel ve anlamsal gibi dilsel kurallara göre düzenlenmesini kastederek 'söz, sözcüklerin bir araya getirilmesi değildir' diye yazmıştır. Hastalık, bu kuralların tümünün ya da bir kısmının bozulmasına yol açabilir; bozuklukların 'listeleri' ise hasar gören sağ ya da sol hemisfere bağlı olarak farklı olacaktır. Bu tespit, ilgili kuralların beynin belli yapılarıyla ilişkilendirilmesini mümkün kılmaktadır ki daha sonraları Roman Jakobson bu ilişkilendirmeyi dile getirerek afazilerin sınıflandırılma temelini atmıştır (Jakobson, 1985).

Olası çelişkiyi öngören Jackson, 'sözü bozan beyin hasarının lokalizasyonu ile dilsel işlevin lokalizasyonu birbirinden iki ayrı olgudur' diye uyarmıştır. Zaten 21. yüzyılın eşiğinde beyin haritalaması yöntemleri ile donatılmış bilim, Jackson'un yaptığı bu tespit ile yüz yüze gelmemiş midir?

Korteks işlevlerinin dinamik ve sistematik düzeni ile ilgili yaklaşımlar, gerek fizyoloji ve psikoloji, gerekse hızlı bir şekilde gelişen deneysel dilbilim dallarından ruhdilbilim ve nörodilbilim üzerinde belirleyici etki yaratmıştır. Dilbilimden bilişsel bilimlere ve nörobilimlere kadar birçok alandan bilgi gerektiren bu disiplinlerarası bilime duyulan ilgi artmaya devam etmektedir.

Entelektüel faaliyet sürecinde nöronların aktivitesini görüntüleyen beyin işlevlerinin haritalanmasına yönelik olan ve bilimsel yayınlarda gün geçtikçe artış gösteren çalışmalar; üst işlevlerin gerçekleştirilmesi sırasında, dilsel süreçlerden sorumlu olan bölgelerin yanında beynin geri kalan bölgelerinin de aktif hale geldiğini; okuma süreçlerinin söz konusu olduğu durumlarda görsel bölgenin, ses üretiminde ise motor bölgelerin aktif olduğunu göstermektedir. Dikkatle, hafızayla, duygularla vb. ilgili bölgelerin de aktif hale geldiği besbellidir. Bu listeye son yıllarda yayınlanan bazı bilimsel tanıtım çalışmalarının tespit ettiği gibi, farklı kabuk altı yapıları da girmektedir.

Ayrık beyin hastaları ile lokal patolojisi olan ya da ruhsal bozuklukları olup çeşitli terapiler gören hastalar üzerinde yapılan araştırmalardan elde edilen bulguların sayısı oldukça fazladır. Dikotik dinleme ve takistoskopik muayene, beyin biyoelektrik aktivitesinin değişim kayıtları, bir faaliyet esnasında beyin bölgelerindeki kan dolaşım gücü ve ısı ölçüleri, PET ve fonksiyonel MR vb. özel amaçlı deney yöntemleriyle elde edilen veriler de incelenmiş ve klinik bulgularla karşılaştırılmıştır. Girişimsel olmayan (non-invasive) araştırma yöntemlerinin ortaya çıkmasıyla, solak ya da sağlak, farklı cinsiyet ve yaştan (yeni doğandan prenatal dönemde incelenenlere kadar) sağlıklı insanların beyinleri hakkında pek çok bilgi elde edilmiştir. Ampirik verileri sistematikleştiren bir çok yaklaşımdan söz edilebilir.

Devamını okumak için tıklayınız...

Yabancılara Türkçe Öğretimi İçin Geliştirilen Müzikal Beyin Eğitmeni: Earworm(S)

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Bilişim çağı olarak adlandırılan bu dönemde öğrenme, okul sınırlarını aşmış; bireysel öğrenme deneyimleri önem kazanmıştır. Mobil cihazlar yoluyla öğrenen kontrolünü destekleyen, yaşam boyu öğrenme amacına hizmet edecek uygulamalar geliştirilmiştir. Bu çalışmada, yabancılara Türkçe öğretimi amacıyla geliştirilerek iOS işletim sistemi üzerindenMusical Brain Trainerifadesiyle kullanıma sunulanEarworms Rapid Turkishadlı uygulama incelenmiştir. Uygulamanın, müzikal altyapısıyla hedef dile ait sözcük ve kalıpları uzun süreli belleğe işleme vaadi onu diğer uygulamalardan farklı kılmaktadır. Konuşma kılavuzu formunda hazırlanmış olan uygulama, zaman/mekân sınırlaması olmaksızın müziğin ritmiyle kalıcı öğrenme sağlayacağı iddiasına sahiptir. Uygulamanın, müzik ve diyaloglarla örülü öğrenme yaşantısı sunduğu için disleksik ve görme engelli öğrenenlere uygun olduğu vurgulanmaktadır. Çalışmada,earwormsözcüğünün kullanılış amacı ve uygulamanın temel bileşenleri irdelenmiş, uygulamanın bellek ve öğrenme bağlamında hangi ögelerden yararlandığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Avrupa Konseyi Yabancı Diller İçin Ortak Başvuru Metni'ne uygun olarak hazırlandığı belirtilen uygulama bu bağlamda ve yabancı dil öğretim yöntem ve ilkeleri açısından incelenmiştir.

Teknolojik gelişmelere paralel olarak artan bilişim olanakları hayatın her alanında olduğu gibi eğitimi de derinden etkilemektedir. Bilgi evreninin her geçen gün gelişmesi, bilginin işlevlerini ve bilgiye ulaşma biçimini de değiştirmektedir. Bu durum, eğitimin temel modelini etkilemekte ve eğitime yeni ufuklar kazandırmaktadır. Sözü edilen bu dönüşüm sonucunda eğitim teknolojileri ve eğitim endüstrisi önemli bir olgu hâline gelmiştir.

Bilgisayar destekli öğretim, bilgi işlem sistemleri ile eğitim kurumlarında varlık göstermeye başlayan eğitim endüstrisi yoluyla yeni öğrenme/öğretme stratejileri gelişmiş ve geleneksel eğitim kalıplarının dışına çıkılmıştır. Bireysel farklılık ve yeteneklerin öncelenmesi; yaratıcılık, keşfetme, problem çözme kavramlarının değer kazanması bilgi teknolojilerinin eğitimle bütünleşmesi ile yakından ilgilidir. Göz ardı edilemeyecek değişim içerisine girmiş olan eğitimde, çağı yakalamak üzere yeni teknolojilerin tespit ve takibi zorunlu hâle gelmiştir.

Hayatının her anında ve alanında bilişim teknolojileriyle kuşatılmış olan birey, bilgisayar ve İnternet teknolojilerinin hızına paralel bir yaşam sürmeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak sözü edilen teknolojiler; çok amaçlı, taşınabilir cihazlar yoluyla günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasına dönüşmüştür. Akıllı telefonlar ve tablet bilgisayarlar aracılığıyla bilgi ve iletişim dünyası zaman/mekân sınırlaması olmaksızın bireyin elinde ve emrinde olmaya başlamıştır. Bütün bu gelişmelere kayıtsız kalmayan eğitim endüstrisi, akıllı telefonlar ve tablet bilgisayarlar üzerinden ulaşılabilecek birtakım eğitim uygulamaları geliştirmiş, bunun sonucu olarak kullanıcılarda mobil cihaz uygulamalarına yönelik talepler oluşmaya başlamıştır.

Akıllı cihazlar yoluyla ulaşılabilen mobil marketlerde çok sayıda eğitim uygulaması mevcuttur. Hemen her disipline ait uygulamalar incelendiğinde yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde kullanılmak üzere geliştirilmiş olanların önemli bir sayıya sahip olduğu görülmektedir. Dünya çapında akıllı cihaz kullananların erişimine açık olan bu uygulamalar, erişim kolaylığı ve öğrenen özerkliği sağlama yönüyle temel eğitim modellerinden farklılık göstermektedir. Çok kısa sürede milyonlarca insanın yararlanmaya başladığı söz konusu uygulamalar; öğrenenlere sunduğu vaatler ve sağladığı kolaylıklar, geleneksel öğrenme/öğretme biçimlerinden ayrılan yönleri, yararlandığı yaklaşım, yöntem ve teknikler açısından henüz değerlendirilmemiştir. Bu çalışma, yabancılara Türkçe öğretimi amacıyla geliştirilerek iOS işletim sistemi üzerindenMusical Brain Trainerifadesiyle kullanıma sunulanEarworms Rapid Turkishadlı uygulamayı mercek altına almayı hedeflemektedir.

YÖNTEM

Çalışma, tarama modelindedir. Tarama modeli, geçmişte ya da halen varolan bir durumu varolduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımıdır. Araştırmaya konu olan olay, birey ya da nesne kendi koşulları içinde ve olduğu gibi tanımlanmaya çalışılır (Karasar, 2011:77). Yabancılara Türkçe eğitiminde kullanılmak üzere geliştirilmişEarworms Rapid Turkishadlı uygulama öğrenenlere sunduğu vaatler ve sağladığı kolaylıklar, geleneksel öğrenme/öğretme biçimlerinden ayrılan yönleri, yararlandığı yaklaşım, yöntem ve teknikler açısından incelendiğinden çalışmada tarama modeli kullanılmıştır.

Evren ve Örneklem

Araştırmanın evrenini iOS işletim sisteminde yer alan ve yabancı dil olarak Türkçe eğitimi için geliştirilmiş olan mobil uygulamalar oluşturmaktadır. İşletim sistemleri kullanım oranları bakımından %54.45'lik payla ilk sırada yer aldığı (www.netmarketshare.com)için iOS işletim sistemi için geliştirilen mobil uygulamalar evren olarak belirlenmiştir. Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde geleneksel yapıların dışında sunduğu eğitsel imkân ve yenilikleri vaat eden yapıya sahip olması, uluslararası faaliyet gösteren bir dil firması tarafından geliştirilmiş olması yönünden diğer uygulamalardan ayrılanEarworms Rapid Turkishadlı uygulama örneklem olarak seçilmiştir.

Veri Toplama Aracı

Araştırmaya konu olan uygulama, iOS işletim sistemin uygulama marketi olan App Store'dan iPad 3 adlı tablet bilgisayar aracılığıyla elde edilmiştir. Earworms Learning Ltd. firmasının iOS işletim sistemine (iPad, iPhone, iPod) ve Android işletim sistemine uyumlu 10'un üzerinde dile ait uygulamaları mevcuttur. Ancak Türkçe için sadece iPad uyumlu uygulaması bulunduğundan çalışmada iPad cihaz kullanılmıştır.

Veri Analizi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Çalışmada,earwormsözcüğünün kullanılış amacı ve uygulamanın temel bileşenleri irdelenmiş, uygulamanın bellek ve öğrenme bağlamında hangi ögelerden yararlandığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Uygulama ayrıca; yabancı dil öğretim yöntem ve teknikleri, yabancılara Türkçe öğretimin temel ve ilkeleri ile Avrupa Konseyi Yabancı Diller İçin Ortak Başvuru Metni'ne uygunluk bakımından değerlendirilmiştir.

BULGULAR

Earwormİngilizce "kulak" anlamına gelenearve "kurtçuk" anlamına gelenwormsözcüklerinden oluşmuştur (www.macmillandictionary.com)."Kulakkurdu" anlamına gelen sözcük gerçek anlamından çok, mecaz anlamda kullanılmaktadır. Buna göreearworm,bir kimsenin aklına takılan ve kafasında sürekli tekrarlanan ezgi veya şarkı anlamına gelmektedir (wikipedia.org/wiki/Earworm).Uygulamayı geliştiren yabancı dil öğretim firmasına da ad olan bu sözcük, müziğin bu etkisiyle öğrenmenin eğlenceli ve kalıcı olacağı iddiasını ifade etmektedir.

Uygulama; müzikal altyapıya dayalı, konuşma becerisi odaklı yabancı dil eğitimi sunmayı hedefleyen Earworms Learning Ltd. tarafından geliştirilmiştir. Dil setlerinin CD, MP3 ve mobil uygulama şeklinde hazırlandığı öğretim yönteminde İngilizce, Fransızca ve Almancanın kaynak dil olduğu üç ana grup bulunmaktadır. Kaynak dilin İngilizce olduğu setlerde hedef diller Arapça, Portekizce, Kanton Dili, Almanca, Hollandaca, Yunanca, İtalyanca, Japonca, Çince, Lehçe, Rusça, İspanyolca ve Türkçedir. Kaynak dilin Fransızca olduğu setlerde hedef diller Almanca, İngilizce, Çince, İspanyolca, İtalyanca, Portekizce ve Rusçadır. Kaynak dilin Almanca olduğu setlerde hedef diller Arapça, İngilizce, Fransızca, İtalyanca, Lehçe, Portekizce, Rusça, İspanyolca ve Türkçedir. Görüldüğü üzere, hedef dil yelpazesi oldukça geniş olan öğretim sisteminde Türkçenin hedef dil olduğu iki set mevcuttur. Kaynak dillerin İngilizce ve Almanca olduğu bu setler MP3 formatındadır. www.earwormslearning.com sitesinde ulaşılabilen eğitim setleri için site arayüzünde "uygulamalar" sekmesi mevcuttur. Bu uygulamalar "iPad için", "iPhone/iPod için" ve "Android için" seçeneklerine sahiptir. Türkçe içinse sadece iPad uygulaması bulunmaktadır. Yabancı dil öğreniminin araba kullanırken, koşu yaparken, yürürken kısaca her zaman her yerde mümkün hâle getirileceği iddiasını vurgulayan öğretim sistemi bu nedenle mobil uygulamalara daha büyük önem vermektedir.

Uygulama on modülden oluşmaktadır. İstek bildirme, sipariş verme, iyelik, havaalanına giderken, sayılar/günler/zaman,... var mı?, yönlendirme, nerede/ne zaman, sorun bildirme, İngilizce biliyor musunuz? şeklinde Türkçeye çevrilebilecek modül adları içerikleriyle uyumlu biçimde oluşturulmuştur. Uygulama ana sayfasında uygulamanın tanıtımı, bilimsel temelleri, geliştirici firmanın Web sayfası, sıkça sorulan sorular ve uygulama hakkında bilgilerin yer aldığı sekmeler bulunmaktadır.

Türkiye'ye seyahat edecek bireylerin gereksinimleri dikkate alınarak belirlenen temel sözcükler, kalıplar ve cümleler öğrenici-öğretici diyaloğuyla sunulmaktadır. Arka planda yer alan müzik aracılığıyla diyaloglardaki bilgilerin uzun süreli belleğe yerleştirilmesi hedeflenmektedir. Dinleme materyali olan uygulama toplam 67,19 dakikalık ses kaydından oluşmaktadır. Müzikal altyapısı ve dinleme temeline dayalı olması yönüyle dil öğrenimini eğlenceli, etkili ve kalıcı kılmayı hedefleyen uygulamanın bu yönüyle görme engelli ve disleksik bireylerin de yararlanacağı yeni bir öğrenme ortamı olduğu vurgulanmaktadır.

Musical Brain Trainer(Müzikal Beyin Eğitmeni) ifadesiyle sunulan uygulamanın bilimsel dayanağı, uygulama ana sayfasında şöyle açıklanmaktadır:

"Genel anlamda öğrenme, özel anlamda dil öğrenimi sözcük, olgu ve önemli bilgilerin ezberlenmesi ile gerçekleşmektedir. Bilindiği gibi insan, beyninin sadece küçük bir kısmını kullanmakta ve geleneksel öğrenme modelleri her bireye uygun olmamaktadır. Earworms beynin doğal gücünden daha yüksek oranda yararlanmayı ve hızlı öğrenmeyi sağlayan bir teknik kullanmaktadır."

Uygulamada, beynin daha etkin kullanımını sağladığı söylenen teknik, Kraerner ve diğer (2005) tarafından yapılan bir araştırmanın bulgularına dayanmaktadır. Sözü edilen araştırma, beynin görsel imgelem oluşturma işlevine benzer biçimde işitsel imgelem oluşturma işlevini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada işitsel imgeleri destekleyen nöral yapıları belirlemek için manyetik rezonans (MR) görüntüleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırma, katılımcılara sözlü/sözsüz müzikler dinletilmesi ve işitsel korteksteki aktivitenin dinleme esnasında görüntülenmesi yoluyla yapılmıştır. Uygulama öncesi şarkılar, katılımcıların bildikleri/bilmedikleri şarkılar olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Bu değerlendirme sonuçlarına göre her birey için özgün bir müzik parçası oluşturulmuştur. Bunun için araştırmada kullanılan şarkıların farklı noktalarına 2-5 saniye aralığında sessiz boşluklar yerleştirilmiştir. Sözü edilen bu şarkılar dinletilirken bu sessiz aralıklar boyunca katılımcıların nöral aktiviteleri izlenmiştir. Birincil korteks ve işitsel asosiyasyon korteksindeki nöral aktivitelerin, bilinen ve bilinmeyen şarkılara yerleştirilen sessiz boşluklardaki durumları karşılaştırılmıştır. İzleme sonunda işitsel asosiyasyon alanında bilinen şarkılardaki sessiz bölümlerde bilinmeyen şarkılardaki sessiz bölümlerden daha büyük oranda nöral aktivite tespit edilmiştir. Ayrıca, bilinen şarkılar sözsüz olduğunda kortikal aktivite sol birincil işitsel kortekse doğru yayılım göstermiştir. Katılımcılar, bildikleri şarkıların sessiz bölümlerinde zihinlerinde şarkının devam ettiğini ancak bilmedikleri şarkılarda bu durumun gerçekleşmediğini bildirmişlerdir. Araştırmacılar, bilinen şarkılara yerleştirilen sessiz aralıkların işitsel imgelem için tetikleyici olduğu; işitilen seslerin ve sözlerin işitsel kortekste depolandığını, gerektiğinde beyin tarafından bu bilgilerin çağrılarak dinlemenin tekrarlandığı sonucuna varmışlardır.

İşitilen şarkıların dile dolanması, bir başka deyişle, beynin şarkı sözlerini sürekli olarak tekrar etmesi anlamında kullanılanearwormsözcüğünün bilimsel altyapısı işitsel kortekste depolanan işitsel uyaranların tekrar imgelenmesi biçiminde açıklanmaktadır. Zatorre ve Halpern (2005) imgelemin sadece görsel olmadığını, işitsel imgelemin de beyinde yer aldığını belirtirken, işitsel uyaranın bulunmadığı durumlarda da işitsel kortekstekste nöral aktivitenin bulunduğunu işaret ederek Beethoven ve Smetana gibi işitme yetisini sonradan kaybeden müzisyenlerin eşsiz eserlerini, müzikal imgeleri sadece içsel olarak (zihinsel) canlandırarak oluşturduklarını belirtmektedir. Voisin ve diğer (2006) ses/ sessizlik örüntüsü içinde sessizliğin beyindeki yansımalarını belirlemeye çalıştıkları araştırmada sesin bulunmadığı zamanlarda işitsel korteksteki aktivitenin yükseliş gösterdiğini; işitsel imgelemle ortaya çıkan nöral ağ yapısının görsel imgelemde ortaya çıkan yapıyla güçlü benzerliklere sahip olduğunu belirtmektedir. Bu durum, işitsel imgelemin gücünü, hatırlama ve öğrenmedeki etkisini ortaya koyduğu gibi disleksik ve görme engelli bireylerin, işitsel imgelem yoluyla gerçekleştirecekleri bilişsel etkinlilere açıklık getirmektedir. Beynin dille ilişkili bir yüksek korkital fonksiyonu olan okumadaki (leksi) kısmi bozukluğadisleksiadı verilir(Bingöl, 2003:67). Disleksi okumayı öğrenmede, hecelemede ve genel sembolik bilgileri anlamada karşılaşılan güçlüklerdir (Everatt ve diğerleri, 1999). Sembolleri (kodları) çözme eylemi olan okuma, disleksik ve görme engelliler için önemli bir sorundur. Dinlemeye dayalı olanEarwormsadlı uygulamanın, işitsel imgelem yoluyla öğrenme sağladığı için disleksik ve görme engellilerin de yararlanabileceği bir öğrenme ortamı olacağı düşünülmektedir.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...