Etiketler

Dünya Dili Türkçe ve Kültür Elçisi Öğretmenlerimiz

Türkçe, şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın deyişiyle “bizim ses bayrağımız”dır. Bugün bu bayrak dünyanın dört bir tarafında gururla dalgalanmaktadır. Türkçe UNESCO’nun verilerine göre en çok konuşulan diller arasında beşinci durumdadır. Bugün 88 ayrı ülke üniversitelerinde ilgili bölümlerde Türkçe öğretilmektedir. Bunun dışında yurt dışında açılan Türk okulları ve kurslarla bu sayı 180’e ulaşmıştır. Eldeki veriler dünyada Türkçe öğrenenlerin hızlı bir şekilde arttığını göstermektedir. Yakın zamanda dünyanın bütün ülkelerinde Türkçe kurslarının bulunduğu, Türkçe konuşanların olduğunu görmek bizleri şaşırtmayacaktır.

Türkçe tarihte imparatorluk dili olmuş bir dünya dilidir. Türkçemiz zengin kelime ve kavramlarıyla, eski dönemlere ait sözel ve yazılı metinlere sahip olmasıyla ve çok geniş bir coğrafyada konuşulmasıyla ‘dünya dili’ sıfatını elde etmek için gerekli olan niteliklere sahiptir. Dünyanın farklı kıta ve ülkelerinde öğretilmesi, konuşulması dolayısıyla Türkçe üzerine güneş batmayan bir dil olma özelliğine sahiptir. Özellikle yurt dışındaki okullarımız sebebiyle İstiklal Marşı’mız başta olmak üzere Türkçemizin en güzel şiirleri, en içli şarkıları yirmidört saat boyunca farklı milletlerin dillerinde sevgiyle çağlamaktadır.

Yahya Kemal Beyatlı’nın “ Bu dil ağzımda annemin sütüdür” veciz ifadesindeki Türkçemizi bugün başka milletlere annelerimizden aldığımız sevgiyle birlikte öğretiyoruz. Türkçe ile gönüllere giriyor, Türkçe ile Yunus’un sevgisini, Türkçe ile Mevlana’nın hoşgörüsünü, Türkçe ile Hacı Bektaş Veli’nin insana dikkat çeken felsefesini anlatıyor, Türkçe ile dünya insanlığına Nasreddin Hoca’nın hikmetli nüktelerini aktarıyoruz. Türk diline eserleriyle hizmet etmiş daha nice şair ve yazarlarımızın yazdıkları edebi metinler bugün farklı ırk,dil ve dinlere mensup kişilerin dilinde beş kıtada yankılanmaya devam ediyor.

Dilimizin gelişmesinde hiç kuşkusuz şair ve yazarlarımızın önemli katkıları bulunmaktadır. Bugün Yunus Emre’siz, Karacaoğlan’sız, Arif Nihat Asya’sız, Sait Faik’siz, Ömer Seyfettin’siz bir Türkçe düşünemeyiz. Şairlerimiz en içli duygularını Türkçemizle ifade etmişler, dilimizi şiirleriyle estetikleştirmişlerdir. Yine ediplerimizin kaleminde hadiseler derin bir anlam kazanmış, dilimizin en güzel cümleleri bir hikayede bir romanda nakış nakış işlenmiştir.

Diller işlendikçe gelişir yeni kelime, kavram ve deyimlerle zenginleşirler. Özellikle şair ve yazarlara bu konuda büyük görev ve sorumluluklar düşmektedir. Dilimiz için halkın dağarcığındaki kelime ve kavramlar bizim için öncelikli referans olmalıdır. Yazılı metinlerden çok sözel kültür ürünlerindeki kelime ve kavramlar yazılı metinlerde işlenilerek bu kelimelere canlılık kazandırılmalıdır. Bu sözel ürünler annelerin dilinden akan ninnilerden, sonraki dönemlerde anlatılan masallara; çocuk oyunlarından tekerlemelere; bilmecelerden efsanelere; destanlarımızdan kahramanlık hikayelerine; atasözlerinden deyimlere; bilmecelerden fıkralara; manilerden türkülere; dualardan ağıtlara; Karagözden kuklalara; meddahtan ortaoyunu kadar bütün bu türleri içine almaktadır.

Türkçe yapısı itibariyle yeni kelimeler türetmeye elverişli bir dildir. Sondan eklemeli bir dil olması türetilen kelimeler arasındaki anlam bağıyla kavranmakta dolayısıyla bu durum Türkçeye kısa zamanda öğrenilen sistematik bir dil özelliği kazandırmaktadır. Son yıllarda sayıları hızla ihtiyaca parelel olarak artan Türkçe öğrenim setleriyle son teknikler, görsel araçlarla Türkçe öğrenmek daha zevkli ve daha kolay bir hale gelmiştir.

Dil zenginliği kültür zenginliğinin bir sonucudur. Atasözlerimiz bu zenginliğin temel bir göstergesidir. Bir milletin hayat görüşüne ve kültür birikimine dayanan atasözleri iç kuruluş ve dış yapı yönünden taşıdıkları özelliklerle edebî türler arasında ciddî bir yere sahiptir. Atasözleri sözlü gelenekte olduğu kadar kültür hareketini geliştiren zümreler tarafından da bilhassa olaylar karşısında görüşlerine kuvvet kazandırmak için sıkça başvurulan bir ifade vasıtası olmuştur. Aynı şekilde Türkçemizdeki zengin ve çeşitliliğiyle deyimler de dikkat çekmektedir. Deyimler milletin keskin zekası ile söz üretme gücünün bir göstergesidir. Az sözle çok şey ifade etmemizi sağlayan kalıp ifadeler olan deyimler Türkçemizde işlek olarak kullanılmaktadır.

Türkçemiz nesnelere verilen isimler açısından da oldukça zengindir. Bu zenginlikte Anadolu başta olmak üzere Türklerin tarih boyunca farklı kültürlerle beraber yaşamasının rolü büyüktür. Türkçe zaman içinde bir çok dile kelime vermiş tabii olarak da başka dillerden kelimeler almıştır. Dikkate değer bir husus da dilimizin kısa sürede alınan kelimelere yüklediği anlamlarla bunları Türkçeleştirmesidir.

Türkçe evrensel bir sevgi dilidir. Son yıllarda yapılan Türkçe olimpiyatlarında bu sevginin tezahürü açıkça görülmüştür. Dünyanın beş kıtasından 120 ülkeden gelen öğrenciler söyledikleri şiir ve şarkılarla kabiliyetlerini sergilemişler halkımızın yüksek takdir ve beğenisini kazanmışlardır. Türkçe olimpiyatlarının o renkli cıvıl cıvıl bakışları tatlı aksanlarıyla okudukları şiir ve şarkıların bizlerde uyandırdığı heyecanın gölgelememesi gereken asıl unsur onları yetiştiren fedakar öğretmenlerdir. Her biri bir destan kahramanı olmaya aday bu mütevazi öğretmenler ideal bir öğretmen olarak dünyanın dört bir tarafına ardına bakmadan gitmiş, sevgiyle inançla vazifesini yerine getirmiştir. Zaman olmuş bir nehre düşen öğrencisini kurtarmak için yüzme bilmediğini unutarak suya atlamış, öğrencisini kurtarmış ama kendisi oracıkta boğularak şehit düşmüş, zaman olmuş bir öğrencisini ziyaretten dönerken geçirdiği trafik kazasında şehitlik mertebesine ulaşmış, zaman olmuş mayına basan kan kaybından inleyen öğrencisini kurtarmak için mayına basma riskini göze alarak “Ya Allah” diyerek ileri atılmış onu kucaklayıp kurtarmıştır. Bütün bunlar bir kurgu değil bir abartma değil bir hakikattir. Tarih bunları kaydetmektedir ve bu tablolar ileride daha da anlam kazanacak, belki bir edibin keleminde belki bir senaristin kurgusunda edebi ve estetik karelere dönüşecektir.

Öğretmenliğin ne denli zor olduğunu ancak öğretmenler bilir. Hele bir de yabancı bir ülkede, yabancı bir çocuğa öğretmenlik yapmak, dilleri farklı olan öğrencilere telaffuzun önemsendiği bir Türkçe öğretmek, yokluklar, sıkıntılar zinciriyle görev yapmayı da eklediğinizde bunu başaranların değeri daha iyi anlaşılacaktır.

Sevgi dili Türkçe ancak sevgiyle öğretilebilir. Bir Yunus sevgisi mayalanacaksa bunu mayalayan öğretmen ancak Yunuslaşırsa bunu başarabilir ve başardığı da görülmektedir. Burada öğretilen sadece bir dil değildir. Tabii olarak her dilde olduğu gibi bizim kültürümüz, hadiselere, insana bizim bakış bakışımızdır.

Yurt dışında görev yapan öğretmenler arasında senaryoya dayalı ders anlatma yarışmasında jüri olarak görev yaptığımda bir öğretmenimizin elbiseler konusunu anlatırken dersin sonunda öğrencilerine evlerindeki fazladan olan elbiseleri getirmelerini söyleyerek hafta sonu yetimhaneye götürüp oradaki çocuklara bağışlatması bize gösteriyor ki oralarda öğretilen sadece dil değil, dil vesilesiyle kazandırılan belki dünyanın bir çok yerinde unutulmuş önemli insani değerlerdir.

Anadolu insanının civanmertliğiyle dişinden tırnağından artırarak gönülden desteklediği bu okullarda yine Anadolu’nun bağrından çıkan bu öğretmenler dil, din, ırk ayrımı yapmadan gittikleri her yerde ruh ve mana köklerinden gelen aynı şevk ve heyecanla vazifelerini yapıyorlar. Zaman zaman hasretlerini belki farkına varmadan bu öğrencilere öğrettikleri vatan temalı, anne temalı, gurbet temalı şiir ve şarkılarla dile getiriyorlar.

Geçmişte savaşmış, hala savaşan ya da hala siyasi sebeplerle kavgalı olan devletlerin çocukları Türkçe olimpiyatları vesilesiyle bir araya geliyorlar, çocukluk masumiyetiyle folklor oynuyorlar, koro oluşturup şarkılar söylüyorlar. Burada Amerikalı bir çocuğun Vietnamlı bir çocuk ile yan yana yolculuk yaparken birbirlerine dayanmış uyurlarken oluşturdukları manzara anlamlı bir tablo oluşturmaktadır. Yine bu öğrencilerin ayrılırken gözyaşlarına hakim olamadıklarına da çoğu zaman şahit olmuşumdur. Olimpiyat sonrası her çocuk bütün dünyaya uzanan barış köprüsünün bir basamağını oluştururken bir barış gönüllüsü olarak buradan ayrılıyor, bu barışın bu sevginin iletişim dili de tabii olarak Türkçe oluyor. Ayrıca her Türkçe öğrenen çocuk bir Türkiye sevdalısı haline geliyor. Ülkesinde yakınlarına bu sevdayı aşılıyor.

Medyada daha çok şiir ve şarkıların yer alması sebebiyle bir çok insanımız Türkçe olimpiyatlarının sadece şarkı ve şiir yarışmasından ibaret olduğunu sanabilir. Oysa burada öğrenciler konuşma, yazma, dilbilgisi, sunum, genel kültür, özel beceriler, sunum, ülke stantları, halk oyunları, deneme, okuma alanlarında da yarışmaktadırlar.

Sunum yarışmasında iki Afrikalı öğrenci yıllarca batılıların atalarını nasıl toplayıp mağaralarda olumsuz şartlarda istif edip köleleştirdiklerini resimlerle göstererek anlattıktan sonra nihayet Türkçe konuşan beyaz adamların geldiğini onlara değer verdiğini, başlarını şefkatle okşadıklarını anlatmaları, hele bunu tatlı Türkçeleriyle anlatmaları kelimelere sığmayacak tarifi imkansız bir duygu oluşturuyor.

Dilimizi, kültürümüzü dünyanın dört bir yanında adanmışlık ruhu içinde öğreten öğretmenlerimiz Türkçe olimpiyatları vesilesiyle Ankara’da düzenlenen törende hediyelerini almak için sahneye çıktıklarında salonda bulunan vefakar Türk insanı toplu halde ayağa kalkarak onları alkışladılar. Bu sahne bir anda kendiliğinden gelişen önemli, anlamlı bir hareketti. Mütevazi öğretmenlerin gözyaşları onları muhabbetle alkışlayan Anadolu insanının gözyaşlarına karışırken hadiseyi yaşayanlar unutulmaz bir ana tanıklık ediyorlardı.

Dünya insanlığının geleceğinin teminatı olacak aydınlık nesilleri, büyük bir özveriyle beş kıtanın dört bir köşesinde yetiştiren, bütün felaketlerin kaynağı cehaleti yok etme adına kutsal bir görev üstlenen, her türlü zorluk ve sıkıntılar karşısında yılmadan evrensel değerleri sevgi ve şefkatle öğreten, fedakarlığın timsali bütün öğretmenlerimizi ve onlara destek veren civanmerd Anadolu insanımızı bu vesileyle gönülden tebrik ediyorum.

Bu yazı Gönüllü Eğitim Dergisi'nin 15. sayısında yayınlanmıştır.

Yabancı Öğrencilere Türkçe Öğretiminde Türk Kültür Elçisi Olan "Atasözleri"nin Kullanımı

                Folklor, bir milletin maddi ve manevi yarattığı her şeyin, kültürün bir parçasıdır. Folklor, bir milletin yaşayan tarihidir, geçmişteki nice nesillerin duygu ve düşünce dünyasını içinde barındırır. Hafızalarda taşınır, taze belleklere aktarılır. Diğer taraftan aktarılırken, içinde bulunulan çağa uyum sağlar, benimsenir ancak özündeki mesajları silmez. Tüm bu sebeplerle, eğitiminde folklorun yeri, temel değerleri yüklenici rolü yadsınamaz. Folklorun bu önemli özelliği, yabancı öğrencilere Türkçe öğretiminde de kullanılabilir. Folklorun yapı taşlarından birisi de 'atasözleri 'dir. Yabancı öğrencilere Türkçe öğretimi derslerinde, bu tür sadece bir 'ders adı' olabileceği gibi, Türkçe öğretimi sırasında bilinçli olarak bu folklor ürününe başvurulup Türk kültürünün temel değerleri, mecazlı, kinayeli ince üslubu, ders verici mesajları sezdirilmeden 'doğrudan' verilebilir. Yabancılara dil öğretiminde, dilin ait olduğu kültürün de tanıtılması, yabancı dil öğretiminin temel hedefleri arasında sayılmaktadır. Bu çalışmada, yabancılara Türkçe öğretiminde, 'folklor' ve 'eğitim' anahtar kelimelerinden hareketle, atasözlerinin kullanımı ile ilgili bazı yaklaşımlar, öneriler ve buradan hareketle örnekler sunulmaya çalışılmıştır.

Giriş

            Türkçenin yabancılara öğretiminde, folklor ürünlerinden yararlanılması ve bu manada Türk kültürünün tanıtımının da sağlanması Türkçe öğretiminin başlıca amaçları arasında yer almalıdır. Böylece, Türkçenin Türk kültür ürünlerinden hareketle öğretimi daha kolay ve zevkli hale gelecek gelecektir. Nitekim, Avrupa Dil Portfolyosu'nun esasını teşkil eden üç temel görüşten birisini, yabancı dil öğretiminde kültürel değerlere yer verilmesi ilkesi oluşturmaktadır (Özdemir, 2013: 158).

Nihat Sami Banarlı, Türkçenin Sırları adlı eserinde bir dili milli yapan unsurların o dilin sesi ve mimarisi (gramer yapıları, cümle yapıları vb.) olduğunu vurgular (Banarlı, 2004: 7). Bununla birlikte, yabancı dil öğretiminde, sadece seslerden oluşan kelimeleri, birer düşünce edimi olan kavramları ve gramer bilgisini sunmak yeterli değildir. Bu konuda, milli unsurlardan biri olan 'kültür'ün de yabancı dil öğretiminde aktif olarak kullanılması, öğrenilen dile olan hakimiyeti arttıracaktır.

Ahmet Akkaya'nın bildirdiğine göre dil, öğretimi, kültürü yansıtması ve aktarması özelliğiyle adeta kültürle özdeşleşmiştir. Dil öğretiminde, öğrencilerin yeterlik düzeyi arttıkça (ara düzey kullanıcı/ ileri düzey kullanıcı) kültürel ayrıntılar, bu konudaki tarihî birikimler, hedef dilin anlatım incelikleriyle (mecazlar, aktarmalar vb.) ve yazınsal türler aracılığı ile aktarılmaktadır (Akkaya, 2013: 172). Halkbiliminin yahut Folklorun inceleme alanlarına giren masallar, efsaneler, destanlar, halk hikayeleri, fıkralar, ve bunun yanında diğer folklor ürünlerinden olan bilmeceler, atasözleri, deyimler, halk şiiri Türkçenin bir tür aynası olduğu için yabancılara Türkçe öğretiminde bu başlıkların her birinden ziyadesi ile yararlanılabilinir.

William R. Bascom'a göre, folklorun dört işlevinden üçüncüsü "özellikle, okuma yazması olmayan kültürlerdeki eğitim" işlevidir. Örneğin, masalların bir grubunu oluşturan "dev masalları" çocukları eğitmek için kullanılır (Bascom, 2005: 141). Diğer taraftan, folklor ürünlerinden hem yaygın hem de örgün eğitimde yararlanılmaktadır. Nitekim, Fatih Yılmaz Türkçe öğretimi amaçlı ders kitaplarında kültür aktarımının esas alındığını vurgular. Jagellon Üniversitesi Türkoloji Bölümünde kullanılan Yabancılar için Türkçe Yeni Hitit serisi kitaplarında, "konu alanı", "metin türü", "görsellik" kültür aktarım ölçütleri esas alınarak değerlendirilmiştir. Yabancılar için Türkçe Yeni Hitit serisi ders kitapları, kültür aktarımı bakımından incelendiğinde, içeriğinde Türk kültürünün öğrencilere farklı yönleriyle sunulduğu birçok öğe içerdiği ve bu şekilde Türkçe öğretmeyi hedeflediği öğrenci kitlesine Türk kültürünü aktarmada başarı sağlayabilecek nitelikte olduğu görülmüştür (Yılmaz, 2012: 2752). Gül Banu Duman'a göre, yabancı dil öğretiminde, kültürler arası yaklaşım modelinden hareketle, yabancılara Türkçe öğretmek için hazırlanan ders materyalleri Türk kültürünü aktarıcı özellikler taşımalıdır. Seçilen ve hazırlanan ders materyalleri, kültürü tanıtıcı olup kültürel unsurlar materyalin içinde konuyla örtüşerek verilmeye çalışılmalıdır (Duman, 2013: 7).

Türk kültürünün kuşaklar arası önemli köprülerinden birisini oluşturan çalışma konusu atasözleri, Türklerin yüzyıllar boyunca geçirdikleri hayat tecrübelerinden ve bunlara dayanan fikirlerden doğmuşlardır. Ömer Asım Aksoy'a göre atasözleri, atalarımızın uzun denemelere dayanan yargılarını, genel kural, bilgece düşünce ya da öğüt olarak düsturlaştıran ve kalıplaşmış biçimleri bulunan halkça benimsenmiş özsözlerdir! (Aksoy, 1984: 37). Özkul Çobanoğlu, dünyadaki bütün Bu özlü sözler Türkler ve çeşitli milletlerce farklı terimlerce adlandırılmışlardır:Divanü Lügati 't Türk'tesavşeklinde geçen atasözü, Arapçamesel, darb-ı mesel, durub-ı emsal, emsal, hikmet;Farsçapend;Yunancaparabol;Latince ve Fransızcaproverbe,İngilizceproverb;Almancasprichwörtşeklinde adlandırılır. Orta Asya Türk kavimleri ise atasözü için değişik terimler kullanırlar: Sahalar/Yakutlar  hohoonu,Tobollartakmak, milletlerin atalarından kalma, yol, yöntem gösteren, öğüt veren sözleri olduğunu vurgular. Atasözleri, milletlerin karakterlerini, hayat karşısındaki tavır ve duruşlarını ifade eden özlü sözlerdir. Dünyanın oldukça geniş coğrafyasına yayılmış olarak yaşayan Türklerin atasözleri, taşıdıkları mesajlar ve yönlendirdikleri davranışlar itibari ile, Türk milletinin temel zihin yapısını, aynı sosyal psikolojiyi gösterir. Bunun yanı sıra, tek bir zihin ülkesinde, birlik ve bütünlüğü anlatmaları bakımından sözlü edebiyat türleri içinde ayrı bir öneme sahiptir (Çobanoğlu, 2004: 1).

Türkçenin (şimdiye kadar bulunan) en eski yazılı metinlerinden beri atasözlerinin kullanıldığı bilinmektedir2. İslamiyet öncesi atalar kültü inancının varlığı bilinmekle birlikte, Oğuznâme'de, "Atalarsözü Kuran'a girmez yanınca yel yel yarışur / Atalar sözi Gur'an'a girmez, amma Gur'an yanıca yel yel yalışur." şeklindeki atasözü, İslamiyet sonrasında da, Türk kültüründe atasözlerine atfedilen kutsiyeti göstermektedir (Çobanoğlu, 2004: 5).

Francis Bacon'a göre, bir milletin zekası, fikir kıvraklığı, ruhsal yetenek gücü atasözleri sayesinde bilinir (Eyüboğlu, 1973: XIX). Atasözleri aklı ve akîlliği içinde barındıran kolektif bilincin ürünleridir. Bununla birlikte, atasözleri, bireylerin haklarını arayan avukatlık mesleğinin en eski formlarını oluşturur. (Çobanoğlu, 2004: 10). Nejat Muallimoğlu, atasözlerinin insanlar hakkında pek çok kitaptan daha fazla bilgi verebileceğini vurgular (Muallimoğlu, 1977: I). Atasözleri, atalarımızın ortak düşünce, kanış ve tutumunu belirterek bize yol gösterirler (Aksoy, 1984: 15).

Aydın Oy, atasözlerinin diğer halk edebiyatı ürünleri gibi bağımsız bir edebiyat türü olmadığını, türkü, masal, destan, koşma gibi türlerin içinde ya da günlük konuşmalarda söz arasında geçtiğini, böyle olmakla birlikte sanat gücü yönünden kıymetli bir özelliğe sahip olmalarından dolayı ayrı bir türmüş gibi incelendiklerini bildirir (Aça; Yılmaz; Sever 2007: 163; Oy, 1972: 53).

Atasözleri içinde, keskin bir zekayla harmanlanmış, bir millete ait töre, inanç, dünya görüşü, hayat tecrübeleri barınmaktadır. Sözlü veya yazılı anlatım ifadelerinde atasözü kullanımı, düşünce değerini fazlasıyla arttırır. Sayıca az ama etkili kelime kullanımıyla, ses ve söz sanatlarını kısacık ifade biçiminde barındırmasıyla diğer anonim türlerden ayrılan atasözlerinin kıymeti inkar edilemez. Atasözlerini diğer kalıp sözlerden ayıran temel özelliklerden birisi de, anlatımlarının kısa, net ve kesin olmasıdır.

Devamını okumak için tıklayınız...

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin bir dünya dili olması dileğiyle...