türkçede

Türkçe'de Sesbilim Betimlemesi Ve Dil Öğretiminde Kullanımı İçin Bir Örnek Çalışma: Jaklin Kornfilt, Turkish

Bu çalışmada, Türkçe'nin sesbilim betimlemesi üzerine yapılan bir çalışmanın, kuramsal yaklaşımlarla değerlendirilmesi ve yapılan bu tür bir betimsel çalışmanın dil öğretimine katkısı tartışılmaktadır. Söz konusu çalışma, dilbilim betimlemesi ve dil öğretiminde kullanılması bağlamında bir örnek çalışma niteliğindedir.

Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde dilbilim alanında yapılan kuramsal çalışmalar ve sesbilim ile ilgili ortaya konulan görüşler yer almaktadır. İkinci bölümde sesbilim üzerine Jaklin Kornfilt tarafından yapılan betimsel bir çalışma, model olarak sunulmaktadır ve bu modelin dilbilim kuramları ile bağıntısı üzerine bir üst söylem geliştirilmektedir. Üçüncü bölümde ise bilim-uygulama ilişkisi ele alınarak, bilimsel incelemelerin ve betimsel çalışmaların uygulamaya faydası tartışılmaktadır.

BÖLÜM 1

Bu bölümde dil ve dilbilim ilişkisi ele alınıp, dilbilim alanında ortaya konulan kuramsal yaklaşımlar ve sesbilim kavramı gözden geçirilmektedir.

1.1. Dil ve Dilbilim

        Dil insan deneyiminin, topluluktan topluluğa değişen biçimlerde, anlamsal bir içerikle sessel bir anlatım kapsayan birimlere, başka bir deyişle anlambirimlere ayrıştırılmasını sağlayan bir bildirişim aracıdır; bu sessel anlatımda, her dilde belli sayıda bulunan öz nitelikleriyle karşılıklı bağıntıları bir dilden öbürüne değişen ayırıcı ve ardışık birimler, başka bir deyişle sesbirimler biçiminde eklemlenir. (Vardar, 1998a).

Dil olgusunu kendine malzeme edinmiş olan dilbilim ise Berke Vardar (1998 a:77-78) tarafından şu şekilde tanımlanmaktadır: "İnsanbilimleri içinde en gelişmiş olanıdır ve kendine özgü yöntemlerle genel olarak dil olayını, özel olarak da doğal dilleri, yapıları, işleyişleri, süre içindeki değişimleri, v.b. açısından inceleyen insan bilimidir". Dilbilimcinin işi ise dilsel iletişimi kurmaya yarayan öğeleri seçmektir; bu durumda, öğelerin seçimi her türlü betimlemede karşımıza çıkar.

Dil incelemeleri zaman bilimsel bir çerçevede ele alındığında, dilbilimin özerk bir bilim dalı olarak 20. yüzyıl başlarına kadar yani çağdaş dilbilim çalışmalarına kadar olan süreçte çeşitli aşamalardan geçtiği ve dil incelemelerinin daha çok kuralcı ve tarihsel yani artsüremli yaklaşımlarla yapıldığı görülmektedir. Çağdaş dilbilim çalışmaları ise bu buyurucu ve artsüremli anlayışı temelinden sarsan Ferdinand de Saussure'ün dilbilim yaklaşımı ile başlamıştır. Dizge incelemesine ağırlık vererek, dili eşsüremli inceleme konusu yapan bu yaklaşım yapısal dilbilimin doğmasına ve dil incelemelerinin yeni bir yönergeye oturmasına olanak sağlamıştır. Yapısal dilbilim çalışmalarının ortak noktasını, dili bir yapı olarak ele almak ve eşsüremli yaklaşımla incelemek oluşturmaktadır (Hawkes, 1977). Saussure dilbilimin konusunu toplumsal nitelikli dille, kişisel özellikli söz ayrımı şeklinde belirler ve dizge görünümündeki toplumsal dili inceleme konusu olarak ele alır; öte yandan, Sauusure, dili dış etkenlerle ya da evrimsel olgularla açıklamak yerine, eşsüremli öğelerle açıklamak gerektiğini belirtir (Kıran&Kıran, 2001:109-114). Tahsin Yücel (1999:13) ise yapısalcılığın temel yönelimlerini 1. Ele alınan nesnenin "kendi başına ve kendi kendisi için incelenmesi, 2. Nesnenin kendi öğeleri arasındaki bağıntılardan oluşan bir dizge olarak ele alınması, 3. Söz konusu dizge içinde her zaman işlevi göz önünde bulundurma ve her olguyu bağlı olduğu dizgeye dayandırma zorunluluğunun sonucu olarak, nesnenin artsüremlilik içinde değil, eşsüremlilik içinde ele alınması olarak sıralar.

Önce sesbilim alanında gelişen yapısalcılık giderek dilbilimin başka dallarını da etkisi altına almıştır. Yapısal dilbilim akımlarından olan betimsel dilbilim de, bir dildeki gerçekleşmiş öğelerden oluşan bir bütünce aracılığıyla o dilin yapısını inceler; doğru olsun olmasın, dile ait bütüncedeki her türlü öğeyi inceleme alanına alır. Bu bağlamda dili betimlemek demek dilin nasıl işlediğini ortaya koymaktır.

       Dilin işleyişi söz konusu olduğunda Prag Dilbilim Çevresi'nin temel ilkelerini ele almak yerinde olacaktır. Dil, işlevsel bir dizge olarak düşünülmelidir; dil incelemesinde dilin işlevi önemlidir; dile yaklaşım eşzamanlı olmalıdır. Prag Dilbilim Çevresi'nin bir uzantısı olan Fransız İşlevsel Dilbilim Okulu ise işlevselci terimini, sözcelerde konuşucunun yaptığı çeşitli seçimlerin belirgin izlerini bulmaya çalışan ve dilin iletişim işlevini vurgulayan Saussure geleneğine bağlı dilbilim akımıdır (Kıran&Kıran, 2001:132-33, Bayrav, 1998:37). Fransız İşlevsel Dilbilim Okulu temsilcilerinden Martinet, yapısal dilbilimin en yaygın kuramı olan işlevselciliğin kurucusudur. Martinet'e göre sesler yalnızca fiziksel özellikleri ile değil işlevlerine göre incelenmelidir. Dilin işlevleri arasında en temel kavram dilin iletişim işlevidir. İşlev ise bir bütün içinde bir öğeyi ayırt eden özelliktir (Demircan, 2000).

İşlevsel dilbilim, eşsürem/artsürem ayrımını devimsel eşsürem kavramı aracılığıyla bir dil durumunun içerdiği çeşitliliği saptamaya çalışır. İşlevselciler, dillerin özgül yapılarının betimlenmesinde ortak özelliklerden çok ayrılıkların incelenmesine yönelirler, dillerin tek tek ayırıcı niteliklerini saptamaya, olguları bu çerçeve içinde tutarlı biçimde gözlemleyip sınıflandırmaya özen gösterirler (Sevil, 1999: 222).

1.2. Dillerin Betimlenmesi

Dillerin işleyişlerine göre incelenmesinin ve betimlenmesinin daha verimli olacağı işlevselcilerin görüşüdür. Betimleme eşsüremli yapılmalı ve betimleme yaparken dillerin çeşitliliği içinde alan sınırlaması yapılmalı, dile ait ayrılıklar sunulmalıdır. Betimleme çerçevesinde bütünce oluşturmak, sınıflama yapmak, belirgin özellikleri sunmak, çözümlemek ve yorumlamak aşamaları tümü kapsayıcı bir modele ya da seçmeci modele dayalı olarak yapılır.

       Daha önce de belirtildiği gibi betimleme, gerçekleşmiş öğelerden oluşan bir bütünceyi incelemektir. Her betimleme bir seçme gerektirir. Aslında ne kadar yalın görünse de her nesne sonsuz karmaşıklık gösterebilir. Bu nedenle betimlenecek nesnenin belli bir sınırlılık içinde ancak kimi özellikleri sunulabilir.


         Belirgin diye adlandırılan kimi özellikler göz önünde tutulur, belirgin olmayan özellikler konu dışında bırakılır. Bir iletide seçilen öğelerin, birimlerin birbirinden ayrı olması iletinin oluşmasını ve alıcıya doğru ulaşmasını sağlar. Dilde her birim ayrıdır ve ayırıcı özelliğe sahiptir. Seçime dayalı olarak sözce içinde yerlerini alırlar (Vardar,1998b.). Bu seçim o öğelerin ayırıcı özelliğine göre yapılır. Örneğin,dam / tam birbirinden farklı iki ses imgesi olarak duyulur. Bunların belirginlik özelliği ise d ve f_seslerinden kaynaklanır. Elde edilen bütüncedeki öğelerin belirginlik özelliği belirlendikten sonra kendi özelliklerine göre sınıflandırmalar yapılır. Yapılan sınıflandırmalar içindeki nesneler, öğelerine ayrılarak çözümleme yapılır. Öğelerin öz niteliklerini ya da işlevlerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilen çözümlemeden sonra yapılacak şey yorumlamaktır.

İşlevselci görüşün öncülerinden olan André Martinet'in dil tanımında, dilin iki özelliği öne çıkmaktadır; yani dili oluşturan birimleri Martinet, dilin çift eklemliliği olarak ele almıştır. Bir başka deyişle bir dil, sesbirimlerden ve anlambirimlerden oluşur. Bu çalışmanın bağlamını sesbirimler oluşturduğu için, sesbirimleri inceleyen sesbilim kavramı ele alınacaktır.

1.3. Sesbilim

Her dilin sesleri arasında ayrılıklar olması dilin özelliklerinden biridir. Seslerdeki farklılıklar ise hava, damak, diş, ses telleri yani insan vücudundaki örgenlere bağlı olarak farklılıklar gösterebilir. Sesbirim adı verilen seslerin konuşma organlarımızın neresinde, hangi koşullarda, nasıl meydana geldiğini tüm ayrıntılarıyla incelemekle sesbirimlerin betimlemesi gerçekleşir. Tek başına anlamı olmayan, yalnızca göstergeleri birbirinden ayırıcı nitelik taşıyan, kesintili, bildirişim açısından işlevsel özellikli, karşıtlık bağıntılarıyla belirlenen bir birimdir sesbirim (Vardar, 1998b:178).

Her dilsel gösterge bir gösterenle gösterilen içerir. Göstergenin kapsadığı gösterenin çözümlenerek en küçük parça niteliği taşıyan öğelerine ayrıştırılmasıyla ses düzlemindeki en küçük birimlere, yani sesbirimlere ulaşılır (Vardar, 1998b:98). Sesbirimin betimlendiği düzlem gösteren düzlemidir, anlambirim ise gösterilen düzleminde betimlenir. Sesbirimlerin betimlenmesi eşzamanlı bakış açısını benimseyerek yapılır. Dil betimlemesinde sesbirimler öncelikli betimlenen öğelerdir. Nedeni sayılarının sınırlı olmasından kaynaklanmaktadır. Bir doğal dilde, ses sayısının genellikle 20-40 arasında olduğu ortaya konulmuştur.

Martinet sesbilimsel çözümlemeyi sessel öğelerin işlevleri ve sesbirimler olarak ayırmaktadır. Sesbilimsel çözümleme, bir dildeki sessel öğeleri belirleyerek o dildeki işlevlerine göre sınıflandırmayı amaçlar. Bu durumda bir dildeki "sessel öğelerin işlevi" a) ayırıcı ya da karşıtsal olması, b) aykırılık işlevi; vurgunun verdiği işlev, c) anlatımsal olması ise dinleyiciye konuşucunun ruhsal durumu üstüne bilgi veren işlevdir. Martinet, ayrıca sesbilimsel betimlemede işlevsel olmayan ıralayıcı özelliklerden bahseder. Bireyin seçimine, bölgesel özelliklere göre yapılan sesbilimsel betimleme şeklidir. Bunun yanı sıra titremleme ve vurgulamanın betimleme sürecinde önemli olgular olduğu Martinet tarafından vurgulanmıştır (Vardar, 1998c).

Roman Jakobson ise sesbilim betimlemesi ile ilgili ortaya attığı kuramında, sesbirimleri oluşturan ayırıcı özellikleri 12 karşıtlığa indirgemiştir ve iki sınıfta toplamıştır: 1. İçsel özellikler, 2. Bürünsel özellikler. İçsel özellikler sesbirimlerce gerçekleştirilir. Yalnızca seslerin doruğunu oluşturan sesbirimler ise bürünsel özellikler sunar. Jakobson'un ikicilik adı verilen kuramında, çeşitli dillerdeki sesbirimleri oluşturan ayırıcı özellikler iki öğeli karşıtlıklara indirgenmiş, böylece çok tutumlu bir açıklama yöntemi ortaya çıkmıştır: Titreşimlilik özellikleri şu şekilde karşıt grup içerir:

  1. Ünlü olan/Ünlü olmayan
  2. Ünsüz olan/Ünsüz olmayan
  3. Yoğun/Dağınık
  4. Gergin/Gevşek
  5. Titreşimli/Titreşimsiz
  6. Genizsil/Ağızsıl
  7. Sürekli/Süreksiz
  8. Keskin/Boğuk
  9. Engelli/Engelsiz
  10. Pes/Tiz
  11. Bemolleşmiş/Bemolleşmemiş
  12. Diyezleşmiş/Diyezleşmemiş

Jakobson'a göre bu karşıtlıklarda yer alan ayırıcı özellikler bütün dillerin sesbirimlerini tanımlayabilecek yeterliktedir (Vardar, 1998c: 217-220).

 Devamını okumak için tıklayınız...

Türkçe’de Belirtme Durumu Ekinin Öğretimi Üzerine

Ülkemizde gerek ikinci dil gerekse anadili olarak Türkçe dilbilgisi öğretiminde dilbilim kuramlarına dayalı bir ders gereci bulmak oldukça güçtür. Aynı biçimde, dilbilim kuramlarının uygulamalı dilbilim aracılığıyla dil öğretimine uygulanmasının gerekliliği tartışılmaz görünmesine karşın, dilbilim kuramları konusunda donanımlı dil öğretmeleri de çok sayıda değildir.


Wardhaugh (1974:149) dil öğretmenlerinin dilbilim kuramları konusunda donanımlı olması gerektiğini şöyle açıklamaktadır:

“Öğretmenler, ruhbilim ve dilbilim alanındaki sorunların çözümü hakkında fikir sahibi olabilmeleri için bu sorunlar hakkında bilgi sahibi olmaya çalışmalıdırlar. İyi bir öğretmen, yaptığı işi sürekli inceleyen, alanındaki yeni anlayışlara ulaşmak için sürekli çabalayan, çalışmalarında kuşkular ve dogmalar arasından yoluna yön veren kişidir. İyi öğretmenlik, iyi kuramsal anlayışa dayanmaktadır. Öğretmenler sadece teknik ve yöntemler üzerinde değil, kimi zaman kuramlar üzerinde de yoğunlaşmalıdırlar”

Gerçekten de günümüzün dilbilim kuramlarının en önemlilerinden biri olan Chomsky'nin Üretken Dönüşümlü Dilbilgisi kuramının özellikle dil öğretimi alanına uygulandığını, pek çok dilin öğretiminde yaygın olarak kullanıldığını görüyoruz. Özellikle ABD'de bu kuramı öğretmenlere tanıtmaya yönelik kitaplar yazılmış, kuram ders gereçlerine uygulanmıştır. Oysa, Türkçe öğretiminde geleneksel yaklaşımın dışına çıkan çalışma yok gibidir.

İkinci dil olarak Türkçe öğrenimi konusunda, öğrenci yanlışları ile ilgili yapılan pek çok çalışmada belirtme durumunun kullanımına ilişkin yanlışların ilk sırada yer aldığını görmekteyiz. Bu bakımdan, burada Üretken Dönüşümlü Dilbilgisi kuramının 1980'lerden sonraki biçimi olan Yönetme ve Bağlama (YB) kuramı çerçevesinde, belirtme durumunun Türkçe'deki görünümüne kısaca bakmaya ve belirtme durumunun öğretimine yönelik önerilerde bulunmaya çalışacağız.

2 Durum Kuramı ve Belirtme Durumu

Çalışmamızda belirtme durumunun öğretimini YB kuramının alt kuramlarından biri olan Durum Kuramı (Case Theory) çerçevesinde ele alacağımızdan burada kısaca Durum Kuramını ve buna bağlı olarak belirtme durumunun Türkçe’deki görünümlerini inceleyelim.

1

2.1 Durum Kuramı

YB kuramının dilbilgisini modüllerinden biri olan Durum Kuramı tümcelerde AÖ’lerin hangi durumu yüklendiklerini, durum yükleyicilerinin neler olabileceğini ve durum yüklemenin yapısal özelliklerini düzenleyen bir alt kuramdır. Bunu bir örneğimizde belirginleştirelim:

(1)    Ali onu seviyor

Bu tümcede Ali yalın (YAL) durumunda, onu belirtme (BEL) durumundadır. İşte Durum Kuramı bu tümcede Ali ve onu AÖ’lerinin hangi durumu yüklendiklerini ve bu durumları yükleyen yükleyicilerin neler olabileceğini belirler. Bu yükleme yönetim altında yapılır. YAL durum yükleyicisi Ç (çekim), BEL durum yükleyicisi de E (Eylem)’dir:

[ÇÖ[AÖ Ali][C’[EÖ[E’[AÖ onu][E sev-]] [Ç -iyor- Ø]]]

Durum kuramında ayrıca, AÖ’lere eklenen durum türlerinden de söz edilmektedir. Aşağıdaki örnekleri inceleyelim:

(2)    i.   Ali (*nin) için
ii.  Onun için
iii. *o için
(Sezer, E. 1991:36)

Türkçe’de (2i)’de TAM durumu biçimbilimsel olarak görülmemektedir. Oysa (2ii)’de TAM durumunu biçimbilimsel olarak görebilmekteyiz. (2i)’de görünmeyen ama asnda var olan bir TAM durumu vardır. İşte bu tür durumlara soyut durum (abstract case)1, (2ii)’deki gibi biçimbilimsel olarak görünen durumlara biçimbilimsel durum (morphological case) denir2.

2.2 Türkçe’de Belirtme Durumu

Yukarıda kısaca tanıtmaya çalıştığımız durum kuramına göre şimdi de Türkçe’de BEL durumunun görünümlerini sergilemeye çalışalım.

(2)’deki örnekte TAM durumunun Türkçe’de kimi zaman soyut, kimi zaman da biçimbilimsel olarak göründüğünü belirtmiştik. Aşağıdaki tümcelerde de İngilizce’de eylemin kimi zaman soyut BEL durumu, kimi zaman biçimbilimsel BEL durumu yüklediği durumlar görülmektedir:

1 Soyut durumun varlığı Türkçe’de YAL durumunda her zaman görülebilir. Buna karşın, YAL durumunun biçimbilimsel olarak göründüğü diller de vardır (Tuncoku ve Hayaşi 1989:109):

i. Yuki ga hutte imasu kar YAL yağ- ıyor

2Durum kuramında, durumun d-yapıda yüklendiği varsayılan içsel durum (inherent case) ve y-yapıda yüklendiği varsayılan yapısal durum (structural case) türleri de vardır. Konumuz olan BEL durumu İngilizce’de ve Türkçe’de yapısal durum türüne girer. Bkz. Haegeman (1995:159).

2

(3)   i.   The butler attacked the robber
ii. He attacked him

iii. *He attacked he (Haegeman 1995:156)

Benzer görünümlere Türkçe’de de rastlanabilir:

(4)   i. Ali çikolata seviyor
ii. Ali onu seviyor

Geleneksel dilbilgisi, (4i)’deki AÖ’yü YAL, (4ii)’deki AÖ’yü BEL durumunda göstermektedir. Öyleyse Türkçe’de sev- eylemi nesne konumundaki AÖ’ye kimi zaman BEL, kimi zaman YAL durumu yükler. Böyle bir yaklaşım Evrensel Dilbilgisi ilkelerine aykırıdır. Öyleyse Türkçe’de sev- eylemi her iki durumda da BEL yüklemektedir:

(5)   i.   Ali çikolata seviyor

beI

YAL

ii. Ali     onu seviyor tBEL

YAL

TAM durumunda olduğu gibi, Türkçe’de BEL durumunun da biçimbilimsel (5ii) ve soyut (5i) görünümleri vardır. Ancak Türkçe’de biçimbilimsel BEL durumunun bulunmasının sözdizimsel ve anlambilimsel gerekçeleri vardır. Türkçe’de biçimbilimsel BEL durum eki -(y)İ’dir. Underhill (1985: 50), belirtili ad eylemin nesnesi konumundaysa, ‘nesne durumu’ olarak adlandırabileceğimiz -(y)İ eki ile işaretlendiğini, bu ekin, nesne belirtisizse kullanılmadığını belirtmekte ve şu örnekleri vermektedir:

(6)    i. Halil kitap okudu
ii. Halil kitabı okudu

Ancak, Tura (1973), Johanson (1977) ve Csató (1988) bu ekin “nesne belirtisizse kullanılmadığı” görüşüne katılmamaktadırlar:

(7)    i. Bugün ben evimdeki kitaplıktan belki elli, belki otuz, belki on yıllık bir kitabı açıp
bakabiliyorum

ii. Bir kitabı en az dört kez yazmak sizin çapınızdaki bir yazar için çok olmuyor mu? (Csató 1988:118)

(7)’de nesne belirtisiz olmasına karşın belirtme durumu eki -(y)İ kullanılmıştır. Öyleyse -(y)İ BEL durumu ekinin sadece belirtililik-belirtisizlik karşıtı oluşturduğunu söylemek güçtür. Öyleyse BEL durumunun biçimbilimsel görünümünün nedenlerini açıklarken şu üç karşıtlığı

3

göz önüne almamız gerekir: [+gönderimsel], [-gönderimsel]; [+belirtili], [-belirtili]; [+özgül], [-özgül]3.

[+gönderimsel] - [-gönderimsel] karşıtlığı AÖ’lerin gönderiminin dil üstü belli bir kişiyi ya da nesneye yönelik olduğunu ya da olmadığını gösterir. Anlambilimsel bir özellik olan gönderimlilik (referentiality) Givón’a (1978:293) göre, “belirli bir söylem evreni içinde konuşurun boş gönderimi olamayan -yani var olan- adsıl bir anlatıma ‘gönderimde bulunması’ ya da bunu ifade etmesi’dir”. Chafe’e (1976) göre, dinleyen, konuşurun zihinideki belirli bir gönderimi biliyor ya da belirleyebiliyorsa ve konuşur dinleyenin gönderimi bildiğine ya da belirleyebildiğine inanıyorsa, konuşur tarafından gönderimsel bir ad öbeği kullanılabilir. Burada önemli olan, hem konuşur hem de dinleyen tarafından gönderimdeki ortaklığın belirlenebilirliğidir. Örneğin,

(8)  i. Ayşe kitap okudu ii. Ayşe kitabı okudu

tümcelerinden (8i)’de kitap [-gönderimsel], (8ii)’de kitabı [+gönderimsel]’dir. Bu tümcelerdeki gönderimsellik bu şekilde görünürken belirtililikte de benzerlikler görülür: (8i)’de kitap [­belirtili], (8ii)’de kitabı [+belirtili]’dir. Ancak belirtililiği, gönderimsellikten farklı ele almak gerekir. Zira (7)’deki örneklerde AÖ, [-belirtili] ve [+gönderimsel] özellik taşımaktadır. İşte özgüllük (specifity) özelliği burada karşımıza çıkmaktadır4. (7)’de AÖ [-belirtili], ama [+özgül]’dür. Sonuç olarak, [+özgül] ve [-özgül] özellikleri [-belirtili] içinde; [-belirli] ve [+belirli] özellikler [+gönderimsel] içinde ele alınmaktadır. Erguvanlı’nın (1984:18) tablosu bu durumu açıkça göstermektedir:

 

Gönderimli

Gönderimsiz

 

Belirtili

Belirtisiz

 

Özgül

Özgül-dışı

tek.

——— -yİ

bir ——— -yİ

bir ——— (-yİ)

-------------- 0

çoğ.

——— -lEr -yİ

   

——— -lEr -yİ

[-gönderimsel] özellikli AÖ’lerde BEL durumu soyut durum olarak karşımıza çıkar:

3 [+gönderimsel] (gönderimli), referential; [-gönderimsel] (gönderimsiz), non-referential; [+belirtili] (belirtili), definite; [-belirtili] (belirtisiz), indefinite; [+özgül] (özgül), specific; [-özgül] (özgül-dışı), non-specific terimlerinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Dede (1986) ve Tura (1986) bu konuda farklı bir sınıflandırma yapmışlardır. Dede (1986:148), Türkçe’de ad geçişiminin (noun incorporation) çok olduğunu ve ad geçişimi bulunan durumlarda belirtisize karşı belirtili, çoğula karşı tekil ayrımlarının etkisini kaybettiğini belirtmekte ve bu tür AÖ’leri “belirtililik dışı” (non-definite) olarak adlandırmaktadır. Örneğin,

i. Ali kitap okuyor

ii. Dün bütün gün mektup yazdım

örneklerinde konuşurun amacı kitap oku-, mektup yaz- ad geçişimlerini sağlayarak eylemi nitelemektir. Buna göre, Dede (1986:149) ve Tura (1986:166), Türkçe’de belirtili, belirtisiz ve belirtililik dışı ayrımı yapmakta ve her birinin gönderimli ve gönderimsiz durumları olduğunu beliritmektedir.

4Johanson (1977), Nilsson (1979), Erguvanlı (1984) ve Csató (1988) bu tür AÖ’leri ‘özgüllük’ terimi olarak adlandırmıştır. Tura (1973: 123) ise bu tür AÖ’lere yarı -belirtili (quasi-definite) demektedir.

4

(9)    i. Ali çocuk sevmiyor
ii. Ali çikolata sevmiyor

[+gönderimsel, +belirtili] özellikli AÖ’lerde ise BEL durumu biçimbilimsel olarak görünür:

(10)  i. Ali çocuğu sevmiyor
ii. Ali çikolatayı sevmiyor

Türkçe’de kimi AÖ’lere biçimbilimsel BEL durumunun yüklenme zorunluluğu vardır[+belirtili] özellik taşıyan bu AÖ’ler (11)’deki gibi, eğer bir adıl ise, (12)’deki gibi bir özel adise, (13)’teki gibi iyelikli bir AÖ6 ise ve (14)’teki gibi bazı niceleyiciler7 kullanılmışsa bu AÖ’lere -(y)İ BEL durum eki eklenmelidir.

(11)      i. *Ali seviyor ii. Ali onu seviyor

(12)      i. *Ali Ayşe seviyor ii. Ali Ayşe’yi seviyor

(13)      i. *Ali kardeşim seviyor ii. Ali kardeşimi seviyor

(14)      i. *Ali diğer kız seviyor ii. Ali diğer kızı seviyor

Türkçe’de genel olarak, [+belirtili] özellikli AÖ’lerde BEL durumunun biçimbilimsel, [­belirtili] özellikli AÖ’lerde soyut olduğu söylenebilir:

(15)  i. Ahmet kitap okudu       [-belirtili]
ii. Ahmet kitabı okudu      [+belirtili]

Ancak, yukarıda (7)’de de görüldüğü gibi, [-belirtili] özellikli AÖ’lerde -kimi durumlarda-biçimbilimsel BEL durumu görülür:

5Dede (1986:160), özel adların kimi zaman [-gönderimsel] olabileceğini belirtmektedir. Dede’ye göre, bu durumda da BEL durum eki eklenir:

Mustafa’yı seçtiler

Yukarıdaki anlatım eğer, Çocukları için hangi ismi seçtiler? sorusunun yanıtı olarak veriliyorsa Mustafa’yı [-gönderimsel] durumdadır. Aynı AÖ, Öğrenci cemiyeti başkanlığına kimi seçtiler? sorusunun yanıtının verildiği bir kullanımda [+gönderimsel] bir özellik gösterir. 6[-gönderimsel] özellikli kimi AÖ’lerde iyelik eki görülmesine karşın BEL durumu soyuttur:

Ali fotoğraf makinası aldı

7 Csató (1988) bazı niceleyicilerle belirtme durumunun kullanımını test etmiş ve bu, şu, o, diğer, öbür, aynı, bütün, tüm, her, herbir niceleyicileriyle kullanımının zorunlu olduğunu göstermiştir.

5

(16)  i. Ahmet bir kitabı okudu [-belirtili, +özgül]
ii. Ahmet bir kitap okudu [- belirtili, -özgül]8

Dede (1986), [-belirtili] özellik göstermesine karşın, şu durumlarda BEL durum eki eklenmesi gerektiğini belirtmektedir:

(17)      i. Öğretmen öğrencileri sevmeli ii. *Öğretmen öğrenciler sevmeli

(18)      i. Bizim evde çayı her zaman Aytül yapar ii. *Bizim evde çay her zaman Aytül yapar

(19)      i. Bir kitabımı kaybettim. ii. *Bir kitabım kaybettim

Türkçe’de biçimbilimsel BEL durumunun, çoğul ekinin kullanımı ile ilgili de bazı görünümleri vardır:

(20)      i. Bir öğretmen öğrencileri sevmeli ii. *Bir öğretmen öğrenciler sevmeli

(21)      i. Ben kapıda öğrenciler gördüm ii. Ben kapıda öğrencileri gördüm

Dede’ye (1986:157) göre, kapsayıcı9 nesnenin çoğul olduğu durumlarda, nesne [+belirtili] olmasa da BEL durumu biçimbilimsel olarak belirtilmek zorundadır. Tura (1973) ve Csató (1988:118-9), çoğul AÖ’lerin kapsayıcı anlamda kullanıldığı durumlarda, bu AÖ’lerin [+özgül] özellik taşıdığını ve -(y)İ eki aldığını belirtmektedir. Csató’ya göre, çoğul AÖ’ler kapsayıcı olmadıkları durumlarda [+özgül] ya da [-özgül] özellik gösterebilirler:

8 Burada, AÖ [-özgül] özellikli olarak belirtilmesine karşın, Kuruoğlu (1986), bir-AD sıralanışındaki nesnelerde anlam bulanıklığı olduğunu belirtmektedir. Buna göre, (16ii)’nin aslında iki okunuşu olanaklıdır: Birinci okumaya göre, Ahmet özgül olmayan bir kitap okumuştur; ikinci okumaya göre ise, Ahmet özgül olan bir kitap okumuştur. Bunu daha açık belirtmek için şu örnekleri inceleyelim:

i. Ayten Ahmet’in bir kitap okuduğunu biliyor ama hangi kitabı okuduğunu bilmiyor ii. Ayten Ahmet’in bir kitap okuduğunu biliyor zira o kitabı ona kendisi verdi. iii. Ayten Ahmet’in bir kitap okuduğunu biliyor çünkü Lale ona öyle söyledi. (Kuruoğlu 1986:235)

Dede (1986:159) de bu tür tümcelerin iki yorumundan söz etmektedir.

i. Bir öğrenci arıyorum. Bulamıyorum ii. Bir kitap arıyorum. Bulamıyorum

Dede’ye göre, bu tümcelerin iki ayrı yorumu olabilir. Birinci yoruma göre, “konuşurun aramakta olduğu öğrenci ya da kitap, konuşurun zihninde belirtili ([+özgül]) olabilir”. Diğer yandan, ikinci bir yoruma göre, “konuşur, öğrenci olarak nitelenen herhangi bir bireyi ya da kitap olarak nitelendirdiği herhangi bir nesneyi aramaktadır”. 9Kapsayıcı (generic) terimi, bir sınıf varlığı gösteren bir ilgeç ya da sözlüksel gövde için anlambilimsel ve dilbilgisel çözümlemede kullanılan bir terimdir. (Crystal 1992:152).

6

(22) i. Çiçekleri topladım ii. Çiçekler topladım

Erguvanlı (1984:19-20), özellikle genel gerçeklerin anlatımında [+canlı] nesnelerin BEL durum eki almaları gerektiğini belirtmekte ve şu örnekleri vermektedir:

(23)      i. Ben insanları severim ii. *Ben insanlar severim iii. *?Ben insan severim

(24)      i. *Ben elmaları severim ii. *Ben elmalar severim iii. Ben elma severim

(25)       Bir insanı öldürmek büyük suçtur

(23)’te nesne [+canlı] özellik göstermekte, bunun için de, (23i) dilbilgiselken, (23ii) ve (iii) dilbilgisel değildir. Erguvanlı, bu durumlarda [+canlı] nesnelerin BEL durum ekine gereksinim duyduklarını belirtmektedir. [24]’te nesne [-canlı]’dır ve BEL durum ekini almaz10.

Türkçe’de BEL durumunun biçimbilimsel görünümünün sözdizimi açısından da önemli işlevleri vardır. Bunun için aşağıdaki örnekleri inceleyelim:

(26)      i. Kedi fare gördü ii. Kedi gördü fare iii. Fare gördü kedi iv. Fare kedi gördü v. Gördü kedi fare vi. Gördü fare kedi

(27)      i. Çocuk ekmek yedi ii. Çocuk yedi ekmek iii. Ekmek yedi çocuk iv. *?Ekmek çocuk yedi v. Yedi çocuk ekmek vi. Yedi ekmek çocuk

(28)      i. Ben fare gördüm ii. Ben gördüm fare iii. Fare gördüm ben iv. *?Fare ben gördüm v. Gördüm ben fare vi. Gördüm fare ben


vii. Kedi fareyi gördü viii. Kedi gördü fareyi ix. Fareyi gördü kedi x. Fareyi kedi gördü xi. Gördü kedi fareyi xii Gördü fareyi kedi

vii. Çocuk ekmeği yedi viii. Çocuk yedi ekmeği ix. Ekmeği yedi çocuk x. Ekmeği çocuk yedi xi. Yedi çocuk ekmeği xii. Yedi ekmeği çocuk

vii. Ben fareyi gördüm viii. Ben gördüm fareyi ix. Fareyi gördüm ben x. Fareyi ben gördüm xi. Gördüm ben fareyi xii. Gördüm fareyi ben

10Erguvanlı, (23) ve (25)’te ‘insan’ öğesinin anlambilimsel olarak özel bir ad olarak değerlendirilerek, bu durumda tek bir gönderimi olduğu ve burada durum yüklemenin belirtmeden çok, ayırt edici bir rolü oldığunun tartışılabileceğini belirtmektedir. Erguvanlı’ya göre, Aslında bazı dillerde nesneler sadece [+canlı] özellik gösterdiklerinde bir belirleyici (marker) alırlar, diğer dillerde ise nesne belirtili olduğu durumlarda nesne belirleyici ek alırlar. Erguvanlı’ya göre Türkçe’de BEL durumunun iki işlevi de vardır.

7

(26)’da biçimbilimsel BEL durumunun kullanılmaması, tümcelerde anlam bulanıklığına (ii,iii,v,vi) ya da tümcenin tamamen farklı bir anlamı yansıtmasına (iv) neden olur. Bu örnekteki gibi -kimi özel durumlarda- yani, “hem öznenin hem de nesnenin 3. tekil kişi olduğu ve nesnenin de ek almadığı durumlarda, özne-nesne ayrımı sözdizimi tarafından yapılmaktadır” (Sezer, A. 1991:60)11:

(29)  i. Para mutluluk getirmez
ii. Mutluluk para getirmez

(27) ve (28)’de ise, iv. tümceler dilbilgisel değildir. A. Sezer’e (1991) göre, (27)’deki gibi tümcelerde “özne-nesne ayrımında özne ve nesnelerin anlambilimsel özelliklerinden yararlanılmaktadır”. Bu tümcelerde sadece çocuk AÖ’sü ye- eylemini yerine getirecek bir anlambilimsel özellik taşımaktadır. (28)’de ise, özne-nesne ayrımı için eyleme eklenen kişi eklerinden ötürü sözdizimine başvurulmamaktadır (Sezer, A. 1991:61). Burada gördüm EÖ’sündeki -(y)İm kişi eki özne konumundaki ben adılını göstermektedir.

Ancak (26), (27) ve (28)’deki tümcelerde biçimbilimsel BEL durum ekinin kullanılmasıyla (vii-xii), anlamın kesinlikle belirginleştiğini görüyoruz. A. Sezer’e (1991:60) göre, Türkçe sözdiziminde böyle bir oynaklık olmasının iki dilsel özelliği vardır: Bunlardan birincisi, “Türkçe’de özne ve nesnelerin eklerle işaret edilmesi” (32i ve ii); ikincisi, “eylemin tümcenin öznesini kişi ekleriyle belirtmesidir.” (30iii):

(30)  i. Ali evi temizledi
ii. Ali’nin evi temizlemesi
iii. Ben evi temizledim.

Her ne kadar, BEL durum ekinin kullanılmasıyla sözdiziminde oynaklık sağlanabildiğini söylesek de bunun tersi durumlarla da karşılaşabiliriz:

(31)  i. Ali bir kitabı okuyor
ii. *Bir kitabı Ali okuyor

Türkçe’de bir kitabı AÖ’sü [-belirtili, +özgül] özellik taşımaktadır. Türkçe’de genel olarak -biçimbilimsel BEL durumu yüklense bile- [-belirtili] özellik taşıyan nesne konumundaki AÖ’ler tümce-başı (S-intial) konumunda bulunmazlar (Erguvanlı 1984:27). Ancak, nesne konumundaki [-belirtili, +özgül] özellik gösteren AÖ’ler ile eylem arasına bir öğe girebilir (32i). Oysa, [-belirtili, -özgül] ve [-gönderimsel] AÖ’ler ile eylem arasına herhangi bir öğe giremez (32ii ve iii):

11Özsoy’a (1991:47) göre, eylem-son diller sınıfında olan Türkçe’de özne-nesne sıralanışı esastır. Bununla birlikte, A. Sezer (1991:60), Türkçe’de özne-nesne ayrımında sözdiziminde “en son çare olarak başvurulduğunu” belirtmektedir:

i. Para getirmez mutluluk        (para özne)

ii. Para getirmez mutluluk (mutluluk özne)

8

(32) i. Ali bir kitabı aceleyle okuyor ii. *Ali kitap aceleyle okuyor iii. *Ali bir kitap aceleyle okuyor

3 Belirtme Durumunun Öğretimi

Buraya kadar görüldüğü gibi, Türkçe'de BEL durumu oldukça değişik görünümler sergilemektedir. Geleneksel yaklaşımın BEL durumuyla ilgili olarak sunduğu verilerin dil öğretiminde kullanımı pek olanaklı görülememektedir. Türkçe'nin ikinci dil olarak öğreniminde, öğrenci yanlışlarıyla ilgili yapılan çalışmalar, BEL durumunun öğreniminin diğer durum eklerinin öğrenimine göre daha sorunlu olduğunu gösterir:

 

Akdoğan (1993)

Hengirmen1(1994)

Özkan (1992)

 

| %                | %              | %

Belirtme

123   1 46 07

96     1 37 35

188   1 43 32

Tamlayan

56      20 97

67        26 07

58        14 91

Yönelme

45      16 85

20         7 78

77         19 79

Bulunma

42      15 73

54        2101

52         13 37

Çıkma

1  | 0 37

20     | 7 78

14    | 3 60

 

Toplam      267      100        257        100      389       100

Tabloda da görüldüğü gibi, durum ekleri ile ilgili olarak yapılan yanlışlar içinde en fazla oranı BEL durumu oluşturmaktadır. BEL durumu ile ilgili yanlışlar içinde en yaygın yanlış, nesne konumundaki AÖ’ye biçimbilimsel durum yükleme yerine, soyut durum yükleme biçiminde görülür

(33)      i. Ben siz çok özlüyor, ama altı ay siz görmeyeceğim ii. Sevgili Amer senin mektub bekliyorum (Özkan 1992)

(34)      i. Bizim evimiz çok seviyoruz ii. Biz Türkçe çok seviyoruz (Akdoğan 1993)

Bu tür yanlışların yanısıra, az da olsa gereksiz yere BEL durum yüklenmesi ile ilgili yanlışlar yapılmaktadır:

(35)      i. Lushoto'da bir dağı var ii. Benim sınıfımı çok güzel (Özkan 1992)

(36)      Bu kursu çok güzel (Hengirmen 1994)

12 Hengirmen'in çalışmasında ayrıca "sözdizimi yanlışları" içinde "özne-yüklem uyumsuzluğu" yanlışları 41, "tümleç-yüklem uyumsuzluğu" yanlışları 165 ve "nesne-yüklem uyumsuzluğu" yanlışları 206 olarak belirtilmiştir. Burada, "nesne-yüklem uyumsuzluğu" olarak belirtilen yanlışlar da BEL durumu ile ilgilidir.

9

Öğrenci yanlışları ile ilgili yapılan çalışmalarda,    AÖ'ye BEL yerine başka durumlar yüklenmesiyle ilgili yanlışlar da vardır:

(37)  Onlara çok beğendim
(Akdoğan 1993)

Özellikle öğrencilerin biçimbilimsel BEL yerine, soyut BEL durumu yüklemeleri, öğrencilerin biçimbilimsel BEL durumunun kullanımı ile ilgili bilgi eksikliklerinin olduğunu göstermektedir. Bunun dışında (35) ve (36)'da görülen yanlışlar, öğrencilerin ilgi eyleminin BEL durumu yüklediğini ya da BEL durumunun özne konumundaki AÖ'ye yüklenebildiğinin sanılmasıyla ilgilidir.

Yukarıda BEL durumunun görünümleriyle ilgili açıklamalarımız çerçevesinde, BEL durumunun öğretiminde kanımızca dikkat edilmesi gereken konuların başında, öğrencilere Türkçe'de BEL durumunun soyut ve biçimbilimsel olarak görülebileceği ve soyut ile biçimbilimsel görünümü arasındaki anlambilimsel ayrımların -gönderimlilik, belirtililik ve özgüllük ölçütleri çerçevesinde- öğretilmesi gerekliliği gelir:

(38)  i.  Ali kitap okudu           [-gönderimsel]
ii. Ali kitabı okudu          [+gönderimsel, +belirtili]
iii. Ali bir kitabı okudu   [+gönderimsel, -belirtili, +özgül]
iv. Ali bir kitap okudu    [+gönderimsel, -belirtili, -özgül]

BEL durumunun biçimbilimsel ve soyut ayrımının öğretilmesi, özellikle öğrencilerin içsel dilbilgisi ile koşutluk sağlar. Bunun için de anadilinden olumsuz aktarımları büyük ölçüde önler. Türkçe’de YAL durumunun nesne konumundaki AÖ’ye yüklenemeyeceği, sadece özne konumundaki AÖ’de görülebileceği ikinci dil olarak Türkçe öğretiminde vurgulanması gereken bir konudur.

Kanımızca, öğretimde dikkat edilmesi gereken bir başka konu, biçimbilimsel BEL durumunun zorunlu olarak kullanılması gerektiği durumların açıklanmasıdır:

(39)      i. Ben o kitabı okudum ii. *Ben o kitap okudum

(40)      i. Ben Ayşe'yi gördüm ii. *Ben Ayşe gördüm

(41)      i. Ben kitabını okudum ii. *Ben kitabın okudum

(42)      i. Ben insanları severim ii. *Ben insanlar severim

BEL durumunun zorunlu olarak kullanılması gerekli durumlardan bir başkası da Türkçe’deki sözdizimsel değişikliklerle ilgilidir. Sözdizimsel değişikliklerde biçimbilimsel BEL durumunun işlevinin öğrencilere kazandırılması önemlidir. Türkçe’de [-gönderimsel] ya da [-belirli, -

10

özgül] özellikli AÖ'ler ile eylem arasına bir öğe giremediği; girmesi durumda ise, BEL durum ekinin kullanıldığı ve bu tür AÖ'lerin [+gönderimsel] özellik kazandığı öğretilmelidir:

(43) i. Ali bardak yıkadı
ii. *Ali bardak hemen yıkadı
iii. Ali bir bardak yıkadı
iv. *Ali bir bardak hemen kırdı
v. Ali bardağı hemen yıkadı
vi. Ali bir bardağı hemen yıkadı

Bir başka sözdizimsel kısıtlama, Ö+N+E dizilişiyle ilgilidir. Genel olarak Türkçe'de N+Ö+E dizilişinde BEL durumu ekinin kullanılmasının anlam bulanıklığını engelleyeceği öğretilebilir:

(44)  i. Çocuk gazete okudu
ii. *?Gazete çocuk okudu
iii. Ben gazete okudum
iv. *?Gazete ben okudum

Ancak öğrencilere -(26)'daki gibi- hem nesnenin hem de öznenin 3. kişi olduğu ve anlambilimsel herhangi bir kısıtlamanın olmadığı durumlarda BEL durum ekinin kullanımının gerekliliği öğretilmelidir.

4 Sonuç

İkinci dil olarak Türkçe öğretimine BEL durumunun öğretimi ile ilgili ipuçları sunmaya çalıştığımız bu çalışmada, Durum Kuramı çerçevesinde BEL durmunun Türkçe'de soyut ve biçimbilimsel görünümlerinin olduğunu ve öğretiminde buna dikkat edilmesi gerektiğini vurguladık. Bunun yanısıra, soyut BEL durumunun Türkçe'de [-gönderimsel] ya da [-belirtili, -özgül] özellik taşıdığını, biçimbilimsel BEL durumunun ise genellikle [+belirtili] ya da [­belirtili, +özgül] özellik taşıdığını vurguladık. Türkçe'deki bu özelliğin öğrencilere kazandırılması gerektiği açıktır. Ayrıca, öğrencilere biçimbilimsel BEL durumunun yüklenmesi gerekli olan durumlarla ilgili de ipuçları verilmesi -öğrenci yanlışlarını önlemek bakımından- gerekli görülmektedir.

Sonuç olarak, sadece ikinci dil olarak Türkçe öğretiminde değil, anadili eğitiminde de Evrensel Dilbilgisi kuramlarının uygulanması gerekli gibi görülmektedir. Özellikle ikinci dil olarak Türkçe öğreniminde Evrensel Dilbilgisi olumsuz aktarım yanlışlarını en aza indirebilecek bir özelliğe sahiptir. Dil öğreniminde öğrencilerin anadillerine ilişkin içsel bilgilerini gözardı etmek olanaklı olmadığına göre Evrensel Dilbilgisi anlayışının ikinci dil olarak Türkçe öğretimine girmesi kaçınılmaz gibidir.

Özgür Aydın

Dil Dergisi, sayı 52 (1997): 5-17

Kaynakça

Akdoğan, G. 1993. Yabanılcmn Türkçe öğreniminde ad durumu ve çekim açısından sık rastlanan

yanlışlar ve nedenleri. A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dilinin Eğitimi ve Öğretimi

Anabılım Dalı Yüksek Lisans Tezi Chafe, W.L. 1976. Gıvenness, contrastıveness, definıteness, subjects, topıcs, and poınt of

vıew. yay. C.N. Lı, Subject and Tapıc, New York: Academıc Press. Crystal, D. 1992. A Dıctıonary of Unguıstıcs and Phonetıcs. Thırd Edıtıon, Oxford: Blackwell. Csatö, É.Â. 1988. Referentıal properties of some Turkısh determmers. yay. S. Koç, Studıes

on Turkısh Unguıstıcs: Proceedıng of the Fourth International Conference on Turkısh Unguıstıcs,

17-19 August, 1988. Ankara: ODTÜ Yayını: 117-46. Dede, M. 1986. On defınıtness and referentıalıty m Turkısh verbal sentences. yay. D. I.

Slobın ve K. Zımmer, Studıes in Turkısh Unguıstıcs. Amsterdam ve Phıladelfıa: John

Benjamıns Publıshmg Comp: 147-64. Erguvanı, E. 1984. The Functıon of Word Orderın Turkısh Grammar. Berkley, Los Angles,

London: Unıversıty of Calıfornıa Press. Givön, T. 1978. Defınıtness and referentıalıty. yay. J.H. Greenberg, Unıversals of Human

Umguage, 4, Sjntax, Calıfornıa: Stanford Unıversıty Press. Haegeman, L. 1995. Introductıon to Government and Bındıng Theory Second Edıtıon. Oxford,

Cambrıdge: Blackwell. Hengirmen, M. 1994. Almanlara Türkçe Öğretimi: Kuram ve Uygulama. Ankara: Engin

Yayınevi. Johanson, L. 1977. Bestımmtheıt und Mıtteılungsperspektıve im Türkıschen Satz. Zeıtschrıft

der Deutschen Morgenländıschen Gesellschaft. Supplement III, 2: 1186-203. Kuruoğlu, G. 1986. Semantıc effects of word order m complex sentences. yay. D. I. Slobın

ve K. Zımmer, Studıes in Turkısh Unguıstıcs. Amsterdam ve Phıladelfıa: John Benjamıns

Publıshmg Comp: 233-46. Nilson, B. 1979. Definıteness and reference m relation to the Turkısh accusative. Orıentalıa

Suecana 27-28: 118-131. Özkan, A. 1992. Yabancıların Türkçeyı öğrenmeleri esnasında yaptıkları ısım hal eklen yanlışları ve

bu konunun değerlendirilmesi. G.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dılmın Eğitimi ve

Öğretimi Anabılım Dalı Yüksek Lisans Tezi Özsoy, A.S. 1991. Türkçenın sözdızımı ve kuramsal dilbilimde evrensellik kavramı. Dilbilim

ve Türkçe. Ankara: Dil Derneği Yayınları: 45-55. Sezer, A. 1991. Türkçe sözdızımı. Dilbilim ve Türkçe. Ankara: Dil Derneği Yayınları: 56-69. Sezer. E. 1991. Issues in Turkısh Syntax. Harvard Unıversıty Cambrıdge, Massacusats. Tuncoku, A.Mete - Tooru Hayaşı 1989. Türkçe Konuşanlar İçin Japonca Dil Bilgisi. Tokyo:

Bıblıo Limited Yayınları. Tura, S.S. 1973. A Study on the artıcles in Englısh and theır counterpats in Turkısh. The Unıversıty

of Mıchıgan, Doktora tezi. Tura, S.S. 1986. Definıteness and referentıalıty m Turkısh nonverbal sentences. yay. D. I.

Slobın ve K. Zımmer, Studıes in Turkısh Unguıstıcs. Amsterdam ve Phıladelfıa: John

Benjamıns Publıshmg Comp: 165-94. Underhill, R. 1985. Turhısh Grammar. Cambrıdge: The MİT Press. Waldhaugh, R. 1972. Introductıon to Unguıstıcs. New York: McGraw Hıll.

 

Türkçede En Çok Kullanılan 500 Cümle

SELAMLAŞMA – TANIŞMA 

 
 

Görüşmek üzere

= Yine görüşürüz.

 
 

Merhaba, nasılsınız?

İyiyim. Teşekkür ederim.

     Siz nasılsınız?

 
 

Adınız ne?

Adım Cemil. Sizin adınız ne?

 
 

Tanıştığımıza memnun oldum.

Ben de memnun oldum.

 
 

Allah’a ısmarladık. = Güle güle

 
 

Kusura bakmayın = Affedersiniz = Özür dilerim

Rica ederim. = Önemli değil.

 
 

Lütfen bana yardım eder misiniz ?

 

TEBRİK – KUTLAMA 

 
 

Hayırlı işler !

 
 

Başınız sağ olsun !

 
 

Tebrik ederim !

 
 

Geçmiş Olsun !

 
 

Bol şanslar !

 
 

Doğum Gününüz Kutlu Olsun !

 
 

Bayramınız Kutlu Olsun !

 
 

Yeni yılınız kutlu olsun !

 
 

Afiyet olsun !

 
 

Sağlık olsun !

 
 

Güle güle kullanın !

 
 

Hayırlı olsun !

 
 

Sıhhatler olsun !

 
 

Mutlu bayramlar !

 
 

İyi eğlenceler !

 
 

Başarılar !

 
   
       

ZAMAN 

 
 

Saat kaç?

Saat sekize on var.

 
 

Bugün ayın kaçı ?

Bugün ayın ondördü.

 
 

Hangi mevsimdeyiz ?

 
 

Hangi aydayız ?

 
 

Kaç yaşındasınız ?

 
 

Bugün günlerden ne ?

 
 

Doğum tarihiniz ne ?

 
 

Bugün hava nasıl ?

 

KIYAFET– MAĞAZA  

 
 

Sabahleyin kaçta açıyorsunuz ?

 
 

Ne zaman açıksınız?

= Kaça kadar açıksınız?

 
 

Pazar günleri açık mısınız?

 
 

Yardımcı olabilir miyim?

İhtiyacımız olursa sizi çağırırız?

 
 
 

Neye bakmıştınız ?

Teşekkürler sadece bakıyorduk.

 
 
 

Soyunma odaları şu tarafta.

 
 

Baktığınız bir şey var mı? = Nasıl bir şey bakmıştınız?

 
 

Kaç beden giyiyorsunuz ?34 beden istiyorum.

 
 

Tam sizin bedeniniz var.Bunun daha büyük bir bedeni var mı ?

 
 

Bunu öneriyorum.

 
 

Erkek giyimi ne tarafta ?

 
 

Ayakkabı reyonu nerede ?

 
 

Bir çift eldiven istiyorum.

 
 

Bunun mavisi var mı ?

 
 

Bu renk sizi açtı.

 
 

Rengini beğenmedim.

 
 

Bunu deneyebilir miyim ?

 
 

Tam size göre.

 
 

Sizde harika durdu.

 
 

Size gerçekten çok yakıştı.

 
 

Çok dar. Û Çok bol.

 
 

Paket yapar mısınız ?

 
 

Sezonluk neleriniz var ?

 
 

Ne renk istemiştiniz ?

 
 

Karta ne yazalım.

 
 

En sevdiğiniz renk hangisi ?

 
 

Borcum ne kadar ?

 
 

Bir elbise almak istiyorum.

 
 

Elbiseyi ne renk düşünüyorsunuz ?

 
 

Bugün çok zakışıklısınız. / güzelsiniz.

 
 

Bu elbise kaç lira ?

 
 

Vitrindeki etekten rica ediyorum.

 
 

Daha ucuz bir pantolon rica ediyorum.

 
 

Bu elbiseyi deneyebilir miyim ?

 
 

Bu elbise bana dar.

 
 

Bunu beğendim, alıyorum.

 
 

Bir çift ayakkabı istiyorum.

 
 

Kaç numara giyiyorsunuz ?

 
 

Ne renk istiyorsunuz ?

 
 

Bu ayakkabıyı tamir edebilir misiniz ?

 
 

Borcum ne kadar ?

 
 

Nasıl bir gömlek istiyorsunuz ?

 
 

Çok pahalı. İndirim yapamaz mısınız ?

 
 

Kardeşim kıravat takıyor.

 
 

Annem küpe takıyor.

 
 

Pantolonu ütülediniz mi ?

 
 

Çamaşırları yıkadın mı ?

 
 

Bugün bayram alış verişi yapacağız.

 
 

Gömlek  size çok yakışmış.

 
 

Hangi renkten hoşlanıyorsunuz ?Mavi renkten hoşlanıyorum.

 
 

Hangi renk daha güzel ?

Mavi renk daha güzel.

 
         

BERBER - KUAFÖR

 

Sıra var mı ?

 
 

Buyrun  bir kişi var.

 
 

Nasıl keselim ?

 
 

Saç mı sakal mı ?

 
 

Sadece saç olacak.

 
 

Kısaltalım mı ?

 
 

Her tarafından az kısaltın lütfen.

 
 

Yanlardan biraz kısaltın.

 
 

Yanlardan alın biraz

 
 

Enseyi açalım mı?

 
 

Üstten biraz alın

 
 

Sağa doğru tarıyorum.

 
 

Ortadan ayırıyorum.

 
 

Kulak hizasına kadar kısaltın.

 
 

Kulakları açalım mı?

 
 

Enseyi jiletle mi alayım?

 
 

Makinayla mı alayım ?

 
 

Kaç numara yapalım.?

 
 

Yıkayalım mı?

 
 

Fön çekelim mi?

 
 

Jöle ister misiniz?

 
 

Masaj yapalım mı?

 
 

Kulakları temizleyelim mi?

 
 

Yakalım mı yoksa keselim mi?

 
 

Kılları alalım mı?

 
 

Kolonyağı alır mıydınız?

 
 

Jileti değiştirir misiniz?

 
 

Sakal tıraşı olacağım.

 

PİKNİK 

 
 

Haydi pikniğe gidelim.

 
 

Ateş yakabilir misin?

 
 

Kibritiniz var mı?

 
 

Odun toplayabilir misin?

 

SPOR 

 
 

Maç saat kaçta başlıyor?

 
 

Birinci ligde kaç takım var?

 
 

Bu yıl Avrupa şampiyonlar kupasına hangi takımlar katılıyor?

 
 

Orta sahada çok iyi oyuncular var.

 
 

Bugün beş Balkan rekoru kırıldı.

 
 

Yarışmaya hangi ülkeler katılıyor?

 
 

Maç bileti kaç lira?

 
 

Hangi takım şampiyon oldu?

 
 

Olimpiyatlar ne zaman başlıyor?

 

OKUL  

 
 

Lütfen kaleminizi verir misiniz?

 
 

Anladınız mı ?Evet anladım. / Hayır anlamadım.

 
 
 

Okula ne ile geliyorsun? / Eve ne ile gideceksin?

 
 

Bugün hangi konuyu işlediniz?

Bugün okulda çok ilginç bir konu işledik.

 
 

Öğrenciler teneffüste çay içiyorlar.

 
 

Hangi okula gidiyorsun? = Hangi okulda  okuyorsun?  = Nerede okuyorsunuz ?Bilgisayar Lisesi’nde okuyorum

 
 

Alfebeyi biliyor musun?

 
 

Pencereyi kapatabilir miyim? / açabilir miyim?

 
 

Hocam! İmtihandan kaç aldım?

 
 

Bize / Bana kızdınız mı?

 
 

Bugün Türkçe var mı?

 
 

Yarın hangi dersler var?

 
 

Kaçıncı sınıftasın?

 
 

Hangi bölümde okuyorsunuz?

Ekonomide okuyorum.

 
         
 

 

AİLE  

 

Ev telefon numaranız kaç?

 
 

Cep telefon numaranız kaç?

 
 

Eviniz kaç odalı?

 
 

Burası neresi?

 
 

Osman bey neyin oluyor?

 
 

Kardeşime mektup yazıyorum.

 
 

Babam sigara içmez.

 
 

Baban nerede çalışıyor?

 
 

Kaç kardeşin var ?

 

SAĞLIK

 

Geçen hafta ayağım burkuldu.

 
 

Uzağı göremiyorum.

 
 

Kulaklarım duymuyor.

 
 

Ne zamandan beri başınız ağrıyor ?

 
 

Başım ağrıyor.

 
 

Dişim ağrıyor.

 
 

Dişim çürük.

 
 

Diş çektirdim.

 
 

Doktora gittim.

 
 

Doktor ilaç verdi.

 
 

Gözlük kullanmalıyım.

 
 

Karnım ağrıyor

 
 

Karnım aç.

 
 

Susadım.

 
 

Acıktım.

 
 

Neyiniz var?

 
 

Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

 
 

Tedavi kaç gün sürer?

 
 

Geçmiş olsun.

 

YOLCULUK – ADRES

 198

Hangi dilleri konuşabiliyorsun?

 
 

Kaç dil biliyorsunuz?

 
 

Yabancı dil biliyor musunuz?

 
 

Şehrinizin nüfusu ne kadar?

 
 

Cumhurbaşkanınızın adı ne ?

 
 

Ankara’da havalar nasıl ?

 
 

Tatile nereye gideceksiniz ?

 
 

Bugün sıcaklık kaç derece ?

 
 

Terminale kaç numaralı otobüs gidiyor?

 
 

Türkiye’nin  başkenti neresi ?

 
 

Türkiye’nin para birimi ne?

 
 

Türk bayrağında hangi renkler var?

 
 

Kaç kardeşin var?

 
 

Mesleğiniz ne?

= Ne iş yapıyorsun?

= Nerede çalışıyorsunuz?

 
 

Sizin idealinizdeki meslek ne?

= Büyüyünce ( = ileride ) ne olmak istiyorsun?

 
 

Doğum tarihin kaç?

 
 

Telefon numaranız kaç?

 
 

Vizeniz var mı?

 
 

Valizinizi açar mısınız ?

 
 

Döviz bürosu nerede ?

 
 

Nerelisiniz ?

 
 

Ne zaman gitmek istiyorsunuz?

 
 

Tek gidiş mi,  gidiş-dönüş mü?

 
 

Sigara içilmeyen yerden olsun lütfen.

 
 

Pencere kenarı mı koridor mu?

 
 

İstanbul’a en erken kaçta otobüsünüz var?

 
 

Uçak için yer ayırmak istiyorum.

 
 

Yakında bir lokanta var mı?

 
 

Evet karşıda var.

 
 

Tren ne zaman hareket ediyor?

 
 

İstanbul-Ankara arası kaç saat sürüyor?

 
 

Hangi dili / dilleri biliyorsunuz?

 
 

Türkçe, İngilizce, Fransızca biliyorum.

 
 

Türkçe biliyor musunuz?

 
 

Evet, biraz biliyorum.

 
 

Bugün sıcaklık kaç derece?

 
 

Odanızı temizleyebilir miyim?

 
 

Şehir merkezine nasıl gidebilirim?

 
 

Ankara bileti istiyorum.

 
 

36 pozluk bir film istiyorum.

 
 

Fotoğrafınızı çekebilir miyim?

/ Bizim fotoğrafımızı çekebilir misiniz?

 
 

Bu filmi banyo yapar mısınız?

 
 

Kaçar adet istiyorsunuz?

Her negatiften birer adet istiyorum.

 
 

Otobüs durağı nerede?

 
 

Dolar bozdurmak istiyorum.

 
 

Penrece kenarı istiyorum.

 
 

Nereden telefon edebilirim?

 
 

Nereden geliyorsunuz?

 
 

Nereye gitmek istiyorsunuz?

 
 

Öğrenci indirimi var mı?

 
 

Yolda mola veriyor musunuz?

 
 

Yemek veriliyor mu?

 
 

Mesleğiniz ne?

Ne iş yapıyorsunuz ?

Doktorum.

 
 

Ne kadar bağaja izin veriliyor?

 
 

Bağajım yok.

 
 

Bagajı alabilir miyim?

 
 

Bir soraki uçak ne zaman ?

 
 

Uçak vaktinde mi hareket ediyor?

 
 

Uçak buraya ne zaman geliyor ?

 
 

Varış vakti ne zaman?

 
 

Koltuğunuz 12F

 
 

Benim yerime oturmuşsunuz.

 
 

Emniyet kemerlerinizi takınız ve koltuklarınızı dik tutunuz.

 
 

Lütfen koltuklarınızın arkasını dik tutunuz.

 
 

Ne içmek istersiniz?

 
 

Gümrüğe tabi bir şeyiniz var mı?

 
 

Pasaportunuzu görebilir miyim?

 
 

Yanınızda ne kadar paranız var ?

 
 

Vizeniz var mı?

 
 

Ne kadar kalmayı planlıyorsunuz?

 
 

Ziyaretinizin amacı nadir ?

 
 

Bir sonraki durak Antalya’dır.

 
 

Boş yer var mı?

 
 

Burada kimse oturuyor mu?

=  Buranın sahibi var mı?

 
 

Buraya oturabilir miyim?

 
 

Hangi duraktayız?

 
 

Bu otobüs nereye kadar gidiyor?

 
 

Taksim'e gelince bana haber verir misiniz?

 
 

Lütfen açılır mısınız?

 
 

İnişler arka kapıdan.

 
 

Nerden geliyorsunuz?

Almanya’dan geliyorum.

 
 

Nerelisiniz?

Romanyalıyım.

 
 

Nerede kalıyorsunuz?

Kent Otel’de kalıyorum.

 
 

Beni hava alanına götürün.

 
 

Sigara içmemde sakınca var mı?

 
 

Şurdaki ev mi?

 
 

Adres burada yazılı.

 
 

Burası uygun mu?

 
 

Geç kaldım lütfen acele edin.

/ Yavaş gidin.

 
 

Galiba kayboldum.

 
 

En yakın tren istasyonu nerede?

 
 

Postahane nerede?

 
 

Hava alanına nasıl gidebilirim?

 
 

Atatürk caddesini

    biliyor musunuz ?

 
 

Yürüyerek gidebilir miyim?

Burdan oraya gidemezsiniz. 

= Bayağı uzak  

 
 

Bu civarda.

 
 

İlerde sağda.

 
 

Köşeden sola dön.

 
 

Dikkat et!

 
 

Burdan dön.

 
 

Tuvalete gitmem lâzım.

 
 

Ne kadar bekleyebilirsiniz?

 
 

İyi yolculuklar.

 
 

İyi uçuşlar.

 
 

Yolunuz açık olsun.

 
 

Dikkatli sürün.

 
 

Kendine dikkat et.

 
 

Seni özleyeceğiz.

 
 

Yolculuk nasıl geçti?

 
 

Eğlendin mi?

 
 

Hiç resim çektin mi?

 
 

Yokluğunu çok hissettik.

 
 

Araba Servisi

 
 

Depoyu ful yapın lütfen.

 
 

Yol haritası istiyorum.

 
 

Lastikleri ontrol eder misiniz?

 
 

Arabam bozuldu.

 
 

Lastiğim patladı.

 
 

Çekici istiyorum.

 
 

Avukatımı görmek istiyorum.

 
 

Suçumuz ne?

 
 

Ben bir şey yapmadım.

 
 

Ehliyetinizi görebilir miyim?

 
 

Önceden iki kişilik yer ayırtmıştık.

 
 

Çift kişilik odanız var mı?

 
 

Boş odanız var mı?

 
 

Arkadaş size odaları gösterecek onu takip edin lütlen.

 
 

Kaç kişilik oda istersiniz?

 
 

Asansör şurada merdivenin yanında.

 
 

Cadde tarafında odanız varsa olabilir.

 
     
 

Kaç gün kalacaksınız?

5 gün. (Kesin değil uzayabilir.)

 
 

Geceliği ne kadar?

 
 

Bu odayı tutuyorum.

 
 

Odaları görebilir miyim?

 
 

Şu fişi doldurmanız gerekiyor.

 
 

Bana bir not var mı?

 
 

Afedersiniz  ..... numarayı bağlayabilir misiniz?

 
 

Tek kişilik odamız kalmadı.

= Üzgünüm odamız kalmadı.

=  Üzgünüm otelimiz dolu

 
 

Yer ayırabilir miyim acaba?

Evet buyrun sizi dinliyorum.

 
 

Adınızı ve telefonunuzu söyler misiniz?

İstediğini özel bir şey var mı?

 
 

Odalarımız klimalıdır.

 
 

Odalarımızda televizyon vardır.

 
 

Balkonlu bir oda istiyorum.

 
 

Denizi gören odalarımız var

   ister misiniz?

 
 

Deniz gören odalar meşgul.

 
 

Anahtarınızı vereyim mi?

 
 

Anahtarı alabilir miyim?

 
 

Kaç gün kalacaksınız?

 
 

Günlüğü ne kadar ?

Yemek dahil günlüğü................

 
 

Kahvaltı veriyor musunuz?

= Kahvaltı ne zaman veriliyor?

= Kahvaltı başladı mı ?

 
 

Sadece kalma ücreti ne kadar?

 
 

Kimliğinizi alabilir miyim?

 
 

Resepsiyonun telefon

   numarası kaç?

 
 

Bir ihtiyacınız olursa resepsiyonu arayabilirsiniz.

 
 

Kredi kartı ile ödeme yapabilir miyim?

 
 

Kredi kartı geçerlidir.

 
 

Şuraya imza atabilir misiniz?

 
 

Afersiniz 167 numaraya iki meyve suyu getirebilir misiniz?

 
 

Oda numaranız......

 
 

Kaç numaralı odada kalıyorsunuz?

 
 

Aferdersiniz anahtarımı içeride unuttum, yedek var mı?

 
 

Lütfen anahtarı giderken vermeyi unutmayın?

 
 

Anahtarları nereye bırakayım?

 
 

YİYECEKLER – RESTORAN 

 336

Buyrun hoş geldiniz.

 
 

Ne arzu ederdiniz?

 
 

Nasıl yardımcı olabilirim?

 
 

Ne içmek istersiniz?

 
 

Ne almak istersiniz?

 
 

Buraya oturabilirsiniz.

 
 

Rezervasyonunuz var mıydı ?

 
 

Buyrun buraya oturun lütfen?

 
 

Üzgünüm burası meşgul.

 
 

Şuraya oturmak istermisiniz?

 
 

Bu masa ayırtıldı efendim.

 
 

Hangi masaya oturmak istersiniz?

 
 

Bahçede yerimiz var efendim.

 
 

Dışarıda oturmak ister miydiniz?

 
 

Üzgünüm burası aile için.

 
 

Yukarıda da yerimiz var.

 
 

Sandalye getireyim mi?

 
     
 

İsterseniz iki masayı birleştirebiliriz.

 
 

Üzgünüm yerimiz kalmadı.

 
 

Çorbalardan neyiniz var?

 
 

Salata çeşitleriniz nedir?

 
 

Mönüyü alabilir miyim?

 
 

Ben  önce bir ezogelin istiyorum.

 
 

İşkembe var mı?

 
 

Önce birer  mercimek çorbası alalım.

 
 

Çorbadan sonra ne arzu edersiniz?

 
 

Adana kebap var mı?

 
 

Ben bir adana kebap istiyorum.

 
 

Ben bir Urfa kebap alayım.

 
 

Tavuk döner var mı?

 
 

Salata ister misiniz?

 
 

Cacık var mı ?

 
 

Ortaya bir çoban salatası lütfen.

 
 

Meyve suyunuz varsa birer meyve suyu alalım .

 
 

Ayranınız var mı?

 
 

Birer ayran getirin lütfen?

 
 

Aferdersiniz masayı temizleyebilir misiniz?

 
 

Kürdan var mı acaba?

 
 

Afiyet olsun efendim

 
 

Bir arzunuz var mıydı efendim?

 
 

Şöyle buyurun.

 
 

Tatlı ister misiniz?

 
 

Neler var?

 
 

Tulumba, kadayıf, baklava, kazandibi, sütlaç, kemalpaşa var efendim.

 
 

Kadayıf  alayım.

 
 

Yanında dondurma ister misiniz?

 
 

Az pilav üstü  kuru alayım.

 
 

Sulu yemeğiniz var mı?

 
 

Hesap lütfen.

Hesabı kasaya ödüyorsunuz.

 
 

Fiş alabilir miyim?

Buyrun paranızın üstü.

 
 

Üstü kalsın.

Hayırlı işler.

 
 

Yine bekleriz efendim.

 
 

Lavabo nerede acaba.

 
 

Peçete alabilir miyim?

 
 

Çay alabir miyiz?

 
 

Ellerimi nerede yıkayabilirim?

 
 

Acıktım.

 
 

Ne almak istiyorsun?

Ekmek almak istiyorum.

 
 

Fasulyenin kilosu kaç lira?

 
 

Buyurun, ne arzu edersiniz?

 
 

Meyvelerden ne almak istiyorsunuz?

 
 

Tatlılardan ne var?

/ Yemeklerden ne var?  

/  Çorbalardan neler var ?

 
 

Yemek listesi lütfen !

 
 

Bugün mönüde ne var?

 
 

Kaç kilo elma istiyorsunuz ?

 
 

Yemek yemek istiyorum.

 
 

Çay içmek ister misiniz?

Çay içmek istiyorum.

 
 

Ne yemek istersiniz?

 
 

İçeceklerden ne var?

 
 

Çay demleyebilir misin?

 
 

Yemek pişirebiliyor musun?

 
 

Sebzeler taze mi?

 
 

Bugün öğle yemeğini nerede yiyeceksin?

 
 

Yemeği nasıl buldun?

/ Yemeği beğendiniz mi?

 
 

Ketçapı nerede ?

 
 

Maalesef kalmadı.

 
 

Paket yapalım mı?

 
 

Nasıl ödeyeceksiniz?

 
 

Yemek kuponu alıyor musunuz?

 
 

Kredi kartıyla mı yoksa nakit mi ödeyeceksiniz ?

Nakit ödeyeceğim.

 
 

Kimliğinizi görebilir miyim?

 
 

Yardım ister misiniz?

 
 

Siparişimi alabilir miyim?

/ Siparişimi alayım.

Bir hamburger büyük patates ve bir kola.

 
 

Ne istersiniz?

 
 

Küçük mü,  büyük mü ?

 
 

Burda mı yiyeceksiniz?

 
 

Paket mi istiyorsunuz?

 
 

Buz olmasın lütfen.

 
 

Hangi içecekler var?

 
 

Biber var mı?

 
 

Tuz rica edeyim.

 
 

Peçete alabilir miyim?

 
 

Ketçap ister misiniz?

Ketçap olmasın.

 
 

Mayonez kalsın.

 
 

Soğan fazla olmasın.

 
 

Yanında içecek ne istersiniz? = Yanında içecek bir şey ister misiniz?

 
 

Buyurun.

 
 

Küçük bir pizza alayım.

 
 

Peynirli sucuklu karışık olsun.

 
 

Ne zaman hazır olur?

 
 

Kaç para? = Ne kadar?

 
 

Kaç kişisiniz?

Iki kişilik masa.

 
 

Sigara içilmeyen bir yer istiyorum

 
 

Rezervasyonunuz var mı?

 
 

Bir iki dakika içinde bir masa ayarlarız.

 
 

Sigara içilen bir yer istiyorum.

 
 

Burası aile yeri.

 
 

Bu masaya başka biri oturacak.

 
 

Beklettiğim için özür dilerim.

 
 

İçecek bir şey ister misiniz?

 
 

Mönüyü görmek istiyorum.

 
 

Yanında çorba veya salata arzu eder misiniz?

 
 

Kahve lütfen.

 
 

Su getirir misiniz?

 
 

Garson!

 
 

Bakar mısınız?

 
 

Birazdan söyleyeceğim.

 
 

Birini bekliyorum.

 
 

Siparişiniz henüz hazır değil efendim.

 
 

Ne önerirsiniz?

 
 

Yanında salata var mı?

 
 

Vejetaryen yemekler var mı?

 
 

Kebaplardan neler var?

 
 

Biraz daha salata istiyorum.

/ Biraz daha ekmek alabilir miyim?

 
 

Bu balık taze değil.

 
 

Tuvalet ne tarafta?

 
 

Paket olarak alabilir miyim?

 
 

Dikkat edin tabak sıcak.

 
 

Umarım yemeği beğemişsinizdir?

 
 

Başka bir arzunuz var mı?

 
 

Tatlı ister misiniz?

 
 

Hesabı alabilir miyim?

= Hesap lütfen.

 
 

Hesaplar ayrı olsun lütfen.

 
 

Fiş alabilir miyiz?

 
 

Bana ödeyebilirsiniz.

 
 

Galiba bir hata var.

 
 

Üstü kalsın.

 
 

Kim ısmarlıyor?

Ben ısmarlıyorum.

 
 
 

Sen ne alacaksın?

 
 

Yemek ne zaman hazır olacak?

Yemek hazır sayılır.

 
 

Lütfen sofraya oturun.

 
 

Tatmak ister misin?

 
 

Tuzu bana uzatır mısın?

 
 

Tabağını uzatır mısın?

 
 

Ekmeği dağıtır mısın?

 
 

Bana biraz daha salata koyabilir misin ?

 
 

Bundan daha var mı?

 
 

Tatlı ne var?

 
 

Elinize sağlık?

 
 

Yemekler çok güzel olmuş.

 
 

Allah ziyade etsin.

 
 

Aspirin istiyorum.

 
 

Böcek ilacı istiyorum.

 
 

Ayak pudrası istiyorum

 
 

Sıradaki.

 
 

Sırada mısınız?

 
 

Biletler ne kadar?

 
 

Maalesef bilet kalmadı?

 
 

Öğrenci indirimi var mı?

/ Grup indiriminiz var mı?

 
 

Gösteri ne kadar sürüyor?

Gösteri iki saat sürüyor.

 
 

Rezervasyon yaptırdınız mı?

 
 

Bozuğunuz var mı?

 
 

Biletimizi başka bir gün için değiştirebilir misiniz?

 
 

Bir düzine gül rica edecektim.

 
 

Hangi çiçekler en taze?

 
 

Doğum günü için bir çiçek almak istiyorum.

 
 

Saçlarımı kestirmek istiyorum.

 
 

Nasıl bir model istiyorsunuz?

 
 

Saçınız yıkanacak mı?

 
 

Çok kısa kesmeyin

 
 

Bana niçin kızıyorsunuz?

 
 

Size yemin edebilirim.

 
 

Ciddi mi konuşuyorsunuz?

/ Şaka mı yapıyorsunuz?

Şaka yapyorum. Çok ciddiyim.

 
 

Söz veriyorum.

 
 

Arabamı yıkar mısınız?

 
 

Buraya park etmek yasaktır.

 
 

Arabanızın plaka numarası ne?

 
 

Ne yapıyorsun Ayşe?

Kitap okuyorum.

 
 

Akşam kaçta yatıyorsunuz?

 
 

Sabah saat kaçta kalkıyorsunuz?

 
 

Hayvanları sever misin?

 
 

Hafta sonu sinemaya gidecek misin?

 

Türkçede Fiil Çekimleri Ve Arap Öğrencilere Öğretimi

           Bu makale Arap öğrencilere Türkçe fiil çekimlerinin öğretiminde karşılaşılan problemleri belirlenme ve çözüm yolları bulmayı hedefliyor. Türkçenin iletişim dili olarak öğretiminde fiil çekimlerinin önemini vurguluyor. Arapça zamanlarla karşılaştırmalı öğretimin esaslarını, hedef dil ile anadil arasında eylem zamanlarında birbirine benzeyen ve benzemeyen yönleri belirlenmeye çalışıyor. Karşılaştırmayı örnek fiil çekim tabloları üzerinde gösteriyor. Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde karşılaşılan problemlere değiniyor ve çözüm yolları arıyor.

           Her toplum zaman olgusunu kendi dilinde, kültüründeki konumuna paralel bir formda etkinleştirir ve onunla bağdaşık bir zaman kullanım sistemini geliştirir. Gramatikal kavram olarak zaman sistemleri, dillere göre bazı farklılıklar gösterse de, anlatım bakımından tüm diller aynı eylemzamanlarınıifade etme gücüne sahiptirler. Her dilde farklızaman kiplerinin olması,toplumların kendi kültürel yapılarına uygun eylem zamanlarınıdaha sık kullanmalarısonucunda ortaya çıkmıştır. Bir bakıma sosyokültürel sebepler, toplumda daha çok ihtiyaç duyulan zaman kiplerinin gelişmesine yardımcıolurken, daha az kullanılanların da zayıf kalmasına neden olmaktadır. Toplumda aktif olarak işleyen zamanlarıdüzenleyen ve öğretimini yüklenen bir bilim dalıolan dilbilgisinin çok kullanılan zamanlara önem vermesi, onların daha da güçlenmesine katkısağlamıştır. Yine işleyen zamanların kitaplarda ve özellikle okul kitaplarında yer alıp öğretilmesi, diller arasında farklızamanların ortaya çıkmasınıetkilemiştir. Çünkü bir toplumda az kullanılan bir zaman kipi, tarihî süreç içinde o toplumda unutulmaya yüz tutarken, başka bir toplumda aynıkipin belki daha da yaygınlaşması,diller arasızaman farklarınıortaya çıkarmıştır.

             Toplumların kültürel yapılarıkullanılan zaman türlerini etkiler. Günümüzde bazıdillerde çok yaygın olan eylem zamanlarıbir başka dilde çok az kullanılmakta veya bazen hiç kullanılmamaktadır. Bu özellikler o dili konuşan toplumun kültürüyle bağlantılıolarak gelişen olaylardır. Çünkü her toplum kendi zaman kültürüyle sistemleşen dil kapsamında düşünce ve isteklerini ifade edebilme gücünü kazanır. Bu olgu yabancıdil öğretimine yansıtıldığında, hedef dilde olan eylem zamanıanadilde aktif değilse, aynıanlamıtaşıyan eylem zamanının oluşturulabileceği anlamına gelir. Bunun için bir dilde eylem zamanlarının ne çokluğu-azlığıne de öğrenim kolaylığı-zorluğu dillerin zenginliğini göstermez; bu sıfatlarla dillerin nitelenip tabiatlarıyla ilişkilendirilmesi doğru olmaz. Her dilde zamanların oluşumu toplumsal ihtiyaçlara uygun olarak ortaya çıkmasıbir gerçektir. Arap öğrenciler için hedef dil Türkçe, anadillerine oranla azımsanmayacak sayıda işleyen eylem zamanına sahip bir dildir. Benzer bir durum daİngilizceyle karşılaştırıldığında ortaya çıkmaktadır. "Arapçada temel zamanlar,İngilizcede olduğu gibi mazi, hal ve istikbal olmak üzere üçe ayrılır. Gramatik açıdanel-mâzîözel bir kalıba sahipken hal ve istikbal,el-muzâri'adıaltında ortak bir forma sahiptir. Arapçada bu üç zamanİngilizcedeki gibi detaylıbir gramatik taksime tabi tutulmamakla beraber,İngilizcedeki 12 zaman formunu eksiksiz karşılayacak Arapça zaman yapılarımevcuttur."1

            Günümüz Arapçasının işleyen eylem zamanlarının kemiyet ve keyfiyet olarak Türkçeyle eşdeğer bir durumda olduğu söylenemeyebilir. Bunun sebebi, geçmişte olduğu gibi günümüzde hâlen Arapça öğretim kitaplarının, eylem zamanlarınısadeceel-mâzî(çr^3^),el-muzâri'(^j^-^l)veel-emrolarak üç bölümşeklinde öğretimini sürdürmelerinde aranabilir. Çoğu eylem zamanlarının sistematik olarak öğretimi, dilbilgisi kitaplarının müfredat konularıdışında kalmaktadır. Arapçada gerçekte var olan ve yerine göre kullanılan zaman kipleri, Türkçe zaman kiplerini karşılayacak genişlikte, belki daha da fazla olabilir.2 Bu sebeple iki dil arasında zaman veya anlam aktarım probleminin eylem zamanlarının tekabül etmediğinden kaynaklandığı söylenemez. Öğretimde karşılaşılan olumsuz etkiler, Arapçada eylem zamanlarının yokluğu veya azlığından değildir, asıl var olan zamanların öğretime uygun bir biçimde Türkçe eylem zamanlarıyla eşleştirilememesinden kaynaklanmaktadır. Bu ise, bir yandan Arapçanın yabancı dil olarak kolay öğrenilmesini engellerken, diğer yandan da Arapların eylem zamanları daha çok olan yabancı dilleri öğrenmelerini olumsuz etkilemektedir. Bunun bir sonucu olarak Arap öğrenciler Türkçe öğrenmeye ilk başladıklarında, Arapça zamanları Türkçe zamanlarla eşleştirme sıkıntısı yaşarlar. Çünkü onlar daha önce kullandıkları halde isimlendirmedikleri yeni eylem zamanlarıyla karşılaşırlar, bu da onlarda Türkçeye karşı bir zaman sendromunun oluşmasına sebep olmaktadır. Öğrencinin böyle bir korkuya maruz kalmasını önlemek için eylem zamanlarının karşılaştırmalı öğretiminin özel bir önemi olduğu açıktır.

Çoğunlukla Arap öğrencilerin Türkçe öğrenim hedefleri, Türkçeyi iletişimde ve özellikle de iş ortamında kullanmaktır. Yabancı dil öğrenimi alanında yapılan araştırmalar, "bir yabancı dili öğrenmenin temel amacının yabancılarla iletişim kurmak"3 için olduğunu ortaya koymuştur. İletişim eylemi ise, tüm dillerde anlam aktarım aracı olan cümlenin omurgasını oluşturan fiil çekimlerini çok iyi bilmeyi gerektirir. Çekimsiz fiillerle cümlelerin kurulamadığı dikkate alınırsa, fiil çekimlerini bilmenin dilsel iletişimdeki rolü daha kolay anlaşılır. Yani yabancı bir dilde iletişim kurabilmek için o dilin fiil çekimlerini doğru öğrenip kullanabilmekle mümkündür. Öneminden dolayı öğretimde fiil çekimleri daha dikkatli plânlanmalı ve öğretim programında öngörülen hedeflere mutlaka ulaşılmalıdır. Çünkü fiil çekimleri, süresi içinde kavratılmazsa konuşma becerisinin gelişmesini engeller ve öğrencinin öğretimden kopmasına sebep olabilir. "Öğrenmenin gerçekleştiği bağlamda kilit önemi olan yönlerin öğrencileri birey olarak anlamak, öğrenmeyle ilgili ihtiyaç, istek, tarz ve stratejilerini anlamak gerekir. Bunların yanında ders kitabı, yerel koşullar, sınıfın içinde bulunduğu kültür de bu yönlere eklenmesi gerekir".4

Kahire Türkçe Öğretim Merkezinde, Arap öğrencilerin Türkçe fiil çekimlerini öğrenmede karşılaştıkları zorlukları izleme, nedenlerini bulup çözüm üretme çabaları bu çalışmanın ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Uygulamada karşılaşılan problemlerin çözümü için, anadil ile hedef dilde fiil çekimleri yapı, sayı, kullanım sıklığı ve anlam bakımından eşleştirilmeye çalışılacaktır. İki dilin eylem zamanları arasında tekabül esasına göre mi, yoksa tenakuz esasına göre mi sınıflandırmanın yapılacağı belirlenmeye çalışılacaktır. Türkçe zamanların öğrenimin zor olduğuna dair söylentilerin kaynağı ve doğruluk derecesi araştırılacaktır. Kolaylaştırıcı sebepler aranacak ve bunların neler olabileceği belirlenmeye çalışılacaktır. Türkçenin Araplara yabancı dil olarak öğretimiyle ilgili daha önce yapılan araştırmalar, kitaplar incelenecek onların ortak bulgu ve çözüm önerilerinin sınıf içi uygulamalardaki başarısı veya uygulanabilirlikleri ile ilgili sonuçlar üzerinde durulacaktır.

Türkçe Fiil Çekimlerinin Arap Öğrencilere Öğretimi

Eylem kök ya da gövdesine çekim ekleri getirilerek eylemin çekime sokulmasına eylem çekimi denir.5 Fiillerin cümle içinde yüklem olabilmeleri için çekimli olması gerekir. Fiil çekimleri, fiil kökünün üstüne kip eki ve onun üstüne de şahıs eklerinin getirilmesiyle yapılır. Türkçede iki tür fiil çekim zamanı vardır: Tek zamanlı fiiller, bileşik zamanlı filler. Tek zamanlı fiiller, asıl fiiller ve yardımcı fiiller olarak kendi aralarında iki kısma ayrılırlar. Asıl fiiller kendi başlarına bulunabilen, başka bir kelimenin varlığı üzerine bina edilmeyen fiillerdir. Yardımcı fiiller veya bileşik fiil zamanları ise, kendi başlarına kullanılma imkânı az olan ve başka bir kelime ile birlikte bulunmaya yatkın fiillerdir.Türkçede dokuz zamanı olan asıl fiiller kendi aralarında, bildirme kipleri ve İsteme kipleri olmak üzere iki kısma ayrılırlar.

Devamını okumak için tıklayınız...

 

Türkçede Ses Ve Anlam İlişkisi Üzerine Bir İnceleme

Türkçede sesbilgisi çalışmaları henüz gelişmemiştir. Akustik, fizyolojik, karşılaştırmalı, artsüremli, eşsüremli sesbilgisi incelemelerine az da olsa rastlanmaktadır. Bu çalışmada Türkçenin sesleri sesbilgisi ile anlambilim arasındaki ilişkiler açısından ele alınmış ve bazı seslerin anlamsal işlevlerinin neler olduğu, adbilim çalışmaları bağlamında, ad-nesne uygunluğu çerçevesinde üslup çalışmaları ve filolojik incelemelerden hareketle saptanmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sesbilgisi, ad, adbilim, nesne, anlam, anlambilim, şiir, üslup, ünlü, ünsüz

Türkçede seslerin çeşitli yönlerini ele alan incelemeler olduğu halde anlambilgisi açısından değerlerini ele alan çok fazla çalışma yoktur. Türkçedeki seslerin işlevlerini genel olarak "görevsel sesbilimi" açısından ele alan tek çalışmayı Ergenç yapmıştır. Coşkun da çalışmasının sonunda şiir yazma ve açıklamada fonetik ile semantik ilişkisi kurulması gerektiğini belirtmekle yetinir. Onun da dediği gibi sözcüklere anlamını kazandıran, onların en küçük anlamlı birimleri olan seslerdir.

Platon'un Kratylos diyalogundan beri, sözcükteki seslerin değer ve karakterleri ile gösterdiği nesneyi betimleyen anlam arasında bir ilişki olduğu bilinmektedir. Buna karşılık, sesbilgisi çalışmaları daha çok fizyolojik özelliklere ve söyleyişe özgü kaldığından, üslup (biçem-style) çalışmaları sesbilgisinden ayrı olarak gerçekleştirilmiş ve biçembilgisi filolojik araştırmaların bir alt dalını oluşturmuştur.Oysa sesbilgisindeki son eğilimlerden biri, sesbilgisinin söylem çözümlemesi (discourse analysis) ile ilişkilendirilerek işlenmesidir. Söylem çözümlemesi çalışmaları daha önceleri sözlü dili temel alan söyleyiş sesbilgisi içinde gerçekleştirilirken artık yazılı metinlerin ve bu arada yazınsal metinlerin ses değerlerinin yazınsallık-şiirsellik ve anlam yükü açısından çözümlemesine doğru yönelmektedir. Böylece edebiyat eleştirisi dilbilimle ilişki kurmakta ve dilbilimsel edebiyat eleştirisi gelişmektedir.

Semantik Bağlamda Poetik Ve Fonetik İlişkiler

Yazılı dilin yetkinleşmişlik açısından en uç noktası kuşkusuz şiirdir. Öbür yazın türlerinde amaç metnin dışında bulunan bir düşünsel odağa yönelik olduğu halde şiirin göndergesi yine kendisidir.

Şiirin ne olduğu Aristoteles'ten beri tartışılmaktadır. Şiirin kuramsal yönlerini açıklayan poetika kitaplarına yazın tarihinde sık rastlanır

Poetikalar Aristoteles, Horatius ve Boileau gibi yazarların kaleminde şiirle ilgili kuramsal bir inceleme niteliği kazanırken çeşitli yazın akımlarının anlayışını sergileyen bildirgeler ve şairlerin kendi şiir görüşlerini açıkladıkları yazılar da poetika kapsamına girer.

Poetikalarda genellikle biçimsel ve anlamsal yapılarla düşünsel içerik çözümlenir.

Şiir seslerinin şiirsel mimarinin yapı taşları olduğu düşünülürse seslerin çözümlenmesinin de aynı zamanda anlambilimsel sonuçlar çıkarmaya hizmet edeceği anlaşılır. Aksan da şiir dili incelemelerini dilbilimin tam içinde hatta tam ortasında yer aldığına inandığını belirtir.


Şiirde seslerin dağılımı, sözcüklerin metin içindeki yatay ve dikey dağılımı kadar önem ve anlam taşır. Çünkü ses, şiirsel yapıda etkiyi yaratan ya da çoğaltan önemli öğelerin başında yer alır. Seslerin ve ses öbeklerinin yinelenme sıklığı ve metin içindeki yerleşimi özel bir dizge oluşturur ve bu biçimsel yapı çoğu kez içerik düzlemini destekleyerek anlamın etkisini oluşturur. Bu konuda Roman Jakobson biçimci araştırmanın ilk üç aşamasını şu şekilde sıralar

  1. Bir yazınsal yapıtın sessel görünümlerinin çözümlenmesi;
  2. Bir şiirbilim çerçevesinde anlamlandırma sorunları;
  3. Ses ve anlamın bölünmez bir bütün içinde bir araya gelmesi (birleşmesi)."

Ş iir dilinde amaç, geçici de olsa, anlamla ses arasında eşitlik, uygunluk yaratmaktır. Valery'nin "şiir sesle anlam arasında uzun bir kararsızlık" sözünü Jakobson şiirin en doğru tanımı sayar.

En büyük Türk şairlerinden biri olan Tevfik Fikret hakkındaki doçentlik tezinde Kenan Akyüz, şiirde ahengin bütün tılsımını kelimenin kendisinde ve onun kullanılışında bulur. Çünkü ona göre, şiirde sesi canlı olarak taşıyan unsur kelime olduğu için ahengin sağlanması işini de her şeyden önce kelimeye dayandırmak gerekir. Cemal Süreya'nın "Şiir geldi kelimeye dayandı"  sözü, bu yaklaşımın veciz bir karşılığıdır ve Valery'nin "Şiir kelimelerle yapılır" sözünü hatırlatmaktadır.

İşte bu anlayış yüzünden, şiir çözümlemelerinde sesbilgisi verileri kullanılamamakta ve dolayısıyla şiirde yapıtaşının sözcük olduğu sanılmaktadır. Oysa sözcükaltı parçacıklar, hece ve seslerdir. Seslerin üstünde de vurgu, tonlama, ezgi ve ritim gibi parçalarüstü birimler bulunur.

Şiirin en küçük parçası sözcük olarak alındığında, armoniden imgeye değin pek çok örtülü gönderim anlaşılamayacaktır. Akyüz ve Cemal Süreya'nın yaklaşımının aksine Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret hakkındaki doçentlik tezinde şiirde müzikaliteyi bulmak için, her şeyden önce müziği aramak gerektiğini söyleyen sembolist şair Paul Verlaine'den hareketle ahenge anlam kadar önem vermek gerektiğini söyler. Bu doğrultuda Kaplan, Fikret'in şiirinde aliterasyon ve asonans örneklerini araştırır. Bu stilistik yani üslupçu tutum, sonuçta sesbilgisi ile anlambilimin şiirde ilginç buluşmasının güzel örneklerini verir.

Söyleyişteki seslerin durumu daha önce konuşma bozuklukları bağlamında ve dilbilimde diyalektoloji bağlamında incelemelere konu olmuştur. Örneğin rotasizm, lambdaizm, kappaizm, sigmaizm gibi kavramlar psikiyatride ve ses fizyolojisinde r, l, k, s gibi ünsüzleri doğru boğumlayamama anlamında bir konuşma bozukluğu adı olarak kullanılırken lengüistik açıdan lehçe araştırmalarında ses değişmelerini deyimler. Burada, üçüncü bir durum ortaya çıkmaktadır. O da, seslerin akustik psikolojisi bağlamında hangi sesin dil içinde hangi anlam durumunu çağrıştırdığı, hangi anlam izlenimini verdiği yani sesbirim olarak hangi anlambirimlerle ilişkide olduğu konusudur. Bu konuda Kaplan'ın çalışması öncü bir nitelik taşımaktadır.

Kaplan'a göre Fikret bütün ünlü ve ünsüzlerden faydalanmış, bazı sesleri ise diğerlerinden daha fazla sevmiş ve kullanmıştır. Bu seslerin başında r, s, ş, n gelir. Bunlardan başka z, l, f, p, b, v, m, h, ç, c, k seslerinden de ahenk elde etmeğe çalıştığı görülür. Fikret bu ünsüzleri birbiriyle kaynaştırarak daha zengin bir musiki yaratmaya çalışır.

r ünsüzü, Kaplan'ın belirlediğine göre, Fikret'in şiirlerinde, bazen yumuşak, bazen sert akan fakat hiç dinmeyen bir nehir gibidir. Onu hemen her sesle birleşmiş buluruz. Fikret'te r ünsüzünün fazla olmasının bir nedeni musiki kaygısı olmakla birlikte, şairin fiillerini çoğunlukla geniş zaman ve şimdiki zaman şeklinde kullanmasının da bu kullanım sıklığında rolü vardır. Çoğul eki de (-lAr) r'leri çoğaltan bir biçimbirimsel etkendir.

Fikret'te r ünsüzü çeşitli anlamlarla birleşir. Bazen "Balıkçılar" şiirindeki mısralarda, "Nef i" manzumesinde veya " Haluk'un Defteri"nde olduğu gibi devamlı bir gürültü izlenimi uyandırır.

"La Danse Serpantine"de olduğu gibi r bazen yumuşak, kadifemsi ve kaypak hareketleri anlatır. Şair bu manzumede r ile biten kelimeleri dikkatle seçmiştir. s ünsüzü, Fikret'in şiirlerinde serinlik, sükunet, sabah tazeliği, parlaklık, dini huşu anlamlarıyla armonize edilmiştir. ş ünsüzü, şiddet, gürültü, parlaklık, neşe izlenimlerini verir ve daha çok r ve s ile birlikte gelir. n ünsüzü,


hüzünlü veya neşeli, şiddetli veya sakin bir tınlama verir; diğer ünsüzlerle en güzel şekilde kaynaşan bir unsurdur. z ünsüzü, Fikret'in şiirlerinde sonbahar, karanlık, ölüm atmosferi içinde yan yana gelir. l ünsüzü, genellikle hayali, geceye ait ve uzak şeylerin izlenimlerine eşlik eder. p, b, f, v dudak ünsüzleri, Fikret'in musiki çıkardığı kaynaklardan biridir. f ve p, s ile birleşerek sakin, yumuşak hareketleri anlatır. "La Danse Serpentine"de ani dönüş ve kıvrılışlar b, br aliterasyonu ile uyumludur. t ünsüzü, sertlik, şiddet, bazen da titreklik izlenimi verir. v ünsüzü, bazen gürültü anlamına eşlik eder. m ünsüzü, bazen şiddet, bazen yumuşaklık ifade eder. h ünsüzü Fikret'in şiirlerinde bazen mahremiyet bazen köhnelik ve çirkinlik izlenimi vermek için kullanılmıştır. c, ç ünsüzü "Balıkçılar" şiirinde görüldüğü üzere daha çok ş ve diğer sert ünsüzlerle beraber sertlik, haşinlik etkisi uyandırır.

Fikret şiirlerinde en çok ünsüzlerin musikisine önem vermekle birlikte bilerek ya da bilmeyerek ünlüleri de armonize etmiştir. Bunlar da daha çok dizede anlatılan ruh haline uyar. Örneğin kalın ünlüler özellikle, yuvarlaklar (yuvarlakların incesi dahil) genellikle karanlık bir atmosfer ve ruh hali uyandırmak için kullanılmıştır. u, ü bazen a, e, i ile fısıldanarak bir raks, bir dalgalanma izlenimi verir. a, u genellikle ağır, karanlık, melankolik atmosfere uydurulmuştur. e, i daha çok neşeli, hafif yahut ince, gamlı duygulara eşlik eder.

Kaplan bu yöntemi Tanpınar'ın şiir dünyasını konu alan çalışmasında kullanmaz. Çünkü Tanpınar'ın şiirlerinde "kelime musikisi" Servet-i Fünuncular, kısmen Ahmet Haşim ve Yahya Kemal'de olduğu kadar önemli bir rol oynamaz. Tanpınar için sözcükler, seslerinden çok uyandırdıkları hayaller bakımından önemlidirler. Kaplan bu yöntemi diğer şairlerin şiirlerini çözümlerken de sürdürür. Örneğin Arif Nihat Asya'nın "Bayrak" şiirini incelerken şunlara değinir: Mısra başlarında "sen" kelimesinin ilk s sesine uyan "sabah, söyle" kelimeleri adeta eski Türk şiirinde görülen mısra başı aliterasyonunu vücuda getirmektedir.

Mustafa Seyit Sutüven'in "Sutüven" şiirinde de Kaplan son ve daha önceki heceleri r ünsüzü ile biten şiir, masalar, birer birer, Akhalılar, içtiler, tapar, mor, füsunludur, borçludur, bu yer, Homer, Mısır, asır, içer, keser, kadar gibi sözcüklerin şiirde aralıklı olarak kulağa sık sık çarptığını, şiirin musikisine karışan seslerden birinin de duman duman, dağ, tel tel, tapardı, denk, Tesalya, tığ, türkü, taşlar gibi sözcüklerin başlarındaki t ve d ünsüzleri olduğuna işaret eder.Birinci üçlükte r ve n, ikincisinde r ve d, üçüncüsünde n ve l ünsüzleri güçlü birer aliterasyon ögesidir. r, n, ve l ünsüzleri yumuşak ve akıcı özellikleri ile şiire belirgin bir yumuşaklık katmaktadır. İkinci üçlükte r ve d seslerinin aynı gramer kategorileri içinde ve yan yana kullanılmış olması, ses bağlantılarını arttırıcı bir rol oynamıştır. Şiirin tamamı dikkate alındığında r (101 adet), n (93 adet), l (72 adet), d (66 adet) seslerinin hakimiyeti görülüyor. Aynı şiirin değişik üçlüklerinden alınan şu dizeler, aynı seslerin ısrarla kullanıldığını ortaya koyuyor:

İnsan!

Nasıl sevdiğim? İnsan

Nasıl bir tanem? İnsan

Nasıl, Allah'ım!

mısraları, üçer defa tekrarlanan insan ve nasıl sözcükleri aracılığıyla güçlü bir ritmik yapı kazanmıştır. Bu altı mısrada tekrarlanan n (10 defa), s (7 defa); a (9 defa); ı (6 defa) seslerinin ia, aı, ia, aı, ia, aı düzeni içinde meydana getirdiği armoni, ses blokları hâlinde insan-nasıl, insan-nasıl, insan nasıl olarak duyulduğu zaman, bariz bir ritim unsuru karakterine bürünmektedir. Sutüven'in şu şiirinde ise durum şöyledir:

KOŞMA-XVIII'den :

Devlet kuşum, devlet kuşum

Sen uçmuşsun, ben uçmuşum

Göz önünde bulunuşum

Bulunmazca bir bulunuş

Dörtlükte, kuşum ve ben kelimelerindeki ünlülerin toplam 26 defa, diğer ünlülerin toplam 6 defa (%81 ve %19); iki kelimede mevcut olan ünsüzlerin toplam 52 defa, diğer ünsüzlerin ise toplam 21 defa (%71 ve %29) kullanıldığı görülmektedir. u ve e assonansı ile ş, m, n, b aliterasyonu, uş ve en ile desteklenmiş ve kuvvetli bir armoni elde edilmiştir.

Nazım Hikmet'in "Makinalaşmak" şiirinde tekrarlanan sesler, makinanın madde ve hareketine uygun olarak sert, katı ve monotondur. Şair, burada mekanik seslerden ibaret kelimeleri kullanır: Trrrrum trrrrum trrrrum! Trak tiki tak!

Burada bir insan sesi değil, makine sesi söz konusudur. Şiire havasını veren, şairin duygu ve düşüncesini tayin eden, bu mekanik sestir. Diğer mısralarda sözcüklerin çoğu aynı sese uydurulmak için seçilmişlerdir. Başlarında, içlerinde veya içlerinde r, k, t konsonlarını içeren sözcükler şirin dokusunu meydana getiriyor. K, r, t konsonları büyük bir yoğunluğu dikkat çekicidir. Yalnız şiirde bu sesler gelişigüzel sıralanmamıştır. Kendilerine has ritm şemaları vardır. Arka arkaya üç kere tekrarlanan "trrrrum"dan sonra farklı başka bir ses işitiyoruz: "trak tiki tak". Burada mekanik sesli üç sözcük bir mısrada toplanmıştır. kendi içinde bir ritmi içeren bu dize grubu, şiirin başında, ortasında ve sonunda üç kere tekrarlanarak bütün şiirin yapısını tayin ediyor. Nazım Hikmet'in esinlendiği ve 1930 yılında intihar eden Mayakovski de şiirlerinde belirli ritm şemaları uygulamıştır. Bunlardan birisi şöyle başlar:

"Ta-ra-ra/re-ra/ra, ra, ra, ra/r ara/

Ra-ra-ri/r ara ra/ra ra/r ara r ara/

Ra-ra-ra/ vs".

Necip Fazıl'ın şiirlerinde de musiki en önemli etkenlerden biridir. Şair, kişiliğinin iç ve dış belirişlerini, bunalım, sıkıntı ve üzüntülerini; Türk dilinin seslerinden, ses yapısının her türlü ayırtısından yararlanarak dile getirir. Belki modern Türk Edebiyatında ses ögesini en ustaca kullanan, vezin ve kafiyeyi çağın duygularına en güzel uygulayan şairlerden biridir Necip Fazıl. Şiirde armoniyi sağlayan, dize örgüsündeki seslerdir. Bu seslerin sert, yumuşak, uzun, kısa; ünsüz ve ünlü oluşlarına göre ayırt edilmeleri gerekir:

a) Yumuşak Sesler: b, c, d, l, r, v, y, z

B- Şiirlerin hemen hepsinde b ünsüzü, kendisini ilk anda belli eden, hissettiren seslerden biridir. Bu sesin her özelliğinden faydalanan şair, bazen en derin anlamlara, en çetrefil konulara dokunduğunda; bazen da his ve hayalin ön planda olduğu şiirlerinde bu sesin yumuşak gidişi duyulabilir. Örneğin Çile'nin ilk kıtasında müthiş bir sıkıntı ve ızdırap nağmesi olur. Sonra ilk şiirlerinden olan Örümcek Ağı'nda o gergin atmosferden sessizliğe bürünür. Kaldırımlar'da b ünsüzü yine karanlığın aydınlatıcısı gibi yürür gider.

C-Bu ses diğerleri gibi Necip Fazıl'ın dilinde her atmosferde kullanılır. Ancak diğer konsonlar gibi tek başına olmaktan çok, serti ile birlikte yani ç ünlüsünün anlamı gerdiği anlamda görülür.

D- Yukarıda b sessizinden bahsederken, her hal ve her durumda kullanıldığını ifade etmiştik. Aynı yumuşaklığı veren d konsonu da şairin hemen her vesileyle faydalandığı bir unsurdur. b sessizinin kullanıldığı bütün örneklerde görüleceği gibi bu ses düşünceli, ızdıraplı ve sıkıntılı temlerde daha çok tercih edilmektedir. Hasret ifadesiyle de bu konsonant karşımıza çıkar.

L- şairin kelime hazinesine bakılırsa bu ses ve bununla birlikte yumuşak seslilerden, mesela, m ve n konsonantlarının çoğu zaman birlikte ve daha fazla dini, metafizik konularda geçtiği görülür. En çok kullandığı kelimeler de bu sesleri verir. Kafiyelerin altında beş kere tekrar eden "hırıl hırıl, fırıl fırıl, şırıl şırıl, mırıl mırıl" kelimeleri bazen aydınlığı bazen hırıltıyı bazen akışı ve bazen mırıltıyı taklittir.

R- Bu sesin ince, zarif akışı; m ve n ünsüzü ile şairin dilinde akıcı, lirik duyguları ifade eden bir edası vardır. Suyun akışından tutun da yalnızlığın verdiği melankolik havaya kadar her hisse ifade vasıtası olur. Doğadaki ses taklidi kelimelerde aranan bu ses, sert ünsüzlerle şiddet ve infial ifade edebilecek durumdadır. Mesela Sakarya Türküsü sanki nehir akışına uygun bir ahenk verir:

"İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Oluklar çift: Birinden nur akar, birinden kir.


Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur."

V- Daha çok dini, tasavvufi şiirlerde rastlanmakla beraber v sesi de şairin gerek aliterasyonlarda ve gerekse diğer y, z,r konsonlarıyla ahenk bulduğu bir sestir.

Y- Necip Fazıl'ın şiirinde bu ses de önemli bir unsurdur. Daha çok ses tonunun alçalıp yükselmesinde, uzatılan kelimelerin yaydığı ifade tarzında kendini gösterir. Şair bezginliğin, bıkkınlığın ve karamsarlığın söylettiklerini y konsonu ile kuvvetlendirir. Çile'de yükselen tansiyonun ifadesini, öteleri kucaklarken çekilen azabı belirtir. Cemiyetle ilgili şiirlerinde yine aynı sesi, bu defa yükselen sesi hedefe yöneltir. Mesela Canım İstanbul şiirinde y ünsüzünün dilimizin altından kayarken verdiği ahenk hemen hissedilir:

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef ister!

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Z- Bu ses şairin dilinde çoğunlukla azap, azgın, iz, ez, yalnız, sonsuz, özel, zerre gibi kelimelerde geçer. Ancak bu sesin "Ölüm" başlığı altında topladığı şiirlerinden "Gözler" adlı iki kıt'alık parçasında bıraktığı iz, çok açıktır. Ölünün açık giden gözlerini ifade ederken şairin sırf mana bakımında tasvir ettiği gözlere z konsonantını kullanmıştır: Bir şey kalmaz, yalınız, Kalır maziden gözler. Ölür de her yanımız, Sağ kalır, neden gözler? b) Sert Sesler: ç, h, k, p, s, ş, t, f

Bu sesleri verdikleri ses tonu, müzikalite his ve heyecanları dile getirirken sert, şiddetli ve yüksek tansiyonla ifade özellikleri dolayısıyla hiç elden bırakmamıştır. Çok tekrarlanan ve şairin de sevdiği bir tabirle "ferdi humma"yı ifade edebilecek kelimeler ve seslerdir bunlar.

Ç- Bu ses daha çok t, ş, f ünsüzleri ile birleşerek, gam, keder, şiddet ifadesi için kullanılır. Yapısındaki sertlik gereği düşmanlık ifade eden anlamlarda da ahengi alçaltıp yükseltirken sanki bir müzik parçasının gidişini ifade etmektedir. Mesela Çan Sesi, Şehirlerin Dışından, Hiç mi Hiç şiirlerinde olduğu gibi.

K- Bu sese de sert, şiddet, ifade tonlama için şairin hemen her önemli parçasında rastlanır. Şair, ağır ve kesif bir manayı, yeni hayal ve orijinal imajları ustalıkla kullanmıştır. Diğer sert sessizlerle birleşen K sesi Necip Fazıl' ın şiirinde buhranları ifade etmek için biçilmiş kaftan hüviyetindedir.

P- daha ziyade t, k, ç konsonları ile ve sessizlerle uyum içinde ahengi sağlar. Doğal olarak bu seslerin sertliğini ve şiddetini de ifade eder. Hem anlamı pekiştirir, hem de ses ve ahengi sağlar.

F- Sesi de şiirdeki konuya uygun olarak bazen soluk ve sessiz ve bazen de mana pekiştirmelerinde kullanılır.

S- Necip Fazıl' ın şiirlerinde ses, ahenk, armoni ve müzik için başvurulan en mühim konsonlardan biridir. p, ç, k, ş sesleriyle birleştiği kelimeler, sessizlik, serinlik, sisli duygular ifade ettiği gibi sıkıntı ve buhranlarda da aynı derecede kullanılır. Ninni şiirinde sessiz, çocuksu ve rahat bir havayı yansıtır. Ukde şiirindeki s sesi bilinmezlerin, muammaların, sıkıntıların girdabından ince bir ahenk ve ses getirir şiire.

Ş- Bu konson daha çok kelime içinde bazen da sonunda görülür. Akıcı, tabiatı taklit edici ve şiddet, öfke ifade eden manalarda görülür. Bunun yanında parlaklık manasını da vermektedir.

Sessiz bir ortamı anlatırken genellikle l, m, n, r ötümlü ünsüzlerin; savaş gibi konuların ve kızgınlık gibi duyguların dile getirilişinde ç, k, p, t gibi patlayıcı seslerden yararlanıldığı görüşü ağırlık kazanmıştır.

Cahit Sıtkı'nın "Ölümden Sonra" şiirinde ise durum şöyledir: Şiirde 90 ötümlü ünsüz, 36 ötümsüz ünsüz kullanılmıştır. İlk bölümde 50 ötümsüz ünsüz, 20 ötümlü ünsüz, ikinci bölümde 45 ötümsüz ünsüz, 16 ötümlü ünsüz, kullanılmıştır. l, r, m, n gibi özellikle sessiz bir ortamı ifade ederken kullanılan ünsüzler ilk dizemizde 26 defa, ikinci dizemizde 23 defa; ç, k, p, t gibi kızgın ve sert bir ortam ifade edilirken kullanılan ünsüzlerin ilk bölümde 7 defa, ikinci bölümde ise 12 defa kullanıldığını görüyoruz.

Ötümlü ünsüzlerin bariz bir şekilde ötümsüz ünsüzlerden fazla olduğu görülmektedir. l, r gibi akıcı ünsüzlerin kullanılması (23 defa), şiire bir akıcılık kazandırmış, genel olarak ötümlü ünsüzlerin çokluğu da şiire, sakinliğin, sessizliğin ve duygusallığın ön plana çıktığı bir hava katmıştır. Ancak, "Nasıl hatırlamazsın o türküyü" ve "öylesine karanlık ki gecemiz" gibi sert çıkışların ve sitemlerin olduğu dizelerde ötümsüz ünsüzlerin daha fazla kullanıldığını görüyoruz.

Behçet Necatigil de şiirlerinde, asonaslara yer vererek mısrada vurgulamak istediği kavramın kendince en belirgin ünlüsüne göre asonans yapar. Necatigil, şiirlerinde ahengi sağlamada asonanslardan olduğu kadar aliterasyonlardan da yararlanmıştır. Bunu yaparken de dizenin ve şiirin anlamını belirgin bir biçimde veren sözcüğün en çarpıcı ünsüzünü seçer. "Çıkar düze çelme çevrilir yolunuz" mısrasının anlamı "çelme (takmak)" sözcüğünde yoğunlaşmıştır. Aliterasyon da görüldüğü gibi bu sözcüğün en çarpıcı ünsüzü olan ç ile yapılmıştır. Ayrıca ç biçim olarak da çengele benzemektedir. Necatigil'in "Kilim" şiirinde imgelerini çağ eleştirisi üzerinde yoğunlaştırırken çağ için kullandığı en çarpıcı sıfat, "çiğ" sözcüğüdür. Şair çağın çiğliğini "çiğ" kelimesinin ünsüzleri olan ç ve ğ seslerine sıkça yer vermekle yansıtma yoluna gitmiştir. Necatigil'in "Kareler/Aklar" şiirinde ise ünlülerin kullanımının sayısal dağılımı şu şekildedir: 45 a, 9 e, 5 o, 4 ö, 3 ı, 6 i, 8 u, 3 ü. Kalın ünlülerin yoğunluğu, ince ünlülerin azlığı, özellikle a ünlüsünün egemenliği, şiirdeki karamsarlığın, katılığın bunaltının ve bunların yüksek sesle anlatımının göstergesi, işlev taşıyıcısıdır.

Anday ise a, e, i ünlüleri ile n, r, l, k, d, m ünsüzlerini baskın bir şekilde ön planda tutar. Çağdaş biçembilim incelemelerinde ünlülerin ön planda olduğu metinler daha sağlam, yavaş ve dalgalı; ünsüzlerin ön planda tutulduğu metinler ise, daha değişken, dinamik ve süratli metinler olarak tanımlanır. Anday şiirinde a, e, i ünlüleri ile n, r, l, k, d, m ünsüzlerinin eşit ağırlıkta seslendirilmesi, şiirin izlekleri ile de örtüşür konumdadır.

Seslerdeki 'değişken-sağlam', 'süratli-yavaş', 'ince-kalın', düz-yuvarlak' zıtlığı, temaya ya da şiirsel söze 'geçmiş-gelecek', 'çocukluk-yaşlılık', 'ümit-karamsarlık', 'yaşama sevinci-hüzün', 'yabanıl-uygar', 'ölüm-ölümsüzlük' gibi zıtlıklarla yansıtılmak istenir. "Uygar ile Yabanıl", "Kolları Bağlı Odyseus", "Alışamadım" şiirlerinde, d, t, b/p, r ve k/g/ğ seslerinin dizimsel düzeni şiirin yabancılaşma izleği ile birlikte ilerletilmiştir. Çağdaş dil kuramcısı Maurice Grammond, t ve d seslerinin telaffuzunda dudakların şişkinliğini öne sürerek bu sesleri "hor görme" ve "tiksinti anlatan sesler" olarak tanımlar ki, alıntılanmış olan şiir metninde de bu gerçek yansıtılmak istenmiştir. Dizelerinde içinde yaşanılan uzamın tiksindiriciliğinin doğurduğu uzamdan kaçma isteği sessel örüntüye de aks eder. t, k ve r sert sessizlerinin yinelenmesi, tiksinti duyulan ortama sessel olarak da saldırgan bir tutum sergilendiğini gösterir. Bu bağlamda göstergenin nedensizliğine karşı çıkan ve sesin anlamla bütünlüğünü savunan Macar dilbilimci İvan Fonagy'nin t, k ve r seslerini 'saldırgan' sesler olarak tanımladığını da vurgulamak gerekir. Yine Anday'ın "Yolculuklar" şiirindeki l ve r sesleri aracılığı ile oluşturulan aliterasyon (l 51, r 71 kez yinelenir), şiirin başlığındaki 'yol' kavramının çağrışımları ile de örtüşür. "Acele "şiirinde e sesi, şiirin ismindeki 'acele' eyleminin çağrışımını ('bir telaş bir telaş' ve 'nefes nefese'de olduğu gibi) sessel olarak da destekler niteliktedir.

Yukarıda verilen örneklerde de görüldüğü gibi şiir, sesler ve onların uyandırdığı çağrışımlar ve izlenimler göz ardı edilerek çözümlenemez. Türk şiirinde Servet-i Fünun dönemine kadar egemen olan anlayış Tanpınar ve ikinci yeni şairlerinde de etkisini sürdüren kelimeci anlayıştır. Kelimeci anlayıştan sesçi anlayışa dönüş Recaizade Ekrem ile başlamıştır. Ekrem ile birlikte edebiyat ahlaktan ve siyasetten uzaklaşarak güzel sanatlara yaklaşmıştır. Ekrem'in etkisinde kalan Fikret ve arkadaşları şiirle resim ve müzik arasında ilişki kurarlar. Cenap Şahabettin Elhan-ı Şita'da bir yandan pitoresk tablolar çizerken bir yandan da özellikle kar, bahar, arar, ağlar, kuşlar, yuvalar, kovalar, uçarlar biçimdeki uyaklarda geçen a ve r sesleri ve yine r sesini içeren lerze, serd, kebuter, bahar, derin, yer, rişe, mürde, düşer, dallar, serteser, tüyler gibi sözcükler aracılığıyla müzikal bir etki yaratır.

Servet-i Fünunculardan sonra şiirde seslerin yarattığı ahenge en büyük önemi veren ve sesler sayesinde yeni imgeler yaratan şair Ahmet Haşim'dir. Haşim, şiirlerinde yaptığı uygulamayı kuramsal olarak da "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" adıyla bilinen poetikasında da vurgulamıştır. İlk kez 1926'da basılan "Piyale" adlı şiir kitabının önsözünde Haşim, şiirde müzik arayan Verlaine ve şiiri bir nağme sayan Mallarme'nin etkisi altında şiirde öncelikle önemli olanın sözcüğün anlamı değil, cümledeki söyleyiş değeri olduğunu savunur. Ona göre anlam ahengin telkinlerinden başka bir şey değildir. Bu yaklaşımıyla Haşim, şiirde seslerle yaratılan müzikaliteyi anlamdan daha önemli sayar. Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar yazısının ana fikri olan şu yargı aynı zamanda şiirin de Haşim açısından en uygun tanımıdır: "Şairin lisanı nesir gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, musiki ile söz arasında sözden ziyade musikiye yakın mutavassıt bir lisandır." Şair, Haşim'in bazı eserlerinde olduğu gibi, şiirini yalnızca sese dayandırsa bile, dilde duygu ve hayal, ses yapısından ayrı olmadığı için, oynadığı esrarlı oyunla içeriği de belirler.Şiirde yüzeysel yapı morfolojik ve sentaktik analizle incelenebilir. Bu analizden ortaya çıkacak anlam, yüzeysel bir semantik katmanı gösterir. Chomsky'nin dikkat çektiği derin yapı araştırmalarında ise fonetik analiz verimli sonuçlar doğurabilir. Müzikte güfte ile bestenin örtüşmesine prozodi denir. Türkçede bu kavram sağduyu teriminden yola çıkılarak sağdeyi ve bürün biçimlerinde karşılanmıştır. Şiirde sağdeyi fonetik yapının semantik yapıyla uyum içinde olmasını ifade eder. Böylece şiir söz ile anlamın ortasındaki kararsız durum ya da belirsizlik durumu olmak yerine şöyle bir şema ile gösterilebilir:

Semantik Bağlamda Fonetik-Morfoloji İlişkisi

Morfolojik incelemenin iki konusu vardır. Bunlardan biri sözcüklerin cümle içindeki görevlerine göre ad, önad, adıl, belirteç, ilgeç, bağlaç, ünlem ve eylem türlerinden hangisine girdiğinin incelenmesi ya da klasik söyleyişle kelime çeşidi konusudur. İkincisi ise kök, gövde, yapım eki, çekim eki ögelerini inceleyen türeme veya yapı bilgisi konusudur. Burada sözcük türleri konusuna değinilmeyecektir.

Türkçede sözcüklerin yapısı ve eklerin işlevleri konusunda dilbilgisi kitaplarında genel bir uzlaşma vardır. Ekler yapım ve çekim ekleri olmak üzere ikiye ayrılır. Kök ya da gövdenin anlamında değişiklik yapan addan ad, addan eylem, eylemden eylem, eylemden ad yapan eklere yapım; adlar ve eylemleri ilgi ve nicelik yönünden işleten eklere de çekim ekleri denir. Sözcük yapısı Türkçede şöyledir:

Kök+yapım eki+çekim eki

Genellikle sondan eklemeli bir dil olan Türkçede kökler tek heceye değin indirilebilir ve değişmezdirler. Köklerin eylem kökü olduğu yolunda genel bir kanı varsa da bu görüş tartışılabilir. Hatta köklerin ünlü ya da ünsüz olmak üzere tek sese indirilmesi ve bu sesin anlamca karşılık geldiği nesne veya eylemle Kratylos bağlamında doğal ya da uzlaşımsal ilişkileri de incelenebilir. Ancak dilin kökeni ile de ilgili olan bu konu üzerinde çocuğun dil öğrenme süreci dışında bir deney ve gözlem imkanı olmadığı için bilimsel bir sonuç çıkması beklenmemelidir.

Ekler, Türkçenin yapı bakımından olduğu kadar anlam bakımından da önemli bir ögesidir. Bu nedenle Arat, eklere de en az sözcükler kadar ilgi ve dikkat gösterilmesi gerektiğini söyler. Hatta dizin ve sözlüklerde tıpkı sözcükler gibi eklerin de alfabe sırasına alınmasını önerir.

Eklerin Türkçedeki anlamsal işlevleri üzerinde özel olarak duran fazla çalışma yoktur. Bu konuda yalnızca Ercilasun'un çok önemli bir bildirisi vardır. Bu bildiride Ercilasun yapım ya da çekim eki ayrımına gitmeksizin eklerin birer biçimbirim olarak anlamsal işlevlerini göstermektedir. Pekiştirme, belirtme, süreklilik, mübalağa, çokluk işlevlerini yapısında taşıyan ğ, d, z, l, m, n, nazal n, a, e, ı, i seslerini Ercilasun kuvvetlendirici fonksiyon alanındaki sesbirimler olarak gösterir. İkinci işlev öbeğini Ercilasun, eşleştirici-sevgi işlevi olan t, ç, ş, s seslerinden ve birinci gruptaki l, n, ğ, a, e, ı, i sesleriyle birleşmelerinden oluşturmaktadır.

Dilbilim çalışmalarında gözden uzak tutulmaması gereken ilkelerden biri, dilbilim disiplinlerinin birbiriyle girişik ögeler olduğu ve bütünlük içinde bulundukları gerçeğidir. İkinci olarak, birimlerin dönüşebilirliğine dikkat edilmelidir. Örneğin bir ses, sesbilgisi bağlamında fonem iken, biçimbilgisi bağlamında morfem olabilmektedir. O yüzden sözgelimi l sesinin sesbirim mi anlambirim mi olduğu, ancak bağlam ve işlevden yola çıkılarak anlaşılabilir. Bu durumda fono-morfoloji ve fonomorfem kavramlarından da söz etmek mümkün olabilir.

Sonuç Ve Öneriler

Anday şiirinin sesbirim-anlambirim ilişkisi açısından incelendiği bir çalışmada seslerin kullanım sıklığının çoktan aza doğru şu dizilişte olduğu belirlenmiştir:

Karma diziliş: aeinrlıkdmusybtüoşgzçğöhvcpfj ünlü dizilişi: aeiıuüoö ünsüz dizilişi: nrlkdmsybtşgzğhvcpfj

 Bu dizilişte en çok kullanılan a sesi 17660 kez, en az kullanılan j sesi ise 7 kez geçmektedir. A ve e ünlüsünün çok kullanılması yalnızca Anday'a özgü bir durum değildir. Örneğin Necatigil'de hatta bütün Türk şairlerinde benzer bir durum gözlemlenebilir. A ünlüsü hece ve sözcük oluşturmada en çok kullanılan ünlüdür. Dolayısıyla bu ünlüyü ünlüler taksonomisi içinde merdivenin ilk basamağına veya güneş sistemindeki gibi merkeze yerleştirmek ve ikinci sırayı da e ünlüsüne vermek doğru olur. Ünsüzlerde ise birkaç yer değiştirme dışında en çok kullanılanların n, r, l, k, d, m, s, y olduğu görülüyor. Ünsüz taksonomisinde de çekirdeğe n, birinci halkaya r, ikinci halkaya l yerleştirilebilir. Başka şairlerin metinlerindeki ses kullanım sıklıkları da aynı sayım yöntemiyle belirlendikten sonra Türkçedeki seslerin aşamalı dizgesi ya da başka bir deyişle Türkçenin ses taksonomisi oluşturulabilir.

Şiirlerdeki seslerin tek tek ünlü ve ünsüzlerin karakterlerine göre incelenmesi, ya da diğer bir deyişle sesbilgisel sayım-döküm yapılarak da şiir çözümlemeleri dilbilimsel bir zeminde sürdürülebilir. Bu konuda Türkçede yaşanan gelişmeler sevindiricidir. Ancak yazar ve şairlerin söz dağarcıklarını saptayacak çalışmaların aynı zamanda ses-sayımı alanında da yapılmasında yarar vardır. Bu noktada fonosemantik diye bir kavramdan söz etmek kaçınılmaz olmaktadır. Şiirin ses ile anlam arasındaki alacakaranlık bölgede olduğu düşünülürse bu alanın fonetik ve semantik özelliklerin kaynaştığı bir ortak alan olduğu görülür. Böylece ses-anlambirimcik (fonosem), ses-anlambirim (fonomonem), biçim-anlambirimcik (morfosem) ve biçim-anlambirim (morfomonem) biçiminde ara birimleri de düşünmek ve araştırmak imkanı doğmaktadır. Bu birimler elbette bağımsız birim veya parçacıklar değil bağımlı ögelerdir. Herhangi bir sesin anlamsal çağrışımları fonosemleri, bu fonosemler toplamı fonomonemi oluşturmalıdır. Yine ek işlevi olan örneğin -r, -t, -rt, -dir, gibi ses-eklerin de ses-anlambirim ve biçim-anlambirim olarak üzüm salkımı modeline benzer biçimde incelenmesi mümkündür.

Yapısalcı insanbilimin en önemli düşünürü Claude Levi-Strauss'un dilbilimsel bir amaç gütmemekle birlikte burada incelenen konuyla yakın ilgisi olan sözlerini, bu çalışmanın da anafikrini verdiği için alıntılamak yararlı görülmüştür. Claude Lévi-Strauss, "Mit ve Müzik" adlı makalesinde şunları söyler:

"Dilin, bir yanı ses, öbür yanı da anlam olan, ama aynı zamanda birbirinden ayrılamayan öğelerden meydana geldiğini bize gösteren Ferdinand de Saussure'dü. Dostum Roman Jakobson da bu yakınlarda dilin ayrılmaz iki yanını anlatan le son et le sens adlı bir kitap yayımladı. Ses var, sesin bir anlamı var ve hiçbir anlam, kendini dile getiren bir ses olmadıkça varolamıyor. Müzikte ses ögesi öne geçiyor, mitte ise anlam ögesi."

 Ceyda ADIYAMAN

Pamukkale Üniversitesi

Kaynaklar

  1. Aksan Doğan, (1990), "Şiir Dilinin Kimi Semantik Özellikleri Üzerine Gözlemler", Boğaziçi Üniversitesi IV. Dilbilim Sempozyumu Bildirileri, 17-18 Mayıs ss. 59-69
  2. Aksan Doğan, (1997), Anlambilim, Ank., Engin Yayınevi
  3. Aksan Doğan, (2004), Dilbilim ve Türkçe Yazıları, İst., Multilingual Yayınlan
  4. Aksan Doğan, (1979), Her Yönüyle Dil-Anaçizgileriyle Dilbilim, Ank. TDK Yayınları, C.12-3
  5. Akyüz Kenan, ( 1947), Tevfik Fikret, Ank., AÜ DTCF Yayımları
    1. Alpaslan G. Gonca Gökalp, ( 2009), "Metinlerarası İlişkiler Işığında Cemal Süreya Şiirinin Bileşenleri", Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Winter, Volume 4 /1-1 ss.435-463
    2. Arat R. Rahmeti,  (1967), "Türkçede Kelime ve Eklerin Yapısı", Dilbilgisi Sorunları-1, Ank., TDK

Yayınları, , ss. 190-196

  1. Banguoğlu Tahsin, (1959), Türk Grameri-Birinci Bölüm: Sesbilgisi, Ank.,TDK Yayınları
  2. Banguoğlu Tahsin, (1986), Türkçenin Grameri, Ank., TDK. Yayınları
  3. Bayraktar Nesrin, (2006), Dil Bilimi, Ank., Nobel Yayınları
  4. Bayrav Süheyla, (1999), Dilbilimsel Edebiyat Eleştirisi, İst., Multilingual Yayınları
  5. Cemal Süreya, (1956), "Folklor Şiire Düşman", a dergisi, Sayı: 6, s. 1-2
  6. Coşkun Volkan, (2008), Türkçenin Ses Bilgisi, İst., IQ Kültür Sanat Yayıncılık
    1. Çebi Hasan, (1987), Bütün Yönleriyle Necip Fazıl Kısakürek'in Şiiri, Ank., Kültür Bakanlığı Yayınları
    2. Çetin Nurullah, (1997), Behçet Necatigil-Hayatı, Sanatı ve Eserleri, Ank., Kültür Bakanlığı Yayınları
    3. Demircan Ömer, (2001), Türkçenin Sesdizimi, İst., Der Yayınları
    4. Demircan Ömer, (2004), Türkiye Türkçesinde Kök-Ek Birleşmeleri, İst., Papatya Yayınları
      1. Durmuş Mitat, (2006), "Sesbirim- Anlambirim Arasındaki İlişkiler Düzeyi ve Melih Cevdet Anday'ın Şiirlerinde Sesbirimsel Yinelemeler", Hürriyet Gösteri, S.278, Mart, s.76-80
      2. Ercilasun Ahmet Bican, (1997), "Türk Dilinde Ek-Ses İlişkisi", Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten, TDK Yayınları, Ank., 2000, s.41-47; ve aynı metin: Makaleler, Ank., Akçağ Yayınları, 2007,

ss. 340-346

  1. Ergenç İclâl, (1987), "Fonolojik İstatistik Yoluyla Karşılaştırmalı Bir Üslûp Araştırması (Karl Bühler -Grimin Kardeşler) " AÜDTCF Dergisi, Cilt:31, Sayı:1.2, ss. 147-178
  2. Ergenç İclal, (1989), Türkiye Türkçesinin Görevsel Sesbilimi, Ank., Engin Yayınları
  3. Ergin Muharrem, (1977), Türk Dil Bilgisi, İst., Minnetoğlu Yayınları
  4. Geçgel Hulusi, (2005), "Çanakkaleli Bir Şair: Ece Ayhan ve Şiiri", Çanakkale Araştırmaları Türk

Yıllığı, Mart, Sayı:3

  1. Gemalmaz, Efrasiyap, (1995), "Türkçe'nin Morfo-Sentaktik Yapısının Fonolojisine Etkileri", Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Erzurum, S: 3, ss. 1-7.
  2. Gencan Tahir Nejat, (2001), Dilbilgisi, Ank., Ayraç Yayınları
  3. Harris Zellig S., (1952), Discourse Analysis, Language, Vol. 28, No. 1, (Jan.-Mar.,), pp. 1-30
  4. Hengirmen Mehmet, (1999), Dilbilgisi ve Dilbilimleri Terimleri Sözlüğü, Ank., Engin Yayınları, s.

315

  1. Horata Osman (1998), "Ses, Anlam Bütünlüğü ve Gazel-i Tecnisler",. Doğu Akdeniz, yıl:1, Sayı:1, Gazimağusa / KKTC, ss.65-76.
  2. Jorgensen Marianne -Louise Phillips, (2002), Discourse Analysis as Theory and Method, London-Thousand Oaks-New Delhi, Sage Publications
  3. Kaplan Mehmet, (1987), "Ahmet Haşim'in Şiirinde Renkli Hayaller", Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar 2, İst., Dergah Yayınları, s. 293
  4. Kaplan Mehmet, (1990), Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Ank., Kültür Bakanlığı Yayınları
  5. Kaplan Mehmet, (1985), Şiir Tahlilleri 1, İst., Dergah Yayınları, s. 97-106
  6. Kaplan Mehmet, (1982), Tanpınar'ın Şiir Dünyası, İst., Dergah Yayınları
  7. Kaplan Mehmet, (2008),Tevfik Fikret, İst., Dergah Yayınları
    1. Karahan Leyla (2008), "Tekrar Gruplarında Ünlü Düzeni -Anlam İlişkisi Üzerine Düşünceler", Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun Armağanı (Editör: Ekrem Arıkoğlu), Ank. Akçağ Yayınları, s.140-148
    2. Karpuz H. Ömer, (2002), "Türkçe Öğretiminde Konusal İlişkilendirme ve Bütünsellik", Türkçe-Türk Dili ve Edebiyatı Öğretiminde Sorunlar, Çözümler, Yeni Yaklaşımlar Sempozyumu-II Bildirileri Kitabı, 30 Mart 2002, İst. Eyüboğlu Eğitim Kurumlar Yayınları,
    3. Kırman Aydın, (2005), "Klasik Türk Nesrinde Ses ve Anlam İlişkileri Hakkında Bir Metin İncelemesi: Tazarruname Örneği", Muğla Üniversitesi SBE Dergisi Bahar, S:14, ss.167-183
    4. Kocaoğlu Timur, (2004), "Türk ve Dünya Dillerinde Ses-Anlam Eşitliğine Dayalı Karşıt Denklikler" V. Uluslararası Türk Dili Kurultayı Bildirileri, Ank. Türk Dil Kurumu Yayınları, Cilt II, ss. 1985-2004
    5. Kocaoğlu Timur, (2008), "Ses-Anlam Eşitlikleri Rastlantısal mı?", Uluslararası Dilbilim Kurultayı (2007) Bildirileri (editor: Yusuf Çotuksöken). Istanbul: Maltepe Üniversitesi Yayınları
    6. Korkut Ece, (2003), "Dilbilimsel Şiir Çözümlemeleri", Günümüz Dilbilim Çalışmaları, İst., Multilingual Yayınları
    7. Kortantamer Tunca, (1993), "Türk Şiirinde Ses Konusunda ve Ses Gelişmesinin Devamlılığı Üzerine Genel Bazı Düşünceler", Eski Türk Edebiyatı-Makaleler, Akcağ Yayınları, Ankara, C.I
    8. Lévi-Strauss, Claude, (1986), Mit ve Anlam, Çev. Selahattin Erkanlı- Şen Süer, İst. AlanYayıncılık,


s.60-62

  1. Martinet Andre, (1985), İşlevsel Genel Dilbilim, Çev. Berke Vardar, Ank., Birey ve Toplum Yayınları
    1. Mutlu Hüseyin Kahraman, (2006), "Türkiye Türkçesi Ses Bilgisi Üzerine Bir Bibliyografya Denemesi", Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, C. VI, S: 2, ss. 373-382
    2. Okay Orhan, (1987), Şiir Sanatı Dersleri-Cumhuriyet Devri Poetikası, Erzurum, Atatürk Üniv. Fen-Ed. Fakültesi Yayını
    3. Özdem Ragıp Hulusi, (2000), Dil Bilimi Yazıları, Haz. Recep Toparlı, Ank., TDK Yayınları, ss. 553­638
    4. Özdem Ragıp, (1937-1938), Tarihsel Bakımdan Öztürkçe ve Yabancı Sözlerin Fonetik Ayraçları 1­2, İst., İÜ Yayımları
    5. Özek Fatih, (2001), "Cahit Sıtkı Tarancı'nın Ölümden Sonra Adlı Şiirinin Dilbilimsel Açıdan İncelenmesi", Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, , Elazığ, C.11, S:2, ss. 147-164
    6. Özsoy Sumru, (2006), Türkçenin Yapısı-I (Sesbilim), İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 135 s.
      1. Pınar Aka, (2002), Hilmi Yavuz Şiirine Metin-Merkezli Bir Bakış, Bilkent Üniversitesi, Ekonomi ve Sosyal Bilimler Ens., Türk Edebiyatı Bölümü, Yayımlanmamış YL Tezi, Tez Danışmanı: Prof. Talât Halman, Haziran
      2. San, Mustafa, (2004), "Türkçede Ses ve Anlam İlişkisinin Farklı Bir Yönü", V. Uluslararası Türk Dil

Kurultayı II Bildirileri, Ank. TDK Yayınları, ss. 2577-2584

  1. Selen Nevin, (1979), Söyleyiş Sesbilimi, Akustik Sesbilimi ve Türkiye Türkçesi, Ank., TDK Yayınları
  2. Tansu Muzaffer, (1963), Durgun Genel Ses Bilgisi ve Türkçe, Ank., Türk Dil Kurumu Yayınları
  3. Tercanlıoğlu Leyla, (2000), Linguistics, İst. Multilingual
  4. Topaloğlu Ahmet, (1989), Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü, İst., Ötüken Yayınları
  5. Üçok Necip, (1951), Genel Fonetik-Ana Çizgileri, Ank., AÜDTCF Yayınları
  6. Vardar Berke, (2002), Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İst., Multilingual Yayınları
    1. Weiss Gilbert -Ruth Wodak (ed.), (2003), Critical Discourse Analysis Theory and Interdisciplinarity, New York, Palgrave Macmillan Ltd.
    2. Yıldız Saadettin, (1999), "Mustafa Seyit Sutüven'in Şiirinde Ahenk Unsurları", I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, Balıkesir Üniversitesi Yayınları No: 0012, Balıkesir

Türkçede Sıfat Zarf Ayrımı

Türkçenin en önemli özelliklerinden biri, kelime çeşitleri arasındaki esnekliktir. Kelimelerin cümledeki yerlerine göre görevlendirilmesi, onların anlam ve görev ba­kımından çok yönlü olarak kullanılmasını sağlar. Kelime bilgisi ile ilgili çalışmalar­da diğer diller üzerine tespitlerden etkilenerek; küçük-büyük, iyi-kötü gibi kelime­lere sıfat denilmiştir. Hâlbuki bu kelimeler, cümledeki yerlerine göre isim, sıfat, zarf, ünlem ve yüklem görevlerini de yüklenebilir.

Ünlü Fransız Türkolog Jean Deny, 1920 yılında yazdığı Türkçe Dil Bilgisi kita­bında bu konuya değinmiştir. Türkçede kelime çeşitlerinin Fransızcada olduğu gibi kesin biçimde birbirinden ayrılmayacağını belirtmiştir.[1]

Türkçede kelime çeşitleri arasındaki yakınlık, en fazla sıfatlarla zarflar arasın­da vardır diyebiliriz. Çünkü bu iki kelime çeşidinin de taşıdığı niteleme özellikleri, onları paralel bir çizgide düzenlemektedir. Onların başka bir kelimenin anlamını sı­nırlama, belirleme ve açıklama işlevleri, nitelikte aynı, hedefte farklı olduklarını gösterir.

Dil bilgisi kitaplarında sıfat ve zarf arasındaki farklılık, niteledikleri kelimelere göre belirlenmiştir. Ancak bu ayrım, bu kadar basit ve kolay değildir. Aralarındaki benzerlik ve farklılıkların işlev yanında anlam bakımından da belirlenmesi gerekir diye düşünüyoruz.

İsim, sıfat ve zarf arasındaki ilişkiler, farklılıklar ve yakınlıklar, iyi bir anlatımın kurulması için de bilinmesi gereken özelliklerdir. Sıfat ve zarfların doğru ve yerin­de kullanılması, varlıkların ve fiillerin iyi anlatılmasını sağlar. Böylece etkili ve doğru bir anlatım için gerekli ayrıntılar verilebilir. Bir Amerikalı yazar, "Sıfatları kendinize tutsak edin, edebiyata egemen olursunuz." der.[2]

Sıfat ve zarflar arasındaki en belirgin farklılık, sıfatların özellik, zarfların tarz belirleme işlevinde kullanılmasıdır. Bu farkın bilinmesi, cümlede isim ve fiillerin yorumlaması sırasında tamamlayıcı unsurlar olan sıfat ve zarfların doğru kullanıl­masını sağlar. Böylece okuma faaliyetinde anlama, değerlendirme ve yorumlama işleri daha verimli yapılabilir.

Sıfatlar hem varlığı, hem de varlığın herhangi bir niteliğini gösteren isimlerdir. Başka bir deyişle sıfatlar, niteliği belirterek varlığa işaret eder. Sözdiziminde nite­ledikleri isimden önce yer alırlar ve niteleyen olarak adlandırılırlar. Kendilerinden sonraki isme nitelenen adı verilir. Bunların meydana getirdiği birliklere ise sıfat tamlaması adı verilir. [3]

Nitelenmiş varlığın niteliklerini bulabilmek için o varlığın isminden önce "na­sıl" sorusunu getirip sorarız. Alacağımız cevap, bize o ismi niteleyen sıfatı gösterir:

(1) Nasıl göl? Mavi göl.

Sıfat kendinden sonraki ismin kimliğini gösterir, kişiliğini belirler, ismi tasvir eder. Bu yüzden oluşturdukları sıfat tamlamaları, tek bir isimmiş gibi yorumlanır. Aslında sıfat tamlaması, ismin sınırlanmış, belirginleşmiş şeklidir. "Mavi göz", "Tatlı su" ve "Uysal çocuk" tamlamalarında mavilik, tatlılık ve uysallık, kendilerin­den sonra gelen isimlerin nitelik bilgisi olarak içindedir. Bu yapı, sıfat > isim ilişki­sini, zarf > fiil ilişkisine göre daha sağlam ve bütün yapar.

Zarfların fiillerle kurduğu ilişkiler, cümlenin en önemli unsuru olan yüklemin daha iyi anlaşılmasını sağlar. Ancak bu yapı, kendi içinde daha sınırlıdır:

(2) "Arkadaşın, seni hiç üzmez."

Bu cümlede "hiç" zarfı, yüklemdeki olumsuzluğu tamamlamaktadır. Tamamla­ma, olumsuzluğu imkânsızlığa çevirir. Değişiklik, zarfın kendi anlamı içinde daha serbest bir yapıdır. Diğer taraftan zarfla fiil arasında işin genelden özele inişi, anlam olarak sıfat tamlamasının iç ilişkilerini hatırlatır:

"Seni hiç üzmeyen arkadaşın."

Cümle yapısı içinde sıfatla zarfın karşılaştırılması, daha kolaydır:

(3) "Yiğitçe gençler, savaştı." / "Gençler, yiğitçe savaştı."

Bu iki cümle, aynı kelimelerin farklı dizilişlerle düzenlenmiş şekilleri gibi gö­rülmektedir. Ancak kelimelerin cümledeki anlamına göre görevlendirilmesi, farklı iki yapıyı gösterir. İlk cümlede "yiğitçe" sıfatı, "gençler" ismini niteleyerek bir sıfat tamlaması oluşturmuştur. İkinci cümlede ise, "savaştı" yüklemindeki işin oluşu bakımından "yiğitçe" zarfıyla belirlenmiştir.

"Nasıl" sorusu yoluyla bu iki cümledeki kelimeleri görev bakımından çözüm­lü farklı iki görevde kullanılan "yiğitçe" kelimesinin durumunu daha iyi anla­yabiliriz.

"Nasıl gençler?" ve "Nasıl savaştılar?" sorularının cevaplarından ilkini birinci, diğerini ikinci cümlede buluruz. Fakat cümleler, anlamları bakımından incelendi­ğinde elde edilen bilgiler arasındaki benzerlik, yapı farklılığının anlam bakımından giderildiğini gösterir:

"Yiğitçe savaşan gençler"

"Savaştı" yükleminin anlam olarak "gençler" isminin niteliği hâline getirilme­si, sıfat bilgisinin diğer unsurlarla nasıl desteklendiğini gösterir:

"Gençlerin yiğitçe savaştığı savaş"

Bu yapıda "savaş" ismini tamamlayan sıfat-fiil grubu içindeki bilgiler, isim > sıfat, zarf > fiil yapılarının ortaklaşa nasıl kullanıldığını gösterir. Bu ortaklık; isim­den sıfata, sıfattan zarfa doğru giden bir geçiş dizisini gösterir:

(4) "Seninle çok güzel günler yaşadık." / "Çocuk, güzel konuşuyor."

İlk cümlede "güzel günler" sıfat tamlaması, esnek geçiş dizisinde "günler" isminin tamamlanması ve ismin yerini yeni isme vererek sıfat konumuna kayması şeklinde kurulmuştur. "Günler" ismi, cümlede isim konumuna yerleşerek "güzel" kelimesini sıfat olarak atamıştır.

İkinci cümlede "güzel" ismi, fiilin yanında görevlendirilerek zarflaştırılmıştır. "Nasıl konuşuyor?" sorusunun cevabını veren "güzel" zarfı, "konuşma" fiilinin tar­zını belirlemektedir. Aynı cümlede "Nasıl çocuk?" sorusu da "güzel konuşan ço­cuk" şeklinde cevaplandırılır. Böylece sıfat ve zarfların niteleme alanları, anlam bo­yutunda geniş şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bu özellik, Türkçe sentaksında ben­zerlik ve farklılıklardan kaynaklanan bir zenginlik sağlar.

Örneklerde de görüldüğü gibi zarflarla sıfatlar arasında devamlı bir geçişme vardır. Sıfatların da zarfların da niteleme alanında bir sintigma (dizim) içinde değer­lendirilmesi mümkündür. Bu sintigma varlıklar ve onların fiilleri arasındaki ilişki­lerden kaynaklanır. Bir niteleme sıfatı, durum zarfı / bir durum zarfı, niteleme sıfa­tı olarak; bir belirtme sıfatı, miktar zarfı / bir miktar zarfı, belirtme sıfatı olarak kul­lanılabilmektedir.

(5) "Ahmet içine kapanık bir çocuktur." / "Ahmet içine kapanık yaşıyor."

Bu örneklerde "içine kapanık" ifadesi, ilk cümlede bir ismi, ikinci cümlede bir fiili nitelemektedir. Cümleler anlam olarak Ahmet'in bir özelliği ve bu özelliği meydana getiren fiiller dizisinin tarzı şeklinde bir paralelliğe sahiptir. Burada "(içi­ne) kapanma" fiilinin bildirdiği tarz ve nitelik arasındaki ilişki, zarflaşma ve sıfatlaşma arasındaki geçişi de gösterir.

(6) "Üzerindeki elbise bol duruyordu." / "Üzerinde bol bir elbise vardı."

"Bol" olma durumu, "durma" fiilinin anlamını tamamlarken, aynı cümlenin "el­bise" isim unsurunun niteliğini de vermektedir. İlk cümledeki "bol" zarfıyla, ikinci cümledeki "bol" sıfatı arasındaki ilişki, anlam olarak cümlelerin karşılaştırılması yoluyla daha iyi anlaşılır.

Türkçede bazı zarflar, aynı batı dillerinde olduğu gibi sıfatlardan yapı olarak ay­rılırlar. Zarf-fiiller ve ikilemeler, zarf olarak kullanılan kalıplaşmış yapılardır.

(7) "Bu mevkiye çalışarak geldim." (Zarf-fiil)

"Sabah sabah beni niye uyandırdın." (İkileme)

Zarflar, sıfatlardan daha az müstakil kavramlardır ve bir kılışı veya bir vasfı de­ğiştirme / açıklama işleyişinde kelimeler olduklarından söz içinde çoğu zaman sı­fatlarla birlikte görülürler:

(8) "Hızlı insanlar, çabuk yol alır."

Ancak çoğu yapıda bunlardan biri veya her ikisi, yazılmaz:

(9) "(Çok) çalış, başarılı biri olursun."

Zarf yapıları, belirtilen kelimenin cinsine göre fiilin veya sıfatın hükmünü be­lirtir:

(10) "Yukarı çıkmak, pek güzel." Z > F / Z > F

Çoğu zarf, diğer kelime çeşitlerinden alınıp kullanıldığı için onları daha çok bir zarf yapısı (niteleyen > nitelenen) içinde ayırt edebiliriz:

(11) "Hızlı insan" / "Hızlı yürü" S > İ / Z > F

"Kanlı gömlek" "Kan kırmızı" S > İ / Z > S

Zarflar, sıfatlara gelerek onlarda değişiklik yaptıkları gibi zarfları da daha ya­kından belirtirler:

(12) "Pek çok çalışkan" / "Hemen bugün gitmek" Z>Z>S /Z>Z>F

"Daha koyu mavi" / "Oldukça uzaktan tanımak" Z>Z>S /Z>Z>F

Zarfların fiili niteleyici olanları, zarf tümleci olarak ögeleşirken, diğerleri keli­me grubu içinde kalır. Bu farklılık, Türkçede zarf problemine sebep olur.

Yüklemin durumunu aydınlatan zarflar, yapılan işin ortamını gözümüzün önü­ne belirgin şekilde seriyor. Zarf tümlecinin çıkmasıyla yapı olarak cümle bozulmu­yor; ama anlam genellemesi oluşuyor:

(13) "Ansızın ellerini gördüm." (Özel zaman)

"Ellerini gördüm." (Genel zaman)

Sıfat ve zarfları niteleyen zarflarsa derecelendirmeyi sağlar. Bunların kaldırıl­ması da derecesiz bir niteleme sağlar. Bu tür zarflar, sıfat tamlamasına benzer bir yapıdadır. Kelime grubu şeklinde kullanılır.

Zarfla nitelediği sıfat arasındaki ilişki, sıfat tamlaması gibi kullanılır. Böyle ya­pılar, zarf, sıfat, isim sıralı grubunu oluşturur:

(14) "En çalışkan öğrenci" Z > S > İ

Sıfatların belirtme alanları, isimlerle sınırlı sanılır. Oysa sıfatlar, cümlenin fiiliyle de ilişki halindedir.

(15) "Hızlı tren köprüyü geçiyordu." cümlesinde "geçiyordu" yüklemine soru­lacak "nasıl" sorusuna cevap verecek zarf, yok gibi görülmektedir. Ancak "tren" is­mini niteleyen "hızlı" sıfatı, aynı zamanda "geçme" fiilini de nitelemektedir:

(16) "Hızlı tren / köprüyü (hızlı) geçiyordu." S > İ / (Z) > F

Zarflar, sıfatların ve fiillerin anlamlarını doğrudan belirgin biçime sokar. Sıfat­larsa bu belirginleştirmede isim vasıtasıyla dolaylı bir rol oynar. Yani sıfatların ve zarfların niteleme alanları, iç içe bir sisteme sahiptir. Bu sistemi şu şekilde in­celeyebiliriz:

S + IF

Metin Kutusu:

S + I = ST

Z + S = ZG                       

Z + S ->F

Z + Z = ZZ  

Z + Z -> F

Z + F (ZT + Y) Z -> F

Görüldüğü gibi sıfatlar da, zarflar da hedef nokta olarak fiilde buluşmaktadır:

(17) "Çalışkan öğrenciler, (çalışarak) sınıfı geçti."

Niteleme alanının diğer ortak alanı, isimdir. Cümledeki bütün unsurlar, etkin durumdaki isimde buluşur. Bu buluşma niteleme ölçüsündedir:

"(Çalışarak) sınıfı geçen çalışkan öğrenciler."

Türkçede sıfatlarla zarfların anlam sınırlarının belirlenmesi, iki önemli unsur olan isim ve fiilin daha iyi kullanılması ve yorumlanması için önemlidir. Türkçenin bu özelliği, esnek bir kullanım imkânı vererek onu çok kullanışlı bir dil yapmıştır. İsimlerin nitelik, fiillerin tarz bakımından belirginleştirilmesi, sıfat ve zarfların iş­letilmesinde sağlanan rahatlık yoluyla kolaylaştırılmıştır.

Sıfat ve zarfların kullanımını, niteleme alanı ortaklığı ve hedef farklılığı bakımından inceledik. Türkçenin bu özelliğini İngilizcede isimlerle fiiller arasında görüyoruz. Kullanımdan çıkarılan işlev ve anlam, bu dilde isim ve fiil arasında görülür:

The heatof the sun made the road melt.

Sun heatsthe earth.[4]

Görüldüğü gibi, İngilizcede de "heat" kelimesi, hem isim, hem fiil olarak kul­lanılmıştır. Bu, Türkçedeki paralel kullanımın başka dillerde de olduğunu gösterir.

Yapılan örnekleme ve karşılaştırmalar sonunda Türkçede sıfatlarla zarfların cümlede sınırlama, belirleme ve açıklama işlevleriyle benzer özelliklere sahip ol­duğunu; bağlı olduğu unsurlarla birbirinden ayrıldığını gördük. Bu ortaklık, bazen ortadan kalkmakta, anlam olarak iç içe girmiş bir birliktelik oluşmaktadır.

[1] Mehmet Hengirmen, Türkçe Temel Bilgisi, Engin Yayınevi, Ankara 1999

[2] Fuat Bozkurt, Türkiye Türkçesi, Cem Yayınevi 1995, s.268

[3] Sezai Güneş, Türk Dil Bilgisi, Altındağ Yayınevi, İzmir 1995, s. 124

[4] Önder Renklikırım, Collins Metro Learner’s Dictionary, Serhat Yayınları, İstanbul 1977, s.334 16

* Sintigma / dizim: Cümle içi veya dışı yapıda öğeler arası ilişkilerden doğan sıralı yapı.

Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretimi Türkçede Zaman Kiplerin Anlamı

Türkçede birleşik zamanlı fiilerde i- ek-fiili yalnız görülen geçmiş zaman, duyulan geçmiş zaman ve şart kipi ekleri alabilir. Ek fiilin bu özelliği dolayısıyla birleşik zamanlı fiiller kendi içlerinde hikaye birleşik kipi, rivayet birleşik kipi ve şart birleşik kipi ayrılmaktadır.

Türkçede kip kavramı Arnavutçadakinden farklıdir. Türkçede eylemin belirttiği işin nasıl, ne zaman ve ne biçimde yapıldığını bildiren anlatım biçimine kip denir. Fiildeki kip kendi varlığını ancak zaman ekleri ile ortaya koyabilmektedir. Buna göre kip, şekil + zaman kavramlarının birleşiğidir. Eylemin belirttiği işin ne zaman yapıldığı çok önemlidir. Bu nedenle Türkçedeki bütün kiplerde, zaman temel unsur olarak kabul edilir. Türkçede dokuz kip vardır: Bildirme ve isteme kipleri. Arnavutçada ise bütün birleşik zamanları analitik şeklinde oluşturulur. Üstelik Arnavutçada kip kavramı farklılıklar gösterir. Arnavutca kipinin anlamı farklıdır. Bu gramer kategorisi ile eylemin ve nesnel gerçekliğin ilişkisini anlatmaktadır. Bu gramer kategorisi ile konuşucunun bir eyleme duruşunun belirler. Bu duruş ihtimal, isteklilik ve gerçeklilik. Arnavutçada kip gramer kategorisi eylemin gerçekleştirdiği (modalite) asıl unsurudur. Arnavutçada altı kip vardır. Bildirme, şart, istek, emir ve iki diğer kip.

Türkçede birleşik zamanlı fiilerde i- ek-fiili yalnız görülen geçmiş zaman, duyulan geçmiş zaman ve şart kipi ekleri alabilir. Ek fiilin bu özelliği dolayısıyla birleşik zamanlı fiiller kendi içlerinde hikaye birleşik kipi, rivayet birleşik kipi ve şart birleşik kipi ayrılmaktadır.

Türkçede kip kavramı Arnavutçadan farklılıklar göstermektedir. Türkçede eylemin belirttiği işin nasıl, ne zaman ve ne biçimde yapıldığını bildiren anlatım biçimine kip denir. Fiildeki kip kendi varlığını ancak zaman ekleri ile ortaya koyabilmektedir. Buna göre kip, şekil + zaman kavramlarının birleşiğidir. Eylemin belirttiği işin ne zaman yapıldığını çok önemlidir. Bu nedenle Türkçedeki bütün kiplerde zaman temel unsur olarak kabul edilir. Türkçede dokuz kip vardır: Onlar bildirme ve isteme kipleri. Arnavutçada ise bütün birleşik zamanları analitik şeklinde oluşturulur. Üstelik Arnavutçada kip kavramı farklılıklar gösterir.

 

Geleneksel dilbilgisinde birleşik zaman olarak adlandırılan ve hikaye, rivayet, koşul gibi türleri bulunan eylem çekimlerinde Türkçenin bir özelliği ortaya çıkar: Bu zamanlar birçok dildeki gibi, ayrı ayrı yardımcı eylemlerin de yardımıyla değil, çekim eklerinin bir araya gelerek kaynaştığı gibi bileşik biçimbirimlerin yanı sıra ekeylemin -dir biçimbirimiyle oluşmuş -iyor + dur gibi kalıplaşmış biçimbirimlerle anlatılır. Bu ek kalıplaşmasıyla zaman, kip ve görünüş açısından önemli anlam özellikleri ayrımları dile getirilir. Birleşik zaman çekimleri arasında çok nadir olsa, zaman zaman yakınlıklar, hatta eşdeğerlilikler bulunabilir.

Türkçede ad tümceleri kuran, kimi bileşik zamanların anlatımında görev alan -dir koşacının kullanılışı ve kimi tümcelerin bu biçimbirim olmadan kurulması, sözdizimi açısından olduğu kadar tümce anlambilimi bakımından önemli bir özelliğini oluşturur. Bu unsurun verdiği anlamları: tahmin yürütme, olasılık belirtme; geçmişte, sürekli gerçekleşen bir olayı saptama, bir durumu belirleme; gereklilik anlamını pekiştirme; geçmişte yapılmış olması gereken bir işi belirtme, bir beklentiyi, umudu dile getirme olabilirler.

Bildirinin amacı Türkçedeki birleşik zamanları açıklarken karşılaştığımız sorunların ve zaman yakınlıkları ve eşdeğerlilik durumların açıklamasıdır.

Batı dillerine Latince 'modus' teriminden aktarılmış olan ve Türkçede 'şekil, biçim, kalıp', anlamlarına gelen kip için Türkçe gramerlerinde verilen tanımlar ve yapılan açıklamalar oldukça bulanık ve karışıktır. Bunlar bazı noktalarda birbirleriyle uyuşmakta bazı noktalarda birbirinden ayrılmaktadır. Kipi, fiilin gösterdiği hareketin nasıl yapıldığını veya olduğunu bildiren bir şekil veya tarz olarak kabul eden görüşlerin yanında kip ile zamanı iç içe düşünen ve bunları birbirinden ayırmayıp zamanı kip gibi kabullenen görüşler de vardır. Bazı gramer kitaplarında da kip, 'fiillerin eylemleri, oluşları, durumları zamanla ilgili olarak anlatma biçimleri' veya 'fiilde eylem, zaman ve şahıs kavramlarının birleşkesi' olarak verilmiştir. 'Eylemin zaman ve kişi kavramı veren biçimine kip denilmektedir' tanımı ile aynı görüşü paylaşan daha başka gramer yazarları da vardır. (Korkmaz, 2003, 567-568)

Tahsin Banguoğlu da kipin 'zaman (ve varsa tarz) eki ile uzatılmış bir fiilin tekli ve çoklu kişi ekleri almasıyla meydana geldiğini' bildirmiştir. Dolayısıyla kipi yine zaman (varsa tarz) ve şahıs kavramlarına bağlamıştır.

Kipin zaman ile doğrudan doğruya bir ilişki olmadığını belirtmek gerek. Ancak, kiplerin bir grubu, girdikleri çekim kalıpları içinde aynı zamanda zaman kavramını da taşımış olduklarından, bu durum kip ile zamanın iç içe girmesine ve birbirine karıştırılmasına yol açmıştır. Türkçedeki şekil ve işlev özelliklerine bakarak şöyle bir tanıma bağlayabiliriz. Kip, kök veya gövde durumundaki fiilin bildirdiği hareketin, oluş ve kılışın, konuşan, dinleyen veya kendisinden söz edilen açısından ne biçimde, ne tarzda yansıtıldığını gösteren bir gramer kalıbı, bir anlatım biçimidir. Bu kalıp içinde, bu anlatım biçiminde kipin dildeki kullanılış biçimleriyle ilgili olarak bir ruh durumunun varlığı da söz konusudur. Yani kip, aynı zamanda bir oluş ve kılışın nasıl bir ruh durumu ile ilgili olduğunu da belirtir. Türkçede fiiller şekil, zaman ve şahsa bağlı bir yargıya dönüşebilmek için belirli anlatım kalıplarına girerler. İşte bu anlatım kalıplarına kip, bu kavramı karşılayan eklere de kip ekleri diyoruz. (Korkmaz, 2003, 569)

Kip, şekil ve zaman kavramları temelde ayrı ayrı şeylerdir. Ancak, kipler, zaman ekleri ile birleşmeden kendi varlıklarını ortaya koyamadıkları için, çekimli bir fiilin bir yargı kalıbı içinde mi yoksa bir niyet, bir tasarlama kalıbı içinde mi olduğunu, ancak zaman ve tasarlama ekleri belli ettiğinden, bu noktada zaman kavramı ve kip kavramı iç içe girmiş bulunmaktadır. (Korkmaz, 2003, 570)

Türkçe gibi, bağlantılı - ya da eklemeli - bir dilde özellikle kip, zaman ve görünüş kavramlarının anlatımı doğrudan doğruya sonek niteliğindeki biçimbirimlerle sağlandığı için bunlar Türkçede daha bir önem taşır. Örneğin hikaye birleşik, rivayet birleşik zamanlarını yansıtan iki eylem çekimi yalnızca eklerle oluşturulduğu halde bir Hint-Avrupa dillerinde olan iki ayrı eylemin yardımıyla gerçekleşir. (Aksan, 2006, 166) Hint-Avrupa dili olan Arnavutçada da iki ayrı eylemin yardımıyla gerçekleşir.

Geleneksel dilbilgisinde birleşik zaman olarak adlandırılan ve hikaye, rivayet, koşul gibi türleri bulunan eylem çekimlerinde Türkçenin bir özelliği ortaya çıkar: Bu zamanlar birçok dildeki gibi, ayrı ayrı yardımcı eylemlerin de yardımıyla değil, çekim eklerinin bir araya gelerek kaynaştığı gibi bileşik biçimbirimlerin yanı sıra ekeylemin -dir biçimbirimiyle oluşmuş -iyor + dur gibi kalıplaşmış

 

biçimbirimlerle anlatılır. Bu ek kalıplaşmasıyla zaman, kip ve görünüş açısından önemli anlam özellikleri ayrımları dile getirilir. Birleşik zaman çekimleri arasında çok nadir olsa, zaman zaman yakınlıklar, hatta eşdeğerlilikler bulunabilir.

Türkçedeki kıp kavramın farklılığını dile getirmek için dilcilerin açıklamalarında durmayı uygun gördük. Arnavutçada kip kavramı farklılıklar göstermektedir. Bu anlamı verebilmek için yardımcı fiilleri kullanmamız gerekir. Aynı zaman bazı durumlarda imek fiilinin yardımıyla birleşik zamanları oluşturur.

Türkçede ise -dir koşacını -di, -miş ve -sa şeklinde kullanarak fiiller ekleyince hikaye, rivayet ve şart birleşik zamanları oluşturur.

Arnavutçada da ayrı bir eylem olarak görülen anlatım, Türkçede ekeylem adı verilen ve simdiki zaman ve geniş zaman biçimindeki eklerle çekilen bir eylem niteliğindedir.

Belli bir zamanı dile getiren bir çekim eki, değişik zamanların, kiplerin anlatımını da üstlenmekte, görünüş açısından ilginç nitelikler sergilemektedir.

Bazı tanımlarına bir göz atalım. Oya Adalı'ya göre işletim ardılları hakkında bu tanımı vermektedir. Eyleme ulanan yüklem ardılları için: Çekirdek tümcede yüklemi oluşturan birim eylemdir. Yüklemi oluşturan ardıllar, birincil zaman, istem, kişi, ikincil zaman ardıllarıdır. Bunlardan birincil zaman, istem, kişi ardılları yüklemin zorunlu birimlerdir. Yüklemin oluşumu bunlara bağlıdır. İkincil zaman ise zorunlu birim değildir. (Adalı, 2004, s. 45) Eylemin zaman ve kişi kavramı veren biçimine kip denilmektedir. Kip eylemin ne gibi bir ruh durumu ile ilgili olduğunu belirtir. Bir ardıla bağlı olarak beliren kipler genellikle ortaya çıkan ya da çıkacak olan bir eylemi belirten bildirme kipleri ya da tasarlanan bir eylemi gösteren isteme kipleri olarak iki öbekte incelenir. Bildirme kipleri zamanla bağımlıdır. Bir başka değişle, bildirimi sağlayan, zaman ardıllarıdır. İsteme kiplerinde ise istem adı altında verdiğimiz ardıllar yer alır.

1 Dilaçar 1971; 107 ruh durumları sayısı kadar kip olduğunu söyler. Dilaçar, 1971; 106-109, Lewandowski, 1975; II 422, Aksan; 1976-b; 105-114 (kip konusundaki görüşler toplanmıştır.) (Adalı, 2004, s. 45)

Bu birimleri birincil zaman ardılları (-Z1-) ve ikincil zaman ardılları (-Z2-) ayırmaktadır.

Eyleme, zaman ve istem ardıllarıyla gelen kavramlara ek olarak ikinci bir zaman boyutu daha katılabilir. Bu boyutu taşıyan ardıllar yüklemin zorunlu birimleri değildir. Buna göre zorunlu olan zamana birincil zaman (-Z1-), zorunlu olmayana da ikincil zaman (-Z2-) denildi.

İkinci zaman ardılları, Çağdaş Türkiye Türkçesinde tek başına kullanımı olmayan 'i-' eylemin belirli, belirsiz geçmiş (-di, -miş) ardıllarıyla oluşturduğu 'idi', 'imiş' biçimlerinden 'i-' eyleminin düşmesiyle ardıllarıyla oluşur. (Adalı, 2004, s. 49) Bu ardıllar iki zaman anlamı vermekteler:

Öyküleme ardılı                  =       hikaye birleşik zaman (-di)

Aktarma ardılı                    =        rivayet birleşik zamanı (-miş)

Eyleme ulanan yüklem ardıllarının sıralanışı:

Yüklemde eylemden sonra ilk sırada birincil zaman ve istem ardılları bulunur. İkincil zaman kullanılmayacaksa, kişi ardılları onları izler. İkincil zaman yeri, genel olarak, birincil zamanla kişi ardıllarının arasıdır. Ancak, belirli geçmişte tüm kişi ardılları ikincil zamanın önünde ya da sonunda alabilirler. ( Örn. ver-di-y-dim, ver-miş-ti-m)

Eylem                    +        -di/-sa/-a        +       kişi eki

Yükleç Ardılları

Yükleçleri yüklem yapan ardıllar da eylemle kullanılan yüklemlik ardıllarıdır. Ancak yükleçten kurulu yüklemlerden birincil zaman kesitinde hiçbir sessel birim yer almaz. Kişi ardılları yükleç olan birimlere doğrudan doğruya eklenir. Yükleçten oluşan yüklemin tek bir zamanı, geniş zamanı vardır. Bu da işletim ardıllarının özgür (eylemdişi) ve bağımlı (eylem) öncüllere göre dizgelendiğini kanıtlar. (Adalıö 2004, s. 48)

birincil zaman (0)      + kişi Yükleç      (0)    -ım,-sın, 0,-ız,-sınız, -lar

Yükleç kallanılan kişi ardılları eylemle kullanılan kişi ardıllarının ikinci dizisinde yer alan ardıllardır.

 

Türkçede yüklemde yer alan temel birime göre değişik ardıllar kullanılmaz. Ancak buna dayanarak tümünü bir bütün saymak, yapıyı gözden kaçırmaya neden olur. Çünkü bu ardılların temel biriminin yapısına göre temel birimle ilişkileri değişmektedir. Bu nedenle geleneksel dilbilgisinde de eylem dışındaki birimlerle kullanılan yüklemlik ardılları cevher fiili, ek eylem gibi adlarla ayrıca ele anılıp işlenmiştir. Bunlarla kullanılan yüklemlik ardıllarını da -eylemle kullanılan öteki ardılları göz önünde tutarak eylemli yüklem ardılları, yükleç ardılları olarak ayırmıştır. öğretmen-im (yükleç) -öğretmen/i/m (iyelik) (Adalı, 2004, 79)

İkincil zaman ardılları (-di, idi) ve (-miş, imiş) yükleçle de kullanılır. İkincil koşul (-sa, ise), yükleçli tümcelerin de koşul dönüşümünü sağlar. Yükleçten kurulu yüklemi şu gösterimde belirtebiliriz.

yükleç + 0 + sa + (-Z2-) + k

(koş 2)

Eylemle ve yükleçle kurulan yüklemler karşılaştırıldığında Türkçe ardıl dizgesinin eylem ve eylem olmayana göre biçimlenişi daha iyi görülmektedir. Yükleç   + 0 + (-Z2-)   + K

(koş 2)

Eylem     +     (Z1)     + Z2 + K (istem)    (koş 2)

'-dır' ardılı ise Zorunlu olmayan bir birim olarak bu tür yüklemlerin geniş zamanına kesinlik, sürerlik, olasılık kavramı katar. Üçüncü kişiyle kullanımı yaygındır. :

'-dir' genellikle kişi diziminde üçüncü kişiyle ilişkili bir biçimbirim olarak gösterilmiştir (Ergin; 1962; 297) Gencan; 1971; 297; Banguoğlu; 1974; 47, Aksan; 1976-b; 82) üçüncü kişide yaygın kullanımı olan -'-dır'ın kişi kavramıyla bir ilişkisi yoktur. Ayrıca 'hava güzel' 'hava güzeldir' gibi kullanımların eş değerli olduğu da söylenemez. Değişik zaman biçimbirimleriyle kullanımlarını da göz önünde tutarak (-dır)-ı yüklemde değişik görevi olan ayrı bir biçimbirim olarak ele alınır. Emre (1955; 23-58) ad tümcelerini koşaç almayan ve koşaç alan ad tümceleri olarak ikiye ayırıp incelemiştir. (Ayrıca bkz. Hatiboğlu; 1953 a-b, Özdemir; 199-200) (s. 114)

Örn. -dır,-dır, -dir, -dur, -dür, -tır, -tir, -tur, -tür, hasta-y-ım-dır, hasta-sın-dır, hasta-dır, hasta-y-ız-dır, hasta-sın-ız-dır, hasta-dır-lar.

Bunun dışında '-dır' belirsiz geçmiş, şimdiki, gelecek zaman, gereklilik ve aktarma biçimbirimlerinin yer aldığı yüklemlerle kişi biçimlerinden sonra kesinlik ve olasılık kavramı taşıyarak yer alır.

Orn.    ver-miş-im-dir ver-miş-miş-im-dir ver-miş-tir ver-miş-miş-tir ver-i-yor-um-dur ver-i-yor-muş-um-dur ver-i-yor-dum ver-i-yor-muş-tur ver-eceğ-im-dir ver-ecek-miş-im-dir ver-ecek-tir ver-ecek-miş-tir ver-meli-y-im-dir ver-meli-y-miş-im-dir ver-meli-dir ver-meli-y-miş-tir

Zeynep Korkmaz'a göre ek-fiilin (kopula, verbum Predikativum) tanımı: Türkçe gramerlerinde birbirinden farklı terimlerle adlandırılmış olan ek-fiil, Eski Türkçedeki er- 'olmak' yardımcı fiilinin er > ir > i değişimi ile ekleşmiş olan biçimidir. Bugün bu fiili her ne kadar i-(mek) diye adlandırıyor isek de, fiilin tek başına bir anlamı yoktur. Asıl fiillerde olduğu gibi yalnız başına i- biçimiyle kullanılmaz ve yapım ekleri ile genişletilemez. Dolayısıyla fiilden bir ad ya da fiil gövdesi oluşturması mümkün değildir. Varlığını -idi /-imiş ise gibi zaman ekleriyle ortaya koyar. (Korkmaz, 2003, s. 702)

i-ek fiiilin dildeki görevi, ad soylu kelimeleri fiil durumuna getirmek ve basit zamanlı kiplerden birleşik zamanlı kipler oluşturmaktır. i- ek-fiilinin öteki fiillerden yani asıl fiillerden farklı olarak yalnızca bildirme niteliğinde dört kipi vardır: geniş, (şimdiki) zaman, görülen, duyulan geçmiş zaman ve şart. Asıl fiilerde olduğu gibi bu ek-fiilde de kip ve zaman kavramı zaman ekleri ile karşılanır. Orn. insan-ım, delikanlıy-ım, yokum, ardında-y-ız, devamları-y-ız, haklı-sın.

-dır, Bildirme ekinin işlevleri

 
  1. Kesinlik bildirme görevi

'-dır' bildirme eki, çekimli fiiilerin duyulan geçmiş zaman, '-makta' ekiyle oluşturulan şimdiki zaman ve gelecek zaman kiplerinin üçüncü şahıs teklik ve çokluk çekimlerinde, fiillin gösterdiği oluş ve kılışa bir 'kesinlik' ve 'pekiştirme' işlev ve anlamı katmıştır. Türkçede, içinde bulunulan zamanda geçen olayların anlatımı '-iyor'un yanı sıra bir başka yoldan da gerçekleştirilir. (Korkmaz, 2003, s. 726)

Örn. Yeter olmuştur, gün günden beter olmuştur ve de bıçak gelip kemiğe dayanmıştır.

Görülen geçmiş zaman kipinde, esasen görülen ve bildiren bir kesinlik bulunduğu için, bu kip, pekiştirme niteliğindeki -dır, -dur ekini almaz.

  1. Beklenti ve tahmin görevi ile

'-dir' bildirme eki, çekimli durumdaki bazı kiplerin bütün şahısları üzerine de gelerek bunlara kullanım özelliklerine göre, yine ya 'kesinlik' ve 'pekiştirme' ya da 'belki' ihtimal ki 'umulur ki' anlamlarıyla tahmin ve beklentiyi güçlendirme işlevi kazandırır. Bu kullanım yer yer ek-fiilin geniş zaman çekimlerinde de görülür.

Örn. görmüş-üm-dür, görmüş-müş-sün-dür, biliyor-sun-dur, biliyor-sunuz-dur, hak verecek-siniz-dir, inanmiş-im-dir, gidiyor-lar-dı.

  1. Zarf-görevi ile = ('-dır' eki gün, ay, hafta, yıl gibi zaman gösteren adların teklik ya da çokluk biçimleri üzerine gelerek '...zamandan beri' anlamıyla zarflar türetir.)

Türkçede birleşik kipli fiillerin tanımı: Çekimli fiiller, taşıdıkları kip sayısına göre basit kipli veya basit zamanlı fiiller ve birleşik kipli veya birleşik zamanlı fiiiler olmak üzere iki gruba ayrılır.

*Birleşik kipli fiilerde birden fazla kip eki vardır. Bunlar genellikten iki kipten oluşmuştur. Üç kipten oluşan katmerli birleşik zamanlı fiiller çok seyrektir. Birleşik kipli fiiler, içinde birden fazla kip eki bulunan fiiller olarak tanımlanabilir.

Basit kipli tek bir kip eki bulunduğu halde, birleşik kipli fiilerin çekimli biçimlerinde genellikle iki (nadiren üç) kip eki bulunur. (Korkmaz, 2006, s. 732)

Her ne kadar Türkçe gramerlerinde, yerleşmiş bir terim olarak birleşik zamanlı kipler terimi kullanılmakta ise de, burada asla iki ayrı zaman söz konusu değildir.

Bunlardan ilki doğrudan doğruya çekimli fiillerdeki kişinin tutum ve davranılı ile ilgili olan şekil ve tarz eki niteliğindedir. Zaman bildirme işlevi ise, yalnızca i- ek-fiilinden sonra gelen ekle belirtilir.

*Çekim sırasında i- ek-fiili çok kez eriyip kaybolmuştur. Buna göre birleşik zamanlı bir fiilin çekim biçimi:

esas fiil + kip eki + i- ek-fiiil - ikinci kip eki (zaman gösterme eki - şahıs eki olarak çekilebilir.)

i- ek-fiiili yanlız görülen geçmiş zaman, duyulan geçmiş zaman ve şart kipi ekleri alabilir. Ek-fiilin bu özelliği dolayısıyla, birleşik zamanlı fiiiler kendi içlerinde :

1. Hikaye birleşik kipleri, 2. Rivayet birleşik kipleri      3. Şart birleşik kipleri

Örn. Duyulan geçmiş zaman kipinin hikayesi:

esas fiil   +   '- miş' kip eki   +   ek fiil   '-di' hikaye + şahıs eki şartı

Esas fiil   +   görülen geçmiş kipi +   i- ek-fiiil + şart eki şahıs eki
Katmerli   = fiil kip eki + i- ek-fiil + şart kipi + şahıs eki
okudu idi isem                                     (görülen geçmiş zaman hikayesi)

okumuş idi isem                                 = okumuş idiysem

okuyor idi isem                                   = okuyor idiysem

okuyacak idi isem                              (gelecek geçmiş zaman hikayesi)

okur idi isem                                        (geniş geçmiş zaman hikayesi)

okumalı idi isem                                 (gereklilik hikayesinin şartı)

okumuş imiş isem okuyor imiş isem okuyacak imiş isem şart yoktur

okur imiş isem                                      (geniş zaman rivayetin şartı)

okumalı imiş isem                              (gereklilik kip)

Sonuç olarak Johanson'un verdiği tanımları vurgulamak istiyoruz. Türkçede -dir unsuru uç önemli işlevde bulunmaktadır.

Birleşik çekiminde yer almaktadır. Türkçede dilbilgisi kategorileri çok karmaşıktır.

Complex verbal system. As noted, the Turkic languages have complex, close-knit verbal systems containing a large number of grammatical categories. Thus particularly in the elaborate aspect-tense system, the functional load of an individual unit is often lighter than that of its counterepart in a contact language. (Johanson, s. 29)

'-dir'Türkçenin fiiilerin birleşik çekiminde çok önemli bir rol oynamaktadır. Bu unsur çok geniş ya da çok gramer kategorilerini içermektedir. Kip ve zaman kavramları arasında kesin bir sınır yoktur. Duruma göre bu kavramları veren unsurları daha çok belirginlik kazanmaktalar.

-dır Postverbs. A typicual feature of many Turkic languages is the expression of actionality -e.g. of the descriptive or phase-specifying type (Johanson 1991g) - by means of actioanal postverbial construction, i.e. combinations of verbal lexemes (chiefly converbs) and certain verbs with generalizing meanings, e.g. Turkish Ali yazıp duruyor 'Ali is writing continuosly.' I use the term postverb analogously to the term proverb, which denotes the functionally equivalent verbal prefixes found in Germanic, Slavic and other languages.(Johanson, s.29)

'Ali yazıp duruyor.' örneğinde olduğu gibi kalıp fiiller batı, germanik ve slav dilleri ile benzerlik göstemektedir.

-dir Morphosyntactically, the last verb in the compound is the head of preceding one; in terms of the semantically relevant syntax, however, it acts as a grammatical function marker semantically modifying the preceding actional phrase. Thus the modificational relations are reversed from sentence-hierarchic head-orientedness to word-hierarchic head-orientedness: from (yazıp dur - 'stand (while) writing' to (yaz- ıp dur) 'continuosly write' (Johanson 1974a). This process is yet another example of the grammaticalization of indepented lexemes. In these postverbs based on a converbial suffix plus 'auxiliary verb', the final element has usually not yet fully merged with the preceding verb; however, phonologically it often represents a transitional stage on the path to suffixation. Postverbial constructions can evolve into aspectotemporal forms. (Johanson 1976a;1976b) (s. 30)

-dir unsurun morfo-sentaks değeri daha çok anlama yöneliktir.

Türkçede ad tümceleri kuran, kimi bileşik zamanların anlatımında görev alan '-dır' koşacının kullanılışı ve kimi tümcelerin bu biçimbirim olmadan kurulması, sözdizimi açısından olduğu kadar, tümce anlambilimi bakımından önemli bir özelliğini oluşturur. Bu unsurun verdiği anlamları: tahmin yürütme, (Ögretmen sınıftadır, onu bir bakayım.) olasılık belirtme (izmir'e varmışlardır: simdi sizi ararlar.); geçmişte (Tatilde onun eksikliğini hissetmişimdir.), (anlatılan işin geçmişte, sürekli olarak yapıldığını dile getirmektedir.) sürekli gerçekleşen bir olayı saptama, (Hep aynı hataya düşmüşlerdir.) bir durumu belirleme (Her zaman beni mutlu etmiştir); gereklilik anlamını pekiştirme, daha kesin ve ciddi bir anlam sağlar (Tedavinin başarılı olması için ilaca iki hafta devam edilmelidir.); geçmişte yapılmış olması gereken bir işi belirtme (Umarım konuştuklarımızı kimseye söylememişsindir.), (Umarım, sahile giderken arabamı açık bırakmamışımdır.) bir beklentiyi, umudu dile getirme (Sizi arayacağını unutmuş değildir.) olabilirler. Kosacın dile getirdiği resmi acıklama, tahmin yürütme, durum belirleme, gerekliliği pekiştirme, bir beklentiyi açıklama gibi farklı amaçlar ve anlam özellikleri, değil'in (-dir)le birlikte kullanımında da geçerlidir. (Aksan, 2006, s. 182) Bazı örneklerinde tahmin yürütme, kişisel yorum anlamı on plana çıkmaktadır.

 Spartak KADIU

Tiran Üniversitesi

Kaynakça:

  1. Adalı O. (2004). Türkiye Türkçesinde Biçimbirimler. istanbul: TDK
  2. Akademia e Shkencave. (2002). Gramatika e Gjuhes shqipe I, Tirane: ADSH
  3. Akademia e Shkencave. (2002). Gramatika e Gjuhes shqipe II, Tirane: ADSH
  4. Akerson, F, Erkman (1991). Anlam-Çeviri-Karşılaştıra, İstanbul
  5. Aksan, D. (2006). Anlambilim, Anlambilim konuları ve Türkçenin Anlambilimi, Ankara
  6. Banguoğlu, T. (2000). Türkçenin Grameri. Ankara: TDK
  7. Deny, J. (2004). Türk Dili Gramerlerinin Temel Kuralları (Türkiye Türkçesi) Ankara TDK
  8. Göksel, Kerslake, 2005. Turkish: A Comprehensive Grammar, London, Nee York
  9. Karaağaç, G. (2009) Türkçenin Söz Dizimi, İstanbul
  10. Karahan, L. (2008). Türkçede Söz Dizimi. Ankara: TDK
  11. Kerslake, C. (1988). Semantic Differentiation in the Copular System of modern Turkish: Studies on Turkish Linguistics, Ankara
  12. Kıran, Z., Kıran, A. (2001) Dilbilime giri.ş Ankara:
  13. Korkmaz, Z. (2003). Türkiye Türkçesi Grameri (ŞekilBilgisi). Ankara: TDK

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...