sınır

Hizmette sınır yoktur

21 Haziran’da Almanya’da şahit olduğum Uluslararası Dil ve Kültür Festivali, genelde hoş ve boş bir temenni gibi algılanan barış içinde birlikte yaşama adına beni ümitlendirdi. 

12. yılında yeni bir isimle ve formatla yoluna dünyaya daha da açılarak devam eden Türkçe Olimpiyatları’ndan bahsediyorum.  Birleşmiş Milletler’in çocuk versiyonunu andıran ve Türkçe çatısı altında buluşan 145 ülkeden öğrenciler bizlere kalpten kalbe giden yolun en kısa mesafe olduğunu hatırlattı.

Görünürde sanki bir kayıp söz konusuydu. Ne de olsa Türkçe Olimpiyatları’na Türkçenin öz yurdunda yer verilmemiş, türlü engeller çıkarılmış, yabancı öğrencilerin vizesi riske girince profesyonel görünümlü ama amatör ruhlu bu faaliyet bu kez Türkiye’de yapılamamıştı. Birleşen gönülleri ve idealist ruhları durdurmanın imkânsız olduğunu anlayamayanlar, bu meselenin bir mekândan ibaret olduğunu sanmıştı ama cumartesi akşamı 15 bin kişilik salonu dolduran herkes orada fizikî şartların ötesinde bir sevgi dilinin hakim olduğunu rahatlıkla hissederdi.

Hazımsızlıkları her türlü demokratik prensibin önüne geçmiş olanlar aslında Türkçe Olimpiyatları’nı yasaklamak isterken, meyvelerinden sadece birisi çocukları Türkçede birleştirmek olan hareketi dünyaya mal etmenin önünü açmıştı. Bir anlamda, hizmette sınır yoktur düşüncesini zorla hayata geçirmişti baskı rejimi.

Çok kültürlülük öldü diye eleştirilen Merkel ve yabancılara mesafeli bilinen Almanya, Türkçe Olimpiyatları’na kapılarını açarak bir imaj düzeltme şansı yakalamış ve bu sürecin kazananlarından olmuştu.  Almanya, Avrupa ve Türkiye’nin her tarafından kapanış törenine gelenlerde hakim olan tek bir duygu vardı: Coşku. Belki güçlü sesiyle ‘geçer geçer bu da geçer daha öncekiler gibi’ diyen Endonezyalı kız öğrenciye biraz da hüzünle eşlik edildi ama insanlarda hakkın tarafında durmanın verdiği iç huzuru ve umudu hissetmemek mümkün değildi.

Elbette birkaç çocuğun şarkı söylemesi, “yeni bir dünya” istemesiyle dünya hemen değişecek değil ama Türkiye gibi eti budu belli bir ülkeden böyle bir projenin çıkması, dünyada kabul görmesi bu toplumun eşi benzerini görmediği bir vizyon ve aksiyonun göstergesi. İnsanî ve maddî gelişmişlik yolunda daha gidecek çok yolu olan bu toplum değişecekse böyle tabandan hareketler sayesinde değişecek.

Sınır tanımayan Hizmet Hareketi’nin en önemli sırrı ise gönüllülükte yatıyor. Evet, bu fikirlerin ardında Pennsylvania var ama hem ilham kaynağının hem gönüllülerin en önemli özelliği bu hizmetleri beklentisiz yapmaları, para, pul, şan, şöhretin onlar için amaç olmaması. Zaten dünyada pratiğe geçmesi zor olan bir idealizmi diri tutabildikleri için nereye giderlerse gitsinler gönüllerde yer buluyor bu insanlar.

Sadece şarkılar değil, Hocaefendi’nin ayakta alkışlanan mesajı da çok şey anlatıyordu duymasını bilene. “Dil kalbin aynasıdır.” diyen Hocaefendi, “Kalpte ne varsa sözlere o yansır.” diyor, sözlerine kıymet verenlere hiç bıkmadan hoşgörüden ve birlikte yaşama idealinden bahsediyordu. Düsseldorf’ta dünyanın renkleri gönül dilinde buluşurken sınırımızda kendi dindaşlarını vahşice katleden sözde cihatçı gençlerin varlığı bu mesajların hayata geçmesinin ne kadar önemli olduğunu hatırlatıyordu bizlere. Bu mesajlara uygun şekilde salonda tek bir olumsuz tezahürat duyulmadı, insanlara “müspet hareket” prensibini içselleştirdiklerini bir kez daha gösterdi.

Küçük ve sabırlı adımlarla dünyayı değiştirme yükünün altına girmiş öğretmenler ve Hizmet gönüllüleri ‘ancak zor ve zahmetli yol kalıcı olandır’ diyorlardı adeta.

Emeği geçen herkese teşekkürler, umutsuz olmak için hiçbir sebep yok…

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...