mümkün mü

Sevgiyi yasaklamak mümkün mü?

Cumartesi günü Zaman’ın yorum sayfasında “Beni Hatırlayabildin mi Türkiye’m?” başlıklı bir yazı çıktı. “Benim adım Khangelani Mhaleni…” diye başlıyordu.

 

Güney Afrika Cumhuriyeti’nden bir genç, yıllar önce ülkesindeki Türk okuluna kayıt oluşunu, orada ‘beyaz adam’ dediği öğretmenleriyle tanışmasını, 2006 yılında Türkçe Olimpiyatları’nda yarışmak üzere İstanbul’a gelişini anlatıyordu: “Mayıs ayında Türkçe öğretmeni ile beraber Türkçe Olimpiyatları için Türkiye’ye gittik. İstanbul’a indik. Böylesine bir muameleyi görmemiştim! Türk insanları beni çok sevdiler. Hocam ile gittiğimiz yerlerde herkes bana “kardeş” derdi. Duygulandım. Türkçe Olimpiyatları’na katıldık. Orada 2. olmuştum. Türkiye’de 48 gün kalmıştım. Hocamın ailesi ile babası, annesi, ağabeyleri ve ablaları ile kalmıştık. Böylesine aile kavramını daha önce görmemiştim!”

Mhaleni, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’ni kazanır ve okulunu 4 yılda bitirir. Geçen yıl ülkesine dönüp mezun olduğu okulda fizik öğretmeni olarak göreve başlar. Gazetede yazdıkları, sevgisiyle gönlünü kazanan ‘beyaz adam’a, unutulmaz dört yıl geçirdiği Çanakkale’ye ve bütün Türkiye’ye bir teşekkür mektubuydu. Şöyle bitiriyordu: “Öğretmenlerimizin bana öğrettikleri hak ve hakikatleri ben de kardeşlerime, vatanıma öğretmeye çalışıyorum. Çok zor! Ama o günlerde Türk öğretmen ağabeylerimiz çok zorluk çektiler. Biraz da biz çekelim… Bana, öbür tarafta hak verilirse, bu ağabeylere şahitlik yaparım.”

Şimdi, dünyanın 150’den fazla ülkesinde bu mektubu yazabilecek binlerce genç adam, genç kız yaşıyor. Hepsi Türkçe konuşup yazabiliyor, hepsi bizim yazarlarımızı okuyup bizim şarkılarımızı dinliyor. Onlar, artık bize sınırları unutturan evrensel dostlarımız, kardeşlerimiz. Sayıları her geçen gün artıyor.

Geçtiğimiz 11 yılda, Mhaleni gibi binlerce çocuk, mayıs sonunda göçmen kuşlar gibi ülkemize geldi ve bizde iyi duygular, büyük umutlar yeşertip gittiler. Bir gelenek oldu, Türkiye’nin en küçük şehirlerinde bile insanlar, mevsimi gelince onları beklemeye başladı: “Çocuklar nerede, geliyorlar mı?” Geldiler sevgiyle karşıladık, coşkuyla alkışladık, hüzünle uğurladık. Sahneye çıkıp onlarca ülkenin bayrağını sallayarak ‘Yeni bir dünya’ şarkısını söylemeye durduklarında, sevinç gözyaşlarını tutamadık. İnsan bu sevgi ve barış manzarasını gördükten sonra, başka ne isterdi! Çocuklarını, adını bile bilmedikleri ülkelere öğretmen olarak gönderen anneler, onları görünce hasretin ve gurbetin acısını unutmuşlardı. Sevgi bütün hasretleri bitirmeye yetiyordu.

Derken, 2014’e geldik. Hükümetine yönelik yolsuzluk soruşturmalarından kurtulmak isteyen başbakan, savaşacak bir yeldeğirmeni icat etti kendine, bir ütopik düşman... Bulabildiği her şeyi bu ‘paralel evren’in içine attı. Bütün güzel şeyleri biçmekten çekinmedi. Türkçe Olimpiyatları da nasibini aldı bundan. “Yapamazlar” dedi, “bitti o iş” dedi. Nitekim, kendilerini devletin değil, hükümetin görevlisi sayan yöneticiler, bunu bir emir telakki etti ve Türkiye’nin hiçbir şehrinde Türkçe Olimpiyatları’na stadyum ve spor salonu verilmedi.

Sanıyorlardı ki, artık yapamazlar, bitti. Öyle olmadı. Açılış programı Etiyopya’da, şarkı finali Romanya’da yapıldı. Büyük final Almanya’da yapılacak. Böylece, olimpiyatlar, kendiliğinden evrensel bir yapıya bürünmüş oldu.

Türkçe Olimpiyatları, Türkiye’nin tarihindeki en büyük uluslararası etkinlik, bundan kuşku yok. Türkiye’ye, ülkenin itibarına ve tanınmasına, dünya barışına katkısı tartışılmaz. Toplumun bütün kesimleri; iş, sanat, spor ve siyaset dünyasının gururla sahip çıktığı bir etkinlik bu. Bir camiaya, bir topluluğa değil, bütün bir millete ait. Hükümetin, böyle bir etkinliği doğduğu ülkede yaptırmayarak nasıl bir garabet oluşturduğunu, kendi halkını en büyük gurur ve sevinç kaynağından mahrum ederek nasıl gülünç bir duruma düştüğünü söylemeye gerek var mı? Güneşi kapatmak, aydınlığı yok etmek ve sevgiyi yasaklamak ne kadar mümkünse, gücünü milletin vicdanından alan böyle bir etkinliği engellemek de o kadar mümkün olabilir.

Türkçe Olimpiyatları’na izin vermeyenler, her yıl yaz başında görmeye alışık olduğumuz göçmen kuşların gelişini engellediler, halkın sevincini kursağında bıraktılar, Anadolu insanının gerçekleşmiş rüyasını dağıttılar… Devlet imkânlarını şahsi kinlerine alet edip bir güzel bayramı halka yaşatmadılar. Bir milletin sevincini boğdular. Bu vebali nasıl taşıyacaklar? Bu utancı nereye koyacaklar? Birileri üfleyince güneş sönmüyor, onlar yasak edince sevgi dinmiyor. Ne yaparsınız ki, gönüllere kelepçe vurmak mümkün olmuyor.

Türkçe Olimpiyatları, aynı sevgi hâlesi, aynı coşkuyla ve evrensel bir kimlik kazanarak dünya kentlerinde yapılıyor, yapılacak. Güney Afrikalı Mhaleni gibi binlerce çocuk, yeni teşekkür mektupları yazmaya devam edecek. Onlar, Türkiye’yi ve Türk insanını sevmekten vazgeçmeyecek. Fakat bu ülkenin halkını 11 yıldır yaşadığı coşkudan, bu sevgi selinden mahrum edenler, hem vicdanlarda hem de Hak katında mahkûm olacaklar.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...