İŞTE

İşte insanlığı kurtaracak tablo...

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

SUNUCU İkbal Gürpınar, Şimdi size küçük bir sürprizimiz var, dediğinde, salonu dolduran 5-6 bin kişi, bu önemli gecede küçük sürpriz ne ola ki diye merak etti.

4 yaşındaki minik Suğra küçük adımlarla sahnenin ortasına geldiğinde, salonu tebessüm kapladı. Herkes, ne yapacak acaba diye merak etti. Minik Suğra İstiklal Marşımızın ilk satırlarını okumaya başladığında, protokolde oturan devlet ricali dahil hemen herkes, konuşmaya yeni başlamış bir çocuğun meraktan bir iki cümle sarf etmesi gibi yaklaştı meseleye. O kadar ki, İkbal Hanım bile İstiklal Marşımızın daha başlarında Suğra'ya bir iki hatırlatmada bulunmak istedi. Fakat Suğra'nın aldırdığı yoktu.

Hatırlayamadığı için değil, yüksek ses tonuna bir de heyecan karışınca, derin nefes alabilmek için ara veriyordu okumasına...

Herkes tebessümle dinliyordu Suğra'yı... Salondakiler Suğra'nın yaptığı işin ciddiyetine ancak, ilk 2 dörtlüğü bitirip de; Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım / Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım satırlarını okumaya başladığında vardı. Baktılar ki, Suğra'nın duracağı yok. İkbal Hanım da vazgeçti hatırlatmalarından. Ve koca bir salon, küçük Suğra'nın şiirin ritmine uygun el, kol, ayak, baş hareketlerine kilitlendi ve bir gözyaşı patlaması yaşandı koca salonda.

Kim tutar sizi...

MİNİK Suğra, bakışlarını salonun tavanına asılan Türk Bayrağı'na çevirip, küçük parmağıyla bayrağımıza işaret ettikten sonra, Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal / Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal / Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal / Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet / Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal! sözleriyle marşımızı okumasını tamamladığında, salon kendiliğinden bir uğultuyla ayağa kalktı. Gözyaşları içinde dakikalarca ayakta alkışladılar Suğra'yı.

Açıkça söylüyorum, küçük Suğra'nın okuması bittiğinde salonda bir an öyle bir hava esti ki; Haydi ağabeylerim, ablalarım. Kaldığımız yerden devam ediyoruz deseydi, salondakilerin Yemen'den Baltık sahillerine, Atlantik'ten Çin Seddi'ne ulaşmak için hamle yapması işten bile değildi. Öyle bir duygu yoğunluğu yaşandı salonda.

Ama zaten salondaki fotoğraf da onu yansıtıyordu aslında. Yemenlisi de oradaydı, Baltıklısı da... Atlantik ötesinden gelen sambacılar da oradaydı, Vietnamlısı da...

Salonda yer alan dünyanın 84 farklı ülkesinden öğenci, Türk insanının gittiği yerlerden gelmişti zaten. Gidilen her yere, Anadolu'dan esintiler götürüldüğünü herkes gördü. Şarkı yarışması birincisi Belaruslu kız öğrenci Kseniaya Juk, birinci olduğunu öğrendiğinde, anlık reflekse dayalı ilk şaşkınlığını, Oh My God şeklinde değil, Aman Allah'ım şeklinde yansıttı.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Tarih şekillenirken...

SÖZÜ uzatmaya gerek yok. 4. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı'nın yapıldığı İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi'nde yaşanan tarihi tablodan bahsediyorum. Salondaki tablo, geleceğin tarihinin nasıl yazılacağını gösteren emsalsiz örneklerle doluydu.

80 santim boyundaki minik Suğra'nın yaptığı iş, küçük bir adımla başlayan insanlık tarihinin en büyük kültür hamlelerinden birinin kafiyesini bize ait melodiyle koymak gibi oldu aslında. Arkasına aldığı 84 ülkenin gençleri; Biz işte buradayız. Yaşanabilir bir dünya için el eleyiz mesajı verdiler.

Büyük seferberlik...

ORGANİZASYON Komitesi Başkanı olan, aynı zamanda Kamu Etik Kurumu Başkanlığı da yapan Prof. Dr. Mehmet Sağlam, bu anlamlı geceye emeğe geçenlerin kendisine, organizasyonun 10. yılında, dünyanın tüm ülkelerinden gençleri Türkçe ortak çatısı altında bir araya getireceklerini ifade ettiklerini söylediğinde, salonda coşku tavan yaptı.

Minik Suğra okuması bittiğinde annesiyle birlikte hemen önümdeki sıraya geldi oturdu. Annesi de mütevazı bir Anadolu kadınıydı. Hemen yanımda da, Vietnam'daki Türk Koleji'nde öğretmenlik yapan Songül ismindeki gencecik bayan oturuyordu. Meçhul kahramanlar, salondaki coşkuyu kendilerini belli etmeden geriden sessizce izliyorlardı.

Salondaki coşkunun şifresi hemen yanı başımda çözülmüş duruyor gibiydi. Analar ne evlatlar doğurmuş dedim içimden. Anadolu'ya neden Ana dolu dediklerini, polat yürekli iki Anadolu kadınının heyecanını görünce daha iyi anladım.

Yolun açık olsun Türkiye'm...

Tercüman

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...