işlevi

Dil-Kültür İlişkisi: Folklor Ürünlerinin Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Yeri Ve İşlevi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

        Dil-Kültür İlişkisi: Folklor Ürünlerinin Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Yeri Ve İşlevi Folklorun işlevlerinden birisi, bireylerin toplumda kabul edilmiş kültürel değerlere uyumunu sağlamasıdır. Öte yandan folklor, eğitimde oynadığı rol ve toplumsal kültürü yansıtması dolayısıyla kültürel değerlerin kuşaktan kuşağa sürekliliğini de temin eder. Bu özellikleri dolayısıyla, yabancı­lara Türkçe öğretimi sürecinde folklor malzemelerinin kullanımı, Türkçe ile Türk kültürü öğretimi arasında bir köprü işlevi görebilir. Türkçe öğretmenleri, dil öğretiminde kendiliğinden ortaya çıkan folklor malzemelerini kullanma fırsatlarını değerlendirerek, yabancı öğrencilerin dikkatlerini Türk kültür değerleri, dünya görüşü, tarih ve edebiyatına çekebilir. Bilindiği gibi, yabancı dil öğretiminde dilin ait olduğu kültür ortamının tanıtılması, dil öğretiminin hedefleri arasında sayılmaktadır. Dola­yısıyla, Türkçeyi yabancı veya ikinci dil olarak öğretenlerin, öğrencilerini dilimizin içinde yer aldığı Türk kültür sistemi hakkında da aydınlatması gerekmektedir. Bu makalede, yabancılara Türkçe öğre­timinde folklor ürünlerinin işlevsel kullanımına dair bir yaklaşım sunmaya ve bazı örnekler vermeye çalışacağız.

      Folklor araştırmaları alanında yaptığı önemli çalışmalarla bilinen William R. Bascom'a göre, "Folklor, toplumda kabul edilmiş kültürel de­ğerlere uyumu sağlama işlevinin yanı sıra, eğitimde oynadığı rol ve toplum­sal kültürü yansıtması dolayısıyla ku­şaktan kuşağa sürekliliği temin eder. (Bascom 1954: 348-49). Folklorun bu özelliklerini göz önünde bulundurarak diyebiliriz ki, Türkçenin yabancılara öğretiminde, folklor malzemelerinden yararlanarak dilimizin ait olduğu kül­tür ortamının tanıtılması, dil öğretimi

hedeflerimiz arasında sayılmalıdır. Zaten 'Avrupa Dil Portfolyosu'nun esasını teşkil eden üç temel görüşten birisini de yabancı dil öğretiminde kültürel değerlere yer verilmesi ilkesi oluşturmaktadır. Dolayısıyla, Türkçe-yi yabancı ya da ikinci dil olarak öğ­retenlerin, dil düzeylerini göz önünde bulundurmak kaydıyla tedrici bir şe­kilde öğrencilerini Türkçenin içinde yer aldığı kültür sistemimiz hakkında da aydınlatması gerekmektedir. Ancak bu hedef, özellikle, öğrencilerin henüz dilin en temel yapı ve kurallarını öğ­renme çabası içinde oldukları başlan­gıç düzeyinde, öğretmenlerin dikkati dışında kalabilir. Bu aşamada öğren­ciler, muhtemelen, şimdiki zaman ile geniş zaman, şahıs zamirleri ile iyelik zamirleri arasındaki farkı anlamaya çalışmakla; şahıs ekleriyle iyelik ek­lerini ayırt edebilme mücadelesi ver­mekle meşgul durumda olacaklardır. Türkçe öğretmenlerinin bu düzeyde, dilin kurallarına ve kullanımına dair bilgiler verirken, basit iletişim biçim­lerini öğretmeye çalışırken, folklor, sa­natın çeşitli alanları ve edebiyat gibi kültürel değerleri tanıtma aşamasına geçemeyecekleri açıktır.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Bu zorlukları kabul etmekle bir­likte, yine de diyebiliriz ki, Türkçe öğ­retimi sürecinde folklor malzemeleri­nin kullanımı, Türkçe ile Türk kültürü arasında bir köprü işlevi görebilir. Türkçe öğretmenleri, dil öğretiminde tabii şekilde ortaya çıkan folklor mal­zemelerini kullanma fırsatlarını de­ğerlendirerek, öğrencilerin dikkatleri­ni kültürel değerlere, bize özgü dünya görüşümüze, tarihimize ve edebiyatı­mıza çekebilir.

Devamını okumak için tıklayınız...

Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Metinlerin Kültür Aktarımındaki İşlevi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Bu çalışmada, dil öğretiminin kültürler arası karşılaşma alanı olduğu düşüncesinden yola çıkılarak yabancı dil olarak Türkçe derslerinde kullanılan, aynı zamanda kültür aktarım araçlarından olan metinlerin bu süreçteki yeri ve önemi sorgulanarak sınıf içi uygulama örneklerine yer verilmiştir.

Dil, sadece kültürün önemli bir parçası değil aynı zamanda kültürün aktarıcısıdır. Bu nedenle yabancı dil öğretiminde kültürel ögelerin aktarılması dil öğrenme sürecini olumlu yönde etkiler. Bu görüşten hareketle, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde Türk kültürünü içeren ögelerin ders ortamına aktarılması gerekmektedir.

 1. Giriş

Dil, en yalın biçimde insanlar arasında iletişimi sağlayan bir araç olarak tanımlanmaktadır. İletişimin gerçekleşmesi için de bir bağlam gerekmektedir. Her bağlamın içinde bir kültür ögesi bulunduğundan, dil kültürden ayrı düşünülemez.

Kültür, insan davranışlarının, bu davranışları etkileyen düşünce biçimlerinin, inançlarının, törenlerinin, dilinin ve tüm maddi manevi birikimlerinin oluşturduğu bir bütündür. Kısaca, kültür bir toplumun yaşama tarzıdır.

Dil, kültürün bir ögesi olmakla birlikte, aynı zamanda kültürün aktarıcısı ve yaratıcısıdır. Aksan'a (1995: 67) göre kimi zaman dildeki bir sözcük bile ulusun inançları, gelenekleri, bireylerin kendi aralarındaki davranış ve ilişkileri, maddi ve manevi kültürü üzerinde fikir verebilir.

Toplumların oluşturduğu kültürün bütün ögeleri dilin söz varlığı içinde değer bulmaktadır. Jiang'ın (2000: 328) da belirttiği gibi, dil beden; kültür ise kandır. Kültür olmazsa dil ölür, dil olmazsa kültür şekillenemez.

Aşağıda, dil-kültür ilişkisini göstermesi bakımından Mayıs 2010'da İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Bölümünde araştırmacılar tarafından yapılan bir uygulama örneği (Benzer bir uygulama Jiang (2000: 328-334) tarafından Çinli ve İngiliz öğrenciler üzerinde de yapılmıştır.) yer almaktadır. Uygulamada, Afganistan ve Rusya'dan gelen iki öğrenci grubuna insanların yaşamıyla ilgili 10'ar sözcük (yemek, kıyafet, aile, arkadaş, iş, para, kültür, başarı, mutluluk, aşk) verildi ve her bir öğrenciden bu sözcüklerin çağrıştırdığı 6'şar sözcük yazmaları istendi. Öğrencilerin Türkçe düzeylerinden kaynaklanan bir farklılık oluşmasını engellemek için, öğrencilere, bu kavramların yaptığı çağrışımları kendi anadillerinde yazmaları söylendi ve bunlar daha sonra Türkçeye aktarıldı. Öğrencilerin her bir kavramla ilgili yazdığı sözcükler, kendi içlerinde genel kategoriler altında toplandı. Uygulama sonucunda, grupların yanıtlarının önemli oranda farklılaştığı saptandı. Bu 10 sözcükten, sadece 'yemek' ve 'para' maddesine ilişkin farklı çağrışımlar bile sözcük seçiminde kültürün ne kadar etkili olduğunu göstermektedir:

Tablo 1'e bakıldığında, 'yemek türleri' olan birinci kategoride Afgan ve Rus öğrencilerin önemli ölçüde ayrıldığı görülmektedir. Afgan öğrencilerin yanıtlarında 'pilav, ekmek' gibi doyurucu ögeler ön planda yer alırken, Rus öğrencilerin yanıtlarında ilk sırada 'kahve' görülmektedir. Çünkü Rus kültüründe 'kahve' yemek sırasında içilmektedir.

Öğünlerle ilgili sözcüklerde ise, Afgan öğrencilerin öğünlerle ilgili hiçbir sözcük kullanmadığı görülmektedir. Bunun nedeni, Afgan kültüründe öğünlerin farklılık göstermemesidir. Öğrencilerle bu doğrultuda yapılan görüşmelerde, öğrenciler, kahvaltı ve diğer öğünlerde yenen yiyeceklerin genellikle aynı olduğunu söylemektedirler.

Tablo 1 incelendiğinde, 'yemek' kavramının çağrıştırdığı 'kişiler'de de farklılık göze çarpmaktadır. Afgan öğrencilerin çoğu,'yemek' dendiğinde 'anne' sözcüğünü yazarken, Rus öğrencilerde 'yemek' sözcüğü herhangi bir kişiyi çağrıştırmamaktadır. Bunun sebebi, Afganistan'daki kadınların genellikle ev hanımı olması ve Afgan kültüründeki 'anne' algısıyla açıklanabilir.


Bu tabloda dikkat çekici bir başka nokta da Afgan öğrenciler, 'yemek' kavramının çağrışımları olarak 'açlık', 'tokluk' ve 'para' sözcüklerini sıkça yazmalarına rağmen Rus öğrencilerin yanıtlarında bu sözcükler hiç yer almamaktadır. Bu durum, iki ülkenin sosyoekonomik durumu ve halkın gelir düzeyi arasındaki farklılıkla açıklanabilir.

Tablo 2 incelendiğinde, para ile satın alınabilecek nesneler kategorisinde Afgan öğrencilerin en çok 'araba' ve 'araba markaları', Rus öğrencilerin ise 'kıyafet' yazdığı görülmektedir. Öğrencilerle yapılan görüşmelerde öğrenciler, Afgan kültüründe 'araba'nın zenginlik göstergesi olduğunu söylemişlerdir. Bu nedenle de para ile arabayı doğrudan ilişkilendirdikleri düşünülmektedir.

Para ile ilgili eylemlerde Afgan öğrencilerin en çok 'tatile çıkmak', Rusların ise 'alışveriş yapmak' yazdıkları görülmektedir. Afgan öğrenciler bu konuda, tatile çıkmanın sadece çok zenginlerin yaptığı lüks bir iş olduğunu söylemektedirler.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Para-güç ilişkisi kategorisinde de her iki gruptaki öğrencilerin yanıtları ayrılmaktadır. Afgan öğrenciler en çok 'güzel sevgili bulmak' derken, Rus öğrencilerde 'hükmetmek', 'yönetmek' sözcükleri yer almaktadır. Bu durum, SSCB'nin yıkılmasından sonra birdenbire zengin olan bir kesimin Rusya'daki gücü ile açıklanabilir.

Bu araştırmanın sonuçlarından da anlaşılabileceği gibi, dil ile kültür arasında güçlü bir ilişki vardır, hatta çoğu zaman dil ile kültür iç içe geçmiş durumdadır. Başka bir deyişle, dil kültüre, kültür de dile göre şekillenmektedir.

2. Dil - Kültür Bağlamında Yabancı Dil

Her kültürün ona kendi kimliğini kazandıran, kendine özgü bir dili vardır. Dilin içinde kültürün bütün özellikleri ve tarihsel, toplumsal tüm birikimleri bulunur. "Her dilde kavramlar dokusu bulunduğundan ve her dil insanlığın bir bölümünün tasarlama biçimini ele aldığından, kısacası her dil özel bir dünya görüsünün yankısı olduğundan, yabancı bir dilin öğrenilmesi de insana yeni bir görüş kazandırır, görüş açılarını çoğaltır." (Akarsu, 1998: 64).

Dilin yalnızca göstergeler dizgesi değil, aynı zamanda kültür demek olduğu kabul edilirse, dil öğrenimi ve öğretiminde kültür ögesini hiçbir zaman unutmamak gereklidir. Asutay'a (2003: 27) göre, dilde yer alan her göstergenin dış dünyada işaret ettiği bir gönderme alanı, bir dış dünya gerçekliği vardır ve gönderme alanı da kültürle ilgilidir. Göstergelerin anlamları da bu şekilde oluşmakta, kültür ögesi ile tamamlanmaktadır. Bundan dolayı dilin biçimsel yapısının içinde bulunan anlamsal yapıyı kültürün oluşturduğu söylenebilir.

Uyan'a (akt. Er, 2006:1) göre dil toplumla birlikte geliştiği için yabancı dile hâkim olabilmenin ilk şartı o toplum gibi düşünebilmektir. Örneğin; yabancı bir dilde erkek ve kadın için kullanılan sözcükler o toplumda erkek ve kadının sosyal statülerini ortaya koyar. Başka bir örnek vermek gerekirse Türkçede söylenen 'Dereyi görmeden paçayı sıvamak' deyimi İngilizcede 'Şişman kadın söylemeden operayı bitti sanma.' biçiminde kullanılmaktadır. Her iki söz de aynı amaçla söylenmiş olsa da kültürel farklılık sonucu, farklı biçimlere bürünmüştür. Görüldüğü gibi düşünce yapısı toplumdan topluma göre farklılık gösterdiğinden yabancı dili öğrenirken o toplum gibi düşünülmesi gerekir.

Bu bağlamda yabancı dil öğretimi bir taraftan çok kültürlülüğe açılmayı, diğer taraftan çok kültürlü topluluklarda barış ve huzur içinde birlikte yaşanılmasını amaçlar. Günümüzde bu yabancı dil anlayışının, daha açık bir deyişle kültürler arası bildirişim odaklı yaklaşımın üst-amacı ise kültürlerarası bildirişim yeteneğini kazandırmaktır (Işık, 1996: 7).

Bildirişim daha öncede söz edildiği gibi farklı bireylerle ilişki içinde bulunulduğunda alınan ya da verilen mesajlar ve tekrar bu mesajlara verilen tepkilerden oluşan bir döngüdür. Farklı kültürlere sahip bireyler arasında da bu işlem aynı biçimde gerçekleştirilmektedir. Bireyler sözlü ya da sözsüz olarak birbirlerine karşılıklı olarak mesajlar vermektedirler. Bu da kültürler arası bildirişimin gerçekleşmesini sağlamaktadır. Kültürlerarası bildirişim, farklı kültürlere farklı dünya görüşlerine sahip bireylerin bildirişiminin etkili bir biçimde gerçekleşebilmesini sağlamaktadır. Kültürlerarası bildirişimde farklı kültürlere ait bireyler arasında kültürel açıdan kimi uzlaşmalara gereksinim duyulmaktadır.

Samovar, Porter ve McDaniel'e (1991: 342) göre, kültürler arası bildirişim, bireyin yalnızca kendi kültürünü değil, aynı zamanda karşıdaki bireyin kültürünü de en az kendi kültürü kadar bilmesini gerektirmektedir. Bununla birlikte karşıdaki birey de aynı biçimde farklı bir kültürü anlayabilmeli ve gerektiğinde kabul edebilmelidir. İyi ve etkili bir kültürler arası bildirişimin tek taraflı olarak gerçekleşmesi mümkün olmamaktadır. Bireylerin karşılıklı bildirişim içinde bulundukları süre boyunca karşılıklı olarak anlayışlı ve uyumlu olmaları gerekmektedir.

Kültürler arası bildirişimde en önemli amaç, farklı kültüre sahip bireyler arasında yeterli ve etkili bir bildirişim sağlamaktır. Tam olarak etkili bir bildirişimin sağlanması, ilişki içinde bulunan farklı kültüre sahip olan bireylerin birbirini anlaması ve alışveriş içinde olması gerekmektedir.

Dil öğretimi tek başına sözcük ya da dil bilgisi öğretimi değil, aynı zamanda o dilin içinde geliştiği kültürün de öğretimidir. Demircan'ın (1990: 26) da belirttiği gibi; yabancı dil öğrenen kişi, hedef dilin iletişim açısından gerekli olan kültürel verilerini öğrenmeli, iletişim becerilerini edinmelidir.

Yabancı dili öğrenen kişinin, sadece dilin belirli kalıplarını kullanarak konuşmaması, öğrenilen dilin derinliklerindeki anlamları kavrayarak özümsemesi gerekir. Bunun sonucunda öğrencinin hedef dilin kültürünü öğrenebilmesi kolaylaşır. Mc Kay'e (2000:7) göre sınıf ortamında kültürel ögelerin kullanımı öğrencilerin o dile karşı güdülenmelerini artırır.

 Devamını okumak için tıklayınız...

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Ses Ve Yazı Öğretimi Ve İşlevi

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

 Yabancılara Türkçe öğretimi konusunda ülkemiz­de edinilmiş büyük bir tecrübe mevcuttur. Bu edinilen tecrübe divan-ı Lügat-it Türk'ten Lügat-i Fransavî'ye ka­dar farklı dönemlerin farklı dil öğretim biçimlerini ihti­va etmektedir(Bayraktar, 2002).Günümüzde bu alanda yapılan çalışmalar, İstanbul ve Ankara üniversitesi (TÖ-MER) Türkçe öğretim merkezleri başta olmak üzere diğer üniversitelerin dil öğretim merkezlerinin katılımıyla etki alanını genişletmiştir. Bugün özel ve devlet kuruluşlarının da katkılarıyla kurulmuş yurt içi ve yurt dışında çok sayı­da Türkçe öğretim merkezleri mevcuttur.

20. yüzyılda Bloomfield (1933), Sapir (1921) gibi dil bilimcilerin çalışmalarının etkisiyle batı ülke­lerinde planlı programlı yabancı dil öğretim çabala­rı görülmektedir. Başta Fransa, İngiltere ve Amerika olmak üzere dünyanın ileri gelen ülkeleri kendi dil­lerini başka milletlere öğretmek amacıyla çalışmalar yürütmüşlerdir.Ülkemizde dilimizin başka milletlere öğretimi konusunda 1950'li yıllarda sınırlı birkaç ça­lışma dışında pek göze çarpan faaliyet yoktur. Ancak 1980'li yıllardan sonra ülkemizdeki siyasi, iktisadi ve sosyal değişime paralel olarak çalışmalar hız kazanma­ya başlamıştır(Göçer ve Moğol, 2011: 797-810).

Araştırmamızın başlığını ''Yabancılara Türkçe Öğ­retiminde Ses ve Yazı Öğretimi ve İşlevi'' koyduk. Çün­kü ikinci dil öğretimi, alfabe öğretimiyle başlar ve bu ses öğretimi etkinliği karşılığı olarak ifade edilebilir. Bu yön­den ikinci dil öğretimi, anadili eğitimi ve öğretimi etkin­liği ile edinilmiş ses ve yazı tecrübesi üzerine inşa edilen bir etkinlik olarak görülmesi daha uygun olacaktır.

SES EĞİTİM VE ÖĞRETİMİ

 Bir dili öğrenmenin ilk şartı öncelikle o dilin ses­lerini ve ses yapısını iyi tanıyıp kavramaktan geçer. Ses-bilimi, sesbirimi(fonem-phonem) adı verilen ve anlam ayırıcı özelliği bulunan dil içindeki seslerin işlevlerini, görevlerini inceleyen dilbilim koludur (Kıran, A.E., Kı­ran, Z., 2010 ).Ses eğitim ve öğretiminin pek çok bileşeni mevcuttur. Uygulamalı dilbilimin konusu olan yaban­cı dil öğretimi, ikinci dil öğretimi/Yabancılara Türkçe Öğretimi konusunda dilbilimin teorik konuları olan sesbilim, görevsel sesbilim, işitiş, söyleyiş ve görevsel ses bilgisi, ses aygıtı, bir ses ayırıcı simge olarak harf,alfabe bu bileşenlerden birkaçıdır (Huber, 2008:113-136 ). Dilin felsefesi ve milletlerin alfabe tercihleri gibi teorik konulara ikinci dil öğretiminde doğrudan veya dolaylı da olsa yer verilmemelidir. Ama bu konuları bir YTÖ öğreticisi bilirse, dersi daha etkili sunmasına yardımcı olabilir. Yabancılara Türkçe öğretiminde ses ve yazı öğ­retimi konusu ilk bakışta iki ayrı konu gibi gözükse de aslında ses öğretimi ile yazı öğretimi arasında sıkı bir ilişki vardır.Seslerin doğru öğretilmesi ile harf olarak ya­zıya geçirilmesi, birbirini tamamlayan bir bütünün iki parçası gibidir. Bu açıdan baktığımızda ses eğitim ve öğ­retimi süreçleri tamamlandığında sesin doğru telaffuzu aynı zamanda sesin doğru algılanması ve yazıya doğru geçirilmesi mümkün kılabilir.

Dünyada sesleri yazıya geçirmede ortak bir yol bul­ma çabası olarak görülebilecek çabalar vardır. 1886'da IPA(International Phonatic Association) tarafından her dilde bulunan sesler için geçerli olacak alfabe ha­zırlanmıştır. Yine benzer bir çalışma SAMPA(Speech Assesment Methods Phonetic Alphabet) tarafından bilgisayara uyumlu hale getirilmiş bir alfabe çalışma­sı yapılmıştır. Her iki alfabede bir sesi uzatmak için 'a' 'için a:' kullanılmaktadır. İkinci dil öğretiminde bu işaretleme sisteminden faydalanabiliriz (Aksan: 1997: 63-67). Efendioğlu ve İşcan (2010: 121-143), yazdık­ları makalelerinde yukarda bahsi geçen alfabede uzun harfleri göstermek için önerilen (e:/ a:) işaretiyle Türk-çenin uzun ünlülerini göstererek, dilimizin ne kadar ahenkli ve melodik olduğunu göstermeye çalışmışlar­dır. İkinci dil öğretiminde bu alfabelerde uzun sesler için önerilen ( a:/ e:) işareti yardımıyla uzun seslerin ses değerlerini yabancılara kolayca öğretebiliriz.

Çocuklarda dil oluşumu ses oluşumuyla başlar ve belli süreçler ister. Çocuk içine doğduğu kültürün dilini, fizyolojik ve bedensel olgunlaşmasına bağlı olarak belli bir zaman içinde edinir. Edinilen bu dil doğal olarak çevre dilidir. Bu çevresel dil okulda işlenerek geliştirilip düzenlenir ve kültür dili haline gelir. (Alperen, 2001:9).


Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

       İkinci dil öğretiminde / Yabancılara Türkçe öğretiminde anadili oluşumuna bağlı olarak Alperen'in ifade ettiği çevresel dil ve kültür dili oluşumu aşamaları birlikte ger­çekleşiyor. Bu süreçte,dil oluşum safhaları geçilirken ses ve yazı öğretimi belirleyici rol üsleniyor.

      Çocuklar doğuştan sayısız ses çıkrama yetisiyle dünyaya gelir(Yapıcı, 2004: 1-17). Çocuklarda Ses oluşumu, anne karnında başlar ve doğuştan itibaren ses eğitimi de başlamış olur. Ancak çocuk içinde doğ­duğu kültürün dilini öğrendikçe bu yeti de sınırlanmış olur. Bireyin ses edimi, ses oluşumu, ses eğitimi ve ses öğretimi gibi süreçlerden geçerek şekillenir. Ses eğitim ve öğretimi doğal süreç ve planlı süreç olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilirken (Uslu, 2005: 34-43) eği­timciler, plansız ve hazırlıksız aklına geldiği gibi ders işlememeli; hedefleri önceden belirlenmiş istendik davranış türlerine göre öğretim aşamalarına ve süreçle­rine riayet etmeli; öğretim amaçlarında belirtilen dav­ranışlar değişik öğrenme biçimlerine yer verilmelidir. (Özyürek, 1983: 347-366).

Bir anlam ayırıcı birim olan seslerin öğretimi, ana­dil öğretimi sırasında çok geniş kapsamlı biçimde ele alınıp öğretildiği için yabancı dil öğretimi bu öğrenil­miş olan ses dağarcığı/ ses birikimi üzerine inşa edilir (Yılmaz, vd, 2005:150-152). Biraz dikkat edilirse öğ­renciler ana dillerinde var olan sesleri çok kısa sürede öğrendikleri görülür. Anadil öğrenimi sırasında kar­şılaşılmayan seslerin çok zor öğrenildiği, öğretmeni ve öğrenciyi uzun süre uğraştırdığı dikkatlerden kaçmaz. Mesela: Türkçedeki â, ince a, ç, ğ, ı, ö, gibi seslerin zor öğretildiği, öğretmenin bu sesleri öğretirken daha dik­katli olması ve daha uzun süre ayırması gerektiği bilinir.

Türk dilinde kullanılan alfabenin okunduğu gibi yazılan yazıldığı gibi okunan sesçil (fonetik) özellik taşıması sebebiyle sesleri öğretmenin çok kolay oldu­ğunu düşünülür. Oysa Yabancılara Türkçe öğretmeye başlayan herkes ilk günden itibaren sesçil alfabe ko­nusunun pek de öyle olmadığı, özellikle Arapça ve Farsçadan dilimize geçen kelimeler ile batı dillerinden geçen kelimelerin ses değerlerinin öğretimi konusunda hayli sorunlar olduğunu hemen fark eder. Alfabe veri­lirken inceltmeme düzeltme işareti, genel söyleyişiyle şapka işaretinin kullanıldığı kelimelerin örnekleme yöntemiyle verilmesi uygun olmaz mı?Mesela: uzun â, ile kısa yazılıp uzun okunan adem/ âdem, veya kana­at, kıraat ve cemaat gibi kelimelerin söylenişinde or­taya çıkan e ile a sesi arasında uzun söylenen seslerin öğretilmesine nasıl yer vermeliyiz? Oğlum / olum (ğ) yumuşak genin çıkarılması için kendinden önceki sesli harfin uzatılarak çıkarıldığının muhakkak gösterilmesi gibi..,Yabancılara Türkçe Öğretimi, nesneleri ve kav­ramları tanıma ve tanıtma ile başlar. Yani bu çalışma bir nevi kelime öğretimi olup kelime öğretimi ile bir­likte telaffuz öğretimi de yapılması gerektiriyor.

Her zaman YTÖ öğreticileri dil öğretimine al­fabenin öğretimiyle başlar. Alfabe öğretimi aynı za­manda ölçünlü dilin ses değerleri ile yazı öğretimi faaliyeti olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda ses değerlerinin öğretimi, doğru telaffuz eğitiminin de başlangıcı, ilk basamağıdır. Ses öğretimi etkinliği, genel dil öğretimi etkinlikleri içinde her zaman yer verilen, hatta tekrarlanan bir konu olarak değerlen­dirilebilir. Ancak diğer etkinlikler okuma, yazma, dinleme,anlama, anlatma(sözlü ve yazılı anlatım) kar­şılıklı konuşma(Kahraman, vd. 2004: 17) uygulama­ları içerisinde de ses öğretim etkinliği devam ettirilir.

22 yıldır Yabancılara Türkçe dersi veren biri ola­rak ses ve yazı öğretimi konusunu incelemeye karar verdiğimde, önce kendi derslerimde sesleri ve yazı öğretimini nasıl gerçekleştirdiğimi düşündüm. Sonra Yabancılara Türkçe Öğretim kitaplarına bir kez daha göz attım. Bu kitaplar, Yabancılar için Türkçe I-II (Se-büktekin, 1969), öğreniyoruz (Hengirmen ve Koç, 1983: 5-6), alfabeyi büyük ve küçük harf olarak verir ve harflerin sesletimi öğretmene bırakılmıştır.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...