eğitiminin

Irak'ta Türkçe Eğitiminin Dünü ve Bugünü

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Ana dili eğitimi sayesinde kişisel gelişimini sağlayan insan, aynı zamanda, içinde yaşadığı toplumun ortak değerlerine sahip bir birey hâline gelir. Ulusal kimlik, onun sayesinde kazanılır ve kuşaktan kuşağa aktarılır. Bu çalışma, ana dili eğitiminin önemi ışığında, Irak'ta Türkçe eğitiminin durumunu inceleyerek yaşanan sorunlara yönelik çözüm önerileri sunmak üzere hazırlanmıştır.

Elimizdeki kaynaklara göre Irak'ta Türkler, bin yılı aşkın süredir yaşamaktadırlar. Yaklaşık 900 yıl boyunca Irak Türkmenleri yönetici konumunda olmuş, pek çok devlet ve beylik kurmuşlardır. Türkmenler yönetici konumlarını İngilizler'in Irak'ı işgal etmesi ile birlikte kaybetmişlerdir. Tarihî kaynaklara göre Irak'ta ilk Türk toplulukları 674 yılında, Emevi Halifesi olan Muaviye tarafından Horasan'a gönderilen Ubeydullah Bin Ziyadin'in 2000 kadar, okçulukta ün yapan, Türk askerini Basra'ya yerleştirmesi ile başlar. Ancak bazı yazarlara göre de Türklerin Irak'a geliş tarihi daha eskilere dayanmaktadır. Bu Türk okçularından, Yemame'de, asi Arap bedevilerinin bastırılmasında yararlanıldığı bilinmektedir (SAATÇİ, 2007: 20). 1534 yılında Osmanlı Devleti'nin Padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han, bizzat ordusunun başında Bağdat'a girmiş ve Safevî-İran hâkimiyetine son vermiştir. 1534 yılından itibaren bölgede aralıksız olarak Türk hâkimiyeti devam etmiştir. 1918'de İngilizlerin Irak'ı işgal etmesi ve 1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük'ün İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmasının ardından bölgede Türkmenlerin yok sayılmaya başlandığı bir döneme girilmiştir (DUMAN, 2011: 8).

1926'dan sonra Türkiye ile Irak arasındaki sınırların çizilmesi ile beraber Türkmenler, Irak'taki yönetim tarafından baskı görmüş ve bir tehdit unsuru olarak algılanmıştır. Bu tarihlerde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, iç sorunlarını halletmeye ve ülkenin kalkınmasına öncelik vermiştir. Dolayısıyla Türkiye tarafından destek bulamayan Türkmenler, devlete karşı isyana gitmeden kendi içine kapanarak dilini ve kimliğini korumaya çalışmıştır.

1920'lerden itibaren Türkmenler Irak'ta baskı ve asimile politikasına maruz kalmışlardır. 1918-1920 yılları arasında Irak halkı İngilizlerin işgali altında baskı ve zulümlerle cebelleşmekteydi. Musul vilayetine bağlı Telafer ilçesinde yaşayan halk bu zulme dayanamayarak 1920'de Telafer civarında yaşayan Arap reislerinin desteğini sağladıktan sonra İngilizlere karşı ayaklanmaya geçmişler, İngilizlerin kışlasını basarak, onları bozguna uğratmışlardır. Fakat İngilizler daha sonra büyük birliklerin yardımıyla Telafer'i kuşatmış, halkı top ateşine tutmuştur. Bunun neticesinde, kurtulanlar üç ay boyunca dağlarda büyük sıkıntılar içinde yaşamak zorunda kalmışlardır. Daha sonra şartlı olarak yurtlarına dönen Telafer halkının ileri gelen lider ve aydınlarının birçoğu tutuklanmış, bazıları işkence görmüş ve bir kısmı da sürgün edilmiştir. 1920 ayaklanmasında Telafer Türklerinin gösterdikleri kahramanlıklar sebebi ile bu yıl tarihe ''Kaçakaç Yılı'' olarak geçmiştir (SAATÇİ, 2007:

189).

Irak Devleti'nin kuruluşu üzerine daha bir yıl geçmeden, Irak Türkmenlerine karşı hazırlanan tedhiş ve katliam girişimi üzerindeki sis perdesi bir türlü kalkmamıştır. Kerkük ve diğer Türkmen bölgelerinde millî ruhun şahlanmasını önlemek için İngiliz kuvvetleri bir mesaj ulaştırmak istiyordu. İngilizler bu oyuna Tiyari kuvvetlerini alet ederek 4 Mayıs 1924 sabahı Kerkük'ün büyük çarşısında bir kavga çıkartmıştır. İngiliz kuvvetleri, bu kavgadan sonra kışlalarına çekilip tekrar büyük kuvvetlerle şehre dönmüş olan Tiyarilere serbest hareket emri verdi. Yağma ve saldırılara başlayan Tiyariler, Türkmenleri evine kadar takip ederek, ailelerinin gözü önünde katletmeye başladılar. Olayların büyümesi üzerine, Irak polis kuvvetleri araya girerek sokağa çıkma yasağı ilan etmiştir. Bunun başlıca sebebi ise hükümet çevrelerinin, yüzlerce Türkmen'in köylerden şehir merkezine yöneldiğini ve soydaşlarını korumaya ve destek vermeye kararlı olduklarını görmesidir. Bu olayda, yaklaşık 40-50 Türkmen katledilmiş ve Kerkük'te Türkmenlere karşı uygulanan ilk ''Kerkük katliamı'' olarak tarihin kara sayfasında yerini almıştır. (HÜRMÜZLÜ, 2006: 77-78).

12 Temmuz 1946 yılında Irak Petrol Şirketi işçilerinin Kerkük'te yaptıkları grev sırasında yaşanan olaylar ve baskı hareketleri, insan hakları çerçevesinde en doğal haklarını isteyen bu vatandaşlara karşı uygulanan sindirme politikasının bir örneğidir. Bu olayda 5 Türkmen işçisinin hayatını kaybettiği, 4 işçinin ve 6 polis elemanının değişik derecelerde yaralandığı bilinmektedir (HÜRMÜZLÜ, 2006: 91-93). Ayrıca Kerkük'teki işçiler, Gâvurbağı mıntıkasında toplandıkları için katliamın adı "Gâvurbağı katliamı" olarak kalmıştır.

Irak Türkmenlerinin derinden yaralandığı; sevdiklerini, dostlarını ve önde gelen liderlerini kaybettikleri korkunç bir diğer olay da 1959 tarihinde Kerkük'te yaşanan 14 Temmuz 1959 katliamıdır. Ayrıca resmî kaynaklara göre bu katliamda Türkmenlerin 25'i şehit düşmüş, 130'u da yaralanmıştır (HÜRMÜZLÜ, 105-109).

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Irak'taki Baas rejiminin Türkler üzerindeki baskıları 1979 yılında iyice ağırlaşmıştır. Irak'taki Türklerin lider durumunda olan önemli şahsiyetleri, 1979 yılında gözaltına alınarak ağır işkencelere maruz kalmıştır. Bir süre hapis ve işkenceden sonra, sonunda Bağdat yönetimi, Türk toplumuna gözdağı vermek amacı ile 16 Ocak 1980 tarihinde 4 tane önemli Türkmen liderini idam etmiştir. Türkmen toplumunun bu gözde ve değerli şahsiyetlerinin haksız yere idam edilmeleri, Türkmenler arasında hükümete karşı büyük bir tepki ve nefrete dönüşmüştür (SAATÇİ, 2007: 261-262).

Yukarıda belirttiğimiz gibi 16 Ocak 1980 tarihi, Türkmenler için bir dönüm noktası sayılacak niteliktedir. Türkmenler bu tarihten itibaren daha şiddetli bir şekilde Baas rejimi tarafından baskı ve zulme maruz bırakılmıştır. Tutuklamalar ve idam olayları 2003 yılına kadar aralıksız olarak devam etmiştir. Yirmi üç yıl boyunca Türkmenler herhangi bir sosyal ve siyasi aktivitede bulunmamalarına rağmen yine rejimin zulmünden kurtulamamışlardır. 1991 yılında ABD ve müttefik ülkeler, Saddam'ı yenilgiye uğratmak ve Kuveyt'ten defetmek için Irak'a savaş açtılar. Uluslararası literatürde bu harbin adı "1. Körfez Savaşı" olarak geçmiştir. Saddam Hüseyin, Irak'ın kuzey ve güney bölgelerinde güçlerini kaybettiğinden halk ayaklanmaya başlamıştı ki müttefik ülkeler savaşın sona erdiğini duyurdular. Saddam kısa bir süre içinde güçlerini toparlayarak ayaklanmaya katılanları ve iç savaşa neden olanları cezalandırma kararı aldı. Bu arada ayaklanmaya katılmayan Türkmenler evlerine kapanarak ülkenin huzura kavuşmasını diliyorlardı. Ayaklanmayı başlatan gruplar Saddam'ın güçleri karşısında dayanamayıp dağlara kaçtığından Saddam da Altun Köprü'de, çoluk-çocuk, yaşlı-genç, kadın-erkek demeden 100'ün üzerinde Türkmen'i katletmiştir. Bu da tarihte Baas rejimi tarafından Türkmenlere karşı işlenen en büyük katliamlardan biri sayılmaktadır.

Kronolojik olarak Türkmen tarihine baktığımızda Türkmenler, 80-85 yılı aşkın bir süredir, yani 1920'lerde Osmanlıların Irak'ı İngiliz mandasına bıraktıktan sonra, ister Kraliyet ister Cumhuriyet Dönemi'nde olsun bütün yönetimler tarafından baskı, sindirme, zulüm ve asimile politikasına maruz kalmışlardır. Türkmenler devletçi bir geleneğe sahip oldukları için devlete karşı silahlı mücadeleyi tercih etmemiş; kendi içine kapanarak dilini, kimliğini ve kültürünü korumaya çalışmıştır.

ABD'nin önderliğinde müttefik ordularının Irak'a girmesi ile Nisan 2003'te Saddam yönetimine son verilmiştir. ABD'nin kurtarıcı olarak Irak'a girişi, önceleri halk tarafından büyük bir sempati ile karşılanmış, sevinç ve heyecan doruk noktaya ulaşmıştır. O güne kadar baskı ve zulümlere maruz kaldığından, genel olarak Irak halkında ve özellikle de Türkmen toplumunda, artık her şeyin demokratik ve insan haklarına saygılı bir anlayışla ele alınacağı ümitleri yeşermeye başlamıştır.

Ancak Kürt liderlerini kendine rehber tayin eden ABD, Irak'ta iki önemli stratejik hata yapmıştır. Bunlardan birincisi, özellikle Kürtlerin telkini ile ABD'nin kendine tek bir etnik grubu müttefik seçmiş olması, geri kalan Irak halkını da kendine düşman görmüş olmasıdır. Bu durum, şiddet olaylarının ve çatışmaların artmasına yol açmıştır. İkinci bir sebep ise Irak'ta giderek nüfuzu artan İran'a karşı ciddi bir politika sergileyememesidir (SAATÇİ,2007: 282).

ABD işgalden hemen sonra Irak'ın ulusal ordusunu, güvenlik ve emniyet güçlerini, polis teşkilatını dağıtmış; kamu ve devlet kuruluşlarını dondurmuştur. Böylece devleti tümüyle çökertmiş, ülkede güvenliği ve asayişi sağlayan kurumları ortadan kaldırmıştır. Bu yüzden ülkenin her tarafında anarşi ve terör olayları baş göstermiş, merkezî hükümetin otoritesi sıfırlanınca kamu binaları yerel milis güçlerince işgal edilmiştir. Türkmenler, herhangi bir milis gücüne sahip olmadığı için bu denklemde yerini alamamıştır.

Devamını okumak için tıklayınız...

Paris’te, Racine Lisesinde Yabancı Dil Olarak Okutulan Türkçe Eğitiminin Konumu, Uygulamaları ve Karşılaşılan Sorunlar

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

1994 yılı Kasım ayında kanunlaşarak yürürlüğe giren Fransız Milli Eğitim Bakanlığı orta öğretiminde Türkçe’nin yabancı dil olarak okutulmasının ilk uygulamaya başlandığı Racine Lisesi’nde 1994-95 öğretim yılından beri Türkçe öğretmenliği görevini sürdürmekteyim. Geçen yıldan itibaren de aynı görevi Fransız Milli Eğitim Bakanlığı’nın kadrolu -asaleten atanmış öğretmeni olarak üstlenmiş bulunmaktayım. Sizlere bu 7 yıllık uygulama içinde karşılaştığımız olumlu -olumsuz uygulama örneklerinden söz etmek istiyorum.

Paris’ten başka Fransa’da sırasıyla Strasbourg, Nancy, Metz, Rennes ve Grenoble kentlerinde de eğitime giren Türkçe derslerinin kanunda her ne kadar ikinci veya üçüncü seçmeli dil konumunda olduğu ifade edilse de uygulamada öğrenciler diğer yabancı diller (Almanca, Arapça, Çince, Danimarkaca, İbranice, İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Japonca, Portekizce, Rusça, Yunanca v.b.) gibi Türkçe’yi de birinci yabancı dil olarak seçebilme hakkına sahiptirler. Fransız Milli Eğitim Bakanlığı’nın orta öğrenim müfredat programında bir yabancı dil seçimi orta birden itibaren başlamaktadır. Öğrenciler, Türkçe’yi dört yıl olan ortaokul eğitiminin üçüncü ve dördüncü yılından itibaren seçebilme hakkına sahiptirler. Lisede ise seçilen zorunlu dil dalına göre iki veya üç yabancı dile çıkar.

Buna göre Türkçe yasal olarak diğer dillerden hiçbir farklılık göstermeksizin Fransız Milli Eğitim Bakanlığı’nın bünyesine girmiş de olsa, birinci zorluk derslerin verileceği okulu bulma konusunda yaşanmaktadır. Tek tek her okulda Türkçe’yi seçecek öğrenci sayısı yeterli olmayacağından belli okullarda Türkçe öğretimi sağlanmakta, öğrenciler pek çok farklı okuldan gelerek gruplandırılmaktadırlar. Ancak Türkçe eğitiminin başlatılmasında karar politik ve dışardan gelen emir veya baskıyla değil, öncelikle o okul müdürünün inisiyatifi ve onayıyla gerçekleşebilir.

Öğrencilerin pek çok değişik okuldan geldiği gerçeği karşısında okul müdürleri, okullarına güvenlik açısından yabancı öğrenci sokma konusunda fazlasıyla temkinli davranmaktadırlar.

Ayrıca Türkçe’yi seçen öğrencilerin çok yüksek bir oranının Türk kökenli gençler olduğu gerçeğinden yola çıkarak okul müdürleri arasında göçmenleri toplayıp göçmen dili yaratmama arzusu yaygındır. İşte bu doğrultuda ilk sorun Türkçe’nin okutulmasına izin verecek okulun bulunmasındadır. Bu nedenle Racine Lisesi, Paris’in oldukça eski (kuruluş tarihi 1886 olması itibariyle 115 yıllık bir geçmişe sahiptir) ve lise son bitirme sınavlarında başarı yüzdesi yüksek liselerinden biri olma özelliği ile (geçen yılki bakalorya başarısı %90 idi) prestijli bir konuma sahiptir. Ayrıca lisenin idarecileri ilk günden itibaren hiçbir zorluk çıkarmayarak büyük bir ev sahipliği tutumu içinde bulunmuşlardır. Böylece Racine Lisesi, Paris içi okullardan ve yakın banliyölerden gelen gençlerin ders görebileceği “örnek okul” rolünü üstlenmiş bulunmaktadır.

Türkçe’nin her okulda açılamaması gerçeği Paris’te en çok ortaokul öğrencilerini etkilemektedir. Paris gibi büyük ölçekli bir metropolde veliler, çocuklarını yaşları küçük olduğundan tek başlarına başka bir okula göndermek istemedikleri ve kendileri de çalışıyor oldukları için eşlik edemediklerinden, çocukları Türkçe’yi seçememe durumunda kalıyorlar. Ancak diğer kentlerde Türk göçmen ailelerinin oturduğu semtlerin yakınlığı dolayısı ile çocukların gittiği okulların aynı veya yakın oluşu nedeniyle bu sorun Paris’teki kadar yaşanmamaktadır. Örneğin özellikle Rennes ve Grenoble kentlerindeki uygulamalarda ortaokuldan gelen öğrenci sayısı oldukça yüksektir.

İkinci sorun halen çoğunlukla Türk göçmen ailelerinin çocuklarının yani ikinci kuşağın seçtiği bu Türkçe derslerine tüm çevre okullardan gelenlerin gruplandırılmasıdır. Racine Lisesi’nin kendi öğrencileri içinden her yıl ancak 6-7 öğrenci çıkmaktadır. Yılda 150 küsur öğrencinin derslere devam ettiği göz önünde bulundurulursa tüm bu öğrencilerin sınıflandırılması kendi okullarında derslerini bitiriş ve Racine Lisesine varış süreleri ayarlanarak düzenlenmektedir. Dolayısı ile öğrencileri, lise 1, 2 ve son sınıf diye sınıfları esas alınarak değil de, dildeki bilgi ve konuşma düzeyleri göz önünde bulundurularak “yeni başlayanlar”, “orta” ve “ileri düzey” olmak üzere üç grupta toplayabiliyoruz. Haftalık programda her gün önerilen dersler Racine Lisesi’ndeki haftalık sınıf çizelgesi açısından ancak akşamüzeri saatleri veya Çarşamba öğleden sonraları -Fransa’da çoğunlukla ders olmadığı için öğrencilerin daha rahat gelmesi açısından öğlenden başlamak üzere tüm öğleden sonrası ile Cumartesi sabahına konmaktadır.

Sınıflamada bir ikinci sorun da dallarına göre fen, edebiyat, ekonomi şeklinde üç dala ayrılan genel lise 1, 2, 3. sınıf eğitiminde zorunlu veya seçmeli yabancı dil sayısının o dalın özelliğine göre belirlenmesinde ortaya çıkmaktadır. Örneğin lise son edebiyat dalında iki zorunlu, bir de seçmeli yabancı dil vardır. Birinci zorunlu dil olduğunda üç saat, ikinci dil olduğunda ortak eğitimde iki saat, spesiyalite eğitiminde üç saat, aynı şekilde seçmeli dil olduğunda da üç saat ders görmeleri belirlenmiştir. Oysa uygulamalarda ancak ders başına iki saat nadir olarak üçer saat düşmektedir. Ayrıca edebiyat dalından bir öğrenci ile fen dalından bir öğrenci aynı grupta Türkçe derslerini izlemek zorunda kalmaktadır. Dolayısı ile incelenecek metinlerin seçiminde karma bir tutum izlemek zorunluluğu vardır. Bu sadece genel lise eğitimi yapanlar için örneklenmiştir. Buna bir de teknik lise veya meslek liselerindekileri ekleyecek olursak uygulamada bir öğretmen kendini değişik birimlerden gelen öğrencilerin önünde bulmaktadır. Ayrıca seçilen birinci, ikinci v.s. gibi dillerde yine dalına göre öğrenciler sözlü veya yazılı sınav geçirmek durumundadır. Ne birimlerine, ne sınıflarına, ne de dallarına göre ayrılabilen öğrencilerle, aynı metinleri hem yazılı hem de sözlü sınav yönetmeliğindeki kriterlere göre hazırlamaktayız. Bu nedenle yine dalına göre değişen öğrencinin sözlü sınav için hazırlamak zorunda olduğu metin sayısı ki bu 8 ilâ 12 arasında değişir, çok daha uzun zaman alır. Üstelik okul ve kredi yetersizliği yüzünden ideali 15 kişilik olan sınıflar yerine 25-35 kişilik gruplar ile çalışma zorunluluğu ilerleme ritminde bir engel oluşturur.

Fransa’da genelde Çarşamba ve Cumartesilerin okul dışı etkinliklere ayrılan günler olması sebebiyle Çarşamba öğleden sonra veya Cumartesi sabahı ders yapan ileri düzeylerde 36 öğrenciye kadar kayıt yaptığımız sınıflar oluyor ki bir dil sınıfı için bu sayılar hiç de elverişli değildir. Ancak ileri düzey öğrencileri Türk kökenli iki dilli gençlerin toplandığı sınıflar olduğundan lise son sınıf bitirme sınavı programına göre,  okuduğunu anlama, anladığını ifade edebilme ve dil becerisi (sözlük, cümle yapısı ve dil bilgisi) açısından yetiştirilmeye çalışılmaktadır.  Metin seçiminde Türkçe müfredat programında belirtilmiş olan yazarlar dikkate alınır. Ayrıca ağırlık, geçen yıllarda çıkan lise bitirme sınavı metinlerine verilir. Böylece öğrenciler, metin ve soru-cevap örneklemesi açısından bakalorya tipinde hazırlanırlar.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Oysa “orta düzey” gibi daha ziyade Fransız kökenli gençlerin bir araya geldiği gruplar en fazla 9-10 kişilik grupları oluştururken tek tek öğrencilerin katılımı açısından derslerin verimliliği tatmin edici olmaktadır. Çünkü Türkçe müfredat programında da, diğer yabancı dillerle beraber paralellik oluşturacak dil öğreniminde içerik olarak edebiyat ve uygarlığa değil iletişime önem verilmiştir.

Paris ölçeğinde bir şehirde 2 saat ders için yol ile beraber 3-4 saat zaman ayırmaları gereken öğrencilerin sayısının hiç de azımsanmayacak sayıda oluşunun yanı sıra devamlılık oldukça yüksektir. Genelde ana dil etkeninden yola çıkarak not ortalamasını yükseltme amacıyla seçtikleri Türkçe derslerinde not kıstasının ötesinde gerçek bir motivasyon ve ilgi gözlenmektedir. Bu ilgi ve heves başlangıç ve orta düzeylerde kendini daha coşkulu bir şekilde göstermektedir. Çünkü bu gruplarda en önemli değer sadece yüksek not değildir.

Yukarıda değindiğimiz iki dilli gençlerin dil düzeylerinden de söz edecek olursak; günlük konuşma dilinde hiçbir güçlük çekmemekle beraber özellikle yazılı anlatımda kelime haznelerinin darlığı, kelime aralarına Fransızca sözcükler sıkıştırma ihtiyacını ortaya çıkarmaktadır. Üstelik son yıllarda çanak antenin evlere girmesiyle Türk televizyonu kanallarını izleyebiliyor olmaları sözcük düzeyinde oldukça ilerleme kaydetmelerini sağlamıştır. Ancak en basit türden dahi olsa bir edebi metin veya bir gazete makalesi söz konusu olduğunda hem detayları anlamakta hem de bir fikir çerçevesinde anladıklarını, düşündüklerini dile getirmekte çok zorlanmaktadırlar. Kendileri bu soruna daha önce bir Türkçe dersi almadıkları şeklinde bir açıklama getirmektedirler. Bu yapısal sorunun ötesinde hemen hemen hiç Türkçe okumadıkları gerçeği yatmaktadır; daha çok bu nedenle gençlerin sadece günlük sokak konuşmasında tartışmasız iki dilli oldukları söylenebilirken iki dilli kavramını farklı içerikte kullanımlar için yüzde yüz koruyamayız.

Gençlerin dil düzeyleri aslında kendi hevesleri ve geldikleri ailelerin eğitim durumları veya ailelerin çocuklarının ana dilini öğrenme konusunu önemseme derecelerine de bağlıdır.

Sonuçta iki dilli olma kavramı biraz yanıltıcıdır. Öğretmenin işi yeni başlayanlar grubundakine oranla daha zorlaşmaktadır. Öğrencilerin karşılaştıkları güçlükler özellikle birleşik cümlelerin kuruluşunda, Türkçe’den Fransızca’ya yapılan çevirilerde ve bir ölçüde imlada gözlenmektedir. Sınavlarda çeviri, iki dilli oldukları için puan arttırabilecekleri bir bölüm olması gerekir gibi düşünülmesine karşın beklenilen yüksek not nadir çıkmakta hatta not kaybettikleri bir bölüm olma özelliği taşımaktadır.

Ancak bu iki dilli olma şansı ile belli bir eğitim programı içinde hazırlandıkları takdirde Türkçe’den alınan çok iyi bir not sayesinde genel ortalamayı yükseltip lise diplomasına sahip olabilme üstünlüğünü de ellerinde tutmaktadırlar.

Son olarak Racine Lisesi’nde gerçekleştirilmek istenilen projelere bir göz atacak olursak; Türkçe ile diğer diller veya diğer dersler arasında ortak çalışmalar yapılmak istenmektedir. Şöyle ki 1999-2000 eğitim yılından itibaren Fransız Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulamaya soktuğu “yönlendirilmiş kişisel çalışma” (“Travaux personnels encadrés”-TPE ) programı çerçevesinde özellikle lise iki sınıfı öğrencileri sekizer, onar kişilik gruplar halinde ortak çalışmayı yönlendirecek olan iki ayrı dersin öğretmeni başkanlığında bütün bir eğitim yılı içinde araştırma yapmakta, yılın sonunda da bir yazılı rapor ile jürinin karşısında çalışmalarını sunmaktadırlar. Bu çalışma öğrencilere daha lise yıllarından itibaren bir konu üzerinde araştırma yapma, yapılacak çalışma için kütüphanelerde kitap tarama, yapılan araştırmayı yazıya döküp, sunma gibi beceriler kazandırma amaçlıdır.

Bakanlık bu çalışma çerçevesinde müfredat programında belli konular önermiştir. Örneğin bir tarih-coğrafya öğretmeni ile bir dil öğretmeni öğrencilerine “kent” konusunda ortak bir çalışma önerebilir. Keza yine bir dil öğretmeni ile müzik öğretmeni o yabancı ülkenin bir bestecisini tanıtma içerikli çalışma yürütebilir.

Bizim de bu çalışmalara girme arzusunda olmamız Türk dilini sadece ikinci kuşak Türk gençlerinin seçtiği bir dil olarak bırakmayıp daha fazla kesime yayıp, Fransız kökenli öğrenci sayısını arttırabilmek içindir. Bu tür çalışmaların ürünlü hiç şüphesiz gelecek sempozyumların konularını oluşturacaktır


 Racine Lisesi Türkçe Öğretmeni- Payam YALÇINKAYA ARAL

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...