buzağı

Dananın Altında Buzağı Aramak

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Başkasını suçlamak için bahaneler bulmak.

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Kusursuz kul yoktur. Herkesin bir kusuru vardır. Başkalarını haksız yere birtakım bahanelerle suçlamak doğru değildir. Biz başkalarını yargılama yetkisine sahip değiliz. Başkalarını hele hele haksız yere yargılama ne insanlığa ne de vicdana sığar.
Eskiden zengin bir ağa, sahip olduğu bütün hayvanları, yavrularını yarı yarıya paylaşmak için verir, her yıl hayvanlar yavruladıktan sonra köye gider, yavruları iyice sayar, kulaklarına özel damgasını vurarak bunları defterine kaydedermiş. Köylülere de aksilenir, her hayvanı yavrularıyla görmek ister, köylülere, “Hani bunun kuzusu, hani bunun oğlağı, hani bunun malağı?” diye bağırıp çağırırmış. Sayım yaptığı bir gün, inek sandığı bir dananın altında buzağısını göremeyince boynuzundan tutup, “Hani bunun buzağısı?” diye bağırmaya başlamış. Ağa bir hırsızlık yakaladım diye şamatayı artırmış. Köylülerden biri durumu anlıyıp, “Ağam, ağam!” demiş: “O hayvan inek değil, danadır. Erkek hayvanın buzağısı olur mu?” deyince, ağanın da hevesi kursağında kalmış.

Ne öküz altında buzağı, ne de kaşkariko tuzağı...

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

Önceki gün Göztepe’de birkaç saatliğine, 100 yıl sonrasını yaşarmış gibi olduk.

* * *

2003’ten bu yana, dünyadaki çeşitli ülkelerde Türkçe şarkılar söylemeyi, şiirler okumayı öğrenmiş; kızlı-erkekli okul çocuklarının katıldığı bir “Uluslararası Türkçe Olimpiyatları” yapılmakta Türkiye’de.

* * *

Dünyadaki tüm ülkeleri kapsayan, böylesi özenli ve değişik bir organizasyonun çalışmalarını yönetenlerden, sevgili dostumuz Erkan Aytav; bu yıl “Uluslararası Türkçe Olimpiyatları”na katılmış 5 öğrenciyi bize getirdi.

* * *

5 öğrenciden 3’ü kız, 2’si erkekti. Hepsi de yerel giysileriyle gelmişlerdi.

* * *

Göztepe’de, sevimli mi sevimli 12-13 yaşlarında Senegalli bir kız öğrenci; onun yanında aynı yaşlarda ufacık tefecik Hintli bir kız öğrenci; bir de Moldovalı daha büyükçe bir kız öğrenci...

* * *

Erkek öğrencilerden de biri Koreli, öteki Azerbaycanlıydı. 2 de hanım öğretmen vardı grupta; değişik ülkelerden ve İstanbul’da yaşayan...

* * *

Önce Moldovalı güzel mi güzel, mahcup kız öğrenci söyledi şarkısını; sesi de, Türkçesi de harikaydı. Senegalliyle, Hintli çıtırpıtırların sesleriyle, Türkçeleri de öyleydi. Sanki gözlerim biraz dolarmış gibi oldu.

* * *

Geçen yıl da bize uğramış olan Azerbaycanlı küçük dostum ise, tam bir efeydi; belindeki kuşağında hançeri bile vardı.

* * *

Koreli genç ise kendi halindeydi, ama Türkçe söylediği şarkı şaşırtıcıydı. Nasıl da öğrenmişlerdi, bu kadar güzel Türkçe şarkılar okumasını?

* * *

Kendimi bir an; değişik giysileriyle dünyanın dört bir tarafından gelmiş, Türkçe şarkılar söyleyen gençler arasında, 100 yıl sonrasını yaşıyor buldum.

* * *

Sanki dünya vatandaşlarının yavruları uğramıştı bizim eve de; üstelik Türkçe de biliyor ve sevdikleri şarkıları söylüyorlardı.

* * *

Evrensel bir buket oluşturan çocuk misafirlerimizle, öğretmenleri ve Erkan Aytav gittikten sonra; TV kanallarındaki tartışmaların vinçleri, bizi yeniden “kim kimi nasıl öldürdü” sorgulamalarının; bayraklı, tabutlu, musalla taşlı Şark çalkantılarının içine savurttu.

* * *

Yorumculardan biri:

- Bir yanda “vahşet”, bir yanda da “gaflet” var diyordu.

* * *

Yorumculardan bir başkası ise ötekine:

- Sen kimin avukatlığını yapıyorsun, diye bağırıyordu.

* * *

Paste a VALID AdSense code in Ads Elite Plugin options before activating it.

O sırada “avukat”lığın, neden bu kadar horlandığı takıldı aklıma...

* * *

Avukatlık salt bir “savunma”, yahut “suçlama” hukukçuluğu mudur sadece? Yoksa gerek “yasalar”ın, gerek “yazılı özel anlaşmalar”ın hukuksal değerlendirmelerine büyüteç tutarken; bazı boşlukları da “hukuksal bir mantıkla” kullanma hakkını devreye sokma mesleği midir?

* * *

Politik çatışmalarla, hamasi yarışmalarda “avukatlık” kavramı, çok ilkel kullanılmakta...

* * *

Bendenizin tanımlamasına göre “Hukuk”:

- İNSANLIĞIN ortak huzurunu, güvence altında tutmaya dönük evrensel ilkeler matematiğidir.

* * *

“Üniversiteler”, -adından da anlaşılacağı üzere- her ülkede eşdeğerde olması gereken, “bilim kuruluşları”dır; Hukuk Fakülteleri de öyle...

* * *

Ülke parlamentolarının yaptığı “yasalar”; Hukuk Fakülteleri’nin, birikimli havuzlarına akan musluklardan biri olsa da; “Hukuk”un evrensel ilkelerinden oluşan süzgeçlerden de geçirilir.

* * *

“Yer” küresi üstündeki tüm “Üniversiteler” ile “Hastaneler” neden eşdeğerde değil? Çünkü efendim toplumlar arasındaki gelişmişlik düzeyi, falan filan...

* * *

Göztepe’ye gelen Moldovalı, Hintli, Senegalli, Koreli, Azerbaycanlı yavrular; layık değiller mi, evrensel ve ortak bir kalitenin dünyasında yaşamaya ve eşdeğerde olan Üniversiteler’den yararlanmaya?

* * *

“Uzay çağı”nda dahi, henüz daha pek kimse alışık değil, bu tür bir gözlükle dünyaya bakmaya...

* * *

100 yıl sonra ise çok doğal gelecek -tıpkı bugünkü turistik oteller gibi- 5 kıtadaki her üniversiteyle, her hastanenin de eşdeğerde olması. Mahkemeler için de öyle...

* * *

Ne demişler:

- İnsan, maalesef hep erken doğuyor, demişler.

* * *

Ekranlarda bir övünme, bir övünme...

* * *

Hadi bendeniz de övüneyim:

- Bir an için dahi olsa, 100 yıl sonrasını ve “dünya vatandaşlığı”nı kendi evinde yaşamış olan biriyim ben.

* * *

Övünmenin böylesi de, kolay kolay kimseye nasip olmaz doğrusu...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...