ülkelerde

Dış Ülkelerde Yabancılara Grafiklerle Türkçe Öğretimi Üzerine Bir Model

            1996 yılında Çekoslovakya ile bir 'Kardeş Üniversite' sözleşmesi yaptım. Bu dönemde orada öylesine güzel bir Doktora çalışması ile karşılaştım. Bu çalışmadan ülkemizde de 'yabancılara Türkçe Öğretimi' konusunda yararlanabileceğimi düşündüm. Ve bu eser 'Yüksek lisans ve Doktora' derslerinde ele aldım. Çok çalışkan ve kendini bu ülküye vermiş arkadaşlarımızla enine boyuna tartıştık. Neticede bu eseri tercüme etmeye karar verdik. Tercümesi tamamlandı. Sahibini buldum ve kendisinden bu eserin Türkiye Türkçesi ile tercümesine dair izni de aldım.

İşte bugün burada sizlere sunmaya çalışacağımız tebliğimiz dünkü Çekoslovakya, bugünkü Çek Cumhuriyeti'nde 'Yabancılara Türkçe Öğretimi Üzerine Geliştirilen bir Model Üzerine' yapılan çalışmanın bir bölümü olacaktır.

Yalnız esas tebliğimize geçmeden önce ede kısaca Çekoslovakya'da 'Türkçe Öğretimi ve Yabancılara Türkçe Öğretimi' konusunda kısa bir bilgi vermek isterim.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra takriben 1960'lı yıllarda Çekoslovakya'da Türkçe öğretiminin başladığını görüyoruz. Yaklaşık elli yıllık bu dönemde Çek dilinde üç Türkçe ders kitabı ve bir kaç da Türkçe konuşma kılavuzunun yayımlandığı görülmektedir.

Bu ülkede en önemli ve bilimsel olan çalışma, 1964'te, Prag Karlova Üniversitesinin Yüksek Okullar Öğrenim Metinleri dizisinde, Türkçe öğretimi konusunda basılmış, meşhur Çekoslovak Türkologu Doç.Dr.Josef Blaskovic'in Türkçe'ye Giriş adlı Türkçe ders kitabının birinci cildi oklup, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Çek dilinde yayımlanan ilk Türkçe ders kitabıdır. Bu kitap; Türkçe ses bilgisi, yazım kuralları, konuşma ve okuma bilgisi, Türk edebiyatından örnek metinler, anahtar sözcükler ve ekler dizini, Türkçe-Çekçe ve Çekçe-Türkçe sözlük olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. Ayrıca bu kitapta Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili temel bilgiler, Türk dillerinin sınıflandırılması, Türkiye'yi tanıtan resimler de bulunmaktadır. Ayrıca derslerden biri de Türk dilinde bulunan Arapça-Farsca sözcük öğelerine ayrılmaktadır.

Kitapta, çağdaş Türk dilinin belli başlı örneklerini yansıtan gazete metinlerine hiç yer verilmediği ve Türk dil bilgisi terimlerinin yeterince kullanılmadığı gibi, Türkçe dil bilgisinin önemli özelliklerinden biri olan "ad tamlama türleri" de yeterince tanımlanmamış ve "bileşik zamanının" anlam ve kullanım sahaları ise yeterince örneklenmemiştir. Türkçe'de çok kullanılan -yor/-ar/-miş/-acak+olmak bileşik eklerine ise hiç yer verilmemiştir.

Blaskovic'in ders kitabından sonra L. Hrebicek tarafından hazırlanmış olan Türkçe başlıklı kısa bir ders kitabı çıkmıştır. Bu kitap, 56 sayfadan ibaret olup, Türkçe'nin temellerini öğretmeye çalışmaktadır. Kitabın önemli tarafı hem sözlükle ekler dizisini hem de çağdaş Türk dilini yansıtan gazete metinlerini içermesidir.

1980'li yıllarda komünist Çekoslovakya'sında, üniversitede Türkçe öğretimi durduruldu. Türkçe öğretimi sadece Prag Devlet Dil Okulu'nun akşam kurslarında sürdürüldü. Komünist rejimin dağılmasının ardından 1990 yılında Prag Karlova Üniversitesinde Türkçe öğretimi yeniden başlatıldı. 1990 yılından sonra Prag Devlet Dil Okulu'nun akşam Türkçe kurslarına da ilgi arttı. Hem eski Türkçe ders kitaplarının tükenmiş olmasından hem de Türkçe'nin, Çeklere Türkçe'yi öğreten bu ders kitaplarının yayımlandığı altmışlı yıllardan beri bir hayli değişmiş olmasından dolayı yeni ders kitaplarına ihtiyaç duyulmaktaydı. Bu ihtiyaç, ilk safhada piyasaya sürülen birkaç Türkçe konuşma kılavuzu ile kısmen giderilmeye çalışıldı.

Daha kapsamlı Türkçe ders kitabı ancak 1999 yılında Radka Hristova tarafından Pratik Türkçe başlığı altında yayımlanmıştır. 250 sayfalık bu ders kitabı 28 derste Türkçe temeller ini öğretmek amacını güdüyordu. İlk dersler sadece gramatik açıklamalarla araştırmalar içerirken daha ileri derslerde öğrencinin gramer bilgilerinin ilerlemesiyle birlikte konuşmalar ve Türkçe metinlere yer verilmektedir. Ders Üniteleri;çeşitli konulu diyaloglar ve metinler, metinlerde geçen yeni sözcük ve konularıyla ilgili soruları içeren Yurt Bilgisi başlıklı bir bölümü izlemektedir. Kitabın sonuna Türkçe coğrafi terimler listesi eklenmiş bulunmaktadır. Dilbilgisel terimler ders kitabında (örneğin çekim, kip, ulaç, fiil gibi) hem Çekçe hem Türkçe sunulmuştur. Halbuki Türk dilbilgisi terminolojisinde bu durum bir tutarsızlığa neden olmuştur. Öz Türkçe terimlerle Osmanlıca terimler yan yana kullanılmakta. Örneğin bir yandan "ulaç" kullanılırken diğer yandan "hal", "fiil" gibi. Kullanımlar göze çarpar.

Türkçe'nin çağdaş durumunu gayet kapsamlı bir şekilde yansıtarak Çek öğrencisine aktarmaya çalışan Hristova'nın ders kitabını, Blaskovic'in ders kitabıyla karşılaştırıldığında Türk dilinin kırk yılda kat etmiş olduğu yolu (özellikle söz varlığında) görmek mümkündür. Ne yazık ki Hristova'nın ders kitabı, yabancı kökenli, özellikle Arapça ve Farsça sözcüklerle onların değişik ses yapısından kaynaklanan, gerek ses uyumu gerekse son ek almalarında oluşan istisnalara hiç değinmemektedir.

Ders kitabının başlıca kusurları alıştırmaların yetersizliği, kitapta kullanılan tüm sözcükleri içeren alfabetik Türkçe-Çekçe ve Çekçe-Türkçe sözlüğün bulunmaması, bir de Türkçe sözcüklerim Çekçe çevirisindeki yanlışlıklardır. Buna (sırf Blaskovic'in ders kitabıyla karşılaştırmada) resimlerin yokluğunu eklemek belki haksızlık olur, çünkü resimler masraflı olup nispeten ucuz kitabın maliyetini belki haddinden fazla arttırmış olacaktı. Eğer altmışlı yıllarda dünyaya, hele de Türkiye'ye kapalı bulunan komünist Çekoslovakya'da ders kitabındaki resimler ülkeyi tanıtmada önemli bir rol oynamış ise, bugünlerde Türkçe'ye ilgi duyan her Çek yurttaş Türkiye'ye serbestçe yolculuk yapabildiği için -ki üniversite Türkçe öğrencilerinin ilk yapmış oldukları- resimlere o kadar gerek yoktur.

Söz konusu kusurlara karşın zevkli, kırmızı, ay yıldızlı kapak, kaliteli baskısı ile dikkat çeken Pratik Türkçe kitabı, hem bu alandaki önemli bir boşluğu doldurmakta, hem de Yeni Çek Cumhuriyeti'nde, hızlı değişen ve gelişen Türkçe'nin yeni, daha kapsamlı ve ayrıntılı bir ders kitabına çoktan duyulan ihtiyaçları karşılamaktadır.

Bilindiği gibi bu çalışma, matematikle ilgili grafik kuramından faydalanılarak oluşturulan Türkçe dil bilgisi modelinin anlatımı şeklinde olacaktır.

Her dil bilgisi modelinin temel amacı bilinen bir dilin sağlam cümleler üreten en basit sistemini bulmasıdır. Dil bilgisinin geleneksel modelleri insan anlayışının bir ürünü olarak gerçekleşir. Resmî olarak uzlaşılamayan kavramlar genelleşir ve kavramaları açıklama girişimleri bütünüyle başarısız olur. Başka bir ifadeyle, bu kavramlar insan sezgisiyle doğru cümle oluşturmaya uygun bir yol olarak kullanılır. Bu yüzden insan sezgisinin ürünleri bu modellerin doğal temeli olmaya başlar. Münasip ve münasip olmayan cümlelerin ayırt edici vasıflarının sınırlandırılması için bir öğe olarak resmî olmayan bir görünümdeyken, onlar modern dil bilimcileri tarafından oluşturulan birkaç modelden yoksun görünürler. Bu nedenle bilgi veren kişinin asıl görevleri modelin yeterliğinin bir hakem olarak addedilmesidir. Bilgi veren kişinin mümkün olan kabullerinin resmîleşmesine rağmen, o insan anlayışının dil bilimine ilişkin özelliklerinin daha fazla soyutlanmasından başka hiçbir şeyi tekrar sunamaz. O, şeklen açık ve anlaşılır bir sistemle bağlanan bir kara kutudur. Modern dil bilgisi sistemlerinin bir makine gibi temel amaçları olmasına rağmen, bu amaç geride kalan şeyin haricinde başarılı değildir. Belki de bu, insan kafasını makineye dönüştürmek için bazı girişimlerin bir sebebidir.

Elbette ki soyut grafik teorisinin dayandığı bir sınırlı girişimin amacı bu değildir. Biz dil bilimlerinin arasındaki ilişkileri araştıran dil biliminin alanını terk etmeyeceğiz. Bir taraftan insan yapımı olan ve "doğal" duran uygun cümle, diğer taraftan resmî sitemin yapımı cümle; şayet iki cümle arasındaki geçişler, bilhassa yeterli özellikler, insan kafasının içindeki sisteme geçiş için yeterli bir neden olarak görünmüyor olabilir. "Doğal" cümlede meydana gelen ilişkileri "yapay" cümledeki bağlantıların içine sokarak eşit duruma getirmek için bir nedendir. Dil bilim araştırmalarının şu anki bulgularında bilgi veren kişinin yardımı olmaksızın her iki cümleyi aynı saymak mümkün görünmüyor.

Her hususta seçici olan bu çalışma, modeli tanımlamaktadır. Chomsky'nin keşfettiği tümdengelim metodu hem dönüşümcü bilgi kuramından, hem de modern mantık ve dilbilimlerine başvuran bir çalışmadır. Bu durum, Grafik teorisinin kuramsal bütününde de kısmen kullanıldı. Bizim amacımız basit ve geleneksel modelin yapısını kurmaktır. Yine de bu, dönüşümün bir sonucu olarak grafik ile kavramlar ve dil bilimi arasında bazı farklılıklara yol açar.

Bu çalışma sadece Türkçe gramerde baş vurulacak modelin ana özelliklerini karakterize etmeyip aynı zamanda grafik modelinin Türkçe gramerdeki temelini tanıtmakla ilgili değildir. Sadece mümkün ve işe yarar bir modelin basit tartışmasıdır.

Devamını okumak için tıklayınız...

Yabancı Ülkelerde Türkçe Öğretiminin Bazı Sorunları

Her şeyden önce dil öğretimi sahasında uzman olmamama rağmen bu seçkin toplantıya davet edildiğim için teşekkür etmeme izin veriniz. Türkçe’nin öğretim yöntemleri konusunda bilimsel bir çalışmam yok. Fakat yıllar boyunca çeşitli ülkelerdeki Türkoloji çalışmaların sırasında topladığım izlenimlerin bazı noktaları üzerinde durmakla sempozyumumuz için faydalı olacağımı ümit ederim.

Mütevazı bildirime  öz hatıralarıma bir bakış atmakla başlamama izin veriniz.

Türkoloji çalışmalarıma ve böylece Türkçe öğrenmeye 1950 yılında Budapeşte Üniversitesi’nde başlamıştım. O yıldan bu yana geçmiş olan 51 yıl boyunca Türkoloji ve Türkçe öğretiminin şartları herkesin bildiği gibi tamamen değişmiş bulunuyor. Bu farklar nedir ve nereden kaynaklanıyor? Ben en önemli noktalarını işte şöyle toparlayabilirim.

(1)

Son yarım yüzyıl boyunca Türkiye’nin dünyada, özellikle ise Avrupa’daki rolü tamamen değişmiştir. Herkesçe bilinen gelişmeler sonucunda Türkiye’nin siyasi, iktisadi ve kültür sahasındaki önemi büyük çapta artmıştır. Türkiye bu alanlarda ilişkilerini geliştirmekte önemli adımlar atmış, böylece etkinliklerinin boyutunu tamamen değiştirmiştir.

Söz konusu olan dönemde Avrupa’nın dil ve etnik haritasında da önemli değişikliklere şahidiz. Bu değişiklikler birkaç milyon Türk’ün Batı Avrupa’ya yerleşmesiyle ortaya çıkmıştır. Çeşitli ülkelerde yaşayan ve bu arada artık ikinci, hatta üçüncü kuşak gösteren bu Türklerin yerli toplumlara entegrasyonu konusunda bugün Türkçe ye ve Türkçe’nin öğretimine önem vermek gerekliliği herkesçe gayet iyi bilinen bir gerçektir.

Aynı zamanda 1990’lı yılların getirdiği siyasi değişiklikler de Türkçe’nin gelişmesini büyük çapta etkilemiştir. Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin kuruluşu yüzünden Türkiye Türkçe’si Asya’nın bu bölgesinde yeni bir rol kazanmış bulunuyor. Türkiye’nin aktif dil siyaseti sonucunda Türkiye Türkçe’sinin bu bölgede aydınlar arasında ikinci veya üçüncü dil rolüne kavuşması gerçek bir olanak haline geldi.

(2)

Demin özetlemeye çalıştığım bu gelişmelere paralel olarak, Türkoloji bilim dalı da bu yıllar boyunca büyük bir ilerleme yaparak, bugün elli yıl öncesine nazaran tamamen başka bir tablo göstermektedir. Bu ortamda Türkçe öğretimiyle ilgili beklentiler de bir hayli değişmiş bulunuyor.

1950’li yıllara nazaran Avrupa’da, hatta deniz aşırı ülkelerin üniversitelerinde de Türkoloji kürsülerinin sayısı büyük çapta çoğalmış bulunuyor; öğretim programında ise bugünkü Türkiye merkezi bir yer alıyor. Aynı zamanda Türkçe’nin bu kuruluşlardaki öğretimi de büyük bir değişiklik gösteriyor. Bu değişiklik hem talebe sayısında, hem de dil öğretimindeki yönteme verilen dikkatte ifadesini buluyor.

Benim talebeliğim zamanında geçmişe ait bilimsel araştırmalar bakımından şüphesiz ki büyük önemi olan eski dil türlerine (Eski Anadolu Türkçe’si ve Osmanlıca) öncelik veriliyordu. Bugün ise öğretimde günlük hayatın yarattığı etkenler yüzünden çağdaş dil, merkezi bir yer almaktadır.

(3)

Fakat son 50 yıl boyunca konumuzun baş-aktörü, yani Türkçe, büyük değişikliklere uğradı. 1950 yılı ve bugünün Türkçe’si arasında -herkesin bildiği gibi- dağlar kadar fark var. Türkçe’yi dilin değişme temposu bakımından diğer Avrupa dilleriyle karşılaştırırsak, Avrupa’da yüzünü bu kadar temelli bir şekilde değiştiren dil bulmak imkansızdır kanaatine varabiliriz, sanırım. Bu gelişmenin sonucunda Türkiye’deki dil durumu pek özel bir şekilde gözümüzün önüne seriliyor. Bu tablonun özelliklerine ise dil öğretiminde büyük önem vermek kaçınılmazdır.

Şüphesiz ki demin önemini incelemeye ve vurgulamaya çalıştığım üç etken Türkçe’nin bugünkü öğretiminde çalışmaların boyutunu ve yöntemini büyük bir çapta saptamaktadır.

Bugün, mütevazı bildirimde bu ortamdan kaynaklanan etkenlerin sadece ikisi üzerinde durmak istiyorum. Göreceğiniz gibi bu iki etken bir noktada birbirine pek bağlıdır. Bunlardan biri metin okumanın dil öğretimindeki yeri, diğeri ise dil devriminin yarattığı ortamın dil öğretimine etkisidir.

Metin okumanın dil öğretimindeki yerine gelince konuya kendi hatıralarımla başlamama izin veriniz.

1950 yılında Budapeşte Üniversitesi Türkoloji Enstitüsü’nde Türkçe öğrenmeye başladığım zaman dil öğretimi o dönemin ‘klasik’ denilen anlayışına uygun bir şekilde yapılmakta idi. Öğretimin merkezinde Cumhuriyet döneminden önceki dil türleri (Eski Anadolu Türkçe’si ve Osmanlıca) bulunuyordu. Aynı zamanda metin okumaya özel önem veriliyordu. Benim ilk  sınav ödevim Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adı romanı idi. Romanın metnini başından sonuna kadar eserin Arap harfli bir yayımını temel alarak okumam gerekti. Sonraki ders yıllarında sıra kroniklere ve vesikalara geldi. Böylece, sanki inanılmaz gibi oluyor, üçüncü ders yılına kadar yeni alfabe ile yazılmış bir metin elime geçmedi.

Bu yöntemin olumsuz ve olumlu tarafı belli. Çağdaş dili, yani bugünkü Türkçe’yi -konuşmayı ve yazmayı- üniversiteyi bitirdikten sonra öğrendim. Aynı zamanda ise bu okumalar sırasında pek geniş bir kelime haznesine sahip oldum. Bu ise, sonradan konuşma dilinin ağızda anlatılan bir masaldan başlayarak bir radyo yorumuna kadar karşı karşıya kaldığım çeşitli türlerini kolayca anlamama yardımcı oldu.

Bugün dil öğretiminde konuşma diline yönelik yöntemlere öncelik verildiği için okuma işi biraz arka planda kalır. Böylece dili öğrenenin kazandığı kelime haznesi kısıtlı kalır. Halbuki Türkçe’nin 20. yüzyıl boyunca, özellikle dil devriminin başlamasından sonra ortaya çıkan çeşitli türlerine anlamak bakımından çeşitli metinler okumanın pek büyük faydası var. Unutmayalım: Bugün Türkçe öğrenmeye karar veren bir talebe yarın böyle bir ödevle de karşı karşıya kalabilir.

Dil öğretimini etkileyen, üzerinde durmak istediğim ikinci etken, yani dil devriminin yarattığı dil ortamı işte bu noktada birinci etkene pek bağlıdır.

Bununla ilgili düşüncelerimi anlatmadan önce tekrar kendi hatıralarımı canlandırmama izin veriniz.

Benim Türkiye’ye ilk gelişim 1957 yılına rastlar. Fırsatı Türk Dil Kurumu tarafından düzenlenen Kurultay verdi. Hocalarım, Prof. Dr. Gyula Nemeth ve Prof. Dr. Lajos Ligeti Ankara’da sanki Kurultayın onur konukları gibi sayılıyordu. Böylece gazetelerin onlarla bir röportaj yapmak istemesi kendiliğinden anlaşılıyordu. Hocam, Prof. Nemeth konuşurken pek çok eski kelime kullanıyordu. Cumhuriyetin çocuğu olan gazetecinin Türkçe’si ise artık dil devriminin semeresi idi. Böylece Türkçe’deki büyük  değişikler de konuşma sırasında ister istemez söz konusu oldu. Gazetecinin yeni dille ilgili bir sorusuna Hocam şöyle bir cevap verdi: “Ben hayatımda bir defa Türkçe öğrendim. Önümdeki birkaç yıl içinde tekrar Türkçe öğrenmek benim için imkansızdır.” Fakat bugün 1957 ve 2001 yılında yazılan ve konuşulan Türkçe arasındaki farkları da göze almamız gerekir. Ve bu dönem içinde gerçekten ne kadar dil türüyle karşı karşıya geliyoruz?

Dil devriminin yarattığı ortam, yani kısa bir dönem içinde yazı dilinde çeşitli dil türlerinin arka arkaya ve yan yana kullanılmakta olması dil öğretimi için özel ödevler saptamaktadır.

Bugün Türkçe öğrenen bir talebinin eline okuma ödevi olarak ne gibi metinler verebiliriz? Bilindiği gibi demin adını andığım ve 1950 yılında okuma ödevi olarak aldığım Çalıkuşu romanı artık aslıyla değil, sadeleştirilmiş bir uyarlaması ile ortada. Fakat bugünkü talebe yarın hangi sahada çalışırsa çalışsın, 1920 ile 1960 arasında kullanılan Türkçe ile yazılmış edebi, siyasi, iktisadi vb. metinlerle de karşı karşıya kalabilir.

Sözün kısası; dil devriminin sonucunda ortaya çıkan çeşitli dil türlerini yansıtan metinleri seçip bu dil türlerini öğretmek dil hocaları için özel ve pek kolay olmayan bir ödev yaratmaktadır. Kendisi bu sorunları hesaba katmak ve bir çözüm bulabilmek için özel yöntemler geliştirmelidir.

Sayın Meslektaşlarım, mütevazı düşüncelerim bu seçkin sempozyumun çalışmalarına faydalı bir katkı olarak kabul ederseniz gerçekten çok sevinirim.


Macar Bilimler Akademisi - Gyorgi HAZAI

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...