öğrenmenin

Arnavutların Türkçe Öğreniminde Kolay Ve Zor Olarak Değerlendirilen Yönler

          1991 yılında önceki devlet sisteminin devrilmesinin ardından Arnavutluk'ta Türkçe öğretimi veren okullar açılmıştır. 22 yıllık süre boyunca bu okulların sayısı sürekli artış göstermektedir. Türkçe yabancı dil olarak ilk ve orta öğretim, lise, devlet ve özel üniversitelerde veya çeşitli dil kurslarında basamaklı kur sistemiyle öğretilmektedir. Uzun tecrit döneminde yabancı dillere susamış Arnavutlar, günümüzde Türkçeye büyük ilgi göstermektedirler.

Bu bildiride, Arnavut öğrencilerin yabancı dil olarak Türkçe öğrenme esnasında karşılaştıkları sorunlar ele alınırken ayrıca öğrenmeyi kolaylaştırıcı faktör olarak Arnavut ve Türk dilinin ortak yönleri incelenmiştir. İki dilin ses düzeni, sözdizimi, biçimi kıyaslanarak Arnavutların Türkçe öğreniminde kolay ve zor olarak değerlendirilen yönlerin bir kısmı tespit edilmiştir.

Yapılan analizler kaynak eserlere ve alandaki kişisel tecrübelerime dayanmaktadır.

Bu bildiri iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, 1993 yılından bugüne kadar Türkçenin öğretildiği okullar ve üniversitelerin kısa tarihçesi ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise Arnavutların Türkçeyi öğrenirken karşılaştıkları kolaylıklar ve zorluklar incelenmektedir.

1.BÖLÜM

a) "Gülistan" Eğitim Kurumları

b) Tiran Üniversitesi, Yabancı Diller Fakültesi, Türkoloji Bölümü

1996 yılında eğitime başlamış olan Türkoloji bölümünde ilk dokuz yılında lisans eğitimi 4 yıllık sisteme göre verilmiştir. Son dokuz yılda ise Tiran Üniversitesinde Bolonya sürecinin uygulanmasıyla Türkoloji bölümü de diğer bölümler gibi 3 yıllık-Bachelor sisteminde eğitim vermeye başlamıştır. Bu sistemden mezun olan öğrenciler Türkoloji bölümünde yüksek lisans programının olmamasından dolayı eğitimlerine devam etmek istemleri durumunda Arnavut dilinde ya da diğer alanlarda yüksek lisans yapmak zorundalardı. İmkan bulabilenler ise Türkiye'deki üniversitelerde yüksek lisanslarını tamamlıyorlardı. Son yıllarda ise Türkoloji bölümünde turizm ve çevirme alanlarında yüksek lisans programları açılmıştır.

Yıllarca bazen dört yıllık sisteme, bazen 3 yıllık-Bachelor sistemine uyum sağlanmaya çalışılırken ders programında sık sık çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Değişikliklerin başka bir nedeni ise ilk kayıt esnasında öğrencilerin Türkçe bilgileri ile ilgilidir. Bölümün ilk yıllarında Türkçe eğitim programları daha spesifikti. O zamanlar Türkçe, Türk kolejlerinden mezun olan, yani belli bir seviyede Türkçe bilen, kullanan ve seven öğrenciler tarafından tercih ediliyordu. Öğrencilerin üniversiteye kabulü sınavla yapılıyor ve Türkçeyi yüksek düzeyde bilmeleri zorunlu tutuluyordu. Dolayısıyla ders programlarında sesbilimi, yapıbilgisi, sözdizimi, leksikoloji, eski Türk edebiyatı, yeni Türk edebiyatı, modern Türk edebiyatı, Türk tarihi vb. derslere önemli bir yer veriliyordu.

Devamını okumak için tıklayınız...

Dil Öğrenmenin Bazı Püf Noktaları

Dil bir iletişim aracıdır. Bir toplumda yaşayan bireyler birbirleriyle aynı dili konuşarak iletişim kurarlar. Bugün hızla gelişen ve değişen dünyamızda milletler birbirleriyle iletişim kurmak zorunda kalmışlardır. Başka bir deyişle, diğer ülkelerle her alanda bilgi alışverişi yapabilmek, ekonomik ilişkileri yürütebilmek ve kendini ifade edebilmenin en büyük şartı, anadilinden başka en az bir yabancı dil bilmektir.

Şüphesiz dil öğrenimi zor ve bitmeyen bir yoldur. İnsanın kendi kendisini geliştirmesi de ancak azimle olur. Gitmenin mümkün olduğu bir ülkenin dilini öğrenmenin en iyi yolunun orada yaşamak olduğunu unutmayın. Böyle bir imkanınız bulunmasa bile, aşağıdaki kuralları uygulayarak bir dili öğrenebilirsiniz...

1- Yanlış yapın: Öğrendiğiniz dilde yapabileceğiniz kadar hata yapın... Her zaman doğru konuşmak durumunda değilsiniz. İnsanlar ne dediğinizi anlayabiliyorlarsa yanlış yapmanız en azından ilk başta önemli değildir. O dili sonradan öğrendiğinizi ve yanlış yapmanın ilk etapta sizin için normal olduğunu unutmayın.

2- Anlamadıysanız sorun: Başkaları konuşurken, her kelimeyi yakalamak zorunda değilsiniz. Ana fikri anlamak genellikle yeterlidir. Fakat anlamadığınız noktanın önemli olduğunu düşünüyorsanız SORUN! SORUN! SORUN!

Bu konuda Türkçe’de kullanılabilecek bazı kalıplar: Özür dilerim, ne demiştiniz? Lütfen biraz daha yavaş konuşabilir misiniz? Onu bir daha söyler misiniz... Son dediğinizi kaçırdım, tekrarlar mısınız... O neydi? Özür dilerim, duyamadım. Özür dilerim, “.......” ne demekti?

Fakat şunları kullanmayın: Türkçe mi konuşuyorsunuz? Lütfen konuşurken ağzınızı açın! Daha net konuşur musunuz? Benim anlayabileceğim dilden konuşun...

3- Öğrendiğiniz dili ilgi alanlarınıza sokun: İnsanlar kendilerine ilginç gelen şeyler hakkında konuşmayı severler. Sizin ilgi alanlarınız nelerdir? Bu konular hakkında bulabildiğiniz kadar kelime öğrenmeye çalışın. Çevrenizdeki insanlara da nelerle ilgilendiklerini sorun. Bu büyüleyici bir yöntemdir ve daima yeni kelimeler öğrenmenize yardımcı olur. Böylelikle başkalarını daha iyi anlamaya başladığınızı görürsünüz. İlgi alanları, bir bahçeye yağan bereketli yağmurlar gibidir. Dil becerileriniz hakkında konuşmak, daha hızlı, daha güçlü ve daha iyi öğrenmenize yardımcı olacaktır. Türkçe için bazı kullanışlı kelimeler: Ne ile ilgileniyorsunuz? Benim hobim... Ben gerçekten........-ten hoşlanırım... Senin hobilerin nelerdir?

4- Konuşun ve Dinleyin: Her zaman hakkında konuşulacak bir şeyler vardır. Etrafınıza bakının. Size garip ya da farklı gelen bir şeyler varsa hemen konuşmaya dalın. Bu arkadaşlığınızı geliştirmenize de yardımcı olacaktır. Öğrendiğiniz dili konuşan insanları dinleyin, ancak kelimelerin telaffuzunu ve dilin ritmini yakalamak için dinleyin. Bildiğinizi mutlaka kullanın. Pek çok dilde kelimeler birbirinden türetilmiştir. Bu durumda kelimenin anlamını, konunun içindeki anlamından çıkarmaya çalışın. Dilini öğrendiğiniz ülkeden biriyle konuşuyorsanız konuşmayı sürdürmeye çalışın. Karşınızdakinin söylediğini anlamadığınızda paniğe kapılmayın. Ana fikri anlamaya çalışın ve konuşmayı sürdürün. Hala anlamakta zorlanıyorsanız cümleyi tekrarlamasını isteyin. Konuşmaya devam ederseniz, konuşmanın süreci içerisinde konu daha anlaşılır hale gelecektir. Dilinizi geliştirmek ve yeni kelimeler öğrenmek için iyi bir yöntemdir bu.

5- Sorun, soru sorun: Merakımızı gidermenin daha iyi bir yolu da yok zaten. Sorular konuşmaya başlamanıza yardımcı olduğu gibi konuşmayı sürdürmenize de yardımcı olacaklardır.

6- Kullanıma dikkat edin: Kullanım kelimesi genellikle insanların nasıl konuştuklarını izlemektir. Bazen kullanım çok da eğlenceli bir hale dönüşebilir. İnsanların konuşma biçimleri, kelimeleri sizin söylediğinizden farklı telaffuz etmeleri size garip gelebilir. Kullanım en basit şekliyle dilin genellikle ve doğal olarak nasıl kullanıldığını ifade eder.

7- Bir not defteri taşıyın: Yanınızda daima bir not defteri ve kalem bulundurun. Yeni bir kelime duyar ya da okursanız hemen not edin. Daha sonra bu kelimeleri konuşmalarınızda kullanmaya çalışın. Yeni deyimler öğrenin. Çoğu birer deyim dili olan yabancı dilleri çalışmanın en eğlenceli yanlarından birisi de deyimleri öğrenmektir. Bu deyimleri defterinize yazın. Öğrendiklerinizi konuşmalarınıza uygularsanız daha çabuk hatırlar ve konuşursunuz.

8- Bir şeyler okuyun: Başka bir dili öğrenmenin en iyi üç yolu: Okumak, okumak ve okumaktır. Okuyarak yeni kelimeler öğrendiğimiz gibi hali hazırda bildiklerimizi de uygulamış oluruz. Sonraları bu kelimeleri kullanmak, duyduğumuzda anlamak daha da kolaylaşacaktır. Gazeteler, dergiler, tabelalar, reklamlar, otobüslerin üzerindeki şeritler ve daha ne bulursanız okuyun.

9- Herkesin bir ikinci yabancı dil öğrenebileceğini unutmayın, gerçekçi ve sabırlı olun, dil öğrenmenin zaman ve sabır istediğini akıldan çıkarmayın.

10- Yeni bir dil öğrenmek aynı zamanda yeni bir kültürü de öğrenmektir: Kültürel kurallara karşı rahat olun. Yeni bir dil öğrenirken o kültürün size katı gelebilecek kural ve alışkanlıklarına karşı da duyarlı olun. Öğrenmek için konuşmanız gerekir. Sınıfta ya da sınıf dışında soru sormaktan çekinmeyin.

11- Sorumluluk alın: Kendi dil öğrenim sürecinizden kendiniz sorumlusunuz. Yabancı dili öğrenirken, öğretmenin, kursun ve kitabın elbette ki önemi vardır ancak "en iyi öğretmenin yine kendiniz" olduğu kuralını unutmayın. İyi bir öğrenim süreci için amaçlarınızı tespit etmeli ve sizi amaçlarınıza ulaştıracak çalışmaları yapmalısınız.

12- Öğrenme şeklinizi organize edin: Organize edilmiş şekilde öğrenmek, çalıştığınız şeyleri hatırlamanıza yardımcı olacaktır. Sözlük ve iyi kurs materyalleri kullanın.

13- Sınıf arkadaşlarınızdan da öğrenmeye çalışın: Aynı sınıftaki diğer öğrencilerin sizinle aynı seviyede olması onlardan bir şeyler öğrenemeyeceğiniz anlamına gelmez.

14- Hatalarınızdan öğrenmeye çalışın: Hata yapmaktan korkmayın, herkes hata yapabilir. Eğer soru sorarsanız hatalarınızı yabancı dili öğrenmede kendiniz için bir avantaj haline getirebilirsiniz. Kullandığınız cümleyi daha değişik bir söyleme şekli var mı gibi...

15- Öğrendiğiniz dilde düşünmeye çalışın: Örneğin bir otobüste giderken nereye gittiğinizi, nerede olduğunuzu, kendinize o dilde tarif edin. Böylece hiçbir şey söylemeden içinizden dil pratiği yapmış olursunuz.

16- Dil öğrenirken eğlenin: Öğrendiğiniz cümle ve deyimlerle değişik cümleler yapın. Sonra yaptığınız cümleyi günlük bir konuşma esnasında deneyin, bakalım yerinde kullanabilecek misiniz?

Hayatın tecrübeden ibaret olduğu söylenir ya, yabancı dil öğrenmek de tamamıyla öyledir...

Dil Öğretim Yöntemleri - Doğal Yaklaşım-10- Öğrenme Öğretme Aktivite Tipleri

 

Öğrenme ve Öğretme Aktiviteleri Tipleri

Doğal Yaklaşıma göre, dersin en başından itibaren, hedef dilde kavranabilir girdi sunmaya önem verilmektedir. Öğretmenin konuşması, Doğrudan Yöntemde olduğu gibi, sınıftaki nesneler ve resimlerin içerikleri üzerinde yoğunlaşır. Gerilimi azaltmak için, öğrencilerden kendilerini hazır hissedene kadar hiçbir şey söylemeleri beklenmez, ancak, öğretmenin yönelttiği sorulara ve komutlara diğer yollardan tepkide bulunmaları beklenir. Öğretmen yavaş ve anlaşılır şekilde konuşarak sorular sorar ve tek sözcüklük yanıtlar alır. Evet/Hayır sorularından başlanarak ya/ya da sorularına, oradan da öğrencilerin öğretmeni kullanırken duydukları sözcükleri kullanarak yanıtlayabilecekleri sorulara doğru bir gelişme vardır. Öğrencilerden, bir sözcüğü defalarca duymadan etken olarak kullanmaları istenmez. Tablolar, resimler, ilanlar ve diğer gerçek malzeme soru odağına temel oluştururlar ve öğrencilerin edinçi izin verdiğinde konuşma sınıf üyelerine geçer. Dilin formundan ziyade anlamlı iletişim üzerinde duran "edinme aktiviteleri" vurgulanır. İkili ya da grup aktiviteleri olabilir ve bunları da öğretmenin yönlendirip tüm sınıfın katıldığı aktiviteler izleyebilir.

Krashen ve Terrell tarafından önerilen teknikler diğer yöntemlerden alınmış ve Doğal Yaklaşım kuramının gereksinimlerini karşılayacak biçimde uyarlanmıştır. Bunlar arasında Toplu Fiziksel Tepki yönteminin komuta dayalı aktiviteleri, soru ve yanıtların alınması için mim, hareket ve bağlamın kullanıldığı Doğrudan Yöntem aktiviteleri, ve hatta yapıların ve kalıpların duruma dayalı alıştırması sayılabilir. Bir görevi tamamlamak için bilgiyi paylaşmanın gerektiği grup çalışmaları çoğu kez İletişimsel Dil Öğretiminde kullanılanlara benzemektedir. Doğal Yaklaşımda kullanılmak üzere geliştirilmiş işlemlerin ve tekniklerin yeni hiçbir yönü yoktur. Sıradan bir gözlemci gözlemlediği sınıf tekniklerinin altında yatan felsefeden haberdar olmayabilir. Doğal Yaklaşıma özgü olan nokta, bildik tekniklerin, girdinin kavranmasını sağlayacak bir sınıf ortamını ve kavranabilir girdiyi vurgulayan, öğrencinin hissedebileceği baskıyı en aza indiren ve öğrencinin özgüvenini en üst noktaya çıkaran bir yöntem çerçevesinde kullanılmasıdır.

Öğrenenin Rolü

Doğal Yaklaşım'ın temel varsayımına göre, öğrencilerin bir dili alışılmış biçimde öğrenmeye çalışmaları gerekmez. Anlamlı iletişimi içeren aktivitelere ne ölçüde katılabilirlerse, o ölçüde de dil edinimi ve sonuçta sergileyecekleri dilde akıcılık da o kadar fazla olacaktır. Dil edinmekte olan kişi kavranabilir girdiyi işleyen kişi olarak görülür. O anki edinç düzeyinin bir parça ötesindeki girdiye maruz kalır ve bağlamı ve dil-dışı bilgiyi kullanarak bu girdiye bir anlam kazandırabilir.

Öğrenenin rolünün dilsel gelişme düzeyine göre değiştiği düşünülür. Bu değişen rollerin merkezinde, ne zaman konuşacağına, ne hakkında konuşacağına ve konuşurken hangi dilsel ifadeleri kullanacağına dil öğrenen kişinin kendisinin karar vermesi yatmaktadır.

Üretim-öncesi[18] aşamada öğrenciler "hedef dilde bir yanıtta bulunmaları gerekmeden dil aktivitesine katkıda bulunurlar" (Krashen ve Terrell 1983: 76). Örneğin, öğrenciler fiziksel komutları yerine getirebilir, öğretmenin tarifine göre sınıf arkadaşlarını tanımlayabilir, resimleri gösterebilirler.

Erken-üretim[19] aşamasında, öğrenciler evet-hayır sorularına yanıt verirler, tek tek sözcükler ve kısa tümcecikler kullanırlar, tabloları doldururlar ve önceden belirlenmiş konuşma kalıplarını (örneğin, Nasılsın?, Adın ne?) kullanırlar.

Konuşmanın doğuşu[20] aşamasında, öğrenciler rol üstlenme ve oyunlara katılır, kişisel bilgi ve fikirleri ile katkıda bulunur ve grup içinde sorun çözme çalışmasında bulunurlar.

Öğrencilerin Doğal Yaklaşım sınıfında dört tür sorumluluğu bulunmaktadır:

1. Edinim aktivitelerinin gereksinimlerine en uygun konular ve durumlara odaklanabilmesi için bilgi sağlamak. 
2. Kavranabilir girdiyi kesinleştirmek için aktif bir rol üstlenmek. Girdiyi ayarlamak için, konuşmayı yönlendirme becerilerini öğrenip kullanmaları gerekmektedir. 
3. Ne zaman konuşmaya başlanacağına ve bunun ne zaman yenileneceğine karar vermek. 
4. Dilbilgisi çalışması gibi öğrenme aktivitelerinin programın bir parçası olması gerektiğinde, bu aktivitelere ne kadar süre ayrılacağına öğretmenle birlikte karar vermek ve gerektiğinde bunları tamamlayıp düzeltmek.

Öğrencilerin diğer öğrencilerle birlikte iletişim aktivitelerine katılmaları beklenmektedir. Her ne kadar iletişim aktivitelerinin doğala yakın alıştırma sağlayarak ve bir tür dostça ortam hissi yaratarak etkili filtreyi azalttığı kabul edilirse de, bu aktiviteler öğrencilere I+1 düzeyinde iyi şekillendirilmiş ve kavranabilir girdi sağlamayı başaramayabilirler. Krashen ve Terrell bu tür sorunlara karşı uyarıda bulunurlarsa da bu sorunların çözülme yolları önermezler.

Öğretmenin Rolü

Doğal Yaklaşım öğretmeninin üç temel rolü vardır. Birincisi, öğretmen hedef dilde kavranabilir girdi sağlayan temel kaynaktır. "Ders süresi öncelikle edinme için girdi sağlamaya ayrılır" ve öğretmen bu girdiyi yaratan temel kaynaktır. Bu rolde öğretmenin bir yandan sürekli bir dil girdisi akışı sağlarken bir yandan da öğrencilerin bu girdiyi yorumlamaları için dilsel olmayan ipuçları sağlaması gerekir. Doğal Yaklaşım'da öğretmene, diğer pek çok çağdaş iletişimsel yöntemde olduğundan çok daha merkezi bir rol düşmektedir.

İkincisi, Doğal Yaklaşım öğretmeni ilginç, sıcak ve öğrenme için etkili filtrenin az olduğu bir sınıf ortamı sağlar. Bu, kısmen, Doğal Yöntem'in öğrencilerden kendilerini hazır hissetmedikçe konuşmalarını istemeyen teknikleri, öğrencilerin hatalarının düzeltilmemesi ve öğrencilerin ilgisini çekecek konular açılması ile başarılır.

Son olarak, öğretmen çeşitli grup boyutları, içerikleri ve bağlamlarını da içeren çok zengin bir sınıf içi aktivite dağarcığından gerekenleri seçip yönlendirmelidir. Öğretmen malzeme seçiminden ve bunların kullanımını saptamaktan sorumludur. Krashen ve Terrell'a göre bu malzemeler sadece öğretmenin sezilerine değil, aynı zamanda öğrencilerin gereksinim ve ilgilerine dayanmaktadır.

Geleneksellikten uzak diğer öğretim sistemlerinde de olduğu gibi, Doğal Yaklaşım öğretmeni öğrencilere yöntemin varsayımlarını, düzenlenmesini ve beklentilerini net bir biçimde açıklama sorumluluğunu taşır, zira, bu varsayımlar ve beklentiler çoğu kez öğrencilerin dil öğrenimi ve öğretiminin nasıl olması gerektiği hakkındaki görüşleri ile çelişmektedir.

Yabancı Dil Öğrenmenin İlkeleri

 Stephen Krashen'in "Yabancı Dil Ediniminde İlkeler ve Uygulamalar"ına bir Özet:

Kitabın özünü şu alıntı ile yakalayabiliriz:

“Teorinin anlatmak istediği; dil edinimi, anadil yada yabancı dil, gerçek mesajların anlaşılması ve dil edinen kişinin ‘savunma pozisyonunda’ olmaması halinde gerçekleşir...

Dil edinimi gramer kurallarının bilinçli olarak fazlasıyla kullanımı ve sıkıcı kalıpları gerektirmez. Ancak bir gecede gerçekleşmez tabiki.

Gerçek dil edinimi yavaş bir süreçtir ve konuşma becerileri, şartlar mükemmel dahi olsa, dinleme becerilerinden bariz bir süre sonra gerçekleşir. En iyi yöntemler gergin olmayan ortamlarda, öğrencinin duymak isteyeceği ‘anlaşılır mesaj’ sağlayanlarıdır.

Bu metotlar üretimin, iletişime yönelik ve anlaşılır yeterli mesaj alımıyla gerçekleşeceği, üretimin dayatılması ve yanlışların düzeltilmesinin bir işe yaramayacağının bilincinde olarak öğrencileri yabancı dilde erken üretime zorlamaz, ‘hazır’ olduklarında üretmelerine izin verir.”

Yabancı dil edinimi konusunda beş temel hipotez mevcuttur.

1. EDİNME-ÖĞRENME AYRIMI (THE ACQUISITION-LEARNING DISCTINCTION)

Yetişkinler bir dilde yetkinlik kazanmak için iki farklı yok takip edebilir: dil öğrenme ve dil edinme.

Dil edinimi bir çocuğun dil öğrenmesinden çok ta farklı olmayan bilinç altı bir süreçtir. Dil edinim süreci içindekiler dilbilgisi kurallarının farkında değildir ancak, daha ziyade neyin doğru olduğuna dair bir “his” geliştirirler. “Teknik olmayan bir ifadeyle edinme ‘dili kapma’dır.”

Dil öğrenimi, buna mukabil, “yabancı bir dile ait bilinçli bilgidir, kuralları bilme, farkında olma ve bunlar hakkında konuşabilmektir.” Böylelikle dil öğrenimi bir dil hakkında bir şeyler öğrenmeye benzetilebilir.

Edinme-öğrenme ayrımı hipotezi, yetişkinlerin çocuklarda olan dil edinme yeteneğini kaybetmediğini iddia eder. Yanlış düzeltiminin çocukların anadillerini öğrenmelerinde çok az etkisi olduğu ispatlanmıştır böylelikle yanlış düzeltiminin dil ediniminde çok az etkisi söz konusudur diyebiliriz.

2. DOĞAL SIRA HİPOTEZİ (THE NATURAL ORDER HYPOTHESIS)

Doğal sıra hipotezi dilbilgisi yapılarının edinilmesinin tahmin edilebilir bir sıra dahilinde gerçekleştiğini söyler. Herhangi bir dilde, öğrenen kişinin ana dili etkili olmaksızın bazı yapılar erken edinilirken bazıları daha geç olur. Ancak bu, dilbilgisinin bu doğal edinim sırası takip edilerek öğretilmesi gerektiği anlamına gelmez.

3. MONİTÖR HİPOTEZİ (THE MONITOR HYPOTHESIS)

Bir kimsenin bilinçaltı yoluyla öğrendiği dil “yabancı dildeki konuşmalarımızda söz sahibidir ve akıcılıkta etkilidir”, ancak bilinçli olarak öğrenilen dil, düşünme ve düzenleme için yeterince vakit olduğu durumlarda bir editör gibi hareket eder, şekle odaklanır, kuralları bilir, mesela bir dil sınıfında gramer testinte olduğu gibi yada dikkatle bir kompozisyon yazarken. Bu bilinçli editör Monitör olarak adlandırmaktadır.

Her birey monitörünü farklı şekillerde, başarı dereceleri farklı olmak üzere kullanır. Aşırı monitör kullanıcıları monitörlerini her zaman kullanmak ister ve nihayetinde “doğruluğa o kadar önem verirler ki kesinlikle akıcı konuşamazlar”. Yetersiz monitör kullanıcıları ya dili bilinçli olarak öğrenmemiştir yada dile ait bilinçli bilgilerini kullanmamayı tercih eder. Başkalarının düzeltmeleri bunlar üzerinde etkili olmasa da bir doğruluk “hiss”i ile genellikle kendi yanlışlarını düzeltirler.

Öğretmenler “gerekli olduğunda ve iletişime engel olmadığında monitörünü kullanan” ideal monitör kullanıcıları yetiştirmeyi hedeflemelidir. “Bunlar normal konuşmalarında bilinçli gramer bilgisini kullanmazlar, ancak yazıda ve planlı konuşmalarda kullanırlar. “İdeal monitör kullanıcıları öğrendikleri yetkinliği edindikleri yetkinliği tamamlamak üzere kullanırlar.”

4. MESAJ HİPOTEZİ (THE INPUT HYPOTHESIS)

Mesaj hipotezi dil edinimi sürecindeki bir bireyin zamanla nasıl yetkinlik kazandığı sorusuna cevap verir. Bu hipotez, “i seviyesi”nde olan birinin “i+1 seviyesi”nde anlaşılabilir mesajlar alması gerektiğini söyler. “Bizler, diğer bir ifadeyle, ancak şu anki seviyemizin biraz üzerinde yapılar içeren bir dili anladığımızda edinim gerçekleşir.” Dinlediğimiz yada okuduğumuz dilin bağlamı ve dünyaya dair genel bilgilerimizi kullanmamız suretiyle bu anlayış mümkün olabilir.

Ancak, tam olarak i+1 seviyesinde mesajlar alma yerine yada bize i+1 seviyesinde gramer kuralları öğretecek bir öğretmen bulma yerine anlaşılır konuşmalara odaklanmalıyız. Bunu yaparsak ve bu tür yeterince mesaj alırsak zaten aslında i+1 seviyesini geçmiş oluruz. “Üretme becerisi, ortaya çıkar. Doğrudan öğretilmez.”

Bu hipotezin delilleri bir yetişkinin çocukla konuşmasının, bir öğretmenin dil öğrencisiyle konuşması ve yabancı bir konuşma arkadaşının bir dil öğrencisiyle konuşmasının etkinliğinde bulunabilir.

Bu hipotezin bir sonucu da dil öğrencilerine başlangıç itibariyle bir dilde üretime geçmeden önce, edindikleri yetkinliği şekillendirdikleri bir “suskunluk dönemi” verilmesi gerektiğidir.

Dil edinenler bir dilde edindiklerinin ötesinde istihsale çalışırlarsa anadillerinde edindikleri kuralları uygulamaya yönelirler, bu şekilde iletişim kurabilirler ancak yabancı dilde ilerleme kat edemezler.

5. ETKİN FİLTRE HİPOTEZİ (THE AFFECTIVE FILTER HYPOTHESIS)

Motivasyon, öz-güven ve endişe, alınan anlamlı mesajların kalıcılığı ve kuvvetini artırmak yada düşürmek suretiyle dil edinimini etkiler.

Yabancı dil öğrenme konusunda bu beş hipotez şu şekilde özetlenebilir: “1. Edinim öğrenmeden daha önemlidir. 2. Edinmek için iki şart gereklidir. İlki anlaşılır (yada daha iyisi anlaşılan) ve öğrencinin mevcut seviyesinin biraz üzerinde mesaj, ikincisi mesajın ‘içeri’ girmesine olanak tanıyacak nitelikte bir filtre.

Bu bulgular ışığında sınıf içi dil eğitimi faydalı olur mu? sorusu akıllara geliyor. Sınıf içi eğitim “gerçek dünya”dan mesaj alabilecek dil seviyesine sahip olmayan yada gerçek hayatta insanlarla iletişim kurma gibi bir imkanı olmayan öğrencilere gerekli miktarda anlaşılabilir mesaj sunuyorsa faydalı olur. Ayrıca öğrencilere, dış dünyadan daha iyi faydalanmaları için iletişim vasıtaları sunması halinde faydalı olabilir ve Monitör kullanıcılarına bilinçli öğrenme konusunda yararlı olur.

Dil yetkinliği derecesi ile sınıfta yada bir dilin konuşulduğu yerde bulunma süresi, öğrencinin yaşı ve kültüre aşina oluşu arasında kıyaslamalar yapan çok sayıda araştırma çalışması yapılmıştır. Bu araştırmaların sonuçları yukarıdaki hipotezlerle örtüşmektedir: gergin olmayan ortamlarda alınan anlaşılır mesaj ne kadar çok olursa edinilen dil yetkinliği o kadar fazla olur.

Kaynak:www.dilokulu.com

Yabancı Dil Öğrenmenin İncelikleri

 

Yeni bir dil öğrenmek, ilk bakışta gramer (dil bilgisi) ve kelime öğrenerek, bunları gerektiği gibi kullanmayı bir beceri olarak edinmek diye tarif edilebilir. Ancak bu tanım tam olarak yeterli değildir. Tabii ki gramer ve kelime öğrenmek bir dili konuşabilmek için en önemli öğelerdir. Ancak aslında yabancı bir dili fazla zorlanmadan kolay olarak öğrenmek, çalışma alışkanlıklarını doğru oluşturmakla çok ilgilidir.

1. Çalışırken daima öğrendiklerinizi sesli olarak tekrarlayınız. Aklınızda tutmaya çalıştıklarınızı, aynı zamanda yüksek sesle söylemeye alışınız. Bu öğrenmenizi kolaylaştıracaktır. Genellikle bir arkadaş ile ikili çalışmak, bu nedenle çok faydalıdır. Böylece hem konuşmaya hem de dinlemeye alışırsınız. Sesli olarak çalıştıklarınızı, ayrıca kâğıda dökmeye çalışınız. Cümleler kurunuz.

2. Eğer sadece okuyarak çalışırsanız bu sadece görsel belleğinizi çalıştırır. Ancak sesli olarak tekrarlayarak çalışmak ise, görsel ve işitsel belleğinizi de birlikte çalıştırır. Bu işlem, dil öğrenmek için en faydalı davranıştır. Böylece hem telaffuz yeteneğiniz artar, hem de cümle kurma beceriniz gelişir.

3. Her gün mutlaka bir süre çalışınız. Bir yabancı dil çalışmaya başlayınca, günlük aralar vermeyin her gün mutlaka kısa da olsa bir zaman ayırınız. Böylece bir gün önce öğrendiklerinizi unutmamanızı sağlamış olursunuz. Çalışmaya verilen günlük aralar, kopukluklara sebep olur ve önceki öğrendiklerinizin belleğinize tam yerleşmemesine sebep olur. Devamlı tekrar ise öğrenmeyi kalıcı kılar.

4. Yeni konuları çalışırken, arada geri dönüp eski öğrendiklerinizi tekrarlayınız. Böylece temelinizi devamlı güçlendirmiş olursunuz. Dil öğreniminde bu önemli bir ayrıntıdır.

5. Hata yapmaktan korkmayınız. Yabancı bir dili konuşmaya çalışırken hata yapmaktan çekinmek gereksizdir. Komik olacağınızı düşünmeyiniz. Yabancı bir dili yeni öğrenen herkes önceleri hatalı konuşur. Bu çok normaldir. En kolay yabancı dil öğrenen kişiler, bu konuda hiç çekinmeden atak davrananlardır. Siz de bunlardan biri olabilirsiniz.

Kaynak: The Augustine Club at Columbia University

Yabancı Dil Öğrenmenin Önemi ve Yolları

“Bir lisan, bir insan”, boşa söylenmemiş bu sözü hepimiz biliriz. Dil bilmek ve bunu kullanmak kişiye tartışmasız çok şey katar.

Dili bir komünikasyon aracı olarak görsek de aslında bir araçtan daha fazlasıdır; anlamı ifade etmenin sistemsel bir yoludur. İnsanın çocukluktan olgunluğa kendini bağımsız yönetmesini, sosyalleşmesini, kültürünü, eğitici ve geliştirici prosesleri içerir.

Her dilin kendine ait ritim ve ruha sahip farklı elementleri ve aynı zamanda kendi içinde tanıdığı kültürel öğeleri vardır. Kısacası, her dil bir zenginliktir.

Dilin, yüz bin yıl önce Afrika’da oluştuğu ve elli bin yıl önce Ortadoğu üzerinden dünyaya yayıldığı yönünde bilgiler mevcuttur. Modern dillin, kırk bin yıl önce avcılıkta ve taş yontmadaki üretim araçlarının kullanıma başlandığı döneme denk düştüğü kabul görmektedir.

Dil bilimcilere göre bugün dünyamızda 6000 den fazla dil konuşulmaktadır. Ancak, bugün politik güçler tarafından dünyamızda tanınan dillerin sayısı birkaç yüzü geçmez.

İlkokuldan beri dil bilgisi derslerinde öğrendiğimiz bir dil aileleri ve grupları meselesi vardır: Hatırlamak gerekirse;

Ural-Altay dil ailesi, Afrika-Asya dil ailesi, Hint-Avrupa dil ailesi başlıca ailelerdir. Türkçe, Ural-Altay dil grubundadır.

Hint-Avrupa dil ailesinin grupları ise, günümüzde en çok öğrenilmeye rağbet gören yabancı dillerdir:

Germen (Almanca, Holandaca, İngilizce ve diğerleri),

Roman (Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve diğerleri),

Slav (Polonyaca, Çekçe, Rusça)

Bazı diller aynı dil grubuna ait olduklarında rahatlıkla çağrışım yaparlar. Meselâ; Fransızca bilen biri İtalyanca veya İspanyolcayı çok daha çabuk öğrenebilir.

Dilin gösterdiği evrimi ve tarihi gelişimi, hızlandırılmış biçimiyle günümüz dünyasında bir insanın yaşamındaki çeşitli evrelerde gözlemlemek mümkündür. Bu evrelerin ilki sesler çıkarmakla sınırlıdır. Bu sesleri, sözcük edinmeler ve bu sözcüklerin anlamlı bir biçim düzene girmesi anlamına gelen cümle kuruluşları izler. Günümüzde bir insanın yaşamına sığdırılan bu gelişme, insanlık tarihinde yüzyıllara karşılık düşmüştür.

İnsanoğlunun dil edinme becerisi, binlerce yılın deneyim ve tecrübelerine dayanır. Dil, önce ses, sonra sözcük, sonra söz dizimi olarak karşımıza çıkar.

İnsanoğlu, birden fazla dil konuşma yeteneğine sahip olduğuna göre, tek dil dayatmanın hiçbir değeri yoktur. Zaten globalleşen dünyamızda, dünya nüfusunun yarısı birden fazla dil konuşmaktadır.

Türkiye'de de yabancı dil giderek önem kazanmaktadır. Avrupa ile gelişen ilişkiler ve Türkiye'nin dışa açılması sonucunda yabancı dil ihtiyacı da artmaktadır. İnternet'in gelişmesi ve ticarî ilişkilerin artması Türkiye'de de yabancı dil öğretiminin gelişmesine zemin hazırlamaktadır.

Devlet kurumları yeterli kapasiteye ulaşamayınca bu alan 1980 yılından itibaren özel sektöre ve eğitim vakıflarına açılmıştır. Genç nüfusun fazlalığı ve yabancı dil öğrenme ihtiyacı akla şu soruyu da getiriyor: Parası olana yabancı bir dille daha iyi orta ve yüksek öğretim mi? Bu sorunun cevabını aramaktansa kendi kendinize bir şeyler yapın! Çok çeşitli kaynaklardan öğrenme ve öğretme imkânının olması yabancı dilin eğitimini ülkemizde daha da geliştirecektir.

Bir fikir, öğreti, kavram sunulurken genelde hep pozitif ve negatif yönleri sıralanır. Ben de bu yazımda yabancı dil bilmenin avantaj ve dezavantajlarını sıralayayım dedim ama düşündükçe karşıma hep avantajları çıktı. Negatif bir yönünü göremediğim bu zenginliği sizde kendinize elinizden geldiğince katın.

Yabancı Dil bilmenin yararlarını kısaca sıralarsak;

Dil bilmek, belli sektör ve iş alanlarında yaratıcılığı kolaylaşır. Örneğin; reklâmcılık, dış ticaret, yazarlık, bilgi teknolojisi (yabancı uluslar arası terimler) alanlarında.

İş ararken adaylar arasında bir adım önde olursunuz.

Kendine güven duygusu ile kendi kendine yetme duygularınız güçlü olur.

Zaman kazanımı: kendi işinizi halledebileceğiniz için tercümana, tercüme bürolarına veya aracıya pek gereksiniminiz kalmaz.

Kendini ve ülkeni iyi bir şekilde temsil edersin.

Seyahatlerde özgürlük ile seyahatlerinizin daha zevkli ve pratik olacağına inanıyorum.

Yeni bir ilgi alanı çıkabilir karşınıza. Dil içinde taşıdığı kültür ile belli sporlara, uğraşlara eğilimler taşır, ve siz hayatınıza bunlardan birini veya birkaçını seçerek yeni bir anlam ve renk katabilirsiniz.

Dilin tarihsel gelişimini, Türkiye’de ve dünyadaki önemini, kazandıracağı yararları gördükten sonra, yabancı dil öğrenmenin yolları nelerdir sorusunun cevabına bakalım şimdi de…

Yabancı Dil geliştirilirken hem teorik, hem pratik uygulamaları yapmak gerekir. Vakti olanlar için önerebileceğim en kolay yol tabi ki bir kursa kayıt olmak ve sadece kayıt olmakla kalmayıp o kursa gitmek, ve kurs dışında da tekrar yapmak.

Gelelim kursa gitmeye vakti olmayan çoğunluk gruba;

Kulak dolgunluğu yapması amacıyla öğrendiğiniz dilde şarkı dinlemek

Çeşitli kelime yarattıran oyunlar oynamak.

Orijinal versiyonları ile film izlemek, o dilin mensup olduğu TV kanalını izlemek.

Dergi, çocuk kitapları ve kolay dilde yazılan hikaye kitapları okumak. Sabahları beyin dinçken, veya yatmadan önce 15 dakika okumak bile yeterli olacaktır.

Cep telefonun dilini öğrendiğin yabancı dile çevirerek kullanma.

Mektup arkadaşı edinip bir ya da birden fazla kişiyle yazışmak, ayrıca internette sohbet yapmak.

Pedagoji ve psikoloji dalında yapılan araştırmalar, fiziksel ve ruhsal rahatlama esnasında öğrenme potansiyelinin çok daha arttığını göstermiştir.

Yabancı dil öğretici çeşitli yayın evlerinin çıkardığı kitap serilerini almak ve kendi iç disiplininizle bunların zaman yönetimi yaparak çalışmak.

Bunları uygularken ekleyebileceğim birkaç önemli adım ise;

Paragraf okuma ve/veya dinleme

Yüksek sesle okuma ve bazen de sessiz okuma

Tekrar yapma

Duyduğunu yazıya dökme

Aynısını kopyalama (yazılı veya sözlü)

Bilgi transferi; yani bir çeşit uygulamadan bir diğerine geçme. Görselden yazmaya veya tam tersi yazılı çalışmadan görsele geçme.

Dili bilen bir başka kişi ile röportaj yapma, karşılıklı konuşarak ondan bilgi almaya çalışma.

Bütün bunları sizlerle paylaştıktan sonra eğer bana kalkıp sorarsanız: “Ece, sen peki bunların hepsini yaptın mı?” Cevabım çok net olacaktır: “Evet, yaptım.” 18 yaşındayken yurt dışında okumaya gitmenin verebileceği tüm avantajları en etkin biçimde kullanmanın öncesinde de, dünyanın her bir yanından yüzlerce mektup arkadaşı ile yazışıyordum, babamın işi nedeniyle Türkiye’ye gelen iş adamı arkadaşlarına İstanbul’u gezdirirken hep gönüllü oluyordum, kendi çapımda tercümeler yapıyor ve bunlardan zevk alıyordum.

Şu anda da İngilizce, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca ve Boşnakçanın dahil olduğu beş yabancı dil bildiğimi gururla bu yüzden söyleyebilirim. İnanın bana, birtakım özverilerde bulunmadan kendinizi geliştirmeniz kolay değil.

Daima bir adım önde olmak için maaşınızı aldığınız işinizin dışında kendinizi geliştirmeye mutlaka zaman ayırın. Hepinize kolay gelsin!

Ece Vahapoğlu

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...