Dil Öğretimi ve Tercüme

       Dil öğrenmek ne zaman insanlar için bir ihtiyaç haline geldi bilmiyoruz ama, kendimizden emin halde dil öğretiminin tarihiyle birlikte dil öğretimi tercüme ilişkisi de başlamıştır diyebiliriz. Son asırlarda tabii öğrenme denilen metot kullanılmaya başlanıncaya kadar, (ki bu tür öğretimde esas tutulan husus sadece öğretilmesi hedeflenen dili kullanarak yine o dili öğretmeye çalışmaktır, bir çocuğun kendi kendine ana dilini öğrenmesi örneği esas alınmıştır) dil öğretimi belki tamamen tercüme üzerinde duruyordu. Kelime tercümesi, cümle tercümesi ve metin tercümesi. Şu anda önceki ağırlığı olmamasına rağmen tercüme hala dil öğretiminde aktif olarak kullanılan bir yol olma özelliğini kaybetmemiştir. Burada öncelikle dil öğretiminin ve tabii öğreniminin de katmanları üzerinde duracağız. Daha sonra “Tercüme bu katmanların neresinde durur? Dil öğretirken ne işe yarar?” gibi soruların cevabını arayacağız.

Daha sonra tercümenin bir dil öğretim metodu olarak kullanılması sırasında hedef dil kaynak dil ilişkisi üzerinde duracağız. En son konuyu daha da özelleştirerek pratik hayattan  örnekler vereceğiz. Türkçe öğretirken öğrencilerin tercüme esaslı düştükleri yanlışları gruplar halinde incelemeye çalışacağız.

Tercüme esaslı yanlışlar derken bunu sadece tercüme dersleriyle sınırlı tutmak yanlış olur. Bu ifadeyle anlatmak istediğimiz, öğrencinin önce kendi dilinde düşünüp zihninden tercüme yapmak yoluyla hedef dile aktardığı ifadelerdeki yanlışlardır.

Dil öğretirken, özellikle bu diller aynı dil de diyebileceğimiz çok yakın diller ya da lehçelerse (Türkçe ile Türkmence gibi ) temelden alıp sonuna kadar öğretmek söz konusu değildir. Temel meseleler öğretilir, bunlar asli karakteristik değişim özellikleridir. ( “f”-“p” harfleri değişimi, “v” sesinin yuvarlak seslilere dönüşmesi, ses uyumları ya da uyumsuzlukları vs.. gibi ) Daha sonra benzer yönlerini değil de ayrılan taraflarını öğretmek yeterlidir lehçelerin öğretiminde. Ayrılan tarafları öğretilir, benzer tarafları zaten benzerdir. Ayrıca bunların üstüne ekstra bir gayret istemez.

Biz bir dili öğrenirken de, öğretirken de aynı şeyleri öğrenmiyoruz ve / veya öğretmiyoruz aslında. Dili öğrenmekten herkesin anladığı farklı şeyler. Bazılarına göre derdini anlatabilmektir ölçü. Bazılarına göre iki kelimeyi bir araya getirmek, bazılarına göre bir taksiye binince kendini öğrenmekte olduğu dilin esas konuşucularından biri gibi lanse edebilmek... ( Halbuki bu, dilden başka daha bir çok şeye de bağlıdır, fiziki görünüş, giyim vs... gibi. )  Kimi pazar ihtiyacını görmek isterken bir dil öğrenmenin pratik sonucu ve faydası  olarak, kimi o dilin klasiklerini okumayı ve hatta tercüme etmeyi hedefler. Bütün bunlar daha da çoğaltılabilir ve dilin öğrenme katmanlarını oluştururlar. Hiç biri bir diğerini tamamen içermez ama az ya da çok hepsi kesişirler. İçermeden kasıt, mesela dili klasik eserler okumak için öğrenen ve bu hedefine ulaşan  bir kişinin pazarda ihtiyacını kolayca göreceğini iddia edemeyiz. Ama onun bunu öğrenmesi, başta hedefi sadece pazar olan birinin, dilini okuma seviyesine çıkarmasına göre çok daha kolaydır.

Günlük dil, bir insanın günlük ihtiyaçlarını görmek için kullandığı dildir. Daha çok pratik yaparak öğrenilir ve kelime sayısı sınırlıdır. Eğer tabii ortamda isen, günlük dil öğrenmek için okuma yazma bilmen bile gerekmez. Çünkü hiç kimse ilk öğrendiği dili –ana dilini- okuyarak yazarak öğrenmemiştir ve bu da onun gibi bir şeydir. Bir bakıma tabii ortamlarda bulunmak yeterlidir günlük konuşma dilini öğrenmek için. Bunun içindir ki, dil bilinci gelişmemiş insanlar bulundukları ortama göre yeni dili tabii bir şekilde öğrenirken önceki dilleriyle karıştırarak kullanma eğilimindedirler. Onlar için dil bir öğrenimden, öğrenim sonucu kazanılmış bir edinimden çok, alışkanlıklar toplamıdır.

Edebi dil, sinonimlerin, birbirine yakın anlamlar içeren ama asla aynı olmayan anlam gruplarının oluşturduğu kompleks cümlelerle farklılaşır günlük dilden. Günlük dilde bir kavram beş on anlamı kapsarken, edebi dilde bu kavramların her birerlerinin ayrı ayrı adları vardır. Yerine göre bu müteradiflerin birini seçip kullanmak gerekir. Çoğu zaman akın yerine beyazı, kötünün yerine fenayı kullanamayız bunlara eş anlamlı desek de. Öyleyse eş anlamlıların ne kadar eş anlamlı olduğu ya da gerçekten eş anlamlı kelimelerin bir dilde aynı anda bulunup bulunamayacağı tartışılabilir bir mevzudur.

Konuşma dilinde az da olsa bilinen kelimeyi, cümle kalıbını doğru telaffuz edebilmek önemlidir. Belki bu yönüyle ilmi bir mantık terbiyesinden çok, müzikal kulak terbiyesi önemlidir konuşma dili öğreniminde.

Yazı dilinde ise, cümle yapısı, cümlelerin birbiriyle bağlanışı, kelimeler arası anlam ve içerik farkları ön sıraya geçer.

Bütün bunlardan sonra tercüme çalışmaları dil öğretiminin / öğreniminin neresindedir diye soracak olursak şöyle bir sonuca varabiliriz. Bütün bunlara göre tercüme, dil öğreniminde / öğretiminde daha çok edebi dili ve yazı dilini daha iyi öğrenmeyi sağlayacak bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Tabii edebi dilin ve yazı dilinin dolaylı olarak az bir temrinle konuşma diline aktarılabileceği de göz önünde tutulmalıdır bu arada. Bir bakıma bu katmanlar tamamen iç içe olup hiçbir zaman bir birinden tamamen bağımsız olarak da ele alınamaz zaten. Düzgün cümleler yazan bir kişinin konuşurken de zamanla düzgün cümleler kullanabileceği tabii bir sonuçtur.

Tercümeyle uğraşan biri önce kelimeler, sonra cümleler ve en son esas metin üzerinde düşünür ve sorar, “Buna o dilde ne denir? Bu düşünce, bu duygu, hangi ifadelerle aktarılabilir? Hangi ifadelerle aktarılırsa anlaşılır?” Mukayese yoluyla her iki dilin yapısını da daha iyi anlamak mümkündür. Böyle bir çalışmayı yapanın muhakemesi de gelişir bu arada ki bunun da yan bir fayda olduğunu söyleyebiliriz.

Tercümede hedef dil kaynak dil ilişkisine gelirsek esasen tercüme yapanın hedef dili daha iyi bilmesi gerekir. Bunun için bir mütercimin anlayabildiği her hangi bir metni ana diline çevirmesi, ana dilinden bir metni anlayabildiği bir dile çevirmesine göre çok daha kolaydır. Ama bizim meselemiz bizzat tercüme değil de tercümenin dil öğretimindeki yeri olduğuna göre her iki durumdan da faydalanabiliriz. Hedef dili daha çok öğrettiğimiz dil olarak alırız. Çünkü öğrencinin kafasının öğreteceğimiz dille meşgul olmasını istiyoruz. Bu durumda çoğu zaman esas metni göz ardı etmemizin bile pek bir sakıncası yoktur diyebiliriz. Amacımız öğreteceğimiz dilin yapısını kavratmaktır çünkü. Bir cümle kurarken kelimeleri doğru sıralamış mı öğrenci, doğru kelimeleri kullanmış mı? Deyimleri veya mecazları aynen tercüme etme yoluna mı gitmiş, yoksa onların hedef dilde nasıl ifade edildiklerini mi araştırmış? Bütün bunlara göre öğretmenin kaynak dili bilmesi zaruri değildir. O sadece eline geçen metnin sıhhati üzerinde duracak, onun nasıl sağlıklı bir metin haline getirilebileceğini araştırıp, öğrencinin bunu araştırmasına yardımcı olacaktır. Böyle bir sınıf içi faaliyette maksat aslında tercüme değil, sadece öğrencinin zor cümleleri, veya birden kendi aklına gelmeyecek cümle çeşitlerini Türkçe olarak nasıl ifade edebildiğini, daha doğrusu ifade edip edemediğini görmektir. “Bunun için kompozisyon yazdırmak yetmez mi, o da sonuçta aynı neticeyi almamızı sağlamaz mı?” gibi bir soru gelebilir akıllara ve “Evet, yetmez...” diye cevap veririz. Öğrenci kendisi yazarken sadece altından kalkabileceği cümlelerle yazmaya, mümkünse hiç hata yapmamaya çalışacaktır. Aslında onun yazabileceği cümle çeşidi öğrettiklerimizle sınırlıdır. O kadarıyla yetinir, daha fazlasını fazla araştırmaz. Oysa bizim istediğimiz, öğrenciyi kendini biraz zorlayacak metinlerle karşı karşıya bırakmak, hata yapmamasını değil, tabir caizse hata yapmasını sağlamaktır. Hata yapsın ki hatalarını düzeltelim. Hatalarını düzelterek hem uygulamalı ders ortamında düzgün cümle yapısını ve cümlelerin birbiriyle bağlanmasını öğretelim hem de onun kendi kafasında hedef dille kaynak dili mukayese etmesi için fırsat oluşturalım. Bu arada öğrettiğimiz dili kaynak olarak kullanabilir, öğrencinin dilini hedef dil yapabiliriz. Bu durumda dersten beklentimiz değişmiştir. Amaç daha çok kelime haznesini geliştirmektir. Bu durum dilin yapısını öğrenmek açısından bizim kaynağa koyduğumuz dilden çok hedefe koyduğumuz ana dile yardımcı olacaktır. Böyle çalışmaların dil zümreleri arasında ortaklaşa yapılmasında fayda vardır.

Burada altının çizilmesi gereken bir diğer husus da derslerde kullanacağımız tercüme çalışmalarında beklentimizin ne olduğuna baştan iyi karar vermemiz gerekmektedir. İstisnalar istisnalığını korusa da böyle çalışmalarda esas amaç dil öğretmek olmalı, öğretmen kesinlikle yaptırdığı tercümelerden faydalanma, onları birleştirip biraz düzeltip kitap sahibi olabileceği hayaline kapılma gibi sonradan içinden çıkamayacağı durumlara girmemelidir. Bir defa, öğrencilerin yaptığı tercüme hemen her zaman, ne kadar iyi olursa olsun yayınlanacak evsafa sahip değildir. Onların dili biliş seviyesi, ana dilleri de dahil yayınlanabilecek evsafa sahip edebi metinler oluşturacak seviyenin altındadır. Öğrenciye böyle bir konuda, “Siz tercüme edin, yayınlatırız.” gibi söz vermiş bir öğretme daha sonra dediğini yapamayan adam pozisyonuna düşebileceğini baştan hesaplamalıdır. Böyle bir metni düzeltmek de yeni baştan yazmaktan daha zor olmaktadır. Ancak belli öğrencilerle, buna benzer çalışmalara gidilebilir ya da okulda, şehirde kitapçık çıkarma, fotokopiyle çoğaltma gibi eğitsel kol seviyesinde çalışmalarla yetinilmelidir.

Bu bölümü kısaca şöyle özetleyebiliriz. Dil öğretiminde tercüme kullanılırken esas tutulacak amaç, dilin yapısını, özellikle cümle seviyesinde kavratmaktır. Bunu yaparken mukayese yolundan faydalanmaktır. Yan amaç öğrencinin kelime haznesini artırmaktır. Öğretmenler, tercüme çalışması sonucu elde ettikleri metinleri bir şekilde kullanmayı amaç olarak görmemelidirler.

Bu arada şöyle bir soru da akla geliyor, öğretmenin kaynak dili mutlaka bilmesi gerekir mi? Daha somut olarak söylersek, mesela bir Türkçe öğretmeni olarak bizim Türkmence’yi ya da Rusça’yı vs...yi bilmemiz zaruri mi, bilmesek ne olur, bilsek ne olur? Burada asıl gayemiz Türkçe öğretmek olduğuna göre kaynak dili öğretmen bilmese de olur diyebiliriz. Öğrencinin tercümeyi doğru veya yanlış yapması o kadar önemli değil öğretim amacımız için, hatta öğrenciniz zorlandığı yerleri kendisine göre kendi kafasında inşa etmesi bile tenkit edilecek bir durum değil. Tabii baştan amacımızı ve niçin böyle bir şey yaptığımızı açıklamamız lazım öğrencilere. Ama diğer bir taraftan da tabii ki öğretmen kaynak dili bilse çok daha iyi olur. Muhatabı olan öğrencilerin dilini mükemmel şekilde bilmese de en azından yapısından haberdar olmasında çok büyük faydalar vardır. Birazcık haberli olsun ki, mukayeseyi sadece öğrencinin anlayış seviyesine havale etmesin, o seviyede de yol gösterebilsin.

Tercüme derslerinde üzerinde durulacak belli başlı hatalar:

a- Ek seviyesinde yapılan başlıca yanlışlıklar:

Ek seviyesinde yapılan yanlışların büyük bölümü hal ekleriyle ilgilidir. Bu durumun mantığı da aslında kelimelerin etimolojisiyle ilgilidir. Her fiilin birlikte kullanıldığı hal ekleri vardır. Niçin bu hal ekinin kullanıldığını fiilin anlamı üzerinde durarak izah edebiliriz.

Mesela yeni Türkçe öğrenen Türkmenler şöyle cümleler kurarlar genellikle.

“Size bir adam bekliyor.” ya da

“Senden bir şey sorabilir miyim?”

Burada birinci örnekte beklemek sözü ‘garaşmak’ sözünün karşılığı olarak alınmıştır. Doğrudur. Doğru da olsa etimolojileri tamamen farklıdır bu kelimelerin ve herhangi bir mantıksızlık söz konusu değildir iki şive için de. “Garaşmak” sözü “garamak” sözünden gelir. “Garamak” bakmak demektir. “Garaşmak” da bu eylemin sürekli tekrar edildiğini sağa sola bakılıp durulduğunu ifade eder. Bu bir insanın bekleme fiilini gerçekleştirirken içinde bulunduğu durumdur ve tabii ki –e hal ekiyle ifade edilmesi gerekir. Beklemek ise bir şeyi sağlama almak, bir kalenin zayıf yerinde durarak orayı korumak gibi anlamlar da içerir. Bu kelimeyle aynı kökten “bekçi” gibi kelimeler de vardır ve tabii ki –i haliyle kullanılacaktır. İkinci örnekte ise “sormak” fiilinin Türkmence’de (soramak şekliyle) iki anlamı vardır. Biri bizdeki gibi “soru sormak” bir de “istemek”. Bu Arapça’da da böyledir nitekim. “Sa:il” sözü hem soru soran hem de dilenci demektir. İstemek anlamı da veren bir fiilin –den hal ekiyle kullanılmasından tabii ne olabilir. Bu örnekler çoktur ve biraz dikkatle fark edilebilir.

Bir de Rusça’nın etkisiyle yapılan ek yanlışları vardır ki bunlar da izah edilerek anlatılmalıdır. Rusça’daki hallerle Türkçe’nin hal ekleri birebir örtüşmediği için bu biraz daha zor bir meseledir. En iyisi karşılaştırma yerine bizim hal eklerinin nasıl anlamlar verdiğini güzelce izah etmeye çalışmaktır. Mesela; “Dün pazara gittim.” diyecek yerde “Dün pazarda gittim.”diyecektir öğrenci. Bazen de Rusça’nın etkisiyle iyelik eklerini ya hiç kullanmayacaktır, ya da karıştıracaktır. “Benim annesi pasta yaptı.” gibi. Böyle yanlışların düzeltilmesi için öğretmenin biraz temel Rusça bilmesinde fayda var. Ekler ayrı bir makalede işlenebilecek kadar uzatılabilirse de fikir vermek için bu kadar yeter sanırım.

b- Kelime seviyesinde yapılan başlıca yanlışlıklar:

Kelime seviyesinde yapılan yanlışlıklar daha çok kelimenin sınırlarını bilmemekten kaynaklanır. Her kelimenin birden çok anlamı vardır ve bu anlamlar belli derecede sınırlandırılmıştır. Bu cümleden olarak öğrenci “Otobüste yaşlı bir kadına yer verdim.” diyecek yerde “Otobüste yaşlı bir karıya yer verdim.” ya da “Amcamın hanımı geldi.” diyecek yerde “Amcamın kadını geldi.” diyebilmektedir. Bu örnekte Türkmence’de bir kelimeyle ifade edilen bir kavramın Türkçe’de birkaç kelimeyle ifade edilmesi söz konusudur. Mesele ancak kelimelerin sınırı belirlenerek aşılabilir. Bu da ancak zamanla, yanlışlar hep düzelterek ve bol bol ders dışı kitap okutularak başarılabilir. Aynı tek anlam çok anlam meselesinin tersi de söz konusudur. Mesela Türkçe’de dede ve nine hem annenin hem babanın ebeveyni için kullanılırken Türkmence’de bunlar farklı kelimelerle ifade edilir. Durumdan habersiz öğrenci “dede ve nine”yi “ata ve ene” karşılığı olarak öğrenmekte, “baba ve mama”yı nasıl ifade edeceği konusunda bocalamaktadır.

c- Kelime grupları seviyesinde yapılan yanlışlar:

Bu tür yanlışlar, aslında eklerle ilgili yanlışlar grubunda da incelenebilir. Daha çok kelime grubu yapan eklerin bu cümleden özellikle fiilimsilerin ve tamlama eklerinin yanlış kullanımından kaynaklanır. Mesela;

“Babamın işleyen yerine gittim.”ya da “Babamın işledik yerine gittim.” gibi cümlelerle karşılaşırız sık sık. Burada yanlışlığa sebep olan durum iyelik ekinin Türkçe’de sıfat-fiilden sonra Türkmence’de sıfat-fiilin açıkladığı isimden sonra geliyor olmasıdır. Bir de –an ve –dik sıfat-fiil ekleri Türkçe ve Türkmence’de ters kullanılır. Yani Türkçe’de –an kullanılan yerde Türkmence’de –dık, Türkçe’de –dık kullanılan yerde Türkmence’de –an kullanılır.

Türkçede daha çok belirtisiz isim tamlamasıyla ifade edilen kavramlar Türkmence’de belirtili isim tamlamasıyla ifade edilir. Bunun için öğretmen belirtili ve belirtisiz isim tamlamalarının kullanımını iyice açıklamalıdır. Yoksa gereksiz yere kullanılmış –ın, -in, -un, -ün ekleriyle uğraşır durur.

d- Cümle seviyesinde yapılan yanlışlıklar:

Cümle seviyesinde yapılan yanlışlıklar genelde Türkmence’nin etkisiyle değildir. Cümle seviyesinde, ilginçtir, Türkçe öğretimi Türkmence öğretimine daha fazla zarar veriyor. Ama Rusça kaynaklı yanlış cümlelerle zaman zaman karşılaşıyoruz. Bunların en yaygın olanı, bizim dilde olmayan ama Rusça, İngilizce Arapça ve Farsça’da olan “ki”li cümle çeşididir. Türkçe cümlede sıfat-fiilin yaptığı işi çevremizi saran bütün bu dillerde genellikle soru menşeli edatlar yapar. Bu duruma örnek olacak şekilde; “O geliyor ki annemdir.”gibi cümlelerle karşılaşabiliriz. Bu konunun ( who, where, when, which gibi sorularla yapılan birleşik cümleler konusu) İngilizce yıllık ders programında öğretildiği zamana yakın Türkçe yıllık ders programına sıfat-fiillerin kullanılışı konusu konursa ve mukayeseli anlatılabilirse bu mesele de çözülmüş olabilir. Bu cümle yanlışı meselesinde öğrenciler sadece Rusça’dan değil, İngilizce’den de yanlışlık transfer ediyorlar çünkü.

Sonuç:

Dil öğretirken günümüzde tercüme birincil metot olarak kullanılmasa da kulak ardı edilmemesi gereken bir olgudur. En azından dersin gidişi esnasında tercüme metodundan da faydalanmalı, öğrencilerin zihnini mukayese etmeye ve dillerin yapısı ve kullanımıyla ilgili sonuçlar çıkarmaya alıştırmalıyız.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...