Belçika’daki Türk Çocuklarına Ana Dil Eğitimi

       Hazırladığım metin iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, bazı sayısal örneklerle Belçika’daki Türkçe eğitimin yetersizliğini vurgularken ikinci bölüm, ana dilin çocuklara öğretilmesinin gereği üzerinde durur.

      130.000 Türk vatandaşının yaşadığı Belçika’da 35.000’i aşkın Türk öğrencisi çeşitli okullara devam ediyor. Geçen öğretim yılında Türk çocuklarının 6.637’si Türkçe ve Türk kültürü derslerini izleme imkanını buldular. Brüksel Başkonsolosluğu Eğitim Müşavirliği’nin verdiği bilgilere göre, Belçika’da Türk Dili, Türk Kültürü dersleri Türkiye’den Milli Eğitim Bakanlığı’ndan gönderilen öğretmenler tarafından veriliyor. Öğretmenlerin giderleri bakanlık tarafından karşılanıyor.

       Genelde Fransızca’yı benimsemiş öğretmenler gönderiliyor. Eğer dil bilgileri yetersizse, bu öğretmenler dil kurslarına yazılıyorlar. Öğretmenler 500.000 aday arasından seçiliyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nden gönderilen 95 öğretmen Belçika’da  görev yapmaktadır. Derslerin çok azı ders saatleri içinde, büyük çoğunluğu ders saatleri dışında, öğleden sonra saat 15.30’dan sonra verilmektedir. Derslerin verilmesi okul müdürlüklerinin kabul yada reddetmesine bağlıdır.

Türkçe bazı projeler çerçevesinde öğretilmektedir: Türk Milli Eğitim Bakanlığı ve Belçika Fransız Toplumu Eğitim Bakanlığı’nın ortaklaşa sürdürdükleri ELCO projesi mevcuttur. Projenin Fransızca adı “Enseignement de la Culture et de la Langue d’Origine”dir. Aynı projenin Flamanca’daki   ismi OETC’dir. Bu projeler 1996’dan bu yana 10 okulda uygulanmaktadır.

Bir de “foyer” projesi mevcuttur. 20 yıldır süren bu proje, şu anda 3 okulda (ana okulu ve ilkokul) uygulanmaktadır. Bu projeye Belçika Flaman Eğitim Bakanlığı tarafından ödenek sağlanmaktadır.

Bunların dışında dernek okulları, okul aile birlikleri ve Atatürkçü Düşünce Derneği çerçevesinde Türkçe dersleri Cumartesi, Pazar günleri Türkiye’den gelen öğretmenler tarafından verilmektedir; derslerin süresi 2 saattir.

Asistan olarak çalıştığım Universite Libre de Bruxelles, Belçika’da üniversite düzeyinde Türk dili dersleri veren tek kuruluştur. Bu dersler 3 yıl sürer: Birinci yıl hiç Türkçe bilmeyen ya da çok az Türkçe bilen öğrenciler dersleri izlerler. Ana bilgiler (dil bilgisi, cümle kurma gibi) birinci senede kazandırılır. İkinci ve üçüncü senelerde ise Türk edebiyatının tanınmış yazar ve şairlerinin eserlerinden örnekler verilerek, bu eserler okunur, incelenir, açıklanır ve öğrenciden Fransızca’ya çevirmesi istenir. Ayrıca öğrencilerin kelime haznelerini zenginleştirmek ve Türkiye’deki güncel olaylardan haberdar etmek amacıyla günlük gazetelerden makaleler seçilerek incelenir ve Fransızca’ya çevrilir.

Öğrencilerin aralarında Türkçe konuşmalarına önem verilir. Bu şekilde günlük hayatta konuşulan Türkçe’yi ve Türkçe deyimleri kavramaları sağlanır.

Bu durum Belçika’da, Türkçe ve Türk kültürü derslerine ağırlık verilmesi gereğini ortaya çıkarıyor. Türkiye’den gönderilen öğretmenlerin görev yaptıkları ülkenin dilini iyi bilmeleri, okul yönetimleri ile işbirliği ve uyum içinde çalışmaları açısından çok önemli bir etken.

Türkiye’den Belçika’ya çalışmaya gelen işçilerimizin ana dillerini yeterince benimsememiş çocukları, okula başladıklarında Fransızca ya da Flamanca’yı ana dilden daha iyi algılamaktadır. Bu durum, çocuk büyüdükçe aile çevresinde konuşulan ana dili adeta itme, konuşmayı ve etrafında konuşulmasını reddetmeye kadar gidebilmektedir. Çocukta kendine güvensizlik hissi belirdiği gibi, ailesini yaşanılan ülkenin dilini bilmemekle suçlayabilir.

Gençler yaşadıkları ülkede konuşulan dile ana dillerine kıyasla daha çok değer vermekte, ana dillerini küçümsemekte, bu da ana-babalar ve çocuklar arasında bir nevi nesil çatışmasına dönüşmektedir.

Belçika’daki gençlerimiz, Fransızca ya da Flamanca’ya yeterince hakim olmayan aile büyüklerine devlet dairelerindeki belgeleri tercüme ederek, tercüman rolü oynayarak yardımcı olmaktadırlar.

Karşılaştığımız tablo şudur; bir tarafta yaşadıkları toplumun dilini bilmemekten ötürü kendilerini dışlanmış hisseden ana-babalar, diğer tarafta yaşadıkları toplumun dilini benimsemek kaydıyla sosyo-profesyonel açıdan başarıya ulaşabileceklerine inanmış çocuklar.

Toplumun diline hakim olmamış ailelerin çocukları ne tamamen evde konuşulan Türkçe’yi, ne de güncel hayatta ve okulda verilen Fransızca ya da Flamanca’yı tam anlamıyla benimsemiştir. Bundan ötürü çocuk kendini iki defa dışlanmış hisseder. Bu durumda okullar yabancı çocuklara dil eğitiminde Fransızca ya da Flamanca’ya ağırlık verirler, bu dilleri iyi benimsemelerine özen gösterirler. Sonuçta, çocuk adeta ana dilinden kopar, uzaklaşır, yaşadığı toplumun dilini kavrar. Ait olduğu köklerini unutur.

Bu tablo, okulda öğretilen toplum dilinin yanı sıra ana dili, Türk kültürü, Türk edebiyatı, Türk deyimleri gibi derslerle düzeltilebilir. Çocuğun ana dilinde okuyacağı kitaplar onun kelime haznesini zenginleştirerek, düzgün okuyup yazmasını sağlayacaktır. Dil ve kültür arasındaki sıkı bağ gözden kaçırılmamalıdır.

Anaokulu ve ilkokul çağındaki çocukların dil algılama gücü çok yüksektir. Böylelikle çocuğun ana diline, öz kültürüne, tarihine karşı yabancı kalma olasılığı ortadan kalkmış olur. Aksi takdirde çocuk ana dili yerine, yabancı dili yeğlemeye, üstün görmeye başlar, çünkü daha çok konuşup işitmeye alıştığı yabancı dilde kendini daha kolay, daha rahat ifade eder.

“Yabancı çocukların başarısızlığı ana dillerini konuşmaktan kaynaklanıyor” şeklinde yorumlar da vardır. Bu son derece yanlıştır.

İki dilde eğitim, gençlerin okulda ve toplumda başarıları açısından çok büyük önem taşır.

Avrupa ülkelerinin kendi ülkelerinde yerleşen yabancılardan, o toplumun kurallarına saygı göstermelerini istemeleri son derece doğaldır. Fakat yabancının kendi öz benliğine, öz diline, kültürüne onların da saygı göstermeleri şarttır.

Aksi takdirde, yabancıların öz kimliklerini bir yana bırakarak, yaşadıklar toplumunkini benimsemelerini istemek büyük bir yanlış ve tehlike oluşturur. Bu yabancılar ya da onların çocukları bir gün gelir kendi kimliklerini araştırmaya başlarlar ve tepkiler ortaya çıkabilir.

İnsanlar köklerini, kültürlerini silip atamazlar. Toplumda refah, o toplumda yaşayan bireyler arasındaki dil, kültür faktörlerine karşılıklı anlayış ve saygı gösterildiğinde varolur.

Gençlerimizin ana dillerini, kültürlerini benimsemeleri için, bir yandan memleketimizden gerekli öğretmen, materyal ihtiyacı karşılanmalı; öte yandan, Avrupa’da yaşayan ve çalışan Türk vatandaşları için Avrupa’daki makamlarınca bu eğitimi kolaylaştıracak şartları sağlamaları istenmeye devam edilmelidir.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi birinci maddesinde tüm insanların eşit ve hür olduğunu vurgularken, yirmi altıncı maddesinde eğitimin amacına değinmektedir. Amacın, insanların kişiliklerinin geliştirilmesi, hak ve özgürlüklerinin güçlendirilmesi olduğunu açıklamaktadır.

KAYNAKÇA

Hagège Claude, “L’enfant aux deux langues”, Editions Odile Jacob, 1996, Paris.

Lietti Anna, “Pour une education bilingue”, Editions Payot – Rivages, 1994, Paris

Leman Johan, “Intégrité, Intégration”, Editions De Boeck, Wesmael, 1991, Bruxelles.

Byram M., Leman J., “Bicultural and Trilingual Education : the Foyer Model in Brussels”, 1990, Philadelphia.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...