Irak'ta Türkçe Eğitiminin Dünü ve Bugünü

Ana dili eğitimi sayesinde kişisel gelişimini sağlayan insan, aynı zamanda, içinde yaşadığı toplumun ortak değerlerine sahip bir birey hâline gelir. Ulusal kimlik, onun sayesinde kazanılır ve kuşaktan kuşağa aktarılır. Bu çalışma, ana dili eğitiminin önemi ışığında, Irak'ta Türkçe eğitiminin durumunu inceleyerek yaşanan sorunlara yönelik çözüm önerileri sunmak üzere hazırlanmıştır.

Elimizdeki kaynaklara göre Irak'ta Türkler, bin yılı aşkın süredir yaşamaktadırlar. Yaklaşık 900 yıl boyunca Irak Türkmenleri yönetici konumunda olmuş, pek çok devlet ve beylik kurmuşlardır. Türkmenler yönetici konumlarını İngilizler'in Irak'ı işgal etmesi ile birlikte kaybetmişlerdir. Tarihî kaynaklara göre Irak'ta ilk Türk toplulukları 674 yılında, Emevi Halifesi olan Muaviye tarafından Horasan'a gönderilen Ubeydullah Bin Ziyadin'in 2000 kadar, okçulukta ün yapan, Türk askerini Basra'ya yerleştirmesi ile başlar. Ancak bazı yazarlara göre de Türklerin Irak'a geliş tarihi daha eskilere dayanmaktadır. Bu Türk okçularından, Yemame'de, asi Arap bedevilerinin bastırılmasında yararlanıldığı bilinmektedir (SAATÇİ, 2007: 20). 1534 yılında Osmanlı Devleti'nin Padişahı Kanuni Sultan Süleyman Han, bizzat ordusunun başında Bağdat'a girmiş ve Safevî-İran hâkimiyetine son vermiştir. 1534 yılından itibaren bölgede aralıksız olarak Türk hâkimiyeti devam etmiştir. 1918'de İngilizlerin Irak'ı işgal etmesi ve 1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük'ün İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmasının ardından bölgede Türkmenlerin yok sayılmaya başlandığı bir döneme girilmiştir (DUMAN, 2011: 8).

1926'dan sonra Türkiye ile Irak arasındaki sınırların çizilmesi ile beraber Türkmenler, Irak'taki yönetim tarafından baskı görmüş ve bir tehdit unsuru olarak algılanmıştır. Bu tarihlerde yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti, iç sorunlarını halletmeye ve ülkenin kalkınmasına öncelik vermiştir. Dolayısıyla Türkiye tarafından destek bulamayan Türkmenler, devlete karşı isyana gitmeden kendi içine kapanarak dilini ve kimliğini korumaya çalışmıştır.

1920'lerden itibaren Türkmenler Irak'ta baskı ve asimile politikasına maruz kalmışlardır. 1918-1920 yılları arasında Irak halkı İngilizlerin işgali altında baskı ve zulümlerle cebelleşmekteydi. Musul vilayetine bağlı Telafer ilçesinde yaşayan halk bu zulme dayanamayarak 1920'de Telafer civarında yaşayan Arap reislerinin desteğini sağladıktan sonra İngilizlere karşı ayaklanmaya geçmişler, İngilizlerin kışlasını basarak, onları bozguna uğratmışlardır. Fakat İngilizler daha sonra büyük birliklerin yardımıyla Telafer'i kuşatmış, halkı top ateşine tutmuştur. Bunun neticesinde, kurtulanlar üç ay boyunca dağlarda büyük sıkıntılar içinde yaşamak zorunda kalmışlardır. Daha sonra şartlı olarak yurtlarına dönen Telafer halkının ileri gelen lider ve aydınlarının birçoğu tutuklanmış, bazıları işkence görmüş ve bir kısmı da sürgün edilmiştir. 1920 ayaklanmasında Telafer Türklerinin gösterdikleri kahramanlıklar sebebi ile bu yıl tarihe ''Kaçakaç Yılı'' olarak geçmiştir (SAATÇİ, 2007:

189).

Irak Devleti'nin kuruluşu üzerine daha bir yıl geçmeden, Irak Türkmenlerine karşı hazırlanan tedhiş ve katliam girişimi üzerindeki sis perdesi bir türlü kalkmamıştır. Kerkük ve diğer Türkmen bölgelerinde millî ruhun şahlanmasını önlemek için İngiliz kuvvetleri bir mesaj ulaştırmak istiyordu. İngilizler bu oyuna Tiyari kuvvetlerini alet ederek 4 Mayıs 1924 sabahı Kerkük'ün büyük çarşısında bir kavga çıkartmıştır. İngiliz kuvvetleri, bu kavgadan sonra kışlalarına çekilip tekrar büyük kuvvetlerle şehre dönmüş olan Tiyarilere serbest hareket emri verdi. Yağma ve saldırılara başlayan Tiyariler, Türkmenleri evine kadar takip ederek, ailelerinin gözü önünde katletmeye başladılar. Olayların büyümesi üzerine, Irak polis kuvvetleri araya girerek sokağa çıkma yasağı ilan etmiştir. Bunun başlıca sebebi ise hükümet çevrelerinin, yüzlerce Türkmen'in köylerden şehir merkezine yöneldiğini ve soydaşlarını korumaya ve destek vermeye kararlı olduklarını görmesidir. Bu olayda, yaklaşık 40-50 Türkmen katledilmiş ve Kerkük'te Türkmenlere karşı uygulanan ilk ''Kerkük katliamı'' olarak tarihin kara sayfasında yerini almıştır. (HÜRMÜZLÜ, 2006: 77-78).

12 Temmuz 1946 yılında Irak Petrol Şirketi işçilerinin Kerkük'te yaptıkları grev sırasında yaşanan olaylar ve baskı hareketleri, insan hakları çerçevesinde en doğal haklarını isteyen bu vatandaşlara karşı uygulanan sindirme politikasının bir örneğidir. Bu olayda 5 Türkmen işçisinin hayatını kaybettiği, 4 işçinin ve 6 polis elemanının değişik derecelerde yaralandığı bilinmektedir (HÜRMÜZLÜ, 2006: 91-93). Ayrıca Kerkük'teki işçiler, Gâvurbağı mıntıkasında toplandıkları için katliamın adı "Gâvurbağı katliamı" olarak kalmıştır.

Irak Türkmenlerinin derinden yaralandığı; sevdiklerini, dostlarını ve önde gelen liderlerini kaybettikleri korkunç bir diğer olay da 1959 tarihinde Kerkük'te yaşanan 14 Temmuz 1959 katliamıdır. Ayrıca resmî kaynaklara göre bu katliamda Türkmenlerin 25'i şehit düşmüş, 130'u da yaralanmıştır (HÜRMÜZLÜ, 105-109).

Irak'taki Baas rejiminin Türkler üzerindeki baskıları 1979 yılında iyice ağırlaşmıştır. Irak'taki Türklerin lider durumunda olan önemli şahsiyetleri, 1979 yılında gözaltına alınarak ağır işkencelere maruz kalmıştır. Bir süre hapis ve işkenceden sonra, sonunda Bağdat yönetimi, Türk toplumuna gözdağı vermek amacı ile 16 Ocak 1980 tarihinde 4 tane önemli Türkmen liderini idam etmiştir. Türkmen toplumunun bu gözde ve değerli şahsiyetlerinin haksız yere idam edilmeleri, Türkmenler arasında hükümete karşı büyük bir tepki ve nefrete dönüşmüştür (SAATÇİ, 2007: 261-262).

Yukarıda belirttiğimiz gibi 16 Ocak 1980 tarihi, Türkmenler için bir dönüm noktası sayılacak niteliktedir. Türkmenler bu tarihten itibaren daha şiddetli bir şekilde Baas rejimi tarafından baskı ve zulme maruz bırakılmıştır. Tutuklamalar ve idam olayları 2003 yılına kadar aralıksız olarak devam etmiştir. Yirmi üç yıl boyunca Türkmenler herhangi bir sosyal ve siyasi aktivitede bulunmamalarına rağmen yine rejimin zulmünden kurtulamamışlardır. 1991 yılında ABD ve müttefik ülkeler, Saddam'ı yenilgiye uğratmak ve Kuveyt'ten defetmek için Irak'a savaş açtılar. Uluslararası literatürde bu harbin adı "1. Körfez Savaşı" olarak geçmiştir. Saddam Hüseyin, Irak'ın kuzey ve güney bölgelerinde güçlerini kaybettiğinden halk ayaklanmaya başlamıştı ki müttefik ülkeler savaşın sona erdiğini duyurdular. Saddam kısa bir süre içinde güçlerini toparlayarak ayaklanmaya katılanları ve iç savaşa neden olanları cezalandırma kararı aldı. Bu arada ayaklanmaya katılmayan Türkmenler evlerine kapanarak ülkenin huzura kavuşmasını diliyorlardı. Ayaklanmayı başlatan gruplar Saddam'ın güçleri karşısında dayanamayıp dağlara kaçtığından Saddam da Altun Köprü'de, çoluk-çocuk, yaşlı-genç, kadın-erkek demeden 100'ün üzerinde Türkmen'i katletmiştir. Bu da tarihte Baas rejimi tarafından Türkmenlere karşı işlenen en büyük katliamlardan biri sayılmaktadır.

Kronolojik olarak Türkmen tarihine baktığımızda Türkmenler, 80-85 yılı aşkın bir süredir, yani 1920'lerde Osmanlıların Irak'ı İngiliz mandasına bıraktıktan sonra, ister Kraliyet ister Cumhuriyet Dönemi'nde olsun bütün yönetimler tarafından baskı, sindirme, zulüm ve asimile politikasına maruz kalmışlardır. Türkmenler devletçi bir geleneğe sahip oldukları için devlete karşı silahlı mücadeleyi tercih etmemiş; kendi içine kapanarak dilini, kimliğini ve kültürünü korumaya çalışmıştır.

ABD'nin önderliğinde müttefik ordularının Irak'a girmesi ile Nisan 2003'te Saddam yönetimine son verilmiştir. ABD'nin kurtarıcı olarak Irak'a girişi, önceleri halk tarafından büyük bir sempati ile karşılanmış, sevinç ve heyecan doruk noktaya ulaşmıştır. O güne kadar baskı ve zulümlere maruz kaldığından, genel olarak Irak halkında ve özellikle de Türkmen toplumunda, artık her şeyin demokratik ve insan haklarına saygılı bir anlayışla ele alınacağı ümitleri yeşermeye başlamıştır.

Ancak Kürt liderlerini kendine rehber tayin eden ABD, Irak'ta iki önemli stratejik hata yapmıştır. Bunlardan birincisi, özellikle Kürtlerin telkini ile ABD'nin kendine tek bir etnik grubu müttefik seçmiş olması, geri kalan Irak halkını da kendine düşman görmüş olmasıdır. Bu durum, şiddet olaylarının ve çatışmaların artmasına yol açmıştır. İkinci bir sebep ise Irak'ta giderek nüfuzu artan İran'a karşı ciddi bir politika sergileyememesidir (SAATÇİ,2007: 282).

ABD işgalden hemen sonra Irak'ın ulusal ordusunu, güvenlik ve emniyet güçlerini, polis teşkilatını dağıtmış; kamu ve devlet kuruluşlarını dondurmuştur. Böylece devleti tümüyle çökertmiş, ülkede güvenliği ve asayişi sağlayan kurumları ortadan kaldırmıştır. Bu yüzden ülkenin her tarafında anarşi ve terör olayları baş göstermiş, merkezî hükümetin otoritesi sıfırlanınca kamu binaları yerel milis güçlerince işgal edilmiştir. Türkmenler, herhangi bir milis gücüne sahip olmadığı için bu denklemde yerini alamamıştır.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...