Hunlardan Günümüze Yabancılara Türkçe Öğretimi

          Bu araştırmada yabancılara Türkçe öğretiminin tarihsel süreç içerisindeki gelişimi ele alınmıştır. Konu alanıyla ilgili literatür taraması yapılarak yabancılara Türkçe öğretimi tarihi belirli dönemlere göre incelenmiştir. Hunlar döneminden itibaren Türkçenin öğretiminin yapıldığını gösteren unsurlar, yazılan eserler ve yapılan çalışmalar günümüze kadar irdelenmiştir.

Türk dilinin belgelerle takip edilebilen dönemlerinden itibaren yabancılara Türkçenin öğretildiği görülmektedir. Yapılan çalışmaların kendi dönemi içerisinde kendilerinden beklenen işlevi yerine getirdiği, Türkçenin öğretilmesine katkı sağladığı görülmektedir.

 

Çağlar boyunca, insanların büyük çoğunluğu örgün bir eğitim, iyi bir sınıf, ders kitabı, ses kaseti ve sözlük olmadan başarılı ve kolay bir şekilde yabancı dil öğrenmişlerdir. İnsanların; seyahat, ticaret, sömürgecilik, evlilik gibi sebeplerle ve başkalarıyla iletişim kurmak amacıyla çoğu zaman ciddi ve bilimsel bir öğretim olmadan, doğal ortamda yabancı dil öğrendikleri bilinen bir gerçektir (Meskill, 2002: 13-14).

Yabancı dil öğretiminin tarihiyle ilgili yapılan araştırmalarla M. Ö. 2225'te Akadların Sümer ülkesini ele geçirdikten sonra kendilerinden daha üstün bir uygarlığa sahip olan Sümerlerin dilini öğrendiği ve böylece insanlık tarihinde ilk kez yazılı ve sözlü yabancı dil öğretiminin başlamış olduğu tespit edilmiştir (Hengirmen, ty.: 3).

Dil öğretimi başlangıçta iletişim dilini öğretmek amacıyla yapıldığı için yazı dilinden ziyade konuşma dili öğretilmeye çalışılırdı. Karşılıklı konuşma esasına dayanan dil öğretiminde daha çok doğal yöntem kullanıldığı tahmin edilmektedir.

Doğal yöntem, yabancı dil öğrenen öğrencilere, başından itibaren öğretmenin kendi ana dili olan yabancı dili kullanarak, sürekli konuşmayla iletişim kurmak ve bu etkileşimi birbirleriyle bir metin oluştururcasına bağlantılı, ama dil bilgisi kuralları öğretilmeden anlaşılabilecek ölçüde yalın bir cümle dizisiyle gerçekleştirmektir (Demirel, 2004: 40). Dil öğretiminin ilk olarak doğal yönteme göre gerçekleşmiş olduğu düşünülebilir. Yazının yeterince gelişmediği dönemlerde dil öğretiminin doğal yöntemle yapılmış olması gerekir. Bu yöntemle daha çok günlük konuşma dili öğretilebilmektedir.

Bir milletin fertleriyle iletişim kurmak isteyen farklı milletlerin mensupları o milletin dilini öğrenmek durumundadır. Bir yabancının farklı bir dili öğrenmesi çok eski devirlerden beri ihtiyaç hâlinde var olagelmiştir. Yabancı bir dili öğrenme ihtiyacı daha çok dinî ve ticari etkenlere dayanmaktadır. Farklı bir milletten öğrenilen dini anlayıp uygulamak için o dini temsil eden milletin dilini öğrenmeye gereksinim duyulmuştur. Aynı şekilde bir milletle ticari ilişkiler kurabilmek için de o milletin dilinin öğrenilmesi gereklidir. "Yabancı dil öğrenmek, bir dünyayı, yabancı bir kültürü de anlamak demektir" (Bölükbaş ve Keskin, 2010: 228). Yabancı bir kültür ile ilişki kurmak o kültürün dilini öğrenmeyi gerektirir. Yabancı dil öğretimi genellikle üst kültürden alt kültüre doğrudur. Kültür ve medeniyette ilerlemiş bir toplumun dili ondan daha geride bulunan diğer toplumların bireyleri tarafından öğrenilir.

Etkileşim hâlinde bulunan toplumlarda kültürel alışveriş yanında lengüistik alanında da alışverişler olur. İlişki içerisinde olan topluluklar birbirlerinin dillerini öğrendiği gibi birbirlerine sözcük de verirler. Bu lengüistik alışverişlerden yola çıkarak toplumların ilişki düzeyi hakkında bilgi elde edilebilir (Bazin, 2010).

Günümüzde ise dil öğretimi, ana dili ve yabancı dil öğretimi şeklinde gerçekleşmekte ve gittikçe önem kazanmaktadır. Yirminci yüzyıl ile birlikte iletişim teknolojisinde yaşanan gelişmeler milletarası ilişkileri de inanılmaz derecede artırmıştır. İlişkilerin bu denli hızlanması neticesinde insanlar arasında ortaya çıkan iletişim sorunu doğal olarak bazı dillerin hızla yayılmasını sağlamıştır (Özbay, 2010: 11-12).

Türkçenin uluslararası tanınırlığının artmasıyla Türkçenin yabancılara öğretimi de büyük ivme kazanmıştır. Türkçe öğretimi yurt içinde üniversitelerin veya farklı kurumların yabancılara Türkçe öğretim merkezleri / birimleri tarafından, büyük oranda da eğitim fakültelerinin Türkçe Eğitimi Bölümleri tarafından yürütülmektedir (Alyılmaz, 2010: 729). Yurt dışında ise Türk Kültür Merkezleri, üniversitelere bağlı Türk Dili ve Edebiyatı Bölümleri, elçiliklere bağlı Türkçe Öğretim Merkezleri başlıca Türkçe öğretim kurumlarını oluşturmaktadır ve son yıllarda bu görevi Yunus Emre Enstitüsü yürütmektedir (Er, Biçer ve Bozkırlı, 2012: 52).

Türkçe günümüzde olduğu gibi geçmişte de çeşitli nedenlerle ilişkide bulunulan milletler tarafından öğrenilmekteydi. İlk dönemlerde sistemli bir öğretim olmasa da Türkçenin yabancılar tarafından öğrenilip kullanıldığı görülmektedir.

Yabancılara Türkçe öğretiminin tarihsel seyrini şu başlıklar altında incelemek mümkündür:

 1. (Kök)Türk öncesinde ve (Kök)Türk döneminde yabancılara Türkçe öğretimi

Türkçe, tarihi binlerce yıl öncesine kadar giden, dünyanın en zengin ve en eski dillerinden biridir. Hun İmparatorluğu (MÖ III. - MS I. yy.) döneminden beri bilinen, (Kök)Türk (MS VI - VIII. yy.) dönemiyle birlikte yazılı metinlerle izlenebilen Türkçe, öğretimi söz konusu olduğunda bu kadar uzun bir geçmişe sahip değildir. İlk ve Orta Çağ boyunca Türkçenin sistemli bir biçimde öğretilip öğretilmediği konusunda açık ve kesin bilgiler bulunmamaktadır. Uygur döneminde ve İslami dönemlerde birçok çeviri çalışması yapılmışsa da aile ve çevre dışında bir dil öğretimi yapılıp yapılmadığı konusunda aydınlatıcı bilgilere rastlanmamaktadır (Ağar, 2004: 1).

Çin kaynaklarının IV-V. yüzyılda Çin'de kurulan Hun devletleriyle ilgili verdiği bilgilerde Hunların yazıya geçmiş oldukları anlatılır. Hun devletlerinin liderleri çeşitli sebeplerle yazıtlar diktirmişlerdir. Bu devletlerin bazıları kanunname, bazıları ise kendi tarihlerini de kapsayan çeşitli kitaplar yazdırmışlardır. Hunların o dönemde yazı dilleri olmadığından Çinceyi kullanarak kendi tarihlerini ve kabul ettikleri Budizm'le ilgili çeşitli kitapları yazdırmakta da gecikmemişlerdir. Hükümdarlar Shang-tang Şehri Kayıtları, Baş Kumandanın Günlüğü, Büyük Ch'an-yü Kayıtları, Üç Devlet Dönemi Genel Tarihi adlı bazı Çince tarihî kaynakların yazılmasına da öncülük etmişlerdir (Baykuzu, 2008).

Hunlar döneminde Çincenin Türkçe üzerindeki etkisinin yanında Türkçenin de Çince üzerinde etkisi olduğu görülmektedir. Hunlara (Hsiung-nu) ilişkin dil malzemesi Çin kaynaklarında Çince yazı çevrimleriyle geçen sözcüklerdir. Pulleyblank'a göre 190, Maenchen-Helfen'e göre ise yüzlerce Hunca sözcük bulunmaktadır (Tekin, 1993, 9). Çin kaynaklarında geçen Hun diline ait bu sözcükler Huncanın Çinceye kelimeler verdiğini göstermektedir. Çincede kaynaklardaki Türkçe malzemeler şöyle sınıflandırılabilir: Hiung-nu (Hun) kelimeleri,T'o-Pa veya Tabgaç kelimeleri, Göktürk dil malzemesi, Moğolistan Uygurlarına ait malzeme (Tekin, 1997: 11).

Çin kaynaklarından Çin Şu'da geçen bir olay Türkçe öğretimi tarihi hakkında aydınlatıcı bilgiler vermektedir:

Hükümdar Şi Lo, Hsiung-nulara mensup Ho kabilesinden geliyordu. Başka bir Hsiung-nu lideri Liu Yao da Şi Lo'nun rakibi idi. Liu Yao, Kuangçu'nun on birinci yılında (329) ordusu ile geldi ve Lo-yang'ı kuşattı. Şi Lo hemen Liu Yao ile savaşmak istiyordu. Fakat buyruğu altındaki kumandanların hiçbiri bu fikri uygun bulmadı. Şi Lo, bunun üzerine çok sevdiği ve saydığ Hintli rahip Fo-t'u-teng'e danıştı. Fo-t'u-teng daire biçimindeki bir çanı salladı ve çıkan ses göre Ho dilince şu kehanette bulundu:

siu-k'i t'i-li-kangpuh-koh kü-t'u-tang (Ordu savaşmak için çıkacak ve Liu Yao'yu yakalayacak) (Tekin, 1993: 37). Çin Şu kaynağında geçen bu olay Hintli bir rahibin Hunların dilini bilip kullandığını göstermektedir. Çin Şu kaynağında Türkçe beyitle birlikte Çince anlamının da verilmesi bu kaynağı yazan kişinin de Türkçeyi bildiğini ortaya koymaktadır. Dönemin şartlarına Türkçeyi öğrenen ve kullanan yabancıların olduğu bu tür tarihî vesikalarla saptanabilir.

"Verilen bilgilere göre, Çinli bir kadın Türk sınırında görevli olarak sürgün edilmiş kocasına MS 350-394 yılları arasında Türk dilinde (Hui language) bir aşk şiiri yazmıştır" (Uglychina'dan akt.: Çifçi, 2006: 81). "Çinli kadının Türkçeyi biliyor olması, başka Çinlilerin ve belki başka uluslardan aydınların da Türkçe öğrenmiş olmaları ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Böyle ise, (Kök)Türklerden önce de ciddi bir Türkçe eğitim ve öğretiminin var olduğunu düşünmek gerekecektir" (Çifçi, 2006: 81).

Mukan ve Tatpar Kağan döneminde Budizme karşı bir eğilim görülmektedir. Kandaharlı Budist rahip Jinanagupta (MS 522 - 600) Tatpar Kağan'ın yanında on yıldan fazla kalmış ve Kağan bu rahibin müridi olmuştur. Rahip Jinanagupta'nın telkinleriyle Buda mabedi ve heykeli yaptıran kağan "Nirvanasutra" adlı eseri Türkçeye tercüme ettirmiştir. Ayrıca bu dönemde on Çinli rahip dinî eserleri getirmek için 581 yılında Hindistan'a giderek getirdikleri 260 Sanskritçe eseri incelemiş, kataloglarını çıkarmış Çinceden Soğdcaya ve belki Türkçeye çevirmişlerdir (Mert, 2009; Tezcan, 2001). Bu dönemde Budist rahiplerin Türkler arasında aktif rol oynamaları, Budizmi halka öğretme çabaları ve yaptıkları çeviri faaliyetleri bunların Türkçe öğrendiğini göstermektedir.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...