• Yabancılara Türkçe Öğretimi
  • Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğrenen Öğrencilerin Hedef Kültürle Bütünleştirilmiş Dersler Sonrasında Görüşlerinin İncelenmesi

Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğrenen Öğrencilerin Hedef Kültürle Bütünleştirilmiş Dersler Sonrasında Görüşlerinin İncelenmesi

         Bu çalışma ERASMUS öğrenci değişim programıyla Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden Türkiye'ye gelip bir aylık süreçte bir yükseköğretim kurumunda Yabancı Dil olarak Türkçe (YDT) öğrenen 15 üniversite öğrencisiyle yürütülmüştür. Bu çalışmada katılıcıların hedef kültürle bütünleştirilmiş Türkçe dersleri hakkındaki görüşlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç için kurs sonunda katılımcıların dil becerilerini, kültürel farkındalıklarını, hedef kültüre karşı tutumlarını ve mevcut kursu değerlendirmelerine dönük algılarını belirlemeye yönelik katılımcılara bir açık-uçlu ve dört kapalı-uçlu soru sorulmuştur. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseninin kullanıldığı bu araştırmada kapalı uçlu sorulardan elde edilen veriler betimsel bir yaklaşımla sayısallaştırılmıştır. Açık-uçlu soruya ait veriler ise QSR NVivo 8 programıyla tümevarımcı içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Sonuç olarak, hedef kültürle bütünleştirilmiş yabancı dil derslerinin başarıya, kültürel farkındalığa ve hedef topluma karşı tutuma olan etkisi üzerine öğrenci görüşleri ve uzman görüşleri arasında anlamlı bir benzerlik olduğu görülmüştür. Yani, hedef kültürle bütünleştirilmiş dil dersleri YDT öğrenen öğrencilerin motivasyonlarına, dil becerilerine, kültürel farkındalıklarına ve hedef kültüre karşı tutumlarına olumlu katkı sağlamıştır. Bu çalışma ayrıca yabancı dil öğretiminde hedef kültürün gerekliliğini savunan uzmanların görüşlerini somut olarak destekler görünmektedir. Bu çalışmanın temelleri henüz yeni kurulmaya çalışılan bir disiplin olmasından dolayı Yabancı Dil olarak Türkçe Öğretimi (YDTÖ) alanında kültür ve dil üzerine yapılacak olan çalışmalara bir örnek teşkil edeceği öngörülmektedir.

Giriş

     Dil ve kültür arasındaki ilişki ikinci dil edinimi ve yabancı dil öğretimi alanlarında çalışan birçok uygulamalı dilbilimci tarafından son otuz yılda üzerinde durulan uzun soluklu bir araştırıma konusu olmuştur (Abdallah-Pretceille 1999; Byram 1989, 1994, 1997; Byram ve Esarte-Sarres 1991; Byram ve Morgan 1994; Byram ve Zarate 1997; Byram ve diğerleri 2001; Hammerly 1985; Kramsch 2004; Koçer ve Dinçer 2011; LeBlanc ve diğerleri 1990; Lessard-Clouston 1992; Neuner 1998; Seelye 1984; Singerman 1993). Bu konu yabancı dil derslerinin hedef kültürle entegre edilip edilemeyeceği ile ilgilidir. Yukarıda bahsi geçen araştırmacıların büyük bir kısmı İngilizcenin ve diğer batı dillerinin yabancı dil olarak öğretiminde hedef kültüre ait ögelerin öğretim programlarında yerini alması gerektiğine dair çalışmalar yapmışlardır. Fakat Türkiye'de Yabancı dil olarak Türkçe (YDT) öğretimi üzerine uygulamalı araştırmalar açısından bir eksiklik söz konusudur. Buradan hareketle, YDT öğretimi alanında hedef kültür üzerine yapılan uygulamalı araştırmaların yetersizliğinden dolayı, mevcut çalışmanın ilgili alan yazına bir katkı sunacağı öngörülmektedir.

     Son yıllarda dil ve kültür üzerine yapılan çalışmalarda yabancı dil ve hedef kültür öğretimi arasındaki ilişki defalarca dile getirilmiştir. Pulverness'e göre (2003), hedef kültüre ait ögeler olmadan işlenen yabancı dil dersleri yan etkileri fazla olan bir ilaç gibidir. Yani, hedef kültür çalışmaları olmadan yabancı dil öğrenmenin eksik ve yanlış giden bir süreç olduğu ifade edilmektedir. Öğrenciler hedef dilin konuşulduğu toplumun iç dinamikleri ve kültürü hakkında bilgi sahibi olmazlar ise o dili tam anlamıyla öğrenmeleri mümkün olmayabilir. Yani, bir dil öğrenmek sözcük ve gramer yapılarından daha fazlası anlamına gelmektedir. Bada'ya göre (2000: 101), yabancı dil öğretiminde kültürel okur-yazarlık gereksinimi, söz konusu toplumun kültürü hakkında bilgi sahibi olmayan öğrencilerin yine o toplumun bireyleri ile karşılaştığı zaman iyi derecede sözcük ve gramer bilgisine sahip olmalarına rağmen sağlıklı bir şekilde iletişim kuramamalarından ortaya çıkmıştır. O halde, hedef kültüre ait ögeler, temel üniteler olarak yabancı dil öğretim programlarına alınması gereken konular olmalıdır. Kramsch'e göre (2004), bu durum kültürel emperyalizm anlamına gelmemektedir çünkü hedef kültür yabancı dil eğitiminde gözden çıkarılabilir bir beceri değildir.

     Dünyada insan doğasının kültürden bağımsız olarak ele alınabileceği hiçbir ortam yoktur; yani bir dil öğrenmek bir anlamda "diğerinin" doğasını ve dünyaya baktığı pencereyi keşfetmek anlamına gelmektedir (Ögel, 1971). O halde insan doğası kültürle iç içe geçmiş bir halde ise, bir yabancı dil öğrenirken o dilin içinde var olduğu kültürü göz ardı etmek o dili öğrenenler için bir dezavantajdır. Aslında kültür ve dilin iç içe geçme durumu sadece yabancı dil alanında değil genel olarak birçok filozofun ve dilbilimcinin insanın doğası üzerine yaptıkları çalışmalarda da üzerinde sıklıkla durulan bir konu olmuştur (Byram 1994; Chomsky 1965; Derida, 1998; Saussure 1967). Adı geçen bilim insanları, genel olarak dil, kültür, dilbilim v.b. gibi konularda akla gelen ilk kişiler olmakla beraber, dil ve kültür arasındaki ayrılmaz ilişkiyi daha köklü bir şekilde araştıranlar Sapir (1962) ve Whorf (1956) gibi dilbilimcilerdir. Bu iki isim "dilbilimsel görecelik" kavramı ile ayrılmaz bir bütün olarak düşünülen bilim insanlarıdır. Onların teorisinin iki temeli vardır; 1) insanlar içerisinde bulundukları dünyayı yine kendi anadillerinde var olan ayrımlar ve kategoriler vasıtasıyla algılarlar, 2) bir dilde bulunan bir kavram kültürel farklılıklar yüzünden diğer dilde bulunmayabilir.

 

     Dil ve kültür üzerine yıllardır süren tartışmalar bir açıklık kazansa da 80'li yıllara kadar kültürün dil öğretimi yapılan sınıflarda kullanılması gerektiği ortaya koyulamamıştır. Ancak 90'lı yıllarda Byram ve Kramsch'in çabalarıyla bu konu zirveye taşınmıştır. Sonuç olarak, İngilizcenin dünyada inkâr edilemez bir şekilde büyümesi ve bir dünya dili olması dolayısıyla Anglofon kültürüne özgü ögeler İngilizce müfredatlarında baskın bir şekilde yer almaya başlamıştır. Fakat kültürün nasıl öğretileceği ve kimin kültürünün öğretileceği konusunda sıkıntılar mevcuttur (Kitao, 2000). Örnek olarak, İngilizcenin büyüyen durumu göz önüne alındığında, sınıflarda hangi toplumun kültürünün öğretilmesi gerektiği bir tartışma konusu olmuştur. Kachru'nun (1992) İngilizce öğretimindeki halka teorisine göre, insanlar artık İngilizceyi anadili İngilizce olan toplumlarla iletişime geçmek için değil, anadili İngilizce olmayan toplumlarla iletişim kurabilmek için öğrenmektedir. Mesela bir Çinli, bir Avrupalı ile iletişim kurmak için İngilizce öğrenmekte ve bu durumda İngiliz, Amerikan ya da Avustralya kültürü hakkında bilgi sahibi olması gerekmemektedir. Fakat bu durum diğer dünya dilleri için geçerli değildir. Bir Avrupalı Türkçeyi bir Çinli ile iletişim kurabilmek için değil, Türklerle iletişim kurmak için öğrenmektedir. O halde bir yabancının Türk kültürü hakkında bilgi sahibi olması onun YDT öğrenmedeki başarısı ile doğru orantılıdır (Yaylı ve Bayyurt, 2009). Bu açıdan bakıldığında, İngilizce ve diğer dünya dillerinin bağlamları öğretim programları açısından birbirlerinden ayrılması gereken konulardır. İşte buradan hareketle, Kitao (2000) hedef kültürle bütünleştirilmiş dil derslerinin gerekliliğini şöyle sıralıyor;

      Kültür öğrenmek yabancı dil öğrenmeyi anlamlı kılmasının yanında öğrenciye o dili öğrenmeye dair mantıklı bir neden sunar.

      Öğrenenler açısından yabancı dil öğrenmedeki en büyük sorunlardan biri öğrencilerin metot kitaplarındaki karakterleri, durumları ve zamanı kurgusal ögeler olarak algılamalarıdır. Gramer ve metot kitapları sözde gerçek hayatın içerisinden fakat arka plan bilgisinden yoksun örnekler verdiği için, bu örnekler öğrenciler tarafından kurgusal yani gerçek hayatla hiçbir bağlantısı olmayan durumlar olarak algılanmaktadır. O halde öğrencilere o örneklerle ilgili kültürel ögeler anlatılırsa, öğrenciler bu durumda soyut bilgiyi gerçek yer, zaman ve kişilerle somutlaştırabilirler. Geri dönütünde öğrencilerin akıllarında yaşanmış kültürel öykülerin kalması o dili öğrenmelerine katkı sağlamış olacaktır (Kramsch, 2004).

      Yabancı dil öğrenmede motivasyonun etkisi birçok uzman tarafından dile getirilmiştir. Yabancı dil öğrenirken yüksek motivasyon sağlamada, hedef kültürle bütünleştirilmiş dil derslerinin büyük etkisi görülmüştür çünkü öğrenciler şarkı söylemek, drama yapmak, ülkeler ve insanlar üzerine araştırmalar yapmak vb. gibi kültürel konulardan hoşlanmaktadırlar. Kültürel çalışmaların bireyin sadece o ülkeye olan ilgisini artırmakla kalmayıp aynı zamanda hedef dili öğrenmeye karşı motivasyonunu da artırmasında büyük bir rolünün olduğu görülmüştür.

      Kültür öğrenmenin bir diğer avantajı ise, hedef dili anadil olarak konuşan topluma dair önyargıların kırılması ve bireyin zamanla o topluma entegre olarak beraberlik içerisinde yaşamasıdır. Kültür öğrenimi bireye ayrıca genel eğitim açısından da coğrafi, tarihi v.b. gibi birçok bilgi sunar (Byram ve Morgan, 1994).

     Mckay (2003) kültürün dil öğretiminde dilbilimsel ve pedagojik olarak iki tür etkisinin olduğunu ileri sürer. Kültür; dilbilimsel açıdan anlamsal, eğitsel ve dildeki söylem düzeyinde etkisini hissettirir. Pedagojik olarak ise ders içi kullanılacak gerekli araç-gereç ve materyallerin seçimini etkiler çünkü kültürel içerikli ders yapılacağı için ona göre materyaller seçilir. Örnek olarak, bazı metot kitapları hedef kültüre ait örnekler verirken bazıları ise bizzat kültürel materyaller kullanırlar.

     Sonuç olarak, hedef kültürle bütünleştirilmiş yabancı dil dersleri hem dünyayı anlamak açısından hem de dil öğrenmeye karşı motive edici yönüyle öğrenenler ve öğrenme süreci üzerinde olumlu etkiler bırakmaktadır. Bu dersler öğrencinin çeşitli kültürel gruplar arasında benzerlikleri ve farklılıkları görmesine katkı sağlayabilir. Günümüzde yabancı dil öğrenen insanların birçoğu tek dilli ve tek kültürlü ortamlarda yaşamaktadırlar. Bu insanlar haliyle tek bir kültüre bağlı ya da bağımlı olmanın verdiği bu eksiklikle "diğerleri" hakkında olumsuz ve henüz olgunlaşmamış değer yargılarına sahip olabilirler.

 

     İnsanlarda "diğerine" karşı gelişen bu değer yargıları haliyle yine o insanların "diğerinin" dilini öğrenmeye karşı motivasyonu üzerinde olumsuz bir rol oynar. Buradan hareketle, bu çalışmada Avrupa'nın tek dilli ve tek kültürlü değişik ülkelerinden Türkiye'ye bir program çerçevesinde Türkçe öğrenmeye gelen üniversite öğrencilerinin bir aylık Türk kültürü ile bütünleştirilmiş dil dersleri sonrasında temel dil becerileri, kültürel farkındalık, hedef kültüre karşı tutum gibi konularda görüşlerini ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...