Kıpçak Dönemi Eserlerinin Yabancılara Türkçe Öğretimi Açısından İncelenmesi

              Bu araştırmanın amacı, Kıpçak dönemi eserlerini Türkçe öğretim yöntemleri açısından incelemek, söz konusu eserlerin yabancılara Türkçe öğretimindeki yeri ve önemini belirlemek ve bu alanda yapılacak çalışmalara katkı sağlamaktır.

Çalışmada nitel araştırma desenlerinden doküman incelemesi yöntemi kullanılmıştır. İncelemeye konu olan eserler analiz edilmiş ve elde edilen bulgular arasındaki ilişki incelenmiştir.

Araştırmada 13 ve 16. yüzyıllar arası Kıpçak döneminde yabancılara Türkçe öğretimi amacıyla yazılmış dil bilgisi kitapları ve sözlükler ele alınmıştır. Bu kapsamda Et-Tuhfetü'z-Zekiyye fi'l-Lügati't-Türkiyye, Kitâbü'l-İdrâk li-Lisâni'l-Etrâk, El-Kavânînü'l-Külliyye li-Zabti'l-Lügati't-Türkiyye, Kitâb-ı Mecmû-ı Tercümân-ı Türkî ve Acemî ve Mugalî, Ed-Dürretü'l-Mudiyye fi'l-Lügati't-Türkiyye, Kitab-ı Bulgatü'l-Müştâk fî Lûgati't-Türk ve'l-Kıfçak ve Codex Comanicus adlı eserler incelenmiştir. Eserlerde kullanılan "yabancılara Türkçe öğretim yöntemleri", "yabancılara Türkçe öğretimi ilkeleri", "sözcük öğretimi", "dil bilgisi öğretimi" ve "Türkçe öğretimiyle ilgili kavram işaretleri" belirlenmiş ve eserlerde kullanılan Türkçe öğretimi yöntem ve teknikleri günümüzde yabancılara Türkçe öğretimi konusunda kullanılan yöntem ve tekniklerle karşılaştırılmıştır.

Kıpçak döneminde yazılan yabancılara Türkçe öğretimi kitapları ile günümüzde yazılan kitaplar benzer özellikler arz etse de oldukça farklıdır. İncelenen eserler kendi dönemleri içerisinde değerlendirildiğinde o dönem için oldukça önemli eserler olarak kabul edilebilir. Anılan eserlerin modern dil öğretim yöntem ve teknikleri bakımından eksiklikleri olmasına rağmen bunlar yabancılara Türkçe öğretimiyle ilgili hazırlanan ilk eserler arasında yer almaları bakımından önemlidir. O dönemlerde yazılan tüm dil öğretimi eserlerinde olduğu gibi bu eserlerde de dil bilgisi - çeviri yönteminin yoğun olarak kullanıldığı görülmektedir.

         Abbasiler askerî alanda ortaya çıkan zayıflıklarını gidermek amacıyla Türkleri ordu safları arasına almaya ve bunu bir devlet politikası hâline getirmeye çalışmışlardır. Abbasi sultanları tarafından hilafeti takviye edip güçlendirmek için Türk soylu özel birlikler oluşturulmuştur. Bir kısmı Karadeniz'in kuzeyinden, bir kısmı da Harezm bölgesinden gelen Türkler zamanla Mısır'da devlet yönetimini ele geçirip bölgede birçok Türk devleti kurarak yerli halk üzerinde etkilerini hissettirmişlerdir. Türkler yönettikleri bu devletlerde resmî dil olarak Türkçeyi kullandıkları için bölgede Türkçeye verilen değer artmıştır. Türkçenin saygınlığının arttığı bu dönemde kurulan Türk devletlerinde görev almak ve ilişkilerini geliştirmek isteyen Araplar Türkçeyi öğrenmeye başlamışlardır. Ayrıca Araplar o bölgede artan Türk nüfusuyla iletişim kurabilmek için Türkçe öğrenme çabalarını arttırmışlardır. Bu ilgi neticesinde Araplara Türkçe öğretmeyi amaçlayan kitaplar yazılmıştır. Yazılan bu eserler Türklerin Mısır ve Suriye'de köklü bir medeniyet kurarak diğer milletleri etkilediğini göstermektedir. Türk nüfusunun o coğrafyada önemli bir oranda olduğu ve Araplarla birçok alanda ilişki içerisinde bulunduğu görülmektedir. İncelenen bu eserler, Türklerin o coğrafyada kurduğu kültür ve medeniyeti gösteren birer tanık niteliğindedir.

 1.1. Problem

Dinamik sistemler arasındaki her türlü iletişimi ve denetimi sağlayan durağan / biçimsel dizgelere, türüne ve düzeyine bakmaksızın en geniş anlamıyla dil denilmektedir. Bu açıdan bakıldığında dil, canlılarla canlılar, canlılarla canlı sayılabilecek varlıklar (makineler) ve canlılarla cansızlar (fizikoşimik dünya) arasındaki iletişimi sağlayan araç takımlarının genel adıdır (Gemalmaz, 2010, s. 53).

İletişim, dil denen araç ile sağlanarak karşıdaki kişilerle anlaşmaya olanak tanır. Dil sadece konuşma dili olarak değil yazı dili, beden dili vd. olarak da kullanılır.

Dil, insanlarda iletişimi sağlayan bir dizgedir. Dizge, dilin kurallı bir olgu olduğunu ifade eder. Dilsel dizge, iki düzeyli bir özellik taşır. Bu ikili özellik dili oluşturan anlamlar alt dizgesi ve sesler alt dizgesinden oluşmaktadır (Tura, 1983, s. 1).

Dil, toplumsal anlaşmayı sağlayarak toplumun fertleri arasında duygu ve düşünce birliği sağlamaktadır. Dildeki bütün kavramlar için toplumun her ferdi anlaşmışçasına aynı kavram işaretini kullanmaktadır. Bu durum bir milletin bütün üyeleri arasında gizli bir uzlaşı ağı olduğunu ortaya koymaktadır.

Dil öğretiminin ilk olarak doğal yönteme göre gerçekleşmiş olduğu düşünülebilir. Yazının yeterince gelişmediği dönemlerde dil öğretiminin ancak doğal yöntemle gerçekleştirilmiş olması muhtemeldir. Bu yöntemle daha çok günlük konuşma dili öğretilebilmektedir.

           Bir milletin fertleriyle iletişim kurmak isteyen farklı milletlerin mensupları o milletin dilini öğrenmek durumundadır. Bir yabancının farklı bir dili öğrenmesi çok eski devirlerden beri ihtiyaç hâlinde var olagelmiştir. Yabancı bir dili öğrenme ihtiyacı daha çok dinî ve ticari etkenlere dayanmaktadır. Farklı bir milletten öğrenilen dini anlayıp uygulamak için o dini temsil eden milletin dilini öğrenmeye gereksinim duyulmuştur. Aynı şekilde bir milletle ticari ilişkiler kurabilmek için de o milletin dilinin öğrenilmesi gereklidir. "Yabancı dil öğrenmek, bir dünyayı, yabancı bir kültürü de anlamak demektir" (Bölükbaş ve Keskin, 2010, s. 228). Yabancı bir kültür ile ilişki kurmak o kültürün dilini öğrenmeyi gerektirir. Yabancı dil öğretimi genellikle üst kültürden alt kültüre doğrudur. Kültür ve medeniyette ilerlemiş bir toplumun dili ondan daha geride bulunan diğer toplumların bireyleri tarafından öğrenilir.

           Yabancı dil öğretiminin temelde iki dayanağı vardır: Öğretilecek nesnenin, dilin, niteliğine ilişkin bilgilerimiz ve dilin öğrenilmesine ya da kazanılmasına ilişkin görüşler (öğrenim kuramları). Kullanılacak yöntemler, kitaplar, ders izlenceleri ve materyaller büyük ölçüde bu iki dayanağın etkisinde belirlenir. Öğrenim amacı bile çoğunlukla ikinci planda yer alır (Kocaman, 1983, s. 1).

Türkçenin yabancılara öğretimiyle ilgili bilinen eserlere bakıldığında bunların genelde sözlük olarak hazırlandığı, çoğunun dil bilgisi bölümü de içerdiği görülür. Ancak bu eserlerin günümüzde geçerli olan türde sistematik dil öğretim kitapları olmadığı, bu kitaplardaki yöntemlerin günümüzde kullanılan yöntemlerle tam olarak örtüşmediği de görülmektedir (Bayraktar, 2002, s. 69).

Yabancılara Türkçe öğretimi çok eski devirlerden beri var olmasına rağmen Türklerin Araplarla tanışıp ilişkiler kurmasıyla gelişerek sistematik bir boyut kazanmıştır. Belgelerle izlenebilen ilk yabancılara Türkçe öğretimi çalışması Kaşgarlı Mahmud'un hazırlamış olduğu Divanü Lügati't-Türk'tür. Bu eseri takiben çeşitli dönemlerde de yabancılar için Türkçe öğretimi kitapları hazırlanmıştır. Geçmiş dönemlerde yazılmış olan Türkçe öğretim kitapları Türkçe öğretiminin günümüzde benimsenen sisteminden uzak olmakla birlikte günümüz sistemiyle benzer yönlere de sahiptir.

Kıpçak döneminde yabancılara Türkçe öğretimine ilişkin birçok eser olmasına rağmen bu eserlerde kullanılan yöntemlere ve bu yöntemlerin günümüz yöntemleriyle karşılaştırılmasına yönelik çalışmaların olmaması dolayısıyla böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur.

İnceleme, Kıpçak döneminde yazılan yabancılara Türkçe öğretimi kitapları üzerinedir. Kıpçak döneminde yabancılara Türkçe öğretmek amacıyla yazılan gramer ve sözlükler, yabancılara Türkçe öğretiminin ilkeleri / yöntemleri ışığında incelenmiştir.

Bu çalışmada "Kıpçak dönemi eserlerinde yabancılara Türkçe nasıl öğretilmiştir?" problem durumuna cevap aranmıştır.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...