• Yabancılara Türkçe Öğretimi
  • Yabancılara Türkçe Öğretiminde Tiyatronun Rolünü Ortaya Koyan İlk Eserlerden “Nasreddin Hocanın Mansıbı” Adlı Tiyatro Eseri

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Tiyatronun Rolünü Ortaya Koyan İlk Eserlerden “Nasreddin Hocanın Mansıbı” Adlı Tiyatro Eseri

Bütün insanlığın tanıdığı ve ünü Türk kültür coğrafyasının dışına taşan Nasreddin Hoca, yaşadığı dönem ve günümüzde oluşturduğu etki ile varlığını her zaman hissettirmektedir. Aradan asırlar geçmiş olmasına karşın, günümüzde etkisini hissettiren ve evrensel bir kimlik oluşturan Nasreddin Hoca, yedi yüz yıllık zaman diliminde kuşakları birbiriyle kaynaştıran, kıvrak zekâsıyla güldürürken düşündüren bir bilgedir. Türk kültürünün önemli simalarından biri olan Nasreddin Hoca’yı daha iyi tanımak ve anlamak için onu merkeze alan anlatımları çözümlemek gerekmektedir. Batılı anlamda Türk tiyatrosunun Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” ile başladığı kabul edilse de Osmanlı sınırlarının dışında Türkçe yazılmış tiyatro eserlerinin varlığı bilinmektedir. Bu eserlerden biri ve belki de en önemlisi “Nasreddin Mansıbı” adlı tiyatro eserdir. Eserin yazarı ve yazıldığı tarih kesin olarak bilinmemektedir. Konu olarak Nasreddin Hoca’yı alan eserin yazılış gerekçesi tam olarak kestirilememekle birlikte, Türkçe’nin söz varlığı ve güzelliklerini Nasreddin Hoca bağlamı ile ele alması bakımından çeker. Eserde, Nasreddin Hoca fıkraları arka arkaya getirilip basit bir olay örgüsü ile birbirlerine eklenmişlerdir. Oyunun konusu Konya’da geçmektedir. Konya’ya atanan bey, müderrislik makamına birini atamak ister. Adaylardan biri yoksul Nasreddin Hoca, diğeri de varlıklı ve hilekâr Uzun Osman’dır. Sonunda Uzun Osman’ın bütün hilelerine karşın müderrislik makamı Nasreddin Hoca’ya verilir. Bu görevi almasında Hoca’nın söz ustalığı ve nüktedanlığı önemli rol oynar. Aslında bey bu makamı, “sarığı en büyük” ve hediyesi en makbul olan adaya verme niyetindedir. Oyunun en önemli özelliği, Batı tiyatrosunun teknik özellikleri ile geleneksel Türk tiyatrosunun anlatma geleneğini ustalıkla yansıtmasıdır. Bu bildiride, Nasreddin Hoca’yı merkezi alan ve onun etrafında gelişen ve oluşan olayları bir tiyatro eseri kapsamında ele alma gerekçesi, eser kapsamında değerlendirilecektir.

Toplumsal dinamikleri oluşturan ana unsurlar arasında kültürel  değerler önemli rol oynar. Bir toplumun kültürünü ve hayata yüklediği  değeri anlamadan, o toplumun algı dünyasını ve dil yapısını çözümlemek mümkün değildir. Bu yüzden ister ana dil ister yabancı dil öğretimi olsun her ikisinde de o dilin kültürüne ait veriler önemlidir.

Toplumun kültürel kodlarını oluşturan ve bu kodların toplum üzerindeki etkilerini edebi metinler aracılığı ile tespit edebiliriz. Bu eserlerin ele aldığı konu ve içerik özellikleri, kimi zaman bir devrin göstergesi olmakla birlikte, kimi zaman da belli bir alanın analizini yapmaya fırsat vermektedir.  Göstermeye  dayalı  metinlerde  bu  durum  daha  belirgin   bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bir izleyici huzurunda sergilenen bu eserler, karşılıklı etkileşimi sağlamanın yanında, gösterme unsurlarının etkili kullanımı sayesinde çok yönlü bir öğrenmeye kaynaklık etmektedir.

Toplumsal temsil yeteneğine sahip olanlar, kimi zaman bir dönemi kuşatır, kimi zaman da her dönemde etkisini ve varlığını devam ettirir. Bu kişilerin düşünce sistemi ve zihniyet dünyası üzerinde analitik bir inceleme yapmak hem toplumun hayata bakışını hem de o toplumun varlık felsefesini anlamayı sağlayacaktır.

Bir toplumun zihin dünyasını gösteren mizah, aynı zamanda o toplumun düşünce sistemi ve hayata bakışını da gösterir. Türk mizahının kaynağını oluşturan önemli figürlerden biri olan Nasreddin Hoca, aynı zamanda Türk milletinin dili ve sosyal ve demografik aynasını oluşturur. Bu yüzden Nasreddin Hoca, dünyada örneğine çok az rastlanabilecek bir  anlatım derinliğine ve nükte gücüne ulaşmış, bu özellikleri ile sınırları ve zamanları aşarak günümüze kadar gelebilmişlerdir.

Nükte yapmak, nükteli söz söylemek veya bir anlamı çok kısa ve öz bir biçimde somutlaştırmak, keskin bir zekâ ve kavrayışa sahip olmayı gerektirmektedir. Türk mizahında oldukça yaygın olan bu tutum, Türk sanatında ve edebiyatında geniş bir yer tutar. Türk anlatım geleneğinde çoğu zaman bir sözü eğip bükmeden, dallandırıp budaklandırmadan anlatma bu anlayışın bir sonucudur.

İslamiyet’in kabulünden sonra ortaya çıkan yeni anlayış, bir taraftan İran, diğer taraftan Arap kültürü ile anlama ve anlatıma yeni bir boyut kazandırır. Her ne kadar geçmişten getirilen birikimlerden tam anlamıyla vazgeçilmemiş olsa da bunların önemli bir kısmı yeni kültür ortamının unsurlarıyla bezenerek değişmiş ve dönüşmüştür.

Loading...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...