Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğrenenlerin Konuşma Öz Yeterliklerinin Çeşitli Değişkenler Açısından İncelenmesi

Konuşma becerisi, bireyin kendisini ve çevresini sözlü olarak ifade ettiği temel dil becerilerindendir. Ana dili edinimi sürecinde konuşma becerisi, dinleme becerisinden sonra insan beyninde bulunan konuşma ile ilgili alanların ve diğer organların yeterli olgunluğa erişmesi ile edinilen bir beceridir. Bu açıdan bakıldığında, ana dilinde konuşma becerisinin edinilmesi için, ilk aşamada akademik bir öğretime ihtiyaç olmadığı görülmektedir. Ancak, okul ortamında bu becerinin, en etkili ve doğru bir biçimde nasıl kullanılacağına yönelik geliştirilen yöntem ve tekniklerle öğrencilerin konuşma becerileri geliştirilerek, dilin etkili bir şekilde kullanılması hedeflenmektedir.

Konuşma kavramı TDK Türkçe Sözlük’te (2011: 1477) "Bir insanın düşüncelerini seslendirdiği kelimelerle anlatması" şeklinde tanımlanmıştır. Konuşma, kişiler arasında ortak anlaşma sistemlerinin, bireylerin zihninde anlama dönüşmesini, yani bir mesaj oluşturmasını sağlayan fiziksel ve zihinsel bir süreçtir (Erdem, 2013: 181). Konuşma kavramının, bu bağlamda birçok tanımı yapılmıştır. Konuşma, insanın bilgi, deneyim ve isteklerini, zihinsel süreçlerden geçirerek konuşma organları yoluyla sesli bir şekilde alıcıya aktarma sürecidir.

Yabancı dil öğreniminde en önemli becerinin konuşma becerisi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Yabancı dil öğrenen birey, hedef dilde iletişim kurmak için, yazma becerisinden önce konuşma becerisini edinir. Öğrencilerin çoğu temel düzeyde genellikle, hedef dili hiçbir zaman öğrenemeyeceklerine dair yetersizlik algısına kapılırlar. Bu algı, bireyin hedef dilde sözlü olarak iletişim kurmaya başlaması ile aşılır (Güzel ve Barın, 2013: 279). Bu bağlamda, yabancı dil öğreniminde konuşma becerisinin niteliği, öğrencinin hedef dile ilişkin öz yeterlik algısını doğrudan etkileyen ve dile karşı olumlu-olumsuz tutum geliştirmesindeki en önemli unsurlardandır.

Yabancı dil öğreniminin temel amacı, hedef dilde yazılı ve sözlü olarak iletişim becerilerini edinerek, hedef dilin bireylerin hayatlarının bir parçası haline gelmesini sağlamaktır. “Dil iletişimin temelidir ve iletişim dil ile başlar.” (Barın ve Güzel, 2013: 279) düşüncesi göz önünde bulundurulduğunda, yabancılara Türkçe öğretiminde en önemli becerinin konuşma becerisi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Aynı zamanda konuşma becerisi, yabancı öğrencilerin kendilerini hedef dile ait hissetmelerinde, öz yeterlik duygusunun ve motivasyonlarının gelişmesinde en önemli beceridir. Bireyin, okuduğunu ve dinlediğini anlama becerilerinde başarılı olması, onun konuşma becerisinde de başarılı olduğunu göstermez. Bu nedenle, yabancılara Türkçe öğretimi sürecinde konuşma becerisinin öğretiminde, özellikle son yıllarda, Avrupa Dil Portfolyosu’nun temel alınmaya başlanmasıyla beraber, iletişimsel yaklaşım benimsenmiştir. Burada temel amaç, öğrenciye Türkçe ile günlük hayatını devam ettirebilme becerisi kazandırmaktır. A1 ve A2 düzeyinde bu yaklaşıma uygun ders araçları kullanılarak, öğrencilerin Türkçe konuşma becerilerini hızlı ve etkili bir şekilde edinmeleri sağlanmalıdır. Temel düzeyde günlük dilin öğrenimi ve kullanımına yönelik edinilen konuşma becerisi, ilerleyen düzeylerde daha akademik bir kimliğe bürünür. Bu noktada öğretmen, öğrencilerin Türkçe öğrendikleri havasına kapılmamalı, onların akademik bir dille bilgi verme, sunum yapma, tartışma gibi yeterlikleri de kazandırmalıdır.

Yabancı dil olarak Türkçe öğrenen bir bireyin ana dili ile Türkçe arasında yapısal olarak, dil bilgisi kuralları, cümle dizimi vb. çok büyük farklılıklar varsa, öğrenci konuşma esnasında ana dilinden olumsuz transfer yapacağından, çok fazla hata yapabilir. Bu durum, öğrencinin ana dili ile hedef dil arasında sıkışıp kalmasından kaynaklanmaktadır (Scott ve Ytreberg, 2004: 34 ). Bu nedenle diğer dil becerilerinin edindirilmesinde olduğu gibi, konuşma becerisinin edindirilmesi sürecinde de dil bilgisi yapılarının ezberletilerek, belli şablonların sınıf içerisinde diğer öğrenciler tarafından tekrarlanması sonucunda, öğrencilerin Türkçe konuşma becerilerinin geliştiği anlamı çıkarılmamalıdır. Çünkü yabancı bir dilin öğrenilmesi, öğrenilen bazı kuralların ve yapıların farklı durumlar karşısında etkili bir şekilde kullanılmasını ön görmektedir. A1 ve A2 düzeylerinde günlük iletişim becerilerinin kazandırılmasını ön gören öğretim süreci, B1 düzeyinden itibaren yerini, karmaşık konuların öğrenci tarafından ifade edilmesi, küresel ve yerel konuların tartışılması, eleştiri yapma vb. becerilerin edindirilmesi ile sarmal bir şekilde devam eder. Bu becerilerin öğrenci tarafından edinilmesi, dile ait öğrenilen kural ve yapıların, farklı durumlarda işe koşulmasıyla olmaktadır. C1 düzeyindeki bir öğrenciden beklenen konuşma becerisine ilişkin yeterlikleri konuşma esnasında yansıtabilmesi ise, Türkçeye ait dil bilgisi yapılarının ve kelimelerin, farklı günlük ve akademik durumlara doğru ve etkili bir şekilde aktarılarak kullanılması ile mümkündür.

 Öğretim sürecinde temel düzeyden itibaren yapılan sınıf içi etkinliklerin niteliği, öğrencilerin Türkçe konuşma becerilerinin niteliğini çok yakından etkilemektedir. Bu nedenle uygulanan konuşma becerisi etkinlikleri, gerçek iletişim ortamlarına uygun, ders kitabındaki bazı diyalogların sürekli tekrar edilerek ezberletilmesi yerine, çok boyutlu iletişim durumları/ortamları oluşturularak, Türkçe konuşma becerisi edindirilmelidir (Durmuş, 2013: 173). Öğrencinin sınıf içerisinde yaptığı konuşmaları öğretmen tarafından kontrol edilen ve kılavuzluk yapılan konuşmalardır. Yapılan etkinlik bir konu hakkında tartışma, eleştirme gibi karşılıklı konuşmayı gerektiren bir etkinlik ise, öğretmen öğrencilerin doğal konuşma durumlarına müdahale etmemelidir. Konuşmanın akışına göre, cümle veya diyaloğun bitiminde hatalar düzeltilerek, öğrencilerin konu dışına çıkmamalarına özen gösterilmelidir.

Öz yeterlik kavramı ilk kez sosyal öğrenme kuramının kurucusu olarak kabul edilen Bandura tarafından 1977 yılında ortaya atılmıştır. Bandura’nın sosyal-bilişsel öğrenme kuramı, insanın kendi davranışlarını nasıl değerlendirdiğine, duyuşsal özellikler açısından kendini nasıl algıladığına yönelik bir kuramdır (Mills, Pajares ve Herron, 2007: 419). Bandura’ya (1986) göre öz yeterlik kavramı, kişinin bir işi yapabileceğine ve olası olumlu/olumsuz durumları yönetmek için gereken adımları atabileceğine ilişkin kendisine olan inancıdır. İlgili alanyazın incelendiğinde, yapılan diğer tanımların, Bandura’nın tanımını temel aldığı ve birbirine yakın açıklamalar olduğu görülmektedir. Öz yeterlik inancı, bireyin çevresi ile etkileşiminde, bilgi ve davranışlarına aracılık eden, aynı zamanda onları yönlendiren duyuşsal bir kavramdır (Dellinger, Bobbett, Olivier ve Ellett, 2008: 763). Öz yeterlik, bireylerin karşılaştıkları olayları kontrol altında tutabilmek için ihtiyaç duydukları bilişsel, güdüsel ve davranışsal kaynakları ve gerektiğinde bu kaynakları kullanabilme kapasitelerine dair kendilerine olan inançlarını ifade eden bir kavramdır (Demir, 2011: 59). Bireyin kendisine ilişkin bu algısı onun geleceğini, başarı-başarısızlık durumlarını, sosyal iletişimini, akademik başarısını ve daha birçok alandaki durumunu belirleyici en önemli içsel süreçlerden biridir. Akademik etkilerinin yanı sıra aynı zamanda, kişilerin seçimlerini, bireylerin bir iş için ne kadar zaman harcayabileceklerini, zorluklarla ya da olumsuz durumlarla karşılaştıklarında bu durumlara ne kadar süre dayanabileceklerini, duygusal tepkilerini de belirler (Pajares, 1996: 563).

Loading...
{/aridoc}

 

 

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...