Türklerin Araplarla İlk Münasebetleri Ve Osmanlı Dönemine Kadar Türkçenin Araplara Öğretimi

    Türklerin Araplarla ilk münasebetleri 7. asırda başlamıştır. Sonraki asırlarda münasebetler de Türklerin Arap coğrafyasındaki sayısı ve etkinliği de artmıştır. Nitekim, 1250 yılında Mısır merkezli Memluk devletinin kurulması ile Arap coğrafyasında Türk egemenliği başlamıştır. Türklerle Arapların bu yakın münasebeti, Türkçenin Araplar tarafından öğrenilme ihtiyacını doğurmuştur. Kaşgarlı Mahmut, Ebu Hayyan gibi Türkçeye vakıf şahsiyetler bu ihtiyacın karşılanması için büyük çaba sarf etmiş, eserler yazmışlardır. Günümüze ulaşan bu eserlere göre, Arap coğrafyasında oldukça canlı bir Türkçe öğretim süreci yaşanmıştır. Ancak yapılan bu eğitim-öğretim faaliyetleri, Türkçenin yabancılara öğretilmesi ve Türk eğitim tarihi açısından önemli olduğu halde yeterince incelenmemiştir. Bunun için, bu çalışmada Türklerin Osmanlı dönemine kadar Arap coğrafyasındaki varlığı ve Araplara Türkçe öğretimi faaliyetleri ele alınmış, o dönemde yazılmış Türkçe öğretim kitapları da tanıtılmıştır.

Türklerin ve Türkçenin Orta Doğudaki varlığı, çok eskilere dayanmaktadır. Emevîlerin ilk halifesi Muaviye'nin (661-680) Horasan komutanı Ubeydullah b. Ziyad tarafından Buhara'dan getirilen ve 2000 okçudan ibaret olan, ilk Türk asker taifesini Basra'ya yerleştirdiği bilinmektedir. Aynı dönemde Şam'daki sarayda da görev alan Türkler, daha sonra Basra şehrinden, Haccac b. Yusuf zamanında bir garnizon olarak kurulan Horasan'ın yeni eyalet merkezi olan Vasıt şehrine nakledilmişlerdir (Çelik, 2002: 284). Türkler, ilk Müslüman fetihleriyle (7. asır) birlikte İslâm şehirlerine doğru gruplar halinde gelmeye başlamışlardır.

        Türkler, Orta Doğu'ya 8. yüzyılda daha çok sızmalar yoluyla ve küçük gruplar halinde gelmişlerdir (Kafesoğlu, 1992: 238). Sızma, kendi ülkelerinde iktisadî sıkıntı içinde kalan bazı kalabalıkça boy parçalarının, ailelerin veya sağlam yapılı gençlerin yabancı devletlerde hizmet almaları suretiyle (Kafesoğlu, 2006: 54) gerçekleşen yayılma biçimidir. Bu yolla gelen aileler başta Irak olmak üzere, Suriye ve diğer Orta Doğu ülkelerine yerleştirilmiştir.

Yeni kabul edilen İslam dinini tanıma ve bu dinin emirlerini (cihad, hac, hicret vb.) yerine getirme düşüncesi, zamanla Türklerin Orta Doğu'ya ilgisini arttırmıştır. Bunun yanında gelişen siyasi ve sosyal olaylar da Türklerin bölgeye 9. yüzyıldan itibaren büyük kafileler halinde göç etmesine neden olmuştur. Emeviler devletinin yıkılması ve yerine tüm milletlere daha hoşgörülü davranan Abbasi hanedanının iş başına gelmesi bu büyük göçün 9. yüzyıldaki en önemli siyasi nedenidir. Ayrıca doğuda beliren Moğol tehlikesi, bölgeye gerçekleşen Türk akınını hızlandırmıştır. Orta Doğu'ya gelen "Türklerin Sünnî inancını benimsemiş olmaları, kahramanlıkları, yiğitlik, mertlik ve güvenirlikleri, idari işlerdeki kabiliyetleri, devlet ve toprak kutsiyeti geleneği ile yetişmiş olup bu hususta her türlü fedakârlığı göstermeleri" (Kaya, 2008: 1) nedeniyle onlara tahsildarlık, valilik, hâciplik gibi yüksek idari makamların verilmesine (Kafesoğlu, 1992: 238) vesile olmuştur. Ama Türklerin, başta Abbasiler olmak üzere, diğer İslam devletlerine en büyük katkısı askerî alanda olmuştur. Daha 9. asrın ortalarında Türklerden kurulu bir muhafız birliği ve bu birliğin konakladığı bir şehir (Samarra, kuruluşu 863) ortaya çıkmıştır. Dicle kenarındaki bu şehrin, Halife El-Mu 'tasım tarafından başkent ilan edilmesi (886) ve devlet yönetiminin buraya taşınması, Türklerin hilafet merkezindeki nüfuzunu güçlendirmiştir. Türklerin askeriye sınıfında gücü artarken bazı Türk ileri gelenleri, "geniş hilafet topraklarının muhtelif bölgelerine vali olarak tayin edilmiştir" (Yazıcı, 2004: 36).

Zamanla bu valiler, kendi ordularını kurarak Abbasi devletinin sınırları içerisinde "yarı bağımsız Türk devletleri" (Yazıcı, 2004: 37) kurmuşlardır. Bu yolla ortaya çıkan ve Mısır'da 875-905 yılları arasında hüküm süren Tolunoğulları devleti, Abbasi Halifeliği sınırları içerisinde kurulan müstakil ilk Türk devleti olarak tarihe geçmiştir. "Tolunoğullarından sonra Fergana kökenli askerî bir aileden gelen İhşidîler hanedanı ortaya çıkmıştır" (Yazıcı, 2004: 36). İhşidîler, 905 yılından 969 yılına kadar Mısır ve çevresini yönetmişlerdir. XI ve XII. yüzyıllarda ise Orta Doğu'ya Türk akını Selçuklular vasıtası ile gerçekleşmiştir. Selçuklu devletinin kurulmasında esas rolü oynayan Oğuzlar, XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren topluluklar halinde İran, Irak, Anadolu ve Suriye'ye doğru yayılmışlar (Miroğlu vd., C. 8 1989: 149). Bu yüzden, 1040 yılında kurulan Büyük Selçuklu Devleti, Türklerin Orta Doğu hâkimiyeti sürecinde önemli bir yer tutmuştur (Kuşçu, 2010: 637). Ayrıca, Selçuklular ve Eyyubîler zamanında Irak ve Mısır'da kalabalık bazı Oğuz-Türkmen boylarının buraya yerleşmiş oldukları tarihçe de sabittir. Bölgede uzun yıllar hüküm sürecek olan Memlûklu devletinin ilk hükümdarı Aybek, Türkmen'dir (Caferoğlu, 1984: 158).

Devamını okumak için tıklayınız.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...