Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Bağlamında Avrupa Ortak Dil Kriterleri Sorunsalı

           Küreselleşme ve bilgi toplumu kavramlarının temel kavramlar olarak ulusları ve uluslararası ilişkileri birçok yönden etkilediği günümüz koşullarında, yabancı dil öğretimi kapsamında çokdillilik, dil öğretim programlarının temelini teşkil etmektedir. Çokdillilik kavramı, hayat boyu öğrenme kavramıyla birlikte Avrupa dil politikalarının da odak noktasını oluşturan önemli bir kavramdır.

 Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde olduğu son yıllarda Avrupa'yla ilişkilerin her yönüyle artması, Türkiye'nin kendi dilini ve kültürünü tanıtıp kabul ettirmesini her zamankinden daha çok gerekli kılmaktadır. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne kabul edilmesiyle Türkçe resmi Avrupa dillerinden biri olacaktır. Türkçe'nin yabancı dil olarak öğretimi üzerine yapılacak olan bilimsel ve eğitsel her türlü çalışma bu nedenle önem kazanmaktadır. Bu bağlamda Avrupa Birliği kapsamında benimsenen ve önerilen dil politikaları hiç kuşkusuz Avrupa Birliği'ne girme süreci içinde bulunan Türkiye için de önemli bir dayanak noktasıdır.

Bu görüşten yola çıkılarak gerçekleştirilecek bu çalışmada temel amaç Türkçe öğretiminin Avrupa'daki konumuna bir ışık tutabilmektir. Türkçe'nin Avrupa'da öğretimi ile ilgili durumuna yönelik saptamalarda bulunabilmek için Londra'da dil alanında uzmanlaşmış bir okul olan Elizabeth Garrett Anderson Okulu araştırmanın dayanacağı okul örneği olarak belirlenmiştir. Elizabeth Garrett Anderson Okulu İngiltere Londra'da ortaöğretim düzeyinde hizmet veren bir kurumdur. Bu araştırmada bu okulun seçilmesinin ana nedeni adı geçen okulda Fransızca, İspanyolca, Almanca, Bengalce dillerinin yanı sıra Türkçe'nin de öğrenime sunulmasıdır.

 Çalışmanın birinci bölümünde dil öğretiminin günümüzde etkilediği sosyal ve siyasal çerçeve kısaca anlatılacaktır. Bu bağlamda Avrupa Birliği ve Birlik içindeki oluşumlara, Birlik'in çokdilli yapısına, çokdilliliğin yol açtığı sorunlara, çokdillilik bağlamında yapılan çalışmalara, bu sorunların giderilmesi için üretilen çözümlere ve bu bağlamda uygulanan dil politikalarına değinilecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde, İngiltere örneğinde çokdillilik bağlamında Avrupa'da yabancı dil eğitimi üzerinde durulacaktır. Bu amaçla öncelikle İngiliz eğitim sistemi, çeşitli açılardan tanıtılacak, daha sonra İngiltere'de ortaöğretim kurumlarının ve bu kurumlar içinde özel bir karekteri temsil eden dil alanında uzmanlaşmış okulların yapısına değinilecek, ardından dil alanında uzmanlaşmış bir okul örneği olarak, bünyesinde Fransızca, İspanyolca, Almanca, Bengalce dillerinin yanı sıra Türkçe eğitimine de yer veren Elizabeth Garrett Anderson Okulu tanıtılacaktır. Çalışmanın ana bölümü olan üçüncü bölümde ise Elizabeth Garreth Anderson Okulu'nda Türkçe derslerine katılan öğrencilerle, öğrenci görüşlerini almaya yönelik bir anket uygulanacaktır.

Dil öğrenme sürecinin olmazsa olmaz boyutlarından biri de hedef kitle olarak öğrencilerdir. Öğrencilerin dile yaklaşımları, ilgileri ve gereksinimleri, söz konusu dilin öğretimini doğrudan etkileyen bir etmendir. Bu çalışmada betimleyici bir yaklaşım izlendiğinden Avrupa'da Türkçe öğretimine ilişkin değerlendirmelere temel oluşturabilmek için Türkçe derslerine katılan öğrencilere yönelik bir anket uygulaması uygun görülmüştür. Öğrenci görüşlerini almaya yönelik ankette yer alan soruları yönlendiren temel amaç öğrencilerin Türkçe derslerine nasıl baktıklarını ve neden bu dili öğrenmek istediklerini ortaya koyabilmektir. Bu çalışmada öğrenci görüşlerini ortaya koymak için uygulanan anketle İngiltere Londra'da Elizabeth Garreth Anderson Okulu'nda Türkçe derslerine katılan 60 öğrenciden alınan yanıtlar öğrencilerin Türkçe'ye ve Türk kültürüne yönelik görüşlerini ortaya koymak için bir veri kaynağı olarak kullanılacaktır. Çalışmada yer verilecek diğer veri kaynakları ise Londra'da Türkçe'yi yabancı dil olarak öğreten öğretmenler ve T.C. Büyükelçiliği Londra Eğitim Müşaviri Vekili ile yapılan söyleşilerdir. Son olarak öğrenci anketlerinin yanı sıra yapılan söyleşilerden elde edilen bulgular sunulacak ve değerlendirmelere yer verilecektir.


1. AVRUPA BİRLİĞİ VE DİL EĞİTİMİ

  1.1.   Avrupa Birliği'nin Tarihçesi ve Birliğin Yapısı

          "Avrupa Birliği" veya "Avrupa Federasyonu" oluşturma düşüncesi ulusal (milli) devletlerin yani kıta Avrupa'sındaki ülkelerin kendi aralarında imzaladıkları barış antlaşmalarıyla gündeme gelmiştir. "Avrupa Birleşik Devletleri" fikrinin ortaya çıkışı, Avrupa ulusal milliyetçilik hareketlerinin ortaya çıkışı ile aynı yıllara rastlar.

I.XVII.yüzyılda Kant, Saint Simon, William Penny, Victorgibi düşünürler bu fikrin altyapısını oluşturan ve Avrupa Birliği'nin kurulacağına inanan kişilerdir.

II.XVIII.yüzyıl sonunda Avrupa'da gerçekleşen Sanayi Devrimi ile, artan ürünler için pazar arayışları, ticaretin serbestleşmesi için bir baskı unsuru oluşturur. Böylece birleşme düşüncesine ekonomik alanda bir boyut kazandırılmış olur(Morin, 1988;44). Fakat böyle bir birliğin oluşumu için temeller ilk kez en ciddi anlamda II Dünya Savaşından sonra atılır. II. Dünya Savaşı sonrası SSCB'nin egemen bir güç halini alması, bütün Avrupa ülkelerinin (Fransa, Almanya dahil) savaştan yorgun ve büyük zarar ile çıkmış olması karşısında ortaya çıkan dengesizliği gidermek; Avrupa'da huzur, sükun, istikrar ve barış ortamını tesis etmek amacıyla, önce ekonomik ve sonra da politik birlikteliğe ulaşmak hedeflenir. Bu hedefe ulaşmada fikir üreten Fransa Planlama Teşkilatı Başkanı Monnet'den ilhamla Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman 2 mayıs 1950'de Fransa'nın kömür ve çelik kaynaklarının birleştirilmesini savaş sanayiinde ve endüstride iki temel hammaddeyi teşkil eden bu madenlerin üretim ve kullanımının, uluslarüstü bir kuruma bırakılmasını planlar. Schuman Planı olarak bilinen bu planın İtalya, Belçika, Lüksemburg, Hollanda olmak üzre diğer dört Avrupa ülkesince de onaylanması sonucu 18 Nisan 1951 tarihli Paris Antlaşması'yla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (The European Coal and Steel Community: ECSC) kurulur. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ile üye ülke ekonomilerinin gelişimi, istihdamın tam manasıyla gerçekleştirilmesi; işsizliğin önlenerek hayat seviyesinin yükseltilmesi, kömür-çelik sektöründe tekelleşmenin önlenip yatırımların hızlandırılması, bu sektördeki işçilerin konut edinmesine yardımcı olunması amaçlanır. Bu birliğin oluşmasıyla üye ülkeler arası kömür ticareti serbestleşmiş, pazar ve sınırlama ayrıcalıkları ortadan kalkmış buna karşın söz konusu devletler tarihte ilk defa kendi iradeleri ile ulusal egemenliklerinin bir kısmını uluslarüstü bir kuruma emanet ederek belli özel durumlarda kendilerine müdehale yetkisi vermişlerdir. 1 Ocak 1958 yılında yürürlüğe konan Roma Antlaşması ile aynı ülkeler gümrük birliğini yani malların kendi aralarında gümrük vergisi ödenmeksizin serbestçe alınıp satılmasını sağlarlar. Roma Antlaşması ile ekonomik alan dışında tarımda ulaşımda rekabette ortaklık ilkesini benimsemiş ekonomik ve parasal birlik kurulması ortak bir dış politika ve güvenlik politikası oluşturulması hedeflenmiştir. Yine aynı ülkeler 1965 yılında Birleşme Antlaşması (Füzyon Antlaşması) sonucunda bir komisyon ve parlemento oluşturur, bütçelerini birleştirir ve 'Avrupa Toplulukları' terimini kullanmaya başlarlar. Alınan ortak kararlar topluluğun mevzuatını oluşturur, üye ülkelerin ulusal mahkemelerinin bu mevzuata koşulsuz uymaları beklenir. Topluluk 1973 yılında İngiltere, Danimarka ve İrlanda'nın katılımıyla ilk kez genişler. 1981'de Yunanistan'ın, 1986'da İspanya ile Portekiz'in; 1995'te Avusturya, Finlandiya ve İsveç'in katılımıyla üye sayısı 15'e yükselir. 2004 yılında 10 yeni aday ülkenin üyeliklerinin kabulü ile en kapsamlı genişlemesini gerçekleştiren Avrupa Birliği üye sayısı Mayıs 2004'te 25'e ulaşmışır. Bulgaristan ve Romanya 2007 yılı için üyelikleri öngörülen diğer iki ülkedir.[1]

           1986'da Tek Avrupa Senedi, 1992'de Avrupa Birliği'nin oluşturulmasına ilişkin Maastricht Antlaşması, 1997 yılında Amsterdam Antlaşması ve 2000 Yılında Nice Antlaşması'yla, Avrupa Birliği'ni oluşturan kurumlar üzerinde reformlar yapılır, üye sayıları ve üyelerin karar verme mekanizmaları üzerindeki etkileri yeniden düzenlenir. Avrupa Birliği'ni yönetmek üzere oluşturulan kurumlar üye ülkelerden bağımsız aynı zamanda üye devletleri bağlayıcı özelliktedir.

 Avrupa Bakanlar Konseyi, üye devletlerin gündeme göre değişen bakanlarından oluşur ve mevzuat çıkarma sürecinde en ağırlıklı role sahiptir. Mevzuat çıkarma yetkisini, mevzuat çıkarılacak alana göre, bazen tek başına bazen de Avrupa Parlementosu'yla birlikte kullanır. Konsey, Birlik'in ortak dış politikası ve güvenlik politikası çerçevesinde ortak kararlar alır. Konsey'in adalet ve içişleri alanındaki esas işlevi ise ortak harekete ilişkin politikaları belirlemek ve imzalanacak sözleşmeleri hazırlamaktır.

 Devlet Başkanları Konseyi üye ülke devlet başkanları, dışişleri bakanları ile Avrupa Komisyon Başkanı'nın yer aldığı kurumdur. Özellikle dışişleri, güvenlik ve ticari alanlarda topluluğun geleceğe yönelik faaliyetlerin ana hatları burada çizilir. Avrupa Zirvesi adıyla da anılan bu konseyde alınan kararların Avrupa Komisyonu'nda uygulanması sağlanır.

Avrupa Parlementosu, üye ülkelerin demokratik yollarla seçilmiş temsilcilerinden oluşur. Her ülke Parlemento'da nufusları oranında temsil edilir. Danışma ve denetleme yetkisine sahiptir. Başlıca görevi Avrupa Birliği politikalarının üretilmesi için gerekli insiyatifleri almaktır. Avrupa Komisyonu üyelerinin tayinlerini onaylar. Aynı zamanda Komisyon'u görevden alma yetkisine sahiptir. Parlemento ve Konsey bütçe konusundaki yenilikleri paylaşırlar. Parlemento yıllık bütçeyi onaylar ve bütçe uygulamasını izler. Bakanlar Konseyi ile birlikte Avrupa Birliği mevzuatı ile ilgili yasama yetkisini paylaşır. 1986 da kabul edilen Avrupa Tek Senedi ile, Parlemento'nun mevzuata ilişkin yetkileri arttırılmıştır. Birlik Antlaşması ile daha geniş yasama yetkileri elde eden Parlemento önemli bir çok kararın alınması konusunda Avrupa Konseyi ile eşit statüye sahip kılınmıştır.

      Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği'nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu 20 üyeden oluşur. Komisyon'da, Fransa, Almanya, İtalya, İspanya ve İngiltere'nin ikişer diğer üyelerin birer temsilcileri vardır. Komisyon Başkanı Avrupa Parlementosu'nun onayı ile komisyona üye devletler tarafından atanır. Komisyonu görevden alabilecek tek organ Avrupa Parlementosu'dur. Birlik içi antlaşmaların korunması ve doğru bir şekilde uygulanmasından sorumlu olan Komisyon, anlaşmaların ihlali durumunda soruşturma açabilir, konuyla ilgili olarak Adalet Divanı'na başvurabilir. Bunların dışında rekabet kanunlarının ihlali durumunda kişi ve şirketlere cezai yaptırımlar uygulayabilir. Birlik'in yasama sürecini başlatmada tek yetkili organdır. Dolayısıyla yeni bir yasanın kabulünün her aşamasını etkileme gücü ve yetkisine sahiptir.

 Adalet Divanı, altı yılda bir üye ülkelerin hükümetlerince seçilir. 13 hakim ve 6 savcıdan oluşur. Lüksemburg'ta toplanan Divan, Birlik'in en yüksek yargı organıdır. Avrupa Birliği tarafından alınan kararlara ve yapılan tüm anlaşmalara üyelerin uyup uymadıklarını denetlemekle yükümlüdür.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...