• Yabancılara Türkçe Öğretimi
  • Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Yabancı Dil Kaygısının Türkçe Öğrenenler Üzerindeki Etkisi (Ürdün Üniversitesi Örneği)

Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Yabancı Dil Kaygısının Türkçe Öğrenenler Üzerindeki Etkisi (Ürdün Üniversitesi Örneği)

Bu araştırmanın amacı, yabana dil olarak Türkçe öğretiminde yabana dil kaygısının Türkçe öğrenenler üzerindeki etkisini Ürdün Üniversitesi örneğinde incelemektir. Genel tarama modelindeki araştırma nicel yöntemle yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2013-2014 eğitim-öğretim yılında Ürdün Üniversitesi Türkçe bölümünde okuyan 100 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Horwitz, Horwitz ve Cope (1986) tarafından geliştirilen Yabancı Dil Öğrenme Kaygı Ölçeği (FLCAS) kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen verilere göre, Ürdünlü öğrencilerin yabancı dil kaygı düzeylerinin yüksek olduğu, bunun da öğrencilerdeki öz güven ya da motivasyon eksikliği, fiziksel kaygı düzeylerinin yüksek olması, derste başarısız olma korkusu, dikkat eksikliği, hata yapma korkusu, öğretmenden kaynaklanan nedenler (öğretmenin ne söylediğinin anlaşılamaması, ders konularını özümsetmeden hızlı bir şekilde işlemesi) gibi nedenlerden kaynaklandığını söylemek mümkündür. Bununla birlikte bazı konularda (Türkçe öğrenmeye istekli olmaları, sınav kaygılarının olmaması, derste rahat olmaları gibi) öğrencilerin kaygı düzeylerinin düşük olduğu söylenebilir.

Kaygı kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumu olarak tanımlanmaktadır (Taş, 2006). Kaygı, en iyi bilinen ve psikoloji literatüründe sıkça tartışılan kavramlardan biridir. Bazı araştırmacılar Gardner ve Maclntyre (1993, s. 2) bu konuda yaptıkları çalışmalarında kaygının dil öğrenmede çok etkili olduğunu ortaya çıkarmışlardır. Onlara göre, kendine güvenen öğrencilerin yabancı dil kaygıları yoktur veya varsa bile öğrenmelerine engel olmayacak bir seviyededir (Brown, 1994, s. 141). Ülkemizde ise gramer yapılarının öğretilmesinin dil öğretmeye eşdeğer sayıldığı bir sistem vardır. Demircan (1988, s. 45), araştırmasında gramer öğretme ve bunu test etmenin kolay olduğu için bu eğilimin öğretmenler tarafından açıkça dile getirilmese de rağbet gördüğünü vurgular. Horwitz (1986, s. 560), Horwitz, Horwitz ve Cope'un (1986, s. 125) araştırmalarından ortaya çıkan sonuçlara göre, birçok insan yabancı dil öğrenmek istediğinde zihinsel olarak engellenmektedir. Bu çalışmadan çıkan diğer bir bulgu ise; matematik, fen, müzik vb. alanlarda oldukça istekli veya motivasyonlu olan insanlar bile, yabancı dil alanında motivasyonlarını kaybetmektedirler. Çünkü onlar sınıf ortamında dil öğrenmeyi çok stresli bulmaktadırlar. Burada da yabancı dil kaygısının öğrenme motivasyonunu nasıl etkilediği görülmektedir.

Allwrigt ve Bainley de (1991, s. 144-175) yabancı dil kaygı düzeyinin artmasında ana dilin etkili olduğunu düşünür. Onlara göre, yabancı dil sınıflarında da diğer derslerde, matematik, fen, müzik v.b. olduğu gibi, öğrencilerin ana dillerini konuşamamalarının da kaygılarının artmasında etkisi olabileceğini düşünmüşlerdir. Maclntyre ve Gardner (1989, s. 257); öğrencilerin dil öğrenmeye dil öğrenme kaygısı ile başlamadığını, bunun sonradan yaşanan olumsuz deneyimlerden kaynaklanan, öğrenilen dile karşı geliştirilen olumsuz davranışlar ve düşüncelerden ortaya çıktığını savunmaktadırlar. Littlewood'a (1984, s. 58-59) göre yabancı dil, doğal sınıf ortamlarında öğretilmelidir aksi takdirde bu ortam, öğrencilerin kendilerini zayıf hissetmelerine sebep olmaktadır. Sınıf ortamında öğrenciler yeni öğrendikleri yabancı dili düzgün telaffuzla ifade edemezlerse, öğretmenleri tarafından eleştirileceklerini, düzeltileceklerini veya arkadaşları tarafından alay konusu olabileceklerini düşünmektedirler. Kendilerini güvensiz ve kaygılı bir ortamda hisseden öğrenciler, yabancı dilde iletişime psikolojik olarak kapanmakta ve bu durum eğer daha da ileri aşamaya ulaşacak olursa, öğrenmenin engellenmesine sebep olabilmektedir.

Maclntyre (1995, s. 245-248) kaygının dinleme, öğrenme ve anlama gibi ikinci dil aktivitelerini de etkilediğini ve kaygılı öğrencilerin dille ilgili kuralları, yanlış anlamaktan veya yorumlamaktan endişe duyduklarını belirtmektedir. Daly (1991, s. 3), dil kaygısı olan insanların yazarken zorlanmalarının sebebinin, iyi yazma konusundaki kesin kurallara sıkı sıkıya bağlı kalmak zorunda hissettikleri için yazarken heyecanlanmaları olduğunu belirtmektedir. Öner ve Kaymak (1986, s. 230) , kaygının oluşmasında kültürün önemli bir rolü olduğunu belirtmişlerdir. Onlara göre, Türk kültüründe kaygı, yaygın ve herkes tarafından kabul edilen duygusal bir deneyimdir.

Dil öğreniminin nasıl ve ne ş ekilde gerçekleştiği yapılan birçok araştırmanın konusu olmuştur. İnsanların ikinci dil öğrenimini etkileyen bazı etmenler bulunmaktadır. Bunlar dış etmenler;

(sosyal çevre, etkileşim oranı...) ve iç etkenler; (dil transferi, kavrama...) gibi (Doğan, 2008, s. 50). Bütün bunların yanında bireysel farklılıkların da her konuda olduğu gibi dil öğreniminde de oldukça fazla etkisi olduğu Larsen-Freeman ve Long (1991) tarafından araştırılmıştır. Bireysel farklılıklar; yaş, cinsiyet, dil öğrenimiyle ilgili deneyimler, kendi dilini düzgün ifade edebilme olarak açıklanabilir. Dil yeteneği, motivasyon, davranış, öğrenme stratejileri, kaygı, endişe ve hafıza gücü de bireysel farklılıkları olarak görülmekte ve dil öğrenimini oldukça etkilemektedir (Scovel, 1978, s. 129-132). Horwitz ve diğerlerine (1986, s. 25-128) göre yabancı dil kaygısı olan öğrenciler unutkan ve konsantrasyon güçlüğü çekmektedirler. Bu öğrencilerin ders esnasında terledikleri, elbiseleriyle oynadıkları tespit edilmiştir. Derse geç gelme veya hiç gelmeme, hazırlık yapmamak, ev ödevlerini zamanında getirmemek gibi eylemlerde bulunmaktadırlar. Bazen de tam tersine çok fazla çalışmalarına rağmen durumlarında kayda değer hiçbir ilerleme olmamaktadır. Kaygı, zaman zaman bazı fiziksel belirtileri (baş ağrısı, mide bulantısı, gerginlik, açıklamayan kas ağrıları gibi) de beraberinde getirmektedir.

Kısaca belirtmek gerekirse Gardner ve Maclntyre'ın (1993, s. 2-3) açıkladığı gibi kaygı taşıyan öğrencilerin ikinci bir dili kendileri için rahatsızlık veren bir deneyim olarak algıladıkları görülmektedir. Bundan dolayı istekli olarak sınıf içi ve sınıf dışı etkinliklere katılmamakta ve hata yapmaları durumundaüzerlerinde sosyal bir baskı oluşabileceğini düşünmektedirler. Horwitz, Horwitz ve Cope (1986, s. 125-132) gibi pek çok araştırmacı, yabancı dil kaygısının diğer derslerde yaşanan ders kaygısından ayrı düşünülmesi gerektiğine inanmaktadırlar. Onlara göre yabancı dil öğrenme süreci çok karmaşık deneyimlerden oluşur. Bu süreç öğrenen insanların algılarını, inançlarını, duygularını ve davranışlarını sınıfla bağdaştırmalarını gerektirir. Çocuklar için aynı şeyleri söylemek mümkün değildir. Çünkü çocuklarda kendini algılama, tanıma veya kontrol mekanizması gelişmediği için onlarda yabancı dil kaygısı da bulunmamaktadır. Çocuklar dili kullanırken kurallarının farkında olmadıkları için yetişkinler gibi hata yapmaktan korkmazlar. Böylece kolay adaptasyon sağlarlar (Brown, 1994, s. 141).

Allwright ve Bailey'e (1991, s. 175) göre yabancı dil kaygısı diğer kaygılardan ayrı olarak düşünülmelidir. Yabancı dilin amacı, dil öğrenen insanlara ana dilde olduğu gibi farklı davranışlar kazandırmak değildir. Fakat doğal olarak, dil öğrenen insanlar kendilerini öğrendikleri dil ile birlikte her yönüyle farklı bir ortamda bulurlar. Bu durumu kendi kimliklerine ve benliklerine karşı bir tehdit olarak algılayabilirler. Böylece dil öğrenme heyecan verici olmaktan çıkarak korku ve kaygı unsuru olmaktadır. Genellikle ikinci dil öğrenimi veya yabancı dil öğrenimi, sınıf ortamında gerçekleştirildiği için öğrenciler çok daha fazla kaygı duyabilmektedir. Çünkü bu ortamlarda yeni öğrendikleri dilin telaffuzu ve dil yapısıyla ilgili bilgi eksiklikleri olduğundan dolayı rahatsızlık duyarlar. Eğer insanlar dil öğrenme ortamında kendilerini rahat ve güvende hissetmezlerse, dile karşı zihinlerinde psikolojik bariyerler oluştururlar ve kaygı düzeyleri belli bir seviyenin üzerinde olursa bu durum dil öğrenme sürecinde oldukça önemli bir engel olarak karşımıza çıkar (Littlewood, 1984, s. 58-59).

Maclntyre ve Gardner (1995, s. 93), konuşma alıştırmalarının kaygıyı arttırdığını çünkü konuşma esnasında yabancı dil öğrenen insanların diğer insanlarla iletişim kurmak zorunda olduklarını belirtmişlerdir. Bu konuda yapılan pek çok araştırma; sadece konuşma alıştırmalarının değil okuma, dinleme ve yazma gibi yabancı dil öğretiminin temelini oluşturan dört beceri alıştırmalarının hepsinde kaygı oluşabileceğini ortaya koymuştur. Rogers'a (1989, s. 3) göre yabancı dilde yazı yazma kaygısının sebebi öğrencilerin kendilerini yetersiz hissetmelerinden kaynaklanmaktadır. Vancı-Osam (1996, s. 1-19), yabancı dil öğrenmenin herkes için kaygı ortaya çıkaran bir deneyim olduğuna inanmaktadır. Yabancı dile öğrenen öğrencilerin motivasyonlarının, kaygılarının, kendilerine güvenlerinin bununla birlikte dışa ve içe dönük karakterlerinin sınıf içi aktivitelerine katılımlarıyla ilişkisini inceleyen Kaya (1995, s. 45-46), yaptığı çalışmasının sonucunda motivasyonu yüksek, kendine güveni fazla ve dışa dönük karaktere sahip öğrencilerin sınıf içi aktivitelere diğer öğrencilere göre daha fazla oranda katıldığını ortaya çıkarmıştır.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...