Görme Engellilere Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi

Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi adına yazılan ilk eserimiz Kaşgarlı Mah­mut'un Divanü Lügati't Türk isimli eseridir. Fakat yabancı dil olarak Türkçe öğre­timinin tarihi Sümerler dönemine kadar götürülebilinir. Bu durumu ödünç alınan kelimelerden anlamaktayız. Bu kadar tarihi bir geçmişi olan yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanı yazılı belge yetersizliği yüzünden geri kalmış görünmekte­dir.

Cumhuriyetin ilanından sonra ivme kazanan alan özellikle 1984 yılında Ankara Üniversitesi TÖMER'in kurulmasıyla beraber derli toplu bir şekilde ilerlemeye baş­lamıştır. Ankara Üniversitesi TÖMER'den sonra diğer üniversitelerde de yabancı dil olarak Türkçe öğretimi adına adımlar atılmıştır. Uygulamaya ve teoriye yönelik akademik anlamda birçok çalışma yapılmıştır. Aşamalı kur sistemine göre dört temel beceri üzerinden yabancı dil olarak Türkçe öğretimine devam edilmektedir. Bazı üniversitelerin bünyesinde lisansüstü eğitime yönelik olumlu çalışmalar mev­cuttur. Türkçe Eğitimi ve Türk Dili Edebiyatı bölümü öğrencilerinin de alana olan ilgisi her geçen gün artmaktadır. Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi lisans bö­lümlerinin de açılması yönünde olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Tüm bu olumlu havaya rağmen henüz istenilen seviyeye gelinebilmiş değildir. Özellikle kaynak konusunda, metot ve yöntem konusunda önemli eksiklikler vardır.

Engellilerin hayatımızın her yerinde bulunduğu bir dünyada engellileri görmez­den gelmek, yapılabilecek en büyük hatadır. Çünkü bizim onları görmezden gel­memiz dışında hiçbir engel engellilere engel olamaz. Hele ki Türkçeyi dünya diliyapmak istiyorsak, diğer toplumlardan iki kat daha fazla çalışarak, daha fazla kişi­ye ulaşmayı hedef edinmeliyiz.

Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi alanında engellilere yönelik yapılan herhangi bir çalışma mevcut değildir. Engelliler de hayatımızın her yerinde var olduğuna göre acilen engellilere yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Biz bu bildirimizde sosyal sorumluluk kapsamında görme engellilere yabancı dil olarak Türkçe öğretimini farklı değişkenler açısından ele alarak incelemeye çalışacağız. Bu incelememiz es­nasında "Görme Engellilere Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi"nin sorunların­dan da bahsederek, görme engellilere yabancı dil olarak Türkçe öğretimi yapılır­ken neler yapılması gerektiğini anlatacağız.

Bugün ülkemizde engelli çocukların genel nüfusa oranı % 14 civarı olarak kabul edilmektedir. Dünya sağlık örgütü verilerine göre dünya genelinde 45 milyon görme engelli vardır. Türkiye genelinde ise 77 bin görme engelli vatandaşımız bulunmaktadır. Bu sayı da Türkiye genelindeki engelli nüfusun % 3'üne denk gelmektedir.

Dünyada her yıl ocak ayının ikinci haftası "Beyaz Baston Görme Engelliler Haftası" olarak kut­lanmaktadır. Bir değnekten evrimleşerek baston haline gelen bu nesnenin hikâyesi 20. yüzyıl da başlamıştır. 1921 yılında bir trafik kazası sonucu kör olan bir fotoğrafçı, çevredekilerin kendisi­nin kör olduğunu anlaması ve dikkat çekici olması için bastonunu beyaza boyayarak Londra sokaklarında dolaşmaya başlamıştır. Bu deneyim o denli başarılı olur ki, 1931'de Fransız Körler Örgütü, körlerin bastonunun beyaza boyanmasını ve beyaz baston adıyla simgeleştirilmesini sağlamıştır. Bu durum ülkemizde halkımız tarafından da benimsenmiştir ve beyaz bastonlar gerektiği durumlarda görme engelliyi tanıma ve onlara yardımcı olma anlamlarına gelmekte­dir.

Görme engelliliği, tıbbi açıdan ve işlevsel açıdan olmak üzere iki farklı şekile tanımlayabiliriz. Uluslararası literatürde yer alan körlüğün tıbbi tanımına göre, bütün düzeltmelere rağmen görme gücü 20/200 fitt'den daha fazla olmayan kişiler kör olarak tanımlanır. Yani, normal gören bir kişinin 200 fit uzaklıktaki bir mesafeden gördüğü bir şeyi, ancak 20 fit'ten görebilen kişi kör olarak tanımlanır. Görme engelliler için halk arasında ama, kör gibi terimler de kullanılmakta­dır.

Yasal düzenlemelere göre görme engelliler aşağıdaki şekilde tanımlanmıştır (ÖZGÜR 2013; 57):

Kör: Bütün düzeltmelerden sonra iki gözle görmesi 1/10 dan aşağı olan, eğitim ve öğretim ça­lışmalarında görme gücünden yararlanamayana kör denir. Körlerin görme kaybı 9/10, görme gücü 1/10, görüş açısı 10°-20°'dir.

Az gören: bütün düzeltmelerden sonra iki gözle görmesi 3/10 dan aşağı olan, (1/10-3/10), özel bir takım araç ve yöntemler kullanmadan eğitim-öğretim çalışmalarında görme gücünden ya­rarlanamayana az gören denir.

Eğitsel açıdan ise görme engelliler şu şekilde tanımlanmaktadır (ÖZGÜR 2013; 57):

Kör: Eğitsel olarak sadece kabartılmış altı noktayla (Braille Alfabesi) yazıyı okuyabilen, do­kunma ve işitme ile ayrıca sağlam kalan duyularını kullanabileceği eğitim ortamlarına gereksi­nimi olan bireylerdir.

Az gören: Büyütücü araçlar yardımıyla yazılı materyali okuyan kişidir. Görme engelliler iç içe oldukları sınırlılıklar ve yoksunlukları nedeniyle en önde gelen gruplar arasındadır.

Yukarıdaki genel bilgilerin dışında görme engellilerde özürleri açısından bireysel farklılıklar vardır. Görme güzünden yoksunluk doğuştan olabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilir.

Görme engellilerin günümüzde doğal yaşama adapte olmakla alakalı birçok sınırlılıkları vardır. Bu sınırlılıkları ortadan kaldırmakla alakalı dünyada ve ülkemizde yeni düzenlemeler yapıl­maktadır. Özellikle beyaz baston, sarı bant, akıllı telefonlarla yön tarifi, Braille yazılı halka açık bazı yerler vb. görme engellilerin sınırlılıklarını ortadan kaldıran uygulamalardan birkaçıdır. Bu uygulamaların gelişerek devam etmesi sonucunda görme engellilerin sınırlılıkları ortadan kalkmakla birlikte toplum hayatı içinde de yer bulmaya başlamışlardır.

Görme engellilerin eğitimleri de üzerinde durulması gereken en önemli konulardandır. Osman­lı İmparatorluğu döneminde engelli çocukların eğitimine yönelik çalışmalar planlı olarak yürü­tülmemiş olmasına rağmen engellilerin yaşlıların evinde korumaya alındıkları ya da bazılarının yetenekleri ölçüsünde uygun işlerde çalıştırıldıkları görülmüştür (ÖZGÜR 2013; 40). Görme engellilerin okul öncesi dönemden başlayarak, durumlarına uygun doğru bir eğitim ve destek aldıklarında birçok kişi engeli olmayan insanlar kadar mükemmel yapabildikleri görülmekte­dir. Bu konuda toplum bilincimizin artması, gerek kamu, gerekse özel sektör ile sivil toplum örgütlerimizin üzerine düşeni yapması, engellilerin topluma katılmasını, toplumla bütünleşme­sini kolaylaştıracak ve engellilerin yaşam kalitesini artıracaktır. Az görenler ve körler için ayrı eğitim politikası ve ayrı sınıflar da tercih edilmektedir. "1900 yılında Chicago'da ilk özel kör sınıfı kurulmuştur (ENÇ 2005; 34)." Bu sınıflar günümüzde de yaygın şekilde devam etmekt e- dir. Ülkemizde bu öğrencilerin engeli olmayan öğrencilerle eşit şartlarda yarışabilmeleri adına özel eğitim üst seviyelere gelmiş durumdadır. Ana dili eğitiminde görme engellilerle alakalı yapılan bu çalışmalara rağmen yabancı dil eğitiminde görme engellilerle alakalı ülkemizde yapılan çalışma sınırlı sayıdadır. Özellikle yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde görme engelli­lerle alakalı hiçbir çalışma yoktur. Eğer Türkçeyi dünya dili yapmak istiyorsak engelli vatandaş­lara da ulaşmayı hedeflemeliyiz. Bu sayede Türkçeyi dünyada en çok konuşulan dil haline geti­rebiliriz.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...