Yabancı Dil Öğretiminde Öğrencilerin Dile Yönelim Sorunu

Bu çalışmada, yabancı dil öğretiminde öğrencilerin dile yönelim sorunu ele alınmış, yabancı dilin kullanıldıkça ve tekrar edildikçe öğrenilip gelişeceği açıklanmış ve Ondokuz Mayıs Üniversitesi Yabancı Diller Eğitimi Alman Dili Eğitimi öğrencilerinin, Almanca ile nerelerde ve ne sıklıkla karşılaştıkları saptanmaya çalışılmıştır. Yabancı dil her gün çalışmayı ve söz konusu dil ile sürekli ilgilenmeyi gerektiren bir olgudur. Bu bağlamda, öncelikle dile işlevsellik kazandırmak konusunda öğrencilere ve öğretmenlere ne gibi görev ve sorumluluklar düştüğü ele alınmış, öğrencilerin yabancı dile yönelimlerini artırmak adına gerek sınıf içinde, gerekse sınıf dışında yapılması gereken aktiviteler ortaya konmuştur. Bunların yanı sıra; yurt dışında farklı ülkelerdeki öğrencilerin yabancı dillerinin ve telaffuzlarının neden Türkiye'de öğrenim gören öğrencilerden daha iyi olduğu konusu üzerinde durulmuş ve bu sorunun çözülmesi hususunda birtakım önerilerde bulunulmuştur. Araştırmada, 2014-2015 öğretim yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Alman Dili Eğitimi Anabilim Dalı'nda öğrenim gören I. ve II. Öğretim, I., II., III. ve IV. sınıf öğrencilerinden 145 öğrenciye, yabancı dili kullanma sıklığına ilişkin hazırlanan anket uygulanmıştır. Anket sonuçlarına göre, öğrencilerin öğrenmeye çalıştıkları dili yeterince kullanmadıkları, günlük yaşamda ve ders dışında bu dille yeteri kadar karşılaşmadıkları saptanmıştır. Gerçek ortamda edinilen dilin kalıcılığı ve dilde sürekliliğin önemi vurgulanmış ve yabancı dilin kullanıldıkça, öğrencilerin dil öğrenmeye yönelik motivasyon ve isteklerinin arttığı sonucuna ulaşılmıştır.

Yabancı dil öğretimi, Türkiye'de yıllardır üzerinde durulan, verilen büyük emek ve uğraşlara rağmen tam anlamıyla halledilemeyen bir sorun olmuştur. Bu soruna sebebiyet veren pek çok etken bulunmakta ve bu etkenlerin her biri ayrı ayrı dil öğretiminde rol oynamaktadır. Bunların arasında; yöntem ve teknik sorunu, öğretmen faktörü, öğrenci ilgi ve motivasyonu, ders araç ve gereçleri, dilin öğrenildiği ortam ve diğer psiko-sosyal etmenler ilk sırada yer almaktadır. Yabancı dil öğretimi sorunlarından belki de en önemlisi dile yönelim konusudur. Öğretilmeye çalışılan dilin ne sıklıkla ve nerelerde kullanıldığı, dil öğrenimi açısından önemli bir noktadır. Çünkü yabancı dil, her gün çalışmayı ve söz konusu dil ile sürekli ilgilenmeyi, başka bir ifadeyle dili düzenli bir biçimde duymayı ve kullanmayı gerektiren bir olgudur. Aksi takdirde, dil öğrenilemez, mevcut bilgi ve beceriler de körelip unutulur. Bu nedenle öğrencinin ders aldığı öğretmen ve sınıf ortamı kadar, sınıf dışındaki sosyal çevresi de yabancı dil öğrenimi açısından destekleyici ya da tam tersi engelleyici bir rol oynayabilir.

Bu doğrultuda çalışmada, öğrencilerin yabancı dile olan yönelimlerini artırmak adına sınıf içi ve sınıf dışında uygulanması gereken farklı etkinlikler ortaya konmuştur. Bu aktivitelerin yeterince uygulanıp uygulanmadığı araştırılmış ve öğrencilerin sınıf dışı yaşamlarında yabancı dil ile ne sıklıkla ve hangi ortamlarda karşılaştıkları ölçülmeye çalışılmıştır. Farklı ülkelerdeki öğrencilerin yabancı dili Türkiye'deki öğrencilerden daha iyi öğrenip konuşabildiği konusu irdelenmiş ve bunun nedenleri üzerinde durularak karşılaştırma yapılmıştır. Çalışmada, yabancı dilin günlük yaşamda sıkça karşılaşılarak, aktif biçimde kullanılarak, duyarak ve görerek öğrenileceği sonucuna varılmıştır.

Yabancı Dil Kullanım Sıklığına Etki Eden Sınıf İçi Faktörler

Yabancı dil öğrenimi süreklilik gerektiren, gerek sınıf içerisinde gerekse sınıf dışında söz konusu dil ile sürekli ilgilenmeyi ve dili aktif biçimde kullanmayı gerektiren bir süreçtir. Bu süreçte, sınıf içerisinde öğretmen ve öğrenciye karşılıklı görevler düşmektedir.

Yabancı dil eğitimini etkileyen en önemli etken anlaşılabilir girdi sağlamaktır. Hedef dil ile ilgili alınan anlaşılabilir girdinin niteliği ve niceliği, yabancı dili öğrenme başarısını etkileyen faktörlerin başında yer alır. Yabancı dil eğitiminde, zengin anlaşılabilir girdi sağlama konusu göz ardı edilip, dilin öğelerini öğretmeye yönelik çalışmalar ön plana çıktığı için gerekli verim alınamamaktadır (Akt. Işık 2008, 23). Kısaca, yabancı dili öğrenmenin tek yolu, o dil ile ilgili zengin anlaşılabilir girdiye maruz kalmaktır. Bu nedenle, hem ders içi hem de ders dışı ortam, öğrencilerin bol miktarda anlaşılabilir girdi elde edebileceği şekilde hazırlanmalıdır (Işık 2008, 23). Yabancı dil eğitimi almış ve mezun olmuş öğrencilerin en büyük sorunu pratik yetersizliğidir. Bunun pek çok nedeni vardır. Bunlardan biri derslerde öğrenciye söz hakkının az tanınmasıdır. Bunun bir sebebi de derslerde yanlış bir tutum olan Türkçe'nin kullanılmasıdır (Demirel 1983, 76-77). Bu noktada öğretmenin sorumluluğu artmaktadır. Öğretmen, yabancı dili öğrenmeye çalışan hedef grubun özelliklerini dikkate alarak hareket etmeli ve onlara sürekli yabancı dili kullanmayı teşvik edici aktiviteler yaptırmalıdır.

Öğretmen adayları, gereksiz kuramsal bilgi yüklemelerinden kurtarılarak, nasıl bir ortamda ne şekilde yabancı dil öğreteceklerinin bilincinde olarak daha gerçekçi bir şekilde hazırlanabilirler (Işık 2008, 24). Gelişmiş ülkelerde yabancı dil öğretmenlerinden yalnızca gramer, çeviri gibi ders ağırlıklı bir plan yürütmeleri değil, aynı zamanda malzeme ve aktivite planları yapmaları da istenir. Yabancı dil öğretiminde konuşma ve dinleme becerisine önem vermeleri talep edilir. Türkiye'de yabancı dil öğretmenleri ağır eğitim programı ve kısıtlı ders saatleri yüzünden, bu tür etkinliklere zaman ve olanak bulamamaktadırlar (Aydoğan ve Çilsal 2007, 193). Oysa öğrenci olabildiği kadar yabancı dile maruz kalmalı ki, dili öğrenebilsin. Bu nedenle öğretmen, yabancı dil derslerinde öğrencilerin yeteri kadar konuştuğundan emin olmalıdır.

Dil dersinde sınıf mevcudunun en fazla 20 olması gerekirken bu sayı Türkiye'de birkaç katına çıkmaktadır. Bu da dil eğitiminde istenilen başarıya ulaşmayı büyük ölçüde engellemektedir. Bütün bunlara rağmen, öğrencinin mümkün olduğu kadar sık derse katılmasını sağlamak gerekir. Dil derslerinde hemen hemen her öğrenciye birkaç kere söz hakkı tanımaya özen göstermeli, öğrenciyi her yanlış yaptığında düzeltmeyerek konuşmaya teşvik etmelidir. Yapılan yanlışlar daha sonra da düzeltilebilir, oysa devamlı sözü kesilen çocuk, yanlış yapmaktan korktuğu için konuşmaktan vazgeçmektedir. (Demirel 1983, 95). Dil sınıflarında sınıf mevcudu sayısı son yıllarda önceki senelere oranla azalmış olsa da, sınıf ortamı, materyal yetersizliği veya derste istenilen metodu tam anlamıyla uygulayamama gibi faktörler, dil öğretimini çıkmaza sokmaktadır.

Yabancı dil öğretiminde sorumluluğun yalnızca öğretmene ait olmadığı bir gerçektir. Öğretmen bir yol göstericidir. Asıl görev öğrenciye düşmektedir. Çünkü dil temelinde öğretilen değil, öğrenilen bir olgudur. Öğrencinin kendi bireysel çabası, dili öğrenme ve geliştirme sürecine etki eden faktörlerin başında yer alır. Öğrenci dil öğrenmeye yönelik kendisine sunulan imkânları değerlendirmesini bilmelidir. Sınıf içerisinde derse katılarak pasif kalmamalı, öğretmen tarafından ortaya konulan aktivitelerin yanında, kendisi de dilini geliştirmek adına sınıf arkadaşlarıyla birlikte etkinlikler planlamalıdır.

Devamını okumak için tıklayınız…

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...