Sırbistan'da Türkoloji Eğitimi Ve Türkçe Öğretimi

Sırpça, günlük konuşma dilinde çok sayıda T ürkçe kelime barındıran bir dildir. Sırp kültürü de pek çok yönden T ürk kültürüyle ortak değerlere sahiptir. Türk dili ve kültürüyle bu kadar yakın ilişkileri olan Sırbistan'da Türkoloji çalışmaları 20. yüzyılın hemen başlarına tarihlenmektedir. Fehim Bayraktarevic, (14 Kasım 1889-22 Şubat 1970) 1925 yılında Belgrad Üniversitesi Felsefe Fakültesi'nde doğu dilleri bölümünü kurarak bu bölümde "Türk Dili” derslerini seçmeli olarak okutmaya başlamıştır. 1960 yılında Filoloji Fakültesi'nin müstakil yapıya kavuşmasıyla ilgili fakültede "Doğu Dilleri Bölümü” açılmış; Türk Dili ve Edebiyatı da ilgili bölümünde önemli bir birim olmuştur. Bu tarihten itibaren bölümde Türk dili, edebiyatı ve kültürü alanında lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimi verilmektedir. Kendine özel müfredat yapısıyla Belgrad Üniversitesi Filoloji Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü geçmişte Avrupa'daki üretken Türkoloji bölümlerinden olmuştur. Özellikle son yıllarda Türkiye'ye ve Türkçe'ye karşı ilginin olumlu yönde yoğunlaştığı ülkede, her yıl kırk öğrenci bölüme kabul edilmektedir. Sırbistan'da şu an müstakil olarak sadece Belgrad Üniversitesi'nde bulunan Türk Dili ve Edebiyatı bölümü, 1976 yılında Priştine Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı anabilim dalının kurulmasını sağlayarak bu üniversitenin de müfredat programını hazırlamıştır. Belgrad Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümü diğer Balkan üniversitelerine de her anlamda yön göstericilik yapmıştır. Belgrad Üniversitesi dışında Novi Pazar ve Novi Sad üniversitelerinde de Türkçe seçmeli ders olarak okutulmaktadır. Bu üniversitelerde öğrenciler dışında da Türkçe öğrenmek isteyenler Türkçe kurslarına katılabilmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti, adı geçen üç üniversiteye okutman desteği sağlamaktadır. Bu makalede ilgili üniversitenin müfredat programı incelenecek, Sırbistan'da Türkçe öğretimi çalışmaları ve teknikleri tenkit edilecek, Sırbistan'da Türkçe öğretiminin geleceği ve önemi tartışılacaktır.

Türkçe, bugün Atlas Okyanusu'ndan Japon Denizi'ne kadar yaklaşık 12 milyon kilometre karelik bir alanda 220 milyon nüfusun konuştuğu, yüze yakın ülkede öğretiminin yapıldığı, kökleri tarihin en eski dönemlerine kadar uzanan, 600 bini aşkın söz varlığına sahip bir dünya dilidir (Akalın, 2009: 195). Türkçenin bu kadar yaygın ve akabinde diğer dilleri etkilemesinin arka plânında, bu dilin güçlü siyasî yönetim dili olması, zengin fonetik yapısı ve edebî gücü etkilidir.

Özellikle Osmanlı Devleti zamanında Balkanlar, Kuzey Afrika, Kırım, Orta Doğu ve İran coğrafyasındaki Türk edebiyatının etkisi yadsınamaz. Dilin doğal yapısına paralel olarak Türkçe, tüm bu coğrafyadaki dillerden kelime almış ve bu dillere kelime vermiştir. Türklerin bulunduğu coğrafyalarda Türkçe öğrenmek bir zorunluluk değil, itibâr göstergesi olmuştur. Fakat Türkçenin ve Türk kültürünün bu etkisi en çok ve kalıcı olarak Balkanlarda hissedilmiştir. Türklerin Balkanlar'dan çekilmesinin akabinde bu etkinin incelenmesinde sorumluluk üniversitelere düşmüştür. İşte bu sebeple Balkanlar'da Türkoloji çalışmaları önemli yer tutar. Balkan ülkelerindeki Türkoloji kürsülerinde Türk dili, Türk edebiyatı, Türk tarihi, Türk kültürü alanlarında çalışmalar yapılır. Bu coğrafyada Türkolojinin bu kadar yaygın olması ve araştırma alanı bulmasında kuşkusuz bölgedeki Türk tarihi ve Türk kültürü birincil etkendir. Benzer şekilde Yugoslavya Federal Cumhuriyeti'nin dağılmasıyla bu federasyonu oluşturan devletlerin müstakil devletler hâline gelmesiyle bu coğrafyalar hakkında da Türkiye'de önemli çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmaların Sırbistan'la ilgili olan kısımları hemen tamamıyla tarih araştırmalarıdır. Sırpların ve Türklerin çok uzun yıllar bir arada yaşadığı, türlü yönlerden etkileşimlerde bulundukları göz önüne alındığında dil ve edebiyatla ilgili olanların çok az olduğu görülecektir.

Türkler ve Sırplar tarih boyunca türlü vesilelerle birbiriyle yakın ilişkide bulunmuş iki millettir. Bununla birlikte bu iki milletin münasebetleri "378'den itibaren Balkan Yarımadası'na ve Sırbistan'a inen ve yerleşen Hun ve özellikle 558'den sonra Avar Türkleriyle başladı; Bulgar, Oğuz, Peçenek, Kuman ve Osmanlı Türkleriyle devam etti ve giderek arttı. Sırpçaya intikal eden Türkçe kelimelerin fazlası antroponimler, patronymler ve toponimlerdi. Osmanlı Türkleri Sırbistan'ı ve diğer Balkan bölgelerini fethettikleri zaman Türkçe konuşan yerlilere, Sırpçada ve diğer Balkan dillerinde kullanılan çok Türkçe kelimeye rastladılar. Bu yüzden Sırbistan'ın ve diğer Balkan topraklarının Türkleşmesi, diğer Osmanlı topraklarının Türkleşmesinden daha hızlı ve çabuk oldu" (Pars, 2004: 17) ifadelerinin gerçekleşmesi, "Peçenekler daha doğudan gelerek kendilerini sıkıştıran Oğuz Türkleri yüzünden ülkelerini bırakıp Orta Avrupa'ya dağılmaya başladılar. Hatta Doğu Avrupa'daki Peçenekler yanlarına Macar ve Kumanları alarak Bizans'ı birkaç defa mağlup ettiler" (Güngör, 1997: 48-49) tespitinin bir sonucu olmuş Balkanların Türk topraklarına katılmasından çok önce, M.S 4. yüzyıldan itibaren Slavlar Türklerle -Peçenek, Kuman, Bulgar, Hun- komşu olmuş; bin beş yüz yıl sürecek derin bağların temelleri böylece atılmıştır.

Osmanlı Devleti'nin Balkanlarda kurulup geliştiği hatırlandığında onun bir Avrupa devleti olduğu şüphe götürmez bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Sadece bu durum değil, tüm kültür “ve hayat tarzında bu topluma Balkanlılık ve Akdeniz karakteri çok önceden damgasını vurmuşa benzemektedir” (Ortaylı, 2011: 72). Bu özelliğiyle Türk kültürü Balkanlarda etkili ve temel kültür olarak varlığını sürdüregelmiştir. 1389 Kosova Savaşından itibaren Osmanlı Devleti bu coğrafyada sosyal yapı, devlet düzeni, üretim, eğitim ve zengin sanat felsefesiyle ciddî bir imâr ve kültür faaliyetlerine girişmiştir. Balkan milletlerinin hafızasında maddî ve manevî hayatında yeni kurumlarla ve bunları karşılayan yeni kavramlarla derin izler bırakılmıştır. Anadolu'dan iskân için giden Türklerin yanında İslâmiyet'i kabul eden bazı bölge milletlerinin de bu oluşumda katkısı olduğu şüphe götürmez bir gerçektir.

1- Sırbistan'da Türkoloji Eğitiminin Tarihçesi

Balkanlar Türk dili ve edebiyatı için sadece günümüzde değil, Osmanlı döneminde de önemli bir kültür coğrafyası olarak dikkat çeker. Balkanların Osmanlı yönetimine girmesinin hemen akabinde Türkçe sanat, itibar ve ihtiyaç dili hâline gelmiş; günlük yaşamın vazgeçilmezi olarak bölgenin sanat ve bilim dili olmuştur. Âşık Çelebi bu coğrafyanın kültür ve sanat ortamını: “Rivâyet ederler ki, Prizren'de oğlan doğsa adından önce mahlâs korlar; Yenice'de doğan oğlan baba diyecek vakit Farisî söyler; Priştine'de oğlan doğsa diviti belinde doğar. Binâenâlâzâlik Prizren şâir menba'ı ve Yenice Farisî ocağı ve Priştine kâtip yatağıdır.” (İsen, 1997: 144-145) sözleriyle tasvir eder. Bu zengin edebiyat ve kültür ortamı 20. yüzyıldan itibaren yerini araştırma ve inceleme çalışmalarına bırakır.

Sadece Balkanlar için değil bütün Avrupa coğrafyası için Türk dili ve edebiyatı alanında en önemli bilim merkezlerinden birisi kuşkusuz Belgrad Üniversitesi'dir. Belgrad Üniversitesinde Türk dili ve edebiyatı çalışmalarından çok önce doğu dilleri ve edebiyatları sistematik olarak 1925 yılında felsefe fakültesinde tahsil edilmeye başlanmıştır. Bölümdeki ilk dersler Fars edebiyatı hakkındaydı. Bu bölümdeki Türk dili dersleri ise Dr. Fehim Bayraktarevic tarafından seçmeli olarak okutulmaktaydı. Bogdan Popovic de edebiyat tarihi derslerinde doğu edebiyatlarından örneklere de yer veriyordu. Bogdan Popovic, Doğu ve batı edebiyatlarının neredeyse aynı etkileri yansıtmasından dolayı oryantal edebiyatının ayrı bir ders olarak öğretilmesine öncü olmuştur (Bukanovic, 1997: 15). 17 Temmuz 1926 tarihinde doğu dilleri ve edebiyatları bölümünün resmî olarak kurulmasıyla günümüze değin sürecek olan Türk dili, edebiyatı ve kültürü araştırmaları da başlamış oldu.

Kendisi de önemli bir bilim insanı olan ve yetiştirdiği bilim insanlarıyla dikkatleri üzerine çeken Dr. Fehim Bayraktarevic'in kuşkusuz Sırbistan'da Türkoloji eğitimine büyük katkıları vardır. Liseyi Saraybosna'da bitirdikten sonra Viyana'ya giden ve Viyana Üniversitesi Felsefe Fakültesi'nde doğu dilleri ve edebiyatı eğitimini tamamlayan Bayraktarevic, 1917 yılında doktora tezini (La Lamiji des abu kabir al-hudali) savunmuştur. 1919-1920 yıllarını uzmanlaşma amacıyla İngiltere'de King's College'de çalışmıştır. Buradaki çalışmalarından sonra ülkesine dönmüş ve Saraybosna'da öğretmenlik yapmıştır. Akabinde Fas Üniversitesinde (Fac. des Littres) iki yıl kalıp 1924'te Belgrad'taki Felsefe Fakültesine doçent olarak atanmıştır (Bukanovic, 1997: 16). Geniş ufuklu ve bilgili bir akademisyen olan Bayraktaraevic için Türkoloji, oryantalistik bölümünün temelini oluşturmalıydı. Çünkü Sırpların kendi dilini, tarihini ve kültürünü daha iyi anlayabilmelerinin yolu Türkçeden geçiyordu (Bukanovic, 1968: 478). Bununla birlikte Türklerin İslâmiyet'in etkisinde kalmış olmalarından Arapçanın öğrenilmesi, İran edebiyatının da Türk edebiyatının gelişiminde büyük rol oynaması dolayısıyla Farsçanın da bilinmesi öngörülüyordu (Bukanovic, 1997: 16).

Devamını okumak için tıklayınız…

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...