Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Romandan Uyarlanan Dizilerin Balkan Coğrafyasına Etkisi

Televizyon ve internet teknolojisinin ilerlemesi ile toplumlar ve bireyler arasındaki iletişim hız kazanmıştır. Televizyon programları içerisinde en fazla takip edilen ise dizilerdir. Diziler, salt bir eğlence aracı olmanın ötesinde dil öğretimi ve kültür aktarımında ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Televizyonun veya internetin olmadığı dönemde romanlar; bilgi verme, okuyucuyu eğlendirme, kültür aktarımı gibi toplumsal faaliyetleri üstlenirken yirmi birinci yüzyıl dünyasında bu misyonu büyük ölçüden dizilerin aldığı görülmektedir. Arnavutluk, Makedonya, Sırbistan, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Yunanistan ve Kosova gibi Balkan ülkelerindeki kimi kanallarda Türk dizilerinin yayınlandığı bilinmektedir. Yayınlanan dizilerden bazıları ise Türk romanından uyarlanan dizilerdir. Bu çalışma, romanlardan uyarlanan Türk dizilerinin Balkan coğrafyasındaki etkisini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Durum çalışması olarak yapılan çalışmanın katılımcıları, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi TÖMER'den mezun olmuş ve şu anda ÇOMÜ'nün farklı fakültelerinde öğrenim gören 25 öğrencidir. Çalışmanın verileri odak grup görüşmelerinden elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgulardan yola çıkarak; romanlardan uyarlanan diziler sayesinde Balkan kökenli öğrencilerin Türkçeyi daha hızlı bir şekilde öğrendiği, özellikle Türkçe dinleme ve konuşma becerilerinin geliştiği, Türkçeye, Türk kültürüne ve Türkiye'ye karşı meraklarının arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Dudaktan Kalbe, Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu, Hanımın Çiftliği ve Fatmagül'ün Suçu Ne?gibi romandan uyarlanan ve Balkanlar'da yayınlanan dizilerin Balkan kökenli gençleri olumlu yönde etkilediği ve bu gençlerin okumak için Türkiye'ye gelmek istedikleri tespit edilmiştir. Türk dizileri Balkan kökenli öğrencilerde olumlu intibalar bıraktığı gibi olumsuz intibalar da bırakmıştır. Kimi dizilerde resmedilen aldatma, ihanet ve israf vakaları ile Türk aile yapısı özdeşleştirilmiştir. Çalışmanın sonuçları, romandan uyarlanan dizilerin Türkçenin öğretilmesi, Türk kültürünün Balkan coğrafyasına ihracı gibi olumlu tarafları sunmakla birlikte olumsuz yönlerini de ortaya koymaktadır.

Roman ve hikâye gibi edebî türler, sinemanın ve televizyonun olmadığı dönemlerde toplumu aydınlatmak, bilgilendirmek ve yönlendirmek için müstesna bir konuma sahiptirler. Sosyal faydayı gaye edinen Ahmet Mithat, âdeta “yazı makinesi” gibi durmadan hikâye ve roman yazar. Televizyonun olmadığı dönemde gazetelerdeki tefrikalar takip edilir. Ahmet Mithat Efendi'nin tefrika edilen roman ve hikâyeleri tıpkı bugünün merakla beklenen, sıradaki bölümün gelmesi için sabırsızlanılan dizileri gibidir. Sinemanın ve televizyonun toplum hayatına dâhil olmasıyla edebiyat-medya ilişkisi artar. Sinema-edebiyat ilişkisi, Türk medyasından çok daha önce dünya sinemasında başlar. Tolstoy'un Anna Karenina'sı, Victor Hugo'nun Les Misérables’ive Alexandre Dumas'ın Le Comte de Monte-Cristo’su bunlardan birkaçıdır. Benzer bir ilişki Türk edebiyatında da görülür. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Mürebbiye adlı romanı 1919 yılında aynı adla sinemaya aktarılır. Mürebbiye, Türk sinemasının romandan uyarlanan ilk filmi olması açısından önemlidir. Ayrıca 1919-1972 yılları arasında çekilen 3100 filmin 230'dan fazlası Türk romanından uyarlanmıştır (Scognamillo, 1973: 61-73). Türk romanı filmlere konu olduğu gibi dizilere de katkı sağlamıştır. Türk romanlarından uyarlanan dizilerin ana dili Türkçe olmayan izleyicilere sunduğu en önemli katkı şüphesiz ki Türkçenin öğrenilmesine zemin hazırlamasıdır.

Yabancılara Türkçe Öğretiminin Önemi

Yeni bir dil öğrenmek, global bir köy halini alan yirmi birinci yüzyıl dünyasında bir zorunluluktur. Görsel ve yazılı basındaki teknolojik ilerlemeler, insanlar arasındaki iletişimi arttırmakta, kültürler arasındaki engelleri ortadan kaldırmaktadır. Toplumlar arasında köprüler kurulunca bireyin yabancı dil öğrenme ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. Yabancı dil öğrenmek ihtiyaç olmasının yanı sıra çağdaşlığın ölçütlerinden biri olarak sayılmaktadır (Kaya, 2000: 1). Çağdaşlığın ölçütü olarak görülen yeni ve yabancı bir dil, ithal edildiği topraklara sadece gramer kurallarını ve kelimelerini getirmez; aynı zamanda kültürel ögelerini de getirir. Nitekim Erol Barın (1994: 55), dil öğretiminde kültürel ögelerin aktarılmaması halinde, yabancı dil öğretiminin eksik kalacağını; çünkü dilin kültürün aynası ve aktarıcısı olduğunu belirtir. Barın'a göre, yabancılara Türkçe öğretilirken kültürel ögelerden bahsedilerek yabancı öğrencilerin dilin içerisine girmelerine zemin hazırlamak, sosyal ilişkilere yer vermek gerekmektedir.

Yabancılara Türkçe Öğretiminde Balkan Coğrafyası

Türkçe, dünyanın birçok ülkesinde konuşulmaktadır. Ercilasun (1997: 57-60) bu sayının yaklaşık 150 milyon olduğunu söyler. Türkiye Türkçesinin ise, Türkiye'nin yanı sıra Irak, Suriye, Kıbrıs, Yunanistan, Bulgaristan, Avrupa, Amerika, Okyanusya, Arap ülkeleri, eski Yugoslavya, Rusya ve SSCB'den ayrılmış olan Türk cumhuriyetlerde konuşulduğunu ifade eder. Ercilasun'un 1997 yılında ifade ettiği 150 milyon rakamı bugün çoktan aşılmıştır. Çünkü yirmi birinci yüzyılda dünyanın birçok yerinde üniversiteler, okullar, dil merkezleri aracılığıyla yabancı dil olarak Türkçenin öğretimi yapılmaktadır. Yunus Emre Enstitüsü, 28 ülkede açtığı 36 dil merkezi (http://www.yee.org.tr/turkiye/tr/kurumsal) ile bu konuda öncü konumdadır. Yunus Emre Enstitü, 36 dil merkezinin 11'ini Balkanlar'da açmıştır. Yunus Emre Enstitüsü'nün Balkanlarda açtığı merkezlerden de anlaşılacağı üzere yabancı dil olarak Türkçe öğretiminin yoğunlaştığı coğrafyaların başında Balkanlar gelmektedir. Ayrıca bölgede

Balkanların Kendine Has Özellikleri

Yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde Balkanların başı çekmesinin bazı sebepleri vardır. Her şeyden önce Balkanlar, Osmanlı için yaklaşık 550 yıl vatan toprağı olmuştur. 550 yıllık bir ortaklığın sonucu olarak Osmanlı, Balkanları kültür, dil, din, siyasî, iktisadî ve içtimaî açılardan etkilemiş; kültürler arası alış-verişler olmuştur. Balkanlar günümüzde dahi Türkler için ikinci vatan gibidir. Tarihîn bize bıraktığı duygusal bağın ötesinde akrabalık bağı da vardır. “Evlad-ı Fatihan”ların bir kısmı bugün hâlâ Kosova, Arnavutluk, Yunanistan, Bulgaristan, Bosna Hersek ve Makedonya başta olmak üzere bölge ülkelerinde yaşamını sürdürmeyi tercih etmiş; Türkiye'ye göçmemişlerdir. Balkanlardaki Türklerin ve akrabaların varlığı bölgede Türkçe öğretiminin önemini bir kademe daha arttırmıştır. Bölgedeki ülkelerde dil öğretimi komşuluk, akrabalık bağları gibi ilişkilerle yapılsa da esas manada etkili olan medyadır.

Medya ve Dil Eğitimi

Televizyon, yazılı basın, radyo ve internet gibi geniş bir alanı bünyesinde barındıran medya, insanların sadece haber alma ihtiyacını gidermez. Medya vesilesiyle global bir etkileşim de sağlanır. Donald Horton ve Richard Wohl, kitlesel yayın araçları sayesinde birbirinden uzak insanların “yakın bir arkadaş çevresi içerisindeymişçesine birbiriyle yüz yüze geldiklerini, toplumsal benzeri (para-social) denebilecek bir etkileşim içerisinde sözel bir ilişki kurduklarım” ifade ederler (Akt. Morley ve Robins, 2011: 178). Bu ilişkinin kurulmasında en çok payı olan kitle iletişim araçlarından birinin televizyon olduğu söylenebilir. Alman psikanalisti Claus­Dieter Rath, hepimizin bir “televizyon coğrafyasında” yaşadığımızı söyler; burada asıl husus elektronik aktarım mekânıdır; bu mekân da millî sınırları aşmıştır. Genellikle “gezegenle ilgili sorunları oturma odamızda kendi maharetlerimiz içerisinde televizyondan izlerken gördüğümüz gibi” (Akt. Morley ve Robins, 2011: 179) der. Oturma odamızda misafir olan televizyon, bireylerin bilgi edinmesine, güncel olaylardan haberdar olmasına olanak sağladığı gibi eğlendirmeyi de vazife edinmiştir. Televizyonlarda seri halinde yayınlanan ve izleyenlerinin merak duygusunu kamçılayan diziler, bireyleri eğlendirirken aynı zamanda kültür ve dil aktarımı da yaparlar. Dizilerin izleyicilerine doğrudan ya da dolaylı olarak aktardığı dil ve kültür birbirini tamamlayan iki kavramdır. Nitekim Yusuf Avcı'ya göre, yabancı dil öğretimi, kültür öğretimidir. “İnsanlar ait oldukları toplumun ve o topluma ait kültürün kelime ve kavramlarıyla kendilerini ifade ederler. Bütün kelime ve kavramların arkasında bir kültür geçmişi vardır. Bu sebeple öğretilen toplumun yapısı ve sosyal değerleri dikkate alınmalıdır” (Avcı, 2002). Diziler, dilin ve kültürün aktarılmasına imkân tanıdığı gibi izleyiciler üzerinde söz konusu dil, kültür ve mekân hakkında merak uyandırır. Barın'a göre izleyiciler dizilerden öğrendiklerinden gördüklerinden hareket ederek daha fazlasını öğrenmek için araştırma yapmaya başlarlar. Senaryonun güçlü olması, sahnelerin çekiciliği, karakterleri canlandıranların sempatik tavırları, senaryonun konusu gibi ögeler izleyicilerin diziye ve dile odaklanmalarında tesirli olabilir (Barın, 2007: 191).

Devamını okumak için tıklayınız…

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...