İran'da Türkçenin Dünü Ve Bugünü

İran coğrafyası tarihin her döneminde Türklerin yoğun olarak yaşadığı bir bölgedir. Günümüzde de İran, Türkiye'den sonra Türk nüfusunun en fazla olduğu bir ülkedir. Bu nedenle İran'da resmî dil olan Farsçadan sonra en çok konuşulan dil de Türkçedir. Fakat Türkçenin İran'daki durumuna baktığımız zaman özellikle Pehlevi Dönemi'nde ülke yönetimi açısından gerçekleştirilmesi önemli bir hedef haline gelen Farslaştırma gayreti, bölgede yasayan Türkler için kimliklerini yeniden düşünme ve rejime karşı ifade etme çabasına neden olmuştur. Bu nedenle İran'da yaşayan Türkler, İran rejiminin kendilerine ve ana dilleri olan Türkçeye karşı uyguladığı baskıcı politikalara karşı çeşitli yayın ve neşriyatlar yaparak tepkilerini ortaya koymuşlardır. Pehlevi rejiminden sonra İran İslam Cumhuriyeti'nin kurulması biraz olsun İran'da yaşayan Türkleri rahatlatmış ve bu dönemde de çeşitli yayın ve neşriyat yapmışlardır. Biz de bu çalışmamızda İran'da Pehlevi Dönemi'nden günümüze kadar Türkçenin durumunu ortaya koymaya çalıştık. Bu bağlamda İran'da Türkçenin durumuna yönelik yazılan makale ve kitaplar incelenmiş ve 1924'ten günümüze kadar İran'da Türkçenin durumu hakkında bilgi verilmiştir.

Giriş

Moğolistan ve Çin içlerinden Orta Avrupa'ya, Sibirya'dan Hindistan ve Kuzey Afrika'ya kadar geniş bir alanda varlık gösteren Türk dili, bugün de Türkistan, Azerbaycan, Anadolu, Balkanlar ve Avrasya bozkırlarında kullanılmaya devam etmektedir (Ercilasun, 2011, s. 13). Bu geniş coğrafya içerisinde Türk dilinin yüzyıllardır varlığını etkin bir şekilde sürdürdüğü bir bölge de İran coğrafyasıdır.

Türklerin İran coğrafyasında varlığının ne zamandan beri başladığı ile ilgili çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Bu bağlamda Celilov tarih boyunca Türklerin yönetimi altında olan İran coğrafyası M.Ö. 4200'lerde Türkler tarafından kurulan "Kuti" Devletinin de üzerinde yer aldığı bir toprak parçasının olduğunu, Türklerin ana yurdunun bu bölge olduğuna ait çalışmaların ise artarak devam ettiğini belirtmektedir (Celilov, 2000, s. 22). Celilov'un bu yargısını ise Attar, Türklerin İran'daki varlıklarının miladi asrın başlarına kadar uzanmakta olduğunu ve İran'a yapılan ilk Türk göçleri ve yerleşimlerinin miladi asrın başlarında Kırmızı ve Ak Hun gruplarının gelmeleriyle gerçekleştiğini ifade ederek desteklemiştir (Attar, 2006, s. 62). Yine Attar, Türklerin İran'a iki koldan, Kafkasya ve Amu-Derya üzerinden gelmeye başladığını, Türklerin İran'la temaslarının M.Ö. IV. yüzyıla kadar gerilere gittiğini, Bizans, eski Pehlevi, Gürcü, Ermeni ve Ablan kaynaklarında yer alan birçok bilginin bunu kanıtladığını vurgulamıştır.

Bu bilgilere ek olarak 1040 yılında o dönemde İran topraklarında hüküm süren Gazneliler ile Selçuklular arasında cereyan eden Dandanakan Savaşı'nda Gaznelilerin yenilmesinden sonra İran coğrafyası giderek daha da artan Türk göçlerine sahne olmuştur. Bu tarihten sonra yaklaşık 1000 yıl boyunca, Türkler İran'da hâkim güç olmuş ve bu süre zarfında İran'da Selçuklular, Timürlüler, Kara-koyunlu, Ak-koyunlu, Safeviler, Afşarlar ve Kaçarlar İran coğrafyasına egemen olmuşlardır. Günümüzde ise başta Azerbaycan Türkleri olmak üzere Türkmenler, Horasan Türkleri, Halaçlar, Kaşkaylar, Sungurlar, Kazaklar ve Özbekler gibi Türk grupları İran'ın belirli bölgelerinde yaşamaktadırlar (Blega, 1997, s. 272). Bu bağlamda (Ütük, 2002, s. 10) İran'da yaşayan Türklerin sayısının, Dünya Bankası Ülke Profilleri Veri Tabanı'na göre İran'ın nüfusunun %42'sini oluşturduğunu ve bu sayının da 25 milyon olduğunu belirtmiştir. Günümüzde ise İran'da yaşayan Türklerin sayısının 30 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle İran için, Türk devlet ve toplulukları içerisinde Türkiye'den sonra en kalabalık Türk nüfusunun bulunduğu ülke diyebiliriz.

Geçmişten günümüze kadar Türklerin İran coğrafyasındaki bu varlığı aynı zamanda Türk kültürü ve Türk dilinin de bu coğrafyaya yayılmasını sağlamıştır. Öyle ki günümüzde İran'da yaşayan Türk nüfusunu dikkate aldığımızda, Türkçenin İran'da resmî dil olan Farsçadan sonra en çok konuşulan ikinci dil olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle İran'daki Türkler dillerini ve kimliklerini korumak için özellikle 1925 yılında Kaçar Hanedanlığının yıkılmasından sonra İran yönetiminin kendilerine uyguladığı siyaset ekseninde, tepkilerini Türkçe yayın (dergi, gazete, kitap vb.) ve neşriyat yaparak dile getirmişlerdir. Aynı zamanda bu Türkçe yayın ve neşriyat ile kendilerine uygulanan asimilasyon politikasına karşı da İran'da yaşayan Türklerde ana dili bilincini muhafaza etmeye çalışmışlardır.

1924-1979 Pehlevi Rejimi Dönemi Türkçenin Durumu

İran'da asırlardır hüküm sürmekte olan Türk kökenli hanedan yönetimi 20. Yüzyılın ilk çeyreğinde sona ermiş, yerine Fars asıllı olan Pehleviler dönemi başlamıştır. Bu değişim İran'da yaşayan Türkler açısından önemli bir kırılma noktasını işaret etmektedir. Özellikle ülkenin siyasî sürecine katılım başta olmak üzere kültürel zeminde kendilerini ifade etme noktasında Türkler çeşitli sınırlamalara maruz kalmışlardır (Shaffer, 2008, s. 11).

İran'da yönetimi ele alan Pehleviler bu tarihten itibaren olası bir Türk milliyetçiliğini kendi yönetimleri için bir tehlike olarak görmüş ve başta Azeriler olmak üzere İran'daki Türkler üzerinde sistemli bir asimilasyon politikası uygulamaya başlamışlar (Balbay, 2006, s. 121). İran'daki Türkler üzerinde uygulanan bu asimilasyon politikası, özellikle Pehlevi Dönemi'nde hat safhaya ulaşmıştır. İran Şahının söz konusu politikaları eski İran/Pers tarihini esas alan, Farslılığı daha çok ön plana çıkaran ve İslam'ı nispeten arkada bırakan modern bir ulus devlet inşa sürecini başlatma amaçlıdır (Keskin, 2006, s. 84). Pehlevi rejiminin İran Türklerine yönelik uyguladıkları bu politika, Rusya'da 1905 ihtilalini örnek alan İran Türkleri üzerinde millî duyguların uyanmasına ve millî bilincin canlanmasına neden olmuştur. Bu gelişmelere paralel olarak Nesibzade, İran Türklerindeki bu millî uyanış ve canlanmanın İran'da Meşrutiyetin ilan edilmesinde bile çok büyük bir rol oynadığını, Fars yönetimlerinin İran Türkleri üzerinde uyguladıkları baskıcı rejimin, meşrutiyetle yönetime gelen Şah döneminde de devam ettiğini, Şah rejimi millî şuurun artmasında edebiyatın büyük rolünü dikkate alarak, Türkçe edebî eserlerin neşrine izin vermediğini belirtmiştir (Nesibzade, 1997, ss. 93-94). Durum böyle olunca 1979'da İran İslam Cumhuriyeti kurulana kadar çok az sayıda Türkçe eserin basılmasına izin verilmiştir. Prof. G. Doerfer, 2. Dünya savaşından 1969'a kadar İran'da Türkçe üzerine ancak 20 kadar dilbilimle ilgili çalışmanın yayınlandığını bildirip onların en iyisi olarak da M. A. Ferzane'nin Mebani-yi Destur-i Zeban-i Azerbaycan (Azerbaycan Dili Gramerinin Temel Kuralları) adlı eserini göstermektedir. Doerfer, ayrıca bu eserin Muharrem Ergin'in, Osmanlıca Dersleri I, Türk Dil Bilgisi, İstanbul 1958, 2. Baskı 1962, adlı kitabının örnek alınarak yazılmış olduğunu da kaydetmektedir (Doerfer, 1969,s. 2).

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...