Yabancılara Türkçe Öğretiminde Bağlamlaştırma Stratejisinin Sözcük Öğrenimine Etkisi

Bu araştırmanın amacı, Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde bağlamlaştırma stratejisinin sözcük öğrenimindeki etkisini saptamaktır. Öntest-sontest kontrol gruplu deneysel desende yürütülen araştırmanın katılımcılarını Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen A2 düzeyindeki 38 yabancı uyruklu öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak bir üst düzeyde öğretilen ad ve eylem kökenli 20 sözcükten oluşan sözcük testi kullanılmıştır. Yapılan öntestten sonra veri toplama aracında bulunan sözcükler deney grubuna bağlam içinde, kontrol grubuna bağlam kullanılmadan öğretilmiştir. İşlem sonrasında sözcük testi yeniden uygulanmıştır. Sontest karşılaştırmaları sonucunda bağlamlaştırma stratejisinin sözcük öğrenimini olumlu yönde ve istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği saptanmıştır. Araştırma sonuçları, ayrıca bağlam içinde adların eylemlerden daha iyi öğrenildiğini de ortaya koymuştur.

Dil öğrenimi, dil dizgesinin yanında sözcüklerin de kazanılması üstüne temellenir. Sözcük ve diğer biçimbirimler soyut nitelikli dil dizgesinin varlığına ve işlek durumda olduğuna işaret eder. Dil, ancak doğru sözcüklerin kullanımı yoluyla işe yarar duruma gelir ve iletişim işlevini yerine getirir. Sözcükler, bu nedenle dil öğreniminin ayrı bir alanı değil, onunla birlikte anlam ve işlev kazanan birimleridir (Broady, 2008).

Dil öğrenimindeki önemine karşın sözcüklere ilişkin hatalı kavramlaştırmalar da söz konusudur. Schmitt (2010), üstünde kolayca işlem yapılabilmesinden dolayı sözcük öğrenimi kapsamının yalnızca bağımsız sözcüklerden oluşan bir alan olarak görüldüğünü belirtir. Oysa sözcük öğrenimi birden çok sözcükten oluşan yapıları, birleşik sözcükleri ve deyimleri, yan ve mecaz anlamları, vb. de içerir (Read, 2000). Sözcüklerin dildeki işlevi göz önüne alındığında basit birer dilsel birimin ötesinde bir değerinin olduğu kolayca gözlenir.

Sözcüklerin bilinmesi onların farklı boyutlarına ilişkin bir bilince gönderimde bulunur. Nation (2001) bu boyutları biçim, anlam ve kullanım olarak belirler. Biçim boyutunda sözcüğün yazılı ve sesli biçimleri yanında belli parçalarına ilişkin bilgiler yer alır. Anlam boyutunda sözcüğün anlamı ile biçimi arasındaki ilişkileri, kavramsal alanı ve göndergesine ek olarak başka hangi sözcüklerin aynı anlamı verdiği üstünde durulur. Kullanım boyutunda ise dilbilgisel işlevlerine, öğrenilen sözcükle birlikte kullanılan diğer sözcüklere ve sözcüğün kullanım sınırlılıklarına vurgu yapılır. Bu boyutlar, sözcüğün öğrenci tarafından ne düzeyde bilindiğini belirlemeye yardımcı olur.

Sözcük öğrenimi aşamalı bir gelişim gösterir. Bilinmeyen bir sözcükle her karşılaşıldığında farklı miktarda bir öğrenme gerçekleşir ve bu gelişim gittikçe derinleşir (Schmitt, 2010; Henriksen, 1999; Laufer, 1998). Belli ölçüde bilinen sözcüklerle her karşılaşma, sözcüğün yeni bir boyutunun görülmesine olanak sağladığından ona ilişkin bilgiler de derinleşmeye başlar (Nation, 2008). Bir sözcüğün bireylerdeki bilinme derinliği farklı düzeylerdedir. Bu nedenle sözcüğün öğreniminin belli bir zamanla sınırlı olmadığı, zamana yayılan bir niteliğe sahip olduğu söylenebilir.

Sözcük öğrenimine ilişkin stratejiler doğrudan ve dolaylı yaklaşımlar (Nation, 1990) veya rastlantısal (incidental) ve tasarlanmış (intentional) yaklaşımlar (Read, 2004; Hulstijn, 2003; Hatch&Brown, 1995) gibi başlıklar altında ele alınır. Sözcük, doğrudan ya da tasarlanmış yaklaşımlarda amaçlı bir çaba ile öğrenilirken dolaylı ya da rastlantısal durumlarda karşılaşılan bağlamın olanaklarıyla öğrenilir. Rastlantısal öğrenmelerde bireyler doğrudan sözcük öğrenme amacında değildir. Buna karşın bireylerin herhangi bir bağlamı anlama çabaları kimi sözcüklerin anlamını kazanmalarına yardımcı olur (Barcroft, 2004; Ellis 1999).

Sözcük öğrenimi, dil öğrenimine oranla daha fazla zaman ve çaba gerektirir. Bunun nedeni dildeki sözcük sayısının dil dizgesinin kendi kurallarından daha fazla olması, zamanla değişiklik göstermesi, sözcüğün biçim ve anlamının değişime açık olmasıdır. Chomsky'nin (2002) dili sınırlı sayıda kuralla sınırsız sayıda tümce üreten dizge olarak tanımlaması bu noktaya gönderimde bulunur. Bu açıdan bakıldığında belli bir stratejiyle sözcük öğrenimi sözcüğün anlamını saptamayı, onu uzun bellekte tutmayı, anımsamayı ve son olarak sözlü ve yazılı söylem içinde kullanmayı içerir (Catalan, 2003).

Sözcük öğreniminde kullanılan stratejiler farklı araştırmacılar tarafından farklı biçimlerde sınıflandırılır. Fan (2003) bu stratejileri dokuz maddede toplar ve düzenleme (management), kaynak, çıkarım (guessing), sözlük, yineleme, ilişkilendirme (association), gruplama, çözümleme ve bilinen sözcükler olarak sıralar. Nation (2001) planlama, kaynak ve süreç olmak üzere üç strateji türünden söz eder. Planlama hangi stratejinin ne zaman kullanılacağına ilişkin kararları, kaynak sözcüklere ilişkin çeşitli bilgilerin nereden edinileceğini, süreç ise sözcüğe ilişkin bilginin nasıl kalıcı duruma getirileceğini anlatır. Gu ve Johnson (1996), bilişüstü düzenleme ve bilişsel stratejiler başlıkları altında çıkarım, sözlük, not alma, yineleme, kodlama ve etkinleştirme stratejilerini sayar. Schmitt (1997) ise sosyal, ezberleme, bilişsel, bilişüstü ve tanımlama stratejileri biçiminde beş başlık belirler. Sözcüğün bağlam yoluyla öğrenimi, bu sınıflandırmaların tamamında bir strateji olarak yer alır.

Sözcük ediniminde bağlama dayalı öğrenme okuma ya da dinleme sırasında gerçekleşir. Yabancı dil öğrenimi sürecinde anlamı bilinmeyen sözcükler öğrenciye bir bağlam içinde yansır. Bağlam, bir göstergenin birlikte bulunduğu öteki göstergelerle oluşturduğu ve anlamını aydınlatan bütündür (Aksan, 1998). Bağlama dayalı çıkarım, bütünce içerisindeki farklı bilgilerin birbiriyle ilişkilendirilmesi yoluyla gerçekleşir (Günay, 2007). Bağlamdaki bilgi parçacıkları, bağlam ipuçları olarak işlev görür. Bu yönüyle bağlam, sözcüğün anlamının belirlenmesinde parça-bütün ilişkisi kurmaya olanak sağlar (Yaman ve Akkaya, 2012).

Sözcükler tümce ve metinlerde belli bir işlevi yerine getirmek için kullanılır. Söz konusu işlev sözcüğün herhangi bir anlamıyla değil, kullanıldığı yerdeki ve zamandaki anlamıyla işlerlik kazanır. Bu nedenle sözcüğün anlamının bağlam aracılığıyla en iyi biçimde öğrenileceği söylenir (Clark and Nation, 1980; Granins and Redman, 1986; Nation and Coady, 1988). Bağla m bir sözcüğün olası anlamlarından birini etkinleştirirken diğerlerini dışarıda tutar.

DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...