• Yabancılara Türkçe Öğretimi
  • Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Söz Varlığını Geliştirme: Kavramsal Anahtarlar Aracılığıyla Deyim Öğretimi

Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretiminde Söz Varlığını Geliştirme: Kavramsal Anahtarlar Aracılığıyla Deyim Öğretimi

  Bilişsel bilimler alanında elde edilen kazanımların uygulamalı dilbilime aktarılması sürecinde dikkat çeken çalışma alanlarından biri de deyim öğretimidir. Deyimlerin nedensizlik temelinde şekillendiği, bu nedenle de her birinin kendi başına ve daha çok ezbere dayalı olarak öğrenilmesi gerektiğini savunan anlayış, ilk defa George Lakoff ve Mark Johnson tarafından sistemli biçimde ortaya konan Kavramsal Metafor Teorisi'nin ışığında geçerliliğini yitirmiştir. Kavramsal Metafor Teorisi'ne göre dilsel metaforları doğuran, insan zihnindeki metaforik düşünce kodlarıdır. Söz gelimi "Zamanını boşa harcıyorsun. Derslerden arta kalan zamanı aileme ayırıyorum. Zamanını iyi değerlendirmelisin. Zaman kazanmak için başka ne yapabiliriz? Zaman kaybetmeyelim. Daha fazla zamanınızı almayayım." gibi dilsel ifadelerin arka planında zaman kavram alanının paraya ilişkin kavram alanı ile anlaşılmasını sağlayan ZAMAN PARADIR kavramsal metaforu vardır. Böyle bir kavramsal öbeklenme, deyimler için de söz konusudur. Bu düşünceden hareketle, özellikle ikinci dil öğretimi alanında ve daha çok üniversite öğrencilerine yönelik olarak yapılan metafor farkındalığı geliştirme çalışmalarından verimli sonuçlar elde edilmiştir. Ancak bu alanda Türkçenin gerek yabancı dil gerekse ana dili olarak öğretimine yönelik araştırma ve uygulamalar sınırlıdır. Bu çalışmada, söz konusu teoriyi tanıtarak bu teori doğrultusunda oluşturulacak bir eğitim modeline ilişkin önerilerde bulunmak hedeflenmektedir. Bu doğrultuda, günlük hayatta sık kullanılan, dolayısıyla Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenenler için de önem taşıyan organ adlarıyla ilgili deyimlerin öğretimine yönelik bir çerçeve oluşturularak etkinlik örnekleri sunulacaktır.

 Giriş

"Kelimelerin anlamları yoktur, kullanımları vardır." Bu söz, dilde bağlamın önemini vurgulaması kadar kelimelerin zaman içinde kazandığı anlam çeşitliliğinin sebeplerine işareti etmesi bakımından önemlidir. Varoluş serüveninin başlangıcından itibaren tabiatı değiştirme iradesini kullanan insanoğlu, bir vakit belli bir varlığı, durumu, niteliği ya da eylemi karşılamak üzere yarattığı kelimelerini de nesneler arasındaki ilişkilere dair gözlemleri ve deneyimlerinden hareketle yeniden biçimlendirmiştir. Oturmak gibi son derece basit bir eyleme aracılık eden bir tabure nesnesinde, oturulacak kısmı yüksekte ve dengede tutan belli bir uzunluk ve kalınlıktaki parçalar ile kendi vücudu arasındaki benzerliği gözlemleyen insan, bu parçalara çekinmeden "bacak" adını vermiş; daha minicik bir bebekken sarılıp sarmalanma sırasında duyduğu fiziksel sıcaklık ile sevgi, merhamet, yakınlık duyguları arasında ilişki kurmasını sağlayan tecrübe sayesinde bu kavram alanlarına ilişkin kelimeleri bağdaştırarak kullanmıştır (Lakoff ve Johnson, 46). Söz figürü adını verdiğimiz bu tür kullanımların sayısı o kadar fazladır ki dilde, kelimelerin ilk anlamlarından ziyade bu tür ikincil anlam ve kullanımlarının yaygın olduğunu iddia etmek abartı olmaz. Bunun için "göz, ağız, burun, açmak, kesmek, sıcak, sert" vb. kelimelerin sözlükteki görünüşüne bakmak yeterli olacaktır. Üstelik bu ifadeler, günlük dilde de sıkça kullanılmaktadır. Konuyla ilgili olarak Pollio vd.nin (1977) serbest konuşmada bir dakikalık sürede ortalama 5,9 figürü kullanıldığına ilişkin tespitleri dikkate değerdir (Tolchinsky 2004, 247). Bu ifadeler söylem içinde de "eğlendirme, etkili ve güzel söz söyleme, karşılaştırmalar (benzerlik/farklılık) yapma, vurgulama, vurguyu azaltma, açıklama, düşünceyi provoke etme, dikkat çekme" gibi çok çeşitli işlevlerle kullanılabilmektedir (Robert ve Kreuz 1994, 161). Bu çeşitlilik konunun önemini bir kat daha arttırmaktadır.

Yukarıda genel olarak söz figürleri/ikincil kullanımlar gibi adlandırmalarla ifade ettiğimiz örnekler arasında deyimler de önemli bir yer tutmaktadır. Deyimlerin kullanım sıklığı ve yaygınlığı göz önünde bulundurulduğunda bu dil ögelerinin öğretimi konusu önem kazanmaktadır. Türkçe öğretimi alanında söz varlığını geliştirme alanının bir bileşeni olarak düşünülebilecek deyim öğretimine yönelik olarak "deyimlerin bağımsız birimler olarak öğretimi, resimlerle/karikatürlerle, ve hikâyelerle deyim öğretimi" biçiminde üç temel yaklaşımdan söz etmek mümkündür (Mert 2009, Mürsel 2009,

Örge 2003). Bu yaklaşımların arka planında "deyimlerin nedensizlik temelinde şekillendiği, bu nedenle de her birinin kendi başına öğrenilmesi gerektiği" anlayışı vardır. Ancak bu anlayış, ilk defa George Lakoff ve Mark Johnson (1980) tarafından sistemli biçimde ortaya konan Kavramsal Metafor Teorisi'nin ışığında geçerliliğini yitirmiştir.

I. Kuramsal Çerçeve

Kavramsal Metafor Teorisi, Lakoff ve Johnson tarafından 1980 yılında yayımlanan "Metaphors We Live By" adlı çalışma ile ortaya konmuştur. Teoriye göre klasik yaklaşımın bir söz figürü olarak ele aldığı "metafor", dilden önce düşüncede gerçekleşen bir etkinlik olup insanın kavram sistemi bizatihi metaforiktir. Bu yeni anlayışta metafor, kelimenin -söylenegeldiği üzere benzerlik ilişkisine dayalı olarak- uğradığı bir anlam değişmesi değil; gerçeklik ve onun algılanışı hakkında yeni bilgi sağlayan bir üretim sürecidir. Metafor, kavramların bir niteliğidir. Bu bağlamda "Bu aşkın sonunda, aşkın dikenli yollarında, aşkımızın yol ayrımında" vb. dilsel ifadeleri doğuran mekanizma, zihinde aşkın yolculuk biçiminde kavramsallaştırılmasını (AŞK YOLCULUKTUR) sağlayan kodlama sistemidir.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...