• Yabancılara Türkçe Öğretimi
  • Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Yazma Ve Konuşma Becerileri Kazandırmada İletişimsel Yaklaşımın Kullanımı İçin Model Önerisi

Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Yazma Ve Konuşma Becerileri Kazandırmada İletişimsel Yaklaşımın Kullanımı İçin Model Önerisi

Yabancı dil öğretim sürecinin, yalnızca öğretmenlerin edindikleri deneyimler ve yaptıkları gözlemlere dayanmaması ve bu sürecin, seçilen yöntem veya yaklaşımın gerektirdiği sağlam kuramsal temellerle desteklenmesi gerekmektedir. Bu araştırmada geçtiğimiz yirmi yıl içerisinde dil öğretiminde büyük bir çığır açan iletişimsel yaklaşımın yabancılara Türkçe öğretiminde uygulanması ele alınmıştır. Yabancılara Türkçe yazma ve konuşma becerisi kazandırmada uygulanması için iletişimsel yaklaşımla geliştirilen etkinliklere yer verilmiştir. Araştırmanın amacı modern bir dil öğretim yaklaşımı olan iletişimsel yaklaşımla yazma ve konuşma etkinlikleri hazırlayarak Türkçeyi yabancılara öğreten öğretmenlere alternatif etkinlikler sunmaktır. Etkinlikler oluşturulurken iletişimsel yaklaşımda kullanılan dil öğretim tekniklerinden (grup çalışması ve ikili çalışma, drama, doğaçlama, rol oynama, benzetim, sorun çözme, iletişim oyunları) faydalanılmıştır.

1. Giriş

Dil, ilk çalışmaların yapılmaya başlandığı zamandan beri bir iletişim aracı olarak tanımlana gelmiştir. Aksan'a (2003) göre dil, düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü, çok gelişmiş bir dizgedir. Dilin tanımını yapan her teorisyen gibi Aksan da dilin iletişimi sağlamada temel araç olduğuna dikkat çekmiştir. Yani dilin kullanılmasında esas amaç iletişim kurmak, anlaşmaktır. Dil her ne kadar bir dizgeler sistemi olsa da insanlar konuşurken dilin bu yönüne dikkat etmezler. Zira konuştuğu dilin sistemi ve yapısı adına hiçbir şey bilmeyen insanlar da dilin kendilerine tanıdığı olanakları çok güzel kullanabiliyorlar.

Bu noktada dil öğretim sürecinin de yeniden sorgulanması ve ona göre şekillendirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Eğer dili kullanmadaki esas amaç iletişim sağlamaksa dil öğretiminde de iletişimin ön plana çıkarılması gerekir. Ülkemizde dil öğretimi adına ilk akla gelen dilin kurallarının klasik yöntemle anlatılmasıdır. Oysaki dünyada bu şekilde bir dil öğretimi kabul görmemektedir. Dil öğretiminde temel amacın ise öğretilmek istenen dilin olanaklarının ve ifade gücünün metin esaslı olarak öğrencilere kazandırılması olmalıdır.

Dili bir kurallar bütünü olarak görmek ve bu kuralları klasik yöntemle kavratmaya çalışmak, dil öğretim sürecini zora sokmaktadır. Oysaki dil en iyi yaparak ve yaşayarak öğrenilir. Türkçeyi öğrenen bir yabancı öğrenme sürecinde aktif olmadığı sürece Türkçe iletişim yeteneği kazanamaz.

Dil bilim, dili her yönüyle ele alan ses, vurgu, sözcük, sözdizimi ve anlam açısından inceleyen, ortaya çıkan sonuçları sistemli hale getirip betimlemeye çalışan bir bilim dalı olarak tanımlanabilir. Dil bilim, bu tanımdan da anlaşılacağı üzere geniş bir alana sahiptir. Dilin her boyutu dilbilimin ilgi alanına girmektedir.

Modern dil bilimin ünlü teorisyenlerinden Chomsky'nin üretimsel-dönüşümlü dil bilgisi kuramına göre dilin doğası iki kavramla açıklanabilir. Bunlardan biri Competence (yeti) diğeri ise Performance (edim) kavramlarıdır. Burada Competence kavramıyla bir dilin alt yapısının, yani bir dil sisteminin insanın beyninde veya zihninde nasıl işlediğini kavramaya, anlamaya yarayan bir sistemin olduğu, Performance kavramıyla da o dilin günlük hayatta uygulanışı, yazılı ve sözlü iletişim ortamlarında kullanılışı anlatılmak istenmiştir. Son dönemlerde bu kavramlarla dilin doğasını açıklamanın yetersiz olduğu ve bunun yanına bir de Communicative Competence denilen iletişim yetisi adıyla üçüncü bir boyutun eklemesinin uygun olacağı görüşü ağırlık kazanmıştır (Demirel, 1999: 42).

Diğer yandan yabancı dil öğretim metotlarının çoğu, öğrencilerin amaç dilde iletişim kurmayı öğrenmelerini hedeflemektedir. 1970'lerde eğitimciler amaç yolda doğru ilerleyip ilerlemedikleri hususunda kendilerini sorgulamışlardır. Bazıları, öğrencilerin sınıf ortamında yabancı dili rahatça konuşabildiklerini fakat okulun dışında herhangi bir sosyal ortamda öğrendikleri yabancı dilde iletişim kuramadıklarını gözlemlemişlerdir.

Başka bir grup eğitimci de yabancı dilde iletişim kurmak için sadece dil yapılarını öğrenmenin yeterli olmadığını saptamışlardır. Öğrenciler dil yapılarını kullanmayı bilebilirler fakat dili kullanamayabilirler. Kısacası, yabancı dilde iletişim kurabilmek için dil kalıpları ve yapılarından daha fazlasına gereksinim vardır. Bu da iletişimsel yetidir, yabancı dilde nerede, ne zaman, ne diyeceğini bilebilmektir. Bu şekildeki gözlemler, 1970'lerin sonlarında ve 1980'li yılların başlarında eğitim alanında dilsel yapı odaklı yabancı dil eğitim metodundan, iletişimsel yaklaşıma yönelik bir değişime katkıda bulunmuştur (Freeman, 2006: 121).

Budak (1992)'a göre iletişimsel yaklaşım, öğretmenin yönlendiriciliğinde, öğrenciler arası etkileşime dayanan ve özgüveni geliştirmeyi ön planda tutarak, öğrenci ilgisini sürekli canlı tutmayı ve böylece eğitim programındaki hedeflere ulaşmasını amaçlayan öğrenci merkezli bir yaklaşımdır.

İletişimsel yaklaşım, dille iletişim kurulmasında dil bilgisi kurallarının yanında bazı kullanım ve konuşma kurallarının da olduğunu vurgular. Dil öğrenmenin temelinde yatan ana amaç, dilin asıl işlevi olan yazılı-sözlü iletişimin sağlanmasıdır. Buna göre, dilin kurallarından çok bir iletişim aracı olarak kullanılması önemlidir. Dil öğretiminde kurallarına uygun cümle aşaması son aşama olmalıdır. Dil öğrenme sürecinde öğrencinin geçirdiği zihinsel süreç önemli bir yer tutar. Bu yaklaşıma göre, öğrenciler kalıpları ezberlemek yerine, öğrendiklerini anlamaya ve kavramaya yönlendirilir. Geçirdiği zihinsel süreç sonrasında amaç, anladıklarını ve kavradıklarını uygulama sahasına koymalarını sağlamaktır. İletişim öğrencinin cümleler kurmasıyla değil, bu cümleleri sınıflandırması, sorular sorması, bir görüş ifadesi haline getirmesiyle gerçekleşir (Hengirmen, 2000: 31-36).

Bu genel bilgilerden hareketle iletişimsel yaklaşımın özellikleri şu şekilde sıralanabilir (Demirel, 1999'dan Akt. Temizöz, 2008: 31-32):

    "Sınıf ortamı, gerçek hayatın ve gerçek iletişimin provası için uygun fırsatı sağlar. Bu sebeple yaratıcı rol oynama, benzetim, projeler, anketler gibi kendiliğinden, doğaçlama oluşacak ürünler üzerinde durulur.

    İletişim, bütün işlevlerin izgesini (bilgi edinme, özür dileme, sevdiği/ sevmediği şeyleri belirtme gibi) ve niyetleri (geç kaldığı için özür dilemek, en yakın postanenin nerede olduğu sormak gibi) içine alır.

    Öğrenciler, o dilin konuşulduğu ülkeye gittiklerinde karşılaşacakları gerçeğe hazırlıklı olmalıdır, günlük hayattaki her türlü durumla başa çıkabilmelidirler.

    Ortalama bir iletişimi sağlayacak dil öğretimi üzerinde durmaktadır. Bütün iletişimlerin sosyal amaç taşıdığına (öğrencilerin söylemek ya da öğrenmek istediği bir şeyler olduğuna) inanmaktadır.

    İletişimsel yaklaşım, sadece konuşma yeteneğiyle sınırlı değildir. Okuma ve yazma yeteneklerinin de, öğrencilerin kendilerini dört yetenek alanında yeterli hissetmeleri için, geliştirilmelerine yardımcı olmak gerekir. Okuma, özetleme, çeviri, tartışma gibi çeşitli aktivitelerle dil daha akıcı hale gelir, öğrencilerin dili kullanımı daha da gelişir.

    Hatalar, dil öğreniminin doğal bir parçasıdır. Dili akıcı ve yaratıcı bir şekilde kullanmak için elinden geleni yapmaya çalışan öğrenciler, mutlaka hatalar yaparlar. O an hemen o hatayı düzeltmek gereksizdir ve yaratıcılığı engeller. Düzeltme ertelenir, öğretmen tarafından not edilir, daha sonra üzerinde durulur.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...