Dil-Kültür İlişkisi Ve İran'da Türkçe Öğretimine Etkisi

Kültür ve dil kavramlarının birbiriyle sıkı sıkıya ilişkili olduğu bilinmektedir. Dil ve kültür arasındaki bu ilişki, anlam bilimi düzeyinde, o dilin söz varlığında en belirgin şekilde kendini göstermektedir. Bir dilin söz varlığı, o dili konuşan halkın gelenekleri, inançları ve yaşama bakış ları hakkında genel bilgiler verir. Bu nedenle bir halkın yaşayışında meydana gelen değişiklikler o halkın konuştuğu dili ve söz varlığını doğrudan etkiler. Bu hususun ışığında geçmiş yüzyıllarda Türkler ile Farslar arasında doğrudan ve dolaylı iletişim yaşanmıştır. Bu çerçevede Türk kültürüyle Fars kültürünün birbirleriyle olan münasebetinin sonucu olarak da Farsça ile Türkçe arasında ciddi bir ilişki ve kültür, dil, bilgi alış verişi ortaya çıkmıştır. Öyleki bu ilişki islamiyet öncesi dönemden günümüze kadar sürmüştür. Bu ilişkinin en etkili olduğu alanlardan biri de dildir. Farsça ile Türkçe arasındaki ilişki sadece kelime alış verişi ile sınırlı kalmamış aynı zamanda dillerin söz dizimi bile bu ilişkiden etkilenmiştir. Bu çalışmada İranda yabancı dil olarak Türkçenin öğretiminde, bu ilişkiden nasıl yararlanabilineceğini, İran'da Türkçe öğretiminin diğer ülkelere göre farklı yanlarının neler olduğunu, Türk ve Fars kültürünün ortak yönlerinin, yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin en çok zorlandığı atasözü ve deyimlerin öğretimini nasıl kolaylaştırdığını, Farsça ve Türkçe arasındaki ortak kelime, deyim ve atasözlerinin neler olduğunu, farklı kurlarda Türkçe öğrenen İranlı öğrencilerin bildikleri ve kullandıkları kelime, atasözü ve deyimlerden örneklerle ortaya koymaya çalıştık.

1. Giriş

Dünyada dil öğretimi çok eski tarihlere dayanmaktadır. Her milletin, her kavmin kendine göre bir anlaşma sisteminin var olduğu gerçeğinden yola çıkarak dil öğretiminin asırlar boyunca var olduğunu söyleyebiliriz. Tarihi çok eskilere dayanan ve dünyanın en büyük dilleri arasında yer alan diller, bu durumunu ait olduğu milletlere borçludur. Çünkü tarihte iz bırakan milletler dillerini geliştiren, koruyan ve başka toplumlara öğreten milletlerdir. Bu bağlamdan hareketle bu büyük dillerden biri de Türkçedir. Türkçenin yabancı dil olarak öğretim tarihi ise ilk yazılı kaynak olarak bilinen Kaşgarlı Mahmud'un yazdığı Divan u Lügati't-Türk'e dayanmaktadır. Türkçe bugün ortalama 200 milyon insan tarafından kullanılmakta ve dünyada en çok kullanılan diller arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Fakat ülkemizde yabancı dil olarak Türkçenin öğretimi 1970'li yıllardan itibaren önem kazanmaya başlamıştır. Türkçenin yabancılar tarafından öğrenilmek istenmesi ve ülkemizin ekonomik ve politik ilerlemelerine paralel olarak yurt dışında açılan Türk liseleri ve üniversitelerde okutulan Türkçe dersleri sayesinde birçok yabancı, Türkçeyi öğrenme ve tanıma fırsatı bulmaktadır. Bu gelişmeler ışığında bugün dünyanın birçok yerinde Türkoloji kürsüleri, Yunus Emre Enstitüleri açılmakta ve buralarda Türk dili, Türk kültürü öğretilmekte ve Türkçe dersleri verilmektedir. Bu bağlamdan hareketle yabancı dil olarak Türkçenin öğretildiği yerlerden biri de İrandır. Fakat İran'da Türkçe öğretimini diğer ülkelere göre farklı kılan-kolaylaştıran- bir etken vardır. Bu etken ise Türk kültürü ve Fars kültürü arasındaki ilişki ve buna bağlı olarak gelişen Türkçe ile Farsça arasındaki dil ve kültür alış verişidir.

İslamiyet öncesi dönemde başlayan ve günümüze kadar devam eden Türkler ile Farslar arasındaki ilişki ortalama ondört yüzyıllık bir geçmişe sahiptir. Çeşitli sebeplerle Orta Asya'dan Anadolu'ya göç eden Türkler ile Farslar arasında birçok alanda olduğu gibi kültür alanında da yüzyıllar boyunca etkili bir iletişimin varlığı gözlemlenir. Bu etkileşimin temelinde ise müşterek din ve komşuluk unsurlarının etkileri bulunmaktadır.

"Tatsız Türk bolmas - Başsız börk bolmas"

Kaşgarlı Mahmud'un 11. yüzyılın son çeyreğinde yazdığı Divan u Lügati't -Türk adlı eserinde yer alan bu atasö zü, Türklerle İranlıların, Türkçe ile Farsçanın tarihî ilişkisini göstermek bakımından son derece önemlidir. Türklerle İranlıların, tarihin çeşitli dönemlerinde ortak bir coğrafyada uzun zaman bir arada yaşadıkları, bu birlikteliğin zaman zaman siyasî çekişmelere ve savaşlara dönüştüğü bilinmektedir. Bu anlamda, Türk-İran ilişkilerinin, İslamiyet öncesi ve sonrası dönemlerde, başta siyasî, tarih ve coğrafya olmak üzere din, dil, edebiyat, felsefe, sanat, mimari, bilim tarihi, halkbilim gibi pek çok bilim alanına konu olabilecek şekilde günümüze dek kesintisiz olarak sürdüğü söylenebilir. (ÖRS : 2006).

DİL- KÜLTÜR İLİŞKİSİ

Evren derinlemesine incelendiğinde birbiriyle bağlantısı olmayan hiçbir şey gösterilemez. Şüphesiz her şey doğrudan ya da dolaylı olarak birbiriyle ilişki içerisindedir. Kavramlar arasındaki bu ilişkilerin bazıları kimi zaman hiç görünmezken, bazıları ise çok derin ve sınırları birbirinden ayrılamayan bir ilişki içerisindedir. Bu bağlamdan hareketle bu ilişkilerden biri de dil ve kültür ilişkisidir. Öyle ki dil ve kültürü birbirinden ayırmak mümkün değildir. Örneğin bir yerde dilden bahsediliyorsa orada doğrudan ya da dolaylı olarak kültürden de bahsediliyordur. Günümüze kadar dil, kültür ve dil-kültür ilişkisi üzerinde çeşitli tanımlar ve yorumlar yapılmıştır. Bu çerçevede;

' 'Dil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendi kanunları içinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık, millet birleştiren, koruyan ve onun ortak malı olan sosyal bir müessese, seslerden örülmüş muazzam bir yapı, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar ve sözleşmeler sistemidir'' (Ergin 1982:14). Aksan'a göre ise; (Aksan 1977: 13) Dil, düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan ögeler ve kurallardan yararlanarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü, çok gelişmiş bir dizgedir.

Demirel (2004:2) ise yapılan dil tanımlarının ortak yönlerini şöyle özetlemiştir:

  • Dil, bir sistemdir.
  • Dil, seslerden oluşur.
  • Dil, bir iletişim aracıdır.
  • Dil bir düşünme aracıdır.
  • Dil insanların oluşturduğu toplumlarda kullanılır.

"Dil, uzun bir zaman içerisinde ve çeşitli tarih, çoğrafya ve kültür şartları altında meydana gelmiş; içtimaî yönü ağır basan tabiî(canlı) bir varlıktır."(Timurtaş1980:13).

Kültür ise: En genel ve en nesnel tanımı ile kültürün, insanın yarattıklarının tümü olduğunu belirten Kongar (2005:19), insanın yarattığı bütün araç ve gereçleri maddî kültüre; yine insanın bütün anlamları, değerleri, kuralları manevî kültüre örnek olarak göstermektedir. Kongar'a göre kültür, doğanın ya da Tanrının yarattıklarına ek olarak, insanoğlunun yarattıklarının tümüdür. Her türlü araç gereç, makine, giyim kuşam, inançlar, değerler, tutumlar, kültürü oluşturan öğelerdir. (Kongar, a.e., s.38)

Kültür sözcüğü, Latince coleri kökünden gelir. Coleri, bakmak, işlemek demektir. Hayat gibi kültür de bireyleri birbirine bağlar, onların kendi içlerine kapalı olan bilinçleri arasında bir köprü kurar. Kültür, kendini kalıtlamaz, aktarır, geçirtir. Oluşumlarını, değerlerini bireylerin birbirlerine vermeleri ile kuşaktan kuşağa geçer. Kültürün kalıtlanan değil de, alınan verilen, geçen bir şey olması, onu edinmek için öğrenmeyi, dünyasına yükselebilmek için bir kavrama ve işleme  davranışının  gösterilmesini   gerektirir. (Gökberk

2004:65,66,67).

Sadık Tural ise kültüre yapılan pek çok tanımı ihtiva eden kapsamlı bir tanım yapar: "Kültür, tarih bakımından mevcudiyeti kesin olarak bilinen bir toplumun, sosyal etkileşme yoluyla nesilden nesle aktardığı manevî ve maddî yaşayış tarzlarının temsil ve tecelli bakımından yüksek seviyedeki bir bileşiği olan, sebebi ve sonucu açısından ise ferde ve topluma benlik, kimlik ve kişilik ile mensubiyet şuuru kazandırma, bütünleşmiş kılma, yaşanan çevreyi ve şartları kendi hedefleri istikametinde değiştirme arzu ve iradesi veren değer, norm ve sosyal kontrol unsurlarının belirlediği bir sistemdir."(Tural 1992b:109).

Dil ve kültür bir elmanın yarısı gibidir. Bu yüzden bu iki kavram birbirinden ayrı düşünülemez. Dil, kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan en önemli araçtır. Bu yüzden dil kültürün taşıyıcısı konumundadır. Dil olmadan kültürün var olması, gelişmesi, değişmesi ve geleceğe aktarılması düşünülemez. Bu bağlamda yapılan tanım ve yorumlara baktığımızda;

Bazen dildeki bir sözcük bile milletin inançları, gelenekleri, kişilerin kendi aralarındaki davranış ve ilişkileri, maddî ve manevî kültürü üzerinde fikir verebilir (Aksan 1977:67).

Her dilde mefhumlar örgüsü bulunduğundan ve her dil insanlığın bir bölümünün tasarlama biçimini ele aldığından, kısacası her dil özel bir dünya görüşünün yankısı olduğundan, yabancı bir dilin öğrenilmesi de insana yeni bir görüş kazandırır, görüş açılarını çoğaltır (Akarsu 1998:64).

Kültür, insan davranışlarının, bu davranışları etkileyen düşünce biçimlerinin, inançlarının, törenlerinin, dilinin ve tüm maddî manevî birikimlerinin oluşturduğu bir bütündür. Kültür bir milletin hayat tarzıdır. Milletin ortaya koyduğu kültürün bütün unsurları dilin söz varlığı içinde değer bulmaktadır. Dil, beden; kültür ise kan ölçüsündedir (Jiangn 2000:328).

Dilin içinde kültürün bütün özellikleri ve tarihi, sosyal birikimlerin hepsi bulunur (Bölükbaş ve Keskin: 2010).

Dil öğretimi kelime veya dil bilgisi öğretimi değil, aynı zamanda o dilin içinde geliştiği kültürün de öğretimidir. Hem yabancı dil öğretiminde hem de Türkçenin yabancı dil olarak öğretiminde kültür öğretimi, üzerinde önemle durulan bir konudur. "Dil kültürüyle birlikte öğrenilir" ifadesi kültürün dilden ayrılamayacağını ve dil öğretimindeki yerini açıkça ifade eder.

YABANCI DİL ÖĞRENİMİNDE VE ÖĞRETİMİNDE KÜLTÜRÜN YERİ

Yabancı bir dili öğrenmek demek o dilin dil bilgisini bilmenin yanında hangi durumlarda dilin hangi yapı ve sözcüklerinin de kullanılacağını bilmek demek olan iletişimsel beceriye de sahip olmak demektir. İletişimsel beceriyi kazanabilmek ise öğrenilen dilin kültürünü bilmekle olur. Bu nedenle dil öğrenimi ve öğretiminde kültür kavramı asla unutulmamalıdır. Bu bağlamda yapılan tanımlara baktığımızda: Sayısız tanımı olan kültür kavramı, yabancı dil öğretiminde de çok tartışılan, yabancı dil öğretimiyle ilgili teori, yöntem ve teknikleri etkileyen, yabancı dil eğitiminde de çağın hızlı akışına uymak için her zaman hesaba katılması gereken, sürekli değişen ve gelişen bir kavramdır ( Aytekin 2009:3).

Yabancı bir dil öğrenme uğraşı aynı zamanda yabancı bir kültürü de anlama /tanıma uğraşı demektir. Yabancı dilde öğrendiği her yeni sözcük, anladığı her yeni tümce, çözebildiği her yeni metin yabancı dil öğrenen kişinin bilincinde, o dili konuşan kişilerle, o kişilerin yaşadığı dünyayla ilgili yeni düşünceler, yeni imgeler oluşmasına neden olur (Tapan 1990: 55). Pehlivan ise; "Yabancı dil öğretimi, aynı zamanda kültür öğretimidir. İnsanlar ait oldukları toplumun ve o topluma ait kültürün kelime ve kavramlarıyla kendilerini ifade ederler. Bütün kelime, kavramların arkasında bir kültür geçmişi vardır. Bu sebeple öğretilen dilin toplumunun yapısı ve sosyal değerleri dikkate alınmalıdır." (Pehlivan 2007:12) demiştir.

Yabancı dil öğretimindeki süreçlerde uygulanan metodlara baktığımızda karşımıza hep yeni yöntemler çıkmıştır. Her yeni yöntemin, bir önceki yöntemin eksiklerini kapatmaya çalıştığını görüyoruz. Bu yüzyılın gözde öğretim metodu ise globalleşen dünyada sadece kelime veya gramer öğretiminin yeterli olamayacağını; çünkü bu kelime ve gramer öğretiminde farklı ülkelerin kültürel farklılıklarından doğan anlama problemlerini çözmenin de zorunlu olduğunu savunmaktadır (Çetinkaya 2008:3).

Yabancı bir dil öğrenilirken, yalnızca öğrenilen dilin dilbisisi kuralları değil, o dilin derin anlamları da öğrenilir. Bu da hem öğrenilen dili hem de öğrenilen dilin kültürünün daha kolay öğrenilmesini sağlar. Sonuç olarak, yabancı dil öğretiminde öğretilen dilin kültürel ögelerine yer vermek, dilin gramer kurallarının yanı sıra, temel kültürel özelliklerini de öğrencilere aktarmak hem öğrenilen dili öğrenciler için daha anlamlı hale getirecek hem de yabancı dil öğrenmenin, zor, sıkıcı ve uzun zaman alan bir uğraş yerine daha zevkli ve kısa sürede ögrenilen bir uğraş olarak algılanmasını kolaylaştıracaktır. Ayrıca, öğrencilerin başka kültürleri tanıması, dünyada başka yaşam tarzında insanların da olduğunun farkına varması (özellikle küçük yaşta dil ögreniminde), öğrenenleri dil ögrenmeye karşı motive ederek öğrenme hızlarını arttırırken, başka kültürlere sahip insanlar ile arasında empati kurmasına ve yabancı dil öğrenmeye karşı olumlu tutum geliştirmesine de yardımcı olacaktır (ER 2006:11).

Devamını okumak için tıklayınız...

 

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...