Sözcüklerde Asıl/Kalıcı Ve Geçici Anlam Ve Bunun Dil Öğretimindeki Yeri

Genel bir ifadeyle iletişim, 'anlam' zemininde gerçekleştirilmektedir. Dilde ses ya da harfler, esasında alıcı ve verici arasındaki anlam ilişkisini kurmaya yarayan vasıtalardır. Her dilde insan zihnindeki anlam nüanslarını ayırt etmek ve alıcıya bunu doğru biçimde iletmek için farklı yollar bulunmaktadır.

Dil, insanoğlunun zihnindeki anlam zenginliklerine karşılık bulabilmek için bir yandan yeni sözcükler üretirken diğer yandan mevcut sözcüklere yeni anlamlar yükler. Bu nedenle her dilde olduğu gibi Türkçede de bir sözcüğün birden çok anlamı vardır. Sözlükler bu anlamları kaydeder. Ancak dil bununla da yetinmez kullanımda sözcüklere geçici anlamlar yükler. İletişimde asıl/kalıcı anlamlar kadar geçici anlamlar da önemlidir.

Bu çalışmada sözcüklerin anlam nüansları, anlam farkı oluşturmak için Türkçede yaygın olarak kullanılan yöntemler, Türkçede sözcüklerin bugüne kadar kaydedilmiş anlamları ile sözlüklerde yer almayan geçici anlamları üzerinde durulmuştur. Ayrıca iletişimde asıl/kalıcı anlamlar kadar yaygın olan ve iletişimi canlandıran bu geçici anlamların dil öğretiminde yeri, önemi ve zamanı ele alınmıştır.

Bağlama göre belirlenen geçici anlamlar genellikle şiirlerde, gazete dilinde, siyasette ve spor alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle sözcüklerin kaydedilmemiş anlam nüanslarını tespit etmek ve bunları öğretebilmek için C1 ve C2 seviyesindeki öğrencilere gazetelerden spor ya da siyaset haberleri okutulmalıdır.

 

1.1. Giriş

Genel bir ifadeyle iletişim, 'anlam' zemininde gerçekleştirilmektedir. Dilde ses ya da harfler, esasında alıcı ve verici arasındaki anlam ilişkisini kurmaya yarayan vasıtalardır. Sözlü ya da yazılı iletişimde anlamı etkileyen unsurlar, temelde insan zihninin enginliği ve genişliğine bağlı olduğundan çok çeşitli ve değişkendir. Dil denilen iletişim vasıtası, insan zihninin sınır kabul etmez esnekliği içinde çok sayıda etkene bağlı olarak her an değişebilen anlamı kaydetme ve bunu muhatabına doğru biçimde aktarma çabası içindedir. Dilbilimci de dil ve beyin arasındaki bu ilişkiyi tanımlama ve tasnif etme gayretindedir.

Dilbilimciler, dilde anlamı etkileyen çok sayıda faktör olduğunu, sözcük anlamının zaman, coğrafya, cinsiyet, yaş, sosyal statü ve bağlam gibi birçok etkenle ilişki içinde bulunduğunu ileri sürmektedir. Önceki çalışmalarımızda sözcüğün anlamı ve zaman arasındaki ilişkiye işaret etmiş, bir sözcüğün anlamında zamanla ortaya çıkan değişmeleri tespit etmiştik (Sarı 2007; 2011; 2012).

Bilindiği üzere, Türkiye Türkçesi ağızları üzerinde yapılan çalışmalarda bölgesel farklılıklara göre değişen anlam özellikleri kaydedilmiştir. Örneğin, Derleme Sözlüğü 'nde kayıtlı, yazılışları aynı olan çok sayıda sözcüğün, farklı bölgelerde farklı anlamlarda kullanıldığı tespit edilmiştir.

Pierre Guiraud ise anlam ve bağlam arasındaki sıkı ilişkinin altını çizer. Guiraud'a göre anlam, bir sözcüğün aynı bağlamdaki diğer sözcüklerle kurduğu ilişkiyle belirgin hale gelmektedir. Bu nedenle sözcükte esas olan, anlam değil kullanımdır. Her sözcüğün anlamı, daha doğrusu anlamları, taşıdığı varsayılan imgeyle değil, içinde bulundukları bağlantıların tümüyle tanımlanabilir. Bu tanım, Saussure'un değer kavramına işaret etmektedir. Anlam bakımından değer, göstergenin dildeki öbür biçimlerle kurduğu bağlantının sonucu olarak ortaya çıkar. Örneğin kırmızı sözcüğünün değerleri ve bunun doğal sonucu olarak kullanımları dilde turuncu, pembe, erguvan vb. sözcüklerin bulunmasına bağlıdır (1975:27). Bu bakış açısı kullanımı esas almayan bütün sözlükleri değersizleştirmektedir. Bu eksikliğin farkında olan sözlükçüler, bir sözcüğün muhtemel bütün anlamlarını kaydedebilmek ve örneklendirmek için çok sayıda anlam sıralaması yapmaktadır. Ne var ki bütün bu çabalar, insan zihnindeki değişken ve kaygan olan anlamı tam anlamıyla yansıtmakta yetersiz kalmaktadır.

Her dilde olduğu gibi Türkçede de anlam farkı oluşturmak için birtakım yol ve yöntemler bulunmaktadır. Bunların bir kısmı ses bilgisi, bir kısmı biçim bilgisi, bir kısmı ise söz dizimi ile ilgilidir.

Anlam farklı oluşturmak için sesten yararlanmak mümkündür. Örneğin sözcüğün ses yapısı değiştirilerek yeni bir anlam oluşturulabilir. Esasında sözcüğün ses yapısı üzerinde değişiklik yaparak anlam farklı oluşturmak Arapça gibi bükümlü dillere özgü bir sistemdir. Arapçada sözcük türetiminden, çekime, çatıdan cinsiyete kadar hemen hemen dildeki bütün biçimler, sözcüğün ses yapısı üzerinde yapılan birtakım değişiklik ya da eklemelerle yapılmaktadır. Benzer durum az sayıda olsa da İngilizce ve Almancada da görülmektedir. İngilizcede bazı sözcüklerde teklik çokluk biçimi oluşturmak için ses değişikliği yapılır. Örnek: man-men (erkek-erkekler), woman-women (kadın-kadınlar) gibi. Almancada da benzer bir durum vardır. Örnek: mutter-mütter (anne-anneler).

Tam anlamıyla örtüşen bir örnek olmamakla birlikte, sözcüğün ses yapısında değişiklik yapmak ve bu yolla farklı anlamlar üretmek Karahanlı Türkçesinde de görülmektedir. Örneğin DLT'de insanın elçisi yalafar; Allah'ın elçisi yalavaç biçimindedir. Benzer biçimde insanın kızması kırga- fiili ile karşılanırken; Allah'ın kızması karga- fiili yapılmaktadır. Bugün de bazı sözcüklerde ses değişikliği ile farklı anlamda sözcükler yapılmaktadır. 

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...