Türkçenin Yabancı Dil Olarak Öğretilmesi

            Türkçenin Dil Sınıflamalarındaki Yerini Bilmenin Önemi

            Türkçe'nin de içinde bulunduğu "Altay Dil Grubu", Orta Asya'daki Altay Dağlarından daha da öteye uzanmaktadır. Kuzey Sibirya'da konuşulan Yakutça'yı bile kapsadığına göre ne denli geniş bir bölgede egemen olduğu ise hala araştırılmaktadır.

Hemen hemen bütün dil uzmanları Moğolca ve Mançu dilini de bu gruba kattıkları halde, Korece ve Japonca'nın durumları tam olarak açıklanamamıştır. Bazı dilciler Korece ve Japonca'yı Altay Grubundan sayarken bazıları yalnızca Korece'yi bu gruba sokmakta; ötekilerse bunları ayırarak ailesi olmayan diller grubuna koymaktadırlar.(Hayes, Ornstein, Gage: 1976)

           Dillerin bilimsel çevrelerce benimsenen geleneksel iki tür sınıflamasının ilki biçim ve yapısaldır. Sözcük ve sözcük türlerinin yapım ve biçimsel görünümlerine göre sınıflandırılmaları dilbilim, yabancı dil öğretmen ve öğrencilerine sözkonusu dili tanıma, yaklaşım, yöntem ve öteki ve kendi ana dilleriyle karşılaştırma: benzer ve benzemezlikleri saptayarak bilinçli öğrenim ve öğretimi gerçekleştirme açılarından yarar sağlar. Bu tür sınıflandırmada dünya dilleri üçe ayrılır:

  1. Tek heceli                     (ayrışkan / yalınlayan) diller.
  2. Eklemeli ve Kaynaşık   (bitişken / bağlantılı, kaynaştıran) diller.
  3. Çekimli                               (bükümlü / bükünlü / bükümleyen) diller.

Dilimiz Türkçe bunlardan Eklemeli (bitişken, bağlantılı, kaynaştıran) diller kümesinde yer alır. Çünkü oldurganlık, ettirgenlik, edilgenlik gibi çatı ekleriyle zaman, olumsuzluk, yeterlik ve yetersizlik, soru, istek, koşul, çoğul, durum gibi yapım ve çekim ekleri belirli sıralarla köke eklenir.

Sözcüğün değişmez ve çözümlenemez bir birim olduğu "Vietnamca" tek heceli dillerin belirgin örneğidir.

Sözcükleri biçimlere düzgünce ayrılamayan, biçim-birim simgesiyle dilbilgisi sınıfı arasındaki ilişkisi karmaşık olan eski Yunanca, Latince ve o aileden gelen öteki Avrupa dilleri de "bükümlü" diller olarak sınıflanırlar.

İkinci ve en son sistemde diller, bildirim (haber) kipli yalın cümlelerde ortaya çıkan özne (Ö), fiil (F) ve nesne (N) temel kurucuların sıralanışlarına göre sınıflanmaktadır: (Greenberg 1966). Bu sistem ilk olarak tüm dilleri üç ana sınıfa ayırmaktadır: ÖFN, FÖN ve ÖNF sıralı diller gibi. En önemli ayırımın ÖFN ile FÖN dilleri arasında olduğu görülür. Çünkü fiil ve nesne sıralanmasıyla öteki bazı söz dizimi özellikleri arasında yaygın bir ilişki olduğu iddia edilmektedir. Örneğin Japonca gibi bir dil temel olarak NF sırasını izliyorsa, bu dilde ilgeçlerin ve sıfat, tamlayan durumlu ilgi tümceciği niteleyenlerinin bir addan önce geleceği kestirilebilir. "Thai" gibi örnek olarak verilen FN dillerinde ise, iyelik, sıfat, tamlayan durumu ve öteki niteleyenler addan sonra gelirler.

Bu son sınıflamada Türkçe, üçüncü olan ÖNF kümesinde yer alır. Dolayısıyla hem Türkçe hem de Japonca NF sırasını izlediklerine göre ortak sözdizimi özelliklerine sahiptirler. Bu demektir ki Japonca öğrenen bir Türk, ya da Türkçe öğrenen bir Japon bundan oldukça yararlanacaktır. Öğretmenlerin bunları önceden bilmeleri işlerini hayli kolaylaştıracak, olası sorunları yaşanmadan çözümleyebileceklerdir.

Dilsel benzerlik ve ayrılıklar bütün diller için geçerli olmayabilir; ancak diller düzey, sistem ve kümeler olarak ele alındıklarında bu özellikler açığa çıkacaktır.

Dildeki Kör Noktalar

Charles C. Fries, 1957'de Robert Lado'nun yazdığı "Linguistics Across Cultures" (Çapraz Kültürlerin Dilbilimi) kitabının önsözünde şöyle diyor: Ana dilini öğrenmeye çalışan bir çocuk bir yandan bu dilin iletişim sağlamaya yönelik önemli ve çarpıcı aykırılıklarına dikkat ederken öte yandan da bu biçimde gelişmeyen öteki tüm ayrıntıları göz ardı etmeyi öğrenir. O, kendi ana dilinin çarpıcı iletişim kodlarını oluşturmayan belirgin yönlere tepki vermesini önleyen bir dizi "kör nokta" geliştirmiştir. İşte bu nedenle ikinci bir dili öğrenmek ilk dili öğrenmekten çok daha farklı bir çalışmayı gerektirir. Temel sorunlar yalnızca yeni dilin kendine özgü belli başlı güçlüklerinden değil, aslında ilk dildeki alışkanlıkların yarattığı özel bir "ket vurum" dan kaynaklanmaktadır.

Kültürlerarası sağlam bir anlayış amaçlanıyorsa, dil-toplum-kültür alanlarında da var olduğu saptanmış olan yukarda sözünü ettiğimiz benzer "kör noktaların" üstesinden gelinmelidir. Bunun, tüm dil öğretiminin temel hedefi olarak görülmesi gerekir. Özünde Lado da, bu kitabının kendi yazdığı önsözünde "Öğrencinin ana dili ve kültürüyle, öğrenilecek olan dili ve kültürü sistemli bir biçimde karşılaştırarak öğrenmede sorun olabilecek ya da olmayacak kalıpları kestirip saptayabiliriz. Kanımızca, çağdaş eğitim ve deneysel araç-gereçlerin hazırlanması bu tür karşılaştırmaya dayandırılmalıdır" demektedir.

İşte C. Fries'in tanıyı koyup açıkladığı ve R. Lado'nun vurguladığı bu önyargı ya da kör noktaların aydınlatılması, ortadan kaldırılması için sistemli çalışma ve alıştırmaların yapılması gerekir. Öncelikle yabancı dil öğretim programlarında bunlar yer almalıdır. Böylelikle karşılaştırılan dil ve kültürlerin örtüşen ve çelişen noktalarına dikkat çekilerek öğrenci açısından çelişen ve ters düşen konularda ilerde olumsuz sonuçlara yol açabilecek boyutta sorunlar yaşanmaması için öğretmen özellikle bu konuları programa alarak işlemelidir.

Buraya kadar yabancı dil öğretmeninin, amaç yabancı dili öğretirken dillerin genel özelliklerinden nasıl ve ne yönde yararlanabileceğini sergiledim. Bu bilgilerin ışığında yabancı dil öğretmeninin programını yapmadan ve uygulamadan önce neleri araştırıp bulması, nelere dikkat etmesi, dil ve kültür ilişkilerinin ne denli önemli olduğunu göstermek ve hatırlatmak istedim.

Devletimizin bir "Türkçe Öğretim Politikası" var mı?

Türkçe'yi yabancı dil olarak öğretecek öğretmenin (bundan sonra yalnızca "öğretmen" diye belirteceğim) Türk olduğu varsayımıyla olaya yaklaşmam gerekiyor. Tersi durumda, Türkçe'yi ana dil olarak öğrenmemiş, Türk dilinin incelik ve özelliklerini, kültürünü bilmeyen bir öğretmenin başarılı olma şansı çok azdır.

Bir ulusun dilinin yabancı dil olarak öğretilmesi, herşeyden önce devletin sahip çıkıp yönlendireceği, politikalarını saptayacağı, öğretilecek kurumları, uygulanacak programı, hangi nitelikte olan elemanların çalıştırılacağını, araç-gereç yönünden nelere gereksinim duyulacağını ve bunların nasıl sağlanacağını önceden bilmek ve tüm hazırlıkları yaparak işe girişmek çok ciddi, titiz ve süreklilik isteyen bir iştir.

Devlet böyle bir görevi ya da gereksinmeyi yerine getirmek için bazı resmi kurumlara yetki ve sorumluluk verecektir. Bildiğim kadarıyla ilk olarak 1993 yılında başlatılan "Büyük Öğrenci Projesi" çerçevesinde Türk Cumhuriyetleri, Türk ve Akraba Toplulukları için önce Ankara Üniversitesinde TÖMER (Türkçe Öğretim Merkezi) kurulmuştur. Ankara Üniversitesine bağlı olarak çalışan TÖMER'in, yurt içi ve dışında Türkçe öğretmek için görevlendirilen öğretim elemanlarını yetiştirmek amacıyla program yapmak ve uygulamak; ilgi alanı içerisinde etkinlikte bulunan başka kurumlarla iş birliği yapmak ve ana dili öğretim yöntemlerini geliştirmek amacıyla çalışmalarda bulunmak gibi, yabancılara Türkçe öğretiminin dışında, görevleri olduğunu da biliyorum. 1997 yılından bu yana Gazi Üniversitesi TÖMER'de kitap yazım çalışmalarının sürdürüldüğü de bilinmektedir.

Bu bağlamda bu kurumların ne denli bilimsel ve amaca uygun çalıştıkları, aldıkları sonuç ve yaptıkları etkinliklerin kimlerce denetlendiğini; bu denetim sonucunda ne gibi önlemler, düzeltmeler, gelişmeler sağlandığı konusunda ulaşabildiğimiz bir bilgi yoktur.

Bu işin öncelikle devletin işi olduğunu belirttikten sonra, genel olarak bir yabancı dili öğretmek için okul, dershane, kurumlar ve buralarda çalıştıracak nitelikli elemanların dışında aşağıda sıralayıp açıklayacağım öğelerde olmazsa olmaz türünden bir bütünü oluşturan önemli birleşenlerdir.

Amaçlar, Hedefler, Program Kuramı, Program Türleri

İlk olarak amaç ve hedefler saptanır. Kurumun amaçları kısa, öz, belirgin ve yönlendirici olmalı; ardından bu amaca ulaşmak için hedefler saptanmalıdır. Her bir hedef bir süreçtir ve belirli bir aşamayı öngörür. Hedeflere sırasıyla ulaşmak ve birini başarmadan bir başka hedefe geçmemek gerekir. Hem amaç, hem de hedefler gerçekçi ve ulaşılabilir olmalıdır.

Bunun ardından kurumun amacı doğrultusunda verilecek eğitimin amaç ve hedefleri genel programda belirtilir. Bu program amaç, içerik, yöntem eğitim araç-gereçleri ve bu konularda izlenecek olan felsefi görüş ve eğitim politikasını kapsar.

Program kuramına göre:

     1)  Programın felsefesi, bir bakıma dayandığı bilimsel, akademik fikir ve görüşler sergilenir.

2) Programın üç ana birleşeni soyut kavramlar olarak konmalıdır: a) Amaçlar ve içerik, b) Öğretim, c) Değerlendirme,

3)  Program  süreçleri:   a)  Sistemli  olarak program  geliştirme,  b)  Programı eğitim Kurumlarında uygulama ve c) Programı değerlendirme.

 

Yukarda çizdiğim çerçevede eğitim ve öğretimden doğrudan sorumlu olan yönetici ve öğretmenler eğitimin içeriği; verilecek derslerin planlanması; gramer öğretimi; sözcük ve deyimlerin sıra, önem ve niceliği; iletişime yönelik işlevci kalıplar; topluma hizmet veren toplu ve farklı iş yerleri ve kurumlarda karşılaşılan dil, kalıplaşmış ve işlevci kullanımlar; bireyi ilgilendiren ve kültürleyen değişik konular; öğretmen yönergesine ve verilen görevleri kotarmaya dayalı teknik çalışmaları kapsayan konular eğitimle öğretimin özel programlarıjolarak ele_alınabilir.

Bu söylediklerimi biraz açar ve örneklersek bu özel programların içerik ve kapsamları daha iyi anlaşılacaktır. Örneğin bir Gramer Programında, öğretilecek klasik ve güncel  cümle  kalıpları,  gramer yapıları,  önemli  kurallar,  gramer açısından cümle çözümlemeleri, kolaydan zora doğru her aşama için ayrı düzeylerde saptanmış, öğrencilerin sonuçta tüm gramer sistemini öğrenmelerini sağlayacak çalışma ve listeler bulunur.

Bir sözcük programı ise, işlenecek konulara ilişkin sözcük ve deyimleri, tamlamalı ve türetilmiş sözcüklerin çözümlemeleriyle ses ve biçimbilim yönünden değişiklikleri, yapım ve çekim eklerini, söz bölüklerini, bağlaçları kalıplaşmış ya da yarı kalıplaşmış deyişleri, sözcüklerin düz ve yan anlamlarını, benzetme kalıp ya da ifadeleriyle, sözcüklerin gramer yönünden sıralanma ve kullanılma özelliklerinin belirtildiği bir kılavuzdur.

Gramer ve sözcük ilişkilerini kapsamayan, ayrı ortamlara dayalı dil kullanımı için banka, süpermarket, seyahat acentası, lokanta, pastane v.b. gibi ortamları yaratacak farklı gerçek yaşam sahneleri planlanabilir ve roller verilip oynayarak gerçekleştirilecek bir ortama dayalı program hazırlanır.

İletişime yönelik işlevci kalıpların kullanımları için, rica, teklif, davet, kabul edip etmeme gibi konularda, örneğin:

a) (pencereyi) kapatır mısınız? b) Lütfen............... mısınız? c) Rica etsem......... mısınız? Pencereyi kapatabilir misiniz? gibi rica gösteren kalıplar listelenir.

Benimle sinemaya gelir misin? gelmek ister misin? Sinemaya gidelim mi?

Önce karnımızı doyursak nasıl olur? v.b. gibi teklif ve davet bildiren cümle ve kalıplar toplanır.

Çok sevinirim, teşekkürler. Çok isterdim ama........................         Ne yazıkki o saatte ben ............................................................

...................... Davetinize katılmak benim için bir onurdur v.b. gibi red ve kabul cümle

ve kalıplarının da birlikte bulunduğu işlevciprogramhazırlanabilir.

Bunun dışında, öğretmen yönergesiyle verilen görevleri kotarmaya yönelik harita ya da krokiye bakarak bir yere gitme, bir adresi bulma, nerede olduğunu söyleme ya da sorma gibi çalışmalar; ayrıca yemek listelerine bakarak yemek seçme ve sipariş verme; ya da yalnızca nesne resimlerine bakarak adlarını yazma, ya da renklerine biçimlerine, yetiştirildikleri yerlere göre bunları sınıflama ya da listeleme gibi daha pek çok görevin verilebileceği "yönergeye göre yap"_programları yapılabilir.

Ayrıca burada adı geçmeyen konulara yönelik özel programları yapmak, hazırlamak, yönlendirmek, uygulamak ve değerlendirmelerini yaparak gerekli değişiklikleri yapmak da öğretmenin görevleri arasındadır.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...