Yugoslavya’da Türkçe Çalışmaları ve Öğretiminin Önemi

Bu bildiri, Federal Yugoslav Cumhuriyeti’nde (FYC) Türk dili çalışmaları ve öğretiminin durumu ve önemini 90’lı yıllardan bugüne inceliyor. Türkoloji’nin gelişimi bu dönemin öncesine, çok daha eskilere, Bosna-Hersek, Makedonya, Hırvatistan ve Slovenya’nın tamamını kapsayan Yugoslavya dönemine dayanıyor elbette. Bilimsel devamlılık açısından bu dönem, daha sonra gelen yıllardaki gelişim sürecine dahil edilmelidir. Ancak bu işi, bu devletlerden gelen meslektaşlarıma bırakıyorum.

Balkanlar, 90’lar öncesi Yugoslavya bölgesi ve bugünkü FYC’nde Türkçe çalışmaları ve öğretiminin durumu ve önemi, diyakronik/tarihsel ve senkronik/çağdaş etmenlerin karmaşık bir kombinasyonu ile belirlenmektedir. Bu özgün durum ve tarihsel perspektifte buna bağlı çoklu etkiler, temel olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun Güneydoğu Avrupa’da yüzyıllarca süren varlığı ve etkinliği tarafından belirlenmiştir. Bugüne baktığımızda ise, Avrupa’nın kaderinin, modern, dinamik ve güçlü Türkiye Cumhuriyeti etmeninden bağımsız düşünülemeyeceği gerçeği, öte yandan bazı Avrupa devletlerindeki geniş Türk göçmen gruplarının varlığı ön plana çıkıyor. Türkiye’nin önemi, bu Avrupa boyutu, Avrasya ve daha geniş global bağlamlarda göz önüne alınmalı ve gereken değer verilmelidir. Bu noktaya, 1986 kadar eski bir tarihte, bu konuda söz sahibi Profesör Alexander Benningsen tarafından da işaret edilmişti. “Türki çalışmaları neden önemli?” sorusunu soran Benningsen şu özlü yanıtı vermişti: “Türki halklar, İmparatorlukların toprakları diye adlandırdığımız Asya’nın kalbinde yaşamaktadırlar. Bu bölge Sovyet Rusya, Ortadoğu, Çin ve Hindistan’ın ortasında yer alır. Dünyanın geleceği bu bölgede şekillenecektir” (Turcic Studies in the World and Turkey-Dünyada ve Türkiye’de Türki Çalışmalar, İstanbul, 1987, s.14). Bugün, bu tespitten sadece on beş sene sonra, bu gerçeklerin peşinde koşan bu bilim adamının ne kadar haklı olduğu, ne kadar açık! Bir zamanlar ‘Asya ile Avrupa arasında bir köprü’ olarak görülen Türkiye, bugün gerçekten de oluşmakta olan makrokıta ‘Avrasya’nın kalbi’ olmanın eşiğindedir. Her ne kadar Türkler, özellikle gençler, global politik, ekonomik ve kültürel süreçlerin aktif katılımcıları olmak için modern dünyanın gerekli ve kaçınılmaz lingua communis’i olarak İngilizce öğrenmektelerse de, Türkçe’nin Orta Doğu ve Orta Asya’nın kimi bölgelerini hızla fethettiğine dair göstergeler de bulunmaktadır. Balkanlar’daki kimi eğitim ve iletişim ağları da buna işaret etmektedir. Geniş Türk göçmen gruplarının yaşadığı Batı Avrupa ülkelerinde de ana dil öğretiminin planlanması ve örgütlenmesi  gittikçe yaygınlaşmaktadır.

FYC’nde, Türkçe çalışmaları ve öğretiminin geliştirilmesine yönelik gittikçe artan bir bilinç söz konusu. Bu alan, oldukça eski bir geleneğe sahip olmakla beraber, göreceli olarak sınırlı bir akademi temeli ve yeterli derecede gelişmemiş bir ağa sahip. Yugoslavya’da Türkoloji’nin yerleştirilmesi ve geliştirilmesinin gereğini destekleyen temel nedenlere ve argümanlara özetle değinmek istiyorum. Belki de önceden söylenmemiş bir şey söylemeyeceğim, özellikle böylesine seçkin ve konularında önde gelen meslektaşlarımdan oluşan bir dinleyici grubuna. Ancak, böyle bir sistemleştirmeye yönelik çalışmanın belli faydaları olacağına inanıyorum.

FYC’nde ve FYC için, Türkçe dili, çeşitli kültürel-tarihsel, bilimsel, iletişimsel ve ulusal, yani toplumsal ve siyasal nedenlerden ötürü önemlidir.

Türkçe konuşmanın kültürel-tarihsel önemi uzun süredir bariz bir şekilde biliniyordu. Bu önemin anlaşılması, Osmanlı sonrası dönemde bu dili üniversite düzeyinde öğrenmenin arkasında yatan temel motivasyondu. Öte yandan bu dili öğrenmenin iletişimsel yönü arka plana itilmişti. Osmanlı kaynaklarını ve daha geniş anlamda Osmanlı kültürel mirasını bilmeden, Sırp ve Balkan tarihlerinin geniş bir dönemine tarafsız bir açıdan bakmak imkansızdır. Bundan dolayı kimi akademik çevrelerde Türkoloji uzun süre Osmanlı çalışmalarının bir parçası olarak görüldü. 1926 senesinde, Belgrat Filoloji Fakültesi’ne bağlı Doğu Çalışmaları Bölümü kurulduğunda, Avrupa okulundan gelen, konunun önde gelen isimlerinden olan kurucusu Dr. Fehim Bajraktarevic (1889-1970), Türkoloji’yi “müfredatın tasarlanmasında bir hareket noktası” olarak aldı. Bu ona göre, “Türk etkilerinin çok güçlü olduğu bir bölge olan ülkemizin tarihini, dilini, folklorunu ve edebiyatını daha iyi anlayabilmek” için gerekliydi (Marija Djukanovic, “Katedra za orijentalnu filologiju,” Sto godina Filozofskog Fakulteta, Belgrat, 1968, s.478). Ufku geniş ve bilgili bir akademisyen olarak Osmanlı çalışmalarının gerekliliğini çok iyi anlamış, bu alanda çok önemli katkılarda bulunmuştur. Öte yandan bilimsel Türkoloji’nin bilim adamlarını sadece Osmanlı elyazmalarını ve belgelerini okumak, yorumlamak ve yayımlamak üzere eğitmeyle sınırlı kalmaması gerektiğini, kalamayacağını savunmuştur. Osmanlı çalışmalarında gerçek bir anlayış geliştirebilmek için sık sık modern Türkçe’nin de öğrenilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Böylece Türk akademisyenlerinin önemli filolojik ve tarih yazımı çalışmalarına da erişim sağlanabilecektir. Bundan dolayı ta en başından beri Türkoloji’yi bir bütün olarak görmüş, dil bilimsel ve edebi yönleriyle beraber düşünülen bir yaklaşım önermiştir.

Bajraktarevic, zaman zaman kimi tarihçi meslektaşları tarafından, Osmanlı çalışmalarını ihmal ettiği şeklinde eleştirilmiştir. Ancak bu eleştiriler, geniş kapsamlı orientalist filoloji kavrayışına bağlılığını değiştirmemiştir. Osmanlı çalışmalarındaki durgunluk başka etmenlerin sonucudur. Bunların başında da akademinin dışından bir etmen gelmektedir. Bu; kompleks, zor, disiplinlerarası alana karşı öğrencilerin genel ilgi eksikliği. Bu alanda, isterse en yüksek akademik standartlarda çalışılsın, bir geçim bulmak çok güçtür. Zaten Türkiye’de bile benzer bir durum söz konusudur.

Türk dili ve edebiyatı grubu bugün hala, Filoloji Fakültesi’ne bağlı Doğu Çalışmaları Bölümü altında çalışan üç gruptan biridir. Müfredatında hem modern hem Osmanlı Türkçesi, bunun yanı sıra klasik ve çağdaş Türk Edebiyatı bulunmaktadır. Bu alanda Lisansüstü ve Doktora çalışmaları da yürütülmektedir. Doğu Çalışmaları Bölümü’nde geçen yıllar zarfında, çağdaş Türkçe öğretimi için pek çok ders kitabı ve elkitapları basılmıştır. Bunların başında, yakın zamanda kaybettiğimiz önde gelen Türkologlardan Prof. Dr. Slavoljub Djindic (1935-2000) tarafından kaleme alınan Türk Dili Ders Kitabı (Udzbenik turskog jezika, Belgrat, 1977) ve yine aynı yazarın iki meslektaşıyla, Türk Dil Kurumu’nun da katkılarıyla çıkardıkları büyük Türkçe-Sırpça Sözlük (Ankara, 1997) gelmektedir. Türkçe öğretiminde görsel-işitsel yöntemler dahil tüm modern yöntemler kullanılmaktadır. Bu konuda ayrıca Türkiye’den meslektaşlarımızın düzenli ve çok kıymetli işbirliği de söz konusudur. Şu anda bölümde çalışmakta olan bir Türk misafir hocamız vardır.

Doğu Çalışmaları Bölümü’ne ek olarak, Kosova’daki Priştina Üniversitesi Filoloji Fakültesi’nde de Türkoloji çalışmaları yürütülmektedir. Ancak, şu anda uluslar arası himaye altında bulunan bu bölgenin son siyasi durumundan dolayı oradaki Türkçe çalışmaları ve öğretiminin durumu hakkında fazla bir bilgim yok. Değerli meslektaşım Prof. Dr. Nimetullah Hafız’ın bu konuya değineceğini ümit ediyorum.

Sırpça ve Türkçe ile temas halindeki öteki Balkan dilleri düşünüldüğünde, Türkçe ve Rumeli şiveleri bilgisi hem bilimsel hem kültürel açılardan önemlidir. Çok iyi bilindiği gibi, on beşinci yüzyıldan yirminci yüzyılın başına kadar geçen dönemde, etnik ve dilsel olarak heterojen bir tablo sergileyen Balkan ve Türk nüfusları arasında, maddi manevi tüm kültürel alanlarda çok yoğun temaslar söz konusudur. Bu temasların en görülür sonuçlarından biri, Slav kökenli olan olmayan tüm Balkan dillerine girmiş Türkçe kelimelerdir. Bu kelimeler, bu dillere asimile olmanın ve bu dillerin bir parçası olmanın yanı sıra, çok dilli uluslardan ve etnik topluluklardan gelen temsilciler arası iletişime de katkıda bulunmuştur. Hatta Türkçe kimi zaman bölgesel ya da alt-bölgesel lingua franca* görevi görmüştür (Oливера Jашар-Hастева, Tурски елементи во јазикот и стилот на македонската народна лоезија, Cкопје, 1987, s.5). Dolayısıyla, Türkçe kelimeleri Sırpça (ve tüm diğer Balkan dilleri) vokabülerlerinin özel bir unsuru olarak, ama aynı zamanda, önemli ama hala başlangıç aşamasında olan girişimlerin bulunduğu “Balkan Dil Birliği” (Sprachbund) adı verilen oluşumun önemli bir ortak noktası olarak incelemek gerekir.

Uzun ve zengin bir geleneği olan Sırpça’daki Türkçe unsurların araştırma alanı, son yıllarda önemli teorik ve yöntemsel atılımlar yapmıştır. Sırp Bilim ve Sanat Akademisi’nin uzun vadeli Sırp Dilinin Etimolojik Sözlüğü projesinin bir parçası olarak, Türkçe kökenli kelimelerin etimolojisini araştırırken Osmanlı-Türk edebiyatında kelimenin en eski halini arama pratiği bir kenara bırakılmış durumda. Zira Sırpça’ya Türkçe kelimelerin gündelik dilde -yerel ağızlar ve şiveler kanalıyla- girmiş olduğu artık bilinen bir gerçektir. Bugün, bu kelime ödünç alma-verme örüntülerinin araştırılmasına daha fazla ilgi gösteriliyor. Bu da elbette Türkçe’nin tarihsel şive araştırmaları konusunda bilgi sahibi olmayı gerektiriyor. Böyle bir çalışma yapmak, çağdaş Türkçe’ye hakim olmadan mümkün değil, zira araştırmacı dil ve şiveler tarihi konularındaki literatürü takip etmek durumunda. Bu da Türkçe öğrenmek için başka bir neden olarak ortaya çıkıyor. Bu Etimolojik Sözlük ve büyük Sırp-Hırvat Edebi ve Gündelik Dil Sözlüğü grup çalışmalarına paralel olarak, bir kaç tane de tematik olarak daha dar bir alanı kapsayan Türkçe unsurlar konulu lisansüstü çalışmaları bulunuyor. Bu konularda bir kaç tane de doktora çalışması yürütüldüğünü eklemekte fayda var.

Türkçe, Balkanlarda Osmanlı kültürel mirası ya da günümüz Türkiyesi ile ilgili alanlarda çalışan başka bilim adamları ve akademisyenler için de önemli. Örneğin sanat tarihçileri, mimarlar, etnologlar, tarihçiler, edebiyat kuramcıları için. Bu bilim adamlarının pek çoğu, başka imkanlardan yoksun olduklarından çalışmalarını bireysel olarak, bir dil uzmanının yardımıyla ya da Filoloji Fakültesi’nde temel ya da yüksek lisans düzeyinde verilen Türkçe derslerine devam ederek yürütmek zorunda kalıyorlar. Zira bugün maalesef halka açık Türkçe kursları yok. Bunun en büyük nedeni ise bu dili öğrenmeye karşı sınırlı bir ilgi olması. Bu durum, böyle bir girişimin ekonomik olarak çekici olmasını engelliyor.

Yugoslavya’da da, tıpkı Makedonya, Bulgaristan ve Yunanistan’da olduğu gibi, Türkçe ulusal dil statüsüne sahip. Zira, Türk ulusal azınlığının ana dili. Bir tereddüt döneminden sonra Türkçe, İkinci Dünya Savaşı’nı takip eden dönemde, 50’lerin başında ilk defa olarak ilkokul müfredatlarına alınmış. Daha sonra lise eğitimine sıra gelmiş. Böylece Kosova, Metohya ve Makedonya’daki (bu bölgede 1981 sayımına göre resmi olarak 100.000 Türk kökenli vatandaş bulunuyor) Türk ulusal azınlığının eğitim ve kültürel azınlık haklarını kullanmalarının kapısı açılmış oluyor. Daha sonra bu haklar üniversiteye kadar uzanıyor. İlk olarak bir Öğretmenler Okulu, daha sonra Priştina Üniversitesi’nde bir Doğu Çalışmaları Bölümü açılmış (Nimetullah Hafız, “Yugoslavya’da Türkçe Öğretim”, Balkan Ülkelerinde Türkçe Eğitim ve Yayın Hayatı Bilgi Şöleni, Ankara, 1999, ss.245-250). Ana dili Türkçe’nin yerel şivelerinden biri olanlara Türkiye Türkçesi öğretmek amacıyla yıllarca okul literatürü hazırlanmış, müfredatlar geliştirilmiş, aynı zamanda teorik çalışmalar da yapılmış. Bu elbette personelden yöntemsel konulara kadar pek çok karmaşık sorunun da çözülmesini gerektirmiş. Bu teorik çalışmalarda, kaybetmiş olduğumuz Süreyya Yusuf’un büyük katkılarını hatırlamalıyız. Ulusal eşitlik ile azınlık haklarına saygının korunması, öte yandan da Balkanlarda çağdaş Türkçe’nin ve Türk kültürünün kabul görmesi için verilen mücadele önemlidir (bu konunun daha ayrıntılı bir tartışması için bkz. Darko Tanaskovic, “The Planning of Turkish as a Minority Language in Yugoslavia”, Yugoslavya’da Türkçe’nin bir Azınlık Dili olarak Planlanması, Language Planning in Yugoslavia, Columbus, 1992, ss.140-161). Yugoslav Federasyonu’nun dağılması, ardından gelen etnik çatışmalar ve bunların siyasi sonuçları, özellikle Kosova’da bir azınlık dili olarak Türkçe’ye karşı toplumsal ve devlet ilgisinde bir kopma olmuştur. Bu, şu anda Yugoslavya’nın durumuyla ilgili bir şeydir, bunda eğitimsel ve kültürel etmenlerin pratik bir etkisi yoktur.

Çağdaş Türkçe’nin öğrenilmesi ihtiyacı ve motivasyonu Yugoslavlar arasında gittikçe artmaktadır. Bu salt iletişimle ilgili nedenlere bağlıdır. Bu da çok cesaret verici bir tablo sergilemektedir. Zira dil, bireyler arasında her şeyden öte bir iletişim aracıdır. Türk dili, nasıl Osmanlı döneminde Balkanlarda bir şekilde bir iletişim aracı idiyse, yeni binyıla girdiğimiz şu günlerde de benzer bir işlev yükleneceğine dair umut verici işaretler gösteriyor. Yugoslavlar ile Türkler arasında çeşitli alanlarda temaslar artıyor. Çocuk festivallerine karşılıklı olarak çocuklarımızı gönderiyoruz; atletlerimiz, sanatçılarımız düzenli olarak bir araya geliyor; Yugoslav Müslüman topluluğundan önemli sayıda genç Türkiye’de eğitim görüyor; eski iş bağlantıları yenileniyor, karşılıklı çıkarlar çerçevesinde yeni işbirliği yolları keşfediliyor. Türkler yeniden, Batıya yaptıkları yolculuklarda Yugoslav yollarını kullanmaya başladı. Bu örneklerin hepsi Türkçe öğrenmenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Öte yandan hem Yugoslavların hem Türklerin, özellikle gençlerin ilk karşılaşmalarında ‘ilk refleks’ olarak İngilizce kullandıkları da inkar edilemez bir gerçek. Ancak özellikle umut vadeden yeni bir oluşum söz konusu. Türkiye, Yugoslav turistlerin tercih ettikleri favori ülkelerden biri olma yolunda hızla ilerliyor; bu turistlerin sayısı her yıl artıyor. Yılda Türkiye’yi ziyaret eden yüzlerce, hatta binlerce Yugoslav turistten söz ediyoruz ki bu sayılar göz ardı edilemeyecek kadar yüksektir, hem ekonomik, hem kültürel ve hem dilsel açılardan bakıldığında. Turistler, ya da günümüzde dendiği gibi ‘modern göçebeler’, en azından birkaç Türkçe kelime öğrenme ihtiyacı hissediyorlar. Dolayısıyla, pratik Türkçe kitaplarına büyük bir talep var. Bugüne kadar, ‘cep’ sözlükleri ve turiste gereken temel cümleler tarzı pek çok kitap basılmış durumda. Ancak bunlar her ne kadar amaçlarına ulaşsa da, en temel Türkoloji kriterlerini yerine getirmekten çok uzaklar. Türkiye’ye seyahat eden meraklı Yugoslav turistlerin, bu güzel ve misafirperver ülkeden çıkacak ciddi bir rehber dil kitabına kavuşmalarını ümit ederiz. Bu insanlardan bazıları ülkelerine döndüğünde Türkçe öğrenmek isteyebilir. Her şey bir yana, buna benzer durumlar daha önce de olmamış mıdır?


Belgrat Üniversitesi - Prof. Dr. Darko TANASKOVIC

Eskiden Akdeniz sahillerinde konuşulan Italyanca’dan bozma dil; milletlerarası ticari dil.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...